TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ANADOLU DENİZ İNŞAAT KIZAKLARI SANAYİ VE TİCARET A. Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6249)
Karar Tarihi: 9/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Sanayi ve Ticaret A. Ş.
Vekili
:
Av. Sibel AKTAŞLI TOPRAK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; yapımı devam eden yatın, alıcısının borçlarınedeniyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından haczedilmesinedeniyle mülkiyet hakkının,buolaya ilişkin davada mevzuat hükümlerinin hatalı uygulanması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/8/2013 tarihinde Anadolu 24. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 15/06/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/8/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu ile A. Ltd. Şti. arasında imzalanan sözleşme ilebaşvurucu Şirkete ait tersanede 29 metrelik ticari lüks yatın inşası ve3.000.000 USD bedelle A. Ltd. Şti.ne satılmasıkararlaştırılmış, belirlenen bedelin tamamının ödenmemesi nedeniyle söz konusuyat A. Ltd. Şti.ne teslim edilmemiştir.
8. TMSF, 18/4/2005 tarihli haciz varakası ile bahsedilen yatı,Denizcilik Müsteşarlığının talimatı ile muhafaza altında tutulduğu vebaşvurucunun da ortağı olduğu Gemi İnşa Sanayicileri Birliği Tuzla Tersanelerbölgesinde bulunan rıhtımda bağlı iken 21/07/1953 tarihli ve 6183 sayılı AmmeAlacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak başvurucununyokluğunda haczetmiştir.
9. Başvurucu; haciz işlemi üzerine 20/10/2005 tarihinde TuzlaAsliye Hukuk Mahkemesine başvurarak mülkiyeti kendine ait olan teknenin A. Ltd.Şti. yetkilisi O.A.ya ait olduğundan bahisle TMSFtarafından 12/12/2003 tarihli ve 5020 sayılı Kanun'a dayanılarak 6183 sayılıKanun'a göre haczedildiğini, 28/10/2005 tarihinde yapılacak olan açık artırmaile satışa çıkarıldığını haricen öğrendiğini, satışa konu yatın bedeli tamamenödenmediğinden mülkiyetinin O.A.ya ait olmadığını vetamamen hukuka aykırı olarak haczedildiğini, satışı hâlinde telafisi imkânsızzararlar ortaya çıkacağını, ayrıca A. Ltd. Şti.ninmuvazaalı işlemleri ile söz konusu yatın daha önce iki kez haczedildiğini, ilkmuvazaalı hacze ilişkin açılan istihkak davasının sulh olma sebebi ile takiptenferagat edilerek konusuz kaldığını, ikinci muvazaalı hacze ilişkin açtığı istihkakdavasında ise Kadıköy 2. İcra Mahkemesinin 28/2/2005 tarihli kararı ile davanınkabulüne ve yatın maliki olduğunun tespitine karar verildiğini, kararın temyizincelemesinde olduğunu, bu dava devam ederken yatın yasal olmayan yollardanyurt dışına çıkarılmaya çalışıldığını ve Hazine Müsteşarlığı ile DenizcilikMüsteşarlığına başvurularda bulunduğunu, hâl böyle iken yatın bu defa TMSFtarafından haczedilip satışa çıkarıldığını ve bu haciz işleminden haberdaredilmediğini belirterek tedbir için teminatsız olarak satışın durdurulmasını,bilahare yapılacak yargılama sonucunda söz konusu yatın mülkiyetinin kendisineait olduğunun tespit edilmesini, yat üzerindeki haczin fekkine kararverilmesini ve esas hakkında dava açmak için süre verilmesini istemiştir.
10. Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi, 26/10/2005 tarihli kararı ileTMSF tarafından satışa çıkarılan yatın mülkiyetinin ihtilaflı olduğu ve satışıhâlinde telafisi imkânsız zararların doğabileceği kanaatine vararak satışın18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 101ve devamı maddeleri gereğince açılacak davanın sonucuna kadar durdurulmasınakarar vermiştir.
11. Söz konusu karara karşı TMSF tarafından itiraz edilmiş,Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi 24/11/2005 tarihli kararı ile itirazıreddetmiştir.
