TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ SUAT ERTOSUN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1047)
Karar Tarihi: 15/4/2015
R.G. Tarih- Sayı: 20/6/2015-29392
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Ali Suat ERTOSUN
Vekili
:
Av. Rabiya BALKANLI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, ulusal ölçekte yayın yapan bir gazetede köşeyazarı olan davalının yazdığı bir köşe yazısında kullandığı ifadelerin kişilikhaklarını zedelediğini belirterek, Anayasa’nın 17.,25., 26., 28., 36., 40. ve 90. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama ve tazminat talebindebulunmuştur.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 28/1/2013 tarihindeAnkara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 30/9/2014tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/11/2014tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 9/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 15/1/2015 tarihinde bildirilmiştir.Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 27/1/2015tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 7 yıl adli yargıda hâkimlik, 14 yıl adaletmüfettişliği, başmüfettişliği ve ayrıca Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürlüğü ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği yapmıştır. Başvurucuhalen Yargıtay 6. Ceza Dairesinde üye olarak görev yapmaktadır.
9. Ulusal bir gazete olan Star Gazetesi’nin 19/7/2009 tarihli nüshasında yayımlanan “Hürriyet haberi nasıl vermişti” başlıklıgazete makalesinde, Özdemir Sabancı'nın silahlı saldırı sonucu öldürülmesindensonra gerçekleşen olaylardan bahsedilmiş ve dönemin Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürü'nün, Cumhurbaşkanı tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyasıylaödüllendirilen başvurucu Ali Suat Ertosun olduğu bilgisine yer verilmiştir. Sözkonusu gazete yazısında şu ifadeler yer almıştır:
“Takvimler 9 Ocak 1996’yıgösterirken, Sakıp Sabancı’nın kardeşi Özdemir Sabancı ve iki holding çalışanıTürkiye’nin en iyi korunan binalarından birinde, Sabancı Center’da silahlısaldırı sonucu öldürüldü. Olayı terör örgütü DHKP-C üstlendi. Suikastte tetiği çeken Mustafa Duyar, bir yıl sonra sürprizbir şekilde teslim oldu ve Afyon Cezaevi’ne konuldu. Ne hikmetse, Nuri ve VedatErgin kardeşler (Karagümrük Çetesi) de bir süre sonra adamlarıyla birlikte aynıcezaevine nakledildi. Ve gene ne hikmetse, bir isyan çıktı, 15 Şubat’taSabancı’nın katili Duyar öldürüldü. Bu dönemde Ceza ve Tevkif Evleri GenelMüdürü Ali Suat Ertosun’du...
16 Şubat 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin buhaberi şu dikkat çekici saptamalarla verdiğini gördüm: ‘Sabancı suikastinin tetikçisi olan devlet güvencesindeki MustafaDuyar, kendilerini Afyon Cezaevi’ne naklettiren Karagümrük çetesi tarafındankafasına 3 kurşun sıkılarak öldürüldü. ...Mustafa Duyar’ı öldürmek için DHKP-C’den‘infaz ihalesi’ almış olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.’ Haberdecinayeti işleyen Karagümrük Çetesi’nin ‘kim’ tarafından Afyon’a nakledildiğiyoktu, bunun yerine ‘kendilerini naklettiren’ vurgusu vardı. Cinayet nedeniolarak ise ‘DHKP-C’den ‘infaz ihalesi’ alınmış olabileceği ihtimali’gösterilmekteydi...
Hálbuki...
Ekim 2000’de Uşak Cezaevi’ndeki isyansırasında çekilen video kaydında Nuri Ergin, devletin emriyle Sabancı suikasti sanığı Mustafa Duyar’ı öldürdüğünü açıklıyor... VeNuri’nin ardından sahneye çıkan kardeşi Vedat Ergin ise kendilerini ‘Veliağabey’ diye bahsettiği Veli Küçük’e sormalarınısöylüyordu... Ergenekon İddianamesi’nde yer alan bugörüntüler FOX Haber tarafından yayınlandı. İddiaya göre, Sabancı Center’dakicinayetleri Ergenekon Terör Örgütü organize etti ve bunu terör örgütü DHKP-C’yeyaptırdı. Daha sonra ise Karagümrük Çetesi aracılığıyla tetikçi Mustafa Duyarortadan kaldırıldı. Mustafa Duyar’ın, Afyon Cezaevi’nde kaldığı hücrede suçuüstlendiği ifadesini değiştirmek istediğinden; ‘bildiğim bütün sırlarıaçıklamaya hazırım’ dediği günün akşamı çıkartılan bir isyan sonucu çetesanıklarına öldürtüldüğünden söz edildiğine de rastladım... Uşak E TipiCezaevi’nde 2000 yılında hükümlü Nizamettin Dal’ın işkence edilerek öldürülmesiyleilgili açılan davanın ikinci duruşmasında ifade veren Nuri Ergin, ‘CumhuriyetSavcısı Zekeriya Öz, Sabancı suikastıyla ilgili bir şeyler ortaya çıkarmakistiyorsa Ali Suat Ertosun’un neden Mustafa Duyar’a yakınlık gösterdiğinisorgulasın’ demişti.
