TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALAATTİN YÜKSEL VE İBRAHİM YÜKSEL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9463)
Karar Tarihi: 5/11/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucular
:
1. Alaattin YÜKSEL
2. İbrahim YÜKSEL
Vekili
:
Av. Serkan CENGİZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, taşınmazın imarplanında resmî kurum alanından çıkartılarak konut alanına dönüştürülmesitalebiyle açılan iptal davasının reddedilmesi ve yargılamanın makul süredesonuçlanmaması nedenleriyle eşitlik ilkesinin, mülkiyet, adil yargılanma veetkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 19/12/2013tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca 31/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından22/1/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığına(Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvurunun belgelerininbir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 6/2/2015 tarihli yazısında,Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerineatfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucuların malikioldukları, Manisa ili Salihli ilçesi Şehitler Mahallesi 19 parsel numaralıtaşınmazın da aralarında bulunduğu alan, Salihli Belediye Meclisi tarafından27/3/1987 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planında hükûmet konağıgenişletme alanı olarak belirlenmiştir.
8. Başvurucular, 7/7/1995tarihinde Salihli Kaymakamlığına yaptıkları başvuruda, taşınmazlarının 1/5000ölçekli nazım imar planında hükûmet konağı genişleme alanı olarak ayrılmışolmasına karşın kamulaştırılmaması nedeniyle yapımından vazgeçildiğine ilişkingörüş verilmesini talep etmişlerdir. İdarenin 18/7/1995 tarihli yazısıylaBakanlıkça talimat verilmediği sürece taşınmazın yatırım programına alınıpkamulaştırma işleminin ilçe idaresi tarafından yapılmasının söz konusuolmadığının bildirilmesi üzerine başvuruculardan İbrahim Yüksel, kamulaştırmaişleminin yargı kararıyla gerçekleştirilmesi istemiyle 19/9/1995 tarihindeManisa İdare Mahkemesinde ilgili işleme karşı iptal davası açmıştır.
9. Mahkemenin 27/12/1995tarihli ve E.1995/957, K.1995/1080 sayılı kararıyla yarı hissesi başvurucuİbrahim Yüksel'e ait olan taşınmazın 27/3/1987 tarihinde nazım imar planı ilehükûmet konağı genişleme alanı içine alındığı, henüz kamulaştırma işlemininyapılmadığı, dolayısıyla taşınmazın durumunun belli olmadığı, taşınmazın satışıyapılamadığı gibi taşınmaza inşaat ruhsatı da verilmediği, başvurucuya aittaşınmaz hakkında kent imar planından ayrıldığı amaca uygun olarak ilgili kamukuruluşunca 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 10. maddesiuyarınca kamulaştırma işlemi yapılmadığının anlaşıldığı, beş yıllık imarprogramı doğrultusunda yasal gerekliliğe uyulmaması nedeniyle başvurucununistemi gözetilerek işlem tesisi gerekirken dava konusu taşınmazın hükûmetkonağı genişleme sahasından çıkarılmasına yönelik işlemin reddedilmesininhukuka uygun olmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
10. Temyiz üzerine DanıştayAltıncı Dairesinin 14/4/1997 tarihli ve E.1996/2669, K.1997/2025 sayılıilamıyla imar planında hükûmet konağı genişleme alanına ayrılan başvurucuya aittaşınmazın kamulaştırılmasından vazgeçildiğine ilişkin görüş verilmesiyolundaki başvurunun reddine ilişkin Salihli Kaymakamlığı işleminin 3194 sayılıKanun'un 13. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca mevcut planındeğiştirilmesi için belediyelere yapılacak başvurularda bu istem incelenirkenilgili belediyece göz önünde tutulacak bir görüş niteliğinde olduğu, davakonusu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gerekli bir işlem niteliğinde olmadığıbelirtilerek İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.
11. Mahkemenin 31/5/1999 tarihlive E.1998/832, K.1999/514 sayılı kararıyla Mahkeme masraflarının süresi içindebaşvurucu tarafından yatırılmaması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasınakarar verilmiştir.
