TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ARİF KOCA VE ZÜBEYDE KOCA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/8483)
Karar Tarihi: 15/1/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 19/3/2020-31073
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. Arif KOCA
2. Zübeyde KOCA
Vekili
:
Av. Defne VARDAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi hata nedeniyle kişinin maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/5/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmesinegerek görülmediğini değerlendirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyasıiçeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle 3/5/2012tarihinde hayatını kaybeden 1987 doğumlu H.K.nın anne ve babasıdır.
A. H.K.nın Tedavi Sürecive Ölümü
9. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgelere görebaşvurucuların on beş yaşındaki kızı H.K. 1/1/2002 tarihinde baş ağrısışikâyetiyle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Polikliniğinegötürülmüştür. Burada doldurulan tıbbi müşahade ve muayene kâğıdında;başvuruculardan anne Zübeyde Koca'nın gece saat 04.00 sıralarında kızı H.K.nınodasına gittiği ve H.K.yı gözlerini hiç kırpmadan tavana bakar vaziyettegördüğü, bunun üzerine H.K.yı hastaneye getirdiği, hastaneye getirilen H.K.nın tonik-klonik (tüm vücut kaslarındameydana gelen kasılma ve gevşeme) kasılmaları ile ishal ve ateşinin olmadığıancak on beş kez kustuğu ifade edilmiştir. Tıbbi müşahade ve muayene kâğıdındaayrıca H.K.nın annesinin 35 yaşında ve sağlıklı olduğu, babasının ise 42 yaşındaolduğu ancak babasında kan pıhtılaşması hastalığının bulunduğu belirtilmiştir.Son olarak müşahade altına alınan H.K.nın bilgisayarlı beyin tomografisininpediatri kliniği tarafından acil olarak istendiği ve çektirildiği ifadeedilmiştir.
10. Beyin tomografisi tetkik raporunda, sağda daha belirginolmak üzere her iki sentrum semiovaledüzeyinde enfarktla uyumluolabilecek hipoekoik alanlar(doku bozukluğu) izlendiği belirtilmiştir.
11. Beyin tomografisi ile diğer bazı tetkik ve araştırmalardansonra H.K.nın beyin cerrahisi kliniğine devrine karar verilmiştir. Devirnotunda özetle H.K.nın bilincinin açık ancak sol alt ekstremitede (bacak ve ayak) kuvvet azlığı olduğubelirtilmiştir. Yapılan tetkikler neticesinde H.K.nın abse drenajı ameliyatına alınmasına kararverilmiştir.
12. Başvuruculardan Arif Koca, üzerinde herhangi bir tarihbulunmayan "Hastalardan AlınacakMuvafakatname" başlıklıbir belgeyi veli sıfatıyla imzalamıştır. Bu belgede "Yapılması Düşünülen Operasyon"şeklinde bir başlık bulunmakla birlikte bu başlığın karşısında herhangi biraçıklama yer almamaktadır. Başvuruculardan Arif Koca'nın imzaladığı belgeninilgili kısmı şöyledir:
"...Ankara Hastanesi Nöroşirürji Kliniğimütehassıs tabipleri tarafından yapılmasına lüzum gösterilen cerrahi ameliyelerve bu ameliyat esnasında görülmesi melhuz arıza ve ihtilatların dahi fennilüzum halinde keza cerrahi ameliyat yapılmak suretiyle tedavisine aklım başımdaolduğum halde muvafakat ederim."
13. H.K. 2/1/2002 tarihinde abse drenajı ameliyatına alınmıştır.Gerçekleştirilen ameliyattan sonra düzenlenen ameliyat kâğıdında herhangi birkomplikasyon yaşandığından söz edilmemiştir. Başvuru dosyasındaki 13/1/2002tarihli tıbbi belgede de hastanın genel durumunun iyi, hayati bulgularınınstabil olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte H.K. 15/1/2002 tarihindeikinci defa ameliyata alınmıştır. Bu ameliyatta sağ pariyeto occipital hemotom ile subtotal kitle eksizyonu yapılmıştır.
