TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ SUAT ERTOSUN BAŞVURUSU (8)
(Başvuru Numarası: 2014/4479)
Karar Tarihi: 5/11/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör Yrd.
:
Derya ATAKUL
Başvurucu
:
Ali Suat ERTOSUN
Vekili
:
Av. Rabiya BALKANLI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapan Habertürkgazetesinde yayımlanan bazı köşe yazılarında kullanılan ifadelerin başvurucununkişilik haklarını zedelediği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 26/3/2014 tarihinde Ankara 3. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurubelgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesinekarar verilmiştir.
5. Bakanlığın 9/2/2015 tarihli görüş yazısı başvurucuyatebliğ edilmiş ve başvurucu süresi içinde Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarınısunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılamadosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu; adli yargıda hâkimlik, adalet müfettişliği vebaşmüfettişliği, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeliği yapmıştır. Başvurucuhâlen Yargıtay üyesi olarak görev yapmaktadır.
8. Ulusal düzeyde yayın yapan Habertürkgazetesinin 14/10/2010, 17/10/2010, 28/11/2010, 28/1/2011, 31/1/2011 ve12/5/2011 tarihli nüshalarında Umur Talu imzası ile sırasıyla “Esas siz istifa etseydiniz Tosun Bey!”, “İtaat ve Terakki!”, “Birdirbir”, “Tekzip, tek tip”, “Suçduyurusu” ve “İki çocuk, ikimektup” başlıklı köşe yazıları yayımlanmıştır.
9. Gazetenin 17/10/2010 tarihli nüshasında yayımlanan “İtaat ve Terakki!” başlıklı köşeyazısında başvurucu hakkında şuifadelere yer verilmiştir:
"…
Okur da belli ki, Ertosun gibi devletin kutsalemaneti.
Böyle emanetler iktidardan iktidara geçiyor vebazen karışıklıklar vuku buluyor.
Aralık 2000 cezaevi katliamı sırasında,DSP-MHP-ANAP koalisyonu Ceza ve Tevkif Evleri Müdürü olan “hassas terazilihukuk insanı” Ertosun, bu hükümette hem Cemil Çiçek eliyle “üstün hizmetmadalyası” almış, hem HSYK’ya münasip görülmüştü.
Artık hükümet muhalifi, ama istifa da etmedi!
Okur da sanırım benzer “Çiçek” familyasından.
Nasıl Çiçek, 12 Eylül sonrası ANAPkuruculuğundan beri “Devlet”in parçası ise, bazı“Adalet” bürokratları da öyle olmalı.
“Karışıklık” şuradan:
AKP’ye yakın sandığınız biri, “devlet adamı”olarak muhalif çıkmış mesela!
Ya da “Devletin adamı” sandığınız, AKP’nin dehas adamı olmuş.
Belki de bu AKP’nin ve devletin yapısındanileri geliyor:
Nasıl devlet biraz AKP ise; AKP de birazdevlet!
Belki de, kökler öylebirbirine girmiş ki; “derinlikte” buluşuyor bazen!
…
İktidar gölgesinde bağımsız yargı olmayacağıgibi; bağımsız ve özgür gazetecilik de hikâye.
“Asker gölgesi”ndehiç olamayacağı nasıl kesinse, öyle!
Birbirini gırtlaklayan hukukçular ile…
Birbirini boğazlayan gazeteciler azıcıkdüşünseler…
“Postal postası” olmanın da “iktidar kuklası”yazılmanın da insana katacağı zerre onur kırıntısı yok!
Ancak Tosunbey, Okurbey, Kasımbey filan olur,makam, fırsat, imkân tüketirsiniz…
İnsanlık haysiyetinizle birlikte!
Terakki için itaat şart olabilir ama boynueğik, omurgası yamuk suretiniz; suratınızdan paçalarınıza akar!”
