TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ARZU BATMAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7915)
Karar Tarihi: 16/9/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucu
:
Arzu BATMAZ
Vekili
:
Av. Kamil Tekin SÜREK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, işçi statüsünde çalışılan kamu kurumunda fiilîhizmet süresi zammından yararlandırılmaması ve bu konuda açılan davanınreddedilmesi nedeniyle hak arama hürriyetinin, zorla çalıştırılma yasağının,eşitlik ilkesinin, mülkiyet ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 30/10/2013 tarihinde İstanbul 22. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve ekleri ile dava dosyasında yer aldığışekliyle olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu 1/3/1994 tarihinden bu yana Okmeydanı Eğitim veAraştırma Hastanesinde radyoloji teknisyeni olarak çalışmaktadır.
6. Başvurucu, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı SosyalSigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 1/12/2008 tarihinde yürürlüğegirmesinin ardından anılan Kanun’un 40. maddesi uyarınca yaptığı işin niteliğive iştigal ettiği iş kolu itibarıyla fiilî hizmet süresi zammından yararlanmayabaşlamıştır.
7. Bununla birlikte başvurucu, 10/2/2011 tarihinde İstanbul6. İş Mahkemesinde tespit davası açmış, işe başladığı tarih olan 1/3/1994 ilefiilî hizmet süresi zammından yararlanmaya başladığı Kasım 2008 arası dönemdede yaptığı iş gereği radyasyona maruz kaldığını belirtmiş, söz konusu dönemiçin fiilî hizmet süresi zammını hak ettiğinin tespitine hükmedilmesini ve budöneme ilişkin fiilî hizmet zammı süresi primlerinin davalı Sağlık Bakanlığıtarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna yatırılmasına karar verilmesini talepetmiştir.
8. İstanbul 6. İş Mahkemesi, 13/2/2013 tarihli veE.2011/169, K.2013/124 sayılı kararı ile “…Tüm deliller ve dosya kapsamı bu şekilde değerlendirilerek; davacının davalıişyerinde başlangıçtan beri yaptığı işin aynı iş olduğu ve olumsuz koşullardanaynı şekilde etkilendiği anlaşılmakta ise de; 5510 sayılı Yasa’nın 01/12/2008tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 2008 Kasım ayından itibaren itibarihizmetten yararlandığı, ancak bu tarihten önceki çalışma döneminde çalıştığıişyerinin 506 sayılı Yasa’da belirtilen işyerlerinden olmadığı…”gerekçesine dayanarak davanın reddine hükmetmiştir.
9. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerineYargıtay 10. Hukuk Dairesi, 17/6/2013 tarihli ve E.2013/7957, K.2013/13692sayılı ilamı ile kararı onamıştır.
10. Onama ilamı başvurucuya 1/10/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
11. Başvurucu 30/10/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
12. 5510 sayılı Kanun’un “Fiilihizmet süresi zammı” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:
“Aşağıda belirtilen işyerlerinde ve işlerde 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerikapsamında çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu işyerlerinde veişlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen günsayıları, fiilî hizmet süresi zammı olarak eklenir. 360 günden eksik sürelereait fiilî hizmet süresi zammı, 360 gün için eklenen fiilî hizmet süresi ileorantılı olarak belirlenir. Çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamındadeğerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarındabelirtilen sigortalılar hariç sigortalının kapsamdaki işyerleri ile birliktebelirtilen işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruzkalması şarttır.
...
Aşağıdaki bentlerden birden fazlasına dahilolanlar için, en yüksek olan bentten fiilî hizmet süresi zammı uygulanır.
Kapsamdaki İşler/İşyerleri
Kapsamdaki Sigortalılar
Eklenecek Gün Sayısı
…11) Radyoaktif ve radyoiyanizan maddelerle yapılan işler
Doğal ve yapay radyoaktif, radyoiyonizan maddeler veya bütün diğer korpüsküler emanasyon kaynakları ile yapılan işlerde çalışanlar.
90 gün
… ”
13. Adana 1. İş Mahkemesinin Anayasa'ya aykırı olduğugerekçesiyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduğu 17/7/1964 tarihli ve506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu mülga ek 5. maddesi hükmünün AnayasaMahkemesinin 4/10/2006 tarihli iptal kararından önceki hâli şöyledir:
“506 sayılı Kanuna göre sigortalısayılanların, aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, busürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılıksüresi olarak eklenir.