14. Beyin cerrahisindeki tedavi sürerken H.K.ya pıhtılaşmayaeğilimli genetik kan hastalığı tanısı konulmuştur. Bu tanı üzerine H.K.hastanenin çocuk hematolojisi bölümüne devredilmiştir.
15. Başvurucular bireysel başvuru formunda, pıhtılaşmayaeğilimli genetik kan hastalığı tanısı kapsamında tedavi gören kızlarınınhastaneden 26/2/2002 tarihinde taburcu edildiğini belirtmişlerdir.Başvurucular, kızlarını taburcu edildiği tarihten 15/7/2003 tarihine kadar aynıhastanenin beyin cerrahisi ile çocuk hastalıkları bölümlerine üç ay aralıklarlakontrole götürdüklerini ifade etmişlerdir. Başvurucular, kızlarının el veayaklarında uyuşma hissi yaşaması ve konuşma yetisini yitirmesi şikâyetiyle15/7/2003 tarihinde tekrar aynı hastaneye götürdüklerini, kızlarının butarihten sonra bu hastanede birçok defa tedavi gördüğünü belirtmişlerdir. Başvuruformu ve ekleri bu kapsamda incelendiğinde H.K.nın 2003 yılının Temmuz ayından2004 yılının başlarına kadar Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine birçok kezbaşvurduğuna ve burada pıhtılaşmaya eğilimli genetik kan hastalığı tanısıdoğrultusunda tedavi edildiğine ilişkin tıbbi bilgi ve belgelerin bulunduğugörülmüştür.
16. Başvuru formu ve eklerindeki belgeler arasında AnkaraÜniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen 19/12/2008 tarihli birkonsültasyon kâğıdı bulunmaktadır. Bu belgeye göre H.K. konuşma bozukluğu vesol alt ektremitede güçsüzlükşikâyetiyle hastaneye başvurmuş ve burada beyin tomografisi çekilmiştir.Başvuru formu ve eklerinde ayrıca H.K.nın 2009 yılı içinde Ankara Fizik Tedavive Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Hacettepe Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesinde tedavi gördüğüne ilişkin bilgi ve belgeler yeralmaktadır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafındandüzenlenen belgelere göre 2009 yılının Şubat ayında çektirdiği MR sonucundabeyninde tümör olduğu anlaşılan H.K. kendi isteğiyle Hacettepe Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesine başvurmuştur. Hacettepe Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesince düzenlenen belgelere göre H.K. 16/4/2009 tarihinde hastaneyeyatırılmış ve 26/5/2009 tarihinde taburcu edilmiştir.
17. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 24/6/2009tarihli sağlık kurulu raporuna göre H.K.nın anılan tarihteki engel oranı%92'dir.
18. H.K.3/5/2012 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
B. Tam Yargı DavasıSüreci
19. H.K. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesindegerçekleştirilen sağlık hizmetlerinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek30/11/2006 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyleortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur.
