TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALPER CAN AYKAÇ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/16563)
Karar Tarihi: 23/6/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI
Başvurucular
:
1. Alper Can AYKAÇ
2. Muhip HİLOOĞLU
Vekili
:
Av. Ayşegül KUMAŞ
3. Ayşegül KUMAŞ
4. Mehtap KOÇ
Vekili
:
Av. Alper Can AYKAÇ
5. Ebru AK
Vekilleri
:
Av. Ayşegül KUMAŞ
Av. Alper Can AYKAÇ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; Gezi Parkı gösterileri olarak bilinentoplumsal olaya kolluk güçlerinin müdahalesi neticesinde yaralanma meydanagelmesi ve bu olaya yönelik şikayetlerin soruşturmasının etkili yürütülmemesinedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğineilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. 2015/16563, 2015/16565, 2015/16567, 2015/16569,2015/16570 numaralı başvurular 15/10/2015 tarihinde; 2016/14099 numaralıbaşvuru 1/8/2016 tarihinde; 2020/9199 numaralı başvuru 28/12/2016 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Başvuruların aynı olaya ilişkin olması nedeniylearalarında fiilî bağlantı bulunduğu değerlendirilerek başvurularınbirleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına kararverilmiştir.
5. Komisyonca birleştirilen başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük)71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğualana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmedenincelenmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvuruculardan 1983 doğumlu Alper Can Aykaç ve 1988doğumlu Ayşegül Kumaş avukattır. 1984 doğumlu başvurucu Muhip Hilooğlu ve 1982doğumlu başvurucu Mehtap Koç öğrenci olduklarını beyan etmiştir. 1986 doğumlubaşvurucu Ebru Ak ise mesleğini açıklamamıştır.
10. Başvurucular 31/5/2013 tarihinde Gezi Parkı olaylarıolarak bilinen, Türkiye geneline yansıyan kitlesel gösterinin Eskişehir'degerçekleştiren kısmına katılmışlardır. 31/5/2013 günü akşamından 1/6/2013 günüsabahına kadar yapılan gösterilere kolluk güçleri bedensel kuvvet kullanmak vetoplumsal müdahale aracı (TOMA) vasıtasıyla su ve gaz sıkmak suretiyle müdahaleetmiştir.
11. Başvurucuların ortak anlatımlarına göregöstericilerden kimse direnmemesine rağmen toplamda 176 kişi gerekmediği hâldeşiddet görerek kolluk memurları tarafından yakalanmıştır. Başvurucular 30-40kez -kimisi 20-30 kez olarak ifade etmektedir- copla darbedilmiş, yüzleri hedefalınarak kendilerine biber gazı içerikli sprey sıkılmış, hakaret içerikli sözlüşiddete maruz kalmışlardır. Başvurucu Muhip Hilooğlu ayrıca gözaltına alınaraktutulduğu polis otobüsünde kafasına ve kulak kısmına copla darbe alarakyaralanmıştır. Başvurucular Alper Can Aykaç ve Ayşegül Kumaş gözaltınaalınmamıştır.
12. Kolluk tarafından düzenlenen Olay Tutanağı'na göre31/5/2013 günü saat 18.00'de Hopa olaylarının yıldönümü nedeniyletoplanan bir kısım siyasi parti ve sivil toplum kuruluşunun yaklaşık 250 üyesisloganlar eşliğinde yürüyüş yapmış, ardından gerçekleştirilen basın açıklamasısonrası saat 18.50 civarında Gezi Parkı'nın yıkılmasını protesto etmek amacıylabekleyen kalabalık grupla birleşerek toplamda ortalama 1.500 kişiye ulaşmıştır.(Daha sonra bu grubun farklı bölgelere (sokaklara) farklı çoğunlukta ayrıldığıanlaşılmıştır.)
-19. 00-21.45 saatleri arasında slogan atarak gösteriyürüyüşü yapan bu gruptan bir kısım göstericinin tramvay ve karayolu trafiğiniaksatması üzerine saat 22.00'de kolluk güçleri tarafından önlerine barikatkurularak grubun en sonundan duyulabilecek şekilde dağılmaları hususunda grubayedi sekiz kez uyarı yapılmıştır. Ancak grup bir siyasi partinin (iktidarpartisinin) il binasına yürümek istedikleri konusunda ısrar etmiş, yanlarındabulunan içi dolu-boş şişe ve taşları barikatta bulunan kolluk görevlilerineatmış, bunun üzerine gruba kademeli olarak TOMA vasıtasıyla su ve gaz sıkılmaksuretiyle müdahale edilmiştir. Bu sırada yakalanan birkaç gösterici daha sonraSavcılık talimatı doğrultusunda adli muayene raporu alındıktan sonra serbestbırakılmıştır (İsimleri yazılı bu göstericiler arasında başvurucularbulunmamaktadır).
-Aynı gece saat 22.00'de 600-700 kişiden oluşan grubundiğer kısmına farklı bir yerde (Salana Köprüsü üzerinde) kolluk güçleritarafından müdahalede bulunulmuştur. Ancak müdahaleye rağmen grubundağılmayarak bulunduğu yerden geri dönmesi üzerine, tramvay ve kara yolutrafiğini aksatması nedeniyle saat 00.00'da dağılması hususunda birden fazlakez gruba uyarıda bulunulmuştur. Uyarılara rağmen dağılmayan gruptaki kişileryanlarında bulunan şişe ve taşları kolluk görevlilerine atmışlardır. Bukişilere TOMA vasıtasıyla su ve gaz sıkılmak suretiyle müdahale edilmiş ise deküçük gruplar hâlinde kaçan bu kişilerden bir kısmı yoldaki çöp konteynırlarınıdağıtmış, çiçek saksılarını ve bankları barikat hâline getirmiş, tretuvartaşlarını parçalayıp kolluk memurlarına atmıştır. Saat 01.00'de tekrartoplanmaya başlayan grup üyeleri yoldaki eşyaları ateşe vererek yolu araç veyayalara kapatmıştır. Bu sırada on kolluk memuru atılan taş ve diğer cisimlerlevücutlarının değişik yerlerinden yaralanmıştır. Saat 04.30'a kadar kollukgüçleri geri çekilerek beklemeye başlamış, dağılan küçük grupların tekrar biraraya gelerek toplanması ve bir siyasi partinin il binasına yönelmesi üzerinesaat 06.00'da gruba müdahale etmiş ve orantılı güç kullanmak suretiyle yaklaşık176 kişiyi yakalamıştır (Başvuruculardan Muhip Hilooğlu, Mehtap Koç ve Ebru Akyakalanan bu grup içinde bulunmaktadır).
