TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALOİS HARRER VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/26283)
Karar Tarihi: 15/1/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 12/3/2020-31066
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucular
:
1. Alois HARRER
2. Bernhard BERLİNG
3. Helga LEISTER
4. Klaus Jörg CLESSIENNE
5. Rolf Almer
6. Stefan Jakob BAADE
Vekili
:
Av. Jülide ERTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir bankaya elkoyma sürecinde iptale ilişkin yargıkararı sonrası hissedarların zararının tazminine ilişkin alacağın enflasyonkarşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 12/6/2017 tarihinde yapılmışlardır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2017/26284,2017/26286, 2017/26287 ve 2017/26290 numaralı bireysel başvuru dosyalarının2017/26283 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine veincelemenin 2017/26283 numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine kararverilmiştir.
5. Komisyonca başvurucuların makul sürede yargılanma haklarınınihlali iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna, diğer ihlal iddiaları yönünden ise başvuruların kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
8. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuşlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
10. Başvurucular Frankfurt Menkul Kıymetler Borsası aracılığıyla-başvuru formları ve eklerinde belirtilmeyen tarihlerde- ekli listenin (2)numaralı sütununda belirtilen sayıda Demirbank T.A.Ş. (Banka) hissesi satınalmışlardır.
A. Bankaya El KonulmasıSüreci
11. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) 6/12/2000tarihinde, zararının öz kaynaklarını aştığı gerekçesiyle Bankanın temettü hariçortaklık hakları ile yönetiminin ve denetiminin Tasarruf Mevduatı SigortaFonuna (TMSF/Fon) devredilmesine karar vermiştir.
12. TMSF 24/1/2001 tarihinde BDDK'ya gönderdiği bir yazı ilemeydana gelebilecek gecikmelerin büyük zarara yol açabileceği gerekçesiyleBanka için ayrı ve hızlı bir satış yönteminin belirlenmesi gerektiğinibildirmiştir. BDDK 25/1/2001 tarihinde Bankayı satışa çıkarmıştır. Yürütülenmüzakereler ve alınan teklifler neticesinde Fon Yönetim Kurulu 19/9/2001tarihinde, Banka hisselerinin 350.000.000 Amerikan doları bedelle H. Bankasınasatılmasına karar vermiştir.
13. Bu arada Bankanın hâkim ortağı olan C. Holding tarafındanBankanın Fona devri işleminin iptali istemiyle Danıştay Onuncu Dairesinde(Daire) dava açılmıştır. Daire 3/6/2003 tarihinde davanın reddine kararvermiştir. Ancak bu kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava DaireleriKurulu (İDDK) 18/6/2003 tarihinde hükmü bozmuş, karar düzeltme talebi deDanıştay İDDK tarafından 29/4/2004 tarihinde reddedilmiştir. Daire bozma kararıçerçevesinde 5/11/2004 tarihinde satışa hazırlık işlemlerini iptal etmiştir.
14. Ayrıca TMSF tarafından yapılan satış işlemi de Ankara 10.İdare Mahkemesince 21/4/2004 tarihinde iptal edilmiştir. Bu karar da DanıştayOnüçüncü Dairesince 24/1/2006 tarihinde onanmıştır.
B. BaşvurucularTarafından Açılan İlk Dava Süreçleri
15. Başvurucular, hisse senedi bedellerinin tazmini yönündeki taleplerininBDDK tarafından zımnen reddedilmesi üzerine 28/5/2002 tarihinde BDDK aleyhineDanıştay Onuncu Dairesinde tam yargı davaları açmışlardır.
16. Daire 26/6/2003 tarihinde davaların reddine karar vermiştir.Kararların gerekçesinde, başvurucuların uğradıklarını öne sürdükleri zararlarasebep olarak gösterdikleri BDDK kararının hukuka uygun olduğu belirtilerekdavalı idarenin tazminat ödemekle sorumlu tutulamayacağı açıklanmıştır.
17. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar Danıştay İDDKtarafından 21/10/2004 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararında, Dairenin hükmeesas aldığı elkoyma sürecine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilenkararın Kurul tarafından bozulmuş olduğuna işaret edilmiştir. Bu durumkarşısında Dairenin yeni bir karar vermesi gerektiği ifade edilmiştir. BDDK'nınkarar düzeltme talebini Kurul 26/5/2005 ve 22/9/2005 tarihlerinde reddetmiştir.
18. Danıştay Onüçüncü Dairesi 19/9/2005, 20/9/2005, 21/9/2005 ve27/3/2006 tarihlerinde açılan davaların görev yönünden reddine ve davadosyalarının Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
19. Ankara İdare Mahkemesi 22/12/2005, 27/12/2005, 28/12/2005 ve29/12/2005 7/8/2006 tarihlerinde davaların süre aşımı yönünden reddine kararvermiştir. Mahkemeye göre Bankanın hisse senetleri 31/1/2001 tarihi itibarıylaTMSF hesabına aktarılmış olup borsada senet tahtasının da kapatılmış olduğudikkate alındığında başvurucular 31/1/2001 tarihinden itibaren tüm işlemleriöğrenmiş kabul edilmelidir.
