TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ASIM ARI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9381)
Karar Tarihi: 3/3/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 16/4/2016-29686
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekilleri
:
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Okan TAŞDELEN
Başvurucu
:
Asım ARI
Vekili
:
Av. Hasan Kemal ELBAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasıyla (HAGB) sonuçlanan davada adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 17/12/2013 tarihindeAntalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 16/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. İkinciBölüm tarafından 19/11/2015 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun, niteliğiitibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğündenAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin birörneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.Bakanlık, görüşünü 19/1/2016 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlıktarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 2/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşünekarşı beyanlarını 15/2/2016 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi veeklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Bir hastanede doktor olanbaşvurucu ile ambulans şoförü S.G. yaşadıkları bir tartışmanın ardındanbirbirlerinden şikâyetçi olmuşlardır.
9. S.G. 27/6/2012 tarihli polisifadesinde başvurucunun kendisine yönelik “senbir şoför parçasısın” ve “seninağzına sı.arım, defol gitburadan” dediğini ileri sürmüştür.
10. Başvurucu ise “ş[o]för olarak bana nasılmüdahale edersin” dediğini, S.G.ninkendisine hakaret ettiğini ve bağırdığını belirtmiştir.
11. Olayla ilgili ifadelerialınan tanıklardan E.E. ve M.Ö., başvurucunun S.G.ye “sen bir şoförsün, benim dengim değilsin, bana cevapveremezsin, karşılık veremezsin” şeklinde ifadeler kullandığınıbeyan etmişlerdir. Diğer bir tanık D.A. ise başvurucunun “sen ş[o]försün karışma”dediğini söylemiştir.
12. Antalya CumhuriyetBaşsavcılığı 12/12/2012 tarihinde başvurucu hakkında hakaret, S.G. hakkında isehakaret ve tehdit suçlarından dava açmıştır.
13. Antalya 8. Sulh CezaMahkemesinde görülen davanın 29/5/2013 tarihinde yapılan ilk duruşmasındabaşvurucu ve S.G. şikâyetlerinden vazgeçmişler ve hükmün açıklanmasının geriyebırakılmasına muvafakat ettiklerini belirtmişlerdir.
14. Mahkeme önünde görülen18/9/2013 tarihli ikinci duruşmaya başvurucu katılmamıştır. Duruşmada tanıklarM.Ö. ve D.A. önceki ifadelerini tekrar etmişler, bulunamayan tanık E.E.nin dinlenilmesinden ise vazgeçilmiştir.
15. Antalya 8. Sulh CezaMahkemesi 18/9/2013 tarihli ve E.2012/1106, K.2013/557 sayılı kararıylatarafların ve tanıkların beyanlarını ve dosyadaki diğer belgeleri dikkatealarak başvurucunun kamu görevlisi olan S.G.ye karşı hakaret suçunu işlediğisonucuna varmıştır. Mahkeme, başvurucunun 11 ay 20 gün hapis cezası ilecezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.Diğer sanık S.G. hakkında tehdit suçundan açılan dava, şikâyetten vazgeçmenedeniyle düşürülmüş; karşılıklı olması nedeniyle hakaret eylemi için cezaverilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.
16. Başvurucu bu karara HAGBtalebi olup olmadığının yargılamanın başında değil, mahkûmiyet sonucunaulaşılmasının ardından sorulması gerektiği; davanın başında HAGB’yemuvafakat edilmesinin, başvurucunun suçu işlediği hususunda hâkimi etki altındabıraktığı, müşteki ve tanık ifadeleri arasındaki farklılığın bu etkiyigösterdiği gerekçesiyle itiraz etmiştir.
17. Antalya 16. Asliye CezaMahkemesi 18/11/2013 tarihli ve E.2012/1106, K.2013/557 sayılı kararı ile sonuçceza miktarına, başvurucunun muvafakatinin bulunmasına, sabıkasız oluşuna veverilen cezaya konu suçun niteliğine göre zarar kavramının incelenerek usul veyasaya uygun bir karar verildiği gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.
