TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALPAY DİNÇ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12678)
Karar Tarihi: 6/7/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucular
:
1. Alpay DİNÇ
2. Ali Sayın
3. İhsan Demirdağ
Vekili
:
Av. Halil ÖZTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerlik görevinden kaynaklanan psikiyatrikrahatsızlık nedeniyle oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davanın AskeriYüksek İdare Mahkemesitarafından süre aşımıgerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Birinci başvurucuya ait 2014/12678 sayılı başvuru 5/8/2014 tarihinde, ikinci ve üçüncü başvuruculara ait2014/19552 ve 2014/19553 sayılı başvurular ise 16/12/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur.
4. Komisyonlarca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2014/12678 sayılı başvuruya ait belgelerin bir örneği bilgiiçin Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunmayacağını bildirmiştir.
6. Başvurular, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2014/12678sayılı başvuru dosyası üzerinde incelenmek üzere birleştirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular, bir dönem Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) ÖzelKuvvetler Komutanlığı da dâhil olmak üzere çeşitli birimlerinde muvazzaf olarakgörev yapmış olan askerlerdir.
9. Kendi ifadelerine göre başvurucular; meslek hayatlarısüresince farklı yer ve zamanlarda iç güvenlik faaliyetlerine iştirak etmiş vebu kapsamda birçok kez törör örgütü üyeleriylesilahlı çatışmaya girmiş, mayın patlaması vakaısıylakarşılaşmışlardır. Bu görevler sırasında bazen yaralanmışlar, bazen dearkadaşlarının yaralandığı ve şehit olduğu olaylara tanıklık etmişlerdir.Başvurucular yaşadıkları bu olaylara bağlı olarak bir müddet sonra psikolojikve psikiyatrik tedavi görmeye başlamışlardır. Bu tedavilerin ardından aşağıdabelirtilen süreçlerin sonunda başvurucuların TSK ile ilişiği kesilmiştir.
A. Alpay Dinç'e İlişkin Olay ve Olgular
10. Alpay Dinç ilk defa 2006 yılında psikiyatrik tedaviyebaşlamıştır. 20/5/2008 ile 27/5/2013 tarihleri arasında psikiyatrikrahatsızlığı nedeniyle yaklaşık iki yıl istirahat ve hava değişimindebulunmasını müteakiben GATA Asker Hastanesinin 29/5/2013 tarihli raporuylahakkında ''1-F43.1 Travma sonrası stresbozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrasıstres bozukluğu)'' teşhisi ile ''TSK'dagörev yapamaz, hastanın rahatsızlığında; 1- Askerlik mesleğinin sebep ve tesirivardır. 2- Bölücü terör örgütüne karşı katıldığı operasyonlardan ve girmişolduğu çatışmalardan kaynaklanmıştır.'' tespiti yapılmıştır.
11. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından 10/6/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyleanılan rahatsızlığa yakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancakbaşvurusuna cevap verilmeyerek başvurusu reddedilmiştir. Bunun üzerinebaşvurucu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır.
12. AYİM İkinci Dairesi, dava açma süresinin başvurucunun ilkpsikiyatrik tedaviye 2006 yılında başladığı gerekçesiyle davayı süre aşımınedeniyle reddetmiştir. gerekçesi şöyledir:
"... davacının2006 yılından itibaren psikiyatrik tedavi görmeye başladığı, bu durumdadavacının 2007 yılından itibaren bir yıl içinde ve her halükarda 5 yıliçerisinde davalı idareye müracaatla haklarının yerine getirilmesini istemesigerekirken, bir ve beş yıllık süreyi geçirdikten sonra ilk olarak 10.06.2013tarihinde davalı idareye müracaatı müteakip, sonrasında 03.09.2013 tarihindeaçılan davada süre aşımı bulunduğu, davacının 2006 yılından itibarenpsikiyatrik tedavi görmesi nedeniyle GATA Asker Hastanesinin 29.05.2013 tarihve 6572 sayıl raporu ile rahatsızlığa sonradan tanı konulmasının zararınöğrenilmesine ve dava açma süresine bir etkisinin bulunmadığı..."
