TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ARMAN MAZMAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1752)
Karar Tarihi: 26/6/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Arman MAZMAN
Vekili
:
Av. İzzettin DOĞAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, ZeytinburnuBelediyesince murisi adına tescilli taşınmazın usulsüz olarakkamulaştırıldığını, murisinin vefatından sonra kamulaştırmasız el atmanedeniyle açtığı tazminat davasında davanın kabul edilerek lehine kararverilmesine rağmen idarece yargı kararının icra edilmemesi ve kamu mallarınınhaczinin mümkün olmaması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlereve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 20/2/2013 tarihindeKüçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 29/3/2013tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanınBölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün 6/6/2013 tarihliara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneğigörüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 1/8/2013 tarihli görüş yazısı 14/8/2013 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşıbeyanlarını yasal süresi içinde 23/8/2013 tarihinde ibrazetmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yeralan olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun murisi (annesi) HermineMAZMAN’ın hisse sahibi olduğu Zeytinburnu ilçesisınırları içinde yer alan taşınmaz hakkında Zeytinburnu Belediyesinin (İdare) 18/7/1986 tarihli kararıyla kamulaştırma kararı alınmıştır.
8. Başvurucunun murisi 26/7/1987tarihinde vefat etmiştir.
9. Başvurucunun murisinin vefatından haberdar olmayan İdare,kamulaştırma işlemlerini ölü kişiye karşı sürdürerek 14/10/1988tarihinde taşınmazın kendi adına tespiti için Zeytinburnu İkinci Asliye HukukMahkemesinde dava açmıştır.
10. Mahkemece başvurucunun murisinin adresi tespit edilemediğindenilanen tebligat yapılarak davaya devam edilmiş ve 1/5/1989tarih ve E.1988/513, K.1989/265 sayılı kararla taşınmazın idare adına tescilinekarar verilmiştir.
11. Dava konusu taşınmaz, 3/4/1990tarihinde idare adına tapuya hükmen tescil edilmiş ve idare kamulaştırdığıtaşınmazı ifraz ederek üçüncü kişilere satmıştır.
12. İdarece başvurucunun murisi adına Ziraat Bankasınayatırılan kamulaştırma bedeli, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle31/1/2002 tarihinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna(TMSF) devredilmek üzere Genel Müdürlük kayıtlarına alınmıştır.
13. Bu durumu yıllar sonra öğrenen başvurucu, 14/7/2009 tarihinde Bakırköy Birinci Asliye HukukMahkemesinde haklarını saklı tutmak kaydıyla 10.000,00 TL talepli kamulaştırmasızel atma nedeniyle tazminat davası açmıştır.
14. Mahkemece 23/2/2010 tarihindedava konusu taşınmazın bulunduğu yerde bilirkişiler nezaretinde keşif yapılmış,ayrıca taşınmazın bedel tespitine esas olmak üzere emlak vergi beyanlarıyla emsalbildirimi ve imar durumunu tespit için ilgili kurumlara müzekkere yazarakgerekli incelemeyi tamamlamıştır.
15. Mahkemece 1/3/2010 tarihlibilirkişi raporuna itiraz için taraflara süre verilmiş, başvurucu 21/4/2010tarihli duruşmada rapora itirazının olmadığını beyan etmiştir.
16. Başvurucu 31/1/2011 tarihliıslah dilekçesiyle taşınmazın bilirkişilerce tespit edilen değeri olan446.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle beraber tahsilinitalep etmiştir.
17. Mahkeme 2/6/2011 tarihli veE.2009/209, K.2011/94 sayılı kararıyla davayı kabul ederek başvurucuya murisineait taşınmazın dava tarihi itibarıyla değeri olan 446.000,00 TL’nin tazminatolarak ödenmesine karar vermiştir.
18. Karar davalı idare tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 5.Hukuk Dairesi, 1/3/2012 tarihli ve E.2011/16175,K.2012/3647 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi hükmünü onamıştır.
19. Başvurucu, 29/3/2012 tarihindeKüçükçekmece Birinci İcra Müdürlüğünün 2012/2459 sayılı dosyasıyla ilama dayalıalacağı hakkında icra takibine başlamıştır.
20. Davalı idarenin karar düzeltme talebi Yargıtay’ın aynıdairesinin, 17/9/2012 tarihli ve E.2012/12238,K.2012/16531 sayılı kararı ile reddedilmiş ve karar aynı tarihtekesinleşmiştir.