A. BaşvurucularHakkında Yürütülen Ceza Soruşturma Süreci
13. Başvurucuların tamamı hakkında Eskişehir CumhuriyetBaşsavcılığınca (Savcılık) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve GösteriYürüyüşleri Kanunu'na muhalefet etme suçunu işledikleri iddiasıyla soruşturmaaçılmış, yapılan soruşturma sonunda aynı suç isnadıyla ceza davası açılmıştır.
14. Eskişehir 5. Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi)tarafından yapılan yargılama sonunda 14/11/2014 tarihinde, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) 10. ve 11. maddeleri gereğince üzerilerine atılı suçununsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle başvurucuların beraatine kararverilmiştir. Ceza Mahkemesince ayrıca başvurucuların savunma ve iddialarıdikkate alınarak zor kullanma yetkisinin aşılması ve işkence suçu yönündensoruşturma yapılması için Savcılığa bildirimde bulunulmasına karar verilmiştir.Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Mevcut olayımızda da soruşturmadosyası kapsamında yapılan tespitlerde, sanıkların birebir aşırıya kaçan şiddeteylemlerine katıldıklarına dair somut tespit bulunmadığı yönünde yukarıdayaptığımız değerlendirmeler ışığında; sanıkların sırf gösteriye katılmakveyahut pasif olarak da olsa şiddet hareketlerini içerir mahallerdebulunduğunun tespiti, mahkememizce bireyin toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkınıortadan kaldırmayacağı kabul edilmiş ve sanıkların gösteri ve yürüyüşekatılımlarının Sözleşme'nin 10 ve 11. maddesinde koruma altına alınan ifadeözgürlüğü, toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkını ortaya koyduğu ve bu haliyleeylemlerin suç teşkil etmediği kanaatine varılmış ve sanıkların beraatine kararverilerek..."
15. Ceza Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olup incelemetarihi itibarıyla Yargıtayda temyiz aşamasında olduğundan henüzkesinleşmemiştir.
B. SağlıkRaporları
16. Başvurucu Alper Can Aykaç hakkında düzenlenenraporlar:
- Eskişehir Devlet Hastanesi (Devlet Hastanesi) BeyinCerrahi Bölümüne ait 6/6/2013 tarihli raporda, sağ maxiller bölgede künttravmaya bağlı ödem ve yüzeysel erozyon, ensede sağ ve sol kol ve ön kolda, sollomber bölgede ve her iki bacakta künt travmaya bağlı ekimotik lezyonlarsaptanmış; horizontal nistagmusun mevcut olduğu açıklanarak kommosyoselebrinin (beyin sarsıntısı) kayıtlı olduğuna yer verilmiştir.
- Eskişehir Adli Tıp Kurumu (ATK) Şube Müdürlüğütarafından düzenlenen 29/4/2014 tarihli raporda; Devlet Hastanesince tespitedilen bulgulara göre başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan birduruma neden olmadığı, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafiflikteolmadığı ve vücuduna acı verecek nitelikte olduğu belirtilmiştir.
17. Başvurucu Ebru Ak hakkında düzenlenen raporlar:
- ATK tarafından yapılan 4/6/2013 tarihli muayene sonrasıdüzenlenen raporda, başvurucunun sol el bileğinde yumuşak doku travmasına bağlı10x10 cm şişlik, kafasında sağ parietal bölgede 5x5 cm şişlik, sol koldış kısımda 25x20 cm alanda ekimoz, ensede 5x5 cm ekimoz, sağomuzda 5x5 cm, sırtta sağ tarafta 5x5 cm ekimoz, sol ayak bileğinde15x10 cm alanda şişlik ve morluk tespit edilmiş; tespit edilen bulgulara görebaşvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olmadığıancak vücudunun tamamında 20 cm üzeri yumuşak doku yaralanması saptandığındanbasit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafiflikte debulunmadığıyönünde görüşbildirilmiştir.
- ATK tarafından düzenlenen 9/5/2014 tarihli raporda,başvurucunun sol el ve sol ayak bileğinde lif kopması şüphesi bulunduğundanortopedi uzmanı tarafından muayenesi gerektiği belirtilmiştir.
18. Başvurucu Mehtap Koç hakkında düzenlenenraporlar:
- Devlet Hastanesinin Ortopedi Bölümüne ait 5/6/2013tarihli raporda, başvurucunun sağ kolunda hematom, sağ elinin üçüncüparmağında yumuşak doku travması tespit edilmiş olup kırık bulunmadığına yerverilmiştir.
- ATK tarafından düzenlenen 18/6/2013 tarihli raporda;Devlet Hastanesince tespit edilen bulgulara göre başvurucunun yaralanmasınınyaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olmadığı, basit tıbbi müdahaleylegiderilebilecek hafiflikte olduğu bilgisi yer almaktadır.
19. Başvurucu Ayşegül Kumaş hakkında düzenlenen rapor:
-4/6/2013 tarihli ATK tarafından düzenlenen raporda,başvurucunun yapılan muayenesinde burun kökünden sağ üst göz kapağına doğruuzanan 5x2 cm ekimoz-sıyrık, sağ dirsek dış yanda 7x5 cm ekimoz,sağ el bileği sırtında 3x5 cm ödem ve kırmızı renkte ekimoz, sağ diz dışiyanda 1x1 cm ekimoz, sağ omuz başında subjektif ağrı, sağ ayak bileğidış yanda 5x5 cm ekimoz ve hafif şişlik bulunduğu, tespit edilenbulgulara göre başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durumaneden olmadığı ancak basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafifliktedebulunmadığı tespiti yapılmıştır.
