TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALP ALTINÖRS BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/2790)
Karar Tarihi: 25/2/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Hüseyin KAYA
Başvurucu
:
Alp ALTINÖRS
Vekili
:
Av. Meral HANBAYAT YEŞİL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarakbilinen bir gösteriye kolluk görevlilerince yapılan müdahale sırasında gereksizve orantısız güç kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma ve bu olaya ilişkinolarak etkili soruşma yürütülmemesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağının, toplantının hukuka aykırı şekilde dağıtılması nedeniyle detoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 11/1/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Anayasa Mahkemesi, Türkiye İnsan Hakları Kurumutarafından Ekim 2014'te yayımlanan Gezi Parkı olayları raporunda yer alan bazıtespitlere Özge Özgürengin (B. No:2014/5218, 19/4/2018, § 10) kararındayer vermiştir.
10. Başvurucu 11/6/2013 tarihinde Gezi Parkı civarındakiprotesto gösterisine katılmış ve aynı gün kolluk görevlilerince kullanılan gözyaşartıcı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu yaralanmıştır.
11. Başvurucu olay günü ilk önce Taksim Eğitim veAraştırma Hastanesinde (Hastane) tedavi altına alınmış, baş bölgesinintomografisi çekilerek açık yara sütüre (dikiş) edilmiş ve başvurucuhakkında genel adli muayene raporu düzenlenmiştir. 15/6/2013 tarihinde iseOkmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören başvurucunun triajraporunda dört gün önce kafa travması yaşadığı kaydedilmiştir.
12. Başvurucu 9/12/2013 tarihinde İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) suç duyurusunda bulunmuş ve bununüzerine adli soruşturma açılmıştır. Vali, İl Emniyet Müdürü, Çevik Kuvvet ŞubeMüdürü ve ilgili kolluk görevlilerinden şikâyetçi olduğunu belirten başvurucu;plastik mermiyle baş bölgesinden yaralandığını, yarasına dokuz dikişatıldığını, olayda güvenlik görevlilerince gereksiz ve orantısız şekilde güçkullanıldığını dile getirmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı Vali ve İl EmniyetMüdürü hakkındaki şikâyete ilişkin olarak ayrıca soruşturma yürütmüştür.Soruşturma önce 13/12/2013 tarihinde benzer şikâyetleri ihtiva eden başka birsoruşturmayla birleştirilmiş, 21/5/2015 tarihinde ise sürüncemede kaldığıgerekçesiyle soruşturmalar tekrar ayrılmıştır.
13. Cumhuriyet Başsavcılığınca 13/12/2013 tarihindekolluğa yazılan müzekkerede; olay yerine ait trafik kamerası (MOBESE) ileişyeri güvenlik kamera kayıtlarının temin edilmesi, şikâyet dilekçesindebelirtilen ve resen tespit edilecek kişilerin beyanlarının alınması, tespitedilecek şüphelilerin açık kimlik bilgileri ve fotoğraflarının gönderilmesi ilegerekli sair delillerin toplanması talimatları verilmiştir.
14. Kolluğun 23/9/2014 tarihli cevabında, olay tarihindegöz yaşartıcı gaz tüfeği kullanmaya yetkili personelin iş yoğunluğundan dolayıgörev listelerinde belirtilmediği, zimmet belgelerinin ise gaz tüfeklerininiadesinden sonra ilgili yönetmelik hükmünce imha edildiği belirtilmiş; olaydanönce gaz tüfeği kullanım kursu alıp olay yerine yakın bölgede görev icra edenpersonelin isim listesi ile fotoğrafının gönderildiği ifade edilmiştir. Bukapsamda olay yerine yakın görev icra eden ve olay tarihinden önce gaz tüfeğikullanım kursu alan -on altısı rütbeli olmak üzere- toplam otuz yedi kollukgörevlisine ait isim listesi ile toplam yetmiş dört kişiden oluşan geniş listegönderilmiştir. Olay anına ilişkin MOBESE kaydının ise kameralarının olaylarsırasında hasar gördüğü için kayıt yapamadığından gönderilemediğibelirtilmiştir.