21. İcra takibine rağmen borçlu idare borcunu ödememiş, 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nungeçici 6. ve 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu veDiğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun’un geçici 2. maddelerinde yer alan kamu mallarının haczedilmezliğineilişkin hükümler nedeniyle de başvurucu haciz işlemi yaptıramamıştır.
22. Başvurucu 18/1/2013 tarihlidilekçesiyle İdareye kesinleşen yargı kararına dayalı alacağını ne zamanödeneceğini, hangi tarihte ödeme sırasına alındığını, kaçıncı sırada olduğunusormuş, Belediye Hukuk İşleri Müdürlüğünün dosyanın ödeme emri belgesidüzenlenerek ödenmesi için 10/4/2012 tarihinde Mali Hizmetler Müdürlüğünegönderildiği, Mali Hizmetler Müdürlüğünün ise başvurucunun alacağının27/11/2012 tarihinde muhasebe kayıtlarına işlendiğini, takriben Mayıs ayısonuna kadar ödeme yapılacağı yönündeki beyanlarını içeren 23/1/2013 tarihliyazıyla başvurucuya cevap verilmiştir.
23. İcra takibinden sonuç alamayan başvurucu, 20/2/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurudabulunmuştur.
24. Başvurucu 5/6/2013 tarihlidilekçesiyle 651.042,00 TL alacağının banka hesabına ödenmesini, ödemeyapılması halinde bir alacağının kalmayacağını beyan etmiş, İdare, 6/6/2013tarihinde Mahkemece hükmedilen tazminatı faiz ve diğer masraflarıyla beraber651.042,00 TL olarak başvurucunun banka hesabına ödemiştir.
B. İlgili Hukuk
25. 2942 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesi’nin 1/11/2012tarihli ve E. 2010/83, K. 2012/169 sayılı Kararı ile iptal edildikten sonra24/05/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanun’la değişik geçici 6. maddesinin 1., 8., 11. (değişmeden önceki 10. fıkra ile benzer) ve 13.fıkraları şöyledir:
“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veyakamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamuyararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılantaşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesisetmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespitive diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacakişlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.
…
Kesinleşen mahkemekararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaçolması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerindesermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı,Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlikve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılanödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleriiçin en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için en sonkesinleşmiş bütçe giderleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılıbütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşenalacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garametenve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanlarıile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılıKanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararıgereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yollarıda teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlemyapılabilir.
…
“…Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelintahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez...”
…
4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar kamulaştırmaişlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmenfiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsisedilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare tarafından kamulaştırılmasıhâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce malikleri lehine hükmedilentazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra vekalet ücretleri de,idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre bütçelerden ayrılacak paydan veaynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve işlem yapılır. Bu alacaklar içinde bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlarhakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci fıkra hükümleri uygulanır. Bufıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar hakkında açılan vekesinleşmeyen davalarda da uygulanır…”
26. 3/7/2005 tarih ve 5393 sayılı BelediyeKanunu’nun “Belediyenin yetkileri veimtiyazları” kenar başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…Belediyenin proje karşılığı borçlanmayoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilenkullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harçgelirleri haczedilemez…”
27. 10/12/2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu MalîYönetimi Ve Kontrol Kanunu'nun “Ödenemeyengiderler ve bütçeleştirilmiş borçlar”kenar başlıklı 34. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Ödemeemri belgesine bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar, bütçeye gider yazılarakemanet hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak, malın alındığı veyahizmetin yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar talep edilmeyenemanet hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Gelir kaydedilentutarlar, mahkeme kararı üzerine ödenir.
Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tümödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınmasırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamuidarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay vebenzeri tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesihalinde gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesitalep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.”