15 Şubat 1999’daki Mustafa Duyar cinayetiertesinde... 19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ yaşadı.30’u tutuklu 32 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Bu dönemde Ceza ve TevkifEvleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’du... 2004 yılında, Ertosun, döneminAdalet Bakanı Cemil Çiçek’in önerisi üzerine, bu operasyondaki büyük katkısınedeni ile Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayıile Devlet Üstün Hizmet Madalyası’yla ödüllendirildi. Katledilenlerin yakınlarıtarafından, Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 23 Haziran 2008tarihindeki 23. oturumunda, sanıkların ifadesi dahi henüz alınmamış iken, herbenzeri davada olduğu gibi davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine kararverildi.
Ergenekon ve faili meçhul cinayetleriaraştıran savcı ve hákimlerin görevlerinden alınmasıiçin uğraştığı iddia olunan zihniyetin ardına, şöyle bir on yıl geriye doğrugiderek bakınca, ürkütücü bir umacıyla karşılaşıyorsunuz... Ve Türkiye’yisarsan resmi ‘cinayet ve katliamlara’ bulaşanların sırtlarının hiçbir şekildeyere gelmediğini, sürekli korunup kollandıklarını görüyorsunuz. ‘ErgenekonTerör Örgütü’ olduğu iddia olunan anlayış sanki ‘devlet’... Ama böyle bir‘devlet anlayışı’ olamayacağına göre, ‘yeni devlet’ şimdi bu örgütlenmeyitemizlemekle uğraşıyor... Hayatın değiştiğini hiç anlamayan, hayata cinayet vekatliamlar üzerinden bakan ‘eskiler’ de çaresizce direnmeye çabalıyor...”
10. Başvurucu bu yazı üzerine, kişilik haklarına saldırıdabulunulduğu iddiasıyla 12/7/2010 tarihinde Ankara 16.Asliye Hukuk Mahkemesinde haberi kaleme alan köşe yazarı Mehmet Altan aleyhinemanevi tazminat davası açmıştır.
11. İlk Derece Mahkemesi, 5/4/2011tarihli kararla davanın reddine karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesiningerekçesi şöyledir:
“... (O)laylarıngerçekleştiği tarihlerde Ceza ve Tevkifevleri GenelMüdürü olan davacının, Sabancı suikastinden sonracezaevlerinde gerçekleşen ve ölümle sonuçlanan olaylarda görevini kötüyekullandığına ve ihmal ettiğine dair herhangi bir ifade kullanılmadığı,olaylardan kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyen ifadeler kullanılarakbahsedildiği, basın özgürlüğü sınırları aşılmaksızın eleştirel nitelikte yazıyazıldığı, davacıyı incitici ve rencide edici ifadelere yer verilmediği,davalıların manevi tazminat sorumluluklarının doğmadığı sonucuna varıl(mıştır.)”
12. Temyiz üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 9/4/2012 tarihli ilamla usul ve yasaya uygun olan hükmünonanmasına karar vermiştir.
13. Onama kararına karşı yapılan karar düzeltme başvurusu,Yargıtay aynı dairesince 3/12/2012 tarihli kararlareddedilmiştir.
14. Başvurucu, ret kararını, vekiline 27/12/2012tarihinde tebliğ edilmesiyle öğrenmiştir.
15. Bireysel başvuru, 28/1/2013tarihinde yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
16. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı TürkBorçlar Kanunu’nun “Sorumluluk”başlıklı 49. maddesinin şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zararverici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı birfiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 15/4/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 28/1/2013 tarihli ve 2013/1047 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu,
i. Davaya konu yazıda davalınınkendisini, görevini kötüye kullanan, yasa dışı işler yapan, derin devletgörevlisi ve ajanı, çeteleri idare eden, yönlendiren ve onlara öldürme talimatıveren, adam öldürten, faili meçhul cinayetleri ve Ergenekon silahlı terörörgütünün şüpheli ve sanıklarını koruyan, onları soruşturan ve yargılayanCumhuriyet savcısı ve hâkimlerin görevden alınması için çaba harcayan, taraflıderin ve kirli ilişkiler içerisinde bulunan bir kişi olarak gösterdiğini,
ii. Davalınınkendisini, “ürkütücü bir umacı”,“resmi cinayetlere bulaşan” ve “sürekli korunup kollanan” ifadeleriyle tanımladığını,
iii. Sözkonusu yazıda, ifade özgürlüğünün ve eleştiri yapma hakkının sınırlarınınaşıldığını, kullanılan ifadelerin şeref ve haysiyetine saldırı niteliğindeolduğunu, derece mahkemelerinin davalının haber ve yorum yapma özgürlüğü ilekendisinin itibarının korunması arasındaki dengeyi sağlayamadığını ilerisürmüş, Anayasa’nın 17., 25., 26., 28., 36., 40. ve90. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama ve tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
19. Başvurucu tahkir içeren sözler nedeniyle de şeref veitibarın korunması hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasanın 17., 25., 26., 28., 36., 40. ve 90. maddelerinin ihlaledildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun şikâyet ettiği koşullar veşikâyetlerini dile getirme biçimi dikkate alınarak bu şikâyetlerin Anayasa’nın17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.