20. Başvurucu Muhip Hilooğlu hakkında düzenlenen rapor:
- ATK tarafından düzenlenen 4/6/2013 tarihli raporda;başvurucunun yapılan muayenesinde sağ kulak kepçesi arka kesimde -okunabildiğikadarıyla- sütüre raddi yara ve kulak kepçesi arka kesimde, saçlı deride3x1 cm ekimoz, sağ el bileği sırtında 5x2 cm sıyrık ve ekimoz,sırt alt sağ yanda subjektif ağrı şikâyetinin bulunduğu, bu bulgulara görebaşvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olmadığıve basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafiflikte olduğu tespitiyapılmıştır.
C. KollukGörevlileri Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci
21. Başvurucular 3/6/2013 tarihinde kolluk görevlileri,doktorlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işkence suçunun işlendiğiiddiasıyla Savcılığa şikâyette bulunmuşlardır.
22. Savcılık tarafından, olay yerinde görevli olan kollukmemurlarının isimlerini gösterir görev listeleri farklı kolluk birimlerindentemin edilmiştir.
23. Başvurucular, farklı tarihli dilekçeleriylekendilerine sözlü ve fiilî şiddette bulunan kolluk görevlileri ile olaya tanıkolan görevlileri kask numaralarından tespit ettiklerini belirtip teşhisedebileceklerini ileri sürerek bu kişilerin kimliklerini soruşturma makamınabildirmişlerdir.
24. Kimlikleri bildirilen otuz kolluk görevlisi şüphelisıfatıyla Savcılıkça dinlenmiştir. Şüpheli polisler genel olarak üzerilerineatılı suçlamayı kabul etmemiş, olay yerinde -bazısı başvurucularınyaralandıklarını beyan ettikleri yerden farklı bir sokakta- görevli olduklarınıancak başvurucuları darbetmediklerini ifade etmişlerdir. Şüpheli polislerinçoğu soruşturma makamlarına bildirilen kask numaralarının kendilerine aitolduğunu kabul etmiş; bir kısmı olay günü kasklarını kullanmadığını, ayrıca copveya benzeri bir alet taşımadığını belirtmiştir.
25. Tanıklar P.C., T.A. ve S.G., müdahale esnasında darpolayını görmediklerini ifade etmiştir. Polis memuru olarak olayları kamerayakaydeden tanık S.G., yaralı kimseyi görmediğini, hareket hâlinde olunmasınedeniyle sağlıklı görüntü kaydedemediğini, bir kadın göstericinin koşarkendüşmesi nedeniyle ambulans çağrıldığını belirtmiştir. Buna karşın P.C. ve T.A.,gözaltı nedeniyle polis aracında beklendiği esnada başvurucu Ebru Ak'a yönelikhakaret ve kötü muamelede bulunulduğunu ancak bu eylemi gerçekleştiren polismemurunu teşhis edemeyeceklerini beyan etmiştir.
26. Olay yerini gösteren güvenlik kamera görüntüleribilirkişi aracılığıyla incelenmiştir. Toplam iki görüntüyü -ki bu görüntülerdenbiri başvurucular tarafından soruşturma dosyasına sunulmuştur- inceleyenbilirkişi tarafından düzenlenen 4/12/2014 tarihli rapora görüntüler fotoğrafhâline getirilmek suretiyle eklenmiştir. Bilirkişi raporunun sonuç kısmı şöyledir:
"...güvenlik kameragörüntükayıtlarıiçerisindenşüphelişahıslaraaitgörüntülerin tespiti ve iyileştirilmesiiçin görüntü büyütme işi, filtreleme ve onarma, renk ve parlaklık değerlerinindüzenlenmesi işlemlerinin uygulandığı, neticeten olayların meydana geldiğiyerdekiibrazedilen kameragörüntülerinden gösterici grup ile polisin karşılaştığı andaarbede yaşandığı, ancak kameraya olan uzaklık ve kamera çözünürlüğünün düşükolması gibi nedenlerden dolayıkimin kime vurduğunun çıplak gözle tespitininmümkün olmadığı, göz altına alınma işlemi sırasında her hangi bir darp olayınarastlanılmadığının görüldüğü..."
27. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sonunda2/6/2015 tarihinde şüpheli polis memurları ile üç doktor hakkında kovuşturmayapılmasına yer olmadığına dair ek karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgilikısımları şöyledir:
"Müşteki şüpheliler vemüştekilerin suç tarihinde gösteriler sırasında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğündegörevli polis memurları tarafından süpürme hareketi ve sonrasında orantısız güçkullanılarak darp edildikleri anlaşılmışsa da atılı suçu işleyenşüphelilerinsomut olarak tespit edilemediği, müşteki şüpheliler ve müştekilerinher ne kadar kendilerine yapılan darp eyleminin işkence suçunu oluşturduğunuifadelerinde beyan etmişlerse dekimliği belirsiz şüpheliler tarafından müştekişüpheliler ve müştekilere yönelik sistematik olarak ve belli bir süreçiçerisinde eylemde bulunulduğuna yönelik delil elde edilemediği, işkencesuçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, dosya kapsamına göre müşteki şüphelilerve müştekilerin darp edilmesi olayının kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzkötüye kullanılmak suretiyle kasten yaralama eylemini oluşturduğu, bu yöndekimliği belirsiz şüpheliler yönünden soruşturmanın devam ettiği, bu nedenleşüpheliler ve kimliği belirsiz şüpheliler hakkında işkence suçu yönünden soyutiddia dışında kamu davasının açılmasınıgerektirir delil elde edilemediği,
Müşteki şüpheliler ve müştekilerinhaklarında soruşturma yürütülen şüpheliler tarafından darp edildiklerine dairmüşteki şüpheliler ve müştekilerin soyut iddiaları dışında kamu davasınınaçılmasını gerektirir delil elde edilemediği,
Müşteki şüpheliler ve müştekilerin soyutiddiaları dışında hakaret, tehdit, cinsel taciz, mala zarar verme vegörevikötüye kullanma-görevi ihmal suçlarının işlendiğine dair kamu davasınınaçılmasını gerektirir delil elde edilemediği,
Şüphelilerin savunmalarında suçlamalarıkabul etmedikleri, müşteki şüpheliler ve müştekilerle karşı karşıyagelmediklerini, kendilerini darp edilirken görmediklerini beyan ettikleri, tümsoruşturma evrakı kapsamından anlaşılmakla,
İşkence suçunun unsurları itibariyleoluşmaması, müşteki şüphelilerin kamu görevlisine hakaret suçunu, şüphelilerinmüşteki şüpheliler ve müştekilere karşı üzerlerine atılı darp, hakaret, tehdit,cinsel taciz, mala zarar verme, görevi kötüye kullanma, görevi ihmal suçlarınıişlediklerine dair soyut iddia dışında atılı suçlardan kamu davası açmaşüphesini gerektirecek nitelikte ve yeterlilikte delil elde edilemediğinden, müştekişüpheliler ve diğer tüm şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasınayer olmadığına ..."