10. Gazetenin 28/11/2010 tarihli nüshasında yayımlanan “Birdirbir” başlıklı köşe yazısındabaşvurucu hakkında şu ifadelereyer verilmiştir:
“…
BİR MÜDÜR: Koalisyonun ve Türk’ün bakanlığınınCezaevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’du.
BİR HÜKÜMET: Seçimde o koalisyon göçmüş, AKPiktidar olmuştu.
BİR ÖDÜL: İstanbul’daki mahkemenin devletimahkûm ettiği günlerde (Mart 2004), AKP iktidarı, o “insan hakları ve yaşamhakkı ihlali”nin üst düzey bürokratı Ertosun’a ödülverdi. TBMM Başkanı Arınç’ın elinden Devlet ÜstünHizmet Beratı; Adalet Bakanı Çiçek’in elinden Devlet Üstün Hizmet Madalyası.
BİR TAKDİR: Ertosun, aynı hükümet ile ogruptan çıkan Cumhurbaşkanı’nca HSYK üyesi de yapıldı.
BİR HÂKİM: Devleti tazminata mahkûm eden,(dolayısıyla eski hükümeti, katliam için savunma yapan bu hükümeti, ikisininErtosun’unu dolaylı veya vicdanen bile olsa mahkûm eden) kararı Hâkim NilgünKurtoğlu kaleme almıştı. Hatta tazminatı az bulup şerh koymuştu.
…”
11. Gazetenin 28/1/2011 tarihli nüshasında yayımlanan “Tekzip, tek tip” başlıklı köşe yazısındabaşvurucu kastedilerek şuifadelere yer verilmiştir:
“Dün Dipsiz Kuyu’da bir tekzip vardı.
Bu sütunda kimseye hakaret veya taammüdenhaksızlık edilmek istenmez ama hiç olmaz demiyorum. Haksızlığı elbet düzeltmekisterim. Fakat anlayamadığım şu:
Bir insan diyelim ki bir dönem cezaevlerindensorumlu en üst düzey bürokrat, oralarda kendilerine emanet 30 “başka insan”ın ölümünden sorumluysa veya öldürülmesi sırasındasorumluysa…
Hiç değilse bir vicdan taşır. O vicdanda sızıtaşır. Utanır, sıkılır, uyku uyuyamaz, evlatlarının yüzüne rahat bakamaz,pişkinlik edemez.
Tekzip döşenebilir ama daha iyisi,özeleştiridir, utanmaktır.
Ama şahısların da bir yerde kabahati yok.Çünkü DSP, MHP, ANAP hükümeti devrinde cezaevi katliamı oluyor…
AKP gelip o cezaevi sorumlusunu HSYK üyesiyapıyor; devlet madalyasıyla taltif ediyor. Ben “devlette devamlılık” diye bunaderim işte! Sonra şey olmuş… O laikmiş, ötekiler değilmiş… Çatışmışlarmış,çelişmişlermiş, heseyekeleşmişlermiş. Yargıyı elegeçirmişlermiş, ellerindeki yargıyı elden geçirmişlermiş filan.
O zaman onlara derim ki…
Hocam siz hiç cezaevinde, köşeye kıstırılıpgazla boğuldunuz mu?.. Siz hiç Adli Tıp’ta bile “acayip” denen mermilerle delikdeşik oldunuz mu?.. Siz hiç öldünüz mü, öldürüldünüz mü ve öldürüldükten sonrabile cesetlerinize sıkıldı mı?.. Siz hiç kimyasallarla yakıldınız mı?
Hayır ise…
Şükredin hayata, sarılın birbirinizinmadalyasının, madalyonunun ipine!
Çünkü, öyle oluyor, şöyle oluyor…
Birbirinizi neyin yiyorsunuz…
Sonra bir de ne görelim:
Biri yakmış… Biri bakmış… Biri de madalyatakmış!
O yüzden… tekzip başım üstüne…
Ama tek tekziple vicdan olmuyor ki!