20. Sağlık Bakanlığı, H.K.nın talebini reddetmiştir.
21. Sağlık Bakanlığının ret kararı üzerine H.K. 2/2/2007tarihinde Ankara 15. İdare Mahkemesinde dava açmış ve 86.939,20 TL maddi,250.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. H.K. dava dilekçesinde özetle1/1/2002 tarihinde çeşitli şikâyetlerle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinebaşvurduğunu, yapılan tetkikler sonucunda "beynindenapse boşaltılacağı" gerekçesi ile ameliyata alındığını, buameliyattan sonra genel durumunun iyi olduğunun söylendiğini ancak 15/1/2002tarihinde ikinci bir ameliyata alındığını, bu ameliyatla ilgili olarak nekendisine ne de ailesine bilgi verildiğini belirtmiştir. H.K. ikinciameliyattan sonra üç gün daha hastanede kaldıktan sonra kan pıhtılaşmasıtanısıyla çocuk kliniğine sevk edildiğini, 26/2/2002 tarihine kadar buradayattığını, daha sonra ise üç ay aralıklarla kontrole gidip geldiğini ifadeetmiştir. H.K. sağ kol ve sağ ayağında uyuşmaların başlaması ve konuşmasındabazı problemler yaşaması üzerine 2003 yılının Temmuz ayında yine Ankara Eğitimve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniğine başvurduğunu, temmuz ve ağustosayında birçok defa hastanenin çocuk polikliniğine gittiğini ve 26/9/2003tarihinde tekrar hastaneye yatırıldığını belirtmiştir. H.K. anılan hastanedebirçok defa yatarak tedavi gördüğünü, 10/5/2006 tarihli sağlık raporuna göre%40 oranında engelli olduğunu ifade etmiştir. H.K. dava dilekçesinde ayrıca2002 yılından 2004 yılının Şubat ayına kadar"C..."adlı bir ilaç kullandığını, nöbetlerinin artması üzerine bu ilacınkullanımından vazgeçildiğini, daha sonra bu ilacın yan etkilerinin olduğunuöğrendiğini ancak çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da bilgilendirilmediğinibelirtmiştir.
22. Sağlık Bakanlığı savunma dilekçesinde özetle 1/1/2002tarihinde Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran H.K.nın beyintomografisinin çekildiğini ve tomografi sonuçlarının 3 cm ve 5 cm çaplarındaiki adet apseyle uyumlu kistik kitle lezyonuyla ilgili olduğunundeğerlendirildiğini belirtmiştir. Sağlık Bakanlığı H.K.nın bu tanıyla 2/1/2002tarihinde ameliyata alındığını, ameliyat sonrasında herhangi bir problemlekarşılaşılmadığını ve hastada mevcut olan kuvvet kaybının düzeldiğiningörüldüğünü ifade etmiştir. Bu ameliyat sırasında çıkarılan parçalarınpatolojik incelemeye tabi tutulduğunu, 10/1/2002 tarihli histoloji raporundatetkik sonucunun "iltihap",15/1/2002 tarihli patoloji raporunda ise"ensefalitis" olarak belirtildiğini, hastanın 15/1/2002tarihinde ikinci defa ameliyata alındığını ifade etmiştir. Sağlık Bakanlığı,post-op herhangi bir sorunu olmayan hastanın klinik takibi sırasında geneldurumunun iyi, vital bulgularının stabil olarak tespit edildiğini, 16/1/2002tarihinde hematolojik pediatri konsültasyonunun yapıldığını, bu konsültasyonsonrasında gerçekleştirilen DNA tetkikleri sonucunda hastanın "faktör V leiden mutasyonunu heterezigot"taşıdığının belirlendiğini, bunun üzerine hastanın 18/1/2002-7/2/2002 tarihleriarasında aynı hastanenin çocuk hastalıkları kliniğine yatırıldığınıbelirtmiştir. Hastanın 2003 yılının Ağustos ayından itibaren de hastanedeçeşitli defa tedavi gördüğünü, hastanın tekrar tekrar yatarak tedavi görmesininnedeninin faktör V leiden mutasyonunun meydanagetirdiği komplikasyonlar olduğunu ifade etmiştir. Olayların gelişimini anılanşekilde özetleyen Sağlık Bakanlığı; somut olayda hastaya gerekli tıbbi muayeneve tetkiklerin yapılmış olduğunu, olayda hizmet kusurunun bulunmadığınısavunmuştur.
23. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgelerincelendiğinde olay hakkında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi HastanesiÇocuk Hematoloji Onkoloji Ana Bilim Dalından bilirkişi raporu alındığıanlaşılmıştır. 4/2/2009 tarihli bu bilirkişi raporunda "Hasta[nın] faktör V leiden mutasyonunu heterezigot olarak taşıdığı, bu hastalardaenfeksiyon, cerrahi girişim vb. gibi durumlarda vücutta çeşitli yerlerdepıhtılar gelişebileceği, bu hastada da beyinde pıhtıların oluştuğununanlaşıldığı, pıhtı oluşumunda tedavinin ["H..."] veya ["C..."] ile yapıldığı, pıhtı yönünden yapılan tedavilerinuygun olduğu" belirtilmiştir.
