TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ASİYE ÖZBUDAK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8715)
Karar Tarihi: 26/2/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Recep BENLİ
Başvurucular
:
1. Asiye ÖZBUDAK
Vekili
:
Av. Ayet METEHANOĞLU METE
2. Ebru ÖZBUDAK
3. Hakan ÖZBUDAK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, Silivri L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundahükümlü olarak bulunan yakınlarının psikolojik bunalım neticesinde intiharederek hayatını kaybettiğini, olayda yakınlarının tedavisini yürütendoktorların ve cezaevi görevlilerinin ihmali olduğunu, devletin gözetimi ve denetimi altında bulunan yakınlarının gereği gibikorunamadığını belirterek yaşam hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuruculardan Ebru Özbudak veHakan Özbudak’ın başvurusu, 2/12/2013 tarihindeBakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. 2013/8715 sayılı bubaşvuruya ilişkin dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 31/1/2014 tarihindebaşvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 25/2/2014 tarihinde yapılan toplantıdakabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 25/2/2014 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü28/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığının görüşü, başvuruculara 16/5/2014tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamışlardır.
7. Başvuruculardan Asiye Özbudak’ınbaşvurusu 2/12/2013 tarihinde Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. 2013/8716 sayılı bu başvuruya ilişkin dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
8. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 28/2/2014 tarihindebaşvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
9. Bölüm Başkanı tarafından 10/4/2014 tarihinde kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
10. Başvuru konusu olay ve olgular 10/4/2014 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 20/5/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
11. Adalet Bakanlığının görüşü, başvurucuya 6/6/2014tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
12. Bölüm tarafından 19/12/2014 tarihinde yapılan toplantıda,2013/8716 numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden hukuki irtibatnedeniyle 2013/8715 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine,2013/8716 numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına, incelemenin2013/8715 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine kararverilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
13. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetleşöyledir:
14. Başvuruculardan Asiye Özbudak,29/12/2012 tarihinde vefat eden Volkan Özbudak’ınannesi, Hakan ve Ebru Özbudak ise kardeşleridir.
15. Başvurucuların beyanına göre Volkan Özbudak,çocukluğundan beri psikolojik rahatsızlıkları olan birisidir. Volkan Özbudak 2005 ile 2009 yılları arasında Ukrayna ülkesindeyaşamış, beyanına göre Ukrayna’da haksız yere gözaltına alınarak işkencegörmüştür. Volkan Özbudak, Türkiye’ye döndükten sonrakendisine yapılan muameleleri kamuoyuna duyurabilmek için 9/3/2010 tarihindeUkrayna Başkonsolosluğuna girmek istemiş, bunun üzerine elindeki çantasıgörevli polis memurunca aranmış ve çantada bomba süsü verilmiş düzeneğingörülmesi üzerine çıkan silahlı çatışmada yaralanarak etkisiz halegetirilmiştir. Bu olay sebebiyle Volkan Özbudak,11/3/2010 ile 11/6/2010 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır.
16. Yapılan soruşturma sonucunda Bakırköy 4. Asliye CezaMahkemesine açılan kamu davasının yargılaması sırasında Volkan Özbudak psikolojik sorunlarının olduğunu belirtince, cezaiehliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumundan raportalep edilmiştir. Adli Tıp 4. İhtisas Kurulunca hazırlanan 28/6/2010 tarihliraporda, “…sanığın cezai sorumluluğuna etkiliolacak ve onun şuur ve hareket serbestliğini ortadan kaldıracak veya azaltacakmahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı veya zeka geriliğisaptanmadığı, sanığın suçu işlediği sırada üzerine atılı eylemlerin hukukianlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fiil ile ilgili olarak davranışlarınıyönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak boyutta akli arızanın içinde olduğunadelalet edecek herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye rastlanmadığı, Volkan Özbudak’ın suça karşı cezai sorumluluğunun tam olduğu”mütalaa edilmiştir.
17. Yargılama sonunda Volkan Özbudak’ın,Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 1/4/2011 tarih ve E.2010/162, K.2011/265sayılı kararıyla, mala zarar verme suçundan 2 yıl hapis cezası, kişilerihürriyetinden tehditle yoksun kılma suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası ve görevlipolis memuruna direnme suçundan 3 yıl hapis cezası olmak üzere toplam 9 yıl 6ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Karar temyiz edilmeden8/4/2011 tarihinde kesinleşmiştir.
18. Volkan Özbudak kesinleşencezasının infazı kapsamında 20/4/2011 tarihinde Metris 1 No’luT Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan Silivri Ceza İnfaz Kurumuna sevkedilmiştir.