Kâbus var mı kâbus… Esas o önemli!
Yoksa madalya asılı kalsa da… Hayat bitiyor,tarih çiziyor, beden çürüyüp çözülüyor! En kötüsü ise, beden ayaktaykenvicdanın, ruhun kuruması. Fare gibi kemirir insanı! Filmlerde buna “yaşayanölü” deniyor; hatta zombi!
…”
12. Gazetenin 31/1/2011 tarihli nüshasında yayımlanan “Suç duyurusu” başlıklı köşe yazısındabaşvurucu hakkında şu ifadelereyer verilmiştir:
"2000 sonu “cezaevi katliamı”nda30 insanın öldürülmesinden dolayı şu sıra yargılanan var: Ateş açtığı söylenenerler!
Çünkü memlekette erler toplanıp operasyonkararı verir… Ne tür mermi kullanılacağını, gaz, kimyasal terkibini, medyanınnasıl manipüle edileceğini belirler!
Oysa dönemin Cezaevleri Genel Sorumlusu,“bağımsız yargı” kararı “Tekzip”te o davayı da tekzipediyor: En bilgili, en yetkili, en sorumlu, en üstün başarılı devlet ve yargıadamı suç duyurusunda bulunuyor!
Eminim yargı bu suç duyurusunu dikkate alacak…Sanıkları, çoktan terhis, kimi işsizliğe, kimi yoksulluğa, kimi pişmanlığa,kimi korkuya karışmış erlerden ibaret tutmayacak!
Önceki iktidarın Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürü; AKP’nin madalyayla HSYK Üyesi yaptığı Sayın Ertosun bizzatbağımsız mahkeme kararlı tekzipte suç duyurusunu nasıl yaptı: “Hayata DönüşOperasyonu… üst düzey bir siyasi karar sonucunda, Devletin ilgili tüm makam vebirimlerinin katılımıyla uygulamaya konulmuştur. Genel müdür olarak tek başımakarar veremeyeceğimin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.”
…
Daha geçenlerde, dönemin tanığı, infaz korumamemuru, Tüm Yargı Sen kurucu ve yöneticisi Ali Yazıcı, Fatih Altaylı’ya ne anlatmıştı: “O dönem, F tipi projesinin büyükgerginlik yaratacağını Genel Müdür Ertosun’a anlattım. Ama ısrarlıydı: ‘AliBey, bu proje yapılacak. Biz bu ülkede bir düşünceyi yok etmek istiyoruz dedi’…
Bu tanıklığı da,Sayın Ertosun’un “suç duyurusu”nu dikkate alacak yüceyargının dikkatine sunuyorum. Tabii, sanık erlerin avukatlarının ve öldürülmüş,sakat bırakılmış onca kişinin müdahil avukatlarının da!
Sayın Ertosun’un dediği gibi hafifletici sebepde var: “Ölüm oruçları bitmiştir.”
…
O “kanunauygun” günleri, tüm duygusallığıyla bize şöyle anlatıyor: “Cezaevlerindeyaptığım çalışmalarla ülkemizin dünyaya tanıtılmasında ve Devletimizinyüceltilmesinde gösterdiğim üstün başarıdan dolayı, 2933 Madalya ve NişanlarKanunu gereğince, Bakanlar Kurulunun önerisi üzerine Cumhurbaşkanımızın tevcihiile tarafıma Türkiye Cumhuriyeti Devlet Üstün Hizmet Madalyası verilmiştir.”
Ne diyeyim… 30 insanın öldürülmesi, 150kadarının ölüme itilmesi, onca sakat ve hastayla ülkemizi hakikaten dünyayatanıtıp büyük harfli Devleti yüceltene madalya “demokrat AKP”yeön kapak olsun! Sırf AKP ile çatıştılar diye, “Biz bir düşünceyi yok etmekistiyoruz” diyebilen “terminatörler”i “cumhuriyetçi,solcu” sananlara da arka kapak olsun!