B. Ali Sayın'a İlişkin Olay ve Olgular
13. Ali Sayın ilk defa 2008 yılında psikiyatrik tedaviyebaşlamıştır. 7/6/2012 ile 11/7/2013 tarihleri arasında psikiyatrik rahatsızlığınedeniyle kendisine on üç ay istirahat verilmesinin ardından GATA AskerHastanesinin 12/9/2013 tarihli raporuyla hakkında ''1-F43.1 Travma sonrası stres bozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu)'' teşhisi ile ''TSK'da görev yapamaz.''tespiti yapılmıştır.
14. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından 18/9/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyleanılan rahatsızlığa yakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancakbaşvurusuna cevap verilmeyerek başvurusu reddedilmiştir. Bunun üzerinebaşvurucu, AYİM'de tam yargı davası açmıştır.
15. AYİM İkinci Dairesi dava açma süresinin başvurucunun ilkpsikiyatrik tedaviye 2008 yılında başladığı gerekçesiyle davayı süre aşımınedeniyle reddetmiştir. Gerekçesi ise şöyledir:
"...davacının2008 yılından itibaren bir yıl içinde ve her halükarda 5 yıl içerisinde davalıidareye müracaatla haklarının yerine getirilmesini istemesi gerekirken, bir vebeş yıllık süreyi geçirdikten sonra ilk olarak 19.09.2013 tarihinde davalıidareye müracaatı müteakip, sonrasında 19.11.2013 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunduğu, GATA Asker Hastanesinin 12.09.2013 tarih ve 11354 sayılıraporunda, 2007-2009 yılları arasına görev yaptığı birliklerde ve bu birliklerinbulunduğu mahalde görev yapmasının psikolojisini etkileyip rahatsızlandığına,2009-2012 yılları arasında davacının var ise yaşadığı ve bu rahatsızlığa nedenolabilecek diğer olayların bu rahatsızlığa neden olmadığına dair bir açıklamabulunmaması, davacının 05.02.2010 tarihinde yapılan periyodik muayenesi ile27.07.2010 tarihinde yurt dışı geçici görev kapsamında yapılan muayenesisonucunda düzenlenen sağlık kurulu raporlarında psikiyatrik rahatsızlığınailişkin bir tespit ve değerlendirme bulunmaması karşısında 07.06.2012 tarihindebaşlayan süreç sonunda 19.09.2013 tarihli raporun ve rapordakıtespit ve değerlendirmelerin zararın öğrenilmesine ve dava açma süresine biretkisinin bulunmadığı, anılan raporların davacının vazife malulü olarak kabuledilip edilmemesinin değerlendirilmesinde etkisinin olabileceği sonuç vekanaatine ulaşılmıştır."
C. İhsan Demirağ'a İlişkin Olay ve Olgular
16. İhsan Demirdağ ilk defa 2009yılında psikiyatrik tedaviye başlamıştır. 3/9/2009 ile 21/3/2013 tarihleriarasında psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle kendisine on sekiz ayistirahat verilmesinin ardından GATA Asker Hastanesinin19/6/2013 tarihli raporuyla hakkında ''1-F43.1Travmasonrası stres bozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrası stresbozukluğu), 2.F33.9 Yineleyen depresif bozukluk, (Kronik nitelik kazanmışdepresif bozukluk)" teşhisi ile ''TSK'da görev yapamaz,hastanınrahatsızlığında 1- Askerlik mesleğinin sebep ve tesiri vardır. 2- Bölücü terörörgütüne karşı katıldığı operasyonlardan ve girmiş olduğu çatışmalardankaynaklanmıştır...'' tespiti yapılmıştır.
17. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından28/6/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyle anılan rahatsızlığayakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancak başvurusuna cevapverilmeyerek başvurusu reddedilmiştir.Bununüzerine başvurucu,AYİM'de tam yargı davası açmıştır..
