TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ARİF SARIGÜL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8324)
Karar Tarihi: 23/2/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 24/3/2016-29663
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Arif SARIGÜL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, 1999-2002 dönemlerine ait ödenmeyen sosyal güvenlikprimleri kaynaklı kamu borcu nedeniyle emekli aylığına haciz konulmasınınyasaların geriye yürümezliği ve hukuk devleti ilkeleri ile mülkiyet hakkınıihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/11/2013 tarihinde İstanbul 22. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. BirinciBölüm Birinci Komisyonunca 16/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. BölümBaşkanı tarafından 26/06/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 21/8/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş3/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşünekarşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı mülga Esnaf veSanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunuuyarınca 1/10/1999 tarihinde emekli olan ve kendisine emekli aylığı bağlananbir kişidir (BAĞ-KUR emeklisi).
9. Başvurucunun daha önce ortağı ve yöneticisi olduğu G.T. Tic. A.Ş.nin 1999-2002 dönemine ait sigorta prim borçlarınedeniyle başvurucunun emekli aylığına 28/4/2008 tarihinde Sosyal GüvenlikKurumu (SGK) Muğla İl Müdürlüğünce haciz konulmuştur.
10. Başvurucu, haciz işlemine karşı 30/4/2008 tarihinde Muğla 1.Asliye Hukuk Mahkemesine (iş mahkemesi sıfatı ile) şikâyet yolu ile başvurarak1479 sayılı Kanun'un 67. maddesi uyarınca maaşına uygulanan haciz işlemininkaldırılmasını ve maaştan kesilen paraların iade edilmesine karar verilmesinitalep etmiştir.
11. Mahkeme; 12/11/2008 tarihli ve E.2008/317, K.2008/374 sayılıkararında başvurucunun maaşının 1/4'üne konulan hacze rıza göstermemesi üzerineidarenin 1479 sayılı Kanun'un 67. maddesi gereğince haczi kaldırdığınıbelirterek haciz konusunda karar verilmesine yer olmadığına, haciz kaldırılanakadar maaştan kesilen paraların iade edilmesine hükmetmiştir.
12. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesi1/4/2010 tarihli ve E.2008/20983, K.2010/4679 sayılı ilamı ile kararıonamıştır.
13. SGK Muğla İl Müdürlüğü, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılıSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 93. maddesinin 17/4/2008tarihli 5754 sayılı Kanun'la değiştirilen birinci fıkrasının "...Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeyegöre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışındahaczedilemez." hükmü uyarınca başvurucunun maaşına söz konusuborçlar nedeniyle tekrar haciz koymuş ve 28/3/2009 tarihinden itibarenbaşvurucunun maaşından kesinti yapılmaya başlanmıştır.
14. Haciz işlemi üzerine başvurucu 2/4/2009 tarihinde Muğla 1.Asliye Hukuk Mahkemesine (iş mahkemesi sıfatıyla) şikâyet yolu ile başvurarakemekli maaşının haczedilemez olduğunu, daha önce aynı konuda kesinleşmiş birmahkeme kararı bulunduğunu, maaş haczine dayanak alınan 5510 sayılı Kanun'un93. maddesinin geçmişe etkili bir hüküm olmadığını belirterek haczinkaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
15. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (iş mahkemesi sıfatıyla);16/12/2009 tarihli ve E.2009/222, K.2009/865 sayılı kararı ile daha önce aynıborçtan dolayı başvurucunun maaşına haciz konulduğunu ve 1467 sayılı Kanun'un67. maddesi uyarınca haczin kaldırıldığını, başvurucunun maaşının 1467 sayılıKanun gereği hacze kabil olmadığını ve 5510 sayılı Kanun'un sonradan yürürlüğegirdiğini belirterek haczin iptaline hükmetmiştir.
16. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerineYargıtay 21. Hukuk Dairesi, 29/3/2011 tarihli ve E.2010/2307, K.2011/2932sayılı ilamı ile "... "Somutolayda; davacının Kurumdan almakta olduğu malullük aylığına konulan haczindayanağı davacının otel işletmecisi olduğu döneme ilişkin ve 88 inci maddeyegöre takip ve tahsili gereken Kurumun prim, işsizlik sigortası primi ve damgavergisi alacağı olduğundanve 5510 sayılı Yasanın 93.maddesinin yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden sonra 28.3.2009 tarihindenitibaren yapılan haciz işlemi hukuka uygundur." gerekçesinedayanarak bozmaya hükmetmiştir.
17. Bozma üzerine dosyayı tekrar ele alan Mahkeme, 9/4/2012tarihli ve E.2011/1102, K.2012/354 sayılı kararı ile bozma ilamında belirtilenhususlar doğrultusunda ve bozma ilamında belirtilen gerekçeye dayanarak davanınreddine hükmetmiştir.
18. İlk Derece Mahkemesinin kararı Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin1/10/2013 tarihli ve E.2012/12106, K.2013/17799 sayılı ilamı ile onanmıştır.
19. Onama ilamı başvurucuya 25/10/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
20. Başvurucu 4/11/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
21. 1479 sayılı mülga Kanun’un 67. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar,nafaka borçları dışında, haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez.”
22. 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim vediğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddelerihariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasındaMaliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilenyetkileri kullanır…”
23. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin 5754 sayılı Kanun'ladeğiştirilen birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Bu Kanun gereğince sigortalılar ve haksahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genelsağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğanalacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 incimaddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışındahaczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerinhaczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icramüdürü tarafından reddedilir. ...”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 23/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu; maaşına haciz konulmasına neden olan ödenmemişSGK primleri kaynaklı borçların 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesindenönceki döneme ait olduğunu, daha önce ortağı ve yetkilisi olduğu Şirketeilişkin sorumluluğunun geriye dönük uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu,borçların gerçekleşme tarihlerine göre 1467 sayılı Kanun'un uygulanmasınıngerektiğini, yineborçların gerçekleşme tarihleridikkate alındığında kendisine herhangi bir tebligat yapılmamasından dolayıborçların zamanaşımına uğradığını ve daha önce lehine verilen Mahkeme kararıkazanılış hak olduğu halde olayda kazanılmış hakların geri alınmasıylasonuçlanacak şekilde yasaların geçmişe yürütüldüğünü, benzer şekilde geçmişedönük uygulama getiren 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun'un ilgili hükmününAnayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini belirterek hukuk devleti ilkesiile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılama yapılarakmaaşından haczin kaldırılmasına ve kesilen tutarların iadesine kararverilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tebligat yapılmamasından dolayıborçların zamanaşımına uğradığı iddiası, bu konuda başvuru yollarının usulüneuygun biçimde tüketilip tüketilmediği yönünden incelenecektir. Başvurucununemekli aylığından yapılan kesintiyle ilgili şikayetleri ise mülkiyet hakkıkapsamında incelenecektir.
a. Borcun ZamanaşımınaUğradığına İlişkin İddia
27. Başvurucu; borçların gerçekleşme tarihleri dikkatealındığında kendisine herhangi bir tebligat yapılmamasından dolayı borçlarınzamanaşımına uğradığını, bu nedenle yapılan müdahale ile haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
28. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
30. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
31. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hakihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecekikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliğigereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikleolağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucununAnayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkiliidari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahipolduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda busüreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmasıgerekir (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
32. Somut başvuruya konu davada verilen kararlar incelendiğindeuyuşmazlığın konusunun başvurucunun emekli aylığına yapılan haczin hukuka uygunolup olmadığına ilişkin olduğu, başvurucunun borcunun zamanaşımına uğradığınailişkin bir iddiasının yargılamaya konu edilmediği anlaşılmaktadır.Başvurucunun 12/4/2012 tarihinde Mahkeme kaleminde kayda alınan temyizdilekçesi incelendiğinde emekli aylığının hacze konu olmasının 5510 sayılıKanun hükümlerinin geçmişe yürütülmesi anlamına geldiği ve kazanılmışhaklarının ihlal edildiği ile sınırlı iddiaların ileri sürüldüğü, borcunzamanaşımına uğradığına dair bir iddianın dile getirilmediği görülmektedir.