28. 9/6/1932 tarih ve 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu’nun “Haczi caiz olmıyanmallar ve haklar” kenar başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Aşağıdaki şeyler haczolunamaz:
1. Devlet malları ilemahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,
…”
29. 16/5/1956 tarih ve 1956/1-6 sayılı Yargıtayİçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:
“Taşınmazınakamulaştırmasız el konulan malik, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi,bu eylemli duruma razı olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı dabulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederekdava açması halinde, taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyethakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerektahsiline karar verilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 26/6/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 20/2/2013 tarih ve 2013/1752 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu, ZeytinburnuBelediyesince murisi adına tescilli taşınmaza murisinin vefatından sonra elatılması nedeniyle idareye açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminatdavasında kendi adına hükmedilen tazminatı icra yoluyla takip ettiği haldekendisine ödeme yapılmaması, 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. ve 6111 sayılıKanun’un geçici 2. maddelerinde yer alan kamu mallarının haczedilmezliğineilişkin hükümler nedeniyle icra takibinin sonuçsuz kalması ve yargı kararınınuygulanmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlaledildiğini ileri sürmüş ve haklarının ihlal edildiğine karar verilerek ihlalinve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere ve 100.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. MülkiyetHakkının İhlali İddiası
32. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyletazminat davasında kendi adına hükmedilen tazminatı icra yoluyla takip ettiğihalde kendisine ödeme yapılmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
33. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucu vekilininbaşvurucuya ait hiçbir hak ve alacağının kalmadığına dair 5/6/2013tarihli ibranameyi imzaladığı, başvurucunun alacağının tamamının faiz veyargılama giderleriyle birlikte 6/6/2013 tarihinde ödendiği, bu durumdabaşvurucunun mağdurluk sıfatının kalmadığı, bununla birlikte esastan incelemeyapılması halinde kamu mallarının haczedilemeyeceğine dair hükümlerinidarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetlerinin yürütülebilmesiiçin gerekli olan kaynaklarının korunmasının amaçlandığı, somut olaydabaşvurucuya alacağının ödeme tarihine kadar işlemiş faiziyle ödenerek makul birdengenin kurulduğu ifade edilerek mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet incelenirkenbu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyandabulunulmuştur.
34. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı cevabında,ödeme yapmış olmanın temel haklarının çiğnendiği gerçeğini değiştirmediğini,olayın 27 yıl süren bir sürecinin bulunduğunu, ibraname imzalamasının tazminattalebinden vazgeçtiği anlamına gelmeyeceğini belirterek, manevi tazminattalebini sürdürmüştür.
35. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir. ...”
36. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
37. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığıileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkıdoğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”
38. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi şöyledir:
“(1) Bölümler ya daKomisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararıverilebilir:
…
ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptananherhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesinihaklı kılan bir neden görülmemesi.”
39. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerinbireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup, anılan maddenin (1) numaralıfıkrasına göre; bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesiiçin üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu önkoşullar,başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veyaişleminden ya da ihmalinden dolayı, başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu ihlalden dolayıkişinin “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunlarınsonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”olduğunu ileri sürmesi gerekir (B. No: 2013/1977, 9/1/2014,§ 42).
40. Bireysel başvuruda “mağdur”kavramı, davada menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsızbir şekilde yorumlanmaktadır. Bu kavramın yorumu, günümüzde toplumun koşullarıışığında değişime tabi olup, bu kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekildeuygulanmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz., Gorraiz Lizarraga veDiğerleri/İspanya, B. No: 62543/00, 10/11/2004, §§ 35, 38).
41. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bir hakkınihlaline karar verilebilmesi için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konuolan kamu gücü kullanımına dayalı temel nedenlerin başvuru hakkında kararverileceği zamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurluk statüsünün devamıkonusunda değerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyet ettiği hususların halamevcut olup olmadığı ve muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilipgiderilmediği incelenmelidir.
42. Başvuru konusunun mahkeme kararıyla elde edilmiş ve birkamu kurumunun ödemesi gereken belli bir miktar tazminat olması durumundamağdurluk statüsünün kaybı için bu bedelin tamamının ödenmesi ve ödemenin gecikmesineve enflasyona bağlı hissedilir derecede değer kaybının bulunmaması gerekir (B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).