28. Savcılık kararına başvurucular tarafından yapılanitiraz, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğugerekçesiyle 7/9/2015 tarihinde Eskişehir 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafındanreddedilmiştir.
29. Savcılıkça 17/9/2015 tarihinde soruşturmadabaşvurucuların yaralanmasına neden olan sorumlu kolluk görevlilerinin daimîolarak aranmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... Suçun şüphelisi(şüphelileri) tüm aramalara rağmen kimlikleri ve açık adresleri tespitedilemediği ve yakalanamadığından soruşturma evrakının daimi aramaya alınmasınakarar verilmiştir.
1) Şüpheli veya şüphelilerin gösterilenzamanaşımı tarihine kadar aranması,
2) Bulunduklarında savunmalarınınalınması, nüfus cüzdan örneklerinin eklenerek hazırlanacak soruşturma evrakınınmevcutlu, ikmalen Başsavcılığımıza gönderilmesi,
3) Bulunamadıkları taktirde, yapılanaraştırma sonucunun altışar aylık dönemlerde bildirilmesi,
4) Evrakın, şüphelilerin açıkkimliklerinin tespit edildiği veya savunmalarının alındığı veya zamanaşımısüresi dolduğunda Başsavcılığımıza gönderilmesi... "
30. Başvurucular, bu sürece ilişkin olarak 15/10/2015tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
D. BaşvurucularAyşegül Kumaş ve Muhip Hilooğlu tarafından Açılan Tam Yargı Davaları Süreci
31. Başvurucular Ayşegül Kumaş ve Muhip Hilooğlu 2/6/2014tarihinde Eskişehir Valiliği (Valilik) vasıtasıyla İçişler Bakanlığından (İdare)maddi ve manevi zararların karşılanması talebinde bulunmuşlardır. BaşvurucuMuhip Hilooğlu'nun talebi İdare tarafından reddedilmiş, başvurucu AyşegülKumaş'ın talebine ise yasal süresi içinde yanıt verilmemiştir.
32. Başvurucular İdare aleyhine 30/9/2014 tarihindeEskişehir 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmışlardır.
33. İdare Mahkemesi yargılama sonunda başvurucularınmaddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin kabulünekarar vererek başvurucu Muhip Hilooğlu'na 5.000 TL, başvurucu Ayşegül Kumaş'a10.000 TL manevi tazminat verilmesine hükmetmiştir. Kararların gerekçesi benzerolup ilgili kısımları şöyledir:
"...Eskişehir CumhuriyetBaşsavcılığı'nca verilen 02/06/2015 tarihli, 2013/15211 sayılı 'Kamu AdınaKovuşturma Yapılmasına Gerek Olmadığına' dair karardaki 'müştekilerin suçtarihinde gösteriler sırasında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli polismemurları tarafından süpürme hareketi ve sonrasında orantısız güç kullanılarakdarp edildikleri anlaşılmışsa da' şeklindeki tespit karşısında, davacıtarafından emniyet güçlerine ve dolayısıyla davalı idareye isnat edilen eylemdeyukarıda belirtilen asgari ağırlık seviyesinin aşıldığı, olay nedeniyletazminat ödenmesini gerektirecek nitelikte davacıya yönelik orantısız güçkullanma şeklinde bir eylemin bulunduğu ve bu eylemden kaynaklanan zararlarınpersoneline atfı kabil hizmet kusuru nedeniyle idarece tazmin edilmesigerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kolluk görevlilerin orantısız güçkullanımı sonucu zarar gören davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinindeğerlendirilmesine gelince,
Davacı tarafından olay nedeniyle iş vegücünden yoksun kalması sonucu oluşan maddi zararlarının tespit edilerektazminen davalı idare tarafından ödenmesine karar verilmesi istenilmekte isede; [...] Mahkememizceyapılan ara kararlara rağmen davacı tarafından dosyaya dahil edilen herhangibir bilgi ve belge de bulunmadığı görülmekle, maddi zarar iddiasınıkanıtlayamayan davacının olaydan kaynaklı maddi tazminat talebi yerindegörülmemiştir.
Davacı tarafından olayla nedeniyle talepedilen manevi tazminatla ilgili olarak,
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının veiç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilikhaklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acıve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyıifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşamasevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin malvarlığındameydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevideğerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalankişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararınbaşka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevitazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat,olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar.Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacakşekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereğitakdir edilecek manevi tazminat miktarının, idarenin hizmet kusurununağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifadeile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamandacezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir.