20. Mevcut davada başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını istemehakkı ile ulusal günlük gazetenin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altınaalınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26.maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulmasıgerekmektedir.
a. Genel İlkeler
i. Kişinin ManeviBütünlüğü
21. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
22. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.maddesinde yer alan “manevi varlık”kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olankişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerinsaldırılarını önlemekle yükümlüdür. (AbdullahDoğtaş, B.No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33) Başka bir deyişle kişisel itibarınınkorunması hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasıaltındadır ve şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayınyolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması halinde Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç, B.No: 2013/6617,8/4/2015 [GK], § 36; İlhan Cihaner, B.No:2013/5574, 30/6/2014, § 42).
23. AİHM, kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleriAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı”kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM’egöre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafındankorunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (Bkz. X ve Y/Hollanda,B. No: 8978/80, 26/3/1985,§ 22; Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007 § 35; Axel Springer AG/ Almanya, B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83). Aynı şekilde, gazetemakalesinde hakaret içerdiği iddia edilen beyanlara karşı bir kimseninitibarının korunması hakkı da (White/İsveç, B. No: 42435/02, 19/12/2006, § 19 ve30) eleştirel bir gazete makalesine karşı kişinin korunmadığı iddiası da (Minelli/İsviçre,(kk), B. No: 14991/02, 14/06/2005)özel yaşam kapsamında görülmüştür.
24. Kamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılarnedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı, kişisel kimliğinin vemanevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Bkz.Pfeifer/Avusturya, § 35) ve Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (bkz. Kadir Sağdıç, B.No:2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 38; İlhan Cihaner, B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44).
25. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasınınolaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının belli birağırlık düzeyine erişmiş olması ve kişinin itibarına saygı gösterilmesiniisteme hakkından başvurucunun kişisel olarak yararlanmasına zarar verecekşekilde yapılmış olması gerekir. Ayrıca, öngörülebilir şekilde, kişinin kendieylemleri sonucu ortaya çıkabilecek itibarının zedelenmesi olgusundan şikâyetetmek için Anayasa’nın 17. maddesi ileri sürülemez (bkz. Kadir Sağdıç, B.No:2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 39; İlhan Cihaner, B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 45, 56; benzer birdeğerlendirme için bkz. Mater/Türkiye,B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 52)
26. İnceleme konusu olan dava gibi davalarda söz konusu olan,devletin bir eylemi değil ama yargı mercilerinin, başvurucuların kişiselitibarlarına sağladıkları korumanın yetersiz olduğu iddiasıdır. Anayasa’nın 17.ve Sözleşme’nin 8. maddesi esas olarak kamu görevlilerinin keyfi müdahalelerinekarşı bireyi korumayı amaçlasa da söz konusu maddeler sadece devletin bu türmüdahalelerde bulunmasından kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa’nın17. maddesinin birinci fıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, bireyin maddive manevi varlığına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitifyükümlülükler eklenebilir. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olanilişkilerini de kapsayacak şekilde, kişisel itibarının korunmasını istemehakkına saygının güvence altına alınması amacıyla bir takım tedbirleralınmasını gerektirebilir (Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında benzer kararlariçin bkz. X ve Y/Hollanda, B. No:8978/80, 26/3/1985,§ 23; Von Hannover/Almanya (no 2), B.No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 98). Bu tedbirlere, kişiselitibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda dabaşvurulabilir (bkz. Kadir Sağdıç,B.No: 2013/6617, 8/4/2015[GK], § 40; İlhan Cihaner,B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 47).
27. Başvuruya konu gazete makalesinde, olayların geçtiğitarihte Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)üyesi olan başvurucunun Ergenekon soruşturmaları olarak bilinen bir dizisoruşturmayı ve söz konusu soruşturmalar kapsamında açılan ceza davalarınıyürüten bazı hâkim ve savcıların görev yerlerinin değiştirilmesi için çabagösterdiği ileri sürülmüş ve bazı detaylara yer verilmiştir. Söz konusumakalede başvurucunun Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü yaptığı dönemdeSabancı suikastının faillerinin cezaevinde öldürülmesinde ve cezaevlerindeyaşanan bir dizi olayın sorumlusu olduğu iddia edilmektedir. Söz konusumakaledeki iddialar ve sözler nedeniyle başvurucunun kişisel itibarınınkorunması hakkına müdahale edildiği kabul edilmelidir.
ii. İfade Özgürlüğü ileBasın Özgürlüğü
28. Mevcut başvuruda başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını istemehakkı ile ulusal günlük gazetenin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altınaalınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26.maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulmasıgerekmektedir (bkz. Kadir Sağdıç,B.No: 2013/6617, 8/4/2015[GK], § 42; İlhan Cihaner,B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 49). Bu sebeple, buözgürlüklerin kullanımıyla ilgili genel ilkelerin belirlenmesi gerekir.
29. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yaymahakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veyafikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo,televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sisteminebağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerinkullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temelnitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması,suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulüncebelirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özelve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veyayargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıylasınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarınınkullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememekkaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
30. Anayasa’nın “Basınhürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:
“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevikurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
…
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerinisağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.
…”
31. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğününkullanımında başvurulabilecek araçlar “söz,yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiştir ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifadearacının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (bkz. Kadir Sağdıç, B.No:2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 45; B.No:2013/2602, 23/1/2014, § 43).
32. Anayasa’da basın özgürlüğüne ilişkin olarak dahaayrıntılı düzenlemeler de yer almıştır. Basın özgürlüğü alanındaki temeldüzenleme Anayasa’nın 28. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, basılmışmateryalleri kapsayacak, ancak görsel ve işitsel iletişim araçlarını dışarıdabırakacak şekilde düzenlenmiştir. Nitekim düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğünün düzenlendiği Anayasa’nın 26. maddesinde “…radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarlayayımların izin sistemine…” bağlanabileceği belirtilerek, builetişim araçlarının düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğündenyararlanabileceği belirtilmek istenmiştir. Anayasa’nın 28. maddesine ilaveolarak 29. maddede süreli ve süresiz yayın hakkına, 30. maddede basınaraçlarının korunmasına yer verilmiştir. Anayasa’nın 31. maddesinde ise kamutüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkıdüzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın basın özgürlüğünü düzenleyen hükümlerindeyer alan “yazanlar”, “bastıranlar”, “başkasına verenler”, “dağıtımıönleme”, “toplatma”, “süreli yayın” ve “süresiz yayın” gibi ifadeler ancak “gazete”, “kitap”,“dergi” gibi basılıpçoğaltılabilen kitle iletişim araçları için kullanılabilir. Dolayıyla,Anayasa’ya göre basın, kitle iletişim araçlarından biridir; ancak diğer kitleiletişim araçlarından ayrılarak özel olarak korunmuştur (bkz. Kadir Sağdıç, B.No:2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 46; Abdullah Öcalan, B.No:2013/409, 25/6/2014, § 68; İlhan Cihaner, B.No:2013/5574, 30/6/2014, § 53).
33. İfade özgürlüğü, Anayasa’da yer alan diğer hak veözgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler. Gerçekten de gazete, dergi veyakitap biçiminde basın yayın yoluyla düşüncenin yayılmasının başlıca aracı olanbasın özgürlüğü de ifade özgürlüğünün kullanılma biçimlerinden birisidir. Basınözgürlüğü, Sözleşme’de ayrı bir madde olarak değilifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddenin altında koruma altına alınmıştır.Sözleşme’nin 10. maddesi, yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değililetilme biçimlerini de koruma altına almaktadır (bkz. Kadir Sağdıç, B.No:2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 47; İlhan Cihaner, B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 54).
34. AİHM içtihatlarında sıklıkla vurgulandığı gibi ifadeözgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumunilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birinioluşturmaktadır. AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmaküzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsızveya ilgisiz kabul edilen “bilgi”ve “fikirler” için değil,incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerliolduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göreifade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratikbir toplum”dansöz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi ise de, buistisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna ediciolması gerekir (bkz. Kadir Sağdıç,B.No: 2013/6617, 8/4/2015[GK], § 48; İlhan Cihaner,B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 55; başka kararlaryanında bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, §49).
35. Buna karşın basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28-32.maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir. Basın özgürlüğü, gazete, dergi, kitapgibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi, haber veeleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar (bkz. AYM, E.1996/70,K.1997/53, K.T. 5/6/1997). Basın özgürlüğü düşünceniniletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesinisağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlüaraçla açıklanabilmesi, açıklanan düşünceye paydaş sağlanabilmesi, düşünceyigerçekleştirme konusunda ilgililerin ikna edilebilmesi çoğulcu demokratikdüzenin gereklerindendir. Bu itibarla ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğüdemokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (bkz. Kadir Sağdıç, B.No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 49; AbdullahÖcalan, B.No: 2013/409, 25/6/2014, § 74; İlhan Cihaner, B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 56).