24. Ankara 15. İdare Mahkemesi ayrıca Ankara Eğitim ve AraştırmaHastanesinde H.K. hakkında düzenlenen hasta dosyasının tamamını ve çekilen tümbeyin tomografilerini temin ettikten sonra ekleriyle birlikte tüm davadosyasını Adli Tıp Kurumu Başkanlığına göndermiş ve H.K.nın tedavisinde kusurolup olmadığını sormuştur.
25. Aralarında nöroloji, nöroşirurji, genel cerrahi, çocuksağlığı ve hastalıkları uzmanlarının da bulunduğu Adli Tıp Kurumu 3. İhtisasKurulu, olaya ilişkin tüm adli ve tıbbi evrakı dikkate alarak 18/3/2009 tarihlibir rapor hazırlamıştır. Bu raporun hazırlanmasından önce H.K. Adli Tıp Kurumu3. İhtisas Kurulu tarafından muayene de edilmiştir. Anılan raporun sonuç kısmışöyledir:
"Arif kızı 1987 doğumlu [H.K.] adına düzenlenmiş adli ve tıbbi bilgilerincelendiğinde, kişinin 01.01.2002 tarihinde Ankara Eğitim ve AraştırmaHastanesine bayılma şikayeti ile başvurduğu, beyin apsesi tanısı konularakameliyatının yapıldığı ve ameliyat sonrası bir şikayetinin kalmadığı, beyincerrahi servisinde yattığı süre içerisinde faktör V leiden mutasyonu(pıhtılaşmaya eğilimli genetik kan hastalığı) tanısı konularak çocuk hematolojibölümüne devredildiği ve bu bölümce tedavisi başlanarak takiplerinin yapıldığı,hastalığına bağlı çeşitli komplikasyonlarla pek çok kez hastanede yatarak datedavi gördüğü, ancak hastalığına bağlı olarak tekrarlayan serebral infarktlarnedeniyle nörolojik defisitlerinin geliştiği, uygun tedaviye rağmen busekellerin gelişebileceği, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde [H.K.ya] uygulanan tanı ve tedavilerinin tıp kurallarınauygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur."
26. Taraflar, anılan bilirkişi raporuna herhangi bir itirazdabulunmamışlardır.
27. Ankara 15. İdare Mahkemesi, anılan bilirkişi raporunun hükmeesas alınabilir nitelikte olduğuna kanaat getirmiş ve bu bilirkişi raporu iledava dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgeleri dikkate alarak 24/12/2009tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Ankara 15. İdare Mahkemesi hastayauygulanan tanı ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, olayda idareninhizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
28. H.K. anılan kararın bozulması istemiyle 22/2/2010 tarihindetemyiz yoluna başvurmuştur. H.K. temyiz dilekçesinde özetle hükme esas alınanbilirkişi raporunun eksik ve yetersiz olduğunu, Ankara Eğitim ve AraştırmaHastanesinden alınan 24/6/2009 tarihli sağlık kurulu raporuna göre engeloranının artarak %92'ye ulaştığını, bu raporda hastalığın multibl skleroz (MS) olarak teşhisedildiğini, bu teşhisi daha önce yapamayan idarenin kusurunun bulunduğunu, AdliTıp Kurumundan alınan raporda MS hastalığının değerlendirilmediğini,dolayısıyla bu raporun eksik ve hatalı olduğunu belirtmiştir. H.K. temyizdilekçesinde ayrıca hastaneye ilk başvuru tarihi olan 1/1/2002 tarihindekişikâyetlerin MS hastalığı şikâyetleriyle aynı olduğunu, 1/1/2002 tarihinde MShastalığı teşhisi konulamadığından bu tarihten sonra yanlış tedavileruygulandığını ifade etmiştir. Son olarak ilerleyen dönemde kendisini tedavieden Hacettepe Üniversitesi doktorlarının önceki ameliyatların yapılmamasıgerektiğini, söz konusu ameliyatlardan önce de MS hastası olduğunu, ani birkararla ameliyat yapılmasının bugünkü sonuçlara yol açtığını ifade ettiklerinibelirtmiştir.