20. Daire 13/9/2006, 20/10/2006 ve 12/2/2007 tarihlerinde temyizedilen hükümlerin onanmasına karar vermiştir.
C. Başvuruya Konu TamYargı Davası Süreçleri
21. Başvurucular bu defa 30/4/2006 tarihinde, Bankanın devrineilişkin BDDK kararının ve satışa hazırlık ile TMSF tarafından yapılan satışişleminin kesinleşmiş yargı kararlarıyla iptal edildiğini belirterekhissedarlık haklarının iade edilmesi istemiyle BDDK'ya başvurmuşlardır.Başvurucular bu taleplerin zımnen reddi üzerine dava dilekçesinde belirttikleriavro karşılığı Türk lirası tazminatların tahsil tarihlerindeki kur değeriüzerinden, elkoyma tarihi olan 6/12/2000 tarihinden itibaren 4/12/1984 tarihlive 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4. maddesiuyarınca işleyecek faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle ekli listedebelirtilen tarihlerde Ankara 9. İdare Mahkemesinde tam yargı davalarıaçmışlardır.
22. Mahkeme 29/12/2010 tarihinde, açılan davaların kısmenkabulüyle ekli listede belirtilen tutarlardaki tazminatların davaların açıldığıtarihlerden itibaren işletilecek kanuni faizi ile birlikte başvurucularaödenmesine karar vermiştir. Kararların gerekçesinde şu tespitlere yerverilmiştir:
i. Bankaya el konularak yönetim ve denetiminin TMSF'ye devrineilişkin işlemin BDDK kararının hukuka aykırı olduğunun kesinleşmiş yargı kararıile belirlenmiş olduğuna vurgu yapılmıştır.
ii. Mahkeme, başvurucuların hisselerinin TMSF tarafındandevralınarak Bankanın satılmış olması nedeniyle hissedarlık hakları iadeedilmemiş olan başvurucuların sahibi olduğu, işlemden kaldırılan hissesenetleri karşılığı uğradıkları zararın tazmininin gerektiği sonucunavarmıştır.
iii. Tazminatın belirlenmesi hususunda ise Mahkeme,başvurucuların sahibi olduğu hisselerin Bankaya el konulmasından bir gün öncekikapanış fiyatı olan 756 TL (eski TL ile) tutarını esas almıştır. Mahkeme ayrıcaAlmanya'da işlem gören bir adet sertifikanın Türkiye'de 500 adet hisseyekarşılık geldiğini gözeterek tazminat tutarlarını hesaplamıştır. Mahkemefazlaya ilişkin tazminat ve faiz taleplerini ise reddetmiştir.
23. Bu kararlar taraflarca temyiz edilmiş, Danıştay OnüçüncüDairesi önce 17/2/2016 tarihinde hükümlerin bozulmasına karar vermiştir. Bozmakararlarında, iptal kararlarının uygulanması çerçevesinde BDDK tarafındanyapılacak işlemler arasında hisselerin mülkiyetinin iadesinin bulunmadığıbelirtilmiştir. Daire ayrıca yapılan hisse devri sonucu ortada Bankanın tüzelkişiliği bulunmadığı için hisselerin de varlığından söz edilemeyeceğiniaçıklamıştır. Daireye göre bu sebeple başvurucuların BDDK'ya yapılanbaşvuruların reddedilmesine bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
24. Ancak başvurucuların karar düzeltme taleplerini kabul edenDaire 30/12/2016 tarihinde, bozma sebeplerinin bulunmadığı gerekçesiyle temyizedilen hükümlerin onanmalarına karar vermiştir.