36. Özgür bir siyasal sistemde, devletin eylem veişlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar, basının ve aynı zamandakamuoyunun da denetimi altında bulunması gerekmektedir. Yazılı, işitsel veyagörsel basın kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini veihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar almasüreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasinin sağlıklı bir şekildeişlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini güvence altınaalmaktadır (bkz. İlhan Cihaner,B.No: 2013/5574, 30/6/2014,§ 57; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41; Özgür radyo-Ses Radyo Televizyon Yapım ve TanıtımAŞ/Türkiye, B. No: 64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00, 64184/00,30/3/2006 § 78; Erdoğdu ve İnce/Türkiye,B. No: 25067/94, 25068/94, 8/7/1999, § 48). Bu sebeple basın özgürlüğü, herkesiçin geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür (bkz. AYM, E.1997/19, K.1997/66, K.T. 23/10/1997; AbdullahÖcalan, B.No: 2013/409, 25/6/2014, § 75).
37. AİHM, birçok sefer demokratik bir toplumda basınınoynadığı temel rolün altını çizmiştir. Her ne kadar, özellikle de başkalarınınşöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak, bazı sınırları aşmamasıgerekse de basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararınıilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. Onun böyle konularda bilgi vefikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkıeklenir. AİHM’e göre bu görevi olmasaydı basın,vazgeçilmez “gözetleyici” (watchdog) rolünü oynayamazdı (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç[BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59 ve62; Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka[BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004 § 71).
38. Ayrıca bu tür başvurularda basının yerine geçip belli birdurumda kullanılacak haber yapma şeklinin ne olacağını belirlemenin yargımercilerinin görevi olmadığı (Jersild/Danimarka,B. No: 15890/89, 23/9/1994,§ 31) göz önünde bulundurulmalıdır (bkz. KadirSağdıç, B.No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], §52; İlhan Cihaner,B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 59).
39. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgürolması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesi de şarttır. Basınözgürlüğünde belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmak mümkün olsada (Prager ve Oberschlick /Avusturya,B. No: 15974/90, 26/4/1995,§ 38) bu özgürlük aynı zamanda ilgililerin meslek ahlâkına saygı göstererekdoğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareketetmelerini de zorunlu kılmaktadır (Bladet Tromsø ve Stensaas/ Norveç [BD], B. No: 21980/93, 10/5/1999, § 65; bkz. Kadir Sağdıç, B.No:2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 53; İlhan Cihaner, B.No:2013/5574, 30/6/2014, § 60).
40. Gerçekten de kötü niyetli olarak gerçeğin çarpıtılmasıbazen kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Gerçeğe uygun bir beyana,kamuoyunun gözünde yanlış bir imaj uyandırabilecek vurgular, değer yargıları,varsayımlar hatta imalar eşlik edebilmektedir. Dolayısıyla haber verme görevizorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ve basın kuruluşlarının kendiliğindenuymaları gereken sınırlar içermektedir. Bu durum özellikle basında yer alansöylemlerde isimleri zikredilen kişilerin ciddi şekilde itham edilmelerihallerinde geçerlidir (bkz. Kadir Sağdıç,B.No: 2013/6617, 8/4/2015[GK], § 54; İlhan Cihaner,B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 61; AİHM kararı içinbkz. Mater/Türkiye, B. No:54997/08, 16/7/2013, § 54-55).
41. Sınırlanabilir birer hak olan ifade özgürlüğü ile onutamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü Anayasa’da yer alantemel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimine tabidir. Anayasa’nın 28.maddesinin dördüncü fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında 26. ve 27.madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Böylece basın özgürlüğü, ifadeözgürlüğü ile ilgili genel hüküm niteliğindeki 26. maddedeki ve sanatsal veakademik ifadelerle ilgili 27. maddedeki sınırlama rejimine tabi tutulmuştur. Basınözgürlüğüne yönelik diğer sınırlamalar ise 28. maddenin beşinci ve izleyenfıkralarında yer almıştır (Abdullah Öcalan,B.No: 2013/409, 25/6/2014, §76). Basının, Anayasa’nın 26., 27. ve 28. maddelerindesayılan sınırlandırmalardan biri olan “başkalarınınşöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının” korunması içinkonmuş olan sınırlandırmalara uyması gerekir (bkz. Kadir Sağdıç, B.No: 2013/6617,8/4/2015 [GK], § 55; İlhan Cihaner, 2013/5574, 30/6/2014, § 62)
42. Son olarak halkın da bu tür bilgileri almaya hakkıvardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna, çeşitli fikir ve tutumlarının iletilmesi vebunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birinisağlamaktadır (bkz. İlhan Cihaner, B.No:2013/5574, 30/6/2014, § 63; başka pek çok kararyanında aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §§ 41-42; Erdoğdu ve İnce/Türkiye, B. No: 25067/94,25068/94, 8/7/1999, § 48; Kadir Sağdıç,B.No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 56)
iii. Olgusal İddialar ve Değer Yargıları
43. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerinbaşvuranı aşırı bir eleştiriden korumakta yetersiz kalıp kalmadıklarıincelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyükölçüde, dava konusu haberin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısıolarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada, maddi olgular ile değeryargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilsede, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırdatutulmalıdır (bkz. Kadir Sağdıç, B.No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], §57; İlhan Cihaner,B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 64; bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §46).