15. Olay günü yaşananlara ilişkin kolluk görevlilerinceaynı tarihte düzenlenen ve Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen tutanakta, olayyerine asılan yasa dışı pankartların indirilmesi için İstanbul Valiliğince(Valilik) verilen emir üzerine gösteriye sabah 06.30 sıralarında müdahaledebulunulduğu, göstericilerin yollara barikatlar kurduğu, barikatlarınkaldırılması ikazına göstericilerin taş, soda şişesi ve sapanla bilye atarakkarşılık verdiği, bu nedenle göstericilere direnci kıracak ölçüde kademeli güçkullanıldığı bilgilerine yer verilmiştir. Saat 07.30 sıralarında ise göstericileresesli ikazda bulunularak park içindeki kimseye müdahale edilmeyeceği,amaçlarının bina ve anıt civarında düzenleme yapmak olduğu bildirilmesine vemakul bir süre beklenmesine karşın göstericilerin şiddete başvurdukları ifadeedilmiştir. Bu nedenle sadece Taksim Meydanı'nda şiddet eyleminde bulunangöstericilere karşı direnci kıracak ölçüde kademeli olarak güç kullanıldığı vebazı terör örgütlerine ait pankartların indirildiği belirtilmiştir.
16. Cumhuriyet Başsavcılığınca 8/10/2015 tarihindekolluğa yazılan müzekkerede başvurucunun iddialarının araştırılması içinmüfettiş görevlendirilmesi istenmiştir. Bu kapsamda yapılacak tahkikatsonucunda başvurucunun gösteriye katılıp katılmadığı, gösteriden önce yasalbildirimde bulunulup bulunulmadığı, kolluğun zor kullanımı öncesigöstericilerin herhangi bir şiddet eylemi sergileyip sergilemediği, şiddeteyleminde bulunulmuşsa buna dair kamera kaydı ve tutanak gibi delilleringönderilmesi istenmiştir. Ayrıca gösterinin trafik karışıklığına neden olmakdışında başkalarının vücut bütünlüğü ve mallarına zarar verip vermediği,başkalarının halk arasında rahatça dolaşabilmesine engel olup olmadığı, gösteribarışçıl ise göstericilerin dağılmaları için ikaz yapıldıktan sonra makul birsüre beklenip beklenmediği sorulmuş ve buna ilişkin kamera kaydıylatutanakların gönderilmesi talep edilmiştir. Müzekkerede son olarak zorkullanımın gerekli ve orantılılığına ilişkin açıklama istenerek buna dairkamera kaydı ve sair delillerin sunulması ve başvurucunun da ifadesininalınarak kolluk araçlarına ait kameralar da dâhil olmak üzere olay anına aitdelil araştırması yapılması istenmiştir.
17. Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusundabaşvurucunun da aralarında olduğu toplam on kişinin benzer şikâyetlerineilişkin olarak idari ön inceleme yapılmıştır. Ön inceleme kapsamında başvurucuve diğer müştekilerin ifadeleri alınmış, olay yeri ve zamanında görevli, gaztüfeği kullanan personelin listeleri tam olarak temin edilememiş; kollukaraçları MOBESE ve işyerlerine ait kamera kayıtlarına ulaşılamamıştır. Sonuçolarak 23/6/2015 tarihli kararla fail tespiti yapılamadığından disiplinsoruşturması açılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
18. Başvurucunun ifadesi müşteki sıfatıyla 10/2/2017tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından alınmıştır. İfadede başvurucu her nekadar şikâyet dilekçesinde plastik mermiyle yaralandığını belirtmiş olsa dasonradan göz yaşartıcı gaz fişeği ile yaralandığını tıbbi müdahale sonucuanladığını zira başındaki yaranın hilal şeklinde olduğunu öğrendiğinibelirtmiştir. Başvurucu yaralanmasına neden olan eylemin kastengerçekleştirildiğini düşündüğünü çünkü olay anında kendisinin bulunduğu yerdeherhangi bir kargaşa ya da müdahaleyi gerektiren bir eylemin olmadığını,bulunduğu yerden ayakta Gezi Parkı'nı izlediğini ifade etmiştir. Başvurucuidari ön incelemede de benzer şekilde beyanda bulunmuştur.
19. Cumhuriyet Başsavcılığınca talep edilmesi üzerineAdli Tıp Kurumu (ATK) tarafından 30/5/2014 tarihinde düzenlenen kesin adliraporda; başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durumoluşturmadığı, kemik kırığına neden olmadığı ve basit tıbbi müdahale ilegiderilebilecek nitelikte olduğu tespitlerinde bulunulmuştur.
20. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun yaralandığıolay mahallinde görevli kolluk görevlilerinin tespiti için kolluğa 18/7/2017tarihinde yeni bir müzekkere daha yazılmıştır. 24/8/2017 tarihli cevapyazısında olaylara uzun süreli müdahalede bulunulduğu, grupların müdahaleningerektirdiği şekilde görev noktalarından ayrılarak takip yapabildiği, zamanzaman kuvvet kaydırmalarının da yapıldığı, bu nedenle olay yerinde görevlikolluk personelinin tespit edilemediği belirtilmiş; sayısı binleri bulan kollukgörevlilerine ait isim listesi gönderilmiştir.
21. Cumhuriyet Başsavcılığınca 24/10/2017 tarihindekovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek soruşturma sona erdirilmiştir.Kararda başvurucunun yaralanmasına ilişkin adli rapor, olay anına ait kamerakaydına erişilememesi, olay yerinde görevli kolluk personelinin tespitedilememesi ve olaya ilişkin disiplin soruşturmasının fail tespiti yapılamadansonuçlandırılması hususlarına vurgu yapılmıştır. Kolluk görevlilerinin güçkullanmasına ilişkin kanuni düzenlemelere de yer verilen kararda, olaya ilişkinkolluk tarafından düzenlenen tutanaktan kolluğa karşı direnen göstericilerinolduğunun anlaşıldığı, bu nedenle kolluğun gerektiği için güç kullandığı vebaşvurucunun yaralanmasının hafif olması da gözetildiğinde kullanılan gücün orantılıolduğu sonucuna varıldığı ifade edilmiştir.
22. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına başvurucu itirazetmiştir. İtiraz dilekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) çeşitlikararlarına da atıfta bulunarak ifadesinin alınması ve adli raporunu teminedilmesi dışında Cumhuriyet Başsavcılığının etkili bir soruşturma faaliyetindebulunmadığından yakınmış, kolluğun yaralama eyleminin zor kullanma yetkisiiçinde kabul edilemeyeceği belirtmiştir. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğinceincelenen itiraz 28/11/217 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya19/12/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
23. Başvurucu 11/1/2018 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
24. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun"Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Kasten başkasının vücudunaacı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olankişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişiüzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafifolması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veyaadli para cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
…
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğunüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
…
işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,verilecek ceza yarı oranında artırılır."
25. 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisineilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:
"(1) Zor kullanma yetkisinesahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı göreviningerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçunailişkin hükümler uygulanır."
26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife veSalâhiyet Kanunu'nun "Zor ve silah kullanma" kenarbaşlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Polis, görevini yaparkendirenişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüdezor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında,direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecekşekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunîşartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnenkişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilerekarşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop,basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller,polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgilileredirenmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarıyapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamındadirenmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağızorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarakmüdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç vegereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
..."
27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu’nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi"kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:
"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbarveya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğreniröğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işingerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğinaraştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlîkolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarakmuhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."
28. Anayasa Mahkemesi Ali Ulvi Atunelli (B. No:2014/11172, 12/6/2018, §§ 25-27) ve Özlem Kır (B. No: 2014/5097,28/9/2016, §§ 28-30) kararlarında 30/12/1982 tarihli ve 17914 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25. maddesininilgili kısımlarına, İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihliToplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına DairYönerge'nin 10. ve 12. maddelerinin ilgili kısımlarına, Emniyet Genel Müdürlüğütarafından 26/6/2013 ve 22/7/2013 tarihlerinde çıkarılan iki ayrı genelgeyledaha ayrıntılı hâle getirilen, Emniyet Genel Müdürlüğünün Aralık 2008 tarihindehazırladığı Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'nınilgili bölümlerine yer vermiştir.
B. UluslararasıHukuk
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ilgilimaddelerine ve AİHM'in konuya ilişkin içtihatlarına Ali Ulvi Atunelli (aynıkararda bkz. §§ 29-45) kararında yer verilmiştir.