19. Volkan Özbudak, 26/4/2011 tarihve R110001322 sayılı sağlık kurulu raporuyla “psikotik bozukluk” tanısıyla, Bakırköy Prof. Dr.Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkedilmiştir. 4/5/2011 tarihinde şahsın hastaneye yatışı yapılarak tedavisinebaşlanmıştır. Tedavi sonunda atipik psikoz tanısıylailaç reçete edilerek, ayda bir kez en yakın devlet hastanesine psikiyatrikontrolü tavsiyesiyle 25/5/2011 tarihinde taburcu edilmiştir. Hastanebaştabipliğince hazırlanan 25/5/2011 tarihli adli sağlık kurulu raporunda; “ … adı geçende saptanmış olunan “AtipikPsikoz” denilen psikiyatrik bozukluğun halen kısmi remisyon(düzelme) halinde olduğu, bu durumuyla hastaneden çıkarılabileceği, ancak adıgeçende saptanan hastalığın psikiyatrik tedavi ve tıbbi kontrol takibigerektirdiğinden 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı HakkındaKanun’un 18. maddesinin uygulanmasının, bu kanun uyarınca açılan R Tipi Cezaİnfaz Kurumunda tutulmasının ve bir aylık aralıklarla bulunduğu kuruma en yakınpsikiyatri polikliniğinde ayaktan kontrollerinin yapılmasının uygun olduğu…” belirtilmiştir.
20. Hükümlü Volkan Özbudak’ın31/5/2011 tarihinde tek kişilik koğuşa geçme talebinde bulunması üzerine uzmanpsikolog ile yaptığı görüşme sonunda hükümlünün talebi, sağlık durumu ve dahaönce Metris T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tekli koğuşta barındırıldığı göz önündebulundurularak tek kişilik koğuşta barındırılmasının uygun olduğunun raporedildiği, bunun üzerine 1/6/2011 tarih ve 2011/1215 sayılı İdare ve GözlemKurulu kararı ile F-11 koğuşundan alınarak tek kişilik F-3 üst odasınayerleştirildiği görülmüştür.
21. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün10/6/2011 tarih ve 74798 sayılı emri ile Volkan Özbudak15/6/2011 tarihinde bulunduğu Silivri Ceza İnfaz Kurumundan Metris R TipiKapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmiştir.
22. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı veHastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliğinin 6/7/2011 tarihliraporunda “hükümlüde atipikpsikoz rahatsızlığının devam ettiği, düzenli ilaç kullanma ve psikiyatri kontrollerineihtiyaç duyulduğu, fakat hastalık remisyondaolduğundan rehabilitasyon merkezinde ve R Tipi Ceza İnfaz Kurumlarındakalmasını gerektirir bir durum olmadığı” belirtilmiştir. Bununüzerine hükümlü şahıs 3/8/2011 tarihinde Silivri Ceza İnfaz Kurumuna tekrargönderilmiştir.
23. Başvuruculara göre, Volkan Özbudak’ınpsikolojik rahatsızlığı cezaevi yetkililerince bilinmesine rağmen, cezaevindekieylemleri sebebiyle sürekli olarak tek kişilik hücreye koyma, hiçbir etkinliğekatılmasına izin vermeme gibi disiplin cezaları ile cezalandırılması psikolojiksorunlarının daha da artmasına sebep olmuştur.
24. Bakanlık görüşünde ise, hükümlünün çoğunlukla koğuşortamında barındırılmaya çalışıldığı, ancak hükümlünün koğuş ortamındabarınamadığı, kavga ettiği ve geçimsiz tavırlar sergilediği ve bu yüzdendisiplin cezası aldığı, 31/5/2011 tarihli psikolog görüşleri ve kendi talebidoğrultusunda sağlık durumu da göz önüne alınarak tekli koğuşayerleştirilmesinin uygun olacağının değerlendirildiği, kurum gözlem ve idarekurulu kararı ile en son tekli odaya verildiği, Silivri Ceza İnfaz Kurumundakaldığı süre içerisinde 26 kez oda ve koğuşunun değiştirildiği, kaldığı tekliodaların kurumun yapısı gereği tek olarak müstakil tekli oda olmadığı, tekbölümde ve koridorda üçlü ve dörtlü odalar bulunduğu, hükümlü ve tutuklularınoda kapılarının kapatılmadığı ve koğuş ortamındaki gibi barındırıldıkları,birbirleriyle iletişimlerinin mümkün bulunduğu, hükümlünün de bu tür odalardabarındırıldığı, ayrıca hükümlünün farklı tarihlerde açlık grevi yapmak, koğuşdemirbaşlarına zarar vermek, duvarlara terör örgütünü övücü mahiyette yazılaryazmak, kurum görevlilerini tehdit etmek, bir hükümlüye saldırmak, bardakkırarak elini kesmek gibi eylemlerden dolayı bazı etkinliklerden alıkoyma vehücreye koyma cezalarıyla cezalandırıldığı bildirilmiştir.
25. Silivri Ceza İnfaz Kurumu Psiko-SosyalServisinin 24/5/2012 tarihli raporunda özetle, hükümlü Volkan Özbudak’ın 3/8/2011 tarihinden sonra kurum psikoloğutarafından düzenli olarak takip edildiği, psikiyatri sevklerinin yapıldığı,Nisan ayına kadar düzenli ilaç kullanan hükümlünün Nisan ayında ilaç kullanmayıbıraktığı, bu süreçte hükümlünün psikotikbelirtilerinde belirgin bir artış gözlendiğinden tekrar psikiyatriye sevk edildiğifakat gitmeyi kabul etmediği, hükümlüde Nisan ayından sonra aşırı şüphecilik,zarar görme korkusu, öfke gösterme eğiliminde artış, infaz koruma personelihakkında ve hükümlüler hakkında asılsız iddialarda bulunma gibi belirtilergözlemlendiği, 23-24/4/2012 tarihlerinde tek kişilik koğuşta barındırılmaktaiken koğuş demirbaşlarına zarar verdiği ve disiplin cezası aldığı, bu sürezarfında ancak tekli koğuşta kapısı kapalı tutularak çevresine zarar vermesininengellendiği hususlarına değinilmiştir.