29. Temyiz süreci devam ederken H.K. 3/5/2012 tarihinde yaşamınıyitirmiştir. Ankara 45. Noterliği tarafından düzenlenen mirasçılık belgesinegöre başvurucuların her biri 1/2 oranında miras payı sahibidir.
30. Danıştay Onbeşinci Dairesi 27/5/2014 tarihinde ilk derecemahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
31. Bu karar üzerine başvurucular; kızları H.K.nın 3/5/2012tarihinde yaşamını yitirdiğini, yasal mirasçıları olarak davaya kendilerinindevam edeceğini belirterek karar düzeltme yoluna başvurmuşlardır. Başvurucular,genel olarak temyiz dilekçesinde belirtilen hususları yinelemişlerdir. Ayrıca15/1/2002 tarihinde yapılan ameliyat için aydınlatılmış rızalarınınalınmadığını, önceden alınan tarihsiz ve gerekçesiz muvafakatnamenin hukukihiçbir değerinin olmadığını belirtmişlerdir. Son olarak "C..." adlı ilacınkullanılmasından sonra kızlarının geçirdiği nöbetlerin arttığını, ameliyatsonrası gelişen klinik durum ile ölüm arasında nasıl bir ilişki olduğuhususunun tartışılmadığını ifade etmişlerdir.
32. Danıştay Onbeşinci Dairesi, kararın usul ve yasaya uygunolduğu gerekçesiyle başvurucuların karar düzeltme talebini 26/2/2015 tarihindereddetmiştir.
33. Bu karar 24/4/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
34. Başvurucular 21/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
35. İlgili hukuk için bkz. AliAbidin Saruhanoğlu ve diğerleri, B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§39-42; Fındık Kılıçaslan, B. No:2015/97, 11/10/2018, §§ 19-27; Fatma MügeTekin ve Özge Tekin, B. No: 2014/2504, 20/3/2019.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 15/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
37. Başvurucular; kızlarının baş ağrısı şikâyetiyle geldiğiAnkara Eğitim ve Araştırma Hastanesinden felçli olarak çıktığını, tıpkurallarının gerektirdiği dikkat ve özen hiçe sayılarak yanlış teşhis ve tedaviile kızlarının ölümüne neden olunduğunu, kızlarının MS hastası olduğunun tespitedilemediğini iddia etmişlerdir. Ayrıca Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesitarafından yapılan ameliyatlarda aydınlatılmış rızalarının hiçbir surettealınmadığını belirtmişlerdir. Başvurucular açılan davada kızlarının AnkaraEğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmasından ölümüne kadar olan bütün sürecinbilirkişi marifetiyle incelenmesi ve buna göre bir rapor hazırlanmasıgerekirken derece mahkemelerinin Adli Tıp Kurumu raporu ile yetindiğini,ameliyat sonrası gelişen klinik durum ile ölüm olayı arasında nasıl bir ilişkiolduğunun derece mahkemelerince incelenmediğini ifade etmişlerdir.Başvurucular, yukarıdaki gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altınaalınan yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. Başvuru Ehliyeti veHukuki Nitelendirme Yönünden
38. Başvuruya konu dava, gerçekleştirilen tıbbi müdahalelernedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü iddiasıyla H.K. tarafından 2/2/2007tarihinde açılmıştır. Dava, alınan raporlar doğrultusunda H.K.nın henüzyaşamını yitirmediği bir dönemde (24/12/2009 tarihinde) ilk derece mahkemesindereddedilmiştir. H.K. ilk derece mahkemesince verilen karara karşı temyiz yolunabaşvurmuş ancak temyiz incelemesi henüz sonuçlanmamışken 3/5/2012 tarihindeyaşamını yitirmiştir. Bunun üzerine başvurucular davaya devam etmiştir.
39. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bireysel başvuruyakonu dava, ölüm nedeniyle açılmış bir dava değildir. Dava, H.K.nın sağlığındakişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamındaaçılmış bir tazminat davasıdır. Dava ölüm nedeniyle açılmış bir davaolmadığından derece mahkemeleri, H.K.nın iddialarıyla ilgili sınırlı birinceleme yapmış; davanın açılmasından önceki dönemde gerçekleştirilenameliyatlar ile bu ameliyatlardan on yıl sonra gerçekleşen ölüm olayı arasındabir illiyet bağı olup olmadığını değerlendirmemiştir. Derece mahkemeleritaleple bağlı kalarak bir karar vermiştir. Bu durumda başvuruya konu dava ölümnedeniyle açılmış bir dava olmadığından ve derece mahkemeleri taleple bağlıkalarak davayı sadece kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkı kapsamında incelediğinden mevcut başvuruda Anayasa Mahkemesince yaşamhakkı yönünden bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.
40. Bununla birlikte Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafındanH.K.nın açtığı tazminat davasının devam ettirilmesinde başvurucuların meşru birmenfaatinin bulunduğunun değerlendirildiği ve bu sebeple başvurucuların karardüzeltme taleplerinin esasının incelendiği anlaşılmaktadır. Gerçekten debaşvurucuların anılan davayı devam ettirmede ve akabinde bireysel başvurudabulunmada menfaatlerinin olmadığı söylenemez. Dolayısıyla kızları H.K.nın maddive manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilipedilmediğinin tespit edilmesinde başvurucuların meşru menfaatlerinin bulunduğusonucuna varılmıştır.
41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetleri yukarıdaaçıklanan gerekçelerle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında incelenmiştir.
42. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî vemanevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbî deneylere tâbi tutulamaz."
43. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç vegörevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti veadalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamaya çalışmaktır.”
44. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek eldenplanlayıp hizmet vermesini düzenler."
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
46. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
47. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerinmaddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfîmüdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma, maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzerepozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:2013/1943, 9/9/2015, § 44).
48. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlıkkuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastalarınyaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gereklitedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk,§ 51).
49. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (NailArtuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
50. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukukisorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleriyargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik veözenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının daAnayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derecemahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargısisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesindesahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:2014/18266, 25/1/2018, § 32).
51. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumunailişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamlarınödevidir (Murat Atılgan, B. No:2013/9047, 7/5/2015, § 43). Anayasa Mahkemesinin kural olarak bilirkişilerinvardığı sonuçları, mevcut tıbbi bilgilerden hareketle birtakım tahminlere yervererek sahip olduğu bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığı yönündenirdeleme görevi de bulunmamaktadır (YasinÇıldır, § 65). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olaydayerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi içinilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmıştakdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir.Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili veyeterli olup olmadığı incelenmelidir (MuratAtılgan, § 44).
52. Derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların kanun yolunabaşvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılıolarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki bilimsel görüşve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).
53. Tıbbi müdahaleden önce gerektiği şekilde bilgilendirilerekrızasının alınmaması kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlalinesebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi müdahale, ilgili kişinin ancakbilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir. Hastaların durumunfarkında olarak karar verebilmelerini sağlamak için uygulanması düşünülentedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında kendilerine bilgi verilmişolmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasındahastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun bir zamanaralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk,§ 56).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
54. Somut olayda başvurucular, Ankara Eğitim ve AraştırmaHastanesinde gerçekleştirilen tıbbi işlemlerde hata yapıldığı iddiasıyla idarealeyhine açılan tam yargı davasının reddedilmesi üzerine bireysel başvurudabulunmuşlardır. Başvurucular, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi haricindekihastanelerde gerçekleştirilen işlemlere yönelik herhangi bir ihmal ya da kusuriddiasında bulunmamışlardır. Bu sebeple mevcut başvuru Ankara Eğitim veAraştırma Hastanesinde gerçekleştirilen işlemlerle sınırlı olarakincelenecektir.