33. Bu durumda başvurucunun, borcun zamanaşımına uğradığıiddiasını somut başvuruya konu davada ileri sürme imkânı varken bu imkândanyararlanmadığı ve bu iddiasını Mahkemeye esastan inceletemediği anlaşıldığındansomut başvuruda bu iddia yönünden başvuru yollarının usulüne uygun olaraktüketildiğinin kabul edilmesi mümkün değildir.
34. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu işleme karşı kanundaöngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı usulüne uygun olarak tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
35. Başvurucu emekli aylığına haciz konulması nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
37. Başvurucu; maaşına haciz konulmasına neden olan borçların5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önceki döneme ait olduğunu, dahaönce ortağı ve yetkilisi olduğu Şirkete ilişkin sorumluluğunun geriye dönükuygulanmasının hukuka aykırı olduğunu, borçların gerçekleşme tarihlerine göre1467 sayılı Kanun'un uygulanmasının gerektiğini, daha önce lehine verilenMahkeme kararı kazanılmış hak olduğu hâlde olayda kazanılmış hakların gerialınmasıyla sonuçlanacak şekilde yasaların geriye yürütülerek uygulandığını,benzer şekilde geçmişe dönük uygulama getiren 5766 sayılı Kanun'un ilgilihükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal ediliğinibelirterek hukuk devleti ilkesi ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
38. Bakanlık görüş yazısında mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin kanuna dayalı ve kamu yararı amacına yönelik olması olması gerektiği, ayrıca müdahalenin kişiler tarafındanöngörülebilir olması gerektiği ifade edilmiştir.
a. Müdahalenin Varlığı veNiteliği
39. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
40. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek 1 No.luProtokol'ün "Mülkiyetin korunması"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
42. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanındaki mülkiyethakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkıkavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup yasal düzenlemeler ileyargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,B. No: 2013/2166, 10/6/2015, § 31).
43. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında yer alanmülkiyet hakkı bireylere sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraberyürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyalyardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısaliçtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getirenbireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabuledilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36).
44. Başvurucunun ilgili mevzuatta öngörülen şekilde çalışmasüresini ve prim ödeme yükümlülüğünü tamamlayarak emekli olduğu ve emekliaylığı almaya hak kazandığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumdabaşvurucunun usulüne uygun bir şekilde almaya hak kazandığı emekli aylığının,Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıkapsamında korunan bir menfaat olduğunun kabulü gerekmektedir.
45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren birhaktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunlasınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlakbir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).
46. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme'yeEk 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yervermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme'nin ilkcümlesi, herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa dahageniş manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri isekişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilereait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altınaalmaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri,B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 46).
47. Her iki düzenlemenin üçüncü cümlelerinde ise mülkiyetinkullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırıolamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken,Sözleşmeye Ek (1)No.lu protokolün birinci maddesinin ikinci fıkrası devletleremülkiyeti kamu yararına düzenleme ve vergiler ve diğer katkılar ile cezalarıntahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarınısaklı tutarak taraf devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisinesahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın birçok maddesiilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyetidüzenleme yetkisi vermektedir (NecmiyeÇiftçi ve Diğerleri, § 47).
48. AİHM’e göre ikinci ve üçüncükurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birincikuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralınışığı altında anlaşılmaları gerekmektedir (Jamesve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, §37).
49. Anayasa'nın 60. maddesinde 'Herkes,sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gereklitedbirleri alır ve teşkilatı kurar.' denilmektedir. Sosyal güvenlik,bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin vegeçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı veharcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayatstandardını güvence altına alabilmek amacıyla kurulan sistemin bütününe verilenaddır. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşlarıoluşturularak kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza, ölüm ve işsizlikgibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır(AYM, E.2009/86, K.2011/70, 28/4/2011).
50. Vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim vekatkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini güvence altına almayayönelik düzenlemeler, Sözleşme metninde ayrıca ifade edilmekle ve Anayasa'daayrı hükümlerle düzenlenmiş olmakla birlikte bu düzenlemeler de genelitibarıyla mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrol etme amacı taşıdığındanayrı bir başlık yerine devletin mülklerin kullanımını düzenleme veya mülkiyetinkamu yararına kullanımını kontrol yetkisi kapsamında incelenmesi gerekir.
51. Bu durumda başvurucunun emekli aylığından, ortağı veyöneticisi olduğu Şirketin sosyal güvenlik borçları nedeniyle haciz işlemiuygulanarak kesinti yapılması şeklindeki müdahalenin, Sözleşme'nin açık hükmüve Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan devletin gerekli tedbirleri alacağıhükmü çerçevesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla kullanımının kontrolüveya düzenlenmesi kapsamında incelenmesi gerekir.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
i. Kanunilik
52. Anayasa’nın 35. ve 13. maddelerinde mülkiyet hakkınagetirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiğihüküm altına alınmaktadır. AİHM, yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeylehukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayananiçtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğinikabul ederken (Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§66-68) Anayasa, tüm sınırlamaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerekSözleşme’den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 31).
53. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukukibelirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilikkoşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 56).
54. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan kanunun metni,bireylerin -gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle- hangi somut eylem veolguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık vekesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarınınyeterli derecede öngörülebilir olması gereklidir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,22/5/2013).
55. Başvurucu 5510 sayılı Kanun'un emekli olduğu tarihten sonrayürürlüğe girdiğini ancak bu kanun hükümlerine dayanılarak emekli aylığınahaciz konulduğunu, bu durumun 5510 sayılı Kanun hükümlerinin geriye yürütülmesianlamına geldiğini, ayrıca daha önce konulan haciz işleminin hukuki olmadığınadair kesinleşmiş yargı kararının kazanılmış hak mahiyetinde olduğunu belirterekyapılan müdahalenin kanuni olmadığını ileri sürmektedir.
56. Başvurucunun mülga 1479 sayılı Kanun döneminde emekliolduğu, 1/10/1999 tarihinden itibaren emekli aylığı almaya başladığı, ortağı veyöneticisi bulunduğu Şirketin 1999-2002 yıllarına ilişkin sosyal güvenlik primborcu bulunduğu konularında uyuşmazlık bulunmadığı görülmektedir. Uyuşmazlığınkonusu başvurucunun emekli aylığına 5510 sayılı Kanun'a dayanılarak hacizkonulması işlemidir.
57. Konuya ilişkin yasal düzenlemeler incelendiginde1479 sayılı mülga Kanun'un 67. maddesi uyarınca emekli aylıklarına nafaka borcudışında haciz konulmasının mümkün olmadığı, 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinde17/4/2008 tarihinde yapılan değişiklikle gelir, aylık ve ödeneklerin nafakaborçları ile aynı Kanun'un 88. maddesine göre takip ve tahsili gerekenalacaklar (SGK alacakları) dışında haczedilemeyeceği hükmü getirilerek butarihten itibaren emekli aylıklarına sosyal güvenlik alacakları nedeniyle hacizyapılması imkânı sağlandığı görülmektedir.
58. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinde 17/4/2008 tarihlideğişiklik yapılmadan önce yapılan haciz işlemi başvurucu Mahkemeyebaşvurduktan sonra idarece kaldırılmış, Mahkeme de 12/11/2008 tarihli kararıylaidarenin 1479 sayılı Kanun'un 67. maddesi gereğince haczi kaldırdığınıbelirterek haciz konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar vermiş ve bukarar kesinleşmiştir. Bu davada Mahkeme işin esasına girmeden karar verilmesineyer olmadığına karar verdiğinden ayrıca başvurucunun somut başvuruya konuettiği davanın konusu haciz işleminin yeni Kanun'a (5510 sayılı Kanun) göreyapılan yeni bir işlem olduğu gözönüne alındığındabaşvurucunun iddia ettiği gibi daha önce dava yoluyla elde edilmiş birkazanılmış hakkın bulunmadığı açıktır.