Bu bağlamda davaya konu olaydeğerlendirildiğinde, kolluk görevlilerince uygulanan orantısız güç nedeniyleelem ve ızdıraba uğrayan davacının, [...] manevi zararlarına karşılık olarak takdir edilen [...]TL manevi tazminatın, olayda kusuru bulunan personeli istihdam eden davalıidare tarafından davacıya ödenmesinin hukuken makul ve kabul edilebilir olduğusonucuna ulaşılmıştır."
34. Başvurucular ve İdare kararlara itiraz etmiştir.Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi) 12/5/2016 tarihindeİdarenin itirazlarını kabul ederek kararların bozulmasına ve davaların reddinekarar vermiştir. Kararların gerekçeleri benzer olup ilgili kısımları şöyledir:
"Bakılan davada, davacıtarafından kolluk görevlilerinin Eskişehir İli'ndeki 'Gezi Parkı Eylemi'nemüdahalesi esnasında orantısız güç kullanılarak yaralanmasına sebebiyetverildiği iddia edilerek bu çerçevede yapılan incelemede [...] eyleminyaklaşık 12 saat olmak kaydıyla uzun bir süre devam ettiği, sokak ve caddelerineylemciler tarafından barikatlar kurularak kapatıldığı, devlet ve şahısmallarına zarar verildiği (cadde ve sokak tretuvarlarının kırılması, kamu veözel şahıslara ait araç, işyeri ve ikametlere zarar verme), eyleme müdahaleetmeye çalışan kolluk görevlilerine göstericiler tarafından direnç gösterildiğidikkate alındığında, kolluk görevlilerince eyleme müdahale etme, göstericilerindağıtılması ve göz altına alınmasına ilişkin olarak mevzuatta öngörülen zorkullanma yetkisinin kullanımına dair şartların oluştuğu, dosyadaki bilgi vebelgelere göre gözaltına alma prosedürünün usulüne uygun icra edildiği,dolayısıyla hürriyeti tahdit durumunun oluşmadığı gibi, eylemcilere yönelikkolluk görevlilerince yakalama, göz altına alma ve göz altı sırasında işkenceyapıldığına dair bir verinin de bulunmadığı, eyleme katılan gruba yönelikolarak kolluk görevlilerince yapılan müdahalenin doğrudan davacıya yönelikolmadığı, davacının iddia ettiği yaralanması olayının; 31.05.2013 tarihi saat19.00 sıralarında başlayıp 01.06.2013 tarihi saat 06.30 sıralarına kadar devameden eylemin sonlandırılmasına ilişkin kolluk görevlilerince defalarca yapılanikazlara rağmen dağılmayan grup üyelerine yönelik olarak eylemin başlamasındanyaklaşık 12 saat sonra yapılan müdahalenin istenmeyen sonucu niteliğindeolabilmesi mümkün ise de; bu müdahale sırasında ortaya çıkacak her istenmeyensonucun idarenin tazmin sorumluluğunu doğurmasının da mümkün olmadığı, başkabir ifadeyle istenmeyen sonucun asgari ağırlık seviyesine ulaşması gerektiği,göreceli nitelikte bulunan bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının her olayınkendi şartları dahilinde müdahaleye maruz kalanın cinsiyeti, yaşı, sağlıkdurumu, müdahalenin amacı gibi unsurların değerlendirilmesi suretiylesaptanabileceği, davacı tarafından emniyet güçlerine ve dolayısıyla davalıidareye isnat edilen eylemde yukarıda belirtilen asgari ağırlık seviyesinin aşıldığıyönünde her hangi bir tespit bulunmadığından olay nedeniyle tazminat ödenmesinigerektirecek nitelikte doğrudan davacıya yönelik orantısız güç kullanmaşeklinde bir eylemin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda davalı idarenin tazmin sorumluluğunugerektiren unsurları taşımayan olayla ilgili olarak davacının manevi tazminatisteminin kabulüne olanak bulunmamaktadır."
35. Bölge İdare Mahkemesi kararı başvurucu MuhipHilooğlu'na 30/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, bu sürece ilişkinolarak 1/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
36. Başvurucu Ayşegül Kumaş'ın Bölge İdare Mahkemesikararına karşı karar düzeltme talebi Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdariDava Dairesi tarafından 21/10/2016 tarihinde reddedilmiştir. Karar 28/11/2016tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, bu sürece ilişkin olarak28/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
37. İlgili hukuk için bkz. Özge Özgürengin, B. No:2014/5218, 19/4/2018, §§ 22-38; Ali Ulvi Altunelli, B. No: 2014/11172,12/6/2018, §§ 23-27, 29-45; Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/102015,§§ 28-30.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
38. Mahkemenin 23/6/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli YardımTalebi Yönünden
39. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak, geçiminiönemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksunolduğu anlaşılan başvurucular Muhip Hilooğlu ve Mehtap Koç'un açıkça dayanaktanyoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. İnsanHaysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
40. Başvurucular, Gezi Parkı olaylarında Türkiyegenelinde birçok göstericinin kolluk güçlerinin orantısız müdahalesiylekarşılaşarak sistemli şekilde işkence gördüğünü belirtmiş; kendilerinin dekolluk güçlerine direnmemelerine rağmen copla darbedildiğini, sözlü şiddetemaruz kaldıklarını, yüzlerine biber gazı spreyi sıkıldığını ifade etmişlerdir.Başvurucular, alınan sağlık raporlarıyla yaralandıkları hususu sabit olmasınave olay yerinde bulunan memurların bir kısmı tespit edilmesine rağmen cezadavası açılması yerine kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararverilerek etkisiz bir soruşturma yürütüldüğünü ileri sürmüşlerdir. Olay yerindegörevli olan kolluk amirlerinin isimlerini belirterek bu kişilerin olayyerindeki kolluk memurlarını teşhis edebilecekken beyanlarının dahi alınmadığınıiddia eden başvurucular; kask numaraları belirlenen memurların üzerilerineatılı suçlamayı kabul etmemelerinin dava açmamak için yeterli kabul edildiğini,bilirkişi incelemesinin yeterli yapılmadığını, ayrıca kolluk memurlarının yanısıra doktorlar ve savcılar hakkında da şikâyette bulunmalarına rağmen bu yöndesoruşturma yapılmadığını iddia etmişlerdir. Bu nedenlerle kötü muamele yasağı,ayrımcılık yasağı ile adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
a. UygulanabilirlikYönünden
41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,18/9/2013, § 16). Başvurucuların adil yargılanma hakkı, ayrımcılık yasağı,etkili başvuru hakkı ile bağlantı kurarak ileri sürdükleri iddialarınAnayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında kaldığı değerlendirilmiş veinceleme bu kapsamda yapılmıştır.
b. İncelemeninKapsamı
42. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî vemanevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence ve eziyetyapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabitutulamaz."
