TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ASIM UZUN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/26593)
Karar Tarihi: 12/2/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Olcay ÖZCAN
Başvurucular
:
1. Asım UZUN
2. Cevriye UZUN
3. Çiğdem ÇAKMAK
4. Esma ÖĞRETİCİ
5. Halit UZUN
6. Hatice DEMİRMAN
7. İsmail UZUN
8. Kemal UZUN
9. Murat UZUN
10. Mustafa UZUN
11. Necla YILMAZ
12. Şenol UZUN
13. Yüksel ÖZGÜN
Vekili
:
Av. Ali ELBEYOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tapulu taşınmazın kadastro çalışması sonucu ormanvasfıyla tespit edilmesi ve bu sebeple uğranılan zararın tazmin edilmesiistemiyle açılan davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/8/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuşlardır.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek olmadığınıbildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucuların murisleri İ.U. ve R.U., İstanbul'un Beykozilçesine bağlı Dereseki köyünde bulunan 15 Mayıs 322 tarihli 13/52 sayfa vesıra numarasından gelen 32 cilt, sıra 1 yevmiye 36 no ile tapuya kayıtlı olantaşınmazda 1/2 oranında maliktir.
9. Başvurucuların murisi R.U. 1957 yılında, İ.U. ise 1991yılında vefat etmiştir.
10. Başvurucular, kadastro çalışmaları sırasında kök tapukaydının uygulanmaması nedeniyle taşınmazın tescil harici bırakıldığınıbelirterek hisseleri oranında adlarına tescil edilmesi istemiyle 31/12/2013tarihinde Maliye Hazinesi aleyhinde dava açmıştır. Beykoz 2. Asliye HukukMahkemesinde (Mahkeme) devam eden yargılama sırasında yapılan keşif sonucundadüzenlenen 8/12/2014 tarihli harita ve kadastro mühendisi ile 28/1/2015 tarihliyüksek orman mühendisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporları özetle şuşekildedir:
i. Taşınmazın 679.465 m² yüz ölçümlü olduğu,Hamamderesi-Sırmakeş devlet ormanı sınırları içinde kaldığı belirtilmiştir.
ii. Taşınmazın bulunduğu Dereseki köyünde devlet ormanlarının8/2/1937 tarihli ve 3116 sayılı Orman Kanunu uyarınca orman tahdituygulamasının 1939 yılında yapılarak kesinleştiğine vurgu yapılmıştır. Ayrıcaaynı yerde 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesiuygulaması kapsamında yapılan tespit sonucunda taşınmazın devlet ormanıvasfının değişmediği ve tespitin 1992 yılında kesinleştiği ifade edilmiştir.
iii. Taşınmazın sırt, tepe ve vadi ve dereleri kapsayan büyükbir havzayı kapsadığına, ortalama eğitiminin %30 olduğuna ve doğal yetişen tamkapalı geniş yapraklı ağaç ve ağaçcıklarla örtülü olarak orman niteliğinindevam ettiğine işaret edilmiştir.
11. Başvurucular, bilirkişi raporlarında taşınmazın ormansınırları içerisinde kaldığının tespit edilmiş olması nedeniyle talepleriniıslah etmiş ve tescil istemlerini tazminat olarak değiştirmiştir.
12. Mahkeme 23/3/2015 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararıngerekçesinde, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1027. ve1023. maddelerine göre dava konusu taşınmazda herhangi satın alma işlemiolmadığı, taşınmazın kesinleşen orman tahdidine göre Hamamderesi-Sırmakeşdevlet ormanı sınırları içinde kaldığı ve kesinleşme tarihi gözönünealındığında başvurucuların tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığıbelirtilmiştir.
13. Temyiz edilen karar Yargıtay 20. Hukuk Dairesince (Daire)16/11/2017 tarihinde onanmıştır.
14. Yapılan karar düzeltme istemi Daire tarafından 7/6/2018tarihinde reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
15. Nihai karar başvurucular vekiline 2/8/2018 tarihinde tebliğedilmiştir.
16. Başvurucular 29/8/2018 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. Konu hakkında bkz. YaşarÇoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, §§ 37-38.