25. Nihai kararlar başvurucular vekiline 15/5/2017 tarihindetebliğ edilmişlerdir.
26. Başvurucular 12/6/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
27. Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 18/6/1999 tarihli ve4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu’nun 14. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“1. Denetlemeler sonucunda bu Kanuna ve buKanuna dayanılarak alınan kararlara ve yapılan düzenlemelere, bankacılık ilkeve teamüllerine aykırı ve bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeyedüşürecek nitelikte işlemlerin tespit olunması halinde Kurum, sorumlularıhakkında yapılacak cezai işlem saklı olmak üzere, vereceği süreler içinde sözkonusu işlemlerin düzeltilmesi ve tekrarına meydan verilmemesi için gerekli tedbirlerinalınması hususunda ilgili bankayı uyarır. Banka, verilen süreler içinde Kurumcaistenen tedbirleri almak ve aldığı tedbirleri Kuruma bildirmek zorundadır.İstenen tedbirlerin alınmaması veya bankanın emin bir şekilde çalışmasınıtehlikeye düşürecek nitelikteki işlemlerin tekerrürü halinde Kurul, işlemlerinmahiyet ve önemine göre;
a) Yönetim kurulu üyelerinin tamamını veya birkısmını görevden alarak veya üye sayısını artırarak bu kurula üye atamak,
b) Bankanın faaliyetlerini, faaliyet türleriitibarıyla tüm teşkilatını veya gerekli görülecek şubelerini veya muhabirlerleilişkilerini kapsayacak şekilde kısıtlamak,
c) Bankanın mevduat sigortası primleriniyükseltmek veya kabul ettiği mevduatı yüzde yüz oranına kadar karşılığa tabitutmak,
da dahil olmak üzere bankanın emin bir şekildeçalışmasına ve mevduat sahiplerinin korunmasına yönelik her türlü tedbirialmaya ve uygulamaya yetkilidir. Bu maddeye göre Bankalara atanacak yönetimkurulu üyelerinin ücretleri Kurulca tespit olunur ve Kurumdan karşılanır.
...
3. Kurum, bir bankanın;
a) Bu maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamındaalınması istenen tedbirleri kısmen ya da tamamen almadığını, bu tedbirlerinkısmen veya tamamen alınmış olmasına rağmen mali bünyesinin güçlendirilmesineimkan bulunmadığını ya da mali bünyesinin bu tedbirler alınsa dahigüçlendirilemeyecek derecede zayıflamış olduğunu,
b) Yükümlülüklerini vadesinde yerinegetiremediğini,
c) Bu madde hükümlerinin uygulanmasındaKurulca belirlenecek değerleme esasları çerçevesinde yükümlülüklerinin toplamdeğerinin varlıklarının toplam değerini aştığını,
d) Faaliyetine devamının mevduat sahiplerininhakları ve mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arzettiğini,tespit ettiği takdirde, Kurul, en az beş üyesinin aynı yöndeki oylarıyla alınankararla temettü hariç ortaklık hakları ile bankanın yönetim ve denetimini Fonadevretmeye veya bankacılık işlemleri yapma ve/veya mevduat kabul etme izninikaldırmaya yetkilidir.
4. Kurum, bir bankanın yönetim ve denetiminidoğrudan ya da dolaylı olarak, tek başına veya birlikte elinde bulunduranortakların, banka kaynaklarını bankanın emin şekilde çalışmasını tehlikeyedüşürecek biçimde doğrudan veya dolaylı olarak kendi lehlerine kullandıklarınıveya bankayı bu suretle zarara uğrattıklarını tespit ettiği takdirde Kurul, enaz beş üyesinin aynı yöndeki oyuyla alınan kararla bunların temettü hariçortaklık hakları ile bankanın yönetim ve denetimini Fona devretmeye yetkilidir.
5. a) Fon, (3) numaralı fıkra hükümlerine göretemettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi kendisine devredilenbankanın devir tarihi itibariyle düzenlenecek bilançosunu esas almak suretiyle;
aa) Uygun göreceği aktiflerini, teşkilatını veaksine talebi olmayan personeli ile devir tarihi itibariyle mevduat toplamlarıen yüksek beş bankaca uygulanan faiz oranları ortalamasını geçmemek üzereişlemiş faizleri ile birlikte sigortaya tabi tasarruf mevduatını ve pasifte yeralan karşılık kalemlerini, kurulacak bir bankaya ya da mevcut bankalardanistekli olanlara devretmeye ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabuletme izninin kaldırılmasını Kuruldan istemeye,
ab) Sigorta kapsamında bulunan mevduattutarını aşmamak ve hisselerinin tamamına sahip olmak kaydıyla, sermayesinetekabül eden zararlarını devralmaya
ac) Devralınan zararlar sonucunda hisselerinintamamına sahip olunamaması halinde, zararın ödenmiş sermaye tutarındandüşülmesi suretiyle hesaplanacak sermaye esas alınmak üzere bulunacak hissebedelinin Fon Kurulunca belirlenecek süre içinde banka hissedarlarına ödenmesikarşılığında hisselerini devralmaya, yetkilidir. Devralınan zararlara istinadenyapılacak ödemelerin karşılığını temsil eden hisseler başkaca bir işleme gerekkalmaksızın Fona intikal eder.
...”
B. Uluslararası Hukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) elkoyma neticesindebanka hisselerinin kaybedildiği ve bu kayba ilişkin olarak tazminat daödenmediği yönündeki şikâyetleri Reisner/Türkiye([A.T.], B. No: 46815/09, 21/7/2015) kararındaincelemiştir.