43. Anayasa’nın "Devletin temel amaç vegörevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç vegörevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır."
44. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerindevletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usulboyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatifyükümlülüğü bireyleri işkenceye, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye ya dacezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hembireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili birsoruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddiboyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitifyükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır(Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; MehmetŞah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 64; Mustafa Rollas,B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).
45. Bu doğrultuda kural olarak başvurucuların kollukgörevlilerince darbedildiği yönündeki iddiaları, devletin negatif yükümlülüğükapsamında kaldığından kötü muamele yasağının maddi boyutu altındaincelenmelidir. Başvurucuların söz konusu eylemler nedeniyle Savcılıkça yapılanve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan soruşturmanın etkisizolduğu yönündeki şikâyetleri ise kötü muamele yasağının usul boyutuçerçevesinde incelenmelidir.
46. Öte yandan başvurucular önleyici yükümlülüğe ilişkinolarak başvuru formu ve/veya eklerinde herhangi bir şikâyette bulunmadıkları gibiAnayasa Mahkemesinin önünde de önleyici yükümlülüğün ihlal edildiğine ilişkinkesin bir bilgi veya belge yoktur. Bu nedenle anılan yükümlülük açısından birinceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.
c. KabulEdilebilirlik Yönünden
47. Savcılıkça (ek) kovuşturma yapılmaması ve daimî aramakararları verilmesi üzerine soruşturmada ilerleme kaydedilmeyeceğini ilerisüren başvurucular, yasal süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğineilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. EsasYönünden
i. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının MaddiBoyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
(1) Genelilkeler
49. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altınaalınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunmasıamaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı,kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabitutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 80).
50. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin buhakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 81).
51. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasınınAnayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanmasıbeklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerledesteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyutiddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdakibir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispatedilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirkenilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir vediğerleri, § 95).
52. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlıkderecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayınsomut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muameleninsüresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlıkdurumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaçdikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğununolduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (CezmiDemir ve diğerleri, § 83).
53. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişiüzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifadeedilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçenifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamdabir muamele işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamelekavramları ile tanımlanabilmektedir (bu kavramların kapsamlarının belirlenmesiiçin bkz. Tahir Canan, §§ 22-24; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK],B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 76-80; Cezmi Demir ve diğerleri, §§84-91).
54. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecekşekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendiiradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muamelelerise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olaraktanımlanabilir. Uygulanan bu muamele eziyetten farklı olarak kişidebedensel ya da ruhsal bir acı oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı biretki yaratmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).
55. Bir muamelenin anılan kavramlardan hangisininkapsamında olduğunun belirlenebilmesi için her somut olayın kendi özelkoşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Aleni olarak yapılması veyakamuoyunun bilgi sahibi olması, muamelenin aşağılayıcı niteliğininbelirlenmesinde rol oynasa da muamelenin aleni olmadığı durumlarda kişininkendini değersiz hissetmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterliolabilir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıpyapılmadığı dikkate alınmakla birlikte böyle bir amacın belirlenememesi muameleninkötü muamele olmadığı anlamına gelmeyecektir (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 90).
56. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi biryakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu türbir güç, sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir.Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel gücebaşvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarakAnayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürkve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).
57. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlikgüçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabuledilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayıgerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayıfiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadecekaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali RızaÖzer ve diğerleri, § 82).
58. Anayasa Mahkemesi Erdal İmrek (B. No:2015/4206, 17/7/2019) kararında, gözaltı gibi kişinin tamamıyla devletingözetimi altında bulunduğu hâllerde olduğu kadar sıkı uygulanamayacak olmaklabirlikte kolluk güçleri tarafından kordon altına alınan sokakta yirmi gazeteciarasında bulunanbaşvurucunun basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüdeyaralanmasının nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirmeyükümlülüğünün devlete ait olduğunu ortaya koymuş ve makul açıklamanınyapılmadığı sonucuna ulaşarak insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağınınihlal edildiğine karar vermiştir.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
59. Başvurucular 31/5/2013 tarihinde Eskişehir'degerçekleştirilen, Gezi Parkı olayları olarak bilinen gösterilere katılmışlardır.Kolluk güçlerinin yapılan gösteriye müdahalesi neticesinde başvurucularyakalanmış, Alper Can Aykaç ve Ayşegül Kumaş dışında kalan başvuruculargözaltına alınmıştır. Başvurucuların tamamı, müdahale ve yakalama esnasındaaşırı güç kullanımı nedeniyle yaralandığını ifade ederek olaydan hemen sonraSavcılığa şikâyette bulunmuştur.
60. Başvurucular hakkında alınan ATK raporlarına göreMehtap Koç dışındaki başvurucuların tamamı baş ve vücutlarının değişikbölgelerinden farklı boyutlarda morluk, çürük, sıyrık, şişlik şeklinde izbırakacak şekilde yaralanmış; başvurucu Mehtap Koç ise sadece kol ve elindenyaralanmıştır. Öte yandan başvuruculardan Alper Can Aykaç, Ayşegül Kumaş veEbru Ak basit tıbbi müdahaleyle giderilmeyecek ölçüde yaralanmıştır. Alper CanAykaç'ın ayrıca beyin sarsıntısı geçirdiği, Ebru Ak ve Ayşegül Kumaş'ın davücutlarında yaygın olarak geniş (7x5, 20x25, 10x10 cm) ekimoz ve şişlikbulunduğu saptanmıştır.
