TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
A.M.O. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/868)
Karar Tarihi: 9/5/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucular
:
1. A.M.O.
2. A.S.M.
3. D.S.M.
4. F.R.O.
5. J.S.S.
6. K.S.M.
7. K.A.S.
8. N.O.
9. O.S.S.
10. P.S.S.
Vekili
:
Av. İlknur TAŞKIN ERAKGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tapu kaydı bulunan taşınmazın orman olduğugerekçesiyle Hazine adına tespit edilmesi üzerine açılan kadastro tespitineitiraz davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzunsürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyandabulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. BaşvurucularınDayandıkları Tapu Kaydı
9. Ağustos 1332 tarihli, Cilt: 19, Sayfa: 28 ve 91 sıra numaralıtapu kaydı İstanbul ili Beykoz ilçesi Anadolu Hisarı Göksu Boğaziçi mevkiinde "Maa müştemilathekimbaşı çiftliği demekle maruf çiftliğin tamamı" vasıflıolarak Selim Sarı Fazluları ve Anadolu Hisar kalesiSipahi Vakıflarından mukataalı olarak Y.İ. mirasçılarından M.N., Ş. ve M.adlarına tescillidir.
10. Maliye Bakanlığının 20/10/1943 tarihli yazısı ve İstanbulDefterdarlığının 12/11/1943 tarihli talebi üzerine anılan taşınmaz; Aralık 1943tarihli, Cilt: 6, Sayfa: 82 ve 2 sıra numaralı tapu kaydı ile Maliye Hazinesiadına tescil edilmiştir.
11. Bu taşınmazın paydaşları tarafından Hazine aleyhine ÜsküdarAsliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava neticesinde 4/7/1944 tarihinde davanınkabulü ile tescilin iptaline ve Hazinenin el atmasının önlenmesine kararverilmiştir. Bu karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak 4/5/1945 tarihindekesinleşmiştir. Karar uyarınca Aralık 1945 tarihli, Cilt: 7, Sayfa: 11 ve 1sıra numaralı tapu kaydı; 4 pay itibarıyla birerden 3 payı Y.İ. evlatları M.N.,Ş. ve M. ile 1 payı da Y.İ. eşleri S. kızı C., A. kızı E.N., Ö. kızı T.Y. ve A.kızı L.U. adlarına tapuya tescil edilmiştir.
12. Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesinin 1/7/1946 tarihli kararı ileHekimbaşı Çiftliği altı ayrı parsele ifraz edilerek taksim edilmiştir.Mahkemenin 12/02/1948 tarihli kararı ile de daha önce ifraz edilen yerlerleilgili başka bir ifraz işlemi daha yapılmıştır. Hekimbaşı Çiftliği'nden ifrazedilen "tarla, fundalık ve çiftlik ebniyesi" cinsli 459 hektar 3350 metrekareyüzölçümündeki taşınmaz; Haziran 1947 tarihli, Cilt: 7, Sayfa: 68 ve 6 sıranumaralı tapu kaydı ile Y.İ. kızı M. adına tapuya tescil edilmiştir.Başvurucular, bu kayıt malikinin mirasçılarıdır.
B. Orman Kadastrosu ve2/B Uygulaması ile Bu İşlemlere Karşı Yürütülen Daha Önceki Dava Süreçleri
13. Hekimbaşı Çiftliği'nin orman olan kısımları 9/7/1945 tarihlive 4785 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile devletleştirilmiş ve bu Kanun uyarınca5/12/1947 tarihinde Uzuntarla, Hekimbaşı ve Çavuşbaşıormanları Hazine adına tapuya tescil edilmiştir.
14. Uyuşmazlık konusu taşınmazın da içinde bulunduğu HekimbaşıDevlet Ormanı Bakanlar Kurulunca 28/12/1955 tarihinde muhafaza orman rejiminealınmış, bu işlem aleyhine Hekimbaşı Çiftliği paydaşlarınca açılan dava 1957yılında reddedilmiştir.
15. 59 No.lu Orman Tahdit Komisyonunca 1987 yılında bu yerdeorman tahdidinin aplikasyonu ve Hazine adına orman sınırı dışına çıkarma (2/B)uygulaması yapılmış, başvuru konusu taşınmazın bir bölümü de 2/B alanı olaraktespit edilmiştir. Alemdağ Orman İşletme Şefliğinin talebi üzerine 2/B alanı1995 yılında tapuya tescil edilmiştir.
