TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
A.S. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/21966)
Karar Tarihi: 9/1/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ömer MENCİK
Başvurucu
:
A.S.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasınaerişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;yetkisi olmayan soruşturma mercileri tarafından verilen kararlar uyarıncakonutta ve işyerinde arama yapılması nedeniyle özel hayata saygı ve konutdokunulmazlığı haklarının; elkoyma işlemi nedeniyle mülkiyet hakkının; hakkındakisoruşturmanın bağımsız ve tarafsız olmayan makamlarca yürütülmesi ve bu süreçtemasumiyet karinesine aykırı birtakım eylem ve işlemlerde bulunulmasınedenleriyle adil yargılanma hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalarnedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/9/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Bilgiler
9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelindeolağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde sonbulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- buteşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden veson yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çoksayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmabaşlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bineyakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıylabaşlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklamatedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 51, 350).
11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok karardaFETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bu kapsamdaYargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde (E.2017/16.MD-956, K.2017/370)ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay 16. CezaDairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu sonucunavarmıştır.
12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargıkurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma vekovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan, baştahaklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddiolgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler SelçukÖzdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).
B. Başvurucuya İlişkinSüreç
13. Başvurucu 25/7/2005 tarihinde Hâkimler ve Savcılar Kurulunca(HSK) Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Başvurucu, uzun yıllar Yargıtayın çeşitlidairelerinde görev yaptıktan sonra 27/6/2016 tarihinde kendi isteğiyle emekliolmuştur.
14. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının 16/7/2016tarihli yazılı talimatıyla "Türkiyegenelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmeksuçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesi üyelerinin yurt dışına kaçıpsaklanma ihtimali bulunduğu" gerekçesiyle başvurucunungözaltına alınmasına; konutu, aracı ve işyerinde arama yapılmasına kararverilmiştir.
15. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 17/7/2016tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosya içindeki belgeleriincelemelerinin ve belgelerden örnek almalarının kısıtlanmasına kararverilmesini Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir. Hâkimlik17/7/2016 tarihinde dosya içeriğinin incelenmesine veya belgelerden örnekalınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.
16. Ankara Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce başvurucununkonutunda 17/7/2016 tarihinde arama yapılmış ve suç delili olabileceğideğerlendirilen bazı dijital materyallere el konulmuş, bununla birliktebaşvurucu aynı tarihte yakalanarak gözaltına alınmıştır.
17. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Ankara CumhuriyetBaşsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasındamüdafii de hazır bulunmuştur. Savcılık, ifade alma sürecine geçmeden öncebaşvurucuya, isnat edilen suçlamaya ilişkin olarak somut olayda ağır cezayıgerektiren suçüstü hâlinin var olduğunu belirterek soruşturmanın başlatıldığınıifade etmiştir. Daha sonra ise başvurucuya FETÖ/PDY'nin üyesi olması ve buörgütün yargı alanındaki yapılanmasında yer alması nedeniyle hakkında birsoruşturma yürütüldüğü belirtilerek bu husustaki beyanları sorulmuştur.Başvurucu; ifadesinde uzun yıllar devlete hizmet ettiğini, FETÖ/PDY ile birbağlantısının olmadığını, bu örgüte ait olduğu iddia edilen yerlerdekalmadığını, Asya Finans grubuna bağlı yerlere para yatırmadığını, kimseye himmet adı altında para vermediğini beyanetmiştir. Darbe teşebbüsü sırasında evde bulunduğunu söyleyen başvurucu, darbegirişimi ile bir alakasının olmadığını savunmuştur.
18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 19/7/2016 tarihindetutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevketmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddetkullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayaveya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmaksuç[ların]dan mevcutlu olarakgönderildiği" belirtilerek"atılı suçların CMK [Ceza Muhakemesi Kanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklama nedeni olarakgösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra kaçtıklarıtespit edilmiş olup [başvurucunun da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması,delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edipdelilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM'nin [Avrupa İnsanHakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğukararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletinişleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlarişleme tehlikesinin bulunması nedenlerine göre" tutuklanmasınakarar verilmesi istenmiştir.
19. Başvurucunun sorgusu Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Savcılığın talep yazısı ve kısıtlama kararıkapsamı dışında kalan bilgi ve belgeler, sorgu işlemi öncesinde Ankara 2. SulhCeza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,başvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı da belirtilmiştir. Sorgusırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses veGörüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu;sorgu sırasındaki ifadesinde soruşturmanın 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılıYargıtay Kanunu'na göre yürütülmesi gerektiğini, herhangi bir örgütün üyesi olmadığınıve suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini belirtmiştir. Başvurucunun müdafiide aynı yönde beyanda bulunmuş, suçu işlediğine dair somut bir delilbulunmaması ve tutuklama şartlarının mevcut olmaması dolayısıyla müvekkilininserbest bırakılmasını talep etmiştir.
20. Başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler ve/veyamüdafileri tarafından ileri sürülen, görevleri (Yüksek Mahkeme üyeliği)dolayısıyla özel soruşturma usullerine tabi olmaları nedeniyle AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının ve Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin yetkiliolmadığına dair iddialar Hâkimlik tarafından "şüphelilerinüzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardanolması, suçüstü halinin varlığı dikkate alınarak ... soruşturmanın genelhükümlere tabi olduğu" gerekçesiyle kabul edilmemiştir.
21. Sorgu sonucunda Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafındanbaşvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına kararverilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Şüphelilere isnat edilen suçun vasıf vemahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada mevcut tutanaklar, Yargıtay ve DanıştayBaşkanlar Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararları, arama ve el koyma tutanaklarıve tüm dosya kapsamı ile üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, üzerlerine atılısuçun CMK'nun 100. maddesinde öngörülen katalog suçlardan olması, Yasadaöngörülen ceza miktarı nedeniyle verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu,şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimaline binaen adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK 100. ve devamımaddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [kararverildi.]"
22. Başvurucu, bu karara itiraz etmiş; Ankara 3. Sulh CezaHâkimliği 9/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.
23. Başvurucu, anılan kararı 12/8/2016 tarihinde öğrenmiştir.
24. Başvurucu 1/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
25. Soruşturma sürecinde N.Y. ve A.H. adlı kişiler başvurucu ileilgili birtakım beyanlarda bulunmuşlardır.
i. Tanık A.H.nin 3/11/2016 tarihli beyanının başvurucu ileilgili kısmı şöyledir:
"...
Ben size Fetullah Gülen cemaat mensubu olanveya bu cemaat ile ilişkisi olan veya birlikte hareket ettiğini düşündüğümYargıtay ve Danıştay üyelerini belirtmek istiyorum.
...
72-A. S. [Başvurucu]; benim kurulda görevyaptığım dönemden önce Yargıtay üyesi seçilmiştir. Fetullah Gülen ceamaatmensubu olmadığını biliyorum.
..."
ii. Tanık N.Y.nin 13-14-15/9/2017 tarihli beyanlarının başvurucuile ilgili kısımları şöyledir:
"...
17-25 aralık olaylarından sonra yapıiçerisinde daha önceleri Hususi yapı olarak bilinen ve cemaatin Emniyetteşkilatında, yargıda ve Askeriyedeki yapılanması ön plana çıkartıldı ve 17-25aralık olaylarından sonra bu yapılanmanın adı 'mahrem yapı' olarak anılmayabaşlandı. Dediğim gibi Mahrem yapı Emniyet, Adalet ve silahlı kuvvetlerdekiörgütün özel yapılanma şeklidir.
...
Dediğim gibi 17-25 Aralık olaylarından sonrabu bahsettiğim mahrem yapılanmanın dağılmaması, çözülmemesi ve deşifre edilmemesiamacıyla moral motivasyonu yükseltici faaliyetler ve sohbetler Ankara ilindedüzenlenmiştir.
...
2014 yılı 12 ekiminde HSYK [Hâkimlerve Savcılar Yüksek Kurulu] seçimleri yapıldıyukarda size anlattığım 9-10 kasım 2013 kararlarında hakim ve savcılara yönelikalınan tedbirlere rağmen Yargıda Birlik platformunun başarısına engelolunamadı. Hiçbir cemaat mensubu HSYK ye seçilemediği örgüt içerisindekonuşuldu. HSYK seçim sonuçları örgüt açısından başarısız olunca örgüt sohbetprogramlarına ve diğer faaliyetlerine bir süreliğine ara verdi. Bu sohbetprogramları 2015 yılının ocak ayının sonlarına doğru yeniden başladı. Mahremyapıya ait sohbetlerin yeniden baslamışındaki [başlamasındaki] en büyük neden ise örgüt içerisinde bozulanmorallerin düzeltilmesi ve yeniden toparlanma aşamasına geçilmesidir. Bubağlamda ki yapacağım sohbetlerde beni yine Faruk kod [adlı] ., Ö.Y., A.Ç ve F.E.ye yönlendirdi ve hakim savcıoldukları tahmin ettiğim şahıslar ile Faruk kod [adlı] Ö.Y. A.Ç. ve F.E. [nin] yönlendirmeleri ile bazen Faruk kod [adlı]Ö.Y.nın h.t. okulu yerleşkesindeki makamodasında bazen de hatırladığım kadarı ile Ankara Aşağı Öveçler 1096 veya 2146cadde de bulunan Beyaz Saray apartmanındaki örgüte ait ofiste, Cevizlideremahallesindeki 1076 veya 1096 sokakta bulunan köşem apartmanın dördüncükatındaki örgüte ait olan ofiste, Çukurambardaadresini bilmediğim birapartmanda A.Ç. ve F.E.’nin getirdiği 2-3 kişilik gruplara 15 gün veya ayda birsohbet düzenledim. Bu olay 2015 yılı 7 haziran seçimlerine kadar devam etti. Busohbetlere katılan şahıslar anladığım kadarı ile yargı mensuplarıydı. Ben buşahıslara genel sohbet konularının yanında ayrıca örgütün dağılmaması yönündemoralleri yükseltecek manada konuşmalar yapıyordum. Gizlilik ön planda olduğuiçin sohbete katılanlara isim sormuyor mesleği ile ilgili sorular sormuyordum.