Sigortalılar
Hizmetin geçtiği yer
Eklenecek süre
I— a) 212 sayılı Kanunla değiştirilen 5953 sayılı basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri düzenliyen kanun kapsamına tabi olarak çalışan sigortalılar
b) Basın kartı yönetmeliğine göre basın kartına sahip olmak suretiyle gazetecilik yaparken, kamu kurumlarına giren ve bu kurumlarda meslekleriyle ilgili görevlerde istihdam edilen sigortalılar
5953 sayılı Kanunu Değiştiren 212 sayılı Kanunun birinci maddesi kapsamına giren işyerleri
Basın müşavirlikleri
90 gün
90 gün
II— (Değişik bent: 20/06/1987 - 3395/13 md.) Basım ve gazetecilik iş yerlerinden 1475 sayılı Kanun ve değişikliklerine göre çalışan sigortalılar
a) Solunum ve cilt yoluyla vücuda geçen gaz veya diğer zehirleyici maddelerle çalışılan iş yerleri,
b) Fazla gürültü ve ihtizaz yapıcı makine ve aletlerle çalışarak iş yapılan işyerleri,
c) Doğrudan doğruya yüksek hararete maruz bulunarak çalışılan işyerleri,
d) Fazla ve devamlı adali gayret sarf edilerek iş yapılan işyerleri,
e) Tabii ışığın hiç olmadığı ve münhasıran suni ışık altında çalı şılan işyerleri,
f) Günlük mesainin yarıdan fazlası saat 20.00’den sonra çalışılarak yapılan işyerleri,
90 gün
III— (Ek bent: 20/06/1987 – 3395/13 md.) Denizde Gemi adamları, gemi ateşçileri, kömürcüler, dalgıçlar.
90 gün
I
IV— (Ek bent: 20/6/1987 - 3395/13 md.) Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar.
1.
1. Çelik, demir ve tunç döküm,
2. 2.Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde,
3. 3.Patlayıcı maddeler yapılmasında,
4. 4.Kaynak işlerinde çalışanlarda.
90 gün
14. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 4/10/2006 tarihli veE.2002/157, K.2006/97 sayılı (27/3/2007 tarihli Resmî Gazete’deyayımlanan) kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…İtibarihizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgu sanayi kolları farklı da olsabelli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu niteliktekiişleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı hukuksaldurumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması eşitlik ilkesine aykırılıkoluşturacağından itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesine yerveren 10. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
…
17.7.1964günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nun Ek 5.maddesinin birinci fıkrasının 20.6.1987 günlü, 3395 sayılı Yasa ile eklenen IVnumaralı bendinde yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, ...” ibaresininAnayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
…
OYÇOKLUĞUYLA,4.10.2006 gününde karar verildi.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 16/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 30/10/2013 tarihli ve 2013/7915 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu, radyoloji teknisyeni olarak Okmeydanı Eğitimve Araştırma Hastanesinde 1/3/1994 tarihinden beri işçi statüsünde çalışmaktaolduğunu, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren 2008 yılı Kasımayından bu yana fiilî hizmet süresi zammından yararlandığını ancak işe girdiğitarih ile zamdan yararlanmaya başladığı tarih arasında geçen dönemde fiilîhizmet süresi zammından yararlanamadığını oysa aynı işyerinde aynı işi yaptığımemur statüsündeki kişiler ile toplu iş sözleşmesinde bu duruma ilişkin hükümbulunan işçilerin söz konusu zamdan yararlanabildiklerini, benzer konudaAnayasa Mahkemesi kararı bulunmasına rağmen açtığı davada sonuç eldeedemediğini, ilgili dönemde fiilî hizmet zammından yararlanamamasından dolayıemekli olabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalacağını belirterek hakarama hürriyetinin, zorla çalıştırılma yasağının, eşitlik ilkesinin, mülkiyetve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesini veya tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
17. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkinnitelendirmesi ile bağlı olmayıp somut dava ve buna bağlı olaylarınözelliklerine göre olay ve olguların hukuki nitelendirmesini kendisi yapar.Başvurucunun hak arama hürriyetinin, etkili başvuru hakkının ve eşitlik ilkesininihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin özünün, belirli bir dönemde fiilîhizmet süresi zammından yararlandırılmamasından kaynaklandığı anlaşıldığındananılan şikâyetler mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamındadeğerlendirilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun fiilî hizmet süresizammından yararlanamadığı dönem nedeniyle emekli olabilmek için daha fazlaçalışmak zorunda kalmasından dolayı zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğiiddiası ayrıca incelenmiştir.