1. Yargıtay Kararları
18. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 18/11/2009 tarihli veE.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Bu aşamada, kadastro işlemlerinden doğanzararın, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar kapsamındadeğerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklanmasında yararbulunmaktadır.
...
Davaya konu somut olayda, yapılan kadastroişlemine süresi içinde Hazine adına itiraz etmekle yükümlü olan görevlilerüzerlerine düşen görevlerini yapmamışlardır. Tapu işlemleri kadastro tespitiişlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapukütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütünoluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. 1007 anlamındaDevletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Burada Devletin sorumluluğu kusursuzsorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve aynihakların yanlış tescili sonucu değişmesi yada yitirilmesi ile bu haklardanyoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenenve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğanzararları da ödemekle yükümlüdür. Bu itibarla, kadastro görevlilerinindayanaksız yada gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini vetaşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmekgerekir.
...
Sonuç itibariyle; davacının, Devletin kusursuzsorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğu ve bu zararın tazmininiDevletten isteyebileceği, Devletin kadastro işlemlerinden kaynaklanansorumluluğunun da TMK’nun 1007.maddesi kapsamında olması gerektiği, bu nedenlegörülmekte olan davanın adli yargıda bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
..."
19. Yargıtay HGK'nın 13/6/2018 tarihli ve E.2017/5-2025,K.2018/1189 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...somut olayda 818 sayılı BK’nın 60.maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 72. maddesi) öngörülen ve haksız fiilsorumluluğunun tabi olduğu 1 ve 10 yıllık zamamaşımı sürelerinin mi yoksa aynıKanunun 125. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 146. maddesi) yer alan 10 yıllıkgenel zamanaşımı süresinin mi uygulanmasının gerektiği, burada varılacak sonucagöre davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
...
Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için,tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin vebununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte,eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Eş söyleyişle, Devletinsorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur.
...
Bununla birlikte Devletin TMK’nın 1007.maddesi kapsamında sorumluluğu sınırsız olmayıp, belli bir zamanaşımı süresinetabidir. İşte tam bu noktada kısaca zamanaşımı kavramına ve bu konudaki yasaldüzenlemelere değinmekte fayda bulunmaktadır.
Özel hukukta teknik bir kavram olanzamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde Kanunun kabul etmişolduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Çekişmelerin bir an öncesonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunubozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olaraköngörülen zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olguolmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunmaaracıdır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.maddesinin birinci fıkrasında haksız fiilden zarar görenin zararının tazminiistemiyle açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri ayrıcadüzenlenmiştir.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Müruruzaman” başlıklı 60. maddesinde; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıylanakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara vefailine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her hâlde zararı müstelzimfiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz…” hükmü yeralmaktadır.
BK’nın 60. maddesinin birinci fıkrasına göre,tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesindenitibaren başlayacak ve bir yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olanzararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir.
Diğer bir anlatımla, bir yıllık süreninbaşlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmişolması gerekir. Kusur sorumluluğunda failin öğrenilmesi gerekir.
Aynı Kanunun “On senelik müruru zaman”başlıklı 125. maddesi ise; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığıtakdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.” şeklinde bir düzenlemeiçermektedir. Anılan maddenin birinci fıkrasında süreler belirlendiktensonramaddenin ikinci fıkrasında ceza dava zamanaşımına yollamada bulunulmuştur.
818 sayılı BK’nın 125-140. (6098 sayılı TürkBorçlar Kanunu’nun 146-161.) maddeleri arasında düzenlenen genel zamanaşımıhükümlerine göre alacak hakkı alacaklı tarafından yasanın öngördüğü süre vekoşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka birdeyişle dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünükullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesikeyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayanalacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis)hâline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımınauğramış olması onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun içinborçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik birdefide bulunması gerekir (HGK’nın 05.05.2010 gün ve 2010/8-231 E., 255 K.sayılı kararı).
Bu nedenle zamanaşımı hukuki niteliğiitibariyle maddi hukuktan kaynaklanan bir defi olup usul hukuku anlamında isebir savunma aracıdır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:2, s.1761; Von Tuhr. A.: Borçlar Hukuku, C. I-II, Ankara 1983, C. Edege çev.,s.688 vd.; Canbolat, F: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleriSürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, s.255 vd.;HGK’nun 06.04.2011 gün ve 2010/9-629 E., 2011/70 K. sayılı kararı).