...
Bana fotoğrafını göstermiş oludğunuz [olduğunuz] şahıs yukarıdaki ifademde de bahsetmiş olduğum gibi2014 yılı Eylül ve Ekim ayında yani 12 Ekim 2014 tarihindeki HSYK seçilmerinin [seçimlerinin] yapılmasından önceki tarihlerde Faruk kod [adlı]Ö.Y.ın Ankara Yenimahalle ilçesi Eşref Bitlis caddesi üzerinde bulunan FetullahGülen cemaatinin okulu olan H.T. okulunun içerisinde bulunan Anadolu kurul AŞ.isimli şirketin binasındaki ofiste mahrem yapı imamları olan ve yukarıda sizeteşhis etmiş olduğum şahısların bana sohbet vermem için getirdiği ve benim detam olarak Anadolu kurul AŞ.nin binasındaki özel olarak tasarlanmış odada mı,Aşağı Öveçler 1906 veya 2146 caddedeki beyaz saray apartmanındaki ofiste miyoksa Cevizlidere Mahallesi l076 veya 1906 sokaktaki köşem apartmanında mı veyaÇukurambar semtindeki tam olarak yerini bilmediğim örgüte ait bir ofiste misohbet verdiğimi tam olarak hatırlayamadığım ama sohbet içeriklerinden hakim veyasavcı olduğunu ve Adalet mahrem yapılanma içerisinde olan bir şahıs olduğunuanladığım şahıstır. diyerek A.S. [Başvurucu] ...isimli şahsı tespit etmiştir.
..."
26. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 13/11/2017 tarihliiddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğindenbahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır. İddianamede ilk olarak -darbe tehlikesinin tam olarak bertarafedilemediğine dikkat çekilerek- somut olayda ağır ceza mahkemesinin görevalanına giren suçüstü hâlinin mevcut olduğu belirtilmiş, buna göregenelhükümler doğrultusunda 16/7/2016 tarihinde başvurucu hakkında soruşturmabaşlatıldığı ifade edilmiştir. İddianamede daha sonra FETÖ/PDY'ye ve bu örgütünyargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilere yer verilmiştir. İddianamedebaşvurucu yönünden yapılan değerlendirmede ise atılı suçun işlediğine ilişkinolarak N.Y. isimli şahsın vermiş olduğu bir beyana dayanılmıştır. Bu beyandaN.Y.nin FETÖ/PDY içinde bulunan yargı mensuplarının morallerinin düzeltilmesi,yeniden toparlanmalarının sağlanması amacıyla 2014 yılının Eylül ayından sonraAnkara'da yapılan sohbet toplantılarına başvurucunun da katıldığını belirttiğiifade edilmiştir.
27. İddianame, Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme)tarafından 28/11/2017 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2017/63 sayılıdosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır.
28. Mahkeme 30/11/2017 tarihinde başvurucunun tutuklulukdurumunu değerlendirerek tahliyesine karar vermiştir.
29. Mahkeme 16/1/2018 tarihli duruşmada görevsizlik kararıvererek başvurucu hakkındaki yargılamayı yapması amacıyla dosyanın Yargıtay 9.Ceza Dairesine (ilk derece mahkemesi sıfatıyla) gönderilmesine karar vermiştir.Görevsizlik kararı üzerine dosya Yargıtay 9. Ceza Dairesinin E.2018/33 sayısınakaydedilmiş ve bu dosya üzerinden kovuşturma başlamıştır.
30. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 16/7/2018 tarihli birinci duruşmadabaşvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu; savunmasında genel olarak üzerineatılı suçla bir alakasının olmadığını, iddianamede tanık olarak ismi geçenşahsı tanımadığını ve hakkında böyle bir beyanda bulunmasının sebebini debilmediğini belirterek beraatine karar verilmesini talep etmiştir.
31. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 29/11/2018 tarihli ikinci duruşmadabirçok kişiyi tanık olarak dinlemiştir.
i. Tanık İ.O.nun beyanının ilgili kısmı şöyledir:
"...A.S.i [Başvurucuyu] tanıyorum, şahsen tanıdığım ve görüştüğüm,konuştuğum insanlardan birisidir. Kendisi Yargıtay Tetkik Hakimi olduğu dönemdebizden çok önce 2006, 2007'lerde olabilir, belki daha önce olabilir YargıtayÜyeliğine seçilen birisidir. O tarihte de Bakanlık olarak, Bakanlığındesteklediği, seçilmesini istediği isimlerden bir tanesiydi kendisi. Yargıtayüyeliğine seçildi. Biz kurula geldiğimiz dönemde kendisi Yargıtay üyesiydi. Ovesileyle de mesleki olarak irtibatımız olan, görüştüğüm kişilerden birtanesidir. Savcılıkta da hakkında işlem yapılan eski Yargıtay ve DanıştayÜyelerinin hepsi tek tek sorularak haklarında ne bildiğim soruldu. A.S.de [Başvurucuda] bu kapsamda sorulan kişilerden bir tanesidir. Benimkendisinin örgüt ya da eski adıyla cemaat mensubiyetine ilişkin herhangi birbilgim yok. Tam tersine bağlı olmadığını düşündüğüm kişilerden bir tanesidir....Bu yapıyla herhangi bir irtibatını duymadım, şahit olmadım böyle bir şeye.Sadece 2011 yılında Yargıtay'da N. bey Başkan olduktan sonra A. [Başvurucu]bey Başkanlık Divanında görev aldı diyehatırlıyorum. O sebeple kendisine böyle bir yafta yapıştırılmış olabileceğini,o tarihte Divanda görev aldığı için bu yapıyla irtibatlı olabileceğideğerlendirilmiş olabilir diye Savcılıkta da bunu söylemiştim. Bunun dışındaben bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum..."
ii. Tanık B.E.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:
"...ben A.S.yi [Başvurucuyu] beyi Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğündeçalıştığım dönemde gıyaben tanıdım önce. Çünkü kendisi ben herhalde kendisininismini duyduğumda Yargıtay'da Tetkik Hakimiydi ve ortak tanıdıklarımız vardıbizden kıdemli personelde A.K. bey, N.Y. hanım ve benzeri kıdemli abilerimizkendisini tanıyordu, meslek büyüklerimiz ve kendisi hakkında da hep olumlubahsedilirdi gerek mesleki yeterliliği, gerek insanlar arası ilişkileri.Yargıtay'da sevilen birisi olduğunu o dönemde biliyorum. Nitekim 2005 yılındaYargıtay üyeliğine seçildi. O dönemde milliyetçi muhafazakar kesimden pek fazlaseçim olmadığı için biz kendisinin seçilmesine de son derece sevinmiştik....2011 yılında yapılan Yargıtay Üyeliği seçimlerinden sonra Sayın Başkanım ozamanki adıyla cemaat diye bilinen yapı Yargıtay'da organize bir şekildehareket ederek yönetim ve seçim işlerinde etkili olmaya başladılar. Bu da diğerbu yapıya mensup olmayan üyeler arasında rahatsızlık meydana getirdi. Bazıkonularda şikayetler bize de yansıdı. A.S. beyin Başkanlığının yenilenmemesigibi, bizim de adımızın kullanıldığı İ.O. bey ve benim kulağımıza geldi....daha sonra bazı konularda görevin, mensubiyetin göreve yansıtıldığınailişkin bazı örneklerde tarafımıza intikal etti ve bu, bu olaylar üzerine budaha önce saydığım bize yansıyan dedik ki ya bu Yargıtay'dan bazı yakıntanıdığımız arkadaşları çağırıp bu konuları bir görüşelim. Hakimevine 25-30arkadaş çağırdık ve bu konuları müzakere ettik ve sıkıntının daha çok bu yapımensuplarının birbirini tanımasından, bu yapı mensubu olmayanların da birbirinitanımamasından, eskilerin yenileri, yenilerin eskileri tanımamasından istifadeedildiğini anladık. Bu nedenle dedik ki, bu yapı mensubu olmayanları da bizbirbirleriyle tanıştıralım ve bu kapsamda kimleri çağırabiliriz diye Yargıtayınlistesini önümüze koyduk ve hızlı bir şekilde çağırıp konuşabileceğimiz bumeseleleri bir liste hazırladık Sayın Başkanım. ...Ben A.S. [Başvurucu] beyi bu yapıdan olmadığını bildiğim için çağırmamızgereken kişiler arasına o ana listeye yazmışım. Kendisini çağırdık, kendisi desağolsun geldi diye hatırlıyorum toplantıya. Bu meseleleri konuştuk. Gelenarkadaşlarda benzer sıkıntılardan bahsettiler ve dedik ki hatta bu gruplarıçağırmadan önce ben o zaman ki Yargıtay Genel Sekreteri A.B.yle de konuşupböyle bir şey yapacağımızı, İ. beyle birlikteydik daha önce anlatmıştım veonların yani bu yapı mensubu olmayan kişilerin görüşlerini, kanaatlerinialmadan seçim ve yönetim işlerinde tek başlarına davranmamaları gerektiğikonusunda böyle bir faaliyet yapacağımızı kendilerine söyledik ve kendilerindede mutabık kaldık. ... A.S. [Başvurucu] beyi biz, orada da bize bir muhalefeti olmadı. Hatta bu anlattığımsıkıntıları destekleyen, tasdik eden yaklaşımları oldu. Dolayısıyla bizkendisini hep farklı bildik Sayın Başkanım. Böyle bir algı kendisi hakkındanasıl oluştu o süreci ben Yargıtayın içinde olmadığım için bilmiyorum ama benimkendisiyle ilgili bilgilerim, kanaatlerim ve faaliyetlerim bundan ibaret....kendi hazırladığım listede A.S. [Başvurucu] beyi o zaman Başkandı ben listeyi hazırlarken,birlikte hareket edebileceğimiz kişiler arasında ayrı bir gruptagösterdim..."
iii. Tanık A.H.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:
"... ben Adalet Bakanlığı Personel GenelMüdürlüğüne tetkik hakimi olarak geldim. 1997 yılında geldim. A.S. [Başvurucu] beyi de o tarihlerde tanıdım. KendisiYargıtay'daydı. Biz HSYK'ya 2010 yılında HSYK'da ben göreve başladım. Bizdençok önce yani zannedersem bir 4-5 yıl kadar önce Yargıtay Üyeliğine seçilmişti....Hukuk Dairelerinde çalışıyor diye biliyorum. Daha sonra Daire Başkanı oldu.Efendim ben hiç A.S. [Başvurucu]beyin cemaatçi olduğunu veya eski adıyla cemaatçi yeni adıyla FETÖ'cü olduğunu,onlarla iltisaklı, irtibatlı olduğu gibi bir şey duymadım. Yani cemaatle ilgilibiri olarak değil de ben milliyetçi muhafazakar bir insan olarak kendisinitanır ve o şekilde hep değerlendirirdim. Yine de aynı kanaatteyim..."