55. Somut olayda kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasıiçin oluşturulan yasal çerçevenin yetersiz olduğu şeklinde bir iddia ilerisürülmediği gibi Anayasa Mahkemesi tarafından bu konuda resen gözetilmesi veincelenmesi gereken bir hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.
56. Başvurucular, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde2/1/2002 ve 15/1/2002 tarihlerinde gerçekleştirilen ameliyatlara özelliklevurgu yapmış ve bu ameliyatlarda tıbbi hata yapıldığını ileri sürmüşlerdir.Ayrıca anılan ameliyatlar hakkında bilgilendirilmediklerini iddia etmişlerdir.
57. Bu durumda öncelikle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesindegerçekleştirilen ameliyatlarda ve uygulanan tedavilerde tıbbi hata yapıldığıyönündeki iddianın incelenmesi gerekir.
58. Ankara 15. İdare Mahkemesi, Ankara Eğitim ve AraştırmaHastanesinde gerçekleştirilen tıbbi işlemlerde kusur bulunup bulunmadığınıtespit edebilmek amacıyla başvurucuların kızları hakkında düzenlenen tıbbi veadli evrakı Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kuruluna göndererek bu konuda bir raportanzim edilmesi talebinde bulunmuştur. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulubaşvurucuların kızları hakkında düzenlenen adli ve tıbbi evrakı dikkate alarakAnkara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan işlemlerin tıp kurallarınauygun olduğunu belirtmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunun yanısıra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji OnkolojiAna Bilim Dalı tarafından hazırlanan raporda da başvurucuların kızlarına pıhtıyönünden yapılan tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiş ve butedavilerde "C..." adlıilacın kullanılmasında herhangi bir sorun görülmemiştir.
59. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi neticesinde derecemahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporlarındaki söz konusudeğerlendirmelerin güvenilirliğinin sorgulanmasını gerektirecek bir husustespit edilememiştir. Dolayısıyla somut olayda Ankara Eğitim ve AraştırmaHastanesinde gerçekleştirilen işlemlerde kusur bulunduğu yönündeki iddianınüzerinde daha fazla durulmasının gerekli olmadığı değerlendirilmiştir. Bununlabirlikte 2002 yılında yapılan ameliyatlardan önce başvurucuların rızalarınınalınıp alınmadığı hususunun incelenmesi gerekmektedir. Bazı durumlardagerçekleştirilen tıbbi işlemlerde kusur olmasa bile bu işlemler sonrasındameydana gelen komplikasyonlar neticesinde istenmeyen sonuçların ortaya çıkmasısöz konusu olabilir. İstenmeyen sonuçların ortaya çıkması hâlinde ise hasta yada hasta yakınları bu konuda daha önceden bilgilendirilmemişse kişinin maddi vemanevi varlığının korunması hakkı kapsamında devletin sorumluluğunun doğmasısöz konusu olabilir.
60. Hasta ya da hasta yakınlarının gerçekleştirilecek tıbbiişlemler ile bu işlemlerin olası sonuçları hakkında bilgilendirilmesi, diğerbazı amaçların yanı sıra hasta ya da hasta yakınlarının istenmeyen sonuçlardankaçınması amacına da hizmet etmektedir.
61. Hukuken rızayı açıklaması gereken kişinin kural olarak tıbbiuygulamaya maruz kalacak kişi olması gerektiği kuşkusuzdur. Bu bakımdan reşitve ayırt etme gücüne sahip hastanın kendisinin rıza açıklama ehliyetine sahipolduğu açıktır. Ancak yaş küçüklüğü veya ayırt etme gücüne sahip olmayanlarbakımından bu kişilerin veli veya vasilerinin rıza açıklama yetkileribulunmaktadır (Fındık Kılıçaslan,§ 49).