26. Psiko-Sosyal servisi raporudoğrultusunda hükümlü 29/5/2012 tarihinde Silivri Devlet Hastanesi PsikiyatriPolikliniğine sevk edilmiş, hastanenin 30/5/2012 tarihli sağlık kuruluraporuyla Metris R Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmek üzere BakırköyRuh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiştir.
27. Hükümlü 4/11/2012 tarihinde kalmakta olduğu koğuşundabardak kırarak sol el baş parmağını kanatacak şekilde kesmiştir. Bu eylemindendolayı Silivri 4 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz KurumuDisiplin Kurulu Başkanlığınca 9/11/2012 tarih ve 2012/790 karar sayısı ile “… kalkmamış disiplin cezaları nedeniyle iyi hallilik vasfını kaybetmesi sebebiyle 5275 sayılı Kanun’un48. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir üst ceza uygulaması olan 1 ay süreylebazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası ile cezalandırılmasına”karar verilmiştir.
28. Bu olay sonrasında hükümlü Volkan Özbudak6/11/2012 tarihinde Silivri Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine sevkedilmiştir. Hastanenin 7/11/2012 tarihli sağlık kurulu raporuyla Bakırköy RuhSağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiş ve 9/11/2012 tarihindebu hastaneye yatışı yapılmıştır.
29. Hükümlü, 49gün anılan hastanede yatılı olarak tedavi görmüştür. Hastanede kaldığı süre boyuncaannesiyle ve kardeşleriyle görüşmeler yapmıştır. Başvurucuların iddiasına görehükümlü hastaneden taburcu edilmeden bir gün önce (27/12/2012 tarihinde)annesine intihar edeceğinden bahsetmiş ve kendisinden sağlam bir eşofman altıistemiştir. Bunun üzerine anne Asiye Özbudak, oğlununsarf ettiği sözleri oğlunun takibini yapan Asistan Dr. S.G.E.’yeanlatmış ve oğlunun ceza infaz kurumuna gönderilmesi halinde intiharedeceğinden söz etmiştir.
30. Asistan Dr. S.G.E., Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınasunduğu yazılı savunmasında, hükümlünün annesinin oğlunun intihar edeceğinedair konuşmalar yaptığını kendisine anlattığını, bu beyanları resmi evrakakaydettiğini, durumu Uzman Doktor A.C.’yebildirdiğini, bunun üzerine uzman doktor kararı ile hükümlünün 8 gün dahahastanede yatılı tedavi gördüğünü, bu 8 günlük süreçte ve daha önceki dönemdehükümlü ile yapılan görüşmelerde intihar fikri tespit edilmediğini beyanetmiştir.
31. Hükümlü, tedavisi yapıldıktan sonra “paranoid şizofreni”tanısıyla 28/12/2012 tarihinde ilaç reçete edilerek ve 15 gün sonra bulunduğuceza infaz kurumuna en yakın devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğindemuayene yapılmak üzere Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesindentaburcu edilip Silivri 4 No’lu L Tipi Kapalı Cezaİnfaz Kurumuna gönderilmiştir.
32. Hükümlünün, Silivri L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna28/12/2012 tarihinde saat 17.00 civarında getirildiği, ceza infaz kurumupersoneli tarafından teslim alındığı, teslim alan görevlilerce durumundaherhangi bir olumsuzluk görülmediği, sakin olduğu, Bakanlık görüşüne göreeşyalarının bulunduğu F Blok F-6 üst kısmında kalmak istediğini belirttiği,bunun üzerine içerisinde 4 adet oda bulunan F-6 üst kısımdaki 4 nolu odaya alındığı, F-6 üst kısımda kalan hükümlü vetutukluların birbirleriyle temas kurabildikleri ve havalandırma kısmını ortakolarak kullanabildikleri, olay gecesi Volkan Özbudakharicinde bitişik odalarda başka hükümlü ve tutukluların da bulunduğuanlaşılmıştır.