59. Somut başvuruya konu haciz işlemi 5510 sayılı Kanun'un 93.maddesinde değişiklik yapılarak sosyal güvenlik alacakları için emekli maaşıhaczinin mümkün kılındığı 17/4/2008 tarihinden sonra 28/3/2009 tarihindenitibaren uygulanmıştır. Mahkeme tarafından verilen ilk karar Yargıtay 21. HukukDairesinin 29/3/2011 tarihli ilamı ile "..."Somut olayda; davacının Kurumdan almakta olduğu malullük aylığına konulanhaczin dayanağı davacının otel işletmecisi olduğu döneme ilişkin ve 88 incimaddeye göre takip ve tahsili gereken Kurumun prim, işsizlik sigortası primi vedamga vergisi alacağı olduğundanve 5510 sayılıYasanın 93. maddesinin yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden sonra 28.3.2009tarihinden itibaren yapılan haciz işlemi hukuka uygundur." gerekçesinedayanılarak bozulmuş ve bozma üzerine dosyayı tekrar ele alan Mahkeme, 9/4/2012tarihli kararı ile bozma ilamında belirtilen hususlar doğrultusunda ve bozmailamında belirtilen gerekçeye dayanarak davanın reddine hükmetmiştir.
60. Başvurucunun emekli aylığına 28/3/2009 tarihinden sonrahaciz konulmuş ve kesinti yapılmaya başlanmıştır. Bu durumda başvurucununemekli aylığına haciz işlemi uygulanabilmesine imkantanıyan 5754 sayılı ve 17/4/2008 tarihli düzenleme ile 5510 sayılı Kanun'un 93.maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 8/5/2008 tarihinden sonra28/3/2009 tarihinde ve ileriye dönük aylıklardan kesinti yapılacak şekildeuygulanan haciz işleminin kanunların geriye yürütülmesi anlamı taşımadığısonucuna ulaşılmıştır.
61. Başvurucu 5766 sayılı Kanun'da yer alan benzer düzenlemeninAnayasa Mahkemesi tarafından iptal ediliğini ilerisürmektedir. Anayasa Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E.2009/39, K.2011/68sayılı bahsedilen kararı incelendiğinde 5766 sayılı Kanun'da esas olarak birkamu alacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsilsorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanun'un geçici 1. maddesi ile yürürlüktarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanmasının hukukkurallarının geriye yürütülmesi anlamına geldiği ve hukuk güvenliği ilkesi ilebağdaşmadığı gerekçesiyle iptal edildiği görülmektedir. Somut başvuruya konudavada ise kamu alacağı karşısında başvurucunun sorumluluğu artırılmamakta,yalnızca başvurucunun zaten var olan sorumluluğu kapsamında emekli aylığına hacizyapılmasına imkân tanınmaktadır.
62. Yukarıda belirtilen düzenlemeler incelendiğindeanlaşılabilir nitelikte oldukları, Resmî Gazete'de veilgili kurumların internet sitelerinde yayımlandıkları ve ulaşılabiliroldukları, ayrıca müdahaleye konu işlemin kanuni dayanaklarının muhtemelsonuçlarının ileriye dönük işlemler için öngörülebilir nitelikte olduğusonucuna ulaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
63. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireyselçıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütünkamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmekdurumundadır. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve yürütmeorganları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunubelirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda biruyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılamasıyapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda olduklarıaçıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça temeldenyoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararıtespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Müdahalenin kamuyararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34-36).
64. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Neyintoplumun genel çıkarına olduğu konusunda da çok farklı görüşlerin ortayaçıkması kaçınılmazdır. Neyin kamu yararına olduğu, yasama ve yürütmeorganlarının siyasi, ekonomik ve sosyal tercihlerine göre farklılaşabileceğigibi değişen ekonomik, sosyal ve siyasi koşullar kamu yararı amacı ile yapılanbir iş ya da hizmetin değiştirilmesini gerekli kılabilir (Habibe Kalender ve diğerleri, B. No:2013/3845, 1/12/2015, § 33).
65. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin 17/4/2008 tarihindedeğiştirilen birinci fıkrası ile "...Gelir,aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ilenafaka borçları dışında haczedilemez." hükmü getirilmiştir.5754sayılı Kanun'un genel gerekçesinde sosyal sigortalar sisteminin finansmansorununun kamu finansmanı üzerinde yarattığı baskının başta enflasyon olmaküzere temel ekonomik göstergeleri olumsuz olarak etkilediği, sosyal güvenliksisteminin kendisinin ülke ekonomisinde istikrarsızlık yaratan ana sebep hâlinegeldiği ifade edilmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinde yapılandeğişiklikle sosyal güvenlik alacaklarının tahsilinin sağlanmaya çalışıldığı veözellikle sosyal güvenlik alacağının muhataplarının emekli olmaları hâlindeemekli aylıklarının haczedilemezliği nedeniyle alacaktahsilini imkânsız hâle getiren uygulamaya son verildiği anlaşılmaktadır.
66. Bahsedilen düzenlemeler, 1999 yılında başlayıp 2008 yılınakadar süren bir dönemde işsizlik sigortası getirilmesi, sistemin kapsamınıngenişletilmesini ve tek sağlık sigortası ile tek sosyal güvenlik sistemikurmayı ve sistemin açıklarını azaltmayı amaçlayan bir dizi sosyal güvenlikreformu kapsamındagerçekleştirilmiştir. Anılandüzenlemelerle sosyal güvenlik prim alacaklarının emekli aylıklarına yapılacakhaciz yoluyla da sorumlularından tahsil edilmesinin genel amacı, sosyalrisklerin etkilerini azaltmaya ve asgari hayat standartlarını güvence altınaalmayı temin etmeye yönelik olarak sosyal güvenlik sisteminin finansmanınısağlamak ve sürdürülebilir bir sistem oluşturmak olup yapılan tahsilat sadecebu amaçla kullanılmakta ve sistemin içinde kalmaktadır.
67. Sosyal güvenlik hizmetlerinde aktüeryaldenge, mevcut ve gelecekteki varlıkların toplamının yine mevcut ve gelecektekiyükümlülüklerin toplamına eşit olması ve sistemdeki bireylere verilentaahhütlerin, sistem tarafından karşılanabilir olması anlamına gelmekte olup (Yasemin Mutlu, B. No: 2013/1426,25/3/2014, § 60), sosyal güvenlik alacaklarının tahsili amacıyla emekliaylıklarına haciz konulabilmesine imkân tanıyan hükmün, genel sosyal güvenliksisteminin mali yapısının korunması ve sosyal güvenlik planlaması çerçevesindetoplumun korunmaya daha çok muhtaç olan fertlerinin de bu sosyal güvenlikşemsiyesi altına alınması bakımından zorlayıcı nitelikteki kamu yararı taşıdığıaçıktır.
68. Sosyal güvenlik sisteminin finansmanını sağlayarak ve aktüeryal dengeleri koruyarak sürdürülebilir bir sistemoluşturma ve sosyal güvenlik alacaklarını tahsil ederek sistemin açıklarını azlatma açıkça kamu yararı amacı güttüğünden müdahaleninmeşru amacının bulunduğu açıktır.
iii. Ölçülülük
69. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
70. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet haklarıancak kanunun öngördüğü usullerle ve kamu yararı gereği sınırlanabilir.Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyethaklarının sınırlanması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyinhakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.
71. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını; “gereklilik”, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunluolmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkünolmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmakistenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifadeetmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,§ 38).
72. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan veyukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete mülkiyetin kullanımı veyamülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisivermektedir. Mülkiyeti sınırlamaya göre daha geniş takdir yetkisi verendüzenleme yetkisinin kullanımında da kanunilik, meşruluk ve ölçülülükilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır (Benzer yöndeAİHM kararı için bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,§§ 83, 84). Buna göre mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararıamacıyla ve kanunla kullanılmalıdır. Mülk kullanımını düzenleyen bir tedbir sözkonusu olduğunda adil dengenin sağlanıp sağlanmadığını belirlemek için dikkatealınacak faktörlerden biri de tazminat ödenmemesi olmakla birlikte bu faktörtek basına, 1 No.lu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlalini oluşturamaz (Depalle/Fransa, § 91; Brosset-Triboulet ve diğerleri/Fransa [BD], B. No:34078/02, 29/3/2010, § 94).