iv. Denge Kurmak İçin Başvurulan UygunKriterler
44. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu,prensip olarak, başvurunun ihtilaflı makale veya haberi yayımlamış olan gazetetarafından Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerine dayanılarak yapılmış olması ilebu haber veya makaleye konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Gerçekte buhakların her ikisi prensip olarak eşit bir saygıyı hak etmektedirler (bkz. İlhan Cihaner, B.No: 2013/5574, 30/6/2014, § 65;benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. VonHannover/Almanya (no 2) B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 106).
45. Yargı mercilerinin bu iki hak arasında Anayasa Mahkemesiiçtihadında ortaya konulan kriterlere uygun birşekilde bir denge kurmaları gerekir. Basın özgürlüğü ve bu kapsamda ifadeözgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgiliolarak mevcut olaya uygulanabilecek olan ve mahkememizce daha önceki kararlardabenimsenen kriterler aşağıda sayılmıştır (bkz. KadirSağdıç, B.No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], § 60-66; İlhanCihaner, B.No:2013/5574, 30/6/2014, § 66-73).
α)Kamu yararına katkı
46. Birinci temel unsur, haber, makale veya fotoğraflarınbasında çıkmasının kamu yararına yönelik bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover/Almanya (no 2) B.No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 109). Genel yarar konusu olan hususlarınbelirlenmesi ihtilaflı yazıların içerikleri ile birlikte somut davanınşartlarına da bağlıdır. Ancak sadece yayımın siyasi konular ya da işlenensuçlarla ilgili olduğu ( bkz. Egeland ve Hanseid/Norveç, B. No: 34438/04, 16/4/2009, § 58) durumlarda böyle bir yararınvarlığı kabul edilmelidir.
β)Hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve haber veya makalenin konusu
47. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve haber, yazı,röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki kriterlebağlantılı önemli başka bir kriter oluşturmaktadır.Burada sıradan bireyler ile kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusalalanda hareket eden bireyleri ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayanbir kişi kişisel itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkına ve özel hayathakkına ilişkin özel bir korumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamutarafından tanınan bireyler için bu derecede bir koruma söz konusu değildir(kamu tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkinbir karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k), B. No: 14991/02, 14/6/2005).Mesela resmi bir görevi yerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratiktoplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek olaylardan bahseden bir haber ileböyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylarüzerine yapılan bir haber, bir tutulamaz (VonHannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 63).
48. Anılan birinci durumda basının rolü basının birdemokraside kamu yararı bulunan konularda bilgi ve fikir iletme yükümlülüğüolan kamusal gözetleyici fonksiyonuyla örtüşüyorsa da, ikinci durumda bu roltali önemdedir. Aynı şekilde kamunun bilgilenme hakkı, kamuda tanınankişilerin, kamu görevlilerinin ve özellikle de siyasi kişiliklerin, özelhayatlarının çeşitli boyutlarına belli bazı durumlarda üstün gelebilse de,yayımlanan haberler ile onlara eşlik eden fotoğraf ve yorumların bu kişilerinsadece özel hayatlarıyla ilgili detaylar hakkında olması ve belli bir kesiminbu konudaki merakını gidermek dışında bir amaç taşımaması durumunda, ilgilikişiler belli bir üne sahip olsalar bile, böyle bir üstün gelme durumundanbahsedilemez (Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 65). Bu en sondaki durumda ifade özgürlüğünün dahadar yorumlanması gerekir (Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, § 66).
49. Mevcut başvurudaki gibi ifade ve basın özgürlüğü ilebaşkalarının şöhret ve itibarlarının korunmasının çatışması halinde, eğerşöhreti söz konusu olan kişi kamu görevlisi ise dengeleme sırasında bu kişininüstlendiği kamu görevi göz önüne alınmalıdır. Bununla birlikte, kamugörevlilerinin siyasetçilerde olduğu gibi her türlü söylemlerini yakın denetimeaçtıkları da söylenemez. Kamu görevlilerinin, görevlerini hakkıyla yerinegetirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmaları gerekir ki bu da ancak onlarıasılsız suçlamalara karşı korumakla sağlanabilir (bkz. Lesnik / Slovakya, B. No: 35640/97, 11/6/2003,§ 53).
γ) İlgili kişinin önceki davranışı
50. İlgilikişinin haber veya yazının yayımlanmasından önceki davranışı ya da ihtilaflıbilgilerin daha önce yayımlanmış olması da dikkate alınacak unsurlar içinde yeralmaktadır (Von Hannover/Almanya (no 2) B.No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 § 111).
