TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ SUAT ERTOSUN BAŞVURUSU (9)
(Başvuru Numarası: 2013/1299)
Karar Tarihi: 21/1/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Abuzer YAZICIOĞLU
Başvurucu
:
Ali Suat ERTOSUN
Vekili
:
Av. Rabiya BALKANLI
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1.Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapmış Anadoluda Vakitgazetesinde yayımlanan bir köşe yazısında kullanılan ifadelerin başvurucununkişilik haklarını zedelediği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru 6/2/2013 tarihinde Ankara 16. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir
3.İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 26/9/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4.Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5.Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir.
6.Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine 13/8/2015tarihinde sunulan görüş başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını süresi içinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7.Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespitedilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucu; adli yargıda hâkimlik, adalet müfettişliği ve başmüfettişliği, Cezave Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeliği yapmıştır. Başvurucu hâlen Yargıtay üyesiolarak görev yapmaktadır.
9.Ulusal düzeyde yayın yaparken 10 Ekim 2010'da yayınına son verilen Anadoluda Vakit isimli günlük gazetenin 6/11/2009tarihli nüshasında yayımlanan “Zere'den Mirzabeyoğlu'na kadar Ali Suat Ertosun klasiği...”başlıklı köşe yazısında, başvurucunun Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürlüğü görevini ifa ettiği sırada cezaevleri ile ilgili alınan birkısım kararların uygulanması sonucunda kamuoyunda "Hayata Dönüş Operasyonu" adı ile bilinenolayların yaşandığı ve bu olaylarla başvurucu arasında bağlantı bulunduğunailişkin ve cezaevlerindeki işkence ve kötü muamele ve olumsuz yaşam koşullarıiddiaları ile bağlantılı olarak şu ifadelere yer verilmiştir:
"Güler Zere, ondört yıldırhapiste. Salih Mirzabeyoğlu, on yıldır hapiste. LemanYurtsever henüz dışarıda... Bu üç isim, üç ayrı hayat hikayesive niçin benim ajandamdadır derseniz... Ali Suat Ertosun’a çıkıyor bütün yollarderim size...
Ali Suat Ertosun, “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilencezaevi baskınlarında, hapishanelere isyan çıktı gerekçesiyle iş makinasısokarak, mahkumların kepçe aralarına sıkışmışkollarının bacaklarının bilahare çöplüklerden çıkartıldığı feci günlerinbaşrolündeki kilit ismi... Mahkumların “Brejnev” takmaadıyla tanıdığı, kanuni bir cezalandırma yöntemi olarak algıladığı işkenceyitüm soğukkanlılığı ile uygulatan meşhur bir kişi... Tabii bu mahkumlarınanlattığı bir meseledir, biz onların yalancısıyız...
Dahası, Karagümrük Çetesi olarak bilinen NurişBiraderleri, Sabancı suikastının tetikçisi Mustafa Duyar’ın devlet kontrolü vegüvenliği altında tutulduğu cezaevine naklettirmiş kişi olarak da geçmiştiismi... Mustafa Duyar konuşamadan infaz edilmişti. Tabii bu da Nuriş kardeşlerin anlattığı bir başka meseledir, bizonların yalancısıyız...
Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü görevini ifa ederken,bu tür üstün hizmetlerinden dolayı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’denmadalya almış... Terfisine terfi katılarak daha sonrada Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğineseçilmişti Ertosun. İşte bu kısmı, mahkumlarınanlattığı, bizim de yalancısı olduğumuz bir mesele değildir, el-hak; herkesinbildiği bir yükseliş öyküsüdür...
Güler Zere’yi, bana göre iki sokakötedeki Mustafa Kemal mahallesinden tanıyorum.…
Salih Mirzabeyoğlu’nu,kitaplarından, şiirlerinden, resimlerinden tanıyorum.…
Ajandamdaki üçüncü isim Leman Yurtsever, bir insan hakları aktivistidir. Kayıp anneleri, kadın işçilerin hakları vetoplumsal barış konulu pek çok ortamda, yan yana çalıştığımız bir feminist...Aynı görüşte olmamıza gerek yok aynı salonda çalışırken. Ki bu salon tümTürkiye’dir. Nerede akan kan, akan gözyaşı varsa, nerede inleyen bir annevarsa, yanına gidip anlattıklarını dinlemekten geçen bir yaşama tecrübesidirLeman ile benim yollarımı kesiştiren... Leman Yurtsever’e Ankara 27. AsliyeCeza Mahkemesi’nden 3 ay 15 gün hapis ve 400 TL. adlipara cezası kararı çıktı. Sebebi ise dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Gn.Md.’ü Ali Suat Ertosun’a “insanhakları utanç belgesi” göndermesi... Leman, “Gözaltında Cinsel Taciz veTecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi”ninkoordinatörlerinden... Kamu görevlisine hakaretten aldı bu cezayı. Kararıverenler “yoğun kasıt”tan bahsetmişler. Pekala benim bu yazım da “yoğun kasıt”agirer. Zor iş anlayacağınız yazmak ve konuşmak bu ülkede...