Dilerim, Sayın Suç Duyurusu kabul olsun!”
13. Gazetenin 12/5/2011 tarihli nüshasında yayımlanan “İki çocuk, iki mektup” başlıklı köşeyazısında başvurucu kastedilerek şuifadelere yer verilmiştir:
“…
Şimdi anlıyorum, o zamanlar Ceza ve TevkifEvleri Genel Müdürü’nün makam odasına gidip benim için yardım talep eden babamasöylenen “Onların yaşamaya hakkı var mı ki. Gebersinler!” sözünün hakikatini.
Yavaş yavaş öldüren zihniyet, hemen öldürenzihniyetten de acımasız.
…”
14. Başvurucu, söz konusu yazılar nedeniyle kişilik haklarınasaldırıda bulunulduğunu ileri sürerek 14/10/2011 tarihinde, Ankara 7. AsliyeHukuk Mahkemesinde ilgililer aleyhine manevi tazminat davası açmıştır.
15. Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi, 12/7/2012 tarihlikararla Habertürk gazetesinin 14/10/2010 tarihlinüshasında yayımlanan “Esas siz istifaetseydiniz Tosun Bey!” başlıklı köşe yazısı ile ilgili olarakdavanın kısmen kabulüne, diğer köşe yazılarıyla ilgili olarak ise davanınreddine karar vermiştir. Mahkemenin davanın reddine ilişkin kısmının gerekçesişöyledir:
“...
Davacının dava konusu yaptığı 17/10/2010tarihli "İtaat ve Terakki" başlıklı, 28/11/2011 tarihli"Birdirbir" başlıklı, 28/1/2011 tarihli "Tekzip, tek tip"başlıklı, 31/1/2011 tarihli "Suç duyurusu" başlıklı, 12/5/2011tarihli "İki Çocuk, İki Mektup" başlıklı yazıların kapsamı itibariyleyazıların bir bütünlük içerisinde değerlendirilmesinde basın özgürlüğükapsamında kamuoyunu ilgilendiren hususlarda, doğru ve gerçeğe uygun habervermeyi sağlamak ve zamanında gereken ayrıntıları ile haberlerin kamuoyuna duyurulmasınaimkân vermek amaçlı toplandığı, yazıların kapsamı itibarıyla yazarın kendidüşüncelerinden kamuoyunun haberdar olmasını sağladığı, böylece toplumundüşünce ve kanaatlere ulaşmasını sağlayıp toplumun denetimini de sağlamakamaçlı olarak yazıldığı, yazıların bütünlük içerisinde değerlendirilmesi iledavacının eleştirel mahiyette yazılarının yayınlandığının kabulünde zorunlulukbulunduğu, eleştiri hakkının kullanılması ile kişilik haklarının zarara uğrasadahi basın özgürlüğünün üstün bir hak olarak hukuka uygunluk nedeni sayılmasıgerektiği durumlarda eleştiriden zarar görenlerin tazminat hakkının dadoğmayacağı değerlendirildiğinden, davacının yaptığı görevler itibariylebulunduğu makam da göz önüne alınarak yazıların kapsamı itibariyle eleştiri hakkınınkullanıldığının kabulünde zorunluluk olduğu, yazıların basın özgürlüğükapsamında görünürdeki gerçekliğe, olaylar sırasında davacının yaptığı görevlernedeniyle yazıların tarihlerinde davacının eleştirilmesi amaçlı olarakyazıların yazıldığının kabulü gerektiği, bu nedenle de görünürdeki gerçekçiliğeve güncelliğe uygun ve yazıların yayınlanmasında kamu yararının olduğu,toplumsal ilginin ve yazıların tamamı itibarıyla konu ile düşünsel bağlılığıntemel kurallarının da bulunduğu, bu nedenlerle de 14.10.2010 tarihli yazıharicindeki diğer yazılarla ilgili olarak davacının tazminat hakkının doğmadığıanlaşılmakla, bu haberlere ilişkin tazminat taleplerinin reddine kararverilmiştir.”
16. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. HukukDairesinin 9/10/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır.
17. Başvurucunun karar düzeltme talebi, Yargıtay 4. HukukDairesinin 3/2/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
18. Anılan karar, 25/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş ve başvurucu 26/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun58. maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören,uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar paraödenmesini isteyebilir.
….”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 5/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 26/3/2014 tarihli ve 2014/4479 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu,
i. Davayakonu köşe yazılarında kendisinin; görevini kötüye kullanan, derin devletgörevlisi, darbeci, Ceza ve Tevkifevleri GenelMüdürlüğü yaptığı dönemde gerçekleştirilen Hayata Dönüş Operasyonu’nda,hapishanelerdeki infazlarda etkin rol oynayan ve o dönem yaşananmağduriyetlerden önemli ölçüde sorumlu olan bir kişi olarak gösterildiğini,
ii. “Tekzip,tek tip” ve“İki çocuk iki mektup” başlıklıyazılarda ismi kullanılmamış olsa bile olayların gerçekleştiği tarihlerdeyayımlanan haber ve yazılar bir bütün olarak değerlendirildiğinde söz konusuköşe yazılarında bahsedilen kişinin kendisi olduğunun açık olduğunu,
iii. Davayakonu köşe yazılarında, ifade özgürlüğünün ve eleştiri yapma hakkınınsınırlarının aşıldığını, kullanılan ifadelerin şeref ve haysiyetine saldırıniteliğinde olduğunu, derece mahkemelerinin davalının haber ve yorum yapmaözgürlüğü ile kendisinin itibarının korunması arasındaki dengeyisağlayamadığını,
iv. Açmışolduğu davanın hakkaniyete aykırı olarak reddedildiğini, ret kararının temyiziüzerine Yargıtayca verilen onama ve karar düzeltmeilamlarının gerekçeden yoksun olduğunu ileri sürmüş ve bu sebeplerleAnayasa’nın 17., 25., 26., 28., 36., 40., 90. ve 141. maddelerinin ihlaledildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanınyenilenmesi veya toplam 42.500 TL manevi tazminat ödenmesi talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Başvurucu, tahkir içeren sözler nedeniyle şeref veitibarın korunması hakkını, derece mahkemeleri kararlarının korumadığınıbelirterek Anayasa’nın 17., 25., 26., 28., 36., 40., 90. ve 141. maddelerininihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun şikâyet ettiği koşullar veşikâyetlerini dile getirme biçimi dikkate alınarak bu şikâyetlerin Anayasa’nın17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.
23. Bakanlığın görüş yazısında, Anayasa Mahkemesi ve Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları hatırlatılmıştır. Bakanlık görüşünekarşı başvurucu, başvuru dilekçesindeki görüşlerini tekrar etmiştir.
24. Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkelerilk olarak İlhan Cihaner(B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) kararında ortayakonulmuştur. Daha sonra aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafındanbenimsenmiş (Kadir Sağdıç [GK],B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 35-66; NihatÖzdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, §§ 29-61) ve Bölümler aynıyöndeki şikâyetlerde sözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047,15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat Ertosun (2),B. No: 2013/1640, 15/4/2015, §§ 19-50).
25. Başvuruya konu sözler ve iddialar (bkz. §§ 8-13)nedeniyle başvurucunun kişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiğikabul edilmelidir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun, Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasınıisteme hakkı ile ulusal günlük gazetenin ve şikâyet konusu köşe yazılarınınyazarı gazetecinin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basınözgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvencealtına alınan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması gerekmektedir.
26. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.maddesinde yer alan “manevi varlık”kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olankişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek şeklinde negatifyükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitifyükümlülüğü bulunmaktadır (Abdullah Doğtaş,B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözlü saldırılarveya basın ve yayın yolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmamasıhâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç, § 36; İlhan Cihaner, §42). Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının olayauygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının, kişinin itibarınasaygı gösterilmesini isteme hakkından başvurucunun kişisel olarakyararlanmasına zarar verecek şekilde yapılmış olup olmadığını olayın şartlarınagöre değerlendirir (Kadir Sağdıç,§ 39; İlhan Cihaner,§ 45).
27. Öte yandan ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelinioluşturan ana unsurlardan biridir. Ayrıca toplumun ilerlemesi ve bireyingelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26.maddesinin ikinci fıkrası saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğünün sadece toplumtarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi vefikirler için değil; incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi vedüşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğuhâlinde “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyençoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalaratabi ise de bu istisnaların dar bir biçimde yorumlanması ve bu hakkınsınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (Kadir Sağdıç, § 48; İlhanCihaner, § 55; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).
28. Mevcut olaydaki gibi başvurularda, prensip olarakbaşvurunun ihtilaflı yazı ve sözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26.maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu yazıya veya sözlere konu olan kişitarafından Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmışolmasına göre başvurunun sonucu değişmez. Aksi hâlde Anayasa’nın anılan maddelerindekorunan hakların dengelenmesinde, benzer olaylarda çelişkili sonuçlar ortayaçıkabilir. Yargı mercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar arasında AnayasaMahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir dengekurmaları gerekir.
29. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında birdenge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şuşekilde sayılabilir: Genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlanıpsağlanmadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veyasıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi); haber, köşe yazısı veyamakalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları; yayının içeriği, şekli vesonuçları ile haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanma şartları (İlhan Cihaner,§§ 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66;Nihat Özdemir, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§ 44-52; Ali Suat Ertosun (2), §§ 42-50).
30. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin başvurucuyueleştiri sınırlarını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp kalmadıklarıincelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyükölçüde, dava konusu yazıların maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısıolarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular ile değeryargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilsede değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırdatutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57;İlhan Cihaner,§ 64; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §46). Yine de yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikteyargılamaya konu bir yazının bir bütün olarak ele alındığında kamu yararınıilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğiniortaya koymaktadır. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortayakonulmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda,gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemekbasın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Scharsach ve News VerlagsgesellschaftGmbH/Avusturya, B. No: 39394/98,13/2/2004, §§ 39-43).
31. Başvurucu, köşe yazılarında kendisinin görevini kötüyekullanan, derin devlet görevlisi, darbeci ve hapishanelerdeki infazlarda etkinrol oynayan bir kişi olarak gösterildiğini iddia etmektedir. Başvurucuya göregerçeklik unsurunu taşımayan bu yazılarda, yazıların sahibi gazeteci tarafındanhedef alınmış ve itibarsızlaştırılması amaçlanmıştır. Buna karşın İlk DereceMahkemesi, söz konusu yazıların basın özgürlüğünün sınırlarını aşmayaneleştirel nitelikte yazılar olduğunu kabul etmiştir.
32. Başvurucunun, davalının sözlerinin şahsiyet haklarına yönelikbir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine karşı davalı, söz konusuyazıların eleştiri içeren hukuka uygun yazılar olduğunu, 17/10/2010 tarihliyazının yargının bağımsızlığına ilişkin tartışmalar üzerine ve 28/11/2010tarihli yazının Hayata Dönüş Operasyonu’nda görev alan erler hakkında açılandavada yapılan duruşma üzerine yazıldığını, 12/5/2011 tarihli yazının ikimahkûmdan gelen mektupların aynen aktarımı olduğunu ve 28/1/2011 ile 31/1/2011tarihli yazıların da daha önce yazdığı bir yazıya ilişkin tekzip metnininyayımlanmasının ardından kaleme alındığını, dolayısıyla yazıların güncel vekamuoyunun ilgisine matuf olduklarını ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi,yazıların kamuoyunu ilgilendiren hususlarda yazılan eleştirel nitelikli yazılarolduğunu belirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun bulunduğu makamı da göz önünealarak yazıların basın özgürlüğü kapsamında yer aldığına, kişilik haklarınasaldırı niteliği taşımadığına, güncel ve görünürdeki gerçekliğe uygun olduğunakarar vermiştir.