16. Başvurucular, 2/B uygulamasının iptali istemiyle -başvuruformu ve eklerinde belirtilmeyen bir tarihte- Orman Genel Müdürlüğü ve MaliyeHazinesi aleyhine Üsküdar Kadastro Mahkemesinde dava açmışlardır. Mahkeme22/2/2000 tarihinde krokisinde P.I-A ile P.II-A ilegösterilen poligonlar içindeki kısımlar (1852 ada 1 parsel ve 2299 ada 7 parselsayılı taşınmazlar) yönünden davanın kabulü ile 2/B işleminin iptaline ve bukısmın başvurucuların da aralarında olduğu tapu malikleri adlarına ormansınırları dışına çıkartılmasına karar vermiştir. Mahkeme, devlet ormanı olaraksınırlandırılan kısımlar yönünden ise davayı reddetmiştir. Bu karar, Yargıtay20. Hukuk Dairesince 2/11/2000 tarihinde onanmış; karar düzeltme isteminin aynıDaire tarafından 3/5/2001 tarihinde reddedilmesiyle kesinleşmiştir.
C. Başvuruya Konu DavaSüreci
17. Başvurucular, 2/B işlemine karşı Orman Genel Müdürlüğü veMaliye Hazinesi aleyhine 8/8/1988 tarihinde Üsküdar Kadastro Mahkemesindekadastro tespitine itiraz davası açmışlardır. Mahkeme 19/10/1988 tarihinde,21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 45. maddesinin AnayasaMahkemesince kısmen iptal edilmesi nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2/4/1990 tarihli ilamıyla, devam eden bir davanınbekletici mesele yapılması gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına kararverilmiştir. Ümraniye Adliyesinin kurulmasıyla dava dosyası Ümraniye KadastroMahkemesine devredilmiştir. Daha sonra bu Mahkeme kapatılmış ve dava dosyasıİstanbul Anadolu 1. Kadastro Mahkemesine devredilmiştir.
18. Mahkeme 14/9/2009 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.Kararın gerekçesinde, başvurucuların dayandıkları tapu kaydı kapsamındayalnızca 1852 ada 1 parsel ve 2299 ada 7 parsel sayılı taşınmazların ormansınırı dışına çıkarılabileceğinin daha önce kesinleşen mahkeme kararıylabelirlenmiş olduğuna dikkat çekilmiştir. Mahkemeye göre başvurucuların aynı köktapu kaydına istinaden 2/B kapsamında talep edebilecekleri bir yer kalmamıştır.Mahkeme sonuç olarak öncesinde orman olan bir yerin bu niteliğini kaybetmesihâlinde ancak Hazine adına tesciline karar verilebileceğini belirterektaşınmazın 2/B şerhli olarak Hazine adına tesciline karar vermiştir.
19. Temyiz edilen karar, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 5/7/2011tarihli ilamıyla düzeltilerek onanmıştır. Daire, daha önce devlet ormanı olarakbelirlenen kısımlar yönünden kesin hükmün mevcut olduğunu, 2/B uygulamasıyla ormansınırları dışına çıkarmanın ise ancak Hazine adına yapılabileceğinibelirtmiştir. İlamda ayrıca makiye ayırma çalışmalarının da 1963 yılında iptaledildiği ve makiye ayrıldığı kabul edilse bile başvurucuların özel kanunlardasayılan tapu kayıtlarından birine dayanmadıkları açıklanmıştır. Daire bununlabirlikte 2/B alanlarının daha önce zaten tescil edilmiş olduğuna vurgu yaparaktescile yönelik hüküm bölümünü çıkarmak suretiyle hükmü düzelterek onamıştır.