33. Hükümlü Volkan Özbudak’abitişik odada kalmakta olan hükümlü R.B. 29/12/2012 tarihinde alınan ifadesindeözetle, 28/12/2012 tarihinde hastaneden döndükten sonra Volkan Özbudak ile saat 18.00 sıralarında sohbet ettiğini, sigarave çakmak verdiğini, kendisini biraz bitkin gördüğünü, daha sonra kendi odasınageçtiğini, saat 19.00’da yapılan akşam sayımından sonra Volkan’ın kapısınınkapatıldığını, saat 20.00 sıralarında Volkan’ın kapısına vurarak seslendiğini,cevap gelmeyince mazgaldan baktığını, ancak tuvalet kapısı açık olduğu içiniçeriyi göremediğini, uyumuş olduğunu düşünerek bir daha seslenmediğini beyanetmiştir. Hükümlü R.B., 28/10/2014 tarihinde mahkemede tanık sıfatıyla verdiğiifadesinde özetle, Volkan Özbudak’ı odasınabıraktıklarında Volkan’ın kapının açık bırakılmasını istediğini, ancak görevlimemurun kapıyı kapatmam lazım diyerek kapıyı kapattığını, görevliler gittiktensonra mazgaldan Volkan’ın kendisinden kapıyı açtırmasını istediğini, kendisininyarın gündüz müdür beye söyleyip açtırırız dediğini söylemiştir. Konuyla ilgiliolarak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına şüpheli olarak ifade veren infazkoruma memuru K.H. 6/3/2014 tarihli ifadesinde özetle, Volkan Özbudak’ın diğer mahkûmlarla sorun yaşaması nedeniyle tekkişilik odada kaldığını, hastaneden döndüğü gün de Volkan’ın kapıyıkilitlemesini istediğini, diğer mahkûmlarla sorun yaşamaması için kapıyıkilitlediğini beyan etmiştir. İnfaz koruma memuru K.H. 28/10/2014 tarihindemahkemede sanık sıfatıyla verdiği ifadede özetle, Volkan’ın hastaneye gitmedenönce yan odada kalmakta olan hükümlü M.K. ile kavga ettiğini, kendi isteği vecezaevi idaresinin kararıyla tek kişilik odada kalmakta olduğunu, hastanedönüşü de tekrar sorun yaşamasın diye kendi talebi de olunca kapıyıkilitlediğini söylemiştir. UYAP sisteminden ulaşılan Silivri 4 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü DisiplinKurulu Başkanlığının 5/10/2012 tarih ve 2012/728 sayılı kararına göre Volkan Özbudak’ın 28/9/2012 tarihinde revirden getirilirkenhükümlü M.K’ya tekme atmasınedeniyle 3 gün hücreye koyma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmıştır.
34. 29/12/2012 tarihinde sabah saat 08.10 sıralarında sabahsayımı yapmak üzere hükümlü Volkan Özbudak’ınkalmakta olduğu tek kişilik odaya gelen infaz koruma memuru M.A. kapıyı açıncahükümlünün kendini asmak suretiyle intihar ettiğini görmüş ve durumu amirlerinebildirmiştir.
35. Olayın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesiüzerine, nöbetçi cumhuriyet savcısı aynı gün soruşturma başlatmıştır.2012/10029 sayılı soruşturma kapsamında olay yeri inceleme uzmanı, doktor,otopsi yardımcısı ve fotoğraf bilirkişisi eşliğinde olay yerine intikal edencumhuriyet savcısı yan odada kalmakta olan R.B. adlı mahkûmun ve olay yerineilk giren infaz koruma memuru M.A.’nın ifadelerinialmış, olay yeri inceleme uzmanı vasıtasıyla olay yerinde gerekli incelemeleriyaptırmış, olay yerinin ve cesedin fotoğraflarını çektirmiştir. Yapılanincelemede hükümlünün uzun kollu bir tişörtü pencere demirinin arka tarafındangeçirdikten sonra tişörtün kol bölümlerine düğüm atıp boyun kısmından geçirmeksuretiyle intihar ettiği anlaşılmıştır. Ölü muayene işlemi sonucunda saat 11.00itibariyle ölü katılığı ve ölü morlukları dikkate alındığında ölümün 12-15 saatönce gerçekleştiği düşünülmüş ve kesin ölüm sebebinin tespit edilmesi amacıylaklasik otopsi işlemi için cesedin Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesinekarar verilmiştir.
36. Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince 30/12/2012tarihinde yapılan otopsiden ve tetkiklerden elde edilen bilgi ve bulgulardikkate alınarak hazırlanan 18/3/2013 tarih ve 114398/4393 sayılı otopsiraporunda, kişinin ölümünün ası sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatininbildirildiği anlaşılmıştır.
37. UYAP kayıtlarına göre, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen 2012/10029 sayılı soruşturma kapsamında başvuruculardan Hakan Özbudak’ın şikayeti doğrultusunda hükümlünün ası sonucuölümü olayında ihmali bulunduğu düşünülen ceza infaz kurumu personelininşüpheli olarak ifadeleri alınıp, 3 personel hakkında 10/3/2014 tarih veE.2014/564 sayılı ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, ceza infazkurumu 2. müdürü ve iki ceza infaz memuru hakkında ise “Görevi Kötüye Kullanma” suçundancezalandırılmaları istemiyle 10/3/2014 tarih ve 2014/331 sayılı iddianame ilekamu davası açılmıştır.
38. Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2014/253 sayılıdosyası kapsamında yapılan yargılamada 28/10/2014 tarihinde yapılan ilkduruşmada sanıkların ve başvurucu Hakan Özbudak’ınifadesi alınmış, olay günü hükümlü Volkan Özbudak’ıodasına yerleştiren diğer iki ceza infaz personeli hakkında suç duyurusundabulunulmasına ve duruşmanın 22/1/2015 tarihine bırakılmasına karar verilmiştir.
