TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALPER ALDEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4987)
Karar Tarihi: 9/6/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Kamil KAYA
Başvurucu
:
Alper ALDEMİR
Vekili
:
Av. Melek GÜNGÖR DİNDAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, mahkeme kararında gösterilen temyiz süresi içindeyapılan temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesiyle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/4/2014 tarihinde Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 11/9/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu; işe girerken boş vaziyette verdiği teminatsenedinin işten çıktıktan sonra işvereni tarafından kendisine iade edilmeyipdoldurularak bono hâline getirildiğini ve senette yazılan bedelin icra yoluylakendisinden tahsil edildiğini iddia ederek söz konusu haksız ödemenin iadesiistemiyle Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) istirdat davasıaçmıştır.
8. Mahkemece 27/6/2012 tarihli ve E.2008/282, K.2012/242 sayılıkarar ile davanın reddine karar verilmiş; hükümde, kararın tebliğinden itibarenon beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Kararın hükümkısmı şöyledir:
“1-Davanın REDDİNE,
...
Dair, davacı vekili ile davalı vekilininyüzlerine karşı kararın tebliği tarihinden itibaren 15 günlük yasal süreiçerisinde Yargıtay (Temyiz) yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunupusulen anlatıldı. ”
9. Mahkeme kararı 23/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş, başvurucu bu kararı 5/12/2012 tarihinde (tebliğden itibaren on ikincigün) temyiz etmiştir.
10. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 13/2/2014 tarihli ve E.2013/3251,K.2014/2193 sayılı ilamı ile iş mahkemelerince verilen nihai kararlara karşıkanun yoluna başvurma süresinin karar yüze karşı verilmişse kararın taraflaratefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz günolduğu, Mahkeme kararı “iş mahkemesi sıfatıyla” verildiğinden gerekçeli karardatemyiz süresinin on beş gün olarak belirtilmesinin sonuca etkili olmadığı,temyiz dilekçesinin yasal süre geçirildikten sonra ibraz edildiği gerekçesiyle temyizisteminin süre yönünden reddine karar vermiştir. Yargıtay ilamı şöyledir:
“5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8.maddesine göre, iş mahkemelerince verilen nihaî kararlara karşı kanun yolunabaşvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi,yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür.
...
Somut olayda, mahkeme kararı, 27.06.2012tarihinde usulüne uygun olarak davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı tefhimedilmiş, gerekçeli karar davalı vekiline 19.11.2012, davacı vekiline ise23.11.2012 günü tebliğ edilmiş, davacı vekili 05.12.2012 günü temyiz dilekçesivermiş ve temyiz harcını yatırmıştır. Karar “iş mahkemesi sıfatıylaverildiğinden” mahkemenin gerekçeli kararında temyiz süresinin onbeş gün olduğunu belirtmesi sonuca etkili değildir.
SONUÇ : Temyiz dilekçesi kanunda öngörülen süre geçirildikten sonra ibrazedilerek 05.12.2012 tarihinde temyiz defterine kaydedildiğinden davacınıntemyiz talebinin 6100 sayılı Kanun'un 346. maddesi gereğince REDDİNE ... kararverildi.”
11. Mahkeme dosyasının incelenmesinde davanın iş mahkemesisıfatıyla görüldüğü yönünde herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.
12. Yargıtay ilamı başvurucuya 26/3/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
13. Başvurucu 10/4/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 72.maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Takibe itiraz etmemiş veya itirazınınkaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetindekalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümlerdairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.”
15. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun1. maddesi şöyledir:
“İş Kanununa göreişçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve Efıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işverenvekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hakiddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzumgörülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.
...
İşmahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara o yerde görevlendirilecekmahkeme tarafından, temsilci üyeler alınmaksızın, bu kanundaki esas ve usulleregöre bakılır.
...”
16. 5521 sayılı Kanun’un 2/3/2005 tarihli ve 5308 sayılı Kanunile yapılan değişiklikten önceki 8. maddesi şöyledir:
“İş Mahkemesinin nihai kararları tefhimtarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.
İş Mahkemelerinden verilen kararlar, Yargıtayca iki ay içinde tetkik olunarak karara bağlanır.
Yargıtay’ın bu kararlarına karşı karar tashihi istenemez.”