43. Bunun yanında tazminat ya da başvurucunun taleplerininanlaşma ile karşılanması da, mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder.Zira kamu idaresinin başvurucuyla yaptığı anlaşma ile borcun tamamını faiziylebirlikte ödemesi durumunda başvurucunun önceki borçtan olumsuz etkilenmeolasılığı kalmamaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.,Kemal Kol ve Ünal Kol/Türkiye, B.No: 3816/04, 30/9/2008)
44. Somut başvuruda mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet temelolarak kamu mallarının haczedilmezliğine dairhükümler nedeniyle tazminata dair yargı kararının icra edilememesinedayanmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi başvurucu yargı kararının temyizincelemesi sonrasında karar düzeltme aşamasını ve kararın kesinleşmesinibeklemeden 29/3/2012 tarihinde alacağını tahsil etmekamacıyla icraya koymuş (§ 19), karar 17/9/2012 tarihli karar düzeltme kararıylakesinleşmiş, başvurucu tahsili konusunda ilerleme sağlayamaması üzerine18/1/2013 tarihinde idareye borcunu ne zaman ödeyeceğini sormuş, idare de23/1/2013 tarihli cevabında Mayıs ayı sonunda ödeme yapacağını bildirmiştir (§22). Bunun üzerine başvurucu 20/2/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru kararabağlanmadan başvurucu idarenin hazırladığı 5/6/2013tarihli ibranameyi imzalayarak kendisine 651.042,00 TL ödenmesi halinde hiçbirhak ve alacağının kalmayacağını beyan etmiş ve 6/6/2013 tarihinde bahsedilenbedel başvurucunun banka hesabına havale edilmiştir (§ 23).
45. Bu durumda başvurucunun idareyle anlaşma sağlayarak ve 5/6/2013 tarihli ibranameyi imzalayarak alacağının tamamınıfaiz ve yargılama giderleriyle birlikte tahsil ettiği ve tazminatınödenmemesinden kaynaklanan maddi mağduriyetin tamamen giderildiği açıktır.Başvurucunun somut olayda kamu mallarının haczedilmezliğinedair kanun hükümlerinden olumsuz etkilenme olasılığı kalmamıştır. Çünkübaşvurucunun taleplerinin tümünü karşılayacak şekilde alacağının tamamınıdavalı idareden tahsil etmekle, alacağının tahsili için kamu mallarını haczetmegerekliliği kalmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkinmağduriyeti 6/6/2013 tarihinde tamamıylagiderildiğinden bu hak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de aynı tarihtesona ermiştir.
46. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkınayönelik şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlali İddiası
47. Başvurucunun yargı kararıyla almaya hak kazandığı tazminatınkamu idaresince icra edilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğişikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
48. Başvurucu, açtığı tazminat davasında kamulaştırmasız elatma nedeniyle kendi adına hükmedilen tazminatı icra yoluyla takip ettiği haldeödenmemesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
49. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun alacağınıntamamının faiz ve yargılama giderleriyle birlikte 6/6/2013tarihinde ödendiği, başvurucunun bunu kabul ederek uzlaştığı, dolayısıyla kararicra edildiğinden başvurucunun mağdur sıfatını kaybettiği, bununla birlikteesastan inceleme yapılması halinde kesinleşmiş yargı kararlarının icrasınınAİHM tarafından adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirildiği, AnayasaMahkemesinin yargılamaya bir bütün olarak bakarak başvurucunun mahkemeye erişimhakkının engellenip engellenmediğini belirleyerek adil yargılanma hakkıylailgili karar vereceğini düşündükleri, somut olayda kararın icrasının 9 aylıkbir gecikmeden sonra yerine getirildiği, ifade edilerek adil yargılanma hakkınailişkin şikâyet incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiğiyönünde beyanda bulunulmuştur.
50. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı cevabında,ödeme yapmış olmanın temel haklarının çiğnendiği gerçeğini değiştirmediğini,olayın 27 yıl süren bir sürecinin bulunduğunu, bu güne kadar yapılan ihlallerinyok sayılamayacağını belirterek, manevi tazminat talebini sürdürmüştür.
51. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
52. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:
“Yasama ve yürütmeorganları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar veidare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerinegetirilmesini geciktiremez.”
53. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem veişlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
54. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
55. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
56. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak aramaözgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasınıve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikteaynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanıelde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adilyargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddiave savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyide kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, K.T. 14/1/2010).
57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temelhak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama ve yürütme organları ileidarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarınındeğiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138.maddesinin de, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesigerektiği açıktır.
58. Nihai mahkeme kararlarını, taraflardan birinin aleyhinesonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hale getiren düzenlemeler ve uygulamalar,mahkemeye erişim hakkının anlamını yitirmesine sebep olmaktadır (B. No:2012/144, 2/10/2013, § 28). Yargı kararınıngeciktirilmeksizin uygulanması, Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasındamahkemelerin bağımsızlığının bir parçası olarak görülmekte ve devlete yargıkararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden uygulama yükümlülüğügetirilmektedir.
59. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği için AİHM, mahkemeyeerişim hakkından yola çıkarak kararların icrası hakkını adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM’egöre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynızamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar.Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanınsonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da biranlamı olmayacaktır (bkz. Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). Bu çerçevede AİHM, kesinleşmiş vebağlayıcı bir yargı kararının, lehine karar verilen tarafın zarar görmesinerağmen infaz edilmemesi durumunda, mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifadeetmeyeceğini, yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesinin, 6. maddeanlamında “dava”nıntamamlayıcı unsuru olduğunu vurgulamaktadır (bkz. Burdov/Rusya, B.No:59498/00, 7/5/2002, §34).
60. Zira davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukukauygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargıkararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayıreddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa, bu durumdadavada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin6. maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir.(bkz. Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye,B. No:6334/05, 23/10/2012, § 115). AİHM bu yorumuylabir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasınıdeğil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelikmeşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmektedir (bkz. Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007,§ 54).
61. Anayasanın 138. maddesi metninde mahkeme kararlarınauyma, bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütmeorganları ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kuralına yerverilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerinegetirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hakve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyladevlet, yargı kararlarının zamanında icra edilmesini sağlayarak bireyleraleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamuotoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumaklayükümlüdür. Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette,bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumaadına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında icraedilmeyerek, sonuçsuz bırakılması kabul edilemez.
62. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletininönkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,K.T. 22/5/2013).
63. Hukuki güvenlik ilkesi “öngörülebilirliği”sağlayan işleviyle hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olarak, bireylere hemdevlet hem de toplumun diğer üyeleri karşısında “ilkesel”, “kurumsal”ve “işlevsel” güvenceleribirlikte sağlar. Bu ilke çerçevesinde; bir hukuk devletinde devletin tüm işlemve eylemlerinin hukuka uygun olmasının mevcut normlarla kural altına alınması “ilkesel” korumayı oluştururken, söz konusubu normların mahkemelerce uygulanarak hukuksal uyuşmazlıkların çözülmesi ise “kurumsal” güvence olarak kabul edilir.Diğer taraftan hukuksal uyuşmazlıkları kesin olarak çözen mahkeme kararlarınınkamu otoritelerince yerine getirilmesi “işlevsel”güvenceyi oluşturur.
64. Yargı kararlarının geç uygulanması sebebiyle bireylerlehine zamanında kullanılamayan “işlevsel”güvencenin söz konusu olduğu bir durumda, “ilkesel”ve “kurumsal” güvencelerinbireyler adına etkin kılınabilmesi, kendilerinden beklenilen hukuksal korumayısağlamaları mümkün olmaz. Dolayısıyla yargı kararlarının bireyler hakkındauygulanmasını içeren işlevsel güvence; ilkesel ve kurumsal güvenceleritamamlayan, bu güvencelerin istenilen sonuçları vermesini mümkün hale getirerekbireysel hak ve özgürlüklere yargısal koruma sağlanabilmesini olanaklı kılanvazgeçilmez bir hukuki teminattır.
65. Kesin hükme saygı uluslar arasıhukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir.Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizinuygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilenkesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sistemindeyargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biriaçısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığıgüvencelerin bir anlamı kalmayacaktır.
66. Anayasa’nın 138. maddesinin 4.fıkrası gereği yargı kararları geciktirilmeksizin uygulanmak zorunda olmakla vekararın icrasında gecikmenin başvurucuların adil yargılanma haklarına birmüdahale olduğu kabul edilmekle beraber, kararların icrasında ne kadar sürelibir gecikmenin hak ihlali sayılacağının, davanın konusu, davanın konusu biralacağın veya tazminatın ödenmesiyse alacak veya tazminatın mahiyeti,başvurucunun kararın icrasındaki menfaati, yargı kararın icrasının başvurucuiçin önemi, ödeme ile sorumlu idarenin bütçe imkânları ve ödeme konusundakitutumu, alacak veya tazminatın ödemenin gecikmesi nedeniyle değer kaybedipkaybetmediği, davanın kararın icra safhasıyla beraber toplam süresi ile kararınicrasında geçen süre gibi somut davanın koşullarına göre incelenmesi gerekir.