12. Başvurucular, DanıştayAltıncı Dairesinin 14/4/1997 tarihli ilamı üzerine 4/6/1999 tarihinde SalihliBelediye Başkanlığına yaptıkları başvuruda, taşınmazlarının imar planında resmîkurum alanından çıkarılarak konut alanına dönüştürülmesi talebinde bulunmuşlar;idare tarafından istemin reddedilmesi üzerine 17/12/1999 tarihinde Manisa İdareMahkemesinde iptal davası açmışlardır.
13. Mahkemenin 28/3/2003 tarihlive E.1999/2530, K.2003/285 sayılı kararıyla idari yargı yerlerince 6/1/1982tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca idariişlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargıkararı verilmesinin mümkün olmadığı, Belediyeye 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imarplanlarındaki yönetim merkezini ve alt merkezlerini revize edecek şekilde planyapma yükümlülüğü getirme neticesini doğuracak nitelikte bulunan bilirkişiraporuna itibar edilmediği, idari işlemde şehircilik ilkeleri ve planlamaesaslarına aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine kararverilmiştir.
14. Temyiz üzerine DanıştayAltıncı Dairesinin 25/4/2005 tarihli ve E.2003/4756, K.2005/2490 sayılıilamıyla imar planlarının yargısal denetiminde taşınmazın yeri, büyüklüğü,konumu ve işlevi açısından imar planında ayrıldığı amacın şehircilik ilkeleri,planlama esasları ve kamu yararı açısından uygun olup olmadığınınincelenmesinin zorunlu olduğu, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda buhususların değerlendirilmediği, uyuşmazlığın çözümlenmesinin teknik bilgiyigerektirdiği, yeniden bilirkişi ve keşif incelemesi yapılarak karar verilmesigerektiği belirtilerek İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.
15. Mahkemece 18/10/2005tarihinde direnme kararı verilmesi üzerine Danıştay İdari Dava DaireleriKurulunun 10/12/2009 tarihli ve E.2006/57, K.2009/2799 sayılı ilamıyla kararbozulmuştur.
16. Mahkemece bozmaya uyularakyapılan yargılama sonucunda 30/6/2010 tarihli ve E.2010/605, K.2010/1280 sayılıkararla bilirkişi raporunda tespit edilen hususlar kapsamında hükûmet konağıolarak belirlenen taşınmazın, bu tahsis amacıyla plan bütünlüğünü bozmadığıgibi yetersiz kalan eski binanın yerini alacak olması ve bu ihtiyacıkarşılayabilme imkânı sunduğu, bu yönüyle taşınmazı resmî kurum alanındançıkarılmasının kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarınauygun olmayacağı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
17. Temyiz üzerine DanıştayAltıncı Dairesinin 11/10/2013 tarihli ve E.2010/11272, K.2013/5954 sayılıilamıyla dava konusu meclis kararı ile resmî kurum alanında kalan başvurucularaait taşınmazın, konut alanına çevrilmesine ilişkin talebin reddedilmesindehukuka aykırılık bulunmadığı ancak resmî kurum hizmetinin görülmesi amacıylataşınmazına dava konusu imar planı kapsamında kısıtlama konulan başvurucularınsöz konusu alanın 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca imar programınaalınarak kamulaştırma sürecinin başlatılması için ilgili Belediyeyebaşvurabilecekleri, istemin reddedilmesi hâlinde bu işleme karşı davaaçabilecekleri belirtilerek hüküm onanmış; karar düzeltme yoluna gidilmeksizinkesinleşmiştir.
18. Başvurucular 19/12/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
19. Karar, başvuruculara2/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgiliHukuk
20. 3194 sayılı Kanun'un "İmar programları, kamulaştırma vekısıtlılık hali" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
"Belediyeler;imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbiketmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imarprogramlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarınıntemsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Buprogramlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu programiçinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamukuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalanalanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamukuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekliödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur.
İmar programlarında,umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulangayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projelergerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilenhaklar devam eder."