Yasada hangi hakların zamanaşımına uğrayacağı,hangilerin uğramayacağı belirli bir sistem hâlinde düzenlenmiş değildir. Mevcuthukuk düzeni ve mevzuata göre, borçlar, ticaret, eşya ve kamu hukukundankaynaklanmış olsun bütün alacaklar zamanaşımına tabidir.
BK’nın 125. maddesine göre özel hukukta aksinebir hüküm bulunmadıkça alacaklar ilke olarak on yıllık zamanaşımına tabidir. 10yıllık süre ise kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişininöğrenilmesi ile başlar.
Yukarıda ifade edildiği gibi TMK’nın 1007.maddesi uyarınca Devletin sorumluluğunun objektif-kusursuz sorumluluk hâliolduğunun kabul edildiğine ve bu sorumluluk hâlinin 818 sayılı BK’nın 41. vedevamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığınagöre, aynı Kanunun 60. maddesinde (6098 sayılı BK’nın 72. maddesi) yer alanzamanaşımı kurallarının uygulanma imkânı olmadığı gibi, TMK’nın 1007. maddesinedayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı süresinin öngörülmediğidikkate alındığında, 818 sayılı BK’nın 125. maddesindeki (6098 sayılı BK’nın146. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin devletin sorumluluğu içinuygulanması gerekir.
...''
20. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21/12/2015 tarihli veE.2015/3740, K.2015/12886 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: :
"...
Mahkemece, kadastro tespitinin 1953 yılındayapıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesine göre 10 yıllık süreiçinde tespite itiraz edilmemesi nedeniyle tutanakların kesinleştiği, esasenortada devletin sorumluluğunu gerektirecek tapu sicilinin yanlış tutulmasındankaynaklanan bir yolsuz tescil durumunun da olmadığı gerekçesiyle davanınreddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesigereğince açılan tazminat ile tapu iptali ve tescil davasıdır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığıgerekçeye göre; çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin 1953 yılında yapıldığıve davacıların kadastro tespitine itiraz etmemeleri nedeniyle 1963 yılındakesinleşerek davalı gerçek kişiler adına tapu kaydı oluştuğu, bu tarihtenitibaren davacıların mülkiyet hakkına dayanarak tazminat isteme haklarınınkalmadığı, kaldı ki; TMK'nın1007. maddesine dayanılarakaçılantazminatdavalarıiçin ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılı BorçlarKanununun 146. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125.) maddesinde yazılı 10yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanmasının söz konusu olduğu davada,tespitin kesinleştiği 1963 yılından itibaren 10 yıllık süre içinde davaaçılmaması nedeniyle bu sürenin de geçtiği, davalı Hazinenin de zamanaşımıitirazında bulunduğu gözönüne alındığında davanın reddine karar verilmesindeisabetsizlik bulunmadığına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddiile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA
..."
21. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 23/11/2017 tarihli veE.2016/2493, K.2017/9897 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Davacılar vekili, 24/10/2014 havaletarihli dilekçesinde özetle; İzmir ili, Merkez, Narlıdere 156 ada 1406 parselsayılı taşınmazın müvekkillerin murisi tarafından 1976 yılında satınalındığını, ancak Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan dava sonucu tapukaydının iptal edilerek, orman sınırları içine alındığını ileri sürerek,fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle şimdilik 15.000,00.-TLtazminatındava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birliktedavalıdantahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine ise süresinde verdiği cevapdilekçesinde: tapu iptali ve tescil kararınınkesinleştiği tarihtenitibarenzamanaşımı süresiningeçtiğiniileri sürmüştür.
Mahkemece, davanın 10 yıllık zamanaşımısüresinde açılmamış olması sebebiyle reddine karar verilmiş, hükümdavacılarvekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava,TMK'nın 1007. maddesi uyarınca açılantazminat davasıdır.
İncelenen dosya kapsamına ve kararın dayandığıgerekçeye göre, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1981/602 E. - 1983/403 K.sayılıkararının kesinleştiği 28/11/1983 tarihi ile davanın açıldığı 24/10/2014tarihleri arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından,yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olanhükmün ONANMASINA,
..."
22. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 10/5/2018 tarihli veE.2016/7929, K.2018/3624 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Dava, tapu kaydının mahkeme kararıile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın 1007.maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığıgerekçeye, Orman Yönetimi tarafından açılan dava sonucu İzmir 4. Asliye HukukMahkemesinin 1999/805 E. - 2001/752 K. sayılı ilamıyla davacıların mirasbırakanının maliki olduğu 198 ada 75 parsel sayılı taşınmazın 53.519 m2yüzölçümlü kesiminin kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle tapukaydının iptaline ve orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilerektemyiz edilmeksizin 03.12.2001 tarihinde kesinleştiğine, eldeki tazminatdavasının ise 28.04.2015 tarihinde açıldığına, 6098 sayılı Türk BorçlarKanununun 146.maddesindedüzenlenen 10 yıllık dava açma zamanaşımı süresinindolduğuna, davalı Hazine süresi içinde zamanaşımı definde bulunduğuna göre yazılışekilde hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığından hükmünONANMASINA,
...''
23. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 7/5/2019 tarihli veE.2019/1461, K.2019/3223 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721sayılı TMK'nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklıtazminat davasıdır.
İncelenen mahkeme dosyasına, kararın dayandığıgerekçeye, dava konusu yeniköy 237 parsel sayılı taşınmazın 1969 yılındayapılan kadastro sırasında 14/08/1956 tarih 96 sıra numaralı tapu kaydınadayanarak T. T. adına tespit edildiği, Orman Yönetimi tarafından kadastrotespitine itiraz edilmesi sonucu tapulama mahkemesinin 1982/110 E. - 1985/298K. sayılı ilamı ile taşınmazın tapuda orman olarak kayıtlı olan taşınmazsınırları içinde kalması nedeni ile davanın kabulüne, taşınmazın Hazine adınatescil edilmiş ormana ait kaydın müseccel bulunduğu birliğin tapu kütüğüneaktarılmasına karar verildiği, anılan hükmün 23/09/1991 tarihinde kesinleştiği,eldeki davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 16/03/2015 tarihindeaçıldığı, davalı Hazinenin süresi içinde zamanaşımı definde bulunduğu,davacının tescil talebi açısından ise Tapulama Mahkemesinin kararının ormanyönetimi ve tespit malikinin mirasçıları için kesin hüküm oluşturduğu,belirlenerek hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerindegörülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmünONANMASINA,
..."
2. Bölge Adliye MahkemesiKararları
24. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2018yılında açılan davaya ilişkin 18/1/2019 tarihli ve E. 2019/52, K.2019/90 sayılıkararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Dava, tapu kaydının yanlış kişi adınatescilinden kaynaklı uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesiuyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniylereddinekarar verildiği, hükmün davacılar vekili tarafından istinaf kanun yolunagetirildiği görülmüştür.
...
Dava konusu taşınmazın tapu kaydı ve kadastroltutanaklarının incelenmesinde Mehmet Karakuyu adına 24/12/1979 tarihinde tapuyatescil edildiği görülmüştür. 3402 sayılı kadastro kanunun 12/3 maddesine göretapulama tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonrakadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilip dava açılamaz.
...
10 yıllık zamanaşımı süresi içinde TMK 1007maddesine göre kadastral işlemlere dayanılarak tazminat talep hakkı 18/11/2009tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatı ile tanınmışsa da gerek kadastrotutanağının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık sürenin gerekse Anayasamahkemesinin 2014/6673 esas sayılı dosyasında belirtilen makul süre bu davadadava tarihi itibariyle geçmiş olduğundan mahkemenin vermiş olduğu karardoğrudur.
...''
25. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 25/2/2019tarihli ve E.2018/606, K.2019/75 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Dava, TMK 1007. maddesi uyarınca tapusicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.