30. Anayasa Mahkemesi Ali Rıza Özer ve diğerleri([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 47-51) ve Özlem Kır (aynı karardabkz. §§ 31-35) kararlarında 13/1/1993 tarihli Kimyasal SilahlarınGeliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunlarınİmhası ile İlgili Sözleşme’ye, Kolluk Görevlileri Tarafından Zor ve AteşliSilah Kullanılması Hakkında Temel İlkelerin [Birleşmiş Milletler (BM) SuçunÖnlenmesi ve Suçluların Islahı Sekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990-7/9/1990,BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990, s. 112-115] ilgili bölümlerine, BM barışçıltoplanma ve gösteri yapma özgürlüğü özel raportörü tarafından hazırlananraporun (BM İnsan Hakları Komisyonu A/HRC/20/27, 21/5/2012) 35. maddesine,Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya MuameleninÖnlenmesi Komitesinin (CPT) göz yaşartıcı gaza ilişkin görüş ve tavsiyelerineyer vermiştir.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
31. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. İnsanHaysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
32. Başvurucu; kolluk görevlilerinin göz yaşartıcı gazkullanım talimatlarına uymadığını, herhangi bir direniş ya da saldırıdabulunmadığı hâlde gereksiz ve orantısız şekilde kullanılan güç sonucundayaralandığını, bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
33. Başvurucu ayrıca olay hakkında yapılan soruşturmanınderhâl başlamadığını, olay tarihinde hakkında genel adli muayene raporudüzenlenmiş olmasına rağmen ancak şikâyeti üzerine resmî bir soruşturmanınaçıldığını, yapılan soruşturmanın ise gereksiz yere başka bir soruşturmaylabirleştirilip iki yıl sonra tekrar ayrılarak sürüncemede bırakıldığını dilegetirmiştir. Başvurucuya göre anılan nedenlerle etkili bir soruşturmayürütülmemiş ve Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuruhakkı da ihlal edilmiştir.
34. Bakanlık görüşünde, başvurucunun kasten yaralandığınailişkin soruşturma evrakına yansıyan bir delil bulunmadığından bireyselbaşvuruda bulunmadan önce tazminat davası yolunun tüketilmesinin daha etkin birgiderim sağlamasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Başvurunun esasına ilişkinolarak ise Bakanlık, barışçıl olmayan bir toplantıya güvenlik görevlilerinceolayın gerektirdiği ölçüde müdahalede bulunulduğu ve kötü muamele yasağınınihlali için aranan asgari ağırlık eşiğinin somut olayda aşılmadığıkanaatindedir. Bakanlık ayrıca başvurucunun olaydan yaklaşık altı ay sonra suçduyurusunda bulunmasının özen yükümlülüğüne aykırı olduğunu dile getirmiştir.
2. Değerlendirme
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındagüvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir. Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlaline ilişkinileri sürdüğü şikâyetlerin ise kötü muamele yasağının usul boyutu kapsamındakaldığı anlaşıldığından belirtilen haktan ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekduyulmamıştır.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
37. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence ve eziyetyapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabitutulamaz."
38. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerindevletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar veusul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatifyükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya dacezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hembireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili birsoruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddiboyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitifyükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunuoluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. CezmiDemir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş vediğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, §64; Mustafa Rollas, B. No:2014/7703, 2/2/2017, § 49).
39. Başvurucunun şikâyetine konu eylem kamu görevlisininfiilinden kaynaklandığı için kural olarak devletin negatif yükümlülüğü kapsamındabir hak ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun kollukgörevlileri hakkında etkili bir soruşturma yapılmayarak kovuşturmaya yerolmadığı kararı verildiği yönündeki şikâyeti de pozitif yükümlülüklerkapsamında etkili soruşturma yapma yükümlülüğü açısından ele alınmalıdır.
i. İnsanHaysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğineİlişkin İddia
(1) Genelİlkeler
40. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılanmaddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncüfıkrasında ise kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenininsan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağıhüküm altına alınmıştır.
41. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası veSözleşme'nin 3. maddesi istisna öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onurkırıcı muamele ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir.Kötü muamele yasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamındabelirtilen savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlikehâlinde dahi istisna öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesikapsamında da benzer bir düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangibir istisna öngörülmemiştir (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014,§ 33).
42. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin buhakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 81).
43. Öte yandan kötü muamele konusundaki iddialar, uygundelillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmekiçin her türlü şüpheden uzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bu niteliktekibir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispatedilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlartoplanırken tarafların takındığı tutumlar dikkate alınmalıdır. Ancak bu uygunkoşulların tespiti hâlinde bir kötü muamelenin varlığından bahsedilebilir (CezmiDemir ve diğerleri, § 95).
44. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmışolması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğinaşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarakdeğerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsaletkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önemtaşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlaramuamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir. Ayrıca kötümuamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelipgelmediğinin tespiti de dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir (CezmiDemir ve diğerleri, § 83).
45. Kolluk görevlileri, görevini yaparken direnişlekarşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zorkullanmaya yetkilidir. Fiilî bir saldırının varlığı hâlinde kolluk görevlileriayrıca meşru savunma kapsamında zor kullanma yetkisine sahiptirler. Ancak zorkullanımı yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi,başvurulacak güç ölçülü ve kademeli olmalıdır (Arif Haldun Soygür, B.No: 2013/2659, 15/10/2015, § 51). Ayrıca kişinin kendi davranışından veyatutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe buneviden fiiller, prensip olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağıihlal edecektir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81).
46. Anayasa Mahkemesi kötü muamelenin kişi üzerindekietkisine göre Anayasa ve Sözleşme kapsamında nasıl derecelendirildiğine, bunagöre eylemin işkence, eziyet ya da insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele nitelendirmelerinden hangisine uygun olduğuna ilişkintemel ilke ve belirlemelerini ortaya koymuş (Cezmi Demir ve diğerleri,§§ 84, 85, 88-90) ve bu ilkeleri birçok kararında da tekrar etmiştir (birçokkarar arasından bkz. Ender Ergün, B. No: 2016/1849, 19/11/2019, §§49-53).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
47. Başvurucu, katılmış olduğu bir protesto eylemisırasında herhangi bir şiddet eylemine karışmadığı ve barışçıl bir tutum içindeolduğu hâlde kolluk kuvvetince kullanılan gaz tüfeği mühimmatı ile yaralandığındanyakınmaktadır. Başvurucu bu iddiasını aynı gün tedavi gördüğü hastanetarafından düzenlenen adli raporla da desteklemektedir. Bu adli raporlabağlantılı olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıca ATK tarafından düzenlenenrapor da temin edilmiş durumdadır (bkz. § 19). Şu hâlde başvurucunun iddiasınımakul birtakım delillerle destekleyemediği söylenemeyecektir. Kaldı kikovuşturmaya yer olmadığı kararında da başvurucunun iddiası dışında başkaca birşekilde yaralandığı yönünde yargısal bir değerlendirme yapılmamış, aksinekolluk kuvvetinin kullandığı gücün orantılı olduğunun kabulü ile soruşturmasonuçlandırılmıştır (bkz. § 21).
48. Başvurucuda meydana gelen yaralanmanın ağırlığı,vücuttaki yeri ve olayın meydana geliş şekline ilişkin iddia bir bütün hâlindedeğerlendirildiğinde somut olayın kötü muamele yasağının kapsamı alanındaincelenebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğini aşmadığı da söylenemez.
49. Kolluk görevlilerinin protesto gösterileri gibitoplumsal olaylara nasıl ve ne şekilde müdahale etmesi gerektiğine ilişkinkurallar kanuni düzenleme ile belirlenmiştir (bkz. § 26). Somut olaydabaşvurucunun da katıldığı protesto eyleminde bazı göstericilerin barışçıl tutumiçinde olmadığı, kolluk görevlilerine şiddet içeren saldırıda bulunduğu, kamuve özel şahıs mallarına zarar verdiği kolluk tarafından 11/6/2013 tarihindedüzenlenen Olay Tutanağı'nda belirtilmiştir (bkz. § 15). Ancak başvurucununkendisine karşı güç kullanılmasını gerekli kılan bir tutum içinde olduğuna dairkolluk görevlilerince bir gerekçe ileri sürülmediği gibi katıldığı gösteridesuç işlemesi nedeniyle başvurucu hakkında adli bir işlem yapıldığı yönünde birbilgi ya da belge de bulunmamaktadır. Öte yandan toplantı ve gösteriyürüyüşlerinde polisin müdahalesi esnasında ortaya çıkan panik ve karmaşadagösteriye katılan ancak müdahale edilmesi gerekmeyen kişilerin de müdahaledenetkilenmesi mümkündür. Bu durumda polisten kontrollü hareket etmesi vemüdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesiiçin gerekli tedbirleri alması beklenir. Ancak müdahalenin oluşturduğu karmaşave panik ortamında bu tedbirlerin polis tarafından mutlak olarak uygulanmasınınzorluğunu da kabul etmek gerekir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 94).Buna göre her ne kadar başvurucunun kendisine karşı güç kullanılmasınıgerektiren bir eylem içinde bulunduğu kamu makamlarınca özel olarak ortayakonulamasa da toplantının genelinde ortaya çıkan şiddet eylemleri nedeniylekolluk görevlilerince -başvurucunun da yaralanmasına neden olan- güçkullanımının gerekli olmadığı söylenemez.