δ) Yayımın içeriği, şekli ve sonuçları
51. Birgazetede haberin, röportajın, fotoğrafın veya makalenin yayımlanma şekli vehedef alınan kişinin orada sunulma biçimi de değerlendirmelerde göz önünealınmalıdır (bkz. Wirtschafts-Trend Zeitschriften-Verlagsgesellschaftm.b.H./Avusturya (no 3), B. No: 66298/01 ve 15653/02, 13/12/2005,§ 47). Ayrıca haberin, ulusal veya yerel,tirajı az veya çok bir gazetede yayımlanmış olmasına göre, yayım genişliği deönemli olabilir (bkz. Karhuvaara ve Iltalehti/Finlandiya, B. No: 53678/00, 16/2/2005, § 47).
ε) Haber veya makalenin yayınlanmaşartları
52. Sonolarak, haber veya makalenin yayınlanma şartlarının, söz konusu haberde yeralan olayların geçtiği dönemde ülkede meydana gelen olaylar ışığındadeğerlendirilmesi gerekir. Aynı zamanda hedef alınan kişi bakımındanmüdahalenin başka bir ifadeyle haberin yayımlanmasının etkilerinin niteliğiniya da ağırlığını göz önünde bulundurmak gerekir.
b) Bu ilkelerin mevcut olaya uygulanması
53. Başvurucu, Ceza ve Tevkif EvleriGenel Müdürü olduğu dönemde Özdemir Sabancı suikastının sanığının cezaevindeöldürülmesi olayı ile ilişkilendirildiğini, faili meçhul cinayetleri ve “Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün” şüphelive sanıklarını koruyan, onları soruşturan ve yargılayan Cumhuriyet savcısı vehâkimlerin görevden alınması için çaba harcayan bir kişi olarak gösterildiğiniiddia etmektedir. Başvurucu, söz konusu yazıda geçen, “ürkütücü bir umacı”, “resmi cinayetlere bulaşan” ve “sürekli korunup kollanan” ifadelerininkendisine karşı söylendiğini ileri sürmektedir.
54. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Anayasa Mahkemesiningörevinin, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde korunan itibarının korunmasıhakkı ile Anayasa’nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğü arasında adil birdenge kurulup kurulmadığını tespit etmek olduğu belirtilmiştir. Bakanlıkyazısında, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıhatırlatılmıştır.
55. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu, başvuru dilekçesindekigörüşlerini tekrar etmiştir.
56. İlk olarak, davalının başvuruya konu sözlerinin olgulartemelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı ve içeriğinin kamununmerakını giderme isteğinin ötesine geçip geçmediği sorularına cevapverilmelidir. Bu bağlamda, bir haber veya yazının kamuyu bilgilendirme değerine kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya makalenin yayımlanmasına okadar çok boyun eğmesi gerekir. Aksine, yazının bilgilendirme değeri ne kadardüşükse kişinin korunan çıkarına da o kadar çok üstünlük tanınması gerekir(bkz. Kadir Sağdıç, B.No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], §67; İlhan Cihaner,B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 74).
57. İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun olayların gerçekleştiğitarihlerde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olduğunuhatırlatmıştır. İlk Derece Mahkemesine göre davalı, Sabancı suikastından sonracezaevlerinde gerçekleşen ve ölümle sonuçlanan olaylarla başvurucu arasında birilişkilendirme yapmamış, başvurucunun tahkir içerdiğini söylediği sözlerlebaşvurucuyu hedef almamıştır. Mahkemeye göre söz konusu yazı, basın özgürlüğüsınırlarını aşmayan eleştirel nitelikte bir yazıdır.
58. Başvurucunun, davalının sözlerinin şahsiyet haklarınayönelik bir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine karşı davalı, sözkonusu makaledeki bilgilerin gerçek ve güncel olduğunu ve hukuka aykırı biryönünün de bulunmadığını ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi de başvurucununtalebini, söz konusu haberin bir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu veözle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı gerekçesi ile reddetmiştir.
59. Başvurucu ayrıca, davalının “ürkütücü bir umacı”, “resmicinayetlere bulaşan” ve “süreklikorunup kollanan” diyerek kendisine hakaret ettiğini ileri sürmüştür.İlk Derece Mahkemesi, davalının kullandığı şikâyet konusu sözlerin başvurucuyayönelik olmadığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Somut davada İlk Derece Mahkemesi, davalının kullandığı “ürkütücü bir umacı”, “resmi cinayetlere bulaşan” ve “sürekli korunup kollanan” gibi sert sözlere kendisinin verdiği anlamınötesinde anlam yüklemeyi reddetmiştir. Gerçekten de söz konusu sert sözlerdenönce davalı, makalenin yayınlanma tarihinden geriye doğru on yıl içerisindegörülen bir zihniyetten bahsetmektedir. Davalıya göre başvurucunun Ceza veTevkif Evleri Genel Müdürü olduğu dönemde cezaevlerinde şaibeli olaylar meydanagelmiş, buna karşın başvurucu devlet hizmet madalyası ile ödüllendirilmiştir.Davalıya göre başvuruya konu yazıda zikrettiği olayların da içinde olduğu failimeçhul cinayetler ve diğer hukuksuzlukların arkasında “ürkütücü bir umacı” bulunmaktadır. Davalı,“Türkiye’yi sarsan resmi ‘cinayet vekatliamlara’ bulaşanların sırtlarının hiçbir şekilde yere gelmediğini, süreklikorunup kollandıklarını” iddia etmektedir.