32. İddianamede beyanları başvurucu hakkındaki suçlamaya esasalınan N.Y. ise Yargıtay 9. Ceza Dairesinde vermiş olduğu beyanında şu şekildeaçıklamalarda bulunmuştur:
"...
şöyle ben yaklaşık 30 yıl FETÖ/PDY terörörgütü içerisinde bulundum. Değişik örgüte müzahir kurumlarda ve örgüte yinemüzahir onların bölge sistemleri dedikleri ve ünite sistemleri dedikleri bölgeve ünite yapılanması içerisinde görev aldım. Özellikle son 2007-2016 15 Temmuzdarbe girişimine kadar 10 yıl, yaklaşık bir 10 yıl kadar genel sohbetçidediğimiz örgüt içerisinde böyle bir vazifem vardı. Genel sohbetçi de tümüniteler, tüm birimler, örgüt içerisindeki tüm üniteler ve birimlere moralmotivasyonu yükseltmek, örgütün özellikle değişik zamanlarda hem himmet olsun,burs mevsimi olsun, değişik mevsimlerde dediğimiz örgüt içerisinde busohbetlere veya diğer farklı programlara katılan insanların, örgüte müzahirveya örgüt üyesi insanların veya dışarıdan gelen insanların moral motivasyonunuartırma adına sohbetler yapıyorduk. Özellikle 17-25 Aralıktan sonra, 2013 17-25Aralıktan sonra 2014 yılı içerisinde ve 2015 yılı içerisinde de oldu fakatgenel itibariyle de 2014 yılı içerisinde yoğun bir biz genel sohbetçilereihtiyaç düştü. Bu üniteler ve diğer birimler içerisinde özellikle 2013'tensonra mahrem yapılanma dediğimiz örgüt içerisindeki işte yargı, emniyet gibimahrem yapılanmada da sohbetlerim oldu. Özellikle 2014 yılında yoğun bir sohbettrafiği olmuştur. Bu daha sonra 2016 darbe girişimi, Temmuz darbe girişimindensonra 2016'da gözaltına alındım. Samsun, Konya ve Ankara'da 3 değişik ildehakkımda davalar açıldı, davalar neticelendi. Şuan hakkımda herhangi bir davayok. Etkin pişmanlıktan faydalandığım için 1 yıl 6 ay 22 gün ceza alarak hükmünaçıklanmasının geriye bırakılması şeklinde hüküm verildi, ceza aldım. Bu 2014yılı içerisinde özellikle mahrem yapılanma dediğimiz, özellikle emniyet veyargı mensuplarının sohbetlerini yaptım. 2017 Eylül ayında Ankara emniyetindebir ifadem oldu. Orada özellikle yargı mensuplarının örgüte müzahir veyaörgütle ilişkisi olan yargı mensuplarına dair sohbet yapıp yapmadığıma dair birifadem oldu. O ifade içerisinde tabi yüzlerce örgüte sohbete gelip gidenkişileri, şahısları teşhis ettim. Tabi bu teşhis içerisinde sayı çok fazlaolduğu için bazen doğru teşhislerim olduğu gibi yanlış teşhislerimde olmuştur.Daha önceki duruşmalarda ve mahkemelerde bu şahıslarla alakalı beyanlarımolmuştur.
...
[Tanığa sohbetlerde başvurucuyu görüp görmediği husususorulduğunda] Hayır efendim hatırlamıyorum.
...
[Tanığa başvurucu hakkındaki daha önceki beyanı okunaraksorulduğunda] Efendim tespitlerin tamamıfotoğraf, resimler üzerinden yapıldı. Tabi siz de takdir edersiniz ki yaklaşıkbana 5000'e yakın fotoğraf gösterildi. Tabi genel sohbetçi olduğumdan dolayıtüm yapıdaki, örgüt içerisindeki tüm birimlere, ünitelere sohbete gidiyorduk.Bunların içerisinde mahrem yapılanma dediğimiz emniyet ve yargıda vardı. Tabiyüzlerce fotoğraf içerisinde doğru teşhislerim olduğu gibi yanlış birteşhislerim de olmuştur. Onları farklı duruşmalarda, mahkemelerde de söyledimyani.
...
[Tanığa hangi ifadesinin doğru olduğu sorulduğunda] Efendim buradaki beyanım doğru ve gerçektir.
...
[Tanığa başvurucunun yüzüne bakarak tekrardan beyanda bulunmasıistenip daha önce vermiş olduğu ifadede neden yanıldığı hususu sorulduğunda] Ben evet girişte de baktım şimdi de bakıyorum. Tabiüzerinden bir süre de geçmiş bir, ikincisi tabi çok fazla fotoğraf gösterildiğiiçin o günkü şartlarda benzetmişte olabilirim veya hatırladığım kadarıyla böylebir durum da olabilir. Ondan kaynaklanıyordur ..."
33. Yargıtay 9. Dairesi 20/3/2019 tarihli üçüncü duruşmadabaşvurucu hakkındaki yargılamanın durmasına karar vermiştir. Durma kararınınilgili kısmı şöyledir:
"Sanığın üzerine atılı silahlı terörörgütü üyesi olma suçundan yargılanması talebiyle Ankara CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben iddianamedüzenlenmiş ve bu mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya Dairemizegönderilmiş ise de; sanığın, silahlı terör örgütü FETÖ'nün hiyerarşik yapısınadahil olup atılı silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturduğu iddiaedilen eylemlerin gerçekleştirildiği tarih itibariyle haiz olduğu YargıtayÜyeliği sıfatı nedeniyle 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesi gereğinceiddianame düzenleme, görev ve takdiri yetkisine sahip olan Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından düzenlenmiş bir iddianame olmaması nedeniyleDairemizeusulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası da olmadığından CMK 223/8 maddesigereğince yargılamanın durdurulmasına,
İddianame düzenleyip düzenlememe hususununtakdiri için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ... [kararverildi.]"
34. Dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı18/7/2019 tarihli iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmasuçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. CezaDairesinde kamu davası açmıştır. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'ye ve buörgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilere yer verilmiştir.Sonrasında ise başvurucunun FETÖ/PDY'de yer aldığına ilişkin birtakım olgularadayanılmıştır. Bunlar özetle şöyledir:
i. Başvurucu hakkında açıklamaları bulunan tanık beyanlarına yerverilmiştir. Bu beyanlar şu şekildedir:
-Tanık İ.O.nun şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:
"A.S.;[Başvurucu] Bizim zamanımızdan önce Yargıtay üyeliğineseçilmiştir. Kendisinin Fetullah Gülen cemaat mensubu olmadığını düşünüyorum.Yargıtay Başkanlık Divanında bir dönem görev aldığı için aklımda şüphe oluşmuşolabilir. "
-Tanık A.H.nin şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:
"benim kurulda görev yaptığım dönemdenönce Yargıtay üyesi seçilmiştir. Fetullah Gülen ceamaat mensubu olmadığınıbiliyorum. "
-Tanık B.E.nin şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:
"Şahsen tanıyorum, samimiyetim yoktur.Fethullah Gülen Cemaati mensubu olmadığını düşünüyorum ancak Fethullah GülenCemaati Yargıtay'da belli bir etkinlik sağlayınca A.S.nin [Başvurucunun] başkanlık divanına seçildiğini duymuştum. Yani, 'senbiz seçtirdik' diyerek kendi taleplerini yaptırmış olabileceklerinidüşünüyorum."
-Tanık E.O.nun şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:
"...M.D. isimli şahıs Ankara Barosunakayıtlı avııkattır. ... Bu şahıs tüm gücünü FETÖ/PDY lideri Fethullah Gülen'denalmaktadır. M.D. isimli şahıs M.R.K.'den daha fazla tanınmış biridir vedolayısıyla M.D. aslında Yargıtay imamıdır .... M.R.K. ve M.D.'in yıllarcaişbirliği içerisinde hareket ettikleri Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Başkanı A.S. [Başvurucu] tutuklanmıştır."
-Tanık E.O.nun ilk ifadesinden sonra vermiş olduğu şu şekildekiaçıklamasına da dayanılmıştır:
"Kendisini daha önceden duruşmalardadavam olması nedeniyle tanıdım, ama ilk defa karşılıklı 2015 yılı 10 Hazirandaodasında görüştüm. ... A. [Başvurucu] Bey olayları yazılı olarak bildirmemi istedi. Ben yazı hazırlayarakK.K.'nın fetö cemaatçi olduğunu ve rüşvete ilişkin yazı yazıp kendisine onunadına mektup yazarak gönderdim .... Yargıtay'da o an için görüştüğüm üyeler vetetkik hakiınleri, A.S. [Başvurucu]ve K.K.'nın cemaatçi olduklarını söylediler, ... M.R.K. ve M.D., A.S. [Başvurucu] ile çok yakın ilişkileri vardı. Aynı zamandaYargıtay 14. Hukuk dairesinde görevli olup, 15 Temmuz sonrasında tutuklananfetöcü hakimler ile çok sıkı ilişki içerisindeydiler, ... Sonuçda, A.S. [Başvurucu] fetullahçıdır, daha önce de ismini şikayet ve ihbardilekçelerimde belirttiğim o dönem Yargıtay 14. Hukuk Dairesinde çalışan iki üyeve iki tetkik hakimi de fetullahçıdır. Yargıtayda o dönemde birçok üye ve hakimfetöden atılmıştır, ancak benim tanıdıklanm bu isimlerdir. Ortada dönen bütünparalar fetullah organizasyonuna giden paralardır."