1. Zorla Çalıştırma Yasağının İhlali İddiası
18. Başvurucu, fiilî hizmet süresi zammından yararlanamadığıdönem nedeniyle emekli olabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalacağınıbelirterek zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece, açıkça dayanaktan yoksun başvurularınkabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarınıkanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarailişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahaleninmeşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerdenibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Münis Düşenkalkar, B.No:2013/1244, 17/7/2014, § 28).
20. Anayasa'nın "Zorlaçalıştırma yasağı" başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angaryayasaktır."
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı"başlıklı 4. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"1. Hiç kimse köle ya da kul durumundatutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunluçalışmaya tabi tutulamaz."
22. Anayasa'nın 18. maddesinin gerekçesindeangarya, kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması olaraktanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da angarya, birmaldan ya da bir kişinin çalışmasından karşılıksız yararlanma biçimindetanımlanmıştır. Hizmetlerin karşılığında kendilerine ücret ödenen kişilerin buyükümlülük kapsamındaki çalışmalarının angarya olarak nitelendirilmesininmümkün olmadığı belirtilmiştir (AYM, E.2011/150, K.2013/30, 14/2/2013).
23. Anayasa'da "zorla çalıştırma" yasaklanmaklabirlikte bu kavramın tanımı yapılmamıştır. Bu kavramın tanımı ve içeriğibelirlenirken, temel insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden veilgili uluslararası otoritelerin yorum ve uygulamalarından yararlanılabilir.Zorla çalıştırma yasağına ilişkin uluslararası kurallar, 29 No.lu Cebri veMecburi Çalıştırmaya İlişkin ILO Sözleşmesi'nde düzenlenmiştir. AnılanSözleşme'nin 2. maddesinde yapılan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM)de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme veya AİHS) 4. maddesinde yeralan zorla çalıştırma yasağının kapsamının belirlenmesinde esas alınan tanımagöre zorla çalıştırma, "herhangi birkişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiğitüm iş veya hizmetleri" ifade etmektedir. Buna göre zorlaçalıştırmadan söz edilebilmesi için kişinin ceza tehdidi altında ve rızasıbulunmaksızın çalıştırılması gerekmektedir (AYM, E.2011/150, K.2013/30,14/2/2013).
24. AİHM tarafından da AİHS'in4. maddesinin yorumlanmasında ILO Sözleşmesi'nde yer alan tanımabaşvurulmaktadır (Sliadin/Fransa, B. No: 73316/01, 26/10/2005, §§115, 116). AİHM içtihatlarında "zorlaveya zorunlu" bir çalışmanın tespitinde iki ayrı durumunvarlığı aranmaktadır. Bunlardan ilki, kişinin yaptığı çalışmanın yasalzorunluluk veya yükümlülük gereği olması ya da kendi iradesi dışında çalışmayazorlanması; ikincisi ise bu çalışmanın kişiye sıkıntı verici, kişiyi usandırıcıya da bunaltıcı veya meşakkatli olmasıdır. AİHM, serbestçe yapılmış birsözleşme gereğince yapılması gereken işin, taraflardan biri taahhüdünü yerinegetirmediğinde yaptırımla karşılaşması nedeniyle zorla çalıştırmasayılamayacağını belirtmektedir (Münis Düşenkalkar, § 33).
25. Başvuru konusu olayda bir kamuidaresiyle yaptığı sözleşmeye istinaden ve ücreti mukabili radyoloji teknisyeniolarak çalışmakta olan başvurucu, işe başladığı tarih olan 1/3/1994’tenitibaren fiilî hizmet zammından yararlandırılması gerektiğini, aksi takdirdeemekli olabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalacağını ifade etmeklebirlikte, yaptığı işin karşılığı olarak kendisine ücret ödenmediğinden veyaistemediği bir işin kendisine zorla yaptırıldığından şikâyet etmemektedir.
26. Bu durumda başvurucu radyolojiteknisyeni olarak bir kamu kurumunda yaptığı çalışmayı kamu idaresiyle yaptığısözleşmeye istinaden ve ücreti mukabili gerçekleştirmektedir. Başvurucunun buişte zorla çalıştırıldığına dair bir emare de ortaya konulmamıştır. Dolayısıylazorla çalıştırma yasağı yönünden başvurucuya bir müdahalenin bulunmadığıaçıktır.