29. AİHM kamu makamlarınca el konulmadan önce başvurucununbankanın hissedarı olduğunu, bankanın tüzel kişiliğinin sona erdirilereksatışının ardından ticaret sicilinden silinmesiyle başvurucunun bankahisselerinin geçersiz hâle geldiğini belirterek mülkiyet hakkına müdahaleninsöz konusu olduğunu açıklamıştır (Reisner/Türkiye,§ 47). Mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrasıçerçevesinde inceleyen AİHM, somut olayda ulusal mahkemelerin bankanın TMSF'yedevredilmesi ve sonrasında satışına ilişkin işlemleri iptal ettiğine vurguyapmıştır. AİHM bu kararlarla söz konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğunungeçmişe dönük bir etkiyle saptandığına ve geçersiz kılındığına işaret etmiştir.AİHM bu sebeple mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olduğunundeğerlendirilemeyeceğini açıklamıştır (Reisner/Türkiye,§ 48). AİHM bunun yanında başvurucunun dava açabilmesine rağmen davasonunda bankanın devralınmasını iptal eden kararın icra edilemediğini, hâlbukiicra usulünün karmaşıklığı veya bütçe sisteminin devleti bağlayıcı ve icraedilebilir yargısal kararların makul süre içinde icra edilmesini sağlamayükümlülüğünden muaf tutamayacağını belirtmiştir. AİHMe göre fon ve diğerkaynak eksikliklerinin hüküm altına alınmış bir borcun ödenmemesi için gerekçeolarak gösterilemeyeceğini de vurgulamıştır (Reisner/Türkiye,§ 49). AİHM sonradan hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari birişlem temelinde mülkiyetinden yoksun bırakılan başvurucunun yaşadığı kayıp içinherhangi bir tazminat alamadığını belirterek mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında kanunauygun olarak değerlendirilemeyeceği ve başvurucunun orantısız bir külfetekatlanmak zorunda bırakıldığı sonucuna varmıştır (Reisner/Türkiye, § 50).
30. AİHM ayrıca Sözleşme'nin 6. maddesi çerçevesinde derecemahkemelerince başvurucuların açtıkları davaların süre aşımı yönündenreddedildiği yönündeki şikâyeti incelemiştir. AİHM, bankanın hukuka aykırıolarak devralınması sonrasında başvuranın orantısız bir yük altına girmekdurumunda kaldığını ve satışı nedeniyle tarafından başvurucunun hisselerininiade edilmesinin imkânsız hâle geldiğini, hâlbuki bu işlemlerin yargısalmakamlarca sonradan hukuka aykırı bulunduğunu belirtmiştir. AİHMe görebaşvurucu, transfer işleminin belirtilen tarihten sonra iptal edilmesinedeniyle tazminat talebinin ancak bu tarihten sonra başlatılabilmiştir. AİHMbu tarihten önce tazminat davası açılmasını beklemenin makul olmayacağını,ilgili idari işlemlerin hukuka uygun olmadığının 2006 yılında tespit edildiğinibelirterek süre sınırının olayda olduğu gibi katı bir şekilde yorumlamasınındavanın esasının bütünüyle incelenmesini imkânsız hâle getirdiği ve başvuranınmahkemeye erişim hakkının özüne zarar verdiği sonucuna varmıştır (Reisner/Türkiye, §§ 54-61).
31. AİHM giderim yönünden ise en uygun adil tazmininbaşvuruculara maddi tazminat ödenmesi ile olacağını ve başvurucunun maddikaybının belirlenmesi için Bankanın devrinden bir gün önce yani 5/12/2000tarihinde Bankanın bir hissesinin ortalama piyasa değerinin dikkate alınmasıgerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına(İMKB) göre 5/12/2000 tarihinde bankanın bir hissesinin ortalama değerinin 756eski Türk lirası olduğu ve bir Alman senedinin 500 Türk hissesine tekabülettiğini kaydederek enflasyona göre güncellenip geçerli kura göre avroyadönüştürülmek üzere her başvurucuya bankada sahip olduğu hisse sayısının 756eski Türk lirası ile çarpımını esas alan bir adil tazmin miktarının ödenmesinekarar vermiştir. Buna göre 650 adet Alman hissesinin 5/12/2000 tarihiitibarıyla 325.000 Türk hissesi olacağı ve bu hisselerin rayiç değerinin ise245.700.000 TL'ye (eski TL ile) tekabül ettiği belirtilmiştir.
32. AİHM ayrıca enflasyon karşısında alacağın değer kaybettiğineişaret ederek Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından kullanılanenflasyon hesaplayıcısına göre 245.700.000 TL'nin (eski TL ile) şu anda 1.697TL’ye (514 avro) tekabül ettiğini tespit etmiştir. AİHM sonuç olarak başvurucuyararına 514 avro tazminat ödenmesine karar vermiştir. AİHM maddi tazminatödenmesinin yeterli bir giderim oluşturduğunu belirterek başvurucunun manevitazminat talebini ise reddetmiştir (Reisner/Türkiye,§§ 17-19).