20. Başvurucular, karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.Başvurucuların 26/6/2013 tarihli dilekçesinde 26/4/2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 19/4/2012 tarihlive6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine AdınaOrman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye AitTarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 7. maddesi hükmünün uygulanmasıtalep edilmiştir. Başvurucular, bu Kanun hükümleri gereği Hazine adına ormansınırları dışına çıkarılan taşınmazlardan öncesinde tapu kaydı bulunanlarınmaliklerine bedelsiz iade edileceğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların karardüzeltme talebi Dairenin 20/11/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. İlamda;düzeltilmesi talep edilen kararın bu konulara cevap teşkil edecek nitelikteolduğu, usul ve kanuna da uygun olduğu belirtilmiştir.
21. Nihai karar, başvurucular vekiline 16/12/2014 tarihindetebliğ edilmiştir.
22. Başvurucular 14/1/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
23. 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilenağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.”
24. 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Orman sayılan yerlerden:
...
B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim va fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmişyerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanlarıveya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğutespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğuyerleşim alanları,
Orman sınırları dışına çıkartılır.
Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerlerDevlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait isebu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışınaçıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemiyapılır.
Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbirsuretle daraltma yapılamaz .
...”
25. 6292 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:
“1) İlgililer tarafından idareye başvurulmasıve idarece bu başvuru üzerine veya resen yapılan inceleme ve araştırmasonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde;
a) Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göreilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olantaşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapukütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapukayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/Aveya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynıgerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardanvazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adınatesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlarhakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak bu kararlardan infaz edilerektapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından buKanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulmasıhâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarınaiade edilir.
b) Özel kanunları gereğince Devlet tarafındankişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya bedelsiz olarakdevredilen veya iskânen verilen ya da özelleştirmesuretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özel hukuk tüzel kişileri adınakayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığıgerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulan taşınmazlarıntapu kayıtları geçerli kabul edilir, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlarhakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucundaHazine adına tescil edilenler ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren iki yıl içinde ilgilileri tarafından idareye başvurulması hâlindeönceki maliklerine veya kanuni ya da akdî haleflerinebedelsiz olarak iade edilir. Ancak, bu kişilerden taşınmazlarına karşılık dahaönce yer verilenlere veya bedeli ödenenlere iade işlemi yapılmaz.
c) Bu fıkra kapsamında kalan taşınmazların kullanıcılarınınkayıt maliklerinden farklı kişiler olmaları ve kayıt maliklerinin bu fıkradanyararlanmak istemeleri hâlinde, kullanıcılar bu Kanunda belirtilen şartlarıtaşısalar dahi doğrudan satış hakkından yararlanamazlar.
(2) Birinci fıkra kapsamında kalantaşınmazlardan orman sınırı dışına çıkartılacak yerlerde bulunan ve Hazineadına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/Bbelirtmesi konulması gereken taşınmazların tapu kütüklerine 2/B belirtmesikonulmaz ve bunlar hakkında dava açılmaz.
(3) Birinci fıkra kapsamında kalantaşınmazlardan tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynıfıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin hakları busüre sonunda sona erer, bu kişiler idareden başkaca talepte bulunamazlar, hakve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar. Bu taşınmazlardan Hazine adınatescilli olanlar idarece satış dâhil genel hükümlere göre değerlendirilir.
(4) Bu maddeye göre ilgililerine iade edilmesigereken taşınmazlardan orman olduğu iddiasıyla Orman Genel Müdürlüğünce açılandavalar sonucunda orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen, fiilen ormanniteliğinde olan veya bu nedenle dava açılması gereken, ağaçlandırılmak üzereOrman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçlakullanılan, özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gereken veya MaliyeBakanlığınca belirlenen taşınmazlar ilgililerine iade edilmez. Bu taşınmazlarınyerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu edilmeksizinkabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uyguntaşınmazlar verilebilir.”
26. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun1007. maddesi şöyledir:
"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütünzararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunangörevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapusicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."