61. Soruşturma makamınca alınan bilirkişi raporunda,başvurucuların da aralarında bulunduğu bir grubun kolluk güçleri ilekarşılaştığında aralarında arbede yaşandığı tespit edilmiş, görüntü kalitesininelverişsiz olması nedeniyle görüntülerden tam olarak kimin kime vurduğuanlaşılamamıştır.
62. Savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yerolmadığına yönelik kararda kolluk görevlilerinin başvuruculara yönelikorantısız güç kullanıldığı tespit edilmiş ancak eylemlerin sistematikolarak ve belli bir süre devam etmemesi nedeniyle işkence suçunun oluşmadığıdeğerlendirilmiştir. Ayrıca kasten yaralama suçu bakımından sorumlu kollukgörevlilerinin tespit edilemediği belirtilerek soruşturma kapatılmamış,şüpheliler tespit edilene kadar daimî olarak aranmalarına karar verilmiştir.
63. Başvurucuların katıldığı protesto gösterilerinekolluk görevlileri tarafından güç kullanılmak suretiyle yapılan müdahaleneticesinde başvurucuların yaralandığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır.Kolluk tarafından düzenlenen Olay Yeri Tutanağında ve Savcılık kararındabaşvuruculara güç kullanıldığı kabul edilmiştir. Bu durumda güç kullanımınınkaçınılmaz hâle geldiği ve kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlamayükümlülüğü kamu makamlarına aittir.
64. Somut olayda başvurucuların bizzat şiddete başvurduğuveya kolluk güçlerine direndiğine dair tutanak veya görüntü bulunmamaktadır. Buhusus Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamaya da yansımış, başvurucular hakkındaberaat kararı verilme gerekçesini oluşturmuştur. Diğer taraftan kullanılangücün gerekli olduğu sonucuna ulaşmayı sağlayacak bir delil soruşturma veya başvurudosyasına yansımamıştır. Dolayısıyla başvuruculara yönelik güç kullanılmasınınkaçınılmaz hâle geldiği yönünde tespit yapmak bu aşamada olanaklı değildir.
65. Kaldı ki güç kullanımının gerekli olduğu kabul edilsedahi başvurucuların tamamına kullanılan gücün orantısız olduğu Savcılıkçayapılan soruşturma sonunda da tespit edilmiştir. Başvurucuların yaralandığınıgösteren adli muayene ve bilirkişi raporları ile başvurucuların süreçtekitutumları dikkate alınarak Savcılıkça ulaşılan sonuçtan farklı bir değerlendirmeyapılması mümkün görünmemektedir.
66. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafındangerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Bukapsamda somut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde -özelliklebaşvurucuların yaralanma biçimleri nazara alındığında- eylemin insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmesi mümküngörülmüştür.
67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. İnsanHaysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğineİlişkin İddia
(1) Genelilkeler
68. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutubulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel veruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsacezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmekdurumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırılarıönleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamugörevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumluluklarıaltında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (CezmiDemir ve diğerleri, § 110).
69. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafındanhukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde birmuameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunmasıhâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri”kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkiliresmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişliolmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikteetkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilîdokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarınıistismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).
70. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddive manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekildeuygulanmasını ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuçyükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftanburada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesininbaşvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya dacezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir cezakararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).
71. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterliolmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi içinsoruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek vesorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız birşekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olayve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya dakararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlaradayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamdasoruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (CezmiDemir ve diğerleri, § 116).
72. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada eldeedilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olmasıgerekmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).
73. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması içinellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğundayetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içindegenel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olaraksayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlühoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; AdemErden, B. No: 2015/4032, 23/1/2019, § 34).
74. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olanhusus -sonuçta alınan kararın (somut olayda daimî arama) niteliğinin neolduğunun önemi olmaksızın- özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdakidiğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırıeylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümüverilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenin gösterilipgösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin Caruş, § 86).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
75. Başvurucular katıldıkları gösteride direnmediklerihâlde kolluk görevlileri tarafından başlarına ve vücutlarına copla vurulmak,yüzlerine biber gazı spreyi sıkılmak üzere yaralandıklarını ifade ederek kollukgörevlilerinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuruculara ait ATK raporlarıbaşvurucuların beyanlarını doğrular nitelikte tespitler içermektedir.
76. Devletin kötü muamele iddialarını soruşturmayükümlülüğü, bireylerin savunulabilir iddialarının bulunmasına bağlıdır.İddianın savunulabilir olması ise ancak makul delillerle desteklenmesiylemümkündür. Bu kapsamda başvurucular, katıldıkları bir protesto gösterisindekolluk görevlilerinin eylemleriyle yaralandıklarını iddia etmiş ve iddialarınıATK raporlarıyla desteklemişlerdir. Dolayısıyla başvurucuların savunabiliriddialarının bulunması nedeniyle soruşturma makamlarından etkili bir soruşturmayürütülmesi yönünde meşru bir beklentileri bulunmaktadır.
77. Savcılıkça, başvurucular tarafından bildirilen kasknumaraları ile farklı kolluk birimlerinden edinilen görev listelerine görekimlikleri tespit edilen yaklaşık otuz kolluk görevlisi şüpheli olarakdinlenilmiştir. Şüpheli polislerin çoğu, kask numaralarının kendilerine aitolduğunu ve olay yerinde bulunduklarını ifade etmiş ancak suçlamaları kabuletmemiştir. Şüpheli polislerin beyanları yeterli görülmek suretiyle Savcılıkkararına esas alınarak haklarında ceza davası açılmamıştır.