33. AİHM konu hakkında daha önce verdiği Reisner/Türkiye kararına atıfla 841başvurucunun daha aynı olay sebebiyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarınınihlal edildiğine karar vermiştir (Fellner vediğerleri/Türkiye, B. No: 13312/08..., 10/10/2017).
34. AİHM mülkiyet hakkı yönünden yaptığı değerlendirmedebankanın devir ve satışını hukuka aykırı ilan eden yargı kararlarının iptaldavalarına taraf olup olmadıklarına bakılmaksızın hem hâkim hissedarlar hem deküçük hissedarlar için sonuçları olduğunu belirtmiştir. AİHM'e görehisselerinin sayısı ne kadar küçük olursa olsun başvurucuların maddi zararauğradıkları açık olup kamu makamları, daha sonra Danıştay tarafından hukukaaykırı ilan edilen kanun dışı idari işlemlerden kaynaklandığı açık olan zararıtazmin etme yükümlülüğü altındadır. AİHM, başvurucuların hisselerinin hukukaaykırı müdahale temelinde ellerinden alınmış olmasına rağmen başvurucularakayıpları için herhangi bir tazminat ödenmediğini ve bireysel anlamda orantısızbir yük altına girmek zorunda bırakıldıklarını vurgulamıştır (Fellner ve diğerleri/Türkiye, §§ 31-35).
35. AİHM, adil yargılanma hakkı yönünden de bankanın satışınedeniyle başvurucunun hisselerinin iade edilmesinin imkânsız hâle geldiğinibelirtmiştir. AİHM, yapılan satış sözleşmesinin 24/2/2006 tarihli nihai kararlaiptal edildiğini ve o tarihten önce başvurucunun tazminat talebinde bulunmasınıbeklemenin makul olmadığını gözönünde bulundurarak yerel mahkemenin kanunisüreye ilişkin katı yorumunun davanın esasının bütünüyle incelenmesine engelolduğuna ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verdiğine kararvermiştir (Fellner ve diğerleri/Türkiye,§§ 39-42).
36. AİHM giderim yönünden ise Reisner/Türkiyekararına atıfla en uygun adil tazminin başvuruculara maddi tazminat ödenmesiile olacağını ve başvurucunun maddi kaybının belirlenmesi için bankanındevrinden bir gün önce yani 5/12/2000 tarihinde bankanın bir hissesininortalama piyasa değerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bubağlamda İMKB'ye göre 5/12/2000 tarihinde bankanın bir hissesinin ortalamadeğerinin 756 eski Türk lirası olduğu ve bir Alman senedinin 500 Türk hissesinetekabül ettiğini kaydederek enflasyona göre güncellenip geçerli kura göreavroya dönüştürülmek üzere her başvurucuya bankada sahip olduğu hisse sayısının756 eski Türk lirası ile çarpımını esas alan bir adil tazmin miktarınınödenmesine karar vermiştir. Buna göre karara ekli listede başvurucuya 2.909,84avro maddi tazminat ödenmesi öngörülmüştür. AİHM'e başvuru yapan bütün başvurucularaödenecek toplam maddi tazminat tutarı ise 9.679.799,26 avro olarakbelirlenmiştir (Fellner vediğerleri/Türkiye, §§ 47, 48 ve ekli liste).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 15/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
38. Başvurucular hissedarı oldukları Bankaya elkonulmasıkararının hukuka aykırı olduğunun kesinleşmiş yargı kararlarıyla ortayaçıktığını ifade etmişlerdir. Başvurucular el konulan hisselerin bedelinintazmini için açtıkları davaların kabul edilmekle birlikte söz konusu tazminattutarlarının aradan geçen on yedi yıllık süre içinde enflasyon karşısında değerkaybına uğradığını belirterek mülkiyet, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
39. Bakanlık görüşünde; konuya ilişkin AİHM kararlarınadeğinilerek başvurucuların iddia ettikleri zararlarının giderildiği, yabancıpara cinsinden ödeme tarihindeki kura göre veya yerleşik Danıştay içtihadına göreyasal faiz dışında başkaca bir ödeme yapılamayacağı belirtilmiştir. Bakanlıkayrıca uyuşmazlık konusu alacaklara işlenecek faiz yönünden başvurucularınmevcut bir mülklerinin veya meşru beklentilerinin olmadığını ifade etmiştir.Bakanlık bunun yanında başvurucuların yabancı para ile tazminatın ödenmesiyönündeki iddialarını başvuru öncesi kanun yollarında dile getirmediğini debelirtmiş, son olarak başvurucuların alacaklarının önemli ölçüde değer kaybınada uğratılmadığını vurgulamıştır.