2. Yargıtay İçtihadı
27. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 10/10/2017 tarihli veE.2016/1269, K.2017/7519 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
" 6292 sayılı Kanunun 6/1 - 3. maddesinegöre; 2/Balanlarındabulunantaşınmazlardaki 31.12.2011tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatınsahibi olarak gösterilen hak sahipliği belirlemesi, bu kanunun yürürlüğegirdiği tarihten önce düzenlenmesi halinde hak sahibi kişilere, Kanununyürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde; bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarihten sonra düzenlenmesi halinde ise güncelleme listelerinin tesciledildiği veya kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ayiçinde; aynı Kanunun 7/1-a-b maddelerinde de kesinleşmiş mahkeme kararlarınagöre infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlara ise,ilgilileri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıliçinde idareye başvuru hakkı tanınmıştır. Bu düzenlemelerden başka nitelikyitirdiği gerekçesiyle Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan taşınmazlarailişkin olarak hak sahibi veya ilgililerine herhangi bir yükümlülük yüklenmemiş,mevcut ve devam eden davalarda ise, çekişmeli taşınmazın 7/1-a maddesikapsamında yani tapu, kadastro veya imar mevzuatınagöreilgilileriadınaoluşturulmuşvetapudahalenkişileradına kayıtlı olan taşınmazlardan olması halinde bedel alınmaksızın tapuyageçerlilik tanınacağı, 7/1-b maddesi kapsamında yani özel kanunları gereğinceDevlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veyabedelsiz olarak devredilen veya iskânen verilen ya daözelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleridevredilenözelhukuktüzelkişileriadınakayıtlıolan taşınmazlardan olmasıhalinde ise tapukayıtlarının geçerli kabul edileceği, aynı gerekçeyle bu niteliktekitaşınmazlar hakkında dava açılmayacağı, açılan davalardan vazgeçileceği âmirhüküm olarak düzenlenmiştir."
28. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/11/2015 tarihli veE.2015/12938, K.2015/10985 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"6292 sayılı Kanunun 7. maddesinde, hukukDevletinin bir gereği olarak, tapu sicilinin tutulmasından Devletin sorumlu olduğuda dikkate alınarak ve ayrıca, vatandaşların Devlete olan güveninin devamınınsağlanması amacıyla, tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulantaşınmazların tapu kayıtlarının geçerliliği, belirtmelerin terkini ve iadeedilecek taşınmazlarla ilgili düzenlemeler yapılmıştır.
...
6292 sayılı Kanunun 7. maddesinin birincifıkrasının (a) ve (b) bentlerinde, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göreilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olantaşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapukütüklerine 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtlarıbedel alınmaksızın geçerli kabul edileceği ve tapu kütüklerindeki 2/Bbelirtmeleri terkin edilerek tescillerinin aynen devam edeceğinin; keza, özelkanunları gereğince Devlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampaedilen, bedelli veya bedelsiz olarak devredilen veya iskânenverilen ya da özelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özelhukuk tüzel kişileri adına kayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına ormansınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulantaşınmazların tapu kayıtlarının geçerli kabul edileceğinin; yine, aynı Kanunun“Tasarrufa geçme” başlıklı 3. maddesinin ikinci fıkrasında, 2/B alanlarındabulunan taşınmazların tapu kütüklerinde 6831 sayılı Kanunun 2. maddesi ile aynımaddenin birinci fıkrasının (B) bendine göre orman sınırları dışınaçıkartıldığı yönünde yer alan belirtmelerin, ilgisine göre Orman GenelMüdürlüğünün veya Maliye Bakanlığının ya da idarenin talebi üzerinetapuidarelerinceterkinedileceğinin öngörülmüş bulunmasınagöre, 6292 sayılı Kanunun 7. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerikapsamında bulunan ve tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulan taşınmazların kayden maliki olan kişilerin, idareye başvurmalarınıgerektiren bir işlem ve süre öngörülmediği gibi bu kişilere idareyebaşvurmaları yönünde kanunen getirilen bir yükümlülükten söz etmek mümkündeğildir. Burada konumuz çerçevesinde ve Kanunun 9. maddesinin ikinci fıkrasıbağlamında, ancak, Kanunun 6. maddesi hükümlerine göre 2/B alanlarında bulunantaşınmazlar hakkında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenenveya bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncellemelistelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarınagöre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre taşınmazların31/12/2011 tarihinden önce veya sonra kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen ve “hak sahibi” sayılankişiler açısından öngörülen bazı yükümlülük ve sürelerden (m. 6/1-16); keza,açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline kararverilen vekesinleşen kararlardan infaz edilerektapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazların iadesi bakımından, ilgililerin6292 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 26.04.2012 tarihinden itibaren iki yıliçinde idareye başvurmaları gereğinden bahsedilebilir (m. 7/1-a bendi soncümle; (b) bendi son iki cümle)."
29. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 31/3/2015 tarihli veE.2014/9703, K.2015/2312 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Çekişmeli taşınmazın bulunduğuyörede, 1985 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre yapılan ormankadastrosu ve 2/B uygulama çalışmaları bulunmaktadır. Genel arazikadastrosu1974 yılında yapılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığıgerekçeye, davacının, 6292 sayılı Kanun gereğince dava konusu taşınmazınkendisine iadesine yönelik talebinin idarece nazara alınıp değerlendirilmesi gerek[mektedir]..."
B. Uluslararası Hukuk
30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 35.maddesinin 1. fıkrasında, Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının soncümlesine benzer şekilde bir kabul edilebilirlik ölçütü olarak -iç hukuktaöngörülen- "başvuru yollarının tüketilmesi" kuralına yer verilmiştir.Buna göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ancak uluslararası hukukungenel kabul gören ilkeleri uyarınca bütün iç hukuk yolları tüketildikten sonrabaşvurulabilir.
31. AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacınıihlal iddialarına ilişkin olarak AİHM’e başvurulmadanönce Sözleşmeci devletlere aleyhlerine ileri sürülen ihlalleri önleme vesonuçlarını giderme fırsatı tanımak biçiminde açıklamaktadır (Sejdovic/İtalya [BD], B. No: 56581/00, 1/3/2006, §43; V/Birleşik Krallık [BD], B.No: 24888/94, 16/12/1999, § 57). AİHM’e göre bukural, Sözleşme'nin 13. maddesinin gereği olarak iddia edilen ihlale ilişkin içhukukta etkili ve ulaşılabilir bir başvuru yolunun bulunduğu varsayımınadayanmaktadır. Bu kural, Sözleşme'yle kurulan korumamekanizmasının ulusal insan hakları koruma sistemine nazaran ikincil birnitelik taşıdığı ilkesinin önemli bir yönünü teşkil etmektedir (Sejdovic/İtalya, § 43; V/Birleşik Krallık, § 57; Kozacıoğlu/Türkiye, [BD], B. No: 2334/03, 19/2/2009,§ 39).
32. AİHM, insan haklarının korunması mekanizması bağlamında içhukuk yollarının tüketilmesi kuralının belli ölçüde esneklikle ve aşırışekilcilikten kaçınılarak uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (Sejdovic/İtalya, § 44; Kozacıoğlu/Türkiye, § 40). AİHM’egöre bu, aynı zamanda kural olarak sonradan uluslararası düzeyde yapılmasıdüşünülen şikâyetlerin en azından öz olarak ve iç hukukta düzenlenen şeklîgereklikler ile sürelere uyularak öncelikle ulusal yargı mercilerinde önesürülmesini gerektirir (Sejdovic/İtalya, § 44).
33. AİHM, bir başvuru yolunun olay tarihinde teoride ve pratikteetkili ve ulaşılabilir olduğu hususunda AİHM’i iknaetmenin iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden devletin yükümlülüğüolduğunun altını çizmektedir. AİHM’e göre buyükümlülük; ilgili yolun erişilebilir olduğunu, başvurucunun şikâyetine ilişkintelafi imkânı sunmaya elverişli bulunduğunu ve makul başarı şansı sunduğunuortaya koymayı kapsamaktadır (Sejdovic/İtalya,§ 46; V/Birleşik Krallık, § 57; Kozacıoğlu/Türkiye, § 39).