-Tanık O.Y.nin şu şekildeki açıklamasına dayanılmıştır:
"160 üyenin seçiminden bir süre sonra,bir iki arkadaşım yeniden seçilmem konusunda karar alındığını söyledi. ...Adlitatile iki hafta vardı. Başkanlığa aday oldum, karşı aday çıkarılmayınca engelolmadığını değerlendirdim. ...Bir önceki seçimde o zamana kadar görülen enyüksek oyla seçilmiştim. Tek adaydım, sonuçlar açıklandığında şaşırıp kaldım.Seçime 50'si eski, 30'u yeni olmak üzere 80 üye katılmamıştı. On üyeraporluydu. Öğlen arası daire arkadaşlarıyla bir araya geldiğimizde bazı üyelereulaşamamışlardı. Şimdi onlara da ulaştılar, 'boşlar artacak' denildi. Gerçektenboşlar 133'den 155 çıktı. 170 civarında oy aldım. 20-25 oy daha alamadığım içinseçilemedim. ...Adli tatil sonrasında karşıma bir aday çıkarıldı.
...4. C.D. ne seçilen E.S.Y., sonraları olayışöyle anlatıyor. 'Yazlığımdayken Yargıtay üyesi A.S. [Başvurucu] ve Genel Sekreter A.B. telefonla beni aradılar.Yargıtay Başkanı N.K.'ın aday olmasını istediğini bana söylediler. Teklifikabul ettim.' diyor. ...14 yıl tctkik hakimliği, 7 yıl üyelik, 4 yıl başkanlıkolmak üzere o tarihte 25 yıldır 4. Ceza Dairesinde görev yaparken, kendileri 1.Ceza Dairesinden gelip başkan seçiliyor. Özgür bir ortam yok. Blok oykullanılıyor. ..."
-Tanık N.Y.nin Savcılıkta (bkz. § 25) ve Yargıtay 9. CezaDairesindeki (bkz. § 32) açıklamalarına yer verilmiştir. Tanık N.Y.ninSavcılıkta alınan beyanını başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olduğunun delili olarakdeğerlendiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tanığın daha sonra alınanbeyanlarının örgütün maddi ve manevi baskısı altında verildiğini belirterek ilkalınan beyanının dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
ii. Başvurucu hakkında düzenlenen mali analiz raporunadayanılmıştır. Bu raporda temel olarak iki eyleme delil olarak yer verilmiştir:
- Başvurucunun 1.950 TL para gönderdiği E.K. adlı kişi hakkındaterör örgütüne üye olma suçundan bir yargılama yürütüldüğü ifade edilmiştir.
- Başvurucunun 23/7/2016 tarihli ve 667 Sayılı Olağanüstü HalKapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ilekapatılan Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğine (YARSAV) üye olduğubelirtilmiştir. UYAP üzerinde yapılan incelemede başvurucunun Derneğe üyeliktarihinin 3/7/2006 olduğu, üyelik tipinin ise kurucu üye olarak ifade edildiğianlaşılmıştır.
iii. Başvurucu hakkında düzenlenen HTS analiz raporunadayanılmıştır. Bu raporda -temel olarak- iki eyleme delil olarak yerverilmiştir:
- Başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargı kanadında yer aldığıiddiasıyla haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunan kişilerin ceptelefonlarıyla ortak baz hareketliliği bulunduğu belirtilmiştir.
- Başvurucunun uluslararası numaralarla iletişim hâlinde olduğuifade edilmiştir.
iv. Başvurucuya ait olan dijital materyallerin incelenmesisonucunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılmıştır. Bilirkişi raporunda yeralan ve delil olarak belirtilen hususlar şunlardır:
-"H.Ş. AKP'den İstifaEtti" başlıklı bir açıklamanın ele geçirildiği belirtilmiştir.
-"M.Y.nin Açıklamaları"isimli bir metin belgesinin ele geçirildiği ifade edilmiştir.
35. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamede, dosyakapsamında bulunan ve yukarıda sıralanan tüm delilleri birliktedeğerlendirmiştir. Bu değerlendirme şu şekildedir:
"...25.07.2005 tarihinde Yargıtay Üyesiolduktan sonra, 28.06.2012 tarihinde Ondördüncü Hukuk Dairesi Başkanlığınaseçilen ve 21.03.2011-28.06.2012 ve 08.07.2014 -29.12.2014 tarihleri arasındaYargıtay Divan Üyeliği yapan şüpheli A.S. [Başvurucu] hakkında, uzun yıllar örgütün içerisinde kalıp,sohbet hocalığı yapan, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında etkin pişmanlıkhükümlerinden yararlanarak itirafçı olan N.Y.'ın, 15.09.2017 tarihinde AnkaraCumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, 'örgütün adalet mahrem yapılanmaiçerisinde olan bir şahıs olduğunu anladığım şahıstır.' diyerek fotoğraf üzerindenteşhis yaptığı, İ.O.'un, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 19.12.2016 tarihindealınan ifadesinde: ' ...Yargıtay Başkanlık Divanında bir dönem görev aldığıiçin aklımda şüphe oluşmuş olabilir.' dediği, B.E.in, Ankara CumhuriyetBaşsavcılığında 16.06.2017 tarihinde alınan ifadesinde: '...Fethullah GülenCemaati Yargıtay'da belli bir etkinlik sağlayınca A.S.nin [Başvurucunun]başkanlık divanına seçildiğini duymuştum.Yani, 'sen biz seçtirdik' diyerek kendi taleplerini yaptırmış olabileceklerinidüşünüyorum." şeklinde tespitte bulunduğu, E.O. isimli kişinin çeşitlimakamlara sunduğu dilekçeleri ve talimatla alınan ifadesinde 'A.S. [Başvurucu] fetullahçıdır,' şeklinde şikayetinin olduğu, E.O.'ınşikayet ve beyanlarında şüpheli ile işbirliği içerisinde hareket ettiğini iddiaettiği M.R.K. hakkında, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/34 Esas 2019/117Karar sayılı kararıyla silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan TCK'nun 314/2,62, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddeleri uyarınca 8 Yıl 1 Ay 15 Gün Hapis cezasıile mahkumiyet kararı verildiği, örgütün yargı kanadında yer almaktan hakkındasoruşturma ve yargılama devam eden mensupları ile ortak baz hareketliliğikapsamında irtibatlı olduğu, şüpheli A.S.de [Başvurucuda] ele geçirilen dijital materyallerle ilgilidüzenlenen 02.07.2019 tarihli bilirkişi kurulu raporunun incelenmesinde, CvrıaEuropa Eu 2011 ibareli 2 GB flash bellek ve Sandısk BH1111VWGN 4 GB flashbellek içerisinde, H.Ş.'e ait '...Ben yirmi seneden fazla bir süredir hizmethareketini ve Muhterem Hocaefendiyi tanıyor ve seviyorum' şeklinde başlayanhaber yazısı ile HP wx81c9025943 500 GB taşınabilir HDD içerisinde, örgüt adınamesajlar verdiği değerlendirilen, 'M.Y.'in açıklamaları' isimli bir wordbelgesinin bulunduğu, Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma KuruluBaşkanlığınca hazırlanan 11.01.2018 tarihli Mali Analiz Raporununincelenmesinde, şüpheli A.S.nin [Başvurucunun] 23.11.2018-20.03.2013 tarihleri arasında toplam 1950TL EFT gönderdiği '21115162896' TC numaralı E.K. hakkında silahlı terör örgütüneüye olma suçundan Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/830 Esas sayılıkovuşturma dosyasının bulunduğu ve 667 sayılı Olağanüstü Hal KHK ile kapatılan'Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği 'ne' üye olduğunun belirlendiği,
...
Bu şekilde şüphelinin, gizliliğe riayet ederekörgütün amaçları doğrultusunda süreklilik ve çeşitlilik arz eden faaliyetlerdebulunmak suretiyle örgüt ile organik bağ içerisine girdiği, hiyerarşik yapıyadahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması,faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terörörgütünün üyesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır."
36. İddianame, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından 23/7/2019tarihinde kabul edilmiş ve yargılamaya yeniden başlanmıştır.
37. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla -ilkderece mahkemesi sıfatıyla- Yargıtay 9. Ceza Dairesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
38. İlgili hukuk için bkz. SalihSönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56), Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019,§§ 24-39); Mustafa Baldır (B. No:2016/29354, 4/4/2018, §§ 26-37); MustafaÖzterzi ([GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48) başvurularıhakkında verilen kararlar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kötü Muamele Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
40. Başvurucu; gözaltında dört beş kişinin kalabileceği birnezarethanede insani olmayan koşullarda on iki on üç kişi ile birlikte kaldığını,ters kelepçe takılarak nezarethaneye ve doktor muayenesine götürüldüğünü,hastane çıkışında linç girişimine maruz kaldığını belirterek maddi ve manevivarlığın korunması hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
41. Başvurucu 3/4/2018 tarihli ek beyan dilekçesiyletutukluluğunun on dört ayını hukuka aykırı bir şekilde tek kişilik odadageçirdiğini, bu dönemde tarifsiz acılar yaşadığını iddia etmiştir.
42. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun gözaltına yönelik şikâyetlerininözü, gözaltı ve devamındaki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağınınihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarınınAnayasa'nın 17. maddesi çerçevesinde kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesigerekir.