18. Nihai karar, başvurucuya28/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 17/12/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Hükmünaçıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kenarbaşlıklı 231. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“…
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise;mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulanhükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilebilmesi için;
…
c) … Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasınıngeri bırakılmasına karar verilmez.
…
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beşyıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. ... Bu süre içinde bir yıldan fazlaolmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestliktedbiri olarak;
…..
karar verilebilir. ….
(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestliktedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geribırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestliktedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmüaçıklar. …
(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itirazedilebilir.
(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sistemekaydedilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 3/3/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, henüz delillerinortaya konulmadığı duruşmanın başında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınailişkin talebinin sorulmasının savunmasını serbestçe yapma imkânını elindenaldığını, nasıl sonuçlanacağını bilmediği bir yargılamaya dair seçim yapmakzorunda bırakıldığını, Mahkemenin hükmünü verdikten sonra HAGB’yemuvafakatinin olup olmadığını sorması gerektiğini, HAGB talebinde bulunmasınınhâkimi atılı suçun işlendiğine dair etki altında bırakabileceğini, sonrasındahâkimin yargılamaya gerekli özeni göstermediğini, bu kapsamda tanıklar ilemüştekinin söylenen sözleri arasındaki farklılığı açıklığa kavuşturmadığını,Kanun’da bu konudaki muvafakatin hangi aşamada sorulacağına dair bir netlikolmadığını, sonuçlarını öngöremeyeceği bir aşamada talebinin sorulmasınedeniyle temyiz hakkını kullanamadığını, HAGB kararına karşı itirazincelemesinin şeklî hususlarla sınırlı olduğunu belirterek tam yetkili birmahkemede yargılanma da dâhil olmak üzere adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu nedenlerle yargılamanın yenilenmesine,yargılama giderleri ile 10.000 TL manevi tazminatın kendisine ödenmesine kararverilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
23. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu çerçevede başvurucunun adil yargılanma hakkınayönelik iddialarının HAGB’nin uygulanma şeklinin adilolmadığı ve itiraz incelemesinin etkisizliği şeklinde iki başlık altındaincelenmesi gerekmektedir.
1. HAGB KurumuYönünden
24. 5271 sayılı Kanun'un 231.maddesine göre yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha azsüreli hapis ya da adli para cezası ise belirli şartların gerçekleşmesi hâlindeHAGB kararı verilebilmektedir. Anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasının, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukisonuç doğurmamasını ifade ettiği belirtilmektedir.
25. HAGB, yargılamayı hükümlesonuçlandıran bir karar değildir ve 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin (1)numaralı fıkrasında hüküm niteliğindeki kararlar arasında sayılmamıştır (Ali Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013, §21). Ek olarak 213. maddenin (13) numaralı fıkrasında HAGB kararlarının adlisicile değil, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir.
26. HAGB kararı verilebilmesiiçin aranan şartlardan biri de sanık muvafakatinin bulunmasıdır. Kanundabelirtilen koşulların gerçekleşmesine karşın sanığın kabul etmemesi hâlindehükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu durumda ilk derecemahkemesinin kararı temyizi kabil hâle gelebilecektir. 5271 sayılı Kanun’un231. maddesinin (12) numaralı fıkrası uyarınca HAGB kararlarına karşı iseitiraz kanun yoluna başvurulabilecektir.
27. Sanığın bu itibarla cezayahükmedilmesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını seçme ya dayargılamanın hukuki kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını tercih etmeimkânı bulunmaktadır (Ali Gürsoy,§ 19). Başka bir deyişle HAGB’nin uygulanmasını talepeden sanığın, hakkındaki kararın esas ve usul yönünden Yargıtaydaincelemesini talep etme hakkından vazgeçtiği ve buna karşılık HAGB’yle ortaya çıkan menfaatlerden yararlanmayı tercihettiği kabul edilir (Mahmut Çevik,B. No: 2013/2896, 10/6/2015, § 37).