67. Nitekim AİHM, mahkeme tarafından verilen hükmün yerinegetirilmesini, AİHS’in 6. maddesi bakımından yargılamanınbütünleyici bir parçası olarak görmekte ve yargılamanın uzunluğuyla ilgilidavalarda da incelemektedir (Bkz., DiPede/İtalya, B. No: 15797/89, 26/9/1996,§§ 20-24). Bununla birlikte AİHM, yaptığı incelemelerde belli süreye kadar olangecikmeleri makul kabul etmekte ve ödemelerin gecikmesi halinde gecikme faizigibi telafi edici yöntemler bulunup bulunmadığına bakacağına vurgu yapmaktadır(Bkz., Fidanten veDiğerleri/Türkiye, B. No: 27501/06, 28/6/2011, § 28)
68. 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6. maddenin onbirinci fıkrası, 9/10/1956 ile4/11/1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmalar nedeniylemahkemelerce hükmedilen tazminatların tahsili amacıyla idarelerin mal, hak vealacaklarının haczedilemeyeceği hükmünü içermektedir. Kanun'da bu amaçlaidarelerin bütçelerinden belli bir pay ayrılması ve ödemelerin bu paylarüzerinden yapılması, ayrılan payın hükmedilen tazminat miktarını karşılamamasıhalinde ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak taksitle ve garametenyapılması öngörülmüştür. Taksitlendirme halinde kanuni faiz ödenmesi de kuralabağlanmıştır (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).Ancak bireyin mülkiyet hakkına hukuka aykırı olarak müdahale eden idarenin,kesinleşen mahkeme kararlarıyla hükmedilen alacakları veya tazminatlarıödememekte ısrar etmesi halinde, adil yargılanma hakkı kapsamında yargıkararlarının icrası hakkı ihlal edilmiş olur. Anılan düzenleme, kesinleşenmahkeme kararlarıyla hükmedilen alacak veya tazminatları ödememe sebebi olamaz.
69. Başvuru konusu olayda, başvurucunun murisi 26/7/1987 tarihinde vefat etmesine rağmen bundan haberdarolmayan idare ve mahkeme, murise ait taşınmazın kamulaştırılma işlemlerinihayatta olan kişiymiş gibi sürdürmüş ve 1/5/1989 tarihinde taşınmazın idareadına tesciline karar verilmiş, murisi adına bankaya yatırılan kamulaştırmabedeli ise uzun bir süre takip edilmediğinden 31/1/2002 tarihinde TMSF’ye devredilmiştir. Bu durumdan yıllar sonra haberdarolan başvurucunun 14/7/2009 tarihinde açtığıkamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında Mahkeme, 2/6/2011 tarihlikararıyla dava tarihine göre 446.000,00 TL olarak tespit ettiği taşınmazınbedelinin tazminat olarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bahsedilenkarar, 17/9/2012 tarihli Yargıtay kararıyla kesinleşmiştir.Mahkeme bedeli daha önce ödenmesine rağmen başvurucuya ödeme yapılmasına kararvererek başvurucunun murisinden kalan geçmişe dönük haklarını korumuştur. Buhusus, başvurucu tarafından da kabul edilmekle herhangi bir tartışmaiçermemektedir.
70. Başvurucu ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşmeden 29/3/2012 tarihinde icra takibine başlamış, ancak sonuçalamamıştır. Başvurucunun 18/1/2013 tarihli alacağınınne zaman ödeneceğine dair dilekçesine idare, 23/1/2013 tarihli yazısıyla idariborcu muhasebe kayıtlarına aldığını ve plana bağladığını, 2013 yılının Mayısayı sonunda ödeme yapabileceğini bildirmiş, başvurucunun 5/6/2013 tarihindeimzaladığı ibranameyle 6/6/2013 tarihinde başvurucuya alacağı faiz ve yargılamagiderleriyle birlikte 651.042,00 TL olarak ödenmiştir. Bu durumda idareninborcunu muhasebe kayıtlarına alarak plana bağladığı, ödeme konusunda iyiniyetli olduğu ve kesinleşen yargı kararının 9 ay sonra icra edildiği,tazminatın ödemesinde faiz ve yargılama giderlerinin dâhil edildiği, mevcutyasal faiz ve enflasyon oranı dikkate alındığında değer kaybı yaşanmadığıanlaşılmaktadır.