50. Öncelikle belirtilmelidir ki göz yaşartıcı gazfişeğinin bir atım aleti (silahı) vasıtasıyla ateşlenmesi, bu silahın uygunolmayan bir tarzda kullanılması durumunda ciddi yaralanmalara hatta ölümleresebebiyet verme potansiyelini taşımaktadır (Özlem Kır, § 63). Kolluktarafından düzenlenen tutanakta başvurucunun baş bölgesinden yaralanmasınaneden olan güç kullanımının orantılılığı hususunda net bir açıklama bulunmayıpşiddete başvuran göstericilere karşı kademeli güç kullanıldığınınbelirtilmesiyle yetinildiği görülmektedir (bkz. § 14). Orantılı şekilde güçkullanıldığını gösteren olay anına ilişkin kamera görüntüsü veya başkaca birdelilin de dosya kapsamında yer almadığı anlaşılmaktadır. Kovuşturmaya yerolmadığı kararında ise başvurucuya karşı kullanılan gücün neden ve nasılorantılı olduğu hususunda tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. Şu hâldebaşvurucuya karşı kolluk görevlileri tarafından orantılı şekilde güçkullanıldığı hususunun kamu otoritelerince açıkça ortaya konulamadığıanlaşılmaktadır.
51. Diğer bir husus ise kolluğun CumhuriyetBaşsavcılığına verdiği cevapta başvurucunun yaralandığı yerde gaz mühimmatıkullanmakla görevli polis memurunun kim olduğunu tam olarak tespit edilememesinedair sunduğu gerekçedir (bkz. § 20). Burada belirtilen hususlar kolluğuntoplumsal olaya müdahalesi sırasında gerekli olan organizasyon ve planlamadakieksikliği ile doğrudan bağlantılı olarak yorumlanabilecektir (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014,§ 57; Özlem Kır, § 65; Pınar Durko, B. No: 2015/16449,28/6/2018, § 83). Bu yönüyle de kolluğun güç kullanımının bağlı olmasıgerektiği sıkı denetim mekanizmasının zayıfladığı ve buna bağlı olarak sadecegerekli olduğu hâl ve koşullarda güç kullanılmasının temininin zorlaştığısöylenebilecektir (Duran Eren Şahin, B. No: 2016/11928, 20/11/2019, §54).
52. Başvurucuya karşı kolluk görevlilerince kullanılan veorantılı olduğu açıklanamayan gücün özellikle bilgi almak, cezalandırmak veyayıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap vermeşeklinde gerçekleştirildiği söylenememektedir. Eylemin uzun bir dönem içindesaatlerce uygulanmış, fiziki yaralanmaya ya da yoğun maddi veya manevi ızdırabasebep olacak şekilde ortaya çıkmış olduğu da iddia edilemez. Bu durumda sözkonusu eylemin işkence veya eziyet boyutuna varmadığı anlaşılmaktadır.Dolayısıyla başvurucuya uygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli ve eylemnedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ilegiderilebilecek nitelikte olması hususları birlikte dikkate alındığında eylemininsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması mümkündür.
53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. İnsanHaysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğineİlişkin İddia
(1) Genelİlkeler
54. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutubulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel veruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsacezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmekdurumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırılarıönleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıklarıolaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altındameydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir vediğerleri, § 110).
55. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafındanhukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde birmuameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunmasıhâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri”kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişliolmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikteetkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilîdokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarınıistismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).
56. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tekbaşına soruşturma yapılmamış olması yahut yeterli soruşturma yapılmamış olmasıkötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsunyetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyetyapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesinbelirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamdasoruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (CezmiDemir ve diğerleri, § 116).
57. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterliolmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi içinsoruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek vesorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız birşekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olayve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya dakararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlaradayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
58. Başvurucunun 11/6/2013 tarihinde katılmış olduğugösteride yaralanması üzerine hastaneye müracaat ederek tedavi olduğu ve aynıtarihte hakkında genel adli muayene raporu tanzim edildiği anlaşılmaktadır(bkz. § 11). Başvurucu hakkında düzenlenen bu adli rapor sonrası kamuotoritelerinin olaydan haberdar olduğu ve bu kapsamda derhâl resmî birsoruşturma açılması gerektiği açıktır (bkz. § 56). Ancak başvurucunun 9/12/2013tarihinde (olaydan yaklaşık altı ay sonra) Cumhuriyet Başsavcılığına başvurudabulunmasına kadar herhangi bir resmî soruşturmanın başlatılmadığıgörülmektedir. Bu gecikme iki açıdan önem arz etmektedir: İlki devletin kötümuamele yasağının ihlal edildiği iddiası içeren şikâyetler karşısında derhâlverdiği tepki ile bu gibi olaylara müsamahakâr davranmadığını göstermesi,ikincisi ise belli bir zaman dâhilinde kaybolma olasılığı olan delillerin biran önce toplanmasının sağlanmasıdır. Dolayısıyla kamu makamlarınca etkili birsoruşturmanın gereği olarak derhâl resmî bir soruşturma başlatılmasıyükümlülüğü açısından somut olayda gerekli özenin gösterildiğisöylenemeyecektir.
59. Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucunun yaralanmasınaneden olan ilgili kolluk görevlisi ya da görevlilerinin tespiti yönünde yaptığıtek girişimin kolluğa yazdığı müzekkerelerle sınırlı kaldığı görülmektedir.Kolluğun bu konuda net bir yanıt vermemesi ve en azı otuz yedi kişiden oluşan(bkz. § 14), birçok kolluk görevlisinin kimlik bilgilerini içeren uzun isimlistelerini Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi sonrasında şüpheli kimlik tespitiyapılması yönünde daha ileri bir araştırma yapılmaması ve soruşturmanın olağanşüpheli tespiti dahi yapılmadan sonlandırılması etkili bir soruşturma açısındankabul edilemez. Oysa kolluğa yeni bir müzekkere yazılarak olağan şüpheli isimlistesinin daraltılması ya da müştekiden olaya ilişkin tanıklarının bulunupbulunmadığının sorulması yoluna da gidilebilecektir. Bu açıdan delillerintoplanmasında gereken özenle hareket edildiği söylenemez.
60. Soruşturma kapsamında temin edilmeye çalışılan olayanına ilişkin görüntülerin bahse konu MOBESE kameraların hasar görmüş olmasınedeniyle elde edilemediği anlaşılmaktadır. Ancak benzer soruşturmalarda eldeedilen kamera görüntüleri ve bunlara ilişkin bilirkişi incelemeleri hususundabir araştırma faaliyetine de girişilmemiştir. Bu açıdan etkili bir soruşturmadaolması gereken delillerin toplanmasında gerekli özenin gösterilmesi vederinlikli bir soruşturma yürütme ilkelerine somut olayda riayet edildiği söylenemez.
61. Etkili bir soruşturmada delillerin toplanması venesnel bir analize tabi tutulması kadar soruşturmanın süratli şekildeyürütülerek sonuçlandırılması da önemlidir. Cumhuriyet Başsavcılığıncasoruşturma dosyasının önce başka soruşturma dosyalarıyla birleştirilmesi veyaklaşık iki yıl sonra da soruşturmaların sürüncemede kaldığı gerekçesiyletekrar ayrılması, gereken süratle hareket edilmediğini göstermektedir. Şu hâldesoruşturma konusu olayın karmaşıklığı, delillerin toplanmasındaki güçlük veanılan sürede yapılan araştırma faaliyeti bir bütün hâlindedeğerlendirildiğinde yaklaşık dört yılda tamamlanan soruşturmanın gerekensüratle yürütüldüğü de söylenemez.