28. Hakkında HAGB kararı verilenkişi beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur ve mahkeme en fazla bir yılboyunca geçerli olmak üzere 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin (8) numaralıfıkrasında sayılan denetimli serbestlik tedbirlerinden bir veya birkaçınauyulmasına da hükmedebilir.
29. 5271 sayılı Kanun'un 231.maddesinin (10) ve (11) numaralı fıkralarında belirtildiği üzere denetim süresiiçinde kasıtlı yeni bir suç işlenmediği takdirde açıklanması geri bırakılanhüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine, denetim süresi içinde kasıtlıyeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasına karar verilir.
30. Yargıtay Ceza Genel Kurulu19/2/2008 tarihli ve E.2006/6-346, K.2008/25 sayılı ilamında sanık hakkındakurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden vedoğurduğu sonuçlar itibarıyla salt ceza muhakemesine ait olmayıp karma birözelliğe sahip bulunan HAGB kurumunun sanık ile devlet arasındaki cezainitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birini oluşturduğunubelirtmektedir. Buna göre denetim süresi içinde kasten yeni bir suçunişlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde geri bırakılan hükümortadan kaldırılacak ve kamu davası düşürülecektir.
31. Hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verilen durumlarda sanığın suçlu olduğu konusunda ulaşılmışbir vicdani kanaat bulunmakta ve bu kanaat “kasten yeni bir suç” işlenmemesi veöngörülmüşse denetimli serbestlik tedbirlerine uyulması şartlarına bağlı olarakhüküm ifade etmemektedir. HAGB, mahkûmiyet konusunda vicdani kanaate ulaşmışmahkemenin, buna ilişkin hükmü açıklamayı belirli bir süre ertelemesini, busüre zarfında hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ve bu süresonunda kişinin başka suç işlememesi ve öngörülen tedbirlere uygun davranmasıhalinde açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanındüşmesine karar verilmesini ifade eder (KürşatEyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 28,29).
32. Denetim süresi içindekasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasıyla veya bu süre içindekasıtlı yeni bir suç işlenmemesi hâlinde düşme kararıyla yargılama nihai olaraksona erdiğinden hüküm niteliği olan bu kararlara karşı temyiz yolunabaşvurulabilecek ve yargılamaya ilişkin itirazlar bu aşamada ilerisürülebilecektir (AYM, E.2008/45, K.2009/53, K.T. 12/3/2009; Ali Gürsoy, § 22).
33. HAGB kararlarına itirazyönünden, bu usulün verilen kararın bir üst merci tarafından yeniden gözdengeçirilmesini sağlayan ve kararın sağlığı bakımından güvence oluşturan kanunyollarından birini oluşturduğu değerlendirilmektedir (AYM, E.2008/45,K.2009/53, 12/3/2009).
34. YargıtayCeza Genel Kurulunun 3/2/2009 tarihli ve E.2009/4-13, K.2009/12 sayılı ilamındaitiraz incelemesinin kapsamının ne olacağı “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşullarınbulunup bulunmadığı ve hükmün açıklanmasına ilişkin kararda hukuka aykırılıkolup olmadığı” şeklinde belirtilmiştir. Yargıtay ilamında mahkûmiyethükmüne yönelik inceleme yapılamayacağı ve mahkûmiyet hükmünün temelinioluşturan hususlarda karar verilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
35. Bununlabirlikte Yargıtay Ceza Genel Kurulu 22/1/2013 tarihli ve E.2012/10-534,K.2013/15 sayılı ilamı ile sadece şeklî bir incelemeyi gerektiren yaklaşımınıdeğiştirmiş ve itiraz merciinin 5271 sayılı Kanun’un 267-271. maddeleriuyarınca hem maddi olay hem de hukuki yönden bir değerlendirme yapmasıgerektiği sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay ilamının ilgili kısmı şu şekildedir:
“İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suçvasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarakdeğil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevapvermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli veCumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli,yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı yada bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da … verilen … kararının …isabetli olup olmadığına karar vermelidir.”
2. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. HAGB’nin UygulanmaŞeklinin Adil Olmadığına İlişkin İddia
36. Başvurucu, hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına muvafakat edip etmediğinin delillerin henüzortaya konulmadığı ilk duruşmada sorulmasının sağlıklı bir değerlendirmeyapmasının önüne geçtiğini, yasada bu konuda bir netlik bulunmadığını veyargılamanın erken bir safhasında HAGB iradesinin sorulması nedeniyle temyizhakkını kullanamadığını, HAGB’nin uygulanmasını kabuletmesinin suçu işlediği yönünde hâkimi etki altında bıraktığını, yargılamayagerekli özenin gösterilmediğini ve beyanlar arasındaki çelişkiyi gidermediğiniileri sürmüştür.
37. Bakanlık yazısında, hazırbulunduğu duruşmada başvurucunun önceki beyanlarını tekrar ettiği ve yeni birsavunma ileri sürmediği, başvurucunun HAGB’ninsonuçlarının kendisine açıklanmadığı ya da baskı altında muvafakatinin alındığışeklinde bir iddiasının olmadığı, bu kurumun sonuçlarını anlamadığını veyaöngöremediğini belirterek İlk Derece Mahkemesinden süre talep etmediği,tanıkların dinlendiği duruşmaya ise başvurucunun katılmadığı belirtilmiştir.Bakanlık yazısında ayrıca sanıkların HAGB’ye ilişkinirade beyanlarının hangi aşamada alınacağına ilişkin açık bir düzenlemeninbulunmadığına ancak usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek yasal hakları hatırlatıldıktansonra alınan savunması esnasında bu hususun sanığa sorulmasına engel birdurumun mevcut olmadığına, hükmün açıklanmasıyla birlikte Mahkemenin dosyadanel çekmiş olacağına ve bu nedenle HAGB’yi kabul edipetmediğinin hüküm açıklandıktan sonra sanığa sorulması yönündeki başvurucuiddiasının yasal bir temelinin bulunmadığına vurgu yapılmıştır.
38. Bakanlık yazısının devamındasanığın kabulünü arayan düzenlemenin muhakemenin erken bir aşamasında sanığısonuçlarını öngörmediği bir tercihe zorlamak amacına değil, suçu işlemediğinidüşünen sanığı olası takdir hatalarına karşı korumak amacına dayandığı; 5271sayılı Kanun’un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasında ve devamında HAGB’ye ilişkin muvafakatten hüküm verilmeden öncesarfınazar edilmesine engel bir hükmün yer almadığı, başvurucunun tanıklarındinlenildiği duruşmada önceki beyanını geri alma imkânına sahip olduğu fakatbaşvurucunun bu duruşmaya katılmadığı ifade edilmiştir.
39. Bakanlık tarafından sonolarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil edebilecek şekilde düşme kararıverilmesi veya hükmün açıklanmasından sonra kararın tabi olduğu kanun yollarınakonu edilebileceği, sanığa HAGB’ye muvafakat edipetmediğine dair soru sorulmasının hâkimin tarafsızlığını etkileyeceğiiddiasının geçerli bir hukuki dayanağının bulunmadığı belirtilmiştir.
40. Başvurucu karşı beyanlarında“Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz.”ilkesinin cezai hükümleri ilgilendirdiğini, ceza muhakemesi açısından bukuralın geçerli olmadığını, HAGB iradesinin hangi aşamada sorulacağına dairtereddüdün bizatihi 5271 sayılı Kanun’un 213. maddesinden kaynaklandığını,yargılama usulünün uygulanmasına ilişkin belirsizliğin sonuçlarını anlamasınınsanıktan beklenemeyeceğini, ilgili maddenin kalitesinin muhataplarının kendidurumlarını öngörebilmelerine imkân verecek açıklıkta olmadığını ilerisürmüştür. Başvurucu, hüküm belirlendikten sonraki aşamanın kararın nasıl infazedileceğine ilişkin olduğunu ve hâkimin sanığa HAGB talebini sorarak bu hususubelirlemesine bir engelin bulunmadığını belirterek Bakanlığın hükümle birliktehâkimin dosyadan el çektiği şeklindeki görüşüne karşı çıkmıştır.
41. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvurularınkabul edilemezliğine karar verebilir.”
42. 5271 sayılıKanun’un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasının son cümlesinde HAGB’ye karar verilebilmesi için sanığın muvafakat etmesişart koşulmuş ise de bu yöndeki rızanın ne zaman sorulacağı hususunda birsınırlama getirilmemiştir. Dolayısıyla bu konunun, mahkemelerin takdirinebırakıldığının ve her yargılamanın kendi şartlarını gözeterek sanığıniradesinin alınacağı zaman noktasında mahkemelere hareket alanı tanındığınınkabulü gerekir.
43. Somutolayda başvurucu, hakaret suçundan yargılanmaktadır. Mahkeme ilk duruşmadabaşvurucuya HAGB uygulamasına muvafakat edip etmediğini sormuştur. Başvurucu,bu husustaki iradesini ortaya koyma hususunda herhangi bir çekincebelirtmeksizin ve itiraz etmeksizin şartların oluşması hâlinde hükmünaçıklanmasının geri bırakılması talebinde bulunmuştur.
44. Öte yandanBakanlık yazısında da belirtildiği gibi mevzuatta sanıkların HAGB’nin uygulanmasına yönelik irade bildirimlerini hükümkurulana kadar değiştirebilmelerini engelleyen bir hüküm bulunmadığıanlaşılmaktadır. Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi 23/3/2015 tarihli veE.2015/3861, K.2015/14856 sayılı ilamıyla HAGB uygulanmasını kabul eden birsanığın, daha sonra bu muvafakatini geri çekmesinin ardından hüküm kurulmasınınöncesinde tekrar muvafakat ettiğini belirtmesi hâlinde son beyanın esasalınması gerektiğine karar vermiştir. Başvurucu, bu kabulün aksine bir iddiadile getirmemiş ya da örnek bir karar sunamamıştır. Bu itibarla başvurucunun18/9/2013 tarihli duruşmaya gelerek HAGB uygulanmasını kabul etmediğinibelirtme imkânı bulunmakta iken duruşmaya gelmemesi sonucunda bu hakkındanyararlanmadığı görülmektedir.
45. Başvurucunundiğer iddialarıyla ilgili olarak ise İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılamayınihai biçimde sonlandıran bir karar verilmediğinden ve ancak düşme kararıyla yada ceza hükmünün açıklanmasıyla birlikte İlk Derece Mahkemesindeki yargılamanihayete ereceğinden anılan iddiaların mevcut aşama itibarıyla bireysel başvurukapsamında incelenmesi olanağı bulunmamaktadır (bkz. §§ 25, 31, 32). Somut olay bakımından düşme kararı verilmesinin veyahükmün açıklanmasının ardından başvurucu, hüküm niteliği olan bu kararlarakarşı kanun yoluna başvurabilecek ve esasa ilişkin itirazlarını bu aşamadaileri sürebilecektir.
46. Açıklanannedenlerle başvurucunun HAGB’nin uygulanma şeklininadil olmadığı iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ve RıdvanGÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.
b. İtirazKanun Yolu İncelemesinin Etkili Olmadığına İlişkin İddia
47. Başvurucu,HAGB’ye karşı yapılan itiraz incelemelerinin şeklîhususlarla sınırlı olduğunu ileri sürmektedir.
48. Bakanlık yazısında AnayasaMahkemesinin E.2008/45 ve K.2009/53 sayılı kararında itiraz incelemesineilişkin olarak belirtilen ilkelere ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/1/2013tarihli ve E.2012/10-534, K.2013/15 sayılı ilamına atıf yapılmıştır.
49. Başvurucu, itiraz merciininiçtihat değişikliğinden önceki Yargıtay kararlarını dikkate alarak şeklî birincelemeyle itirazlarını reddettiğini iddia etmiştir.
50. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2009/4-13 ve K.2009/12 sayılı ilamındaitiraz incelemesinin şekli hususlarla sınırlı olduğunu belirtmiş ancak E.2012/10-534ve K.2013/15 sayılı ilamı ile bu yaklaşımını değiştirmiş ve itiraz merciininhem maddi olay hem de hukuki yönden bir değerlendirme yapması gerektiğisonucuna ulaşmıştır.
51. Bu yaklaşımın YargıtayDaireleri tarafından da benimsendiği ve istikrar kazandığı görülmektedir (bkz.Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2013/2094, K.2013/3629sayılı, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 3/6/2013 tarihli ve E.2012/26188,K.2013/14356 sayılı, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23/1/2014 tarihli veE.2013/30408, K.2014/1420sayılı, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 4/2/2014 tarihlive E.2013/11856, K.2014/1094 sayılı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 10/2/2014tarihli ve E.2014/2242, K.2014/4914 sayılı ilamları).
52. Mevcutolayda verilen kararın temyiz değil de itiraz incelemesine tabi olmasıbaşvurucunun kendi tercihinden kaynaklanmaktadır. HAGB kararlarının itirazkanun yoluna tabi olacağı 5271 sayılı Kanun’da açıkça belirtilmektedir vebaşvurucu, HAGB’ye muvafakatini açıklamak suretiyleitiraz incelemesinin nitelik ve kapsamını da kabul ettiğini zımnen ortayakoymuştur.
53. Yargıtay Ceza GenelKurulunun E.2012/10-534 ve K.2013/15 sayılı ve Yargıtay Dairelerinin izleyenilamları dikkate alındığında itiraz merciinin HAGB şartlarının oluşupoluşmadığına dair şekli hususların ötesinde bir inceleme yapacağıanlaşılmaktadır. Bu kapsamda Antalya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin incelemesinimevzuata aykırı ve başvurucunun haklarına zarar verecek biçimde yürüttüğünügösteren herhangi bir husus bulunmamaktadır. Mahkeme, ayrıca kararını biritiraz mercii incelemesi bakımından yeterli olacak derecede gerekçelendirmiştir(Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486,4/12/2013, § 57).
54. Bu nedenlerle başvurucunun HAGB’ye karşı yaptığı itirazın etkili bir inceleme imkânısunmadığı yönündeki iddiasının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. HAGB’nin uygulanma şeklininadil olmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar ÖZGÜLDÜR, SerruhKALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCIve Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoylarıylaOYÇOKLUĞUYLA,
2. İtiraz kanun yolu incelemesinin etkisizolduğuna ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serruh KALELİ’nin karşıoyuyla OYÇOKLUĞUYLA,
B. Yargılama giderlerininbaşvurucu üzerinde bırakılmasına, OYBİRLİĞİYLE,
3/3/2016tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurunun somutunda, sanığın mahkemece sorgusunun yapıldığı ilk oturumda (29 Mayıs2013’de) sorguyu takiben ilgili mahkeme hâkimince başvurucuya Ceza MuhakemesiKanununun (CMK) 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına(HAGB) muvafakat edip etmediği sorulmuş; başvurucu muvafakat etmiştir. Ancak buoturum hüküm öncesi aşama olmayıp, müteakip oturumda (18 Eylül 2013’de) duruşmasona ermiş ve sanık (başvurucu) hakkında 11 ay 20 gün hapis cezası tayin edilipHAGB kararı verilmiştir. Hüküm oturumunda dinlenen iki tanık ise başvurucunun diğer sanığa hakaret ettiği yönündeherhangi bir beyanda bulunmamışlardır. Mahkemenin başvurucu (sanık) hakkındatayin ettiği mahkûmiyet hükmünü diğer sanığın beyanlarına dayandırdığı ve HAGBkararı verildiği için de hükmün temyiz imkânından yoksun kaldığı ve bu şekildekesinleştiği anlaşılmaktadır.