71. Başvurucu da yapılan ödemenin maddi kayıplarını telafietmediği yönünde bir iddiada bulunmamakta, kararın icrasından sonra şikâyetinikararın geç icra edilmesi nedeniyle hakkının ihlal edildiği şeklinde sürdürerekmanevi tazminat talep etmektedir.
72. 2942 sayılı Kanun’un geçici 6.maddesiyle de kamu kurumlarının geçmişten gelen kamulaştırmasız el atmalarınedeniyle açılan davalarda ödemek zorunda kaldıkları tazminatların mevcut kamuhizmetlerini aksatmayacak şekilde ödenebilmesi için bütçelerinden payayırmaları ve ödemeleri peşin yapamamaları halinde sonraki yıllara sâri olacakşekilde borçların taksitlendirilmesi ve taksitlendirilmiş borçlara kanuni faizödenmesi imkânı tanımıştır.
73. Bir kamu kurumu aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcımahkeme kararıyla ortaya konulan borcu ifa etmemek için ekonomik kaynakyokluğunun mazeret olarak ileri sürülemeyeceği (bkz. AİHM, Burdov/Rusya, B. No:59498/00, 7/5/2002, §35) belirtilmekle beraber, bu husus 5018 sayılı Kanun’un 34. maddesinde ifadeedilen kamu idarelerinin yargı kararı gereği ödeme zorunda olduklarıöngörülemeyen giderlerini, kurumların gelir ve nakit durumlarına göre belli birtakvime bağlayarak ve gecikmeden kaynaklanan değer kayıplarını faizle telafiederek ödemelerini bir hak ihlaline dönüştürmez.
74. Ayrıca alacağın konusunun tehlikeli bir işte kamu zoruylayaptırılan ve sonucunda başvurucunun sağlığının etkilendiği bedeni birçalışmanın karşılığı (bkz. AİHM, Burdov/Rusya,B. No:59498/00, 7/5/2002, § 7) gibi ödenmesini ivedihale getirecek bir özellik arz etmediği veya başvurucu için aciliyetarz etmediği durumlarda bedelin ödenmesinin kamu hizmetlerini aksatmayacakşekilde plana bağlanması makul olarak karşılanmalıdır. Bu durum özelliklebaşvuru konusu olayda olduğu gibi bütçe imkânları çok rahat olmayan kamukurumlarının önceden öngöremeyecekleri önemli bir meblağa baliğ ödemelerde önemarz eder.
75. Bunun yanında başvurucunun annesiolan murisinden kalan taşınmazın kamulaştırıldığını annesinin vefatından 22 yılsonra öğrendiği ve tazminat ödenmesi amacıyla dava açtığı göz önündebulundurulduğunda başvurucunun bahsettiği davanın 27 yıllık geçmişinintamamının yargı kararının icrasının gecikmesi bağlamında değerlendirilmesininmümkün olmadığı ve başvurucunun taşınmazın bedelini tahsile yönelik ihtiyacınınacil ve öncelikli olmadığı, dolayısıyla başvurucunun mahkeme kararının yerinegetirilmesindeki menfaatinin de acil ve öncelikli olmadığı anlaşılmaktadır.
76. Sonuç olarak, başvuru konusu olaydabaşvurucunun mahkeme kararıyla elde ettiği tazminatın ödenmesindeki 9 aylıkgecikme; ödemenin idarece muhasebe kayıtlarına alınarak bir plana bağlanması,öngörülemeyen borç miktarının bütçe imkânlarıyla kıyaslandığında yüksek birmiktara baliğ olması, tazminatın konusunun ödenmesini ivedi hale getireceközellikli bir konu olmaması, alacağın tamamının faiz ve yargılama giderleriyleberaber başvurucuyla yapılan uzlaşma ve imzalanan ibranameyle ödenmesi,başvurucunun ödemenin yapılmasındaki menfaatinin önemli ve öncelikli olmadığıhususları göz önünde bulundurulduğunda ihlal boyutlarına ulaşmadığından,başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
77. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan yargı kararlarının icrası hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. Başvurunun,
1. Mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanmahakkına yönelik şikâyet yönünden KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkına İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılanyargılama giderinin BAŞVURUCU ÜZERİNDE BIRAKILMASINA,
26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.