39. Başvurucular Ebru ve Hakan Özbudak,ölüm olayında ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle Bakırköy Ruh Sağlığı veHastalıkları Hastanesi ve burada çalışan Asistan Dr. S.G.E. ,Silivri Ceza İnfaz Kurumu Cezaevi Müdürü Ö.A., Silivri Ceza İnfaz Kurumu ilesağlık ünitesi görevlileri hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusundabulunmuşlardır.
40. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/31272 soruşturmasayılı dosyası üzerinden başlatılan soruşturma kapsamında, Silivri Ceza İnfazKurumu ile bağlantılı olan kişiler yönünden dosya tefrik edilerek SilivriCumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
41. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, 11/6/2013 tarih veSoruşturma No.2013/3268, K.2013/1602 sayılı kararıyla, “… şikayetin asıl mevzunun Adli Tıp Kurumu Dördüncüİhtisas Kurulu ile Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin verilen akılsağlığına ilişkin raporlara yönelik olduğu, bu iddia yönünden soruşturmanınBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütüldüğü, Silivri Ceza İnfaz KurumuMüdür ile Sağlık ünitesi görevlilerinin açıklanan hususlar doğrultusunda görev gereklerineaykırı davrandıklarını ve böylelikle Volkan Özbudak’ınölümüne sebep olduklarına dair somut delil bulunmadığı …” gerekçesiylekovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
42. Başvurucular Ebru ve Hakan Özbudak’ınanılan karara yaptığı itiraz, Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/9/2013 tarihve 2013/924 Değişik İş No’lu kararıylareddedilmiştir.
43. Bu karar, 2/11/2013 tarihinde başvurucular Ebru ve Hakan Özbudak’a tebliğ edilmiş ve süresi içinde 2/12/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine 2013/8715 sayılı bireysel başvuru yapılmıştır.
44. Başvurucuların şikayeti üzerine başlatılan diğer birsoruşturmada Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 2012/113822 sayılı evrakkapsamında, Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde görevlidoktorlar S.G.E. ve A.C. hakkında hükümlü Volkan Özbudak’ınintihar eğilimi olduğu kendilerine söylendiği halde bu durumu ceza infazkurumuna bildirmedikleri ve gerekli önlemleri almadıkları, bu suretlegörevlerini ihmal ettikleri gerekçesiyle 2/12/1999 tarih ve 4483 sayılıMemurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamındasoruşturma izni talep edilmesi üzerine, İstanbul Valiliği, ilgili doktorlarhakkında yapılan ön inceleme sonucunda 1/3/2013 tarih ve K.2013/59 sayılı yazıile soruşturma izni verilmesine karar vermiştir.
45. Karara şüpheli konumundaki doktorların itirazı üzerine,İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 12/6/2013 tarih ve E.2013/256, K.2013/326 sayılıkararında "...yapılan ön incelemesonucunda hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi belgenin dosyamuhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından itirazın kabulüne,soruşturma izni verilmesine ilişkin kararın yöntem ve yasaya uygun bulunmamasınedeniyle” gerekçesine dayanarak oy çokluğuyla kararın bozulmasına,soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.
46. İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünün 9/7/2013 tarihliyazısı ile Mahkemenin kararı başvurucu Asiye Özbudak’agönderilmiştir.
47. Yazının kendisine 9/11/2013 tarihinde tebliğ edildiğinibelirten başvurucu Asiye Özbudak 2/12/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine 2013/8716 sayılı bireysel başvuruda bulunmuştur.
48. UYAP kayıtlarında yapılan incelemede, başvurucularınayrıca ceza infaz kurumu personelinin dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak ölümesebebiyet verdikleri gerekçesiyle Adalet Bakanlığı aleyhine İstanbul 3. İdareMahkemesinde 300.000 TL’lik manevi tazminat istemli bir dava açtıkları,E.2013/2148 sayılı dosya kapsamında yargılamanın devam ettiği, Mahkemenin14/7/2014 tarihli ara kararıyla başvuruculardan Sağlık Bakanlığı aleyhine davaaçıp açmadıklarının sorulduğu, başvurucular vekilinin 8/9/2014 havale tarihlibeyan dilekçesinde, Sağlık Bakanlığına tazminat talepli dilekçe gönderdikleri,Sağlık Bakanlığı tarafından uzlaşma istediklerine dair yazının kendilerinegönderildiği, ancak henüz uzlaşma hususunun tamamlanmadığının bildirildiğigörülmüştür.
B. İlgili Hukuk
49. 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Kapalıceza infaz kurumları” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlileribulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerledonatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiğihâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasınolanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlününgereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirmeyöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir.”
50. 5275 sayılı Kanun’un “Akılhastalığı dışında ruhsal rahatsızlığı olan hükümlülerin cezalarının infazı”kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:
“ (1) Hapsedilme ve diğer nedenlerden kaynaklananakıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup da ruh ve sinirhastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek infaz kurumlarınageri gönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarının mahsusbölümlerinde infaz edilir.
(2) Birinci fıkradabelirtilenlerin cezalarının infazı için belirlenen infaz kurumlarının ihtiyaçduyduğu uzman ve diğer tıp görevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır.”