21. 3194 sayılı Kanun'un "İmar planlarında umumi hizmetlereayrılan yerler" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"(Birinci fıkraiptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33,K.:1999/51 sayılı Kararı ile)
İmar programınaalınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesidurdurulur. Kamulaştırmanın yapılması halinde durdurma tarihi ile kamulaştırmatarihi arasında tahakkuk edecek olan emlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idaretarafından ödenir. Birinci fıkrada yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önceplan değişikliği ile kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halindeise durdurma tarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.
(Üçüncü fıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51sayılı Kararı ile)
Onaylanmış imarplanlarında, birinci fıkrada yazılı yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanundaöngörülen düzenleme ortaklık payı oranı üzerindeki miktarlarının mal sahiplerinceilgili idarelere bedelsiz olarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerindenayrıca emlak alım ve satım vergisi alınmaz."
22. 2577 sayılı Kanun’un 1.maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları,20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60.maddesi.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 5/11/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 19/12/2013 tarihli ve2013/9463 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
24. Başvurucular, malikioldukları Manisa ili Salihli ilçesi Şehitler Mahallesi 19 parsel numaralıtaşınmazın da aralarında bulunduğu alanın, Salihli Belediye Meclisi tarafından27/3/1987 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planında hükûmet konağıgenişletme alanı olarak belirlendiğini, kamulaştırma talebiyle idareyeyaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığını, ilk kez 19/9/1995 tarihinde davaaçtıklarını, 30/9/1986 tarihinden beri mülklerinden barışçıl bir şekildeyararlanamadıklarını, taşınmazlarının imar planında resmî kurum alanındançıkarılarak konut alanına dönüştürülmesi talebiyle idareye yaptıkları 4/6/1999tarihli başvurunun reddedilmesi üzerine Manisa İdare Mahkemesinde açtıklarıiptal davasının reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını,makul sürede sonuçlanmayan davalar hakkında iç hukukta başvurulabilecek etkilibir yolun bulunmadığını, mülklerinden barışçıl bir şekilde yararlanamadıklarını,idarenin bilinçli davranışıyla mülklerinden yoksun bırakıldıklarını belirterekhukuk devleti ve eşitlik ilkesi ile mülkiyet, adil yargılanma ve etkili başvuruhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
25. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde başvurucuların, taşınmazlarının imar planında resmî kurumalanında olmasına karşın kamulaştırılmaması nedeniyle yapımından vazgeçildiğineilişkin görüş verilmesini taleplerinin reddedilmesi üzerine ilk olarak19/9/1995 tarihinde iptal davası açtıklarını, mülklerinden barışçıl bir şekildeyararlanma talebiyle idareye yaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığını,4/6/1999 tarihinde Salihli Belediye Başkanlığına yaptıkları başvuruda isetaşınmazlarının imar planında resmî kurum alanından çıkarılarak konut alanınadönüştürülmesi talebinde bulunduklarını, idare tarafından istemin reddi üzerine17/12/1999 tarihinde Manisa İdare Mahkemesinde açtıkları iptal davasınınreddedildiğini belirterek mülkiyet, adil yargılanma ve etkili başvuruhaklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıpolay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Anılan ihlal iddiaları, yargılama sonucunun adil olmadığı nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında incelenmiştir. AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunma imkânının sağlanması durumu da dikkatealındığında başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiası ise ayrıca değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
26. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
27. 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
28. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
29. Anılan kurallar uyarıncailke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması; bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
30. Başvurucular, DereceMahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunuve adil olmadığını ileri sürmüşlerdir.