60. Davalı, faili meçhul cinayetlerin ve hukuksuzluklarınyaşandığı bir devlet anlayışının olamayacağını, “yeni devletin” bunu değiştirmeye uğraştığını ilerisürmektedir. İlk Derece Mahkemesi, davalının sözlerinin hedefinin başvurucuolmadığını kabul etmiştir. Davalının sert sözleri doğrudan başvurucuyayönelttiği de yeterince açık değildir. Ayrıca davalının kullandığı kelimelereonun verdiği anlamın ötesinde bir anlam da yüklenmemelidir.
61. Basının genel yarar nitelikli bütün sorunlarla ilgiliolarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri almahakkının eklendiği hatırlanmalıdır. Şikâyet konusu gazete makalesininyayınlandığı dönem, ülkede sivil hükümete karşı darbe hazırlığı yapıldığınailişkin iddialar üzerine başlatılan ve Ergenekon soruşturmaları adı verilen birdizi soruşturmaların ve davaların devam ettiği bir dönemdir. Bu bakımdan sözkonusu makalede sarf edilen sözlerin, bir ölçüde, genel yarar nitelikli birtartışmaya katkı sundukları kabul edilmelidir.
62. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamugörevlileri olan hâkim ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri de diğer kamugörevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (benzer bir karar içinbkz. Saday / Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, § 33). Bu sebeple adalet sisteminde görev alanhâkimler ve savcılarla birlikte diğer yargı çalışanlarını asılsız suçlamalardankorumak devletin görevlerindendir. Demokratik bir toplumda, bireylere, yargı sistemive ona dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapmahakkı tanınmış olmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref veitibarlarının korunmasını isteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir(benzer değerlendirmeler için bkz. İlhan Cihaner, B.No:2013/5574, 30/6/2014, § 85).
63. Buna karşın başvurucu, makalede sözü edilen Ergenekonsoruşturmalarına ve davalarına bakan Hâkim ve Savcıların görevden alınmasınailişkin iddiaların dile getirildiği dönemde HSYK üyesidir ve HSYK’ya Yargıtay üyelerince seçilmiştir. Ayrıca HSYK’nın yönetsel bir kurul olduğu göz önündebulundurulmalıdır.
64. Başvurucunun olayların geçtiği zaman diliminde ve halenTürkiye kamuoyunda oldukça tanınan bir yüksek bürokrat olduğu ve itiraz götürmeyentanınmışlık derecesi dikkate alındığında, onun az bilinen bir kişi olduğu iddiaedilemez. Dolayısıyla başvurucu Türk yargı sistemi için son derece önemli olanHSYK üyeliği görevi nedeniyle eleştirilere sıradan kişilere göre daha fazlakatlanmalıdır.
65. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basınözgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarınınkorunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk DereceMahkemesi, söz konusu yazının genel çıkarı ilgilendiren bir tartışmaya katkısunup sunmadığı sorusuna özel bir önem vermiş, ayrıca haberin yapıldığı şartlarüzerine de eğilmiştir. İlk Derece Mahkemesi davaya konu yazıda geçen olaylarıngerçekliği meselesine eğilmiş ve yayınların yapıldığı tarihte meydana gelenolaylarla yayınların içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığına vebaşvuruya konu sözlerde geçen olayların “görünürgerçekliğe uygun” olduğuna karar vermiştir.
66. Diğer yandan başvuruya konu sözlerde hiçbir şekildeabartıya kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının,demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadarabartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğikabul edilmelidir (Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004,§ 37). Öte yandan Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilikmesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğinibelirleyemez. Bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağına ancakbizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa’nın 26.maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, fakat aynızamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda tutulmalıdır (bkz. Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85, 23/5/1991, § 57).
67. Nitekim söz konusu makalede kullanılan üslup başvurucuyuincitmiş olsa bile İlk Derece Mahkemesi, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü ilebu özgürlüklerin başkalarının kişilik hakları karşısındaki sınırlarına vurguyapmıştır. Başvuruya konu ifadelerin hukuka uygunluk sınırları içerisindekaldığı kabul edilmelidir.
68. Bu şartlarda, yukarıdakideğerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerkensahip oldukları takdir payları da dikkate alındığında, Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uyulduğu, derecemahkemelerince tarafların haklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizliksaptanmadığı ve bu kapsamda bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
Başvurunun, “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılamagiderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 15/4/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.