12. Başvurucu; ardından 7/11/2005 tarihinde Tuzla Asliye HukukMahkemesinde istihkak davası açmış, söz konusu yatla ilgili verilen satışındurdurulması ile ilgili kararın dava sonuna kadar devamına ve takibin tedbiren tehirine, yatın kendine ait olduğunun tespiti ileistihkak iddialarının kabulüne, hukuka aykırı haczin fekkine karar verilmesini,haksız yere dava açılmasına sebep olan idare aleyhine diğer tüm tazminattalepleri saklı kalmak kaydıyla yatın değerinin %10'u tutarında tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
13. Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi, 10/11/2006 tarihli veE.2005/930, K.2006/950 sayılı kararı ile Kadıköy 2. İcra Mahkemesinin yukarıdabahsedilen 28/2/2005 tarihli kararında başvurucunun uyuşmazlık konusu yatınmaliki olduğunun tespit edildiğinin ve bu kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesince30/1/2006 tarihinde onanarak kesinleştiğinin anlaşıldığını, ilgili dosyadabulunan bilirkişi raporu ve hukuki görüşte de yatın mülkiyetinin başvurucudakaldığının görüldüğünü belirterek davanın kabulüne hükmetmiştir.
14. İlk Derece Mahkemesi kararı, temyiz üzerine Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 1/4/2008 tarihli ve E.2007/7845, K.2008/2052 sayılı ilamı ilebozulmuştur. Karar gerekçesi şöyledir:
"... Bir kamu alacağının tahsili içinborçlu hakkında 6183 sayılı yasaya göre takip sırasında üçüncü kişi elindebulunan bir mal haczedilmiş olabilir. Malı elinde bulunduran 3. kişi o malüzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddiasında bulunursa keyfiyet haczi yapanmemur tarafından haciz zaptına geçirilir (6183 sayılı yasa md.67/1). Ancak haciz sırasında sessiz kalan veya haciz yokluğunda yapılan 3.kişi, haczi yapan tahsil dairesine yedi gün içinde dilekçe ile başvurarakistihkak iddiasında bulunabilir. Üçüncü kişi haczedilen mal hakkında istihkakiddiasında bulunursa, mülkiyet karinesi haczedilen malın zilyedi olan üçüncükişi yararına olduğundan, bu mal hakkında takip durur. Bu durumda 67/1. maddesiuyarınca keyfiyet alacaklı amme idaresine bildirilir. Alacaklı amme idaresibildirim tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açmadığı takdirde istihkakiddiasını kabul etmiş sayılır.Malıelindebulunduran (zilyet) üçüncü kişi mülkiyet karinesinden yararlandığından, davaaçma külfeti alacaklı amme idaresine yüklenmiştir. Ancak davanın 3. kişitarafından açılmasını yasaklayan bir yasa hükmü bulunmadığından 3. kişi deistihkak iddiası ile dava açılabilir. Kuşkusuz buradan yasada kabul edilensürelere uyulması zorunludur.
Somut olayda, dava konusu mal bu davanın davacısı olan 3. kişi elindehaczedilmiştir. Haciz sırasında 3. kişinin hazır bulunup bulunmadığı hacizzaptına yazılmadığı gibi, zabıtta istihkak iddiası ile ilgili bir kayıt dabulunmamaktadır. Bu nedenle haczin 3. kişinin yokluğunda yapıldığının kabulügerekir. Davacı, istihkak iddiası ile ilgili temyize konu eldeki davadan önce,haczedilen malın satışının tedbir yoluyla durdurulması istemli Tuzla AsliyeHukuk Mahkemesi’nin 2005/175 Değişik iş sayılı davasını 20.10.2005 tarihindeaçmıştır. Dolayısıyla anılan malın kendi elinde iken haczedildiğini en geç butarihte öğrenmiş olduğunun kabulü gerekir. Bu tarihten başlayarak 7 güniçerisinde üçüncü kişinin ya istihkak iddiasında bulunması ya da aynı süreiçerisinde ait olduğu mahkemede istihkak davası açması zorunludur. Belirtilensürede istihkak iddiasında bulunmayan üçüncü kişi aynı takipte bir daha böylebir iddiada bulunamaz. Üçüncü kişi istihkak iddiası ile açmış olduğu bu davayı7 günlük süreden sonra 07.11.2005 tarihinde açmış olup, davadan önce istihkakiddiasında bulunulduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi veya belgebulunmamaktadır.