Kamuoyunda “F tipi Cezaevi” olarak bilinen vahim durum,hayata geçirilmesi tam 107 kişinin hayatına mal olmuş bir hukuk skandalıdır.Üstelik hücre tipi cezalandırmanın insan hak ve onuruna aykırı olduğunu savunanve bu konuda girişimde bulunan herkesin “yasadışı” örgütlerle bir şekildeteması olduğu/olacağı sanrısı ile hareket edilmektedir. İşte, birbirinden ayrıbu üç ismi, benim ajandama yan yana yazdıran süreç de buradan besler kendini...Cezaevi koşullarının düzeltilmesini istemek, işkenceye, tecrit-izolasyon-hücre’ye hayır demek,potansiyel suçlu ilan edilmek demek...
Bakalım ölümcül hastalık hali en sonunda Köşk’e kadarçıkabilen Güler Zere, hapishaneden hastahaneyegeçebilecek mi? Yoksa “dışarıda olsaydı kim bilir kimi vururdu?” sorusuyla tümdışarıdakileri, ancak içeri atınca rahat edecek zihniyete teslim olacak mıyız?
Hukuk ve Adalet sadece sağduyu istemez, cesaret de ister.Cesaretse, korkmamak değildir, korktuğu anda bile sabırla durmayı gerektirir.Korkuyorum, ama sabırla durmak gerek... Birilerinin işkenceye ve hücreye hayırdemesi, gözaltında tecavüze hayır demesi gerekiyor...”
10.Başvurucu; kaleme alınan yazı vasıtasıyla kişilik haklarına saldırıdabulunulduğunu, kişiliği ve geçmişi hedef alınarak terfi etmesi, "Devlet Üstün Hizmet Madalyasıyla"ödüllendirilmesi ve HSYK üyeliğine seçilmesinde mesleki yeterliliği ve liyakatideğil, cezaevlerinde yapılan operasyonlar ve uyguladığı işkencelerin roloynadığının belirtildiğini, derin ilişkileri olan biri olarak yansıtıldığını,yazıda alaycı ifadeler kullanılarak gazetecilik meslek ilkeleriyle bağdaşmayanisnatlarda bulunulduğunu, "Hayata DönüşOperasyonu" olarak bilinen operasyon kapsamında alınan karar veuygulamaların yasal çerçeve içinde kaldığını belirterek yazının eleştirisınırlarını aştığı iddiasıyla 1/11/2010 tarihindeAnkara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde ilgililer aleyhine manevi tazminat davasıaçmıştır.
11.Mahkeme 1/11/2011 tarihli ve E.2010/470, K.2011/380sayılı kararla davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:
“... davacının Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürlüğü görevini ifa ettiği sırada cezaevleri ile ilgili alınan birkısım kararların uygulanması sonucunda kamuoyunda 'Hayata Dönüş Operasyonu' adıile bilinen olayların yaşandığının işlendiği, bu uygulamaların ağır bir şekildeeleştirildiği, yorumlandığı, davacının kişilik haklarına saldırı amacıtaşımadığı....”
12.Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 9/4/2012 tarihli ve E.2012/472, K.2012/5939 sayılı ilamıylaonanmıştır.