31. Başvuru konusu olaydabaşvurucuların, taşınmazlarının imar planında resmî kurum alanından çıkarılarakkonut alanına dönüştürülmesi talebiyle 4/6/1999 tarihinde Salihli BelediyeBaşkanlığına yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine 17/12/1999 tarihindeManisa İdare Mahkemesinde açtıkları iptal davası, idari işlem niteliğinde veyaidarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilmesinin mümkünolmadığı gerekçesiyle reddedilmiş (bkz. § 13), temyiz üzerine Danıştay AltıncıDairesinin 25/4/2005 tarihli ilamıyla karar; imar planlarının yargısaldenetiminde taşınmazın yeri, büyüklüğü, konumu ve işlevi açısından imarplanında ayrıldığı amacın şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararıaçısından uygun olup olmadığının incelenmesinin zorunlu olduğu, Mahkemecealınan bilirkişi raporunda bu hususların değerlendirilmediği belirtilerekbozulmuş (bkz. § 14), Mahkemece direnme kararı verilmesi üzerine Danıştay İdariDava Daireleri Kurulunun 10/12/2009 tarihli ilamıyla karar bozulmuştur.Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 30/6/2010 tarihlikararla, bilirkişi raporunda tespit edilen hususlar kapsamında hükûmet konağıolarak belirlenen taşınmazın bu tahsis amacıyla plan bütünlüğünü bozmadığı,yetersiz kalan eski binanın yerini alacağı ve bu ihtiyacı karşılayabilme imkânısunduğu, bu yönüyle taşınmazın resmî kurum alanından çıkarılmasının kamuyararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olmayacağıbelirtilerek davanın reddine karar verilmiş; temyiz üzerine Danıştay AltıncıDairesinin 11/10/2013 tarihli ilamıyla, dava konusu meclis kararı ile resmi kurumalanında kalan başvuruculara ait taşınmazın konut alanına çevrilmesine ilişkintalebin reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, resmi kurum hizmetiningörülmesi amacıyla taşınmazlarına dava konusu imar planı kapsamında kısıtlamakonulan başvurucuların, söz konusu alanın 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesiuyarınca imar programına alınarak kamulaştırma sürecinin başlatılması içinilgili Belediyeye başvurabileceği, istemin reddedilmesi halinde bu işleme karşıdava açabileceği belirtilerek hüküm onanmış, karar düzeltme yolunagidilmeksizin karar kesinleşmiştir.
32. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucuların iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
33. Başvurucular, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadıklarına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına,karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etmefırsatı bulamadıklarına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgiliiddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya dakanıt sunmadıkları gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkkeyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
34. Açıklanan nedenlerle,başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyetiniteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açıkkeyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
35. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
" Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır."
36. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya daihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınınbireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir"
37. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yollarıile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hakihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumundabaşvurulabilir (Bayram Gök, B.No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).
38. Ancak belirtilen hükümlerdeyer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleriaçısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılmasıgerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklîolarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesindemünferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızcahukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamandabunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi birbiçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisindenbaşvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerinegetirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesigerekir (Işıl Yaykır,B. No. 2013/2284, 15/4/2014, § 42).
39. Başvuru konusu olayda,başvurucuların maliki oldukları Manisa ili Salihli ilçesi Şehitler mahallesi 19parsel numaralı taşınmazın da aralarında bulunduğu alanın, Salihli BelediyeMeclisi tarafından 27/3/1987 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imarplanında hükûmet konağı genişletme alanı olarak belirlendiği, başvuruculardanİbrahim Yüksel’in, 7/7/1995 tarihli taşınmazın hükûmet konağı genişletmealanından çıkartılması talebine cevap olarak, kamulaştırma işleminin Bakanlıkçatalimat verilmediği sürece ilçe idaresi tarafından gerçekleştirilemeyeceğininbildirilmesi üzerine, kamulaştırma işleminin yargı kararıyla yapılmasıistemiyle 19/9/1995 tarihinde Manisa İdare Mahkemesinde dava açıldığı,Mahkemenin 27/12/1995 tarihli kararıyla işlemin iptaline karar verildiği,temyiz üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 14/4/1997 tarihli ilâmıyla kararınbozulduğu ve Mahkemenin 31/5/1999 tarihli kararıyla ise davanın açılmamışsayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
40. Başvurucuların taşınmazlarınınimar planında resmi kurum alanından çıkartılarak konut alanına dönüştürülmesitalebiyle 4/6/1999 tarihinde idareye yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine17/12/1999 tarihinde Manisa İdare Mahkemesinde açtıkları iptal davasının;hükûmet konağı genişletme alanı olarak belirlenen taşınmazın, bu tahsisamacıyla plan bütünlüğünü bozmadığı gibi yetersiz kalan eski binanın yerinialacak olması nedeniyle bu ihtiyacı karşılayabilme imkanı sunduğu, taşınmazınresmi kurum alanından çıkartılmasının kamu yararına, şehircilik ilkelerine veplanlama esaslarına uygun olmayacağı belirtilerek reddedildiği, DanıştayAltıncı Dairesinin 11/10/2013 tarih ilamıyla, dava konusu meclis kararı ileresmi kurum alanında kalan başvuruculara ait taşınmazın konut alanınaçevrilmesine ilişkin talebin reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı,resmi kurum hizmetinin görülmesi amacıyla taşınmazına kısıtlama konulanbaşvurucunun, söz konusu alanın 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca imarprogramına alınarak kamulaştırma sürecinin başlatılması için ilgili belediyeyebaşvurabileceği, istemin reddedilmesi halinde bu işleme karşı dava açabileceğibelirtilerek hükmün onandığı ve taşınmazın kamulaştırılmasının bireyselbaşvurunun yapıldığı tarih itibarıyla gerçekleştirilmediği anlaşılmaktadır.