18. AYİM İkinci Dairesi davayı süre aşımı nedeniyle oyçokluğuylareddetmiştir. Gerekçesi ise şöyledir:
"Davacının hizmetsafahatı incelendiğinde; 05.07.1993- 01..01.2000tarihleri arasında ilk atma yeri olan Kayseri'de, 02.08.2000-16.07.2006tarihleri arasında İzmir'de, 17.07.2006-14.08.2008 tarihleri arasındaHakkari'de görev yaptığı, 15.08.2008 tarihinden sonra ayrıldığı tarihe kadarIsparta Eğirdir'de görev yapan davacının 19.06.2013 tarihli raporla TSK'dagörev yapamaz raporu aldığı anlaşılmış ise de; davacı vekilince davacınınrahatsızlığına sebep olduğu ileri sürülen katıldığı olayların 1993-2000 yıllarıve Hakkari'de görev yaptığı 2006-2008 yılları arasındaki zaman dilimlerine atfediIdiği, bu zaman dilimlerinde ise, somut bir olaya,zaman ve yer gösterilerek bir eylem belirtilmediği, bu durumda 1602 sayılı AYiM Kanunu'nun 43 üncü maddesi uyarınca 1 ve 5 yıllıksüreler geçtikten sonra 28.06.2013 tarihinde yapılan idari müracaatı müteakipaçılan bu davada süre aşımı bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır."
19. Karşıoyda ise özetle başvurucununrahatsızlığının fiziksel olmadığı, bir anksiyetebozukluğu olan post travma sonrası stres bozukluğuolduğu ve bu rahatsızlığın travmaya sebep olan olaydan çok sonra da ortayaçıkabildiği, dava konusu olayda hastalığın kronik hâle geldiğine kararverilerek "TSK'da Görev Yapamaz" sağlık raporu verilen başvurucununsöz konusu zararını anılan raporun onaylanmasını müteakip kendisine tebliğedildiği tarihte öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu itibarla davada süreaşımı bulunmadığı görüşü savunulmuştur.
20. Başvurucuların karar düzeltme istemlerinin reddedilmesiylekararlar kesinleşmiştir. Başvurucular, süresi içinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Anayasa ve KanunHükümleri
21. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararı ödemekle yükümlüdür.”
22. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılıAskeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun43. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
23. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılıbildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerigereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudakiişlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içindecevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresiiçinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
24. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011tarihli ve E.2008/7182, K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:
"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemingerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta cezadavalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamugörevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallarauymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte,resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden deayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tamyargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamugörevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının cezamuhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."
25. Aynı Dairenin 31/5/2016 tarihli veE.2016/4241, K.2016/3896 sayılı kararı şöyledir:
"2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlaledilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl veherhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareyebaşvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükmebağlanmıştır.
Anılan Kanun hükmünde idareye başvuru içinöngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zamanzaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi,bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisiolmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlemolmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıylabirlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme vehatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamugörevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin veyürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafeedilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev veolanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle deidaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyledoğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusurusonucu mu yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesindensonra saptanabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncümaddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
B. Uluslararası Hukuk
26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarındanbirinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).Mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerindoğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralıfıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasınıbir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
28. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafındandüzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalaratabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nintanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen(çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancakhiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).
29. Ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılanaraçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisibulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıylabağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57).
30. Temyize başvurma, dava açma gibi usul kurallarına ilişkinkanunlarda birtakım sürelerin öngörülmesi, hukuksal güvenlik ilkesi vemahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olankanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında kararvermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemlive meşru amaçlara hizmet etmektedir (Stubbings ve digerleri/BirlesikKralık, B. No: 22083/93, 22/10/1996, § 51).
31. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birdenfazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında oyorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı birşekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabiolmaması gerekir (Beles ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:47273/99, 12/11/2002, § 51).
32. AİHM, Eşim/Türkiye (B.No: 59601/09, 17/9/2013) kararında süre aşımınedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişim hakkının engellenipengellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olayda başvurucu askerlikhizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihindeyaşanan bir çatışmada yaralanmış, başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devametmiş ve sonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu sonrakiyıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004 yılındabaşında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılındaGATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır.Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıylaidareye başvurmuş ancak başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerinebaşvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davadaAYİM söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde davaaçılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.
33. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konununaslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibarenhesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındakimermiden haberdar olmamasının tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıliçinde tazminat davası açmasının beklenmesinin makul olarakdeğerlendirilemeyeceğine, Mahkemenin nazarında şahsi yaralanmayla ilgilitazminat davalarında dava açma hakkının tarafların uğradığı zararı gerçektedeğerlendirebildiğinde kullanılabilmesi gerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırı hakkındaki katı yorumunun davanınesasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniyle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye,§§ 23, 25, 26).