13.Onama kararına karşı yapılan karar düzeltme başvurusu, Yargıtayınaynı dairesince 5/12/2012 tarihli ve E.2012/9819,K.2012/18560 sayılı kararla reddedilmiş ve ret kararı başvurucu vekiline7/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/2/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58.maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığımanevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesiniisteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderimbiçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyıkınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15.Mahkemenin 21/1/2016 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16.Başvurucu;
i. Davaya konu köşe yazısındakendisinin; görevini kötüye kullanan, Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürlüğü yaptığı dönemde gerçekleştirilen Hayata Dönüş Operasyonunda,hapishanelerdeki müdahalelerde etkin rol oynayan ve o dönem yaşananmağduriyetlerden önemli ölçüde sorumlu olan, derin devlet görevlisi veişkenceci bir kişi olarak gösterildiğini,
ii. Davaya konu köşe yazısındaanlatılan olayların; abartıldığını, gerçek dışı bilgiler verildiğini, ifadeözgürlüğünün ve eleştiri yapma hakkının sınırlarının aşıldığını, kullanılanifadelerin şeref ve haysiyetine saldırı niteliğinde olduğunu, derecemahkemelerinin davalının haber ve yorum yapma özgürlüğü ile kendisininitibarının korunması arasındaki dengeyi sağlayamadığını,
iii. Açmış olduğu davanınhakkaniyete aykırı olarak reddedildiğini, ret kararının temyizi üzerine Yargıtayca verilen onama ve karar düzeltme ilamlarınıngerekçeden yoksun olduğunu ileri sürmüş, Anayasa’nın 17.,25., 26., 28., 32., 36., 40. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini iddiaetmiştir. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi veya 15.000TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
17.Başvurucu, tahkir içeren sözler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkınıderece mahkemeleri kararlarının korumadığını belirterek Anayasa’nın 17., 25., 26., 28., 32., 36., 40. ve 141. maddelerinin ihlaledildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun şikâyet ettiği koşullar veşikâyetlerini dile getirme biçimi dikkate alınarak bu şikâyetlerin Anayasa’nın17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.
18.Adalet Bakanlığı görüş yazısında Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) içtihatları hatırlatılmıştır. Bakanlık görüşüne karşıbaşvurucu, başvuru dilekçesindeki görüşlerini tekrar etmiştir.
19.Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkeler ilk olarak İlhan Cihaner (B.No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) kararında ortaya konulmuştur. Daha sonraaynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından benimsenmiş (Kadir Sağdıç, B. No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], §§ 35-66; NihatÖzdemir, B. No: 2013/1997, 8/4/2015 [GK], §§ 29-61) ve Bölümlerönlerine gelen şikâyetlerde sözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047,15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat Ertosun (2), B.No: 2013/1640, 15/4/2015, §§ 19-50).
20.Başvuruya konu sözler ve iddialar (bkz. § 8) nedeniyle başvurucunun kişiselitibarının korunması hakkına müdahale edildiği kabul edilebilirlikten uzakdeğildir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun, Anayasa’nın17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarınkorunmasını isteme hakkı ile ulusal günlük gazetenin ve şikâyet konusu köşeyazısının yazarı gazetecinin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınanbasın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesindegüvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulmasıgerekmektedir.
21.Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır.Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibarakeyfî olarak müdahale etmemek şeklinde negatif yükümlülüğü ve üçüncü kişilerinsaldırılarını önlemek şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (Abdullah Doğtaş, B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözlüsaldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılan yayınlara karşı bireyinkorunmaması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmişolabilir (Kadir Sağdıç, § 36; İlhan Cihaner, §42). Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının olayauygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının, kişinin itibarınasaygı gösterilmesini isteme hakkından, başvurucunun kişisel olarakyararlanmasına zarar verecek şekilde yapılmış olup olmadığını olayın şartlarınagöre değerlendirir (Kadir Sağdıç,§ 39; İlhan Cihaner,§ 45).
22.Öte yandan ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan anaunsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temelşartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasısaklı tutulmak üzere ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul görenveya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil;incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de geçerliolduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyençoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalaratabi ise de bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasınınikna edici olması gerekir (Kadir Sağdıç,§ 48; İlhan Cihaner,§ 55).
23.Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu, prensip olarak başvurununihtilaflı yazı ve sözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26. maddesinedayanılarak yapılmış olması ile bu yazıya veya sözlere konu olan kişitarafından Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmışolmasına göre değişmez. Aksi hâlde Anayasa’nın anılan maddelerinde korunanhakların dengelenmesinde benzer olaylarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkabilir.Yargı mercilerinin, bu iki maddede düzenlenen haklar arasında Anayasa Mahkemesiiçtihadında ortaya konulan kriterlere uygun birşekilde denge kurmaları gerekir.
24.Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurulmasıylailgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterlerşu şekilde sayılabilir: Genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlanıpsağlanmadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veyasıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi); haber, köşe yazısı veyamakalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları; yayının içeriği, şekli vesonuçları ile haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanma şartları (İlhan Cihaner,§§66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; Nihat Özdemir, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§ 44-52; Ali Suat Ertosun (2),§§ 42-50).