34. Diğer taraftan AİHM, mülkün gerçek değerine göre makul kabuledilebilecek bir tazminat ödemeden mülkiyetten yoksun bırakmanın Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaaşırı bir yük oluşturduğunu ve hiç tazminat ödenmeden mahrum bırakmanın ancakistisnai durumlarla haklı bulunabileceğini belirtmektedir (Nastou/Yunanistan (No:2), B. No: 16163/02, 15/7/2005, § 33; Jahn ve diğerleri/Almanya [BD],B. No: 46720/99, 72203/01, 72552/01, 30/6/2005, § 116). AİHM'egöre bir taşınmazın orman veya kıyı kenar çizgisi ya da başka bir kamu alanındaolduğu gerekçesiyle tapusunun iptal edilmesi, hukuken öngörülebilir olup kamualanlarının korunmasına yönelik kamu yararına dayalı meşru bir amaç daiçermektedir. Ancak AİHM, kadastrodan kaynaklanan mülkiyet tespitine ilişkinhukuki hatalar nedeniyle tapuların iptal edilerek kişilerin mülkiyetlerindenyoksun bırakıldıkları başvurular bakımından istikrarlı olarak hiçbir tazminatödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai durum da bulunmadığı hâldebir tazminat ödenmeksizin bireylerin tapu kayıtlarının iptal edilmesişeklindeki mülkiyetten yoksun bırakmaya yol açan müdahalenin kamunun yararı ilebireylerin hakları arasında olması gereken adil dengeyi bozduğu ve bumüdahalelerin başvurucuları aşırı bir yük altına soktuğu kanaatine vararakbaşvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No:37451/97, 11/10/2005, §§ 36-43; Turgut vediğerleri/Türkiye, B. No: 1411/03, 8/7/2008, §§ 86-93; Rimer ve diğerleri/Türkiye, B. No: 18257/04,10/3/2009, §§ 34-41).
35. AİHM'in ihlal kararlarında,belirtilen “adil denge” nin bozulmasının temelinibaşvuruculara tazminat ödenmemesi oluşturmaktadır. Yargıtayınkonu ile ilgili içtihat değişikliğinden sonra AİHM, tazminat ödenmeksizinbireylerin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiaları bakımından Yargıtayın yeniiçtihatlarına işaret etmiştir. AİHM; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun AİHM'in bu konudaki ihlal kararlarına dayanarak tapudakiyanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş veyakısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlututabileceğine hükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılmaşekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerindikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bubaşvuru yolunun düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümleriniuyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararınkesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğinibelirterek iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğuna hükmetmiştir (MehmetAltunay/Türkiye (k.k.), B. No: 42936/07, 17/4/2012; Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 11166/05, 6/11/2012; Osman Yaşar Dişlioğlu vediğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 39149/04,11/12/2012).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 9/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. N.O.nun İddiası Yönünden
37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile AnayasaMahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereğibaşvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıylabireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlindebaşvuru reddedilir ve ilgilinin yargılama giderleri dışında2.000 Türklirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına kararverilir.
38. Genel hukuk teorisinde bir kamu düzeni kuralı olarak elealınan ve genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında vebaşkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himayeedilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının ilgili düzenlemelerlebireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamdabireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa Mahkemesininbaşvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuruhakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28).
39. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıylagerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya Anayasa Mahmesinebu nitelikte bilgi ve belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasındaesaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesisürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikteki yenive önemli gelişmeler hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesisuretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi,medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuruamacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslupkullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlalve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak suretteiçeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüyekullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö.,§ 29; Mehmet Güven Ulusoy [GK],B. No: 2013/1013, 2/7/2015; Osman Sandıkçı,B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan vediğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016).
40. Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi'nden yapılan sorgulamaneticesinde başvuruculardan N.O.nun bireysel başvurutarihinden önce 2/4/2012 tarihinde öldüğü tespit edilmiş ancak Av. İlknurTaşkın Erakgün tarafından başvurucunun anayasalhaklarının ihlal edildiğinden bahisle verilen 14/1/2015 tarihli başvuruformunda başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer verilmeden bireyselbaşvuru yapıldığı anlaşılmıştır.
41. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireyselbaşvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafındanbireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).
42. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat etmişolan başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılanbireysel başvurunun başvuru hakkının kötüyekullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
43. Bu durumda Av. İlknur Taşkın Erakgünhakkında Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesiuyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasınahükmedilmesi gerekir.
B. Diğer Başvurucularınİddiaları Yönünden
1. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
44. Başvurucular öncelikle herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadanve tazminat ödenmeden tapulu taşınmazlarının orman olduğu gerekçesiyle Hazineadına tescil edildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, yapılan yargılamada isederece mahkemelerince delillerinin değerlendirilmediğini vurgulamışlardır.Başvurucular ayrıca 1954 yılında yapılan maki tefrik çalışmalarıyla butaşınmazların iadesinin öngörülmesine rağmen Yargıtaycabu çalışmaların dikkate alınmadığını ifade etmişlerdir.