34. AİHM, Howald Moor ve diğerleri/İsviçre (B.No: 52067/10 ve 41072/11, 11/3/201) başvurusunda daEşim/Türkiye başvurusundaki içtihadınısürdürmüştür. Başvuruya konu olayda başvuranlar, 1965 yılından 1978 yılınakadar çalışma ortamında amyanta (asbest) maruz kalması sebebiyle oluşanhastalık nedeniyle 2005 yılında vefat eden bir teknisyenin eşi ve çocuklarıdır.Olayda hastalığın amyanttan kaynaklandığı 2004 yılında belli olmuş vebaşvuranların mirasçısı 25/10/2005 tarihinde işveren aleyhinemaddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İsviçre Federal Mahkemesi, on yıllıkzamanaşımı süresinin zararın ortaya çıktığı andan değil olayın oluş anındanitibaren başlayacağını belirterek davacının 1995 yılından sonra amyanta maruzkalmadığına, 1995'ten önceki olaylar açısından ise taleplerin zamanaşımınauğradığına karar vermiştir.
35. AİHM söz konusu başvuruda, zamanaşımına ilişkin kurallarınamyantın yol açtığı gibi tetikleyici olaylardan ancak yıllar sonra teşhisedilebilen hastalıklardan muzdarip kişileresistematik olarak uygulanmasının bu kişileri iddialarını mahkemeler önündeortaya koyma olanağından yoksun bırakma ihtimali bulunduğuna dikkat çekmiştir.AİHM, kişinin belli bir hastalıktan muzdarip olduğunubilemeyeceğinin bilimsel olarak kanıtlanmış olduğu durumlarda bu gerçeğinzamanaşımı süresinin hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini belirterekzamanaşımı sürelerinin uygulanmasının başvuranların mahkemeye erişimini, sözkonusu haklarının özüne halel getirecek derecede kısıtlamış olduğuna kararvermiştir (Howald Moor ve Diğerleri/İsviçre,§§77,78).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 6/7/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
37. Başvurucular; hastalıklarının askerliğinsebep ve tesiriyle meydana geldiğinin ancak 2013 yılında düzenlenen raporlarlaanlaşıldığını, söz konusu raporlar üzerine süresi içinde idari başvuruyapılarak davaların açıldığını, AYİM'in gerekirseyeniden rapor aldırarak hastalığın tam olarak hangi tarihte oluştuğunu tespitedilebileceği hâlde bunu yapmadığını, kaldı ki mesleğe devam edebilir durumdaiken böyle bir dava açmanın hakkaniyete aykırı olacağını belirterek AYİM'in dava açma süresini, hastalığı doğuran olaylarınyaşandığı tarih ile tedaviye başlanılan ilk tarihten başlatması nedeniyle adilyargılanma hakkının ve kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmüş ve tazminata karar verilmesini istemişlerdir.
B. Değerlendirme
38. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarlabaşvurucular her ne kadar kanun önünde eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğiniileri sürmüş ise de başvurucuların iddialarının özü mahkemeye erişim hakkınailişkin olduğundan başvuru adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişimhakkı yönünden incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. MüdahaleninVarlığı ve Hakkın Kapsamı
41. Anayasa’nın 36. maddesinin biricifıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
42. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyleeklenen "adil yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye'nintaraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanmahakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHSile AİHS'i yorumlayan AİHM içtihadındaki adilyargılanma hakkı güvencelerinden birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır(bkz. § 27).
43. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkemeönüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
44. Başvurucuların açtıkları davaların, AYİM İkinci Dairesitarafından süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilerek davaların esasınınincelenmemesinin, başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğuaçıktır.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
45. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
46. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeyeerişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir(Murat Kara ve diğerleri, B. No:2014/6042, 9/3/2017, § 59).
47. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
48. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
49. Başvuruya konu olayda AYİM İkinci Dairesinin, 1602 sayılıKanun’un 43. maddesine(bkz. § 42) göre süre aşımı gerekçesiyle davalarınreddine karar verdiği anlaşılmaktadır. AYİM Dairesinin bu maddeye göre verdiğikararla yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığıaçıktır.
ii. Meşru Amaç
50. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkünolabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin birkısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).
51. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleriAnayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Builkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı kapsamında yer alanmahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Bu çerçevede idari işlem veeylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasınıengellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak amacıylahukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri gereğiidari davaların açılmasının belli sürelerle sınırlandırıldığını söylemekmümkündür.
52. Bunun yanında dava ya da hukuki işlemler için tanınansüreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksikya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylarhakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önünegeçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmetederler (AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).
53. Bir başka ifadeyle süre gibi usul kuralları adaletin iyiyönetimini ve bilhassa hukuki güvenlik ve istikrara saygının temin edilmesiniamaçlarlar.
54. Bu açıklamalar çerçevesinde idari işlem ve eylemlere karşıaçılan davalarda süre koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.
iii. Ölçülülük
55.Muvazzaf askerlik sırasında yaşananolaylardan kaynaklı psikiyatrik rahatsızlığa yakalanma nedeniyle uğranıldığıileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada AYİM Dairesinin, davaaçma süresini "hastalığı doğurduğu ileri sürülen olayların yaşandığı tarihile psikiyatrik tedaviye başlanılan ilk tarihten" başlatarak davayı süreaşımı gerekçesiyle reddetmesi nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişiminegetirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı hususunundeğerlendirilmesigerekir.
(1) Genel İlkeler
56. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
57. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanınhakkaniyetine zarar verecek kadar katı şekilcilikten öte yandan kanunlaöngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırıesneklikten kaçınmaları gerekir (Kamil Koç,B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu çerçevedemahkemeye erişim hakkına yapılacak sınırlandırmanın ölçülü olup bireylerinmahkemeye erişim hakkını aşırı derecede zorlaştırmaması ya da imkânsız hâlegetirmemesi gerekir.
58. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus derece mahkemeleriningerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvencealtına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu kapsamda dava açmasürelerinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek Anayasa Mahkemesinin göreviolmayıp Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerinin başlatıldığı tarihle ilgiliderece mahkemelerin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğiniincelemektedir.
59. Askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylemden dolayıuğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı gerekçesiylereddedilmesi üzerine mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası daha önceAnayasa Mahkemesince incelenmiştir ( Kemalİnan, B. No: 2013/1524, 6/10/2015; Haluk Pek, B.No:2013/9094, 4/2/2016; Nahit Aydın, B.No: 2013/4072, 6/1/2016; SezaiBalta, B. No:2013/8834, 4/2/2016; Mesut Ekinci,B. No: 2014/956, 18/5/2016).
60. Anayasa Mahkemesinin anılan başvurularda ortaya koyduğu içtihata göre kişinin idari eyleme ilişkin tam yargı davasıaçma hakkını, idari eylem nedeniyle bir zarara uğramış olduğunu ve uğradığızararın hangi sebep veya sebeplerden kaynaklandığını gerçektedeğerlendirebildiğinde kullanabilmesi gerekir.
61. Bu bağlamda, bir kısmına yukarıda yer verilen (§§ 24, 25)Danıştay içtihatlarında ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılanzararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlütutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idarieylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da arasındakiilliyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiğidurumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabuledilmektedir.
62. Anayasa Mahkemesi yukarıda yerverilen içtihadında, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylemden dolayızarara uğranıldığı iddiasında erken terhis durumunun varlığı hâlinde söz konusuzararın erken terhisle öğrenilerek değerlendirilebileceği, erken terhisişleminden sonra sağlık raporunun onaylanarak başvurucuya tebliğ edilmesininise ancak açılan tazminat davasında rahatsızlığın seviyesine göre talepedilecek olan tazminat tutarının hesaplanmasına etki edebileceği kabuledilmektedir. Erken terhis durumunun olmadığı durumlarda ise mahkemeyeerişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde zarardan bilgi sahibiolup olmadıklarına dair başvurucuların ortaya koyacakları argümanlarbu çerçevede zararın öğrenilmesine elverişli nitelikteki sağlık raporununvarlığı ve derece mahkemelerinin bunlara dair gerekçeleri önem arz eder.
63. Ayrıca, derece mahkemesi kararlarında başvurucuların uğradıklarınıileri sürdükleri zararı öğrendikleri veya öğrenmeleri gereken tarih hakkındahiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresine ilişkin bazı kategorikkabul ve değerlendirmelerle davaların süre yönünden reddedilmesi mahkemeyeerişim hakkını ihlal edebilir.