40. Başvurucular cevap dilekçesinde; Bakanlığın görüşünün aksineyargılamanın her aşamasında zararı hesaplama yöntemine ilişkin gerekli bütünaçıklamalarda bulunulduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucular ayrıca gerçekzararın hükmedilen tazminatın çok üzerinde olduğunu, derece mahkemelerinceyapılan hesaplama yönteminin ve dava tarihinden faize hükmedilmesinin zararınbütünüyle giderilmemesine yol açtığını açıklamışlardır. Başvurucular AİHMkararlarındaki giderim yönteminin uygulanmadığından yakınmış, bunun yanında sözkonusu tazminat tutarlarının ve bu tazminatlara konu hisse senetlerinin mülkteşkil ettiğinin AİHM tarafından belirlenmiş olduğuna işaret etmişlerdir.Başvurucular son olarak tazminatın yabancı para üzerinden istenebilmesine birengelin de bulunmadığını öne sürmüşlerdir.
41. Başvurucular 21/2/2018 tarihinde ek bir dilekçe daha vererekderece mahkemelerince aleyhe hükmedilen vekâlet ücretlerinin fazla olduğundanyakınmış ve bu sebeple mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
42. Anayasa’nın"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
44. Somut olayda başvurucular başvuru tarihinden sonraverdikleri ek dilekçeler ile aleyhe hükmedilen vekâlet ücretlerinin yüksekolduğundan yakınarak mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini önesürmüşlerse de başvuru formu ve eklerinde başvurucuların bu şikâyetlerine açıkbir biçimde yer vermedikleri görülmektedir. Bu durumda başvuru formu veeklerinde yer almayıp başvuru süresi sona erdikten sonra dile getirilen sözkonusu şikâyetlerin değerlendirilebilmesi mümkün görülmemiştir. Diğer taraftanbaşvurucular yukarıdaki şikâyetleri bağlamında adil yargılanma ve etkilibaşvuru haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucularınalacağının değer kaybına uğratılarak ödendiği yönündeki bu şikâyetlerinin esasitibarıyla ilgili olduğu mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamındaincelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
46. Başvurucuların kamu makamlarınca el konulmadan önce Bankanınhisse senetlerine sahip oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesi daha önce hissesenetlerinin mülk teşkil ettiğini çeşitli kararlarında açık bir biçimdebelirtmiştir (Josef Asboth, B.No: 2013/6484, 31/3/2016, § 46; Hamdi Akınİpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 84). Diğer taraftan BankanınTMSF'ye devri ve sonrasında satışına ilişkin idari işlemler kesinleşmiş yargıkararlarıyla iptal edilmiş, bunun üzerine başvurucuların hisse senetlerigeçersiz kılınmıştır. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet haklarına müdahaleedildiği kuşkusuzdur. Başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahaleninbankacılık sektörünün düzenlenmesi amacına ilişkin olduğu dikkate alındığındabu müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veyadüzenlenmesine ilişkin kural çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.
47. Somut olayda başvurucular hisse senetlerinin iade edilmesiveya bu senetlerin geçersiz kılınması nedeniyle uğradıkları zararın tazminiamacıyla davalar açmış, yapılan yargılamalar neticesinde başvuruculara tazminatödenmesi yönündeki kısmen kabul kararları kesinleşmiştir (bkz. §§ 21-24). Buyargılamalarda verilen kararlar ile hisse senetlerinin devrine yol açan idariişlemlerin hukuka aykırı olduğu açık bir biçimde tespit edilmiştir. Dolayısıylabu kararlardaki tespitlerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmadığındanbaşvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağınınbulunmadığı ortadadır.
48. Derece mahkemelerince başvurucular yararına bankaya elkonulduğu günden bir gün önceki hisse senedi rayiç değeri üzerinden tazminatödenmesine karar verilmiştir. Ancak başvurucunun bu alacağının tespit edilmişolması tek başına mağdur sıfatını ortadan kaldırmamaktadır. Başvurucunun mağdursıfatının ortadan kaldırılabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zaman hem demağdurun bu hakkı kullanamadığı süre gözönüne alınarak telafi yoluna gidilmesigerekmektedir.
49. Başvurucular ise söz konusu tazminat tutarlarının enflasyonkarşısında değer kaybettiğinden yakınmışlardır.
50. Anayasa Mahkemesi, kamu kurum ve kuruluşlarından olançeşitli para alacaklarının değer kaybına uğratılarak ödenmesine ilişkinşikâyetleri daha önce incelemiş; buna göre kamu makamlarının para borçlarınımakul olmayan bir gecikme ile ödedikleri durumlarda para alacağında meydanagelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde şahsi olarak aşırı bir yükoluşturması hâlinde müdahale ölçülü olmadığından mülkiyet hakkının ihlalinekarar vermiştir (kamulaştırma bedeli yönünden bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013; Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073,6/7/2017; bir sosyal güvenlik ödemesi yönünden bkz. Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017; ihalealacağı yönünden bkz. ANO İnşaat ve TicaretLtd. Şti.; vergi iadesi alacağı yönünden bkz. Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No:2013/28, 25/2/2015; deprem nedeniyle tazminat yönünden bkz. Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880,23/3/2016; açığa alınan memurun maaş farklarının iadesi yönünden bkz. Vildan Utku Atalay, B. No: 2015/4812,7/2/2019).