45. Başvurucular son olarak 2/B uygulamasına karşı açtıklarıdavada yargılama devam ederken yürürlüğe giren 6292 sayılı Kanun hükümlerinin Yargıtayca karar düzeltme aşamasındadeğerlendirilmediğinden yakınmaktadırlar. Başvuruculara göre anılan Kanunhükümleri uyarınca devam eden davalar yönünden kendilerince ayrı bir idaribaşvuru yapılmasına da gerek bulunmamaktadır.
46. Başvurucular, bu gerekçelerle hukuki belirlilik ilkesi ileadil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
47. Bakanlık görüşünde, tapu kaydının iptali nedeniyle 4721sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında öngörülentazminat yoluna dikkat çekilerek başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğininbu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bakanlık, esasyönünden ise başvurucuların şikâyetlerinin dördüncü derece temyiz türünden olupolmadığı ve derece mahkemelerinin takdirinde açık bir keyfîlikveya bariz takdir hatası bulunup bulunmadığının takdirinin Anayasa Mahkemesineait olduğunu belirtmiştir.
b. Değerlendirme
48. Anayasa'nın"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların temel şikâyetitaşınmazlarının tapularının orman olduğu gerekçesiyle iptaline ilişkinolduğundan başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıdışındaki bütün iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
50. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; bireysel başvurudabulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınıntüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini önceliklederece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesikoşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 26).
51. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesiiçin öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişininbaşvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olmasıgerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarınıgiderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilirnitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahipbulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceğigibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici birvasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî koşullarınöngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşanbaşvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,16/2/2017, § 39).
52. Başvuru konusu olayda başvurucuların dayandıkları tapukaydının kapsadığı taşınmaz 1945 yılında orman olarak devletleştirilmiştir.Ancak daha sonra yapılan orman kadastrosu ile 2/B uygulamalarına karşıbaşvurucular tarafından açılan kadastro tespitine itiraz davası 22/2/2000tarihinde kısmen kabul edilmiş ve söz konusu taşınmazın belirli bir bölümübaşvurucular adlarına orman alanı dışına çıkarılarak tapuya tescil edilmiştir(bkz. § 16). Bu karar 3/5/2001 tarihinde kesinleşmiştir. Bireysel başvuruyakonu davanın konusu ise 1987 yılında yapılan orman tahdidi aplikasyonu ve 2/Buygulaması işlemidir. Yapılan yargılama neticesinde derece mahkemeleri -diğerhususlar yanında- esas itibarıyla kesin hükmün varlığını gerekçe göstererek vetapu kaydının kapsadığı yerler ile devlet ormanı olan yerlerin daha öncebelirlenmiş olduğuna dayalı olarak davanın reddine karar vermişlerdir (bkz. §§18-20).
53. Derece mahkemelerinin yukarıda belirtilen davanın reddineilişkin temel gerekçeleri dikkate alındığında başvurucuların delillerinindeğerlendirilmediği yönündeki iddialarının dayanaktan yoksun olduğuanlaşılmaktadır.
54. Diğer taraftan orman vasfı taşıdığı anlaşılan tapulutaşınmazın Hazine adına tescil edilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılanmüdahale, kanuna uygun ve meşru bir amaç taşımakta ise de taşınmazın bedelininödenmemesi mülk sahibine ağır ve katlanılamaz bir külfet yüklemektedir.Ormanların korunmasındaki kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkı arasındakurulması gereken adil denge, mülk sahibine tazminat ödenmesi veya zararınbaşka yollarla telafi edilmesi suretiyle sağlanabilir (Hüseyin Akbulut ve Yusuf Akbulut, B. No:2014/7643, 6/4/2017, § 32).
55. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarındaYargıtay içtihadına dayanarak, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesindeöngörülen tazminat yolunun etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter,B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41-42; HaticeAvcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76). Buna göretapu ve kadastro işlemleri nedeniyle zarar görenler, 4721 sayılı Kanun'un 1007.maddesi gereğince zararlarının tazmini için 11/1/2011tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllıkzamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adli yargıda dava açabilirler (Nazmiye Akman, § 27).