25.Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin başvurucuyu eleştirisınırlarını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp kalmadıklarıincelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyükölçüde dava konusu yazıların maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısıolarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular ile değeryargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilsede değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözönünde bulundurulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57; İlhanCihaner, § 64). Yine de yeterli birolgusal temele sahip olması beklenmekle birlikte yargılamaya konu bir yazınınbir bütün olarak ele alındığında kamu yararını ilgilendirmesi, değer yargısıkavramının geniş yorumlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir suçisnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya konulmasında aranan kesinlikderecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda, gazetecilerin değer yargısıiçeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek basın özgürlüğünün amacı ilebağdaşmaz (Benzer yöndeki AİHM kararı bkz. Scharsach ve News Verlagsgesellschaft GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98, 13/2/2004, §§ 39-43).
26.Başvurucu, köşe yazısında kendisinin; görevini kötüye kullanan,hapishanelerdeki infazlarda etkin rol oynayan, derin devlet görevlisi veişkenceci bir kişi olarak gösterildiğini iddia etmektedir. Başvurucuya göregerçeklik unsurunu taşımayan bu yazıda, yazının sahibi gazeteci tarafındanhedef alınmış, itibarsızlaştırılması amaçlanmış ve kendisine hakaretedilmiştir. Buna karşın İlk Derece Mahkemesi, davalının kullandığı şikâyetkonusu sözlerin, davacı tarafın kişilik haklarına herhangi bir saldırıoluşturmadığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Somut davada İlk Derece Mahkemesi; davalının kullandığı sert sözlereonun verdiği anlamın ötesinde anlam yüklemeyi reddetmiş, yazının ifade ve basınözgürlüğünün sınırlarını aşmayan eleştirel nitelikte ifadeler içerdiğinikabul etmiştir.
27.Başvurucunun, davalının sözlerinin şahsiyet haklarına yönelik bir saldırıolduğu yönündeki değerlendirmelerine karşı, davalı herhangi bir savunmayapmamış ve davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesi yazının, kamuoyunuilgilendiren bir konuda ve yayımlandığı tarih itibarıyla toplumsal ilgininyoğunlaştığı hususlarda kaleme alınmış eleştirel nitelikte bir yazı olduğunubelirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun bulunduğu makamı da gözönünealarak yazıdaki ifadelerin; basın özgürlüğü kapsamında yer aldığına, kişilikhaklarına saldırı niteliği taşımadığına, güncel ve görünürdeki gerçekliğe uygunolduğuna karar vermiştir.
28. Başvurucu, davalı tarafından kaleme alınan köşeyazısında şahsiyet haklarına yönelik bir saldırı olduğunu ileri sürmektedir.İlk Derece Mahkemesi de başvurucunun talebini, söz konusu yazının bir bütünolarak görünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçim arasındaki dengeninbozulmadığı yönünde değerlendirme yaparak reddetmiştir.
29.İlk olarak davalının başvuruya konu gazete yazısında dile getirdiğidüşüncelerin, olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı veiçeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip geçmediğisorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda bir haber, köşe yazısı veyamakalenin kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusuhaber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanmasıgerekir. Aksine, yazının bilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunançıkarına da o kadar çok üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basınıngenel yarar nitelikli bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yaymafonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiğihatırlanmalıdır.
30. Şikâyetkonusu köşe yazısının yayımlandığı dönem, 2000 yılında Türkiye'de,cezaevlerindeki bazı tutuklu ve hükümlülerin F tipi hücre sistemine ve tecrituygulamasına direnmek için başlattıkları açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinekarşı yirmi cezaevine birden yapılan iki asker ile otuz tutuklu ve hükümlününöldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı, yaklaşık on bin güvenlik görevlisi tarafındangerçekleştirilen “Hayata Dönüş Operasyonu”nda görevyapan bazı güvenlik görevlilerinin yargılandığı bir dönemdir. Köşe yazılarınınyayımlandığı tarihte basın ve yayın organlarında, bahsi geçen yargılamayailişkin pek çok haber yayımlanmıştır.