17. 5521 sayılı Kanun’a5308 sayılı Kanun ile eklenen geçici 1.madde şöyledir:
“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihlive 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca ResmîGazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkındayapılan temyiz başvuruları, kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafındansonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında İş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunlayapılan değişiklikten önceki temyize ilişkin hükümleri uygulanır.”
18. 12/1/2011 tarihli ve 6100 Sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince temyize ilişkin hükümlerininuygulanmasına devam olunan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’nun 432. maddesinin 1. fıkrası şöyledir:
“Temyiz süresi on beş gündür. Temyiz süreleri,ilâmın usulen taraflardan her birine tebliği ile işlemeye başlar.”
19. 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Hüküm "Türk Milleti Adına" verilirve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkemeile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicilnumaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatlaverildiğini.
…
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansınharcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 9/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu, icra yoluyla kendisinden haksız tahsil edilenparanın iadesi için Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı istirdat davasınınreddedildiğini, tüm duruşmalarda davaya asliye hukuk mahkemesi sıfatıylabakıldığını, tefhim edilen kısa karar ve gerekçeli kararda da davaya bu sıfatlabakıldığının belirtilip temyiz süresinin on beş gün olarak gösterildiğini,kararda gösterilen süre içinde temyiz yoluna başvurduğunu ancak kararın işmahkemesi sıfatıyla verildiği ve temyiz süresinin sekiz gün olduğu, temyizdilekçesinin yasal süreden sonra ibraz edildiği gerekçesiyle Yargıtay 22. HukukDairesince temyiz isteminin süre yönünden reddedildiğini, davaya iş mahkemesisıfatıyla bakılmadığını, Mahkemenin dava sürecinde açıkladığı sıfatın Dairetarafından değiştirilerek temyiz hakkının elinden alındığını, bunun yanı sırakarar gerekçesinin tefhim edilen kısa kararla birlikte açıklanmadığını,gerekçenin açıklanmama nedeninin de gösterilmediğini belirterek Anayasa'nın 2.,10., 36., 40., ve 141. maddelerinde düzenlenen ilke ve hakların ihlaledildiğini ileri sürmüş; temyiz talebinin incelenmesi için ihlalin tespititalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
23. Başvurucunun şikâyetinin özü, temyiz talebinin haksızşekilde süre yönünden reddedilmesiyle temyiz itirazlarının merci tarafındanincelenmediğine ilişkin olduğundan başvurucunun iddiasının adil yargılanmahakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
24. Başvurucu, asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla verilen vetemyiz süresi on beş gün olarak gösterilen kararı belirtilen süre içinde temyizettiğini ancak kararın iş mahkemesi sıfatıyla verildiği ve sekiz günlük yasaltemyiz süresinin geçirildiği gerekçesiyle temyiz isteminin süre yönündenreddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan sözkonusu iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
26. Başvurucu, Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı istirdatdavasının reddine karar verildiğini, tüm duruşmalarda davaya asliye hukukmahkemesi sıfatıyla bakıldığını, tefhim edilen kısa karar ve gerekçeli karardada davaya bu sıfatla bakıldığı belirtilip temyiz süresinin on beş gün olarakgösterildiğini, kararda gösterilen süre içinde temyiz yoluna başvurduğunu ancakkararın iş mahkemesi sıfatıyla verildiği ve temyiz süresinin sekiz gün olduğu,temyiz dilekçesinin yasal süreden sonra ibraz edildiği gerekçesiyle Yargıtay22. Hukuk Dairesince temyiz isteminin süre yönünden reddedildiğini, davaya işmahkemesi sıfatıyla bakılmadığını,Mahkemenin davasürecinde açıkladığı sıfatı Dairenin değiştirerek temyiz hakkını elindenaldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
28. Anayasa’nın 40. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleriihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânınınsağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangikanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. ”
29. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisibir temel hak niteliği taşımasının ötesinde Anayasa’nın 40. maddesi uyarıncadiğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2013/64,K.2013/142, 28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın, devletin işlemlerinde ilgilikişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de adil yargılanma hakkınınkapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanındaAnayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsamve içeriğinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesiçerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
30. Sözleşme’nin 6. maddesi mahkemeye başvurma hakkını açıkçadüzenlenmemekle beraber Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından,mahkemeye başvurmahakkının hukukun temel prensibi olduğu, mahkemeye başvurma hakkı olmaksızınhakkaniyete uygun, aleni bir yargılamadan söz edilemeyeceği ve adil yargılanmahakkının içerdiği güvencelerden yararlanmanın olanaksız hâle geleceği kabuledilmektedir (Golder/Birleşik Krallık, B. No. 4451/70,21/2/1975, § 35).
31. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelmektedir (Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52).
32. Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine davaaçma hakkını değil iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarınabaşvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içerir (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, §49).
33. AİHM, mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü”ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkilierişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasınıve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkilifırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukukibelirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeyeerişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine kararverilmektedir (Geffre/Fransa (k.k),B. No: 51307/99, 23/1/2003).
34. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermeyi ifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,28/11/2013).
35. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıpsınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamalarınhakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir(Serkan Acar, B. No: 2013/1613,2/10/2013, § 38).
36. Dava açma hakkı birtakım sınırlamalara tabi tutulabileceğigibi bu hakkın kullanımı da belli kurallara bağlanabilir. Bununla birlikte busınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özünezarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Edificaciones March GallegoS.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34; Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99,11/10/2001, § 22).
37. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler, dava açma ya dakanun yollarına başvurma hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§36-40).
38. Başvuruya konu somut olayda başvurucu, işe girerken boşvaziyette verdiği teminat senedinin işten çıktıktan sonra işvereni tarafındankendisine iade edilmeyip doldurularak bono haline getirildiğini ve senetteyazılan bedelin icra yoluyla kendisinden tahsil edildiğini iddia ederek sözkonusu haksız ödemenin iadesi istemiyle asliye hukuk mahkemesinde istirdatdavası açmıştır. Dava dilekçesinde, davaya iş mahkemesi sıfatıyla bakılmasıyönünde bir talep olmadığı görülmüştür. Mahkeme, yargılama boyunca duruşmatutanaklarında ve yazışmalarında asliye hukuk mahkemesi sıfatını kullanmış,davaya iş mahkemesi sıfatıyla bakılmasına ilişkin bir karar vermemiştir.
39. Mahkeme 27/6/2012tarihli duruşmada asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla verdiği kararı “kararın tebliği tarihinden itibaren 15 günlük yasalsüre içerisinde Yargıtay (temyiz) yolu açık olmak üzere” şeklindekiibareyle taraflara tefhim etmiştir. Gerekçeli kararda da davaya iş mahkemesisıfatıyla bakıldığına dair açıklamaya yer verilmemiştir.
40. Mahkeme kararı 23/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş, başvurucu bu kararı 5/12/2012 tarihinde (tebliğden itibaren on ikincigün) temyiz etmiştir. Ancak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, iş mahkemelerinceverilen nihai kararlara karşı kanun yoluna başvurma süresinin sekiz gün olduğu,Mahkeme kararı “iş mahkemesi sıfatıyla” verildiğinden gerekçeli kararda temyizsüresinin on beş gün olarak belirtilmesinin sonuca etkili olmadığı, temyizdilekçesinin yasal süre geçirildikten sonra ibraz edildiği gerekçesiyle temyizisteminin süre yönünden reddine karar vermiştir.
41. Başvurucu, asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla verilen vetemyiz süresi on beş gün olarak gösterilen kararı belirtilen süre içinde temyizettiğini ancak temyiz talebinin haksız şekilde süre yönünden reddedilmesiyletemyiz hakkının elinden alındığını ileri sürmüştür.
42. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatınyorumlanması ve uygulanması, derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte buyorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının AnayasaMahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönündenyapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (Emre Kartal, B. No: 2014/5020, 6/10/2015,§ 40).
43. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletinişlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını vesürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu, devletorganlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağıve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarınısağlayarak dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyenyahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı birşekilde kullanmaları amaçlanmıştır.
44. 1086 sayılı mülga Kanun'un uygulanmasına devam olunan 432.maddesi gereğince hukuk mahkemelerince verilen kararlara karşı temyiz süresi onbeş gün olup bu süre kararın tebliği ile başlamaktadır. 5521 sayılı Kanun'un 8.maddesine göre ise iş mahkemelerinin nihai kararlarına karşı temyiz süresikararın tefhiminden itibaren sekiz gündür. Ayrı iş mahkemelerinin bulunmadığıyerlerde bu mahkemelerin görev alanına giren davalara asliye hukuk mahkemeleritarafından iş mahkemesi sıfatıyla bakılmaktadır (bkz. §§ 15-18).