51. 5275 sayılı Kanun’un “Kapılarınaçılmaması ve temasın önlenmesi” kenar başlıklı 34. maddesişöyledir:
“(1) Kapalıceza infaz kurumlarında oda ve koridor kapıları kapalı tutulur. Kapılaraşağıdaki hâllerde açılır:
a) Kurum hekimine,revir, hamam ve berbere gitme, başka odaya nakil.
b) Hastane veduruşmaya gönderme ve başka kuruma nakil.
c) Tahliye, ziyaret,arama, sayım, denetim, eğitim, öğretim, spor ve iyileştirme çalışmaları,kurumda çalıştırma.
d) Kurullaraçağrılma.
e) Ölüm, deprem veyayangın gibi olağanüstü hâller.
f) Cezaevi idaresincegerekli görülen hâller.
(2) Hükümlüler,yukarıda sayılan hâller dışında, diğer odalardaki hükümlüler ve kurumgörevlileri ile temasta bulunamazlar.”
52. Silivri 4 No’lu L Tipi KapalıCeza İnfaz Kurumu İç Yönetmeliğinin (Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 27/2/2012 tarih ve2693/27355 sayılı yazısı ile onanan) “Kurumunİç Güvenliği” kenar başlıklı 11. maddesinin 5. fıkrası şöyledir:
“Oda ve koridor kapıları mevzuatta belirtilen haller dışındasürekli kilitli tutulur”
53. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun“Otopsi” kenar başlıklı 87.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Otopsi,Cumhuriyet savcısının huzurunda biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veyadiğer dallardan birisinin mensubu veya biri pratisyen iki hekim tarafındanyapılır. Müdafi veya vekil tarafından getirilen hekim de otopside hazırbulunabilir. Zorunluluk bulunduğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından dayapılabilir; bu durum otopsi raporunda açıkça belirtilir.
(2) Otopsi, cesedin durumu olanak verdiği takdirde, mutlakabaş, göğüs ve karnın açılmasını gerektirir.”
54. 2/12/1999 tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer KamuGörevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un “İzinvermeye yetkili merciler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının(b) bendi şöyledir:
“Soruşturma izni yetkisi;
…
b) İlde ve merkez ilçede görevli memurlar vediğer kamu görevlileri hakkında vali,
…tarafından bizzat kullanılır.”
55. 26/9/2004 tarih ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Görevi KötüyeKullanma” kenar başlıklı 257. maddesi şöyledir:
“(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında,görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetineveya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayankamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıcasuç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veyagecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan yada kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır.”
56. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudandoğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
57. 6098 sayılı Kanun’un haksızfiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74.maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurundeğerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da,hukuk hâkimini bağlamaz.”
58. Yargıtayın konu ile ilgili bazıiçtihatları şöyledir:
“…Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksalaçıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamakHUMK.76.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir.Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilenbölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığınıileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekilliksözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390 ) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucunelde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiğiçabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışındandoğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçininsorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorundaolup, en hafif kusurundan bile sorumludur ( BK.321/1.md.) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa,sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarargörmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbiaçıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiğiönlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyipuygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda,bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedaviyöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özelliklerigöz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardankaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil ( hasta ), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden,tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekhakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş isedoktor sorumlu tutulmamalıdır…(Hukuk Genel Kurulunun13/4/2011 tarih ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı).”
“Dava,desteğin yanlış tedavi sonucu öldüğü iddiasına dayalı tazminat istemineilişkindir. Uyuşmazlık; kamu görevlisi doktorun eylemi nedeniyle açılan eldekitazminat davasında husumetin adı geçen doktora yöneltilip yöneltilemeyeceğinoktasında toplanmaktadır.
Davacı taraf, davalı doktorun görevi sırasındakanamalı ve acil durumda olduğu halde destekleri olan hastaya müdahaledebulunmayıp, dış gebelik olan başka bir hastayla ilgilendiği; böylece,dikkatsizlik ve tedbirsizliği nedeni ile desteğin ölümüne neden olduğuiddiasıyla ve doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açmıştır.
Davalının görevi dışında kalan kişiselkusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemingörev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğindebulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareyedüşmektedir. Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareyeyöneltilmesi gerekir. Mahkemece, davalı doktor hasım gösterilerek açılandavanın husumet yokluğu nedeni ile reddedilmesi hukuka uygundur…(Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarih ve E. 2011/4-592,K.2012/25 sayılı kararı).”