31.Başvuruya konu köşe yazısının sahibi gazeteci tarafından da “Hayata DönüşOperasyonu” ve bu operasyona ilişkin yargılamalar ile ilgili olgular ve değeryargıları içeren birçok köşe yazısı yazılmıştır. Nitekim başvurucunun bireyselbaşvuru dosyasına eklediği gazete kupürleri de bunudoğrulamaktadır. Başvuruya konu köşe yazısında, başvurucunun Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yaptığı dönemdegerçekleştirilen ve otuz tutuklu ile hükümlünün ölümüyle sonuçlanan “HayataDönüş Operasyonun”dan, cezaevlerinde yapıldığı iddiaedilen işkencelerden, taciz olaylarından ve cezaevlerinin olumsuz yaşamkoşullarından bahsedilmektedir. Başvurucunun Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürü olarak o dönem yaşanan mağduriyetlerden önemli ölçüde sorumluolduğu ileri sürülmekte buna karşın toplumu ilgilendiren bu sorunları dilegetirmenin zorluğuna vurgu yapılmaktadır. Yazıda, başvurucunun cezaevlerindeyaşanan olaylardaki sorumluluğuna rağmen 2004 yılında Devlet Üstün HizmetMadalyası ile ödüllendirilmesi ve sonrasında da Cumhurbaşkanı tarafından HSYKüyesi olarak seçilmesi eleştirel bir bakış açısıyla anlatılmaktadır. Şikâyetkonusu yazılarda dile getirilen iddialar ile köşe yazısının yayımlandığıdönemdeki olaylar ve başvurucunun beyanları birlikte değerlendirildiğinde sözkonusu yazıda sarf edilen sözlerin ve iddiaların bir ölçüde, genel yararnitelikli bir tartışmaya katkı sundukları kabul edilebilir.
32.Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamu görevlileri olan hâkimve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri de diğer kamu görevlileri gibi kamunungüvenine sahip olmalıdırlar (Saday/Türkiye,B. No: 32458/96, 30/3/2006, § 33). Bu sebeple adaletsisteminde görev alan hâkimler ve savcılarla birlikte diğer yargı çalışanlarınıasılsız suçlamalardan korumak devletin görevlerindendir. Demokratik birtoplumda bireylere, yargı sistemi ve ona dâhil olan kamu görevlilerinieleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte bueleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını isteme haklarınıihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (İlhan Cihaner, § 85).
33.Buna karşılık başvurucu, şikâyet konusu yazılarda sözü edilen “Hayata Dönüş Operasyonu”nun yapıldığı tarihte Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü, yazının yayımlandığı dönemde iseHSYK üyesidir ve HSYK’ya Yargıtay üyelerinceseçilmiştir. Başvurucunun, olayların geçtiği zaman diliminde ve hâlen Türkiyekamuoyunda tanınan bir yüksek bürokrat olduğu ve tanınmışlık derecesi dikkatealındığında az bilinen bir kişi olduğu iddia edilemez. Dolayısıyla başvurucu, gerek“Hayata Dönüş Operasyonu”nun yapıldığı tarihtekigörevi gerekse köşe yazısının yayımlandığı dönemdeki görevi nedeniyleeleştirilere sıradan kişilere göre daha fazla katlanmalıdır.
34.Diğer yandan, söz konusu köşe yazısı nedeniyle başvurucunun kişisel kariyerininve mesleğinin önemli ölçüde etkilenmediği gözönündetutulmalıdır. Nitekim köşe yazısının yayımlandığı dönemde başvurucunun HSYKüyeliği devam etmiştir ve başvurucu hâlen Yargıtay üyesi olarak kariyerinedevam etmektedir.
35.Son olarak başvuruya konu köşe yazısında abartıya kaçılmadığı da söylenemez. Nevar ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi ile yakın ilişkisinin doğalsonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecekşekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir (Kadir Sağdıç, § 76).
36.Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilik mesleğinin nasılyapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini belirleyemezler.Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağına bizzatdüşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa’nın 26.maddesinin, sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil fakat aynızamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda tutulmalıdır (Ali Suat Ertosun,§ 66).
37. Somutolayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın özgürlüğü ve bu bağlamda ifadeözgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakları arasında birdenge kurmuştur. İlk Derece Mahkemesi, değer yargılarına dayanan söz konusuyazıların genel çıkarı ilgilendiren bir tartışmaya katkı sunup sunmadığısorusuna özel bir önem vermiş, ayrıca yazıların yazıldığı şartlar üzerine deeğilmiştir. Mahkeme, davaya konu yazılarda geçen olayların gerçekliğimeselesine değinmiş; dava konusu yazıların yeterli bir olgusal temele sahipolduğunu belirterek yayınların yapıldığı tarihte meydana gelen olaylarlayayınların içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığı, başvuruya konuköşe yazısında geçen olayların “görünürgerçekliğe uygun” olduğu yönünde değerlendirme yapmıştır.
38.Bu şartlarda yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerinin farklıçıkarları dengelenirken sahip oldukları takdir payları da dikkate alındığındaAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasından kaynaklanan pozitifyükümlülüklere uyulduğu, Derece Mahkemelerince tarafların haklarınındeğerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı ve bu kapsamda birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
21/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.