44. Öte yandan başvurucu; eksikliğin giderilmesi bildiriminekarşı beyanında tutukluluğunun on dört ayını hukuka aykırı bir şekilde tekkişilik odada geçirdiğini, bu dönemde tarifsiz acılar yaşadığını iddiaetmiştir. Başvurucunun başvuru formunda ileri sürmediği bu şikâyeti başvuruyollarını tükettikten sonra, başvuru süresi içinde yeniden bireysel başvurudabulunarak -yeni bir bireysel başvuru formunu doldurmak, başvuru harcınıyatırmak gibi usul yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla- bireysel başvurukonusu etmesi mümkündür. Anayasa Mahkemesi ancak bu durumda Anayasa’nın 17.maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında başvurucunun buşikâyeti yönünden bir inceleme yapabilir. Belirtilen nedenle başvurucununsonradan ileri sürdüğü bu şikâyet yönünden ayrıca bir değerlendirmeyapılmamıştır.
45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
47. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğinceAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birhak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
48. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarınailişkin olarak başvurucu, genelde gözaltında iken kamu görevlileri tarafındankötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı koşullarındatutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki iddialar bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde başvurucunun gözaltına alındığı andan itibaren kamugörevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğugörülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutulma koşullarının yetersizliğindenbahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamugörevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mıkaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddialarınAnayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belgebulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucununanılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıpkaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konmasıgerekmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 249).
49. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki kanıtlarınıöncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere iletmeden, hakihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve çözümekavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunduğu anlaşılmaktadır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
51. Başvurucu, bilgisayarına ve cep telefonuna 5271 sayılıKanun'un 134. maddesine açıkça aykırı bir biçimde el konulduğunu belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
52. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
53. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
54. Anayasa Mahkemesi, elkoyma tedbirinin hukuka aykırıolmasından dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânınıntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016,§§ 58-69). Somut olayda başvurucunun bu kapsamdaki şikâyeti bakımından anılankarardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.
55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Özel Hayata Saygı veKonut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
56. Başvurucu -Yargıtay üyesi olarak- hakkında Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca soruşturma yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarlagörevsiz
mercilerce verilmiş arama kararına dayanılarak konutunda aramayapıldığını belirtmiş; özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
57. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
58. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığıhaklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdekiiddialarının bu kapsamında incelenmesi gerekir.
59. Anayasa Mahkemesi HülyaKar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, korumatedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvurudayapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar verenmakamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirmeyapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip olduklarıkabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılanzararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfîuygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönündendaha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler içinbkz. Hülya Kar, §§ 21-46).
60. Somut olayda başvurucu hakkında başlatılan bir soruşturmakapsamında başvurucunun konutunda arama yapıldığı görülmektedir (bkz. § 16).Başvurucu, bu tedbir nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkınınihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin bir soruşturmakapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıylagerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
61. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi,kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu korumatedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesibulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin birhukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlarönünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başkatedbir, süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.
62. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanmatarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğindebaşvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya korumatedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuruformunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.
63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının özel hayatasaygı ve konut dokunulmazlığı haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açıkolduğundan açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
64. Başvurucu; hakkındaki soruşturmanın üzerlerindeki sosyal vesiyasal baskılar nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimler ve Cumhuriyetsavcılarınca yürütüldüğünü, soruşturma süresince masumiyet karinesine aykırıbir biçimde çeşitli şekillerde suçlu ilan edildiğini, kamuoyuna terör örgütüüyesi olarak gösterildiğini belirterek adil yargılanma hakkı bağlamındamasumiyet karinesinin, savunma hakkının, bağımsız ve tarafsız bir mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
65. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
66. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamugücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılandeliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların nelerolduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde, kamugücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkingerekçe ve deliller açıklanmalıdır (VeliÖzdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
67. Somut olayda başvurucu, başvuru formları ve eklerinde,masumiyet karinesi ile bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılama hakkının neşekilde ihlal edildiğine dair hiçbir belirleyici ya da ayırt edici ifadekullanmamış; başvuru formunda anılan iddialarını somut bir olgu veya olaybelirtmeksizin soyut olarak dile getirmiştir. Dolayısıyla başvurucununbaşvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili deliller sunarak olaylara ilişkiniddialarını kanıtlama ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkinaçıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını ortaya koyma yükümlülüğünüyerine getirmediği anlaşılmıştır.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun adil yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
E. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddialar
1. Yakalama ve GözaltınaAlmanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
69. Başvurucu; görevsiz mercilerce suç şüphesi olmaksızınyakalanmasına ve gözaltına alınmasına karar verildiğini, bu karar üzerinehukuka aykırı bir şekilde yakalandığını ve gözaltına alındığını belirterek kişihürriyeti ve güvenliği ile özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
70. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
71. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
72. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresininaşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarınailişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davasonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; HidayetKaraca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahimSönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
73. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltıtedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddiayla ilgili olarak yukarıda anılankararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
75. Başvurucu; somut olay bakımından kuvvetli suç şüphesinin vetutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamaya neden olabilecek hiçbir maddiolgunun kararda gösterilmediğini, tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu vetutuklama kararında ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığını belirterek kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebindebulunmuştur.
76. Başvurucu ayrıca soruşturma tarihi itibarıyla emekli birYargıtay üyesi olduğunu ve iddia edilen suçlamanın temadi eden bir suç olmasınedeniyle önemli bir kısmının Yargıtay üyeliği dönemine denk geldiğini, bunedenlerle ilgili mevzuatta belirtilen özel soruşturma usulüne uyularakhakkındaki soruşturmanın yürütülmesi gerektiğini ancak hakkında genel hükümleregöre soruşturma yürütüldüğünü, olayda suçüstü hâlinin mevcut olmadığını ilerisürmüştür.
77. Başvurucu 3/4/2018 tarihli ek beyan dilekçesiyle, sadecesoyut nitelikteki bir tanık beyanına dayanılarak yaklaşık 1 yıl 6 ay tutuklukaldığını, tahliye talebinin reddine ve tutukluluğun devamına dair tümkararların gerekçelerinin soyut cümlelerinin tekrarından ibaret olduğunu,ilgili ve yeterli olmadığını belirterek tutukluluğunun makul süreyi aştığınıiddia etmiştir.
78. Bakanlık görüşünde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşendarbe teşebbüsünün daha önce benzeri olmayan olağanüstü bir duruma yol açtığı,FETÖ/PDY'nin devletin tüm kurumlarında yapılanmış olması, devletin bekasınayönelik ciddi tehlikenin varlığı, tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihtedarbe teşebbüsünün sıcaklığını koruması gibi unsurlar birlikte değerlendirildiğindebaşvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını doğrulayan belirtilerin soruşturmadosyasında bulunduğu sonucuna varılmasının keyfî olduğunun söylenemeyeceğiifade edilmiştir. Ayrıca soruşturma makamlarının tutuklama nedenlerinin varlığıve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu yönündeki değerlendirmelerinin detemelsiz olmadığı belirtilmiştir.
79. Bakanlık görüşünde ayrıca darbe teşebbüsü sonrasında ülkenintamamında FETÖ/PDY'ye yönelik çok kapsamlı soruşturmalar başlatıldığı, busoruşturmalar kapsamında yargı makamları tarafından yüz binlerce şüpheli vetanık beyanına başvurulduğu hususuna vurgu yapılarak başvurucu hakkındatutuklama tedbiri uygulandıktan belli bir süre sonra ortaya çıkan tanıkbeyanının soruşturma dosyasına eklenmesi ve bu tanık beyanının başvurucuhakkında düzenlenen iddianamede yer alması hususunun hukuka aykırı bir durumarz etmediği sonucuna varılmıştır.
80. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin (AİHM) Alparslan Altan (B.No: 12778/17, 16/4/2019) kararına da değinerek yapmış olduğu başvurusununbireysel başvurunun yapıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesigerektiğini, hakkında iddia edilen suçlamayla ilgili somut hiçbir delilolmadığını, keyfî olarak tutuklandığını ifade etmiştir.
b. Değerlendirme
81. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
82. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ilesaptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
83. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
84. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamındaincelenmesi gerekir.
85. Öte yandan başvurucu; eksikliğin giderilmesi bildiriminekarşı beyanında, daha önce bireysel başvuru formunda dile getirmediği, sadecesoyut nitelikteki bir tanık beyanına dayanılarak yaklaşık 1 yıl 6 ay tutuklukaldığı, tahliye talebinin reddine ve tutukluluğun devamına dair tüm kararlarıngerekçelerinin soyut cümlelerinin tekrarından ibaret olduğu, ilgili ve yeterliolmadığı şikâyetlerini de ileri sürmüştür.
86. Yargıtay 9. Ceza Dairesinde (ilk derece mahkemesi sıfatıyla)yargılaması tutuksuz olarak devam eden başvurucunun bu şikâyet bakımındanmevzuatta öngörülen başvuru yollarını tükettikten sonra, başvuru süresi içindeyeniden bireysel başvuruda bulunarak -yeni bir bireysel başvuru formunu doldurmak,başvuru harcını yatırmak gibi usul yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla-tutukluluğun makul süreyi aştığı şikâyetini bireysel başvuru konusu etmesimümkündür. Anayasa Mahkemesi ancak bu durumda Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrası kapsamında başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aşıpaşmadığı şikâyeti yönünden bir inceleme yapabilir (benzer yöndeki birdeğerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK],B. No: 2016/25189, 21/12/2017, § 119).
87. Belirtilen gerekçelerle başvurucunun sonradan ileri sürdüğübu şikâyet yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.
i. UygulanabilirlikYönünden
88. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olansuçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılansuçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunudeğerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,§ 57).
89. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukukiolup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırıolup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
90. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan bubölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.
iii. Esas Yönünden
(1) Genel İlkeler
91. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktansonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmekşartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlıolarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
92. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
93. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımlatutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtininbulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcıdelillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgularınniteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 72). Bununla birlikte tutmanın bir amacı da kişi hakkındakişüpheleri teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veyakovuşturmasını ilerletmektir (Dursun Çiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87; Halas Aslan, § 76). Bu nedenle yakalamaveya tutuklama anında tüm delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlakagerekli değildir. Bu bakımdan suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esasteşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasınınsonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacakolguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, §73).