56. Bununla birlikte somut olayda başvurucuların 4721 sayılıKanun’un 1007. maddesine dayanarak tazminat davasıaçtığına dair herhangi bir bilgi veya belgenin bireysel başvuru dosyasınasunmadıkları görülmektedir.
57. Başvurucular ayrıca, yapılan yargılama sırasında yürürlüğegiren 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesine göre hiçbir başvuruya gerek olmadan 2/Balanı olarak tespit edilen taşınmazların eski tapu kayıt maliklerine iadeedilmesi gerektiğini ancak bu hususun Yargıtaycairdelenmediğini belirtmişlerdir.
58. Yargıtay kararlarında açıklandığı üzere 6292 sayılı Kanun'un7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiyle kesinleşmiş mahkemekararlarına göre infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlaryönünden bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içindeilgilileri tarafından idareye başvuru hakkı tanınmıştır. Yine anılan hükümuyarınca mevcut ve devam eden davalarda ise çekişmeli taşınmazın tapu, kadastroveya imar mevzuatınagöreilgilileriadınaoluşturulmuşvetapudakişileradına hâlen kayıtlı olan taşınmazlardan olması hâlinde bedel alınmaksızıntapuya geçerlilik tanınacağı düzenlenmiştir (bkz. §§ 25, 27, 28).
59. Somut olayda ise bireysel başvuruya konu dava, daha öncekesinleşmiş yargı kararıyla 2/B alanı olarak Hazine adına tescil edilmiş birtaşınmaza yöneliktir. Nitekim ilk derece mahkemesinin yeniden tescile yönelik kararıYargıtayca, ikinci defa tescil yapılamayacağıgerekçesiyle hükümden çıkarılmıştır (bkz. § 19). Dolayısıyla uyuşmazlık konusutaşınmazın anılan bendin ikinci cümlesi kapsamındaki "kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar"danolduğu açıktır. Bu taşınmazlar yönünden ise anılan hükümle -başvurucununiddiasının aksine- tapu kayıt malikleri yönünden iade bakımından belirli birsüre içinde idareye başvurma zorunluluğu getirildiği görülmektedir (bkz. § 29).Buna göre daha önce kesinleşerek tapuya tescil edilmiş bir taşınmaz yönündenbaşvuruya konu yargılamada anılan madde kapsamı ile ilgili bir değerlendirmeyapılamayacağı açıktır. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konutaşınmazın anılan madde kapsamında iadesi talebine yönelik olarak öncelikle bumaddede belirtilen idari ve yargısal süreçleri başvurucuların tüketmesigerekmektedir.
60. Sonuç olarak başvurucuların yukarıda belirtilen ve etkiliolabilecek idari ve yargısal yolların tamamını usulünce tüketmeden bireyselbaşvuruda bulundukları anlaşılmaktadır.
61. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik nedenleri incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
62. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
63. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
64. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 50, 52).
65. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
66. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 26 yıl 3 aylık yargılamasüresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
68. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. …”
69. Başvurucular, yeniden yargılama ile 100.000 TL maddi ve100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
70. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
71. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında N.O. dışındaki başvuruculara -yargılamadaki taraf sayısı dadikkate alınarak- müştereken net 26.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
72. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvuruda, yalnızca makul sürede yargılanmahakkının ihlaline karar verilmiş olup başvurucuların belirtilen konuda herhangibir belge sunmamış olmaları nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin N.O.dışındaki başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. N.O.yavekâleten Av. İlknur Taşkın Erakgün tarafındanyapılan başvurunun başvuru hakkının kötüyekullanılması nedeniyle REDDİNE,
C. 1. Diğer başvurucuların iddiaları yönünden mülkiyet hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğer başvurucuların iddiaları yönünden makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
D. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
E. N.O. dışındaki başvuruculara müştereken net 26.000 TL manevitazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin N.O. dışındaki BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKENÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin paracezasının Av. İlknur Taşkın Erakgün'den TAHSİLİNE,
I. Kararın bir örneğinin İzmir Barosu BaşkanlığınaGÖNDERİLMESİNE,
İ. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Anadolu 1. KadastroMahkemesine (E.2002/113, K.2009/4) GÖNDERİLMESİNE,
J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE9/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.