TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ASLI KIRMIZI DEMİRSEREN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5680)
Karar Tarihi: 15/4/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Aslı KIRMIZI DEMİRSEREN
Vekili
:
Av. Metin İRİZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığı okul idaresi tarafından sistematik olarak aşağılayıcımuamelelere, eylemlere ve idari soruşturmalara maruz bırakılmak suretiylekendisine mobbing uygulanması, belirtilen eylemlernedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine şüpheliler hakkında kovuşturmaya yerolmadığına karar verilmesi ve yapılan soruşturmanın adil olmaması nedeniyle,Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkı ile 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına kararverilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 25/7/2013 tarihindeİstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurununKomisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölümün İkinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindebelirtildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu öğretmen olarakgörev yapmaktadır.
6. Başvurucu tarafındanİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile görev yaptığı okulunyönetim kadrosunda yer alan kişilerce, haksız isnat ve iddialarla hakkındadisiplin soruşturmaları açtıkları, belirtilen soruşturmalardaki yanlı tutumlarıile kendisini sürekli küçük düşürdükleri ve mobbinguygulamak suretiyle manevi olarak ağır acı ve ızdırapçekmesine neden oldukları belirtilerek suç duyurusunda bulunulmuştur.
7. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 28/3/2013 tarih ve S.2013/19408 sayılı kararı ile, idareci vedenetmen olarak görev yapan şüphelilerin başvurucu hakkındaki iddialarınsoruşturulması amacıyla görevleri gereği disiplin soruşturması yaptıkları, bueylemlerinin görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı,başvurucunun hakkında açılan disiplin soruşturmasına karşı yasal yollarabaşvurmasının mümkün olduğu ve suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilerek,şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
8. Başvurucu tarafındanbelirtilen karara karşı yapılan itiraz, Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinin27/5/2013 tarih ve 2013/348 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.
9. Ret kararı 9/7/2013tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
10. Başvurucu tarafındanhakkında haksız disiplin soruşturmaları açıldığı ve bu soruşturmalar sırasındataraflı bir tutum sergilendiği iddia edilmiş olmakla beraber, belirtilen hususailişkin herhangi bir belge sunulmadığı anlaşılmaktadır.
B. İlgiliHukuk
11. 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. ve 173. maddeleri.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
12. Mahkemenin 15/4/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/7/2013 tarih ve 2013/5680numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
13. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığını, görev yaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan şahıslarcasürekli iletişimine, sağlığına, sosyal ilişkilerine, sosyal konumuna, meslekive özel yaşamına yönelik saldırılara maruz kaldığını, hakkında asılsıziddialara istinaden disiplin soruşturmaları açılarak, bu soruşturmalarkapsamında gerçeğe aykırı bilgiler verilerek yanlı bir tutum sergilendiğini veböylece kendisinin iletişimi sorunlu biri olarak gösterilerek, iletişimdendışlanmaya ve idarecilerle yaptığı görüşmelerde hakaretlere maruz kaldığını, buşekilde yürütülen sistemli eylem ve işlemlerle mobbingemaruz bırakıldığını, bu hususun İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp FakültesiAdli Tıp Anabilim Dalının 19/11/2012 tarihli raporunda yer verilen, başvurucudabelirlenen travma sonrası stres bozukluğu ve anksietelimajor depresyon klinik tanılarının başvurucununaktarmış olduğu işyerinde yaşadığı psikolojik taciz ve yıldırma davranışlarıöyküsü ile uyumlu olduğu yönündeki tespitlerle de doğrulandığını, belirtileneylemler nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine şüpheliler hakkındakovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, karara karşı yaptığı itirazın dareddedildiğini, belirtilen kararların gerekçesiz olduğunu ve bu kapsamdayapılan soruşturmanın adil olmadığını beyan ederek, Anayasa’nın 17. ve 36.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden
14. Başvurucu, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının S.2013/19408 sayılı dosyası kapsamında yaptığı şikâyetsonucunda eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak şüphelilerhakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ve belirtilen karar ileitiraz üzerine verilen Mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu belirterek,Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
15. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
16. 30/11/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
17. Anılan Anayasa ve Kanunhükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18).
18. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
19. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. ….”
20. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No. 2012/13,2/7/2013, § 38).
21. Sözleşme’nin adil yargılanmahakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hakarama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmekiçin, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığıntarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmişolması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No. 2012/917, 16/4/2013, § 21).
22. Bir ceza davasında üçüncükişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarargören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkınınkoruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenîhak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilenkararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (B. No.2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, B. No. 47287/99, 12/2/2004, §70).
23. Hukuk sistemimiz açısından,5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hakiddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesisürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somutolayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla, verilenkovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkilerinin de ceza muhakemesi süreciile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önünde bulundurulduğunda hukukyargılaması açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’dagüvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak veözgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının,diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden
25. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığı okul idaresi görevlilerince, sistematik olarak aşağılayıcımuamelelere, eylemlere ve idari soruşturmalara maruz bırakılmak suretiylekendisine mobbing uygulandığını belirterek,Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
26. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
27. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesişöyledir:
“Hiç kimseye işkenceveya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”
28. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenarbaşlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel veaile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkınkullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasaylaöngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkeninekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veyaahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli birtedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
29. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi vemanevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkinkararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (B. No. 2013/2187, 19/12/2013, §30).
30. Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”,“eziyet” yapılamayacağı vekimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, hüküm Sözleşme’nin 3.maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarlarıkapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunlukfarkı bulunmakta olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağırşekilde zarar veren muamelelerin “işkence”,bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veyaruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcınitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür(B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 22).
31. Ancak, bir eyleminAnayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgaribir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıpaşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak birdeğerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel vemanevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörlerönem taşımaktadır (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23). Somut olaydaki verilerışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise,diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
32. AİHM içtihadında da, başvuru konusu iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesiningüvence kapsamında yer alması için minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabuledilmekte ve acımasız, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanınağır ve kasıt içeren şekli olarak kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veyaeziyet uygulanması, acının kasıtlı olarak uygulanması ve bilgi almak,cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı bir muameleyi içermesi gerektiğibenimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce uygulanan, fizikselyaralanmaya sebep olan, en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektirenmuameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçükdüşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçükdüşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul etmekteancak, söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veyaalçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğiniSözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediğiüzerinde durulmaktadır (Bkz. Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No. 13134/87,25/3/1993, § 30; Labita/İtalya, [BD], B. No. 26772/95,06/04/2000, § 120, Hurtado/İsviçre, B. No. 17549/90, 28/1/ 1994, § 67).
33. Yukarıda yer verilentespitlerden de anlaşılacağı üzere, doğası gereği cezaların veya menfi hareketve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsaldeğerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yolaçması ve bu etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramınıçağrıştırması mümkün olmakla birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3.maddesi anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bukavramların Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence,eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olaraknitelendirilebilmesi için, mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıramuamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fizikselve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir.
34. Belirtilen tespitlerışığında somut olay incelendiğinde, başvurucu tarafından esasen, görev yaptığıokulun yönetim kadrosunda yer alan kişilerce, haksız isnat ve iddialarlahakkında disiplin soruşturmaları açıldığı, belirtilen soruşturmalardaki yanlıtutum ve davranışlar nedeni ile küçük düşürülmek suretiyle manevi zararauğratıldığı ve bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiasıylabaşvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddia edileneylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibiunsurların değerlendirilmesi neticesinde; başvurucu hakkında açılan disiplinsoruşturmasında haklarında şikayette bulunduğu müfettişlerce ifadesininalınması, öğrenci bilgilerinin e-okul sistemine girilmesi hususunda okulidaresiyle anlaşmazlık yaşanması, sınav notlarının eksik düzenlenmesi nedeniyleuyarılması, bir öğrenci velisiyle ilgili sorunu okul idaresine aktarmasınarağmen çözüm bulunmaması, okulda takip edilen kaynakların temini ile ilgilitoplantıda okul müdürü tarafından yüksek sesle uyarılması ve sorunlu olduğunutespit ettiği öğrencinin sınıf değişikliğine ilişkin talebinin okul idaresincekarşılanmaması şeklindeki eylem ve davranışların münferit hadiselerden ibaretolduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen eylemlerin kişilik haklarını ihlal ederek,başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsal etkilerinin olması mümkün olmakla birlikte,özellikle kamu görevlisi olan başvurucu hakkında bir disiplin soruşturmasıyürütülmesinin ve görev yerinin değiştirilmesinin, muamelenin uygulanış şekli veyöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından,başvurucunun yaşı ve mesleki statüsü de nazara alındığında, Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgarieşiği aştığı söylenemez.