51. Somut olayda başvurucular elkoyma tarihinden itibaren 3095sayılı Kanun'un 4. maddesinde öngörülen faizin işletilmesini ve yabancı paraüzerinden tahsil tarihindeki kur değeri üzerinden tazminatın hesaplanmasınıaçık bir biçimde talep etmiştir. Ancak derece mahkemelerince hisse senetlerininBankaya el konulması tarihinden bir gün önceki rayiç değeri üzerindenbelirlenen tazminat tutarlarına dava tarihinden itibaren kanuni faizişletilmesine karar verilmiştir.
52. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında -kuralolarak- faiz işletilip işletilmemesi, faiz oranları veya faizin işletilmetarihleri ya da dönemleriyle ilgili hukuk kurallarını yorumlama görevibulunmamaktadır. Tazminat tutarlarının döviz kurlarına göre belirlenipbelirlenmesi de bu kapsamdadır. Bu görev esas itibarıyla derece mahkemelerinedüşmektedir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin sözkonusu hukuk kurallarının yorumunun mülkiyet hakkı bağlamında sonuçlarınıincelemek durumundadır.
53. Ödenen tazminat veya diğer alacak tutarlarının enflasyonunetkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani alacağa hak kazanıldığıtarih ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafiedecek biçimde faiz uygulanması, mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın enflasyonkarşısında değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Mehmet Akdoğan vediğerleri, § 42).
54. Faiz ekonomik açıdan paranınfiyatıdır. Herhangi bir kimse kendisine ait olmayan bir parayı-hangi isim altında olursa olsun- belli bir süre kullandığında paranın asılsahibine faiz ödemek zorundadır.Çünkü paranın likidite özelliği onun her an, her türlü üretim faktörünü, mal vehizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakitolarak elinde bulunduran kimse bugünküihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi piyasanın yarınadönük olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasınaveren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu hâldebu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayıkullanan kimsenin parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesigerekir (AYM, E.1988/7, K.1988/27, 27/9/1988).
55. Bu temel neden paranın değerini sürekli olarak kaybettiğienflasyon dönemlerinde ayrı bir önem kazanır. Dönem başında kullanmaktanvazgeçilen ya da hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın satın almagücü, dönem sonunda enflasyon oranında azalmış olacaktır. Bu durumda dönemsonunda paranın asıl sahibine ödenmesi gereken faiz, sadece belli bir dönemiçin yapılan fedakârlığın karşılığından ibaret olmayacak aynı zamanda sözkonusu dönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılayacak miktardaolacaktır. Teknik deyişle hem para sahibinin tasarrufta bulunmasının bedeliödenecek hem de paranın satın alma gücü korunacaktır (AYM, E.1988/7, K.1988/27,27/9/1988).
56. Somut olayda başvurucuların mülkiyet haklarına yapılanmüdahalenin hukuka aykırı olduğu ve dolayısıyla hisse senetlerinin haksız yeregeçersiz kılındığı derece mahkemelerince açık bir biçimde saptanmıştır. AnayasaMahkemesi derece mahkemelerince Bankaya el konulduğu tarihten bir gün öncekihisse senedi Türk lirası rayiç değerinin esas alınması şeklindeki tazminathesabının ihlalin giderimini sağlamaya elverişli olduğu kanaatindedir. Ancaksöz konusu tazminat tutarına dava tarihinden itibaren kanuni faizişletilmesiyle yetinilmiştir.
57. Buna göre başvuru konusu olayda başvurucuların tazminattutarlarının hesaplandığı 5/12/2000 tarihi ile bu alacakların ödenebileceğiicra edilebilir hâle geldiği kararının verildiği 29/12/2010 tarihi arasındakidöneme göre yapılan değerlendirme sonucunda uygulanan yasal faize rağmen aynıdönemde toplam enflasyonun yaklaşık %300'ün üzerinde olduğu, diğer bir deyişlebaşvurucular lehine hükmedilen tazminatların enflasyon karşısında önemli ölçüdedeğer kaybına uğradığı tespit edilmiştir (bkz. ekli (1) numaralı tablo). Ayrıcabaşvurucuların sonraki döneme ilişkin alacaklarının ödenmediği yönünde birşikâyetlerinin bulunmadığı, öte yandan söz konusu tazminatların isebaşvuruculara karar tarihi esas alındığında dahi ancak yaklaşık on yıl sonrabaşvuruculara ödenebildiği dikkate alınmalıdır.
58. Sonuç olarak başvurucuların hisse senetlerinin bulunduğuBankaya el konulmuş, ardından hisselerinin devredildiği Banka üçüncü bir kişiyesatılmış ancak bu işlemlerin sonradan hukuka aykırı olduğu kesinleşmiş yargıkararlarıyla belirlenmiştir. Başvurucuların söz konusu hisse senetleriningeçersiz kılınması sebebiyle uğradıkları zararların giderimi için açtıklarıdavalar da kısmen kabul edilerek kendilerine tazminat ödenmesine kararverilmiştir. Başvurucuların tazminatların yetersiz olduğuna yönelik diğerşikâyetleri yerinde görülmemekle birlikte yaklaşık on yıl sonra ödenmesinekarar verilebilen bu tazminat tutarlarının derece mahkemelerince güncellenmeyipyalnızca dava tarihinden sonra kanuni faiz işletilmesiyle enflasyon karşısındaönemli ölçüde değer kaybına uğratıldığı anlaşılmaktadır. Hâlbuki hukuka aykırıbulunan söz konusu müdahalenin sonuçları bakımından uygun ve adil birgiderimden söz edilebilmesi için hükmedilen tazminat tutarlarının değer kaybınauğratılmadan makul bir sürede ödenmesi gerekir. Nitekim aynı konuya ilişkindiğer başvurularda AİHM de adil tazminin ancak bu şekilde sağlanabileceğinibelirtmiştir (bkz. §§ 31, 32, 36).
59. Bu durumda somut olayda alacaklarının değer kaybınauğratılması başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetyüklendiğinden söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyethakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucularaleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.
60. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
62. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
63. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak vehürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğuncaeski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararınveya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsaihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamdauygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).
64. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerindenkaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolununbelirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (MehmetDoğan, § 57).
65. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebindebulunmuşlardır.
66. Anayasa Mahkemesi başvurucuların hisse senetlerinin geçersizkılınması üzerine başvurucular yararına yargılama sonucu hükmedilentazminatların enflasyon karşısında değer kaybetmesi nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idariişlemlerden kaynaklandığı ancak başvuru öncesi yargısal süreç sonunda daihlalin sonuçlarının bütünüyle giderilemediği anlaşılmaktadır. Bununla birliktemülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.
67. Bu durumda ihlalin sonuçlarının giderimi bakımından etkinyol maddi tazminat ödenmesine karar verilmesidir. Dolayısıyla mülkiyet hakkınınihlali nedeniyle maddi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı ekli (2)numaralı tabloda gösterilen miktarlarda net maddi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
68. Mülkiyet hakkının ihlalinin giderimi yönünden başvurucularamaddi tazminat ödenmesine karar verilmesi yeterli bir giderim sağladığındanmanevi tazminat taleplerinin reddi gerekir.
69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harcınbaşvurucular Alois Harrer ve Helga Leister'e müştereken ödenmesine, diğerbaşvurucuların her birine 257,50 TL harç bedelinin ayrı ayrı ödenmesine; ayrıcabaşvurucular kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden 3.000 TL vekâletücretinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara ekli (2) numaralı tabloda belirtilenmiktarlarda ayrı ayrı net maddi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 257,50 TL harç bedelinin başvurucular Alois Harrer ve HelgaLeister'e MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, diğer başvurucuların her birine 257,50 TL harçbedelinin AYRI AYRI ÖDENMESİNE; 3.000 TL vekâlet ücretinin tüm başvurucularaMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazineve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 9. İdare Mahkemesine(E.2007/56, K.2010/1892; E.2007/59, K.2010/1885; E.2007/60, K.2010/1884;E.2007/68, K.2010/1894; E.2007/73, K.2010/1886) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE15/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
EKLİ (1) NUMARALI TABLO
(A)
Başvuru
No. (2017/)
(B)
Başvurucu
(C)
Hisse Adedi
(D)
Dava Tarihi
(E)
Asıl Alacak
(TL)
(F)
İşlemiş
Faiz
(G)
Reel Değer
Kaybı (TL)
(H)
Değer Kaybı
Oranı (%)
26290
Alois Harrer ve Helga Leister
825.500
21/8/2006
627,38
246,12
1.961,44
312
26283
Bernhard Berling
1.002.675
21/9/2006
762,03
293,12
2.388,23
313
26284
Klaus Jörg Cleissenne
1.002.006
21/8/2006
761,52
298,75
2.380,81
312
26286
Rolf Almer
16.176.490
23/9/2006
12.294,13
4.722,97
38.536,36
313
26287
Stefan Jakob Baade
16.090.000
21/8/2006
12.228,40
4.797,22
38.230,82
312
EKLİ (2) NUMARALI TABLO
(MADDİ TAZMİNAT TABLOSU)
Sıra No.
Başvurucu
Maddi Tazminat (TL)
1
Alois HARRER
Helga LEISTER
1. 961,44
2
Bernhard BERLING
2. 388,23
3
Klaus Jörg CLEISSENNE
2. 380,81
4
Rolf ALMER
38. 536,36
5
Stefan Jakob BAADE
38. 230,82