41. Toplum yaşamını yakındanetkileyen fiziksel çevrenin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması toprağın korumave kullanma dengesinin en rasyonel biçimde belirlenmesi için hazırlanan imarplanları; kamu yararı amacını taşıması gereken belgeler olduğundan yargısaldenetiminde bu hususlara riayet edilip edilmediği, planlanan yörede bulunanparsellerin imar planında tahsis edildikleri amaç yönünden şehircilik ilkeleri,planlama esasları ve kamu yararına uygun düşüp düşmediği irdelenmektedir (Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §37).
42. Somut olayda, dava konusutaşınmazın imar planında resmî kurum alanından çıkarılarak konut alanınadönüştürülmesi amacıyla idareye yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine işleminiptali istemiyle dava açılmışsa da başvurucuların, İdare Mahkemesine sunduklarıdava dilekçesinde taşınmazlarının kamu yararına tahsis edilmesi sonrasında onüç yılı aşan süreye rağmen idarece herhangi bir işlem yapılmadığı ve idareninkamulaştırma mükellefiyetini yerine getirmemesi nedeniyle taşınmazlarının değerkaybetmesine neden olunduğu hususlarını ileri sürdükleri, imar planınınşehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı gözetilmeksizin ya damevzuata aykırı şekilde düzenlendiği yolunda bir iddiada bulunmadıkları,dolayısıyla başvurucuların esas olarak başvuruya konu idari işlem sonucundataşınmazları üzerinde meydana gelen tasarruf kısıtlamasının kamulaştırmayapılmaması nedeniyle uzun yıllardır sürmesi sonucu uğradıkları zarardan ve budurumun mülkiyet haklarını ihlal etmesinden şikâyet etikleri anlaşılmıştır.
43. Başvurucular tarafındanileri sürülen mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiaları, hükûmet konağıgenişletme alanı olarak belirlenen taşınmaza ilişkin olarak 3194 sayılı Kanun'un10. maddesi uyarınca ilgili idarece imar planını uygulamak üzere imarprogramının hazırlanmaması, akabinde de ayrılma amacına uygun şekildekamulaştırma işleminin gerçekleştirilmemesi ve bunun sonucunda da taşınmazüzerinde mülkiyet hakkının kullanımına yönelik ortaya çıkan kısıtlama vebelirsizlikten kaynaklanmaktadır.