33. Başvurucu ayrıca başvuru konusu yazılarda kendisiningörevini kötüye kullanan, derin devlet görevlisi, darbeci, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yaptığı dönemdegerçekleştirilen Hayata Dönüş Operasyonu’nda hapishanelerdeki infazlarda etkinrol oynayan bir kişi olarak gösterildiğini ve böylece kendisine hakaretedildiğini ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi, davalının kullandığı şikâyetkonusu sözlerin, davacı tarafın kişilik haklarına herhangi bir saldırı oluşturmadığını kabul ederek davayıreddetmiştir. Somut davada İlk DereceMahkemesi, davalının kullandığı sert sözlere onun verdiği anlamın ötesindeanlam yüklemeyi reddetmiştir.
34. Başvurucu, davalı tarafından kalemealınan köşe yazılarında şahsiyet haklarına yönelik bir saldırı olduğunu ilerisürmektedir. Buna karşılık davalı, yazılarda yer verilen bilgilerin güncel vekamuoyunun ilgisine matuf olduğunu ve hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığınıiddia etmiştir. İlk Derece Mahkemesi de başvurucunun talebini, söz konusuyazıların bir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçimarasındaki dengenin bozulmadığı yönünde değerlendirme yaparak reddetmiştir.
35. İlk olarak davalının, başvuruya konu gazete yazılarındadile getirdiği düşüncelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkısunup sunmadığı ve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçipgeçmediği sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda, bir haber, köşe yazısıveya makalenin kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin sözkonusu haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanmasıgerekir. Aksine yazının bilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunançıkarına da o kadar çok üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basınıngenel yarar nitelikli bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yaymafonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiğihatırlanmalıdır.
36. Şikâyet konusu köşe yazılarının yayımlandığı dönem, 2000yılında Türkiye'de, cezaevlerindeki bazı tutuklu ve hükümlülerin F tipi hücresistemine ve tecrit uygulamasına direnmek için başlattıkları açlık grevi veölüm orucu eylemlerine karşı yirmi cezaevine birden yapılan -iki asker ile otuztutuklu ve hükümlünün öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı, yaklaşık on bingüvenlik görevlisi tarafından gerçekleştirilen- Hayata Dönüş Operasyonu’ndagörev yapan bazı güvenlik görevlilerinin yargılandığı bir dönemdir. Köşeyazılarının yayımlandığı tarihte basın ve yayın organlarında, bahsi geçenyargılamaya ilişkin pek çok haber yayımlanmıştır.
37. Başvuruya konu köşe yazılarının sahibi gazetecitarafından da Hayata Dönüş Operasyonu ve bu operasyona ilişkin yargılamalar ileilgili olgular ve değer yargıları içeren birçok köşe yazısı yazılmıştır.Nitekim başvurucunun bireysel başvuru dosyasına eklediği gazete kupürleri debunu doğrulamaktadır. Başvuruya konu köşe yazılarında, başvurucunun Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yaptığı dönemdegerçekleştirilen ve otuz tutuklu ile hükümlünün ölümüyle sonuçlanan HayataDönüş Operasyonu’ndan bahsedilmekte, başvurucunun Ceza ve TevkifevleriGenel Müdürü olarak o dönem yaşanan mağduriyetlerden önemli ölçüde sorumluolduğu ileri sürülmekte, buna karşın Hayata Dönüş Operasyonu’na ilişkinyargılamanın düşük rütbeli güvenlik görevlileri üzerinden yürütüldüğü iddiaedilmektedir. Yazılarda, başvurucunun cezaevlerinde yaşanan olaylardakisorumluluğuna rağmen 2004 yılında Devlet Üstün Hizmet Madalyası ileödüllendirilmesi ve sonrasında da Cumhurbaşkanı tarafından HSYK üyesi olarakseçilmesi eleştirel bir bakış açısıyla anlatılmaktadır. Şikâyet konusuyazılarda dile getirilen iddialar ile köşe yazılarının yayımlandığı dönemdekiolaylar ve başvurucunun beyanları birlikte değerlendirildiğinde söz konusuyazılarda sarf edilen sözlerin ve iddiaların bir ölçüde, genel yarar niteliklibir tartışmaya katkı sundukları kabul edilebilir.
38. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamugörevlileri olan hâkim ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri de diğer kamugörevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Saday/Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, §33). Bu sebeple adalet sisteminde görev alan hâkimler ve savcılarla birliktediğer yargı çalışanlarını asılsız suçlamalardan korumak devletingörevlerindendir. Demokratik bir toplumda bireylere, yargı sistemi ve ona dâhilolan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmışolmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasınıisteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (İlhan Cihaner, §85).
39. Buna karşılık başvurucu, şikâyet konusu yazılarda sözüedilen Hayata Dönüş Operasyonu’nun yapıldığı tarihte Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü, yazıların yayımlandığı dönemdeise HSYK üyesidir ve HSYK’ya Yargıtay üyelerinceseçilmiştir. Başvurucunun, olayların geçtiği zaman diliminde ve hâlen Türkiyekamuoyunda tanınan bir yüksek bürokrat olduğu ve tanınmışlık derecesi dikkatealındığında kendisinin az bilinen bir kişi olduğu iddia edilemez. Dolayısıylabaşvurucu, gerek Hayata Dönüş Operasyonu’nun yapıldığı tarihteki görevi gerekseköşe yazılarının yayımlandığı dönemdeki görevi nedeniyle eleştirilere sıradankişilere göre daha fazla katlanmalıdır.
40. Diğer yandan söz konusu köşe yazıları nedeniylebaşvurucunun kişisel kariyerinin ve mesleğinin önemli ölçüde etkilenmediği gözönünde tutulmalıdır. Nitekim köşe yazılarının yayımlandığı dönemde başvurucununHSYK üyeliği devam etmiştir ve başvurucu hâlen Yargıtay üyesi olarak kariyerinedevam etmektedir.
41. Son olarak başvuruya konu köşe yazılarında abartıyakaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasiile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve hattakışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir(Kadir Sağdıç, § 76; Radio France ve diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, §37).
42. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilikmesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğinibelirleyemezler. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimleaktarılacağına bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamdaAnayasa’nın 26. maddesinin, sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğinideğil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırdatutulmalıdır (Ali Suat Ertosun, §66; Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85, 23/5/1991, §57).
43. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basınözgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarınınkorunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk DereceMahkemesi, değer yargılarına dayanan söz konusu yazıların genel çıkarıilgilendiren bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı sorusuna özel bir önem vermişayrıca yazıların yazıldığı şartlar üzerine de eğilmiştir. Mahkeme, davaya konuyazılarda geçen olayların gerçekliği meselesine değinmiş, dava konusu yazılarınyeterli bir olgusal temele sahip olduğunu belirterek yayınların yapıldığıtarihte meydana gelen olaylarla yayınların içeriği arasındaki öz-biçimilişkisinin bozulmadığı, başvuruya konu köşe yazılarında geçen olayların “görünür gerçekliğe uygun” olduğu yönündedeğerlendirme yapmıştır.
44. Bu şartlarda yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı veyargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları dadikkate alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alanpozitif yükümlülüklere uyulduğu, Derece Mahkemelerince tarafların haklarınındeğerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı ve bu kapsamda birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
5/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.