62. Ayrıca hukuka uygun rızanın varlığından söz edilebilmesiiçin kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemelsakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesihâlinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları, hastalığın seyri ve neticelerikonusunda hastanın bilgilendirilmiş olması gerekir. Bunun yanı sıra yapılanbilgilendirme ile tıbbi uygulama arasında hastanın sağlıklı bir kanaatevarmasını sağlayacak kadar uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır (Fındık Kılıçaslan, § 50).
63. Başvuru formu ve ekleri bu kapsamda incelendiğinde H.K.nın2002 yılında iki defa beyin ameliyatı olduğu, ilerleyen dönemde 2009 yılındabeyninde kitle tespit edildiği ve 2012 yılında hayatını kaybettiğianlaşılmaktadır. Başvurucular, başvuru formunda Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinceyapılan ameliyatlarda aydınlatılmış rızalarının hiçbir surette alınmadığınıileri sürmüşlerdir.
64. H.K.nın dava dilekçesinde ve başvurucuların karar düzeltmetaleplerine ilişkin dilekçelerinde ileri sürmelerine rağmen ameliyat öncesindebaşvurucuların yeterli bir biçimde aydınlatılıp aydınlatılmadığı ve rızalarınınyöntemince alınıp alınmadığı hususlarının derece mahkemelerince verilenkararlarda tartışılmadığı anlaşılmaktadır.
65. Başka bir anlatımla derece mahkemeleri, 2/1/2002 tarihliameliyattan önce başvurucu Arif Koca'dan alınan muvafakatnamenin yukarıdabelirtilen ilkelere (bkz. §§ 60-62) uygun olup olmadığını tartışmadıkları ve bumuvafakatnamenin hukuki değeri hakkında herhangi bir açıklamada bulunmadıklarıgibi 15/1/2002 tarihinde yapılan ikinci ameliyattan önce başvurucularınaydınlatılmış rızalarının alınmadığı yönündeki iddiaları üzerinde de hiçdurmamıştır. Başvuru konusu olayda vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi müdahaleleröncesinde hukuken geçerli nitelikteki bir rızanın alınmadığı ve tıbbimüdahalelerin riskleri konusunda yetkili makamlarca yeterli bilgilendirmeyapılmadığı yönündeki iddialar hakkında derece mahkemelerince Anayasa'nın 17.maddesinin gerektirdiği ölçüde bir değerlendirme yapılması gerekli olmasınarağmen derece mahkemelerinin bu konuda ilgili ve yeterli bir gerekçe ortayakoymadığı sonucuna varılmıştır. Yargısal makamlarca bu değerlendirmelerinyapılmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması vegeliştirilmesi hakkı bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülükleriniyerine getirmedikleri kanaatine varılmıştır.
66. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkınınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
68. Başvurucular, 86.939,20 TL maddi ve 250.000 TL manevi olmaküzere toplam 336.939, 20 TL tazminat talebinde bulunmuşlardır.
69. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B No: 2014/8875, 7/6/2018). kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikteihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumunihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlaledilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
70. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
71. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda AnayasaMahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile AnayasaMahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca,ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılanyasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak,ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılamakararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundanfarklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabulhususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle birkarar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebinibeklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılamakararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleriyerine getirmektir. (Mehmet Doğan,§§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),§§ 57-59, 66, 67).
72. İncelenen başvuruda 2002 yılında gerçekleştirilenameliyatlarda geçerli rızanın bulunup bulunmadığı hususunda derecemahkemelerince ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmadığından kişininmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği sonucunaulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
73. Bu durumda kişinin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılamaise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerekAnayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararındabelirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeplekararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 15. İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
74. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanınyeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
75. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunmasıhakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere Ankara 15. İdare Mahkemesine (24/12/2009 tarihli ve E.2007/449,K.2009/1605) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.226,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE15/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.