44. Benzer uyuşmazlıkların; 3194sayılı Kanun'un 10. maddesinin uygulaması kapsamında hem adli yargı yerleri hemde idare mahkemeleri önünde dava konusu edildiği, adli yargı yerlerince uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilenhayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma yoluna gitmeyen idarece pasif vesuskun kalmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiğigerekçesiyle kamulaştırmasız el koyma kapsamında değerlendirme yapılarakuyuşmazlıkların çözümü yoluna gidildiği, aynı konuda ilgililer tarafından idaremahkemelerinde açılan davaların ise 2577 sayılı Kanun'un idari işlem veeylemlerden doğan zararların tazminini öngören 12. ve 13. maddeleri kapsamındaçözümlendiği, adli yargıda açılan davalarda görev itirazında bulunulmasıüzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkması sonucu Uyuşmazlık Mahkemesine yansıyanbaşvurular neticesinde Mahkemece somut başvuruya benzer şekilde imar planı vebuna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelikdavaların idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlaledilmiş olanlar tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargıyerince çözümlenmesi gerektiğine karar verildiği anlaşılmaktadır (UyuşmazlıkMahkemesi, E.2012/157, K.2012/182, 24/9/2012; Yenibaşaran Uluslararası Nakliyat ve Ticaret A.Ş., B.No: 2013/3300, 18/9/2014, § 35).
45. Uyuşmazlık Mahkemesinin sözkonusu kararının ardından 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu'nun geçici 6. maddesinde 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun’layapılan değişiklik kapsamında, anılan maddenin onuncu fıkrasında uygulama imarplanlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgilikanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında 3194 sayılıKanun’da öngörülen idari başvuru ve işlemlerin tamamlandıktan sonra idariyargıda dava açılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Belirtilen değişikliksonrasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca (YHGK), imar kısıtlamalarındankaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılması gerektiğinehükmedildiği (YHGK, E.2013/5-603, K.2013/1503, 30/10/2013), Danıştay tarafındanda söz konusu tasarruf kısıtlamalarının idari işlem ve eylemlerden kaynaklanmasıve 2942 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik nedeniyle imar planındaki belirlemesebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminatdavalarının görev ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğunahükmedildiği (Danıştay Altıncı Dairesi, E.2013/8143, K.2014/3779, 15/5/2014) anlaşılmaktadır(Yenibaşaran Uluslararası Nakliyat ve Ticaret A.Ş., §36).
46. Buna göre başvurucularınimar planında hükûmet konağı genişletme alanında kalan ancak imar programınaalınmayan ve kamulaştırması yapılmayan taşınmazlarının mülkiyeti üzerindeoluşan kısıtlamalar nedeniyle oluşan zararlarının tazminini sağlayabileceklerietkili ve yeterli başvuru yolunun 2942 sayılı Kanun'un değişik geçici 6.maddesi uyarınca idare mahkemelerinde açılacak tam yargı davası olduğu, buyolun kullanılması suretiyle başvuru yollarının tüketilmiş sayılacağı ancakbaşvurucular tarafından tam yargı davası açma yoluna gidilmediğianlaşılmaktadır.
47. Açıklanan nedenlerlebaşvurucular tarafından mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiaları ile ilgiliolarak iptal davası açma yoluna gidilmekle birlikte somut başvuru açısındandaha etkili giderim yolu olan tam yargı davası açma imkânı kullanılmaksızınbireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası
48. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
49. Başvurucular, kamulaştırma talebiyleidareye yaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığını, ilk kez 19/9/1995 tarihindedava açtıklarını, bu davanın Danıştay Altıncı Dairesinin 22/6/1998 tarihlikararıyla sonuçlandığını, taşınmazlarının imar planında resmî kurum alanındançıkarılarak konut alanına dönüştürülmesi talebiyle 4/6/1999 tarihinde SalihliBelediye Başkanlığına yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine ikinci kez17/12/1999 tarihinde Manisa İdare Mahkemesinde iptal davası açtıklarını,yargılamanın toplamda on sekiz yılı aştığını ve makul sürede sonuçlanmadığınıbelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
50. Makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak başvurucular, her ne kadar taşınmaza ilişkin ilk olarak19/9/1995 tarihinde dava açtıklarını ve yargılamanın on sekiz yılı aştığınıileri sürmüşlerse de belirtilen tarihte Manisa İdare Mahkemesinde açılan davadaMahkemenin 31/5/1999 tarihli kararıyla davanın açılmamış sayılmasına kararverildiği anlaşıldığından bu kapsamdaki inceleme 17/12/1999 tarihinde Manisaİdare Mahkemesinde açılan iptal davasında yürütülen yargılama ile sınırlıolarak yapılmıştır.
51. Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlaliiddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkünolmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarındanortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke vehaklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında ilgili hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alangerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke vehaklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunundayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilenilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının göreviolduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliğiilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
52. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).
53. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucuitibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olanuyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.maddesinin koruma kapsamına girmektedir. Bu anlamda belirtilen düzenlemelerdeyer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idaribir kararın iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konudavanın 1/5000 ölçekli nazım imar planında yer alan taşınmazın resmî kurumalanından çıkarılarak konut alanına dönüştürülmesi talebiyle idareye yapılanbaşvurunun reddedilmesi üzerine söz konusu idari işlemin iptali istemini konualan bir uyuşmazlık olduğu görüldüğünden somut yargılama faaliyetinin medenihak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, § 44).
54. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesindesürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarihtir. Ancak idari yargıda dava açılabilmesi için öncelikle idari makamlarabaşvurulmasının zorunlu olduğu durumlar ile idari davaya konu olabilecek birişlem veya eylemin yapılmasını sağlamak amacıyla idari makamlara yapılanbaşvurular üzerine açılan davalar bakımından sürenin başlangıcı idareye başvurutarihi olup somut başvuru açısından bu tarih, 4/6/1999’dur.
55. Sürenin bitiş tarihi iseçoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,§ 52). Somut başvuru açısından bu tarih, Danıştay Altıncı Dairesi tarafındanonama kararının verildiği 11/10/2013’tür.
56. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde idari yargıda açılan ve 1/5000 ölçekli nazım imarplanında yer alan taşınmazın resmî kurum alanından çıkarılarak konut alanınadönüştürülmesi talebiyle 4/6/1999 tarihinde idareye yapılan başvurunun reddedilmesiüzerine söz konusu idari işlemin iptali istemini konu alan davada, Mahkemenin28/3/2003 tarihli kararıyla davanın reddine karar verildiği, temyiz üzerineDanıştay Altıncı Dairesinin 25/4/2005 tarihli ilamıyla yeniden bilirkişiincelemesi ve keşif yapılarak karar verilmesi gerektiği belirtilerek İlk DereceMahkemesi kararının bozulduğu, Mahkemece 18/10/2005 tarihinde direnme kararıverilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 10/12/2009 tarihliilamıyla kararın bozulduğu, Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamasonucunda 30/6/2010 tarihli kararla davanın reddine karar verildiği, temyizüzerine Danıştay Altıncı Dairesinin 11/10/2013 tarihli ilamıyla kararınonandığı ve karar düzeltme yoluna başvurulmadığı anlaşılmaktadır.
57. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamlarınezdinde sürdüğü görüldüğünden 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinetabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhiluyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuleilişkin hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin,uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğuanlaşılmaktadır (bkz. § 22).
58. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olup,özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz vekarar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlalkararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargımakamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de gözönünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekarar verilmiştir (Selahattin Akyıl,§§ 54-60).
59. Başvuruya konu davaya birbütün olarak bakıldığında 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabibir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir kararverilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, söz konusu 14 yıl 4 aylıkyargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
60. Açıklanan nedenlerlebaşvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
61. Başvurucular; Anayasa’nın2., 10., 35. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğinin tespitini, maddizararlarının tespitini, bunun mümkün olmaması durumunda yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesini ve ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmişlerdir.
62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
63. Başvurucuların tarafıoldukları uyuşmazlığa ilişkin 14 yıl 4 aylık yargılama süresi dikkate alındığındayargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net14.950 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
64. Başvurucular tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığındanbaşvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
65. Dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TLyargılama giderinin müştereken başvuruculara ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.Başvurucuların,
1. Yargılamanınsonucunun adil olmadığı yönündeki iddialarının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahaklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucularaayrı ayrı net 14.950 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminatailişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D.198,35TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılamagiderinin MÜŞTEREKEN BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,
E.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına
5/11/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.