O halde mahkemece istihkak iddiasınınsüresinde yapılmamış olması ve aynı sürede davanın açılmamış bulunmasınedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle davanınkabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır. ..."
15. Karar düzeltme istemi de 26/1/2009 tarihli ve E.2008/5215,K.2009/366 sayılı ilamla reddedilmiştir.
16. Bozma ilamı üzerine Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi, 11/6/2009tarihli ve E.2009/240, K.2009/646 sayılı kararında "... davacının bu davasında süre şartı olmadığı ve Yargıtayilamında ise, borçlu elinde haczedilen mallara karşı istihkak iddiaları içinkonulan 7 günlük sürenin olayımıza yanlışlıkla uygulandığı, davacının zarargörmesi sebebi ile %10 tazminat talebinin haklı olduğu ve bütün bu sebeplerleYargıtay bozma ilamının usul ve yasaya aykırı olduğu"gerekçesiyle direnme kararıvermiştir.
17. Direnme kararıüzerine dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş; Kurul, 11/11/2009tarihli ve E.2009/15-462, K.2009/509 sayılı ilamı ile "Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına,dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenleregöre,Hukuk Genel Kurulu’ncada benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesiusul ve yasaya aykırıdır. ..." gerekçesine dayanarak direnmekararının bozulmasına hükmetmiştir.
18. Bozma ilamı üzerinekarar düzeltme talebinde bulunulmuş; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2/6/2010tarihli ve E.2010/15-278, K.2010/299 sayılı ilamı ile karar düzeltme isteminireddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:
"... 3-İşin Esası Yönünden Yapılanincelemede;
Her ne kadar karar düzeltme istemine konuHukuk Genel Kurulu Kararında,Özel Dairenin bozmakararında kabul edilen maddi olgu aynen benimsenerek, davaya konu malın 3. kişielinde haczedildiği kabul edilip, 6183 sayılı Kanunun 67. maddesininuygulanması benimsenmiş ise de; karar düzeltme aşamasında yeniden yapılanincelemede, yukarıda da izah edildiği üzere Özel Dairece kabul edilip, GenelKurulca da benimsenen olguda maddi hata yapıldığı, aslında malın borçlu elindeiken haczedildiği anlaşılmakla, somut olaya 6183 sayılı Kanunun 66. maddesinin uygulanmasıgerektiği sonucuna varılmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili UsulüHakkında Kanunun 66. maddesinin, borçlunun elinde haczedilen malın üçüncükişiye ait olduğu veya üzerinde üçüncü şahsın rehin hakkının olduğu iddiasındabulunması veya üçüncü şahıs haczedilen mal üzerinde mülkiyet veya rehiniddiasında bulunması durumunda, üçüncü şahsın 7 gün içinde mahkemede davaaçması gerektiği, dava açmadığı takdirde iddiasından vazgeçmiş sayılacağı hükümaltına alınmıştır.
Somut olayda, davacı, istihkak iddiası ileilgili eldeki davadan önce, Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/175 Değişikİş sayılı dosyasında verdiği 20.10.2005 tarihli dilekçesiyle haczedilen malınsatışının tedbir yoluyla durdurulmasını istemiştir. Öyle ise davacının anılan malınborçlu elinde iken haczedildiğini en geç bu tarihte öğrenmiş olduğunun kabulügerekir. Bu tarihten başlayarak 7 gün içerisinde davacı üçüncü kişinin yaistihkak iddiasında bulunması ya da aynı süre içerisinde ait olduğu mahkemedeistihkak davası açması zorunludur. Belirtilen sürede istihkak iddiasındabulunmayan davacı üçüncü kişi aynı takipte bir daha böyle bir iddiadabulunamaz.
Davacı üçüncü kişinin, istihkak iddiası ileaçmış olduğu bu davayı, 7 günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra, 07.11.2005tarihinde açtığı anlaşılmış olup; davadan önce istihkak iddiasındabulunulduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi veya belgeye de rastlanmamıştır.
Bu durum karşısında, istihkak iddiasınınsüresinde yapılmamış olması ve aynı sürede davanın açılmamış bulunmasınedeniyle mahkemenin davayı reddetmesi gereğine işaret eden bozma kararı sonucuitibariyle doğrudur.
Bozma ilamındaki maddi hataya tespitlerinvarlığı kabul edilmiş ve maddi hatanın düzeltilmesi yoluna gidilmişse de, maddi hatanın varılacak sonuca etkili olmaması ve bozmailamının sonucu itibariyle doğru olması ..."