İstinaf edilmek suretiyle Dairemiz önüne gelenuyuşmazlık, orman niteliğinde olduğu gerekçesiyle tapusu iptal edilen taşınmaznedeniyle TMK.nun 1007. maddesi uyarınca açılacak davalarda zamanaşımısüresinin bulunup bulunmadığı, varsa bu sürenin başlangıcının zararın oluştuğutarihten mi yoksa 18/11/2009 tarihli Yargıtay HGK ile yargı yolu açılmasısonucu HGK kararından itibaren mi zamanaşımının başlayacağına ilişkindir.
Tazminat istemine konu 111 parsel sayılıtaşınmaz, Mart 1951 tarih C.139, S:64, N:136 sayılı tapu kaydı ve 176 tahrirnolu vergi kaydı dayanak alınarak 40900 m² yüzölçümü ve beyanlar hanesinde"4753 sayılı Kanunun 7nci bölümünün 61, 62, 63 maddelerine göre takyidetabidir" belirtmesi ile Durmuş Göç adına tesbit edilmiş ve itirazedilmeksizin 04/07/1978 tarihinde kesinleşmekle tapu siciline tesciledilmiştir.
...
Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somutolay değerlendirildiğinde; hâlen tapu sicilinde muris adına tescilli bulunan111 parsel sayılı taşınmaz, 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca oluşan Mart1951 tarih 136 sıra sayılı tapu kaydı dayanak alınarak 1978 yılında 766 sayılıKanun hükümlerine göre yapılıp kesinleşen kadastro çalışmaları sonucunda murisDurmuş Köç adına tescil edildiği, Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin05/06/1985 tarihli 1984/262-350 E.K. sayılı kararı uyarınca Devlet Ormanısayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptaline karar verildiği vetemyiz edilmeksizin hükmün 12/11/1986 tarihinde kesinleştiği, tapu sicilindeterkin işlemi yapılmasa daTMK 705/2 maddesi uyarınca mülkiyetin mahkemeişleminin kesinleştiği 12/11/1986 tarihi itibariyle Hazineye geçtiği, tescilinaçıklayacı nitelikte bulunduğu, 10 yıllık zamanaşımının, mülkiyetin geri alınmaimkanı olmaksızın yitirilmesi tarihinden itibaren 12/11/1996 tarihinde dolduğu,ancak bu tarih itibariyle bulunan yargısal içtihatların, Devletin tapusicilinin tutulmasından doğan sorumluluğunun tapu kütüğünün oluşumu sırasındayapılan hataları kapsamadığı yolunda olduğu, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009tarihli kararından sonra Yargıtay içtihadlarının değiştiği veTMK.nun 1007.maddesinde öngörülen sorumluluğun kadastro görevlilerinin dayanaksız ya dagerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazınniteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da kapsadığının belirtilmesi sonucutazminat talep etme yolunun açıldığı, bu durumun AİHM de yeni bir iç hukuk yoluoluştuğunun kabul edildiği, 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuşbulunan eldeki dava yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında davaaçılabilmesi imkanı yönünden Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen hakihlali kararı nazara alınarak makul bir sürenin öngörülmesi gerektiği,davacıların eldeki davayı04/05/2015 tarihinde açtığı, ancak 02 Aralık 1991tarihli Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Arazi ve İskan Dairesi Başkanlığınınyazısından muris ve dava dışı başkaca kişilere ait taşınmazların mahkeme hükmünedeniyle iptali nedeniyle Varsak Köyü 1612 parselden arazi tahsisinin 3202sayılı Kanunun 9/k maddesi uyarınca istendiği, daha sonra mirasçılarca09/12/2010 tarihli dilekçe ile talebin yenilendiği ve Antalya ValiliğiDefterdarlık Milli Emlak Dairesi Başkanlığı Batı Antalya Emlak Müdürlüğütarafından 03/02/2015 tarihli 2661 sayılı yazı ile Mülga 4753 sayılıKanunkapsamında ödenen bedellere karşılık hak sahiplerine taşınmaz verilmesininmümkün olmadığı ve ödendiği belgelenecek bedellerin denkleştirici adalet ilkesidoğrultusunda hak sahiplerine iade edilmesinin bakanlık Makamının 01/07/2014tarihli ve 828 sayılı 'Olur'ları ile uygun görüldüğü bildirildiği belirtilerekdava dışı kişilere bedel ödemesinde bulunulduğu, ancak davacılara bir ödemeyapıldığının bildirilmediği, 03/02/2015 tarihli bildirimden itibaren davanınyaklaşık 2 ay sonra açıldığı, davacıların ve murislerinin arazi tahsisine ilişkinbaşvuruları yönünden idare yazışmalarının 03/02/2015 tarihine kadar devamettiği, nihayetinde 03/02/2015 tarihi itibariyle mahkeme kararı ile iptaledilen taşınmazları yerine idarece arazi verilmeyeceğinin anlaşıldığı nazaraalınarak 08/11/2009 tarihinden itibarenoluşan iç hukuk yolu itibariyle eldekidavanın makul süre içinde açıldığı ve böylecekamu yararı ile bireylerinmülkiyet hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulabileceği kabuledilerek başvurucu davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmünkaldırılması ve dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesi yönündeaşağıdaki hüküm kurulmuştur."
26. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin26/3/2019 tarihli ve E.2018/2019, K.2019/898 sayılı kararının ilgili kısmışöyledir:
"...
Dosya kapsamından dava konusu Şileİlçesi,Çayırbaşı köyü 191parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğu,taşınmazınkısmen orman tahdidi içinde olması nedeniyle Orman İdaresi tarafındanaçılan dava sonucu Şile Asliye HukukMahkemesinin 1995/106 Esas, 2002/8 Kararsayılı ilamı ile taşınmazın 840 m2 lik kısmının tapu kaydının iptali ileormanvasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın 05/04/2002 tarihindekesinleştiği, tapunun bedelsiz olarak iptal edilmesi nedeniyledavacının12/07/2017 tarihinde eldeki tazminat davasını açtığı anlaşılmaktadır.
TMK'nın 1007. maddesine dayanılarak açılandavalar6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125.maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinine tabidir.
Dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye,dava konusu parsele ilişkinŞile Asliye HukukMahkemesinin 1995/106 Esas, 2002/8Karar sayılı ilamının kesinleştiği 05/04/2002 tarihtenitibaren 10 yıllıkzamanaşımı süresinin geçmiş olmasına, yerleşik yargıtay uygulamalarına görezamanaşamı süresinin iptal kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlamasınagöre verilen kararusul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinafitirazlarının reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.''
B. Uluslararası Hukuk
27. Konu hakkında bkz. YaşarÇoban, §§ 41-47.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Taşınmazın AdlarınaTescil Edilmemesine İlişkin Şikayet Yönünden
1. Başvurucularınİddiaları
29. Başvurucular 1/2 oranında murislerine ait olan taşınmaza aittapu kaydının kadastro tespiti sırasında uygulanmaması sonucunda taşınmazıntescil harici bırakıldığını belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması gerekir (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
31. Somut olayda başvurucular, kadastro çalışmaları sırasındakök tapu kaydının uygulanmaması nedeniyle taşınmazın tescil harici bırakıldığınıbelirterek hisseleri oranında adlarına tescil edilmesi istemiyle davaaçmışlardır. Ancak yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında taşınmazınorman niteliğinde olduğunun belirlenmesi sonucunda başvurucular, davayı ıslahederek tescil istemi taleplerini tazminat olarak değiştirmişlerdir. Dolayısıylabaşvurucular tarafından taşınmazın adlarına tescil edilmesine yönelik talebinsürdürülmediği dikkate alındığında tescil istemi yönünden başvurucuların hukuksisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğusonucuna ulaşılmaktadır.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. 4721 Sayılı TürkMedeni Kanunu'nun 1007. Maddesi Kapsamında Açılan Tazminat DavasınınZamanaşımından Reddedilmesine İlişkin Şikayet Yönünden
1. Başvurucularınİddiaları
33. Başvurucular, murisleri adına tapuya kayıtlı taşınmazın tapukaydının yok sayılarak orman sınırları içerisine alındığını ve bedeli ödenmeyentaşınmaz için 2013 yılında açtıkları tazminat davasının zamanaşımı gerekçesiylereddedildiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
34. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce AnayasaMahkemesi tarafından 25/7/2017 tarihli kararda ortaya konulmuştur (Yaşar Çoban, §§ 54-75). Buna göre her nekadar başvurucular mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de başvurucularınbütün şikâyetleri ilgili olduğu adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeyeerişim hakkı yönünden incelenmiştir.