35. Bu nedenle başvurucununşikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile bağlantılı olarakAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygungörülmüştür.
36. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
37. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”
38. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hakihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanunyollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No. 2012/1027, 20, 12/2/2013,§§ 19–20; B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 26).
39. Ancak belirtilen hükümlerdeyer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleriaçısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılmasıgerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne mutlak ne şeklî olarakuygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesinde münferitbaşvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca hukuksisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunlarınuygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimdeele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuruyollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getiripgetirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (B. No. 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan /Türkiye,B. No. 22277/93, 27/7/2000, §§ 56–64).
40. Bireyin fiziksel ve zihinselbütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinselbütünlüğe keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarınıönlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığınayönelik olarak yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurmaçerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlakacezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksızmüdahalelere karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.Nitekim fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hemcezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırmatüründen davranış grubu olarak kabul edilen ve somut başvuruya konu eylemlerebenzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin yeralması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmaklaberaber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konuedilebildiği görülmektedir. Yargı kararları nazara alındığında, belirtilentazmin imkanının, kişinin kamu görevlisi veya özel hukuka tabi bir hizmetsözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara alınarak,hem idari yargı hem de adli yargı alanında yer alan yargısal makamlarcasağlandığı anlaşılmaktadır (Y.H.G.K. 25/9/2013 tarih ve E.2012/9-1925,K.2013/1407; Danıştay 8. Dairesi 16/4/2012 tarih ve E.2008/10606, K.2012/1736).Dolayısıyla bir bireyin, somut başvuruda belirtilen fiillere benzer eylemlervasıtasıyla fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahale edildiği iddiasıyla,hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür (B. No. 2013/1123,2/10/2013, § 35).
41. Hukuka veya sözleşmeyeaykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesiyükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diyeadlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranışgrubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanundaaçıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yerverilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğunistisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilenzararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, cezahukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanındaobjektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumlulukalanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardıkullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bununyanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunmaimkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazminyükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğunazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzeruyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansısunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır.
42. Başvuruya konu olayda,başvurucu tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile,görev yaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan kişilerce, haksız isnat veiddialarla hakkında disiplin soruşturmaları açtıkları, belirtilensoruşturmalardaki yanlı tutumları ile kendisini sürekli küçük düşürdükleri ve mobbing uygulamak suretiyle manevi olarak ağır acı ve ızdırap çekmesine neden oldukları belirtilerek suçduyurusunda bulunulduğu, yürütülen soruşturma sonucunda şüphelilerin başvurucuhakkındaki iddiaların soruşturulması amacıyla görevleri gereği disiplinsoruşturması yaptıkları, bu eylemlerinin görevi kötüye kullanma olaraknitelendirilmesinin mümkün olmadığı, başvurucunun hakkında açılan disiplinsoruşturmasına karşı yasal yollara başvurmasının mümkün olduğu ve suçununsurlarının oluşmadığı belirtilerek, şüpheliler hakkında kovuşturmaya yerolmadığına karar verildiği, ancak başvurucu tarafından somut başvuru açısındandaha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma yoluna gidilmediğianlaşılmaktadır.
43. Yukarıda yer verilentespitler çerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler ileilgili olarak, başvurucu tarafından yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuşolduğu nazara alındığında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiğisöylenemez.
44. Açıklanan nedenlerle, somutbaşvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma imkânıkullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından, başvurunun bukısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,
2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının“başvuru yollarının tüketilmemesi”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
15/4/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.