19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamı üzerine TuzlaAsliye Hukuk Mahkemesi 21/10/2010 tarihli ve E.2010/506, K.2010/716 sayılıkararı ile Hukuk Genel Kurulu kararları bağlayıcı olduğundan davanın reddinehükmetmiştir.
20. Temyiz üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 12/6/2012 tarihliilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararını vekâlet ücreti yönünden hatalı hükümkurulması sebebiyle düzelterek onamış; karar düzeltme istemini de 2/5/2013 tarihlive E.2012/13515, K.2013/6102 sayılı ilamı ile reddetmiştir.
21. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucuya11/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
22. Başvurucu 12/8/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
23. 6183 sayılıKanun’un 66. maddesi şöyledir:
"Borçlu, elinde bulunanbir malı üçüncü şahsın mülkü veya rehni olarakgösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehinhakkı iddia edildiği takdirde, haczi yapan memur bunu haciz zaptına geçirir.Keyfiyet, iddia borçlu tarafından yapılmışsa üçüncü şahsa, üçüncü şahıstarafından yapılmışsa borçluya bildirilir.
Tahsildairesi, haciz zaptını aldığı tarihten itibaren 7 gün içinde iddiayıreddetmediği takdirde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Üçüncü şahıs,tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz etmediği takdirde istihkakiddiası dinlenmez.
İstihkakiddiası tahsil dairesince kabul edilmez veya borçlu tarafından istihkakiddiasına itiraz edilirse, 7 gün içinde mahkemeye müracaat etmesi lüzumu tahsildairesince üçüncü şahsa bildirilir. Müddetinde dava açılmadığı takdirdeistihkak iddiasından vazgeçilmiş sayılır."
24. 6183 sayılıKanun’un 67. maddesi şöyledir:
"Haczedilen mal borçlunun elinde olmayıp da, o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edenüçüncü bir şahıs elinde ise keyfiyet, haczi yapan memur tarafından hacizzaptına geçirilir. Malın borçluya ait olduğu iddiasında bulunan tahsil dairesikeyfiyeti alacaklı amme idaresine bildirir. Alacaklı amme idaresi bildirmetarihinden itibaren 15 gün içinde dava açmadığı takdirde istihkak iddiası kabuledilmiş sayılır.
Borçluile birlikte ikamet etmekte olan şahıslar tarafından istihkak iddiasındabulunulduğu takdirde mal borçlunun elinde sayılır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu; A. Ltd. Şti. ile yaptıkları sözleşme uyarıncainşa edeceği yat karşılığında 3.000.000 USD alım bedelinin tamamının ödenmesikoşulu ile yatın A. Ltd. Şti.ne satılmasınınkararlaştırıldığını, sözleşmenin açıkça mülkiyeti muhafaza kaydı içerdiğini,ancak söz konusu Şirketin bedelin tamamını ödeyemediğini, buna rağmen yatısahiplenmek amacı ile muvazaalı icra işlemleri başlattığını, bu işlemlere karşıaçtığı davalarda yatın mülkiyetinin kendisine ait olduğunun kesinleşen kararlarile ortaya konulduğunu, ancak bu defa yatın TMSF tarafından kendisiyle ilgiliolmayan başka bir borç nedeniyle 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yokluğundave hukuken geçersiz ve dayanaksız olarak haczedildiğini, haciz işlemi üzerinehaczin fekki ve mülkiyetin tespiti istemli açtığı davada yanlış yasahükümlerinin olaya uygulandığını, yargılama sürecinde yatın çürümeye terkedildiğini, Yargıtayın yanlış ve hatalı yorumlarısonucu, açtığı davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddedildiğini belirterekmülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş;ihlallerin tespiti ile yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini, mümkünolmaz ise tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
27. Başvurucunun kendisine ait olduğunu iddia ettiği yatlailgili 6183 sayılı Kanun'a istinaden yapılan haciz işlemi aleyhine istihkakiddiasıyla açtığı dava, süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmiş veYargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2/5/2013 tarihli kararıyla kesinleşmiştir. Budurumda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyetinin esastanincelenebilmesi için öncelikle mülkiyet hakkına yönelik olarak başvuruyollarının usulüne uygun biçimde tüketilip tüketilmediğinin incelenmesigerekmektedir. Başvurucunun somut başvuru konusu olayda 6183 sayılı Kanun'un66. maddesi yerine 67. maddesine göre hüküm kurulması gerektiği yönündekiiddiası ise adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Mülkiyet Hakkı Yönünden
28. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuruhakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
30. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır.
31. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddiaedilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarıncabaşvurucunun, Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, B. No:2012/403, 26/3/2013, § 17).
32. 6183 sayılı Kanun'un 66. maddesinde üçüncü şahsın haczedilenmal üzerinde mülkiyet veya rehin iddiasında bulunması durumunda üçüncü şahsınyedi gün içinde mahkemede dava açması gerektiği, dava açmadığı takdirdeiddiasından vazgeçmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Somut başvuruya konudavada Mahkeme; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararından sonra 21/10/2010 tarihlikararıyla başvurucunun, 20/10/2005 tarihli dilekçesiyle, haczedilen malınsatışının tedbir yoluyla durdurulmasını istediğini dolayısıyla malınhaczedildiğini en geç bu tarihte öğrenmiş olduğunun kabulünün gerektiğini, butarihten başlayarak yedi gün içinde istihkak davası açmasının zorunlu olduğunuancak istihkak davasını yedi günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra 7/11/2005tarihinde açtığının anlaşıldığını belirterek davanın süresinde açılmamasınedeniyle reddine karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir.
33. Ayrıca başvurucu, sahibi olduğunu iddia ettiği malınınyapılan haciz işlemi nedeniyle değerinin düştüğü iddiasıyla bireysel başvurukapsamında tazminat talep etse de ilerleyen süreçte tazminat davası açtığınadair bir belge sunmamıştır.
34. Bu durumda başvurucunun kendisine ait olduğunu iddia ettiğihaczedilen mala ilişkin olarak istihkak davasını yetkili bir mahkeme önündeesastan inceletemediği, tazminata ilişkin ise bir davayı başvuru konusuetmediği anlaşıldığından somut başvuruda başvuru yollarının usulüne uygunolarak tüketildiğinin kabul edilmesi mümkün değildir.
35. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu işleme karşı kanundaöngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı usulüne uygun olarak tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden
36. Başvurucu;açtığı davada yanlış yasa hükümlerinin olaya uygulandığını, Yargıtayınyanlış ve hatalı yorumları sonucu açtığı davanın hak düşürücü süre nedeniylereddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
37. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkinincelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabitutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında iseaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir.
38. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesikararları bariz takdir hatası veya açıkça keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
39. Somut başvuruya konu davada Yargıtay Hukuk Genel Kurulununbozma ilamı üzerine Mahkeme nihai olarak 21/10/2010 tarihli kararıylaDenizcilik Müsteşarlığının talimatı ile muhafaza altında tutulan mala yönelikTMSF tarafından 18/4/2005 tarihli haciz varakası ile yapılan haciz işleminin,6183 sayılı Kanun'un 66. maddesinde tanımlanan durumda yapılmış olduğunu kabulederek haciz işleminden itibaren yedi gün içinde yapılmayan istihkak talebinireddetmiştir. Bu karar derecattan geçerekkesinleşmiştir. Başvurucu ise bahsedilen Kanun'un 67. maddesine göre yapılmışbir haciz işlemi olduğunu ileri sürerek davanın zamanında açıldığını iddiaetmektedir.
40. Bu durumda başvurucunun iddiasının özünün, DereceMahkemelerince dava konusu uyuşmazlığa ilişkin davada uygulanacak Kanunmaddesinin tespitinde isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanınsonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
41. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun 33. maddesi gereği hukukun uygulanması ve yorumlanması hâkimin resengözeteceği bir husustur. Somut davanın koşullarının 6183 sayılı Kanun'un hangimaddesine uygun bir işlem olduğunun tespiti, bir diğer ifadeyle davanınnitelendirilmesi derece mahkemelerinin takdir yetkisi içinde olup nitelemeyeilişkin bu kararlarda bariz takdir hatası veya açık keyfîlikbulunmadıkça bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin bu takdiremüdahalesi söz konusu olamaz.
42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinolduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermediği anlaşıldığından bu şikâyetin diğerkabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
9/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.