27. Açıklanan nedenlerle, zorla çalıştırmayasağı hususunda bir müdahalenin olmadığı açık olduğundan başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
28. Başvurucu, işe başladığı 1/3/1994 tarihinden 2008 yılıKasım ayına kadar geçen sürede fiilî hizmet süresi zammından yararlandırılmamasınedeniyle maddi kaybının olduğunu ve Anayasa Mahkemesinin iptal hükmüne rağmenaçtığı davada da sonuç alamadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri sürmektedir.
29. Bu durumda öncelikle başvurucununbaşvuruya konu olayda Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunupbulunmadığının tartışılması gerekmektedir (SelçukEmiroğlu, B.No:2013/5660, 20/3/2014, §25; Muzaffer Gölen,B.No:2013/3430, 10/6/2015, § 32).
30. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
31. Sözleşme'ye Ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
32. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncüfıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerinegöre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın,Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nintaraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
33. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Birkişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrası mümkünbir "alacağı" eldeetmeye yönelik "meşru bir beklenti",Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıgüvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler veAli Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
34. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icraedilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüneveya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı biryargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.Ayrıca AİHM, özünde “varlık”olarak kabul görebilecek bir şahsi menfaatin, ulusal mahkemelerin yerleşmişiçtihadı gibi yalnızca ulusal hukukta yeterli bir temeli olması hâlinde mümkünolabileceği görüşündedir (Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, §52; Saghinadze/Gürcistan,B. No: 18768/05, 27/5/2010, § 103; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002,§§ 44, 45).
35. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumakapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuksisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanımaise mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılabilecektir (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No:2013/845, 20/11/2014, § 37).
36. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden birkimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, §§ 36,37).
37. Anayasa'nın ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında yeralan mülkiyet hakkı bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkıiçermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta -önceden prim ödeme şartıyla veyaşartsız olarak- sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılmasıöngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığışartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinindoğduğu kabul edilmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.No: 65731/01, 65900/01, 12/4/2006, §§ 53-55; Andrejeva/Letonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009, § 77).
38. Ancak somut olayda başvurucunun hâlihazırda fiilî hizmetsüresi zammından yararlanıp yararlanmadığı hususu ihtilaf konusu değildir.İhtilaf konusu, başvurucunun işe başladığı 1/3/1994 tarihi ile 5510 sayılıKanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte fiilî hizmet süresi zammındanyararlanmaya başladığı 2008 yılı Kasım ayı arasında kalan dönemde fiilî hizmetsüresi zammından yararlandırılmaması ve ilgili dönem için fiilî hizmet süresizammı primlerinin ödenmemesi nedeniyle erken emekli olamamasından kaynaklananzararın tazmini talebidir.
39. Anayasa'nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yeralan mülkiyet hakkının fiilî hizmet süresi zammına ilişkin olarak bireylere birgüvence sağlamadığı açıktır. Bununla birlikte bireyler, ancak zamdanyararlanılması konusunda kanuni düzenleme veya içtihatlarda yeterli dayanağınolması hâlinde bu yöndeki bir talepleri mülkiyet hakkı kapsamında kabuledilerek güvencelerden yararlandırılabilir. Öyleyse bu aşamadadeğerlendirilmesi gereken husus, başvurucunun talep ettiği dönemde fiilî hizmetsüresi zammından yararlandırılması gerektiği iddiasının kanuni düzenlemelerveya yargısal içtihatlar ile desteklenip desteklenmediği, böylece başvurucununiddiasının Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki güvence hükmüne uygulama alanısağlayacak yeterlilikte meşru beklenti oluşturup oluşturmadığıdır.
40. Fiilî hizmet süresi zammına ilişkin düzenlemeler 5510sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce başvurucunun da tabi olduğu 506 sayılıKanun’un ek 5. maddesi ile ortaya konulmuştur (bkz. § 13). Söz konusu madde ile506 sayılı Kanun’a göre sigortalı sayılanlardan, maddede belirtilen hizmetleriifa etmekte olanların sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı içinhizmetlerinin türüne göre sigortalılık süresi eklenmesi öngörülmüştür.
41. Ancak radyoloji teknisyeni olan başvurucunun iştigaletmekte olduğu hizmet kolu, anılan kanun hükmünde fiilî hizmet süresi zammındanyararlandırılacak kapsamdaki sigortalılar arasında yer almamaktadır. Bu durumdabaşvurucu, fiilî hizmet süresi zammından yararlanacak hizmet kollarınıdüzenleyen 506 sayılı Kanun’un mülga ek 5. maddesi hükmü kapsamı dışındakalmaktadır.