35. Anayasa Mahkemesince YaşarÇoban kararında Yargıtayın 18/11/2009 tarihinden önceki içtihadının,devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğunun tapu kütüğününoluşumu sırasında yapılan hataları kapsamadığı yolunda olduğu, Yargıtay HGK'nın18/11/2009 tarihli kararından sonra içtihadın değiştiği belirtilmiştir. Buiçtihatta 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde öngörülen sorumluluğun kadastrogörevlilerinin dayanaksız ya da gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlardüzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da kapsadığıbelirtilmiştir. Yargıtay hukuk daireleri de bu tarihten sonra Yargıtay HGK'nın buiçtihadı doğrultusunda karar vermiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) de Yargıtay HGK'nın bu içtihadından sonra yeni bir iç hukuk yoluoluştuğunu kabul ederek kabul edilemezlik kararları vermiştir (Yaşar Çoban, §§ 45, 46, 68). Anayasa Mahkemeside daha önceki kararlarında Yargıtay içtihadına dayanarak 4721 sayılı Kanun'un1007. maddesinde öngörülen tazminat yolunun kadastro tespiti aşamalarındakiişlemlerden doğan zararların telafisi yönünden de etkili olduğu sonucunaulaşmıştır (Nazmiye Akman, B. No:2013/1012, 16/4/2013, § 25; Ahmet HilmiSerter, B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41, 42; Hatice Avcı ve diğerleri, B. No:2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76).
36. Yargıtay, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarıncaaçılacak tazminat davalarının11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk BorçlarKanunu'nun 146. maddesi (818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) gereğince onyıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu kabul etmektedir (bkz. § 19).Buna göre kadastro tespiti nedeniyle mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihtenitibaren on yıl içinde tazminat davasının açılması gerekmektedir (Yaşar Çoban, § 69).
37. Somut olayda, başvurucuların murislerine ait taşınmaz 1939yılında kesinleşen orman kadastrosu sonucunda orman sınırları içerisinealınmıştır. Mahkeme orman olarak tespit edilen taşınmaz hakkında 2013 yılında4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine dayanılarak açılan davada 6098 sayılıKanun'un 146. maddesindeki (818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) on yıllıkgenel zamanaşımı süresinin geçtiğine ve bu nedenle davanın reddi gerektiğinehükmetmiştir.
38. Başvurucuların murisleri tarafından 1939 yılında kesinleşenkadastro tespitine karşı dava açılmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme ve Dairekararları gözetildiğinde en son 1949 yılında dava açılmış olması gerekmektedir.Ancak anılan tarihteki Yargıtay içtihadı 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinintapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılan hataları kapsamadığı biçimindedir.Diğer bir ifadeyle o tarihteki içtihat itibarıyla 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesindedüzenlenen sorumluluk davası, başvurucuların tazminat iddiasını incelemeye vegerekirse başvurucular lehine tazminata hükmedilmesine elverişli bir yoldeğildir. Bu dava, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından sonrabaşvurucuların tazminat talebinin incelenmesi bakımından etkili ve elverişlihâle gelmiştir (Yaşar Çoban, §71).
39. Yaşar Çobankararında ifade edildiği üzere 18/11/2009 tarihinde oluşan bu hukuki yol içinzamanaşımı süresinin bu tarihe kadar dolduğunun tespit edilmiş olması 4721sayılı Kanun'un 1007. maddesinde öngörülen tazminat yolunuetkisizleştirmektedir.Sonradan oluşan bir hukuk yoluna ilişkin zamanaşımısüresinin kişinin bu yola başvurmasını kesin olarak imkânsız hâle getirecek birtarihte başlayacağının kabulü, sınırlamanın istisna olduğu ilkesiylebağdaşmamaktadır. Bununla birlikte 6098 sayılı Kanun'un 146. maddesi (818sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) gereğince on yıllık zamanaşımı süresininhukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması amacına matuf olduğu gözetildiğinde busürenin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiği de açıktır. Başvurucuların davaaçma hakkını kullanabilmesindeki bireysel yarar ile hukuki güvenlik ve istikrarilkesinin sağlanmasındaki kamu yararı arasında dava açmanın süreye bağlanmışolmasını anlamsız kılmayacak şekilde bir denge kurulmalıdır. Bu denge kurmaçabasının, on yıllık zamanaşımı süresinin bu hukuki yolun oluştuğu 18/11/2009tarihinden itibaren yeniden işleyeme başlayacağının kabulünü zorunlukılmadığının altı çizilmelidir. Aksi takdirde zamanaşımı süresinin öngörülmesianlamsız hâle gelecek ve kamu yararı ile bireysel yarar arasında gözetilmesigereken denge kamu yararı aleyhine bozulmuş olacaktır. Önemli olan husus,18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunanlar yönünden 4721sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında dava açılabilmesine imkân tanınmışolmasıdır (Yaşar Çoban, §§72-73).