94. Diğer yandan bir şüpheli veya sanık hakkında -özellikledarbe teşebbüsünden hemen sonra ortaya çıkan koşullarda teşebbüsle ya dateşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantısının olduğu değerlendirmesiyle-verilen tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren tümsomut deliller yeterince ifade edilememiş olabilir. Buna karşılık AnayasaMahkemesi, bireysel başvuruları incelerken UYAP aracılığıyla ilgili soruşturmaveya dava dosyalarına erişim sağlayabilmektedir. Dolayısıyla tutuklama ilebağlantılı şikâyetleri içeren bireysel başvurularda tutuklama kararında yerverilen, değinilen veya atıf yapılan delillerin içeriğinin anlaşılmasıbakımından UYAP üzerinden erişim sağlanan dosyadaki bilgi ve belgelerden veözellikle de bu delillerin içeriğinin ve bunlara ilişkin soruşturmamercilerinin değerlendirmelerinin etraflıca ifade edildiği belge olaniddianameden yararlanılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, tutuklamanınhukukiliğine ilişkin iddiaların dile getirildiği bireysel başvuruları incelerkentutuklama kararında değinilmese de soruşturma dosyasında yer alan veiddianamede suçlamaya esas alınan olguları UYAP üzerinden erişim sağlayabildiğiölçüde değerlendirmektedir.
95. Bu değerlendirme yönteminin darbe teşebbüsünden sonrauygulanan tutuklama tedbirleri yönünden bir zaruret olduğu ortadadır. Özellikleteşebbüsten hemen sonra tutuklanan kişiler hakkındaki tutuklama kararlarındasuç şüphesinin varlığını gösteren tüm somut delillerin ayrıntılarıyla ifadeedilmesinin güçlüğü izahtan varestedir. Bu koşullarda uygulanan tutuklamatedbirleri yönünden tedbirin uygulandığı sırada ifade edilmeyen suçlamaya esaskuvvetli belirtilerin soruşturma mercilerince sonradan etraflı bir şekildeaçıklanıp değerlendirilmesi makul karşılanmalıdır. Bu itibarla darbeteşebbüsünden hemen sonra uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığıincelenirken tutuklama kararında atıf yapılanların yanı sıra UYAP üzerindenerişim sağlanan dosya kapsamında yer alan ve genellikle iddianamede suçlamanındayanağını oluşturan tüm olgular değerlendirmeye tabi tutulacaktır.
96. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığındavranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veyabaşkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetlişüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
97. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülükilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacakhususlardan biri, tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacakolan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
98. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikteyargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığıAnayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustakidenetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkinsüreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; GülserYıldırım (2), § 124).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
99. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğuiddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütüne üye olmasuçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
100. Diğer taraftan başvurucu, görevinden kaynaklanangüvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.
101. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde buteşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılısuçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkındauygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvurularıincelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya görevlerinden kaynaklanangüvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu nedenle tutuklamanınkanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir. Buincelemelerin sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse diğer yargımensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturmamercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen vetutuklamaya konu olan suçların kişisel suçolduğu ve ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündekideğerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıylatutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceğisonucuna varılmıştır (Anayasa Mahkemesi üyeleri bakımından Alparslan Altan [GK], B. No:2016/15586,11/1/2018, §§ 114-129; Erdal Tercan[GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 130-146; Yargıtay üyeleri bakımından A.B. [GK], B. No:2016/22702, 31/10/2019,§§ 80-95; Salih Sönmez, §§ 106-121; Mehmet Arı, B. No: 2016/22732, 10/1/2019, §§ 61-77; Ramazan Bayrak, B. No: 2016/22901,7/2/2019, §§ 70-86; Danıştay üyeleri bakımından Hannan Yılbaşı, B. No: 2016/37380, 17/7/2019, §§ 61-63; ilkderece mahkemelerinde görev yapan hâkimler bakımından Adem Türkel, §§ 52-59; Erdem Doğan,B. No: 2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57; tetkik hâkimleri bakımından Selim Öztürk, B. No: 2017/4834, 8/5/2019,§§ 52-59; Cumhuriyet savcıları bakımından HasanHendek, B. No: 2016/69748, 29/5/2019, §§ 62-69; Uğur Gürses, B. No: 2016/16201, 3/7/2019,§§ 62-65). Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılankararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
102. Dolayısıyla 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün dedevam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınmasınakarar verilen ve bu karar uyarınca 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınıp darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen, yargı makamlarıncasilahlı terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan20/7/2016 tarihinde tutuklanan başvurucu yönünden darbe teşebbüsündenkaynaklanan nedenlerle bağlantılı olarak suçüstü hâlinin mevcut olduğunayönelik değerlendirmelerin temelsiz olduğunun kabulü mümkün değildir. Yargıtaykararlarında yer alan (ilgili Yargıtay kararları için bkz. Salih Sönmez, §§ 117-119) silahlı terör örgütü bakımından ağır cezalıksuçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki yaklaşım da dikkate alındığında başvurucuyaisnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlininbulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal vehukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (aynıyöndeki değerlendirme için bkz. A.B., §94).
103. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucununolayların yaşandığı tarihte Yargıtay üyesi olması nedeniyle 2797 sayılıKanun'dan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olaraktutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
104. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
105. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğunagenel olarak değinilmiş, bu olgulara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir(bkz. § 21).
106. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamelerde isebaşvurucunun FETÖ/PDY içerisinde yer aldığına dair tanık beyanlarına, HTSanaliz raporuna, mali analiz raporuna ve dijital delillerinin incelenmesisonucunda düzenlenen bir bilirkişi raporuna dayanılmıştır (bkz. §§ 26, 34).
107. Soruşturma mercileri, suçlamalara ilişkin olarak başvurucuyönünden bir kısım tanığın vermiş olduğu beyanlara dayanmıştır. Bunlardan A.H.,B.E., ve İ.O. Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hâkimi, dairebaşkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür olarak görev yapmış; ayrıcamüsteşar yardımcılığı ve müsteşarlık görevi üstlenmiş kişiler olup haklarındadarbe teşebbüsü sonrasında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturmayürütülmüştür. Bu kişiler genel olarak başvurucunun FETÖ/PDY'ye mensup olmadığıyönünde anlatımlarda bulunmuşlardır. Tanıklar İ.O. ve B.E. başvurucununFETÖ/PDY'nin Yargıtayda etkin olduğu dönemde başkanlık divanında yer almasıdolayısıyla başvurucu ile FETÖ/PDY arasında bağlantı olduğu yönünde birdüşüncenin söz konusu olabileceğini ifade etmişlerse de bunun varsayımsal birkanaat olarak dile getirdikleri görülmektedir. Nitekim tanıkların başvurucununFETÖ/PDY ile bağlantısının bulunduğu yönünde somut olguya dayalı bir ifadeleriolmadığı gibi aksine başvurucunun bu yapıya mensup olmadığına vurguyapmışlardır. Yargıtayda daire başkanı olarak görev yapmış olan tanık O.Y.ninifadesinde de başvurucunun FETÖ/PDY mensubiyeti olduğuna dair hiçbir açıklamamevcut değildir.
108. Soruşturma mercilerince değerlendirmeye alınan beyanlardanbiri de tanık E.O.nun anlatımlarıdır. Tanık, ilk beyanında başvurucununFETÖ/PDY üyesi olduğu yönünde bir açıklamada bulunmazken ilk ifadesindenyaklaşık bir yıl sonra bu kez başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğu yönünde biranlatımda bulunmuştur. Ancak adı geçen tanığın bu kanaatini somut bir olguyadayandırması söz konusu değildir. Başvurucu da savunmasında; kendisinin dahaönce görev yaptığı Yargıtayın ilgili dairesinde tanığın birden fazla dosyasınınolduğunu, söz konusu dosyaların aleyhine sonuçlanması üzerine bir iftira yolunagiriştiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca tanığın 82 yaşında olduğunu veakıl sağlığının yerinde olmaması nedeniyle hakkında vasi tayinine gidildiğini,aleyhine sonuçlanan her adli işlemden sonra ilgili kişiler hakkındaşikâyetlerde bulunduğunu, nitekim kendisinin daha önce görev yaptığı Yargıtayınilgili dairesinin yeni başkan ve üyeleri hakkında dahi şikâyetlerde bulunduğunudile getirmiştir. UYAP üzerinden yapılan incelemede tanık hakkında vasi tayiniyönünde bir mahkeme kararının varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca kovuşturmaaşamasında Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu tanığın dinlenmesine gerek görmemiştir.Buna göre tanığın açıklamalarının somut bir olgu barındırmaması ilebaşvurucunun savunmasında belirttiği ve UYAP üzerinden tespit edilen hususlarbirlikte değerlendirildiğinde bu beyanların başvurucu ile FETÖ/PDY arasındakimensubiyet ilişkisini ortaya koyan bir olgu olarak değerlendirilmesi mümkündeğildir.