45. 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(a) bendinde, hükmü veren mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmünhangi sıfatla verildiğinin; (ç) bendinde ise varsa kanun yolları ve süresininhüküm içeriğinde yer alması gerektiği belirtilmiştir. Bu gereklilik özellikleayrı ihtisas mahkemesi bulunmayan yerlerde çeşitli sıfatlarla görev yapanasliye hukuk mahkemeleri açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Zira asliyehukuk mahkemelerinin bu durumda kararı hangi mahkeme sıfatıyla verdiğiniaçıklaması davada uygulanan yargılama usulü ile verilen karara karşı kanunyolları bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayaraktarafların kararları temyiz haklarını zamanında ve usulüne uygun olarakkullanabilmelerine hizmet etmektedir (AktifElektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2012/855,26/6/2014, § 41).
46. Somut olayda başvurucunun davayı doğrudan asliye hukukmahkemesi sıfatıyla açması; Mahkemenin, duruşma tutanakları ve yazışmalarındadavaya iş mahkemesi sıfatıyla baktığını belirtmemesi, gerekçeli kararda da buyönde bir açıklamaya yer vermemesi, tüm bu hususların yanı sıra hükümde,kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceğinibelirtmesi karşısında Mahkemenin davaya hangi sıfatla baktığı konusunda hukukibelirsizlik olduğu görülmektedir. Bu belirsizliğin başvurucunun kanun yolunabaşvurmasına, bir başka ifadeyle mahkemeye erişimine zarar verdiği açıktır. Bukoşullarda yapılan temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay 22. Hukuk Dairesininsüre yönünden temyiz isteminin reddine karar vermesiyle başvurucunun temyizitirazlarının esastan görüşülmesi imkânı kalmamıştır.
47. İlk derece mahkemelerince davaya hangi sıfatla bakıldığıaçıkça belirtilmeden yapılan yargılamalar sonunda verilen kararlardabaşvurulabilecek kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi nedeniylebaşvurucuların temyiz sürelerini geçirmeleri ve temyiz başvurularının süreyönünden reddedilmesi üzerine yapılan bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesi,oluşan hukuki belirsizliğin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiğinedolayısıyla mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.,§§ 28-50; Kommersan Kombassan Mermer Madenİşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114,20/1/2016, §§ 30-57).
48. Anayasa Mahkemesinin anılan kararları ve yukarıda yerverilen açıklamalar ışığında davaya hangi sıfatla bakıldığı konusundabelirsizlik mevcut olduğu, yargılama süreci boyunca davaya iş mahkemesisıfatıyla bakılmasına dair bir karar verilmediği, duruşma tutanaklarında veyazışmalarda bu yönde bir ibarekullanılmadığı, iş mahkemelerince verilen kararlara karşı temyiz süresi sekizgün olmasına rağmen hükümde kararıntebliğindenitibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceğinin belirtildiği,buna karşın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kararın iş mahkemesi sıfatıylaverildiğini kabul ederek başvurucunun temyiz istemini reddettiğideğerlendirildiğinde, ayrıca Mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflaradoğru gösterme yükümlülüğü de gözönüne alındığındabaşvurucunun temyiz istemini süre yönünden reddeden Yargıtay 22. HukukDairesinin bu uygulamasının öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabuledilemeyeceği, öte yandan başvurucunun Mahkeme kararında gösterilen süre içindetemyiz yoluna başvurduğu dikkate alınmadan başvurucunun temyiz talebini süreyönünden reddeden kararın başvurucunun mahkemeye erişim hakkının özünüzedelediği sonucuna ulaşılmıştır.
49. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usuller Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
51. Başvurucu temyiz talebinin incelenmesi için ihlalin tespititalebinde bulunmuştur.
52. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
53. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin başvurukonusu dava dosyasının Yargıtay ilgili Dairesine gönderilmek üzere BeyşehirAsliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
54. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamındamahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinbaşvuru konusu dava dosyasının Yargıtay ilgili Dairesine gönderilmek üzereBeyşehir Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
9/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.