42. Yargıtayın bu konuya ilişkin bir Hukuk GenelKurulu kararında da 506 sayılı Kanun’un ek 5. maddesi ile getirilen düzenlemeile tanınan fiilî hizmet süresi olanağından yararlanmak için maddede yazılıfiziksel koşulların gerçekleşmesinin tek başına yeterli olmadığı, Kanun’unöngördüğü biçimde iş kolu ve iş yeri koşullarının birlikte gerçekleşme zorunluluğubulunduğu ifade edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/3/2012 tarihli veE.2012/21-6, K.2012/222 sayılı kararı).
43. Başvurucu ayrıca 506 sayılı Kanun’un ek 5. maddesihükmünün itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşındığını, Anayasa Mahkemesininverdiği 4/10/2006 tarihli iptal kararı sonucu fiilî hizmet zammındanyararlandırılması gerektiğini ileri sürmüştür.
44. Başvurucunun bu iddiasının incelenmesinde ise söz konusuKanun hükmünde yer alan “Azotlu gübre veşeker sanayiinde” ibaresinin,Anayasanın10. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle ve iptal edilmesi istemiyle AnayasaMahkemesi önüne taşındığı, yapılan inceleme sonucu 4/10/2006 tarihli veE.2002/157, K.2006/97 sayılı karar ile “…İtibarihizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgu sanayi kolları farklı da olsabelli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu niteliktekiişleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı hukuksaldurumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması eşitlik ilkesine aykırılıkoluşturacağından itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesine yerveren 10. maddesine aykırıdır.” gerekçesine dayanarak söz konusuibarenin iptaline hükmedildiği anlaşılmıştır. Bu durumda iptal kararından sonrafabrika, atölye, trafo binaları, havuz ve depolarda çalışanların maddedesayılan dört tip işin yapılmasında 90 gün fiilî hizmet süresi zammındanyararlanması mümkün hâle gelmiş ancak söz konusu kararın başvurucunun iştigalettiği hizmet kolunu kapsayan bir etkisi olmamıştır.
45. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun yürürlüğe girene kadaruygulanmaya devam olunan 506 sayılı Kanun’un ek 5. maddesi hükmü,gerek ilk düzenlenen hâliyle gerekse Anayasa Mahkemesinin iptal kararındansonra aldığı son hâliyle başvurucunun talep ettiği dönem için başvurucunun işive çalışma yeri dikkate alındığında kendisinin fiilî hizmet zammındanyararlanmasını ifade eden bir kural niteliğinde değildir. Başvurucu, talepettiği dönem için fiilî hizmet süresi zammından yararlanabileceği yönündeyerleşik bir yargı içtihadı da ortaya koymamıştır.
46. Ayrıca sonradan yürürlüğe girmiş yasalar yürürlüktarihleri itibarıyla hüküm ifade ettiklerinden -yasa koyucu aksine birdüzenleme getirmedikçe- geçmişte meydana gelmiş olaylara uygulanamazlar. Bubağlamda 2008 yılı Kasım ayından itibaren başvurucunun fiilî hizmet süresizammından yararlanmasını sağlayan 5510 sayılı Kanun da aksine bir hükümiçermediğinden Kanun’un kendinden önceki döneme uygulanması mümkünolmamaktadır.
47. Bu durumda somut başvuru konusu olayda başvurucunun, 5510sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önceki çalışma döneminde fiilî hizmet süresizammından yararlanması talebinin, yürürlükteki kanun hükümleri veya konuylailgili yargı içtihatları tarafından desteklenmediği ve mülkiyet hakkıkapsamında meşru beklenti olarak nitelendirmeye yetecek somutlukta olmadığıanlaşılmış dolayısıyla başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenenmülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığısonucuna ulaşılmıştır.
48. Öte yandan başvurucunun, aynı işyerinde aynı işi yaptığımemur statüsündeki kişiler ile toplu iş sözleşmesinde bu duruma ilişkin hükümbulunan işçilerin geçmişten beri fiilî hizmet süresi zammından yararlandıklarıiçin Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlikilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının, anılan Anayasamaddesindeki ifadeler dikkate alındığında soyut olarak değerlendirilmesi mümkünolmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak veözgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33). Bu çerçevede başvurucunun mülkiyet hakkınayönelik bir müdahalenin bulunmadığının anlaşılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetininincelemesinde ayrıca eşitlik ilkesi yönünden değerlendirme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
49. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının,diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizliknedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiği yönündeki iddiasınınaçıkça dayanaktan yoksun olması,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının konu bakımından yetkisizlik
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
16/9/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.