40. Yaşar Çobankararında 18/11/2009 tarihindenönce zamanaşımı süresi dolan başvurucuların dava açabilmelerini mümkün kılacakmakul bir süre öngörülmesi gerektiği belirtilmiş ve bu sürenin ne kadarolacağının takdiri derece mahkemelerine ve Yargıtaya bırakılmıştır.
41. Bu durumda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş olan somut başvuruya konudavanın, bu tarihten sonra makul bir süre içinde açılıp açılmadığının tespitedilmesi gerekmektedir. Belirlenecek bu sürenin dava açılmasını mümkün kılacakyeterliliğe sahip ve öngörülebilir olması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.Fakat bu süre, dava açma hakkının kullanabilmesindeki bireysel yarar ile hukukigüvenlik ve istikrar ilkesinin sağlanmasındaki kamu yararı arasındaki dengeyide bozmamalıdır. Hesaplamada uyuşmazlığın dava edilebilmesini süreye tabi kılanzamanaşımı düzenlemesi de dikkate alınmalıdır. Nitekim uyuşmazlık içinbelirlenen on yıllık zamanaşımı süresi kadar veya daha fazla bir süreninöngörülmesi hâlinde hukuki güvenlik ve istikrar ilkesinin zedeleneceği açıktır.Ayrıca bu dava, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından sonra tazminattalebinin incelenmesi bakımından etkili ve elverişli hâle geldiğinden butarihten hemen sonra davanın açılmasını beklemek de hakkaniyete uygundüşmeyecektir. Zira bu süre, Yargıtay HGK içtihadının toplum tarafındanbilinebilir hâle geleceği bir zaman diliminden daha kısa da olmamalıdır.
42. Sonuç olarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamındaYargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından önce zamanaşımı süresi dolmuşbulunan tazminat talepleri hakkında bu tarihten itibaren makul bir süreiçerisinde dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bu sürenin ne kadarolacağının takdirinin derece mahkemelerine ve özellikle içtihat mahkemesikonumunda olan Yargıtaya ait olduğu kuşkusuz olmakla birlikte, somut olaydaderece mahkemelerinin bu yönde bir değerlendirmeye yer vermedikleri ve davaaçılmasını mümkün hâle getirebilecek şekilde makul bir süre tespiti yolunagitmedikleri anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri başvurucular tarafından31/12/2013 tarihinde açılan davada, 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımısüresinin dolduğunu tespit etmişlerdir. Yukarıda yer verilen değerlendirmelerde dikkate alındığında, 18/11/2009 tarihinden 4 yıl 1 ay 13 gün sonra açılandavanın makul kabul edilebilecek bir sürede açılmadığı sonucuna varılmıştır.Dolayısıyla 18/11/2009 tarihinde etkili hâle gelen hukuk yolu için bu süredensonra makul denilebilecek sürede dava açmayan başvurucuların davasınınzamanaşımından reddedilmesi suretiyle başvuruculara yüklenen külfetin orantısızolduğundan bahsedilemez. Bu nedenle kamu yararı ile bireyin mahkemeye erişimhakkı arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucular aleyhinebozulmadığı değerlendirilmiştir.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirliknedenleri incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucuların;
1. Taşınmazın adlarına tescil edilmemesine ilişkinşikayetlerinin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi kapsamındaaçtıkları tazminat davasının zamanaşımından reddedilmesine ilişkinşikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA12/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.