CMK’nun 227-232 maddeleri “Karar ve Hüküm” başlığınıtaşıyan “Üçüncü Bölüm”de yer almakta olup; bu bölümiçinde yer alan ve HAGB müessesesini düzenleyen 231. madde uygulamasının da bu evrede (yani karar tesisi sırasında)yapılması gerekli ve zorunlu bulunmaktadır. Çünkü, bu aşamadan önce yer alandelillerin ikamesi ve soruşturmanın genişletilmesi aşamalarında cereyan edecekolaylara göre göre sanığın HAGB’nı değil de temyizyolunu tercih edebilme imkânı bulunmaktadır. Başvurunun somutunda mahkemece bulazımeye riayet edilmemiş; olayın iki görgü tanığının sonraki ifadeleri sanığın(başvurucunun) lehine olmasına rağmen, sanığın ilk sorgusunun yapıldığı öncekioturumda HAGB’na muvafakatıalındığından ve son karar tesisi öncesinde de bu muvafakatınındevam edip etmediği sorulmadan mahkumiyetine karar verildiğinden, sanık (başvurucu)hükmü temyiz imkânından mahrum bırakılmıştır.
CMK’nunöngördüğü usul kurallarına uyulmaması ve bir bakıma sanığın daha ilk duruşmadaHAGB konusunda bir tercih yapmaya icbar edilmesi karşısında, başvurucunun adilyargılanma hakkının açık biçimde ihlâl edildiği görülmektedir. Açıklanannedenlerle, HAGB uygulama şeklinin adil olmadığı iddiasının kabul edilebilirolduğuna ve Anayasa’nın 36. maddesinin ihlâl edildiğine karar verilmesigerektiği kanaatine ulaştığımızdan; çoğunluğu aksi yöndeki kararınakatılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu,hakkında açılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabuledip etmediğinin (HAGB) yargılamanın başında, delillerin henüz toplanmadığı vedeğerlendirilmediği bir safhada sorulmasının adil yargılanma hakkını ihlalettiğini ileri sürmektedir.
2.Başvurucunun iddiaları Genel Kurul tarafından HAGB’ninuygulanma şeklinin adil olmadığı, itiraz incelemesinin etkisizliği vehakkaniyete uygun yargılama yapılmadığı şeklinde üç başlık altında incelenmişve sonuç olarak başvurunun “açıkça dayanaktanyoksun” olduğuna hükmedilmiştir.
3. HAGBkararı verilmesinin kabul edilip edilmediğinin yargılamanın henüz başındasorulmasını engelleyen bir usul kuralı bulunmamaktadır. Ancak sanığın, dahabaştan HAGB’yi kabul etmesinin delillerin tam olaraktartışılmasına gerek kalmadan yargılamanın sona erdirilebileceği yönünde hemsanıkta hem de mahkemede yanıltıcı bir anlayış doğmasına yol açabileceğiyolundaki kaygılarının tamamen asılsız olduğu söylenemez.
4. Öteyandan bu konuda mahkemeler arasında yeknesak bir uygulama olmadığıbilinmektedir. Halbuki usul hükümlerinin bütün mahkemelerce aynı şekildeuygulanması, sanığın HAGB’yi kabul edip etmediğininkendisine ne zaman sorulacağını ve baştan HAGB’yikabul etse bile sonradan bunu kabul etmeme hakkı bulunduğunu bilmesi de adilyargılanmanın gereğidir.
5.Usul kanunlarında bu konuda bir hüküm bulunmadığından, başvuru konusuyargılamada HAGB’nin kabul edilip edilmediğininsanığa ne zaman sorulacağı konusunda bir belirsizlik ve sanık yönünden öngörülemezlik halinin mevcut olduğu açıktır.
6.Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bu konuya açıklık getiren E:2015/3861, K:2015/14856sayılı kararı 23/3/2015 tarihlidir. Başvurucunun hak ihlali iddiasına konu olanAntalya 8. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı ise 18/9/2013 tarihlidir. Bu durumda,başvuru konusu HAGB kararının veriliş tarihi itibariyle ortada henüz istikrarkazanmış bir içtihadın da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
7.Açıklanan nedenlerle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekeceği düşüncesiyle Genel Kurul kararına katılmıyoruz.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Rıdvan GÜLEÇ