73. Sosyal güvenlik, devlet tarafından üstlenilen önemli birsorumluluk olup bu sorumluluğun gereklerinin sağlıklı bir şekilde yerinegetirilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılması kaçınılmazdır. Dolayısıyladevletin sosyal güvenlik alanına ilişkin takdir yetkisi geniştir. AİHM desosyal güvenliğe ilişkin düzenlemelerin değiştirilmeye açık olduğunu, yasamaorganının bu konuda engellenemeyeceğini, kanunlara veya mahkeme kararlarınadayalı olarak tanınmış emeklilik haklarının, gerektiğinde geçmişe etkili yenikanunlarla değiştirilebileceğini kabul etmektedir (Arras ve diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012, § 81; Maggio ve diğerleri/İtalya B. No: 46286/09...,31/5/2011, § 60; Maurice/Fransa[BD], B. No: 11810/03, 6/1/2005, § 81; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/1/2005, § 73; Kuznetsova/Rusya [BD], B. No: 67579/01, 7/6/2007, §50).
74. Anayasa'nın 65. maddesinde "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenengörevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malîkaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir." hükmüneyer verilmiştir. Sosyal güvenlik sisteminde bir dizi reform yapandüzenlemelerin yeni maliyetlere neden olacağı ve bu maliyetlerin ise sistemintarafları arasında paylaşılması gerektiği açıktır.
75. Sosyal güvenlik sisteminin finansmanı; çalışanlar,işverenler ve Hazine katkısı ile gerçekleştirilmekte; ayrıca sistemin açıklarıda kamu kaynakları ile genel bütçeden karşılanmaktadır. Sosyal güvenliksisteminde yeni reformlar yapılarak sistemin kapsamı, hizmetlerin niteliği veniceliğinin arttırılması istendiğinde başvurulacak kaynakların yine sayılanunsurlar olduğu, ayrıca başvuru konusu müdahale ile sosyal güvenlikalacaklarının tahsilinin amaçlandığı, bu nedenle müdahale aracının elverişli vemüdahalenin de gerekli olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır.
76. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin 17/4/2008 tarihindedeğiştirilen birinci fıkrası ile sosyal güvenlik alacaklarının emekliaylıklarına haciz uygulanarak tahsiline imkân tanınmıştır. Bahsedilen uygulamadaha önce sorumlu bulunduğu sosyal güvenlik borcunu ödemeyen ilgililere yönelikolarak kamu borcunun tahsili amacıyla ve Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihtensonraki emekli aylıklarına uygulanmak üzere getirilmiştir.
77. 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinde geçen "Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğeralacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddelerihariç, diğer maddeleri uygulanır." hükmü gereği 21/7/1953tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 71.maddesine göre emekli aylıklarının haczolunacakmiktarı aylığın üçte biri ile dörtte biri arasında tespit edilmektedir. Somutbaşvuruya konu davada da başvurucunun emekli aylığının dörtte birinin (%25)hacze konu edildiği anlaşılmaktadır.
78. Bahsedilen düzenlemenin muhataplarının sosyal güvenlikborçlarını ödemeyen borçlular olduğu ve başvurucunun, büsbütün emekliaylığından veya aylık miktarının belirli bir asgari standardın altınadüşmemesine ilişkin güvenceden mahrum bırakılmamış olduğu, emekli aylığındanKanun'da öngörülen %25 oranında bir miktar kesinti ile borcunu ödemesinin teminedilmeye çalışıldığı, bu durumun da başvurucuya ödenen emekli aylığı üzerindekısmi sonuç doğurduğu, bu çerçevede yukarıda ifade edilen zorlayıcı niteliktekamu yararı amacına dayanan düzenlemenin ve başvurucunun emekli aylığına hacizkonulması işleminin, başvurucuyu ağır ve tahammül edilemez bir yük altınasokmadığı, müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen külfetin orantılı olduğusonucuna varılmıştır.
79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Borcun zamanaşımına uğradığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
23/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.