78. Başvurucuların tanık olarak bildirdikleri olayyerinde görevli diğer kolluk memurları ile amirlerinin bilgisine isebaşvurulmamıştır. Bilirkişi raporunda kolluk görevlileri ile başvuruculararasında çıkan arbede esnasında olay yerinde bulunan görevlilerin şüpheli veyatanık sıfatıyla kimliklerinin belirlenmesi yönünde herhangi bir işlemyapılmamıştır. Olay Tutanağı'nda, dinlenilen şüpheli polisler dışında görevliolan memurların açık kimlik bilgileri bulunmasına karşın beyanı alınmayan bugörevlilerin beyanlarının alınmama sebebi başvuru dosyasındananlaşılamamaktadır.
79. Savcılığın sonuç olarak başvuruculara karşı orantısızgüç kullanımını kabul etmesine rağmen yedi yılı aşkın süredir sorumluluğu bulunantek bir şüpheliyi dahi tespit edememesi veya en azından bu yönde bir delileulaşamaması dikkate değerdir. Ayrıca son beş yıldır soruşturmanın daimî aramadabeklediği ve bu süre içinde işlem yapılmadığı dikkate alındığında soruşturmadauzun zamandır ilerleme kaydedilmediği kanaatine varılmıştır. Kameraaracılığıyla kayıt altına alınan toplumsal bir olaya müdahale esnasındabaşvurucuları yaraladıkları değerlendirilen kolluk görevlilerinin makulsayılamayacak bir süre içinde soruşturma makamları tarafından kimliklerinindahi tespit edilememesinin soruşturmanın özenli ve süratli yürütülmesiyükümlülüğüne aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
80. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğinortaya çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesikonusunda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, Anayasa'nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yasağı açısından gerekli özenin gösterildiğisöylenemeyecektir.
81. Öte yandan başvurucular Ayşegül Kumaş ve MuhipHilooğlu tarafından açılan tam yargı davalarında Bölge İdare Mahkemesi,başvurucuların yaralanmasına rağmen kolluk görevlilerince yapılan müdahaleninasgari ağırlık eşiğinin aşıldığı yönünde bir tespit bulunmaması nedeniyleorantısız güç kullanılması şeklinde bir eylemin mevcut olmadığınıdeğerlendirilerek İdarenin tazmin sorumluluğunun bulunmadığı sonucunaulaşmıştır. Kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden yukarıda yapılandeğerlendirmeler kapsamında özellikle başvuruculara yönelik kullanılan gücünkaçınılmaz ve orantılı olduğu hususunun kamu makamlarınca ortaya konamaması,aksine soruşturma makamınca orantısız güç kullanıldığının kabulü karşısındadevletin kötü muamele yasağı kapsamındaki maddi yükümlülüğünün ihlal edilmesisonucunu doğurmuştur. Bu yönüyle Bölge İdare Mahkemesince kullanılan gücünorantılılığına ilişkin yapılan değerlendirmeler ve ulaşılan sonucunbaşvurucuların tazminat haklarından mahrum bırakılması nedeniyle usulyükümlülüğü yönünden sorun oluşturduğu açıktır.
82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Toplantı veGösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
83. Başvurucular, Ceza Mahkemesi kararıyla beraatettiklerini belirterek gerekmediği hâlde kolluk tarafından aşırı güçkullanılması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
84. Somut olayda, kolluk görevlilerinin göstericileri güçkullanarak dağıtmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahaleteşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmasa da somut başvurudaki temel meseleninkolluk görevlilerinin gösteriyi dağıtırken uyguladığı gücün kötü muameleyasağını ihlal edip etmediğinin tespit edilmesi olduğu değerlendirilmektedir.
85. Bu durumda, kötü muamele yasağına ilişkin olarakyukarıda ihlal sonucuna ulaşılmış olması karşısında toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
D. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
86. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
87. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden soruşturmayapılması ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
88. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
89. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
90. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
91. Başvuruda, güvenlik güçleri tarafından orantısız güçkullanılması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddiboyutuyla, buna ilişkin etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğisonucuna varılmıştır. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddiboyutuna yönelik ihlalin kolluk görevlilerinin eyleminden, kötü muameleyasağının usul boyutuna yönelik ihlalin ise öncelikle CumhuriyetBaşsavcılığının işlemlerinden ve Bölge İdare Mahkemesinin kararındankaynaklandığı anlaşılmıştır.
92. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının usul boyutuna yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yenidensoruşturma, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bukapsamda yapılması gereken iş yeniden soruşturma kararı verilerek AnayasaMahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararındabelirtilen ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından ibarettir. Bu sebeplekararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Eskişehir CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
92. Öte yandan somut olayda insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğinin tespitedilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersizkalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesindeihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucularaayrı ayrı net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
93. Ayrıca, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağınınmaddi boyutunun ihlal edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle başvurucularamanevi tazminat ödenmesine karar verildiği dikkate alınarak Eskişehir Bölgeİdare Mahkemesince yargılamanın yenilenmesinde hukuki yarar bulunmadığıdeğerlendirilmiştir.
94. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harcınbaşvurucular Alper Can Aykaç, Ayşegül Kumaş ve Ebru Ak'a ayrı ayrı ödenmesi ile3.000 TL vekâlet ücretinin Alper Can Aykaç, Muhip Hilooğlu ve EbruAk'amüştereken, 3.000 TL vekâlet ücretinin Ayşegül Kumaş ve Mehtap Koç'amüştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucular Muhip Hilooğlu ve Mehtap Koç'un adliyardım taleplerinin KABULÜNE,
B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvencealtına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usulboyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Eskişehir CumhuriyetBaşsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvuruculara ayrı ayrı net 30.000 TL manevi tazminatÖDENMESİNE,
F. 226,90 TL harcın başvurucular Alper Can Aykaç, AyşegülKumaş ve Ebru Ak'a AYRI AYRI, 3.000 TL vekâlet ücretinin Alper Can Aykaç, MuhipHilooğlu ve Ebru Ak'aMÜŞTEREKEN,3.000 TL vekâlet ücretinin Ayşegül Kumaş veMehtap Koç'a MÜŞTEREKEN ödenmesine karar verilmesi gerekir
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 23/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.