62. Kovuşturmaya yer olmadığı kararında, başvurucunun dakatıldığı eylemde bazı göstericilerin kolluğa direnmeleri nedeniyle toplantıyayapılan müdahalenin gerekli olduğu ve bu kapsamda kullanılan gücün de orantılıolup herhangi bir suça vücut vermediği belirtilmiştir. Ancak soruşturmasonucunda varılan yargısal sonuçtan başvurucuya karşı güç kullanımının nedenorantılı olduğu tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Zira kararda güçkullanımının orantılılığına dair başvurucu hakkında bir kişiselleştirmeyapılmamıştır. Oysa genel olarak olayın anlatılmasının yanı sıra başvurucuaçısından da kendisine karşı kullanılan gücün ne şekilde orantılı olupolmadığının değerlendirilmesi Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındagüvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamındaki usul yükümlülüğünün birgereğidir. Bu açıdan da soruşturmanın etkili biçimde yürütüldüğüsöylenemeyecektir.
63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Toplantı veGösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
64. Başvurucu, barışçıl bir biçimde katılmış olduğuprotesto eyleminin kolluk görevlilerinin kullandığı orantısız güçledağıtıldığını iddia ederek Sözleşme'nin 11. maddesi ile Anayasa'nın 34.maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemehakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
65. Bakanlık görüşünde, başvurucunun hem soruşturmaevrakına yansıyan ifadesinde hem de başvuru dilekçesinde toplantıya doğrudankatılmayıp sadece eylemcileri ve kolluk görevlilerini izlediğini belirtmesinedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına bir müdahale olmadığıbelirtilmiştir. Bakanlık başvurunun esasına ilişkin olarak ise toplantınıngenel olarak barışçıl olmadığı, eylemcilerin şiddete başvurduğu, bu nedenlegüvenlik görevlilerinin öncelikle toplantının sona erdirilmesi yönünde ikazdabulunduğu, eylemcilerin dağılmaması nedeniyle başvurulan güç kullanımınıngerekli ve orantılı olduğu görüşündedir.
2. Değerlendirme
66. Başvurucunun da başvuru formunda ifade ettiği üzerekamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen olaylar 27/5/2013 tarihindebaşlamıştır. Başvurucu ise 11/6/2013 tarihindeki olay sırasında yaralanmıştır.Bu yönüyle protesto gösterilerinin bir anlık olmadığı, devam eden şekildesüregeldiği anlaşılmaktadır. Bu hâliyle eylemcilerin talep ve görüşlerinikamuoyuna yeterince duyuramadıkları ve protesto etme haklarınıkullanamadıklarının söylenmesi zordur. Nitekim başvurucu, toplantıya yapılanmüdahale sonucunda görüşlerini dile getiremediği ve/veya protesto hakkınıyeterince kullanamadığı yönünde bir şikâyet de ileri sürmemiştir.
67. Öte yandan eldeki başvuruda çözülmesi gereken anameselenin kolluk görevlilerinin güç kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edilmesi olduğu ve bu kapsamdaihlal sonucuna da ulaşıldığı ortadadır. Şu hâlde Anayasa Mahkemesi toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında yapılan şikâyetin ayrıcaincelenmesine gerek olmadığını değerlendirmiştir.
68. Açıklanan gerekçelerle toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasının incelenmesine gerek olmadığına kararverilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
70. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve100.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.
71. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarınada değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkınikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
72. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
73. İhlalin kovuşturmaya yer olmadığı ya da daimî aramakararı gibi bazı nedenlerle soruşturmanın sonlandırılmasından kaynaklandığıdurumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralıfıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturmayapılması için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukukikurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden soruşturmayapılması sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunuöngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlıolarak yeniden soruşturma yapılması kararı verildiğinde usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili CumhuriyetBaşsavcılığının yeniden soruşturma yapılması sebebinin varlığını kabulhususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle birkararın kendisine ulaştığı Cumhuriyet Başsavcılığının yasal yükümlülüğü,ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyleyeniden soruşturma yapma kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermeküzere gereken işlemleri yerine getirmektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
74. İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağının usul boyutunun etkili bir soruşturma yapılmayarak ihlaledildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Cumhuriyet Başsavcılığıncaverilen kovuşturmaya yer olmadığı kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
75. Bu durumda ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Yapılacak yeni soruşturma ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yenidensoruşturma yapılması kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucunaulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni birkarar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yenidensoruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No:2015/67866) gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
76. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütünsonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlalinedenleriyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvencealtına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usulboyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkınınİNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidensoruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 11. Sulh CezaHâkimliğine GÖNDERİLMESİNE,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.