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
64. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarakpsikiyatrik rahatsızlığın tedavisine başlanılan tarih ile söz konusurahatsızlığa neden olduğu ileri sürülen olayların yaşandığı tarihin esas alınmasınınmahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedirler.
65. Somut olayda başvurucuların, uğradıkları zararlarınıdeğerlendirebilecekleri tarihin belirlenmesi ve bu tarihe ilişkin AYİMDairesinin gerekçesi, başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edilipedilmediğinin tespitinde önem arz etmektedir.
66. Başvurucuların psikiyatrik rahatsızlıklarının TSK'da görevyapılamayacağına ilişkin olan sağlık raporlarının düzenlenmesinden çok öncebaşladığında ve hastalığa neden olduğu ileri sürülen olayların da çok önceyaşandığında tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte fizikselrahatsızlıklarda, rahatsızlığın ilk defa bilindiği veya bilinmesi gerektiğitarihten itibaren zararın değerlendirilebileceği kabul edilebilir ise depsikiyatrik rahatsızlıklar açısından rahatsızlığın ilk defa bilindiği tarihteuğranılan zararın değerlendirebilmesi çoğunlukla mümkün olmayabilir. Zira somutolayda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklar, hastalığa sebep olduğu ilerisürülen olaylarla aynı tarihlerde ortaya çıkmamakta, çok sonraki bir tarihte veanılan olaylara bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla psikiyatrikhastalığa neden olan olayların yaşandığı anda başvurucuların uğradıkları zararıöğrenmeleri ve değerlendirmeleri her zaman beklenemez.
67. Nitekim başvuruya konu olayda olduğu gibi ilk psikiyatriktedaviye başlandıktan sonra başvurucular yedi yıla yakın bir süre daha TSK'dagörevini sürdürmüş ve en son 2013 yılında düzenlenen raporlarla artıkbaşvurucuların görevlerini sürdüremeyecekleri tespit edilmiştir.
68. Dolayısıylabaşvurucuların anılanhastalıkları nedeniyle artık TSK'da görev yapamayacaklarını ortaya koyan sağlıkraporunun ardından zararlarını değerlendirebildiklerinin kabulü gerekir.Hastalığın bu seviyeye ve bu sonuçlara yani TSK'da görev yapılamayacak derecedeileri sonuçlara gideceğinden başvurucuların haberdar olmasının ve dolayısıylahenüz görevleri başında iken sonradan uğrayacakları bu zararla ilgili tazminatdavası açmalarının beklenmesinin başvuruculara orantısız bir sorumlulukyüklediği açıktır.
69. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde AYİM'in başvurucuların uğradıkları zararı öğrenmelerine vedeğerlendirmelerine imkân tanımayan "psikiyatrik rahatsızlığa neden olduğuileri sürülen olayların yaşandığı tarih ile psikiyatrik tedaviye başlanılan ilktarihi" esas alarak dava açma sürelerini belirlemesine ilişkin yorumununbaşvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve buyorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirerek neredeyseimkânsız hâle getirdiği açıktır.
70. Öte yandan anılan rahatsızlığa konu eylemlerin idarenintazmin sorumluluğunu gerektirip gerektirmediği hususu ancak davanın esastanincelenmesi sonucu AYİM'in belirleyeceği birhusustur. Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan değerlendirmesi ve vardığı sonuçyalnızca mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin olup davanınesasına ilişkinbir değerlendirme içermediği açıktır.
71. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
73. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebindebulunmuşlardır.
74. Adil yargılanmahakkı kapsamındakimahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
75. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdareMahkemesi İkinci Daire Başkanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
76. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğinden maddi vemanevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 618,30 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.418,30 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın 21/1/2017tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21. maddesinin birincifıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundananılan bendin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı merciineGÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin AlpayDinç'e ilişkin 12/3/2014 tarihli ve E.2014/37, K.2014/351; Ali Sayın'a ilişkin24/6/2014 tarihli ve E.2014/502, K.2014/861; İhsan Demirdağ'ailişkin 4/6/2014 tarihli ve E.2013/1902, K.2014/849 sayılı kararlarıylailgilidir.),
D. 618,30 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.418,30 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığınabaşvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olmasıhâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre içinyasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/7/2017tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verildi.