“…Davadakiileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktaolup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır ( BK.386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun eldeedilmemesinden sorumlu değil ise de; bu sonuca ulaşmakiçin gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenliolmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarakişçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır ( BK.290/2 md.). Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorundaolup, hafif kusurundan dahi sorumludur ( BK. 321/1 md.). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanıiçinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabuledilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartlarıyerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizinsaptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uyguntedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeydedahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracakaraştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının vehastalığının özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum vedavranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta,tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarındamesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruhsağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde beklemekhakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.'nun394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş isedoktor sorumlu tutulmamalıdır…(13. Hukuk Dairesinin16/2/2012 tarih ve E.2011/19947, K.2012/3097 sayılı kararı).”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
59. Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 2/12/2013 tarih ve 2013/8715 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
60. Başvurucular, yakınlarının şizofren hastası olmasına vebu durumun cezaevi yetkililerince bilinmesine rağmen durumunun dikkatealınmadığını ve cezaevinde yaptığı eylemler sebebiyle verilen disiplincezalarının psikolojik sorunlarını daha da artırdığını, psikolojik rahatsızlığıbulunan yakınlarının hastanedeki tedavisi sırasında kendilerine intiharedeceğini söylediğinin doktorlara bildirilmesine rağmen gerekli önlemlerinalınmadığını, bu durumunun cezaevi idaresine bildirilmediğini, doktorlarhakkında suç duyurusunda bulunmalarına rağmen soruşturma izni verilmemesinedeniyle bir sonuç alınamadığını, yakınlarının hastaneden taburcu edildiği güntek kişilik hücreye konulması sebebiyle adeta intihara sürüklendiğini, ihmalibulunan cezaevi yetkilileri hakkında yürütülen soruşturma sonucundakovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek Anayasa’nın 17. ve 19.maddelerinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve ihmali bulunan cezaevi yetkililerihakkında kamu davası açılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
61. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliğigereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancakyaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişinin yakınları tarafındanyapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin annesi vekardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır. (B.No:2013/841, 23/1/2014, § 65).
62. Adalet Bakanlığı görüşünde şikâyetlerin kabuledilebilirliği açısından yaşam hakkının ihlali iddiasına ilişkin değerlendirmeyapılırken, bireysel başvuru yapılmadan önce kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olmasının zorunlu olduğu, olaydaihmali olduğu düşünülen ceza infaz kurumu personeli hakkında açılan kamudavasının devam ettiği, ölüm olayının kasten meydana gelmemesi durumunda,hukuki veya idari prosedür aracılığıyla sorumluların belirlenmesi ve tazminatödenmesinin yeterli olabileceği hususlarının değerlendirilmesi konusundatakdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu bildirilmiştir. Başvurucular Bakanlıkgörüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.
63. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder. Bu nedenle her ne kadar başvurucular kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerse de,başvurucuların iddiaları Anayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görülerek, sadeceyaşam hakkı kapsamda değerlendirilmiştir.
64. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
65. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya daihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınınbireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
66. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklederece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesive bir çözüme kavuşturulması esastır (B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
67. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddiaedilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilkeuyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikleve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi,bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması veaynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).
68. Başvurucular, psikolojik rahatsızlığı bulunanyakınlarının hastanedeki tedavisi sırasında kendilerine intihar edeceğinisöylediğini, bu durumun doktorlara bildirilmesine rağmen tedavi gördüğü ruhsağlığı ve sinir hastalıkları hastanesinden taburcu edilerek cezaevine gerigönderildiğini, cezaevi idaresine herhangi bir uyarı yapılmadığını, doktorlarhakkında suç duyurusunda bulunmalarına rağmen soruşturma izni verilmemesinedeniyle bir sonuç alınamadığını ileri sürmüşlerdir.
69. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesişöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî vemanevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
70. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleribulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunanhiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanısıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerinyaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğerbireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).
71. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletinsahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre,devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm imkânlarıkullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikedeolan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelikihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısaltedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veyaolmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımındangeçerlidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).
72. Devlet, yaşam hakkı kapsamında ister kamu isterse özelsağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerini,hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Calvelli ve Ciglio/İtalya,B. No: 32967/96, 17/1/2002, § 49, Sevim Güngör/Türkiye, B. No. 75173/01,14/4/2009).
73. Genel olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerdeolduğu gibi tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündekipozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez.Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açıkolması yeterli olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 59, benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Vo/Fransa,[BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya,32967/96, 17/1/2002, § 51).
74. Somut olayda başvurucuların intihar riski bulunanyakınlarını ruh sağlığı ve sinir hastalıkları hastanesinden taburcu eden veintihar eğilimi konusunda gönderildiği cezaevi idaresini uyarmayan doktorlarhakkında suç duyurusunda bulunulmasına rağmen soruşturma izni verilmemesinedeniyle yaşam hakkına ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesiöncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır (B.No: 2013/2075, 4/12/2013, § 75). Yargıtayın yukarıda(§ 58) yer verilen konu hakkındaki içtihatları (B. No: 2013/2839, 3/4/2014, §24-27) dikkate alındığında, ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem veihmallere karşı da, husumetin yöneltileceği kişiye bağlı olarak, 2577 sayılıKanun ile 6098 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen (§ 56-57) hükümleri uyarıncakusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak idareye veya kişilereyönelik idare ve hukuk mahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin yollarıdüzenlenmiştir (B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 74). Dolayısıyla, ihlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.
75. Başvurucular, psikolojik rahatsızlığı bulunan yakınlarınınintihar riskine rağmen cezaevi koşullarında gerekli önlemlerin alınmadığını,tek kişilik koğuşa konularak intihar etmesinin daha da kolaylaştırıldığını,dolayısıyla yakınlarının devlet tarafından gereği gibi korunamadığını, busuretle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.Başvurucuların bu iddiaları devletin pozitif yükümlülüğü kapsamına girmektedir.
76. Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşam hakkı, devleti yalnızca kasti ve yasadışıöldürmeden kaçınmaya değil aynı zamanda yetki alanı içinde bulunanlarınyaşamlarını koruma altına almak yönünde uygun adımlar atmaya mecbur kılar. (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. L.C.B./İngiltere, B. No: 23413/94,9/6/1998, § 36). Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca, uygun şartlarda, bir bireyinsuç teşkil eden fiilleri veya kendine zarar vermesi nedeniyle, yaşamı riskaltında olması durumunda onu korumak için önleyici pratik tedbirler almayailişkin olarak yetkililere kesin bir yükümlülük yüklemektedir. (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Akdoğdu/Türkiye, B. No: 46747/99,8/10/2005, § 44 ve yukarıda anılan Uçar/Türkiye).Dolayısıyla, somut olayda devletin başvurucuların yakınlarının yaşamınıntehlikeye girmesini önlemek için kendisinden beklenebilecek her şeyi yapıpyapmadığı belirlenmelidir.
77. Toplum ve kişileridenetlemekteki zorluklar, insan davranışının önceden kestirilememesi,öncelikler ve kaynaklar açısından yapılması gereken pratik seçimler göz önündetutularak, devletin bu alandaki kesin yükümlülüğünün kapsamı, yetkililere,yerine getirilmesi olanaksız veya aşırı bir yükümlülük yüklemeyecek şekildeyorumlanmalıdır. Dolayısıyla, yaşam riskine dair her iddia, yetkililere, buriskin gerçekleşmesini önlemek için pratik tedbirler almak yönünde biryükümlülük getiremez. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Keenan/İngiltere, B. No: 27229/95, § 90 veyukarıda anılan Akdoğdu/Türkiye,§ 45).
78. Tutuklu ve hükümlüleridenetlemek ve intiharı önlemek görevleri kapsamında yetkililerin bu kişilerinyaşamını koruma şeklindeki kesin yükümlülüklerini yerine getirmedikleri iddiasıkarşısında, söz konusu zamanda yetkililerin ilgili kişinin tehlikede olduğunubilmeleri gerektiğine ve bu tehlikeyi gidermek için kendilerinden makul olarakbeklenebilecek önlemleri almadıklarına ilişkin ikna edici delillerin olmasıgerekir. (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Tanrıbilir/Türkiye, B. No: 21422/93, 16/11/2000, §72 ve yukarıda anılan Uçar/Türkiye ve Akdoğdu/Türkiye, § 46).
79. Somut olaya ilişkin bilgi ve belgeler incelendiğinde, herne kadar başvurucular olayda ihmali bulunan cezaevi yetkilileri hakkındaSilivri Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2013/3268 sayılı soruşturmasonucunda 11/6/2013 tarih ve K.2013/1602 sayılı kovuşturmaya yer olmadığınakarar verildiğini ileri sürmüşlerse de, UYAP kayıtlarından elde edilenbilgilere göre ası suretiyle ölüm olayıyla ilgili olarak Silivri CumhuriyetBaşsavcılığınca yürütülen 2012/10029 sayılı diğer bir soruşturma sonucundahükümlünün ölümü olayında ihmali bulunduğu düşünülen ceza infaz kurumu 2.müdürü ve iki ceza infaz memuru hakkında “GöreviKötüye Kullanma” suçundan cezalandırılmaları istemiyle 10/3/2014tarih ve 2014/331 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı, Silivri 2. AsliyeCeza Mahkemesinin E.2014/253 sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılamanın ilkduruşmasının 28/10/2014 tarihinde yapıldığı, hükümlü Volkan Özbudak’ıolay günü odasına yerleştiren diğer 2 infaz koruma memuru hakkında suçduyurusunda bulunulmasına karar verilerek duruşmanın 22/1/2015 tarihineertelendiği (§37-38) anlaşılmıştır. Ayrıca, UYAP kayıtlarından, başvurucularınceza infaz kurumu personelinin ihmalini gerekçe göstererek Adalet Bakanlığıaleyhine İstanbul 3. İdare Mahkemesinde 300.000 TL’lik manevi tazminat istemlibir dava açtıkları ve yargılamanın devam ettiği, bunun yanı sıra başvurucularvekilinin bu dosyaya sunduğu 8/9/2014 havale tarihli beyan dilekçesinden SağlıkBakanlığından tazminat talebinde bulundukları tespit edilmiştir.
80. Devletin yetki alanında bulunan kişileri korumayükümlülüğüne dair yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında somut olayabakıldığında, ceza infaz kurumunda kaldığı süre boyunca sorunlu bir kişilikörneği sergileyen, sık sık disiplin cezası alan, belli periyotlarla ruh sağlığıve sinir hastalıkları hastanesinde yatılı olarak tedavi gören ve en son paranoid şizofreni tanısı ile hastaneden taburcu edilenhükümlünün olay günü tek kişilik koğuşa konularak kapısının da kilitlenmesisonucu odasında intihar etmesi nedeniyle, yetkililerin kendilerinden beklenecekönlemