TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ SEVİM VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/3364)
Karar Tarihi: 17/7/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucular
:
1. Ali SEVİM
2. Hıdır ENGİN
3. Pirsultan EMRE
4. Paşa AĞGÜL
5. Hüseyin KARAKOÇ
6. Ali Haydar KARAKOÇ
7. Zeynep KARAKOÇ
8. Ali Kadir KARAKOÇ
9. Cemal CİLA
10. Musa CİLA
11. Cansa ÖZGÜL
12. Veysel LEYLEKOĞLU
13. Mahmut PARLAK
14. İsmail ÇUBUK
15. Yeter YILMAZ
16. Mehmet YILMAZ
17. Haydar MÜLDÜR
18. Ezime OPUZ
19. Hüseyin ARAT
20. Musa ARAT
21. Müslüm YILMAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurular, terör olaylarından doğan maddi zararların eksiktazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyethakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular, muhtelif tarihlerde yapılmıştır. Başvuru formlarıve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Komisyonlarca muhtelif tarihlerde, başvuruların kabuledilebilirlik incelemelerinin Bölümler tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Sırasıyla yukarıdaki başvuruculara ait 2015/4588, 2015/4585, 2015/3969,2015/5454, 2015/5114, 2015/4681, 2015/4680, 2015/4684, 2015/4583, 2015/4587,2015/4589, 2015/5453, 2015/5119, 2015/3374, 2015/3421, 2015/3428, 2015/5451,2015/3433, 2015/5116, 2015/5461 numaralı dosyaların konu yönünden hukukiirtibat nedeniyle 2015/3364 başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine;incelemenin 2015/3364 başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğerbireysel başvuru dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucular, Tunceli'ye bağlı köylerde ikamet etmekte iken1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köylerininboşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden göç etmek zorunda kaldıklarını iddiaetmiş; 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden DoğanZararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zararlarının karşılanmasıtalebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
7. Komisyon tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonucubaşvurucuların talepleri kısmen kabul edilmiştir. Başvurucular, Komisyontarafından belirlenen zararlarının gerçek zararlarını karşılamaktan uzak olduğuve manevi tazminata da karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle uyuşmazlıktutanağı imzalayarak Komisyon kararlarının iptali istemiyle dava açmışlardır.
8. İdare mahkemeleri muhtelif tarihli ve sayılı kararlarıyla,Komisyon kararlarını eksik incelemeye dayalı oldukları gerekçesiyle iptaletmiştir. Kararlarda 5233 sayılı Kanun'a göre manevi tazminatahükmedilemeyeceği de belirtilmiştir.
9. Başvurucular iptal kararlarını temyiz etmişlerdir. Temyizdilekçelerinde özellikle mahkemelerin hayvan zararlarına ve birim fiyatlarailişkin değerlendirmeleri ile manevi tazminata ilişkin değerlendirmesininhukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Kararlar Danıştay OnbeşinciDairesi tarafından onanmış, karar düzeltme istemleri de aynı Daire tarafındanreddedilmiştir.
10. Karar düzeltme isteminin reddi kararları başvurucularatebliğ edilmiş ve başvurucular muhtelif tarihlerde süresinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
11. İptal kararları üzerine Komisyonca her bir başvurucu içinyeniden hesaplama yapılmış ve belirlenen tutarlarda tazminatın başvurucularaödenmesine karar verilmiştir.
12. Komisyonun yeni kararları akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12.maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhnameörneği başvurucular vekiline gönderilmiştir. “Yukarıdaayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucundaKomisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamınınkarşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhnameler, muhtelif tarihlerde başvurucuların avukatlarıtarafından imzalanmış ve söz konusu tutarlar başvuruculara/avukatlarınaödenmiştir.
13. Başvuruculardan Paşa Ağgül isedava açmadan önce Komisyon tarafından belirlenen tutarı kabul etmiş, gönderilensulhnameyi imzaladıktan sonra sulhnamedışı bırakılan zararları olduğu iddiasıyla Komisyon kararının iptali istemiyledava açmıştır. Elazığ 2. İdare Mahkemesi davayı reddetmiştir. Kararıngerekçesinde imzalanan sulhnameyle davacının uğradığızararların tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, taraflarıbağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacı/davacı vekilininiradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı görülmekte olan sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasınınmümkün olmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca 5233 sayılı Kanun'da manevizararın tazminine yönelik herhangi düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısındadavacının manevi tazminat talebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusuKomisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Temyiz üzerineDanıştay Onbeşinci Dairesi kararın usul ve hukukauygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasınıgerektirecek nitelikte görülmediğini belirterek onanmasına karar vermiştir.
14. Diğer taraftan adına başvuru yapılan PirsultanEmre başvurudan yaklaşık iki yıl önce 8/1/2013 tarihinde vefat etmiş,avukatları tarafından 3/3/2015 tarihinde yapılan bireysel başvuru sırasında buhususa dair bilgi verilmeksizin doğrudan PirsultanEmre adına bireysel başvuru yapılmıştır. Daha sonra 19/11/2015 tarihli dilekçeile Pirsultan Emre'nin mirasçılarının başvuruyu takipetmek istediklerine dair avukatları tarafından dilekçe verilmiştir.
15. Öte yandan başvuruculardan Cemal Cila ve Hıdır Engin9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış BazıBaşvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun uyarınca kurulanAdalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu (Tazminat Komisyonu)Başkanlığına sırasıyla 12/2/2015 ve 21/2/2014 tarihlerinde başvurarak makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat ödenmesiniistemişlerdir.
16. Tazminat Komisyonu tarafından sırasıyla 23/10/2015 ve15/12/2014 tarihli kararlarla, başvurucuların Tunceli Valiliğindeki Komisyonabaşvurdukları tarihlerde (5/4/2006 ve 11/4/2006) başlayan ve sekiz yılı bulansüre için Cemal Cila'ya 3.900 TL, Hıdır Engin'e 4.100TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
17. Başvuruculardan Hıdır Engin, tazminatı yetersiz bularakvekâlet ücreti ile başvuru masrafları hakkında karar verilmediği iddialarıylaAnkara Bölge İdare Mahkemesine itiraz etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3.Kurulu tarafından anılan karar hukuka uygun bulunarak 6/3/2015 tarihinde itirazreddedilmiştir. Başvurucu Cemal Cila'nın ise itirazetmediği anlaşılmıştır. Kararların kesinleşmesinin ardından hükmedilentazminat, takip eden süreçte her bir başvurucunun vekilinin hesabına yatırılmaksuretiyle ödenmiştir.
18. Cemal Cila ve Hıdır Engin Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularını11/3/2015 tarihinde yapmışlardır. Her iki başvurucuya ait başvuru formlarındave 8/1/2019 tarihine kadarki süreçte Tazminat Komisyonuna makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle yapılan başvurudan, bubaşvurunun sonucundan ve lehe takdir edilen tazminattan herhangi bir şekildebahsedilmemiş; bu konuda bilgi verilmemiştir. Daha sonra başvurucular vekilitarafından Anayasa Mahkemesine verilen 8/1/2019 tarihli dilekçede, makul süredeyargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle Tazminat Komisyonu tarafındantazminat ödenmesine karar verildiği ve bilahare kararın infaz edildiğibelirtilerek makul süreye ilişkin şikâyetten vazgeçildiği bildirilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
20.5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon,doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 incimaddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma,engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeyegöre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkatealarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler.Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhnametasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
21. 5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”
22. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaYönetmelik’in (Yönetmelik) "Zararınkarşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:
"Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığıtespitten sonra 16 ncı maddeye göre belirlenenzararı, 21 inci maddeye göre hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölümhallerindeki nakdî ödeme tutarını, 20 nci maddeyegöre ifa tarzı ile 23 üncü ve 24 üncü maddelere göre mahsup edilecek miktarlarıdikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarıbelirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhnametasarısının örneği (EK-E) davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında, hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde, bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır. "
23. Yönetmelik'in "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
"Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.
Bakanlık, ellibinYeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ileyapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl bir önceki yıla ilişkinolarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yenidendeğerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.
(Değişik üçüncü fıkra: 4/6/2018-2018/11862 K.)Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder ve rücuistemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır."
24. Yönetmelik'in "Nakdîödemenin şekli ve tutarı" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:
"Sulhnametasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafındanimzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhnametasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemelerhak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."
25. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,K.2009/97 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"5233 sayılı Yasa,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yolunagitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluylakarşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayanvatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatifbir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amacauygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek bunailişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
...
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idaribir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararlarınkarşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucununsosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerineyasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyalrisk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerdenibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdiryetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların önceliklesulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamdadeğerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellikbağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelenzararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumlulukalanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminineilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olankısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusuibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlerekarşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."
26. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli veE.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarınadayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yolunabaşvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadecemaddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemlegiderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyennitelikte bir yasadır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması HakkındaKanunla ilgili olarak 'Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminattalep etme olanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idarimahkemelerde manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiğigörülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.
Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydanagelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarıncakarşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminattaleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke vekuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarakmanevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılmasıgerekmektedir.”
27. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun'unamaçlarından birinin özetle terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargıyoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluylakarşılanması olduğu ifade edilmiştir. Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde isesulhun davayı sona erdirici işlem olduğu, sulhnameimzalanmasının dava açılmasını engelleyici olduğu belirtilmiştir.
B. Uluslararası Hukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), söz konusu başvuruyabenzer şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyleuğranılan zararın tazminine ilişkin olarak sulhnameimzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zararlamanevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayanbir grup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08,28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının -taleplerdenferagat edilmesini gerektirdiği için- yerel boyuttaki bu uzlaşmanın tartışmasızolarak ihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itiraza son verdiği gerekçesiylebaşvuruları kabul edilemez bulmuştur.
29. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözümbeyanlarında (sulhnamelerin) manevi tazminattan sözedilmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların (sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeyeilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvurusahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsiledildiğini, bu hâlde başvuranların ne 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarınınmanevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını ne de bu anlaşmalarınsonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerinibelirtmiştir. AİHM'e göre söz konusu düzenleme,başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerinigerektirmektedir ve uluslararası boyutta bu anlaşmanın söz konusu ödemeyleilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniylebaşvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).
30. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besiciliktenelde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesineilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgiliyukarıda belirtilen sonuçların ayrıca bu şikâyete de uygulanabilir olduğukanaatinde olup AİHM'e göre sulhnamelerinimzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri / Türkiye, § 78).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Pirsultan Emre Yönünden
32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile AnayasaMahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereğibaşvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıylabireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlindebaşvuru reddedilir ve ilgilinin yargılama giderleri dışında 2.000 Türklirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına kararverilir.
33. Anılan düzenlemelerde, genel olarak bir hakkın öngörüldüğüamaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukukdüzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasınınbireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmektedir. Bubağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve AnayasaMahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışlarınbaşvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:2013/1013, 2/7/2015, § 31).
34. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçekolmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgiverilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusudeğerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkındamahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaatoluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmakkaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrikedici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalintespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçlabağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuruhakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet GüvenUlusoy § 32; Osman Sandıkçı,B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan vediğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016, § 50).
35. Başvuru konusu olayda PirsultanEmre 8/1/2013 tarihinde vefat etmiştir. Avukat Ümit Sisligün,Meral Hanbayat Yeşil ve Mehmet Ali Kırdök imzasıyla 3/3/2015 tarihinde PirsultanEmre'nin adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasıylabireysel başvuru yapılmış, başvuru formunda başvurucunun öldüğü konusunda birbilgiye yer verilmemiştir. Adı geçen avukatlar tarafından daha sonra 19/11/2015tarihli dilekçe ile Pirsultan Emre'nin mirasçılarınınbaşvuruyu takip etmek istediklerine dair dilekçe verilmiştir.
36. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireyselbaşvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafındanbireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).Ölü kişi adına başvuru yapılamayacağı gibi böyle bir başvurunun takibi de sözkonusu olamaz.
37. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat eden Pirsultan Emre adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olanavukatlar tarafından yapılan bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesigerekir.
38. Bu durumda Avukatlar Ümit Sisligün,Meral Hanbayat Yeşil ve Mehmet Ali Kırdök aleyhine Anayasa Mahkemesini yanıltıcı niteliktebaşvuru yapmaları nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi gerekir.
B. Başvuruculardan CemalCila ve Hıdır Engin Yönünden
39. Somut olayda başvuruculardan Cemal Cila ve Hıdır Engin'inbaşvuruya konu aynı yargılama nedeniyle 6384 sayılı Kanun uyarınca oluşturulanTazminat Komisyonu Başkanlığına başvuruda bulunarak uzun yargılama nedeniyletazminat talebinde bulundukları ve taleplerinin kısmen kabul edilerek uygungörülen tazminatın kendilerine ödendiği belirlenmiştir (bkz. §§ 15-18).
40. Buna göre başvuru formu ve eklerinde aynı maddi vakıalar veihlal iddiasına dayalı olarak Tazminat Komisyonu Başkanlığına yapılan müracaatile bu müracaatın sonucuyla ilgili herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı, buaçıdan başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkındabilgi verilmemesi nedeniyle başvurucular tarafından ileri sürülen iddianınyanıltıcı beyan niteliğinde olduğu anlaşılmış; başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanılmasınedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
41. Diğer taraftan başvurucular 8/1/2019 tarihli dilekçeylemakul süreye ilişkin şikâyetten vazgeçtiklerini belirtmiştir. Başvurucularınmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak AdaletBakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvurularının bireysel başvurununyapıldığı tarihten önce gerçekleştiği açıktır (Hıdır Engin lehine tazminatahükmedilmesi ve bu tazminata itiraz da başvurudan önce gerçekleşmiştir).Dolayısıyla Cemal Cila'nın Tazminat KomisyonuBaşkanlığına yaptığı başvuruyu, Hıdır Engin'in hem başvuruyu hem başvuruüzerine verilen kararı ve buna dair Ankara Bölge İdare Mahkemesine yaptığıitirazını bildirme yükümlülüğü ilk bireysel başvurunun yapıldığı tarihitibarıyla mevcuttur. Başvurucuların makul süreye ilişkin şikâyetlerindenferagat etmesi, sözü edilen olguları zamanında Anayasa Mahkemesine bildirmeyükümlülüğünü yerine getirmedikleri gerçeğini değiştirmemektedir. Bu nedenlebaşvurucuların feragat dilekçelerinin varılan sonuç üzerinde bir etkisibulunmamaktadır.
42. Bu nedenle adı geçen iki başvurucu aleyhine başvuru hakkınınkötüye kullanılması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca ayrı ayrı takdiren 500 TL disiplin para cezasına hükmedilmesigerekir.
C. Diğer BaşvurucularYönünden
1. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Maddi Zararların EksikTazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden
i. Başvurucularınİddiaları
43. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduklarıbaşvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararlarının kabuledilmeyen kısmı için iptal davası açtıklarını, bu kapsamda hayvancılık gelirkayıplarının karşılanmadığını, mülklerinden mahrum kaldıkları sürenin eksikhesaplandığını belirterek eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
ii. Değerlendirme
44. Somut başvuruda başvurucular, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafındantespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak bir tazminatmiktarı belirlenmiş ancak belirlenen tazminatı kabul etmeyen başvurucularkonuyu yargıya taşımışlardır. Açılan davalar sonucunda idari yargı yeri madditazminat yönünden Komisyon kararlarını iptal etmiştir. Nihayetinde bu iptalkararlarına göre Komisyon tarafından yeniden hesaplama yapılarak belirlenentazminat miktarını içerir sulhname örneği ilebirlikte sulha davet yazısı başvuruculara/vekillerine gönderilmiş, sulh teklifibaşvurucular/vekilleri tarafından kabul edilmiştir (bkz. §§ 11, 12).
45. 5233 sayılı Kanun’un gerek genel gerekçesinden gerekseiçerdiği düzenlemelerden terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargıyoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluylakarşılanmasının amaçlandığı, bu çerçevede ilgili hukuk kısmında yer verilendüzenlemelerden de anlaşılacağı üzere sulhnamedüzenlenerek uyuşmazlıkların bir an evvel bitirilmesine özel önem atfedildiğianlaşılmaktadır (Adile Melekoğlu vediğerleri, B. No: 2015/1630, 22/1/2019, § 33).
46. 5233 sayılı Kanun'dan kaynaklı uyuşmazlıklara bakan idaremahkemeleri ve Danıştay Onbeşinci Dairesi, Kanun'unbu amacını esas alarak yorumlamış ve sulhnameimzalanmasıyla davacıların uğradıkları zararların tazmin edilmek suretiyleuyuşmazlığın ortadan kalktığı, dolayısıyla sulhnameimzalanmasının ardından uyuşmazlığın artık yargıya taşınmasının mümkün olmadığısonucuna varmışlardır (Adile Melekoğlu vediğerleri, § 34).
47. Sulhname dışı bırakılan bakiyezarara dair açılan davaların sulhname imzalanmışolması nedeniyle reddedilmesi yönündeki idare mahkemeleri ve Danıştayın bu yaklaşımı bireysel başvuru yoluyla AnayasaMahkemesine taşınmış, Anayasa Mahkemesi -sulhnamekonusu paranın ödenmediği iddiasının bulunması durumu hariç- makul birtazminata hükmedilmesini temin eden sulhnameylebirlikte başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkacağı sonucuna varmış vemağdur sıfatının ortadan kalkmış olması gerekçesiyle başvuruların kişibakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58; Salih Alkan, B. No:2013/4747, 31/3/2016,§§ 37-42). Bir başka ifadeyle idare mahkemeleri ve Danıştayın anılan yaklaşımında mülkiyet hakkı yönünden birsorun görülmemiştir (Adile Melekoğlu vediğerleri, § 35).
48. Bireysel başvuruda bir hakkın ihlaline karar verilebilmesiiçin mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konu olan kamu gücü kullanımınadayalı temel nedenlerin başvurunun yapıldığı anda mevcut olması ve başvuruhakkında karar verileceği zamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurlukstatüsünün varlığı konusunda değerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyetettiği hususların gerçekleşip gerçekleşmediği, hâlâ mevcut olup olmadığı vemuhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediği incelenmelidir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §36).
49. Bunun yanında tazminat ya da başvurucunun taleplerininanlaşma ile karşılanması da mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder (Arman Mazman, B.No: 2013/1752, 26/6/2014, § 43).
50. Başvuruya konu olayda eksik hesaplandığı iddia edilenzararın miktarı üzerinde idareyle anlaşma sağlamış ve sulhnameyiimzalamış olmaları sebebiyle başvurucuların maddi mağduriyetlerinin açıkçaorantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucular,Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyanettikleri alacağı tümüyle davalı idareden tahsil ettiklerinden mülkiyet hakkınailişkin mağduriyet giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynıtarihte sona ermiştir. Belirtmek gerekir ki başvurucular Komisyonun sulhname teklifini avukatları aracılığıyla kabul etmiş ve sulhnameler başvurucular adına avukatları tarafındanimzalanmıştır. Dolayısıyla başvurucuların maddi tazminat iddialarını sonaerdiren sulhnamenin bu hukuki sonucundan habersizoldukları da düşünülemez. Öte yandan başvurucular, Komisyon tarafındanödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendilerine ödenmediği ya da eksiködendiği yönünde bir iddiada da bulunmamışlardır.
51. Diğer taraftan manevi tazminat, 5233 sayılı Kanun'daöngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açıkolup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevitazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.
52. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklananmülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucuların mağdurluk statüsünükaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin kişibakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Manevi ZararlarınTazmin Edilmediğine İlişkin Şikâyet Yönünden
i. Başvurucularınİddiaları
53. Başvurucular, manevi zararlarının tazmin edilmemesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
ii. Değerlendirme
54. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevitazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel başvuruyakonu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarındabaşvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminatödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamaklabirlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talephakkına sahip olduğu belirtilmiştir (ÖzdenSayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
55. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un-Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda (bkz. § 26) dabelirtildiği üzere- maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birliktemanevi zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan birkanun olduğunu, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 12. ve 13. maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden kaynaklıolarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânıtanındığını belirterek 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlerebaşvurularak uğranılan zararın tazmin edilebileceğini belirtmiştir (Abbas Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, §81).
56. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanunmanevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göreaçılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanunkapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genelprensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler (Hüseyin Gönek ve ŞahinToprak, B. No: 2015/4683, 22/1/2019, § 44).
57. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıklarıdavaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getirilişbiçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtileniçtihada uygun şekilde yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'unilgili maddelerinde belirtilen usullere göre mi açıldığının yoksa manevitazminat talebinin 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konulmasıgerekir (Hüseyin Gönekve Şahin Toprak, §45).
58. Somut olayda başvurucular Komisyon kararının iptaliistemiyle açtıkları davalarda Komisyon tarafından manevi tazminat da ödenmesigerektiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların taleplerini 5233 sayılı Kanun'adayandırdıkları, idare mahkemesinde açtıkları davalardaki dilekçelerindenaçıkça anlaşılmaktadır. Ancak 5233 sayılı Kanun uyarınca kurulan ve faaliyettebulunan Komisyonun manevi tazminata hükmetmesi kendisinden beklenemez. Dolayısıylabaşvurucuların Komisyona başvurmalarının ardından açtıkları davalarını 5233sayılı Kanun'a dayandırdıkları ve genel hükümlere göre tam yargı davasıaçmadıkları anlaşıldığından manevi tazminat isteminin anılan gerekçeylereddedilmesinde mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğusonucuna varılmıştır.
59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucularınİddiaları
60.Başvurucular; mülkten uzak kalınan sürenin eksik hesaplanması, köyü terktenevvel var olan hayvan varlığına ilişkin iddialarının dikkate alınmaması, manevitazminat istemlerinin reddedilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının daihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca 5233 sayılı Kanunkapsamında başvurulan idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmişlerdir.
b. Değerlendirme
61.Somut olayda sulhname imzalanarak maddi tazminatailişkin uyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin olarak yukarıda mülkiyethakkına dair gerekçede belirtilen değerlendirme ve varılan sonuç gözetildiğindeusul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynı şikâyetlerin tekrarincelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucularınbu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ileri sürdükleri benzer mahiyettekişikâyetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
62.Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyet ise sulhname imzalanmasından bağımsız olduğundan vebaşvurucuların temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabilecek nitelikteolduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden inceleme yapılmıştır.
63. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılıAvrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat ÖdenmekSuretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
64. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
65. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§27-36) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek buyolun etkililiğini tartışmıştır.
66. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)
67. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvuruculardan Pirsultan Emre,Cemal Cila ve Hıdır Engin tarafından yapılan başvuruların başvuru hakkının kötüye kullanılmasınedeniyle REDDİNE,
B. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca Cemal Cila ve HıdırEngin'den ayrı ayrı 500 TL, avukatlar Ümit Sisligün,Meral Hanbayat Yeşil ve Mehmet Ali Kırdök'ten müştereken ve müteselsilen2.000 TL disiplin para cezasının TAHSİLİNE,
D. Kararın bir örneğinin İstanbul Barosu ve Türkiye BarolarBirliğine GÖNDERİLMESİNE,
E. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.