109. Somut olayda üzerinde durulması gereken bir diğer deliltanık N.Y.nin anlatımlarıdır. Tanığın FETÖ/PDY mensubu olan ve aralarında yargımensuplarının da olduğu kamu görevlilerine sohbetadı altında çeşitli konuşmalar yaptığı belirtilmiştir. Tanık 2014 yılındayapılan HSYK seçim sonuçları nedeniyle yapılanmaya mensup yargı görevlilerininbozulan morallerinin düzeltilmesi ve örgütün yargıda yeniden toparlanmasınınsağlanması amacıyla bu kişilere yönelik konuşmalar yaptığını ifade etmiştir.Toplantıların bu niteliği dikkate alındığında bir yargı mensubunun sohbet adıaltında gerçekleştirilen bu tür bir faaliyete katılması örgütle ilişkisibakımından kuvvetli bir belirti olarak kabul edilebilir. Ancak başvurucunun butoplantılara katıldığına ilişkin tanık beyanı, fotoğraf üzerinden yapılan bir teşhisişlemine dayanmaktadır. Tanık bu teşhis işlemi sırasında kendisine binlercefotoğrafın gösterildiğini söylemektedir. Bu koşullarda yapılan bir teşhisinsıhhatine ilişkin ciddi şüphelerin bulunduğu söylenebilir. Dahası tanık,başvurucuyu tanımadığı gibi tanığın başvurucunun katıldığı sohbet toplantılarıhususunda yer ve zamanı belirtir şekilde herhangi bir somut açıklaması dabulunmamaktadır. Nitekim tanığın kovuşturma aşamasında Yargıtay 9. CezaDairesinde alınan beyanında, kendisine başvurucunun sohbet toplantılarınakatılıp katılmadığı hususu sorulduğunda başvurucuyu hatırlamadığını ifadeettiği görülmektedir.
110. Sonuç olarak söz konusu tanık beyanlarında başvurucununFETÖ/PDY üyesi olduğuna, bu örgütle örgütsel bir bağlantısı bulunduğuna veyabirtakım örgütsel eylemleri gerçekleştirdiğine dair somut olgulara dayalı biraçıklama bulunmamaktadır. Bu nedenlerle anılan tanık beyanlarının başvurucu ileFETÖ/PDY arasındaki mensubiyet ilişkisini ortaya koyan olgular olarakdeğerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.
111. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamedeayrıca başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında hakkında işlem yapılanbazı kişilerin cep telefonlarıyla ortak baz hareketliliğinin bulunmasına veuluslararası numaralarla görüşmelerinin olmasına dayanılmıştır.
112. Bununla birlikte soruşturma makamlarınca söz konusu bazhareketliliğinin ve uluslararası görüşmelerin örgütsel bir ilişki çerçevesindegerçekleştiği yönünde bir tespit ya da iddiada bulunulmadığı görülmektedir. Öteyandan yargı mensuplarının yaklaşık üçte biri hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılısuçlardan soruşturma yürütüldüğü, toplamda ise anılan suçlar dolayısıyla yüzbinlerce kişi hakkında soruşturma açıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu durumdasomut olayın koşulları itibarıyla birtakım baz hareketliliğinin ve uluslararasıgörüşmelerin örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarakkabulü mümkün görülmemiştir.
113. Bunlardan başka başvurucu ile ilgili olarak düzenlenen malianaliz raporuna da delil olarak dayanıldığı görülmektedir. Bu raporda önceliklebaşvurucunun 1.950 TL tutarında para gönderdiği kişinin FETÖ/PDY üyesi olmaktanhakkında kovuşturma bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucu ise savunmasında; bututarın beş adet işlemde gerçekleştiğini, E.K.nın Afyonkarahisar'da ikametetmesi ve E.K. ile daha önceden tanışıyor olmaları nedeniyle kendisine,arkadaşlarına ve yakınlarına bu kişiden sucuk sipariş ettiğini ve siparişininkarşılığında bu parayı gönderdiğini ifade etmiştir. Başvurucunun hayatın olağanakışına uygun bu savunması karşısında, yapılan para gönderme işleminin örgütselbir nitelik taşıdığına dair savunmanın aksini gösteren bir delil soruşturmamakamlarınca ortaya konulamamıştır.
114. Mali analiz raporunda belirtilen başvurucunun YARSAV Derneğininüyesi olmasının da delil olarak değerlendirmeye alındığı görülmektedir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği iddianamede, HSK Teftiş KuruluBaşkanlığınca düzenlenen bir rapora dayanılarak 2008 yılından itibaren FETÖ/PDYmensuplarınca YARSAV'a sızıldığı ve bu Dernek adı altında birtakım örgütselfaaliyetlerde bulunulduğu ifade edilmiştir. Başvurucunun ise bu Derneğe 2006yılında -ilk kuruluşunda- üye olduğu anlaşılmaktadır.
115. Öte yandan anılan Derneğin hâkim ve savcılara yönelik birsivil toplum örgütü olarak 2006 yılında kurulduğu bilinmektedir. Ancakkuruluşundan bir süre sonra FETÖ/PDY ile bağlantılı bazı yargı mensuplarının buDerneğe üye olduğu FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak yürütülen birçok soruşturmave kovuşturma belgesinde ifade edilmiştir. Ayrıca darbe teşebbüsünden sonrailan edilen olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirler kapsamında 667 sayılıKHK'nın 2. maddesi ile YARSAV "FETÖ/PDY'yeaidiyeti, iltisakı veya irtibatının belirlendiği" gerekçesiylekapatılmıştır. Bununla birlikte YARSAV üyeliğinin örgütsel bir faaliyet olarakdeğerlendirilmesi ancak bunun terör örgütünden alınan bir talimat uyarıncagerçekleştiğinin ortaya konulması hâlinde mümkündür. Aksi durumda farazi birkabulden hareket edilerek kuvvetli suç belirtisi değerlendirmesi yapılması sözkonusu olabilir. Nitekim Yargıtayın konuya ilişkin içtihadı da bu doğrultudadır(ilgili içtihatlar için bkz. Mustafa Özterzi,§§ 47, 48). Bu bağlamda somut olay incelendiğinde 2006 yılında YARSAV'a üyeolduğu anlaşılan başvurucu için bu yönde bir tespitin olduğunu söylemek mümküngörünmemektedir. Sonuç olarak somut olayda üyelik işleminin örgütsel niteliktaşıdığına dair bir delilin soruşturma makamlarınca ortaya konulmadığıanlaşılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Özterzi, § 105).
116. Son olarak başvurucuya ait olduğu değerlendirilen dijitaldelillerin incelenmesi sonucunda düzenlenen bir bilirkişi raporuna delil olarakdayanıldığı anlaşılmaktadır. Bu raporda, başvurucuya ait dijital delillerde ikiadet örgütsel bazı içerik barındıran açıklamaların varlığının tespit edildiğiifade edilmiştir. Bunlardan birinin Adalet ve Kalkınma Partisinden istifaettikten sonra yurt dışına çıkan ve hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardansoruşturma yürütülen eski bir milletvekilinin istifası sırasındakiaçıklamaları, diğerinin ise kamu makamlarınca FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğudeğerlendirilen ve olağanüstü hâl döneminde çıkarılan 667 sayılı KHK ilekapatılan bir vakfın başkanının röportajı olduğu görülmektedir. Bu dokümanlarınbulunmasının FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlamalar bağlamında değerlendirilmesindeFETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve örgütlenme şeklinin gözardı edilmemesi gerekir.
117. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçokkararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasındadevleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yenidenşekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi,toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idarisisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaolduğunu kabul etmişlerdir (Mustafa Baldır,§ 74).
118. FETÖ/PDY, kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sırabaşta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlardayasal faaliyetlerde bulunmuş; bu faaliyetler dolayısıyla sahip olduğudershaneler, okullar, üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslekodaları, iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler,televizyon ve radyo kanalları, internet siteleri, hastaneler aracılığıyla sivilalanda önemli bir etkinliğe ulaşmıştır. Bu faaliyetlerin yanında bazen bu yasalkuruluşların içinde gizlenmiş olan, bazen de yasal yapıdan tamamen farklışekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana yönelikfaaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).
119. Bununla birlikte yargı kararlarında da ifade edildiği üzereülkemizde ve yurt dışında yıllar boyunca faaliyetlerini sürdüren FETÖ/PDY'ninbaştan beri illegal bir yapılanma olduğunun -herkes tarafından- bilindiğinisöylemek mümkün değildir. Bu durum yargı organlarınca FETÖ/PDY ile bağlantılısoruşturma ve kovuşturmalarda cezai sorumluluğun belirlenmesinde dikkatealınmaktadır (buna ilişkin ayrıntılı açıklamalar için Mustafa Baldır, §§ 31, 32, 76; Mustafa Özterzi, § 46).
120. Başvurucunun konutunda ele geçirilen dijital materyallerdeyer alan açıklamaları örgütsel amaçla bulundurduğunu gösteren somut olgularortaya konulmadığı sürece bunların suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarakkabul edilmesi mümkün değildir. Somut olayda soruşturma ve kovuşturma makamlarıbaşvurucunun örgütsel bir amaçla bu açıklamaları bulundurduğunu ortayakoyabilmiş değillerdir. Bu nedenle başvurucunun örgütün propagandası olarakgörülebilecek haber niteliğindeki açıklamaları bulundurmuş olmasının başvurucuile FETÖ/PDY arasındaki mensubiyet ilişkisini ortaya koyan bir olgu olarak değerlendirilmesimümkün görülmemiştir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Mustafa Özterzi, § 114). Yargıtayın benzer nitelikteki verilere ilişkinolarak yaptığı değerlendirmelerin de aynı özellikte olduğu görülmektedir (Mustafa Özterzi, § 45).
121. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit vedeğerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtininyeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
122. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunupbulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
123. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetlibelirtiler ortaya konulmadanbaşvurucu hakkında tutuklama tedbirininuygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağandönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelereaykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
124. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerdetemel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasınıdüzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
iv. Anayasa'nın 15.Maddesi Yönünden
125. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasınınkısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğermaddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetkitanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırıtedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak veözgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırıbulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa MahkemesinceAnayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlıolacaktır. Anayasa Mahkemesi bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§192-211, 344).
126. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş, seferberlik,sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiğidönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulmasıyasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönündenolağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınmasımümkündür (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 196, 345).
127. Ayrıca anılan hak, milletlerarası hukuktan kaynaklananyükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin UluslararasıSözleşme'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ekprotokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibisomut olayda başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan sözkonusu müdahalenin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi biryükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye)aykırı olduğu da saptanmamıştır (Aydın Yavuzve diğerleri, §§ 199, 200, 346; TurhanGünay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 86).
128. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletinbireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alantemel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar, § 62). Kişilerin keyfî olarakhürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasalsistemlerin merkezinde yer alan en önemli güvenceler arasındadır. Bireylerinözgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfî olmaması, olağanüstü yönetimusullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması gereken temel bir güvencedir(Aydın Yavuz ve diğerleri, §347).
129. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacakgüvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulmasıgelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması, tutuklama tedbiri içinön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınailişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla-hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadantutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde birtedbir olarak kabul edilemez (Turhan Günay, § 88).
130. Somut olayda Anayasa Mahkemesince soruşturma makamlarının suçişlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu hakkındatutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır (bkz. § 121). Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak veözgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyenAnayasa'nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınayönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelereaykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.
131. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıbağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.
3. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
132. Başvurucu; sorgu aşamasında kendisine isnat edilensuçlamalara ait delillerin gösterilmediğini, soruşturma dosyasında gizlilikkararının bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini belirterekadil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkeleri ile savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
133. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
134. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizincifıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanınkanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkilibir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
135. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
136. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararınınverildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenlekısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanınAnayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespitedilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindekiölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
(1) Genel İlkeler
137. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2) (§§ 169-174) başvurusu hakkında verilenkarar.
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
138. Başvuru formunda soruşturma dosyasını incelemeye izinverilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararın savcılıkya da hangi mahkeme tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir açıklamadabulunulmamıştır.
139. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonrakaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaklabirlikte Mahkemece iddianamenin kabul edildiği 28/11/2017 tarihi (bkz. § 27)itibarıyla kısıtlılık 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrasıuyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.
140. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamanın başvurucununFETÖ/PDY üyesi olması ve bu örgütün yargı ayağının içinde yer almasıhususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlamaların içeriğinin AnkaraCumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında başvurucuyaaçıklandığı görülmektedir (bkz. § 17).
141. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/7/2016tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnatedilen suçlamalara ilişkin açıklamalara ayrıntılı şekilde yer verildiğigörülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgilere yerverilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerdebulunulmuştur (bkz. § 18). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Ankara 2.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağındabaşvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucununsorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğugörülmektedir (bkz. § 19). Ayrıca başvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesindede usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur.Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğatemel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasındaerişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
142. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların vetutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuyaveya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma veitirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturmaaşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucununtutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümküngörülmemiştir.
143. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izinverilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığıiddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
144. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınayönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyleyapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizincifıkrası) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekbulunmamaktadır.
F. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
145. 6216 sayılı Kanun’un "Kararlar"kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2)numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
146. Başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini belirtmiş ve bu ihlal nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarkarşılığında 400.000 TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
147. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 30/11/2017 tarihinde başvurucununtahliyesine karar verilmiştir (bkz. § 28). Dolayısıyla başvurucunun tutuklulukhâli sona ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
148. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelikmüdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
149. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
5. Yakalama ve gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
6. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
7. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNASerdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLALEDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine(E.2018/33) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE9/1/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
B. Başvuru No: 2016/78293 (1.Bölüm) ve B.Başvuru No:2016/14597(Genel Kurul) sayılı dosyalardaki karşıoylarda belirtilen hukuki neden vegerekçelerle; 20.7.2016’da tutuklanan, soruşturma devam ederken kimi tanıklarcaFETÖ bağlantısı olduğu yolunda beyanlarda bulunulan, 30.11.2017’de tahliyeedilmekle beraber hakkındaki yargılama henüz derdest olan başvurucu hakkındakiilk tutuklama kararında suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin yeterinceortaya konulduğu, dolayısıyla bu tedbirin uygulanması nedeniyle kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksiyöndeki kararına katılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihlive 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluylaAnayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:2012/403, 26/3/2013, § 16).
Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmasıyanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başkasöyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’daöngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özüitibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olmasıgerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunmakapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dairşüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradanoluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamdadeğerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).
Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiğikonusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketmegirişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorumyetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargıorganlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatlarıışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makulbir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunukullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununlabirlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz konusudeğilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal davalarınbulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğündenkurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde mahkemeleriniçtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri ihtimali herzaman vardır.
Somut olayda 20.07.2016 tarihinde tutuklanan ve 01.09.2016tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulmadurumu, 30.11.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesincebaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarakhürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel başvurukapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan olası birihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminatahükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlalkararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) birsonuç ortaya çıkmayacaktır.
Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireyselbaşvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireyselbaşvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek vegiderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak aramayolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınadayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırıolduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanınkanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesininmevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunupbulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklamatedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1
Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı CezaMuhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlubir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralıfıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklamakararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiriile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı Kanunun101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın devamınaveya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetlisuç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirininölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkçagösterilir.”
Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suçsoruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıfyapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen birkişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireyselbaşvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sonaermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilenberaat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir aradagerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğuiddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davasıaçabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucu tahliyeedilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olması veyahakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olmasıhallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınailişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımınısonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminatakonu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenentazminat nedenine ilişkin durumdur.
Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucuhakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiğitarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiylekabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusuhükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tümbaşvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esası incelenmektedir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmişolan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına kararverilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenentazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makulsürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarınıntüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5
Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukukiolmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindekitazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetlesonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıverilmektedir.6
Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanınesasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıfyapıldığı için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddiaedilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersineoluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasınınvar olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlardaatıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiğiiddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibaredilmesi mümkün değildir.8
Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukukaaykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, AnayasaMahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yolunabaşvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucununtutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesiçelişkili bir durum oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolununbulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapmayaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri göndermemerkezlerindeki tutma koşulları¬nın kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalıbaşvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muameleoluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangibir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konuedilebileceğini belirterek incelememiştir.
İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili birbaşvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türkhukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dairkararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan vekanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddütuyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasınınsöz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi bakımındanyeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu güne kadarböyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren herhangi birmahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin etkili birbaşvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade etmiştir.9
Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabuledilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya datutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işleminekarşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davada incelenebileceğigerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme, buradaki tazminatyolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar bulunmamasına rağmenböyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortayakoyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türden şikâyetlere çözümgetirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlik kazandırmak ve yasaldüzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasındayarar bulunduğunu belirtmiştir.10
Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişininCMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin vetutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitindevam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürütenmahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkındamahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veyakesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklamatedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiğiveya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolununetkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bubağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veyamahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığınısöylemek yerinde olacaktır.
Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygunolmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanmasıhukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucunavarılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğunhukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız birinceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine BireyselBaşvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğininincelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya beraatkararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemiolmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veyadavanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliğiincelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyorolması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğininincelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle birinceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlikkararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceğigibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygunolduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucununtutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilenbaşvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.
Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliğibağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısalsürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığıanlaşılmaktadır.
Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısalsürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminatnedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanunauygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmayayer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı vetutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veyaişlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniylezorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıylailgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğubulunmaktadır.
Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırıolduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağınailişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasınıinceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtinaedebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmekgerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağırceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığınıinceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülenşartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundankaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayı yürütenherhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliye kararı,yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından, tutuklamaşartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bu konudaherhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır cezamahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukukaaykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde deherhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındakitutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminatyolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsününsona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelikiddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkinyaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındakikamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yoluaşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadıdoğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkinkararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetlisuç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birliktedevam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) Nitekim AnayasaMahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olup esastanincelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklamanedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca,bu konuya ilişkin olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olanmahkemenin de kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olupolmadığını değerlendireceği varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu türbaşvurularda kişilerin tazminat davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi.Sonuç olarak, eğer tazminat davasına bakacak mahkeme, uzun tutuklulukşikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerinin var olup olmadığınıinceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden kaynaklanandavalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.
Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 dadeğinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzuntutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olmasınedeniyle CMK 141’de düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına nedenolan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeplesiyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak iseAnayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterligiderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edipetmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almakdurumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesindeöngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerininkişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahalesonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunuifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlaledildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgiliolduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasızımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğününihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucununtutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığınıtespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespitedebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlalettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veyatakipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunubelirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıvermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-abendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralıfıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkilidavanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikteetkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminatistenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemibulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olupolmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini tespitedebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHMde Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesigerektiği itirazını reddetmiştir.
Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e bendinin değil, 141/1-abendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de budurumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine de atıf yapma gereğiduymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı olmadığı için tahliyedurumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğindetutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanınilgili/ilişkili olduğu dava mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinintahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolununtüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıkladığım gerekçelerle başvurunun tutuklamanın hukukiliğineilişkin kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun işin esasınınincelenmesi gerektiği yolunda oluşan görüşüne katılmadım.
Üye
Kadir ÖZKAYA
______________________
1 Halas Aslan, B.No: 2014/4994, 16.2.2017.
2 Reşat Ertan,2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29;Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34
3 Kamil Erdoğan, B.No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49;Ertuğrul
Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42
4 Fatma Maden, §47,Ertuğrul Raşit Benal, §40
5 Erkam AbdurrahmanAk, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,29/9/2016,§37
6 Neslihan Aksakal,B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624,9/5/2018, § 24-26.
7Yargıtay 12. CezaDairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı
8 Benzer durumlarbakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığınıgösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolununkesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da sözkonusu değildir.
9B.T. [GK], B. No:2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.
10 Cafer Yıldız,B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,§§ 37-40.
11 Bkz. Besime Konca,B. No: 2017/5867, 3/7/2018.
12 Mehmet Özdemir, B.No: 2017/37283, 29/11/2018
13 Ali Bulaç [GK], B.No: 2017/6592, 3/5/2019
14 bkz. Yargıtay 12.Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı,1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.
15 İrfan Gerçek, B.No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37
16 Bkz. Örneğin,Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994,16/2/2017, § 87.
17 Mustafa Avci, B.No: 2014/1545, 22/3/2018
18 Mustafa Avci, §27
19 Mustafa Avci,§35-38
20 Mergen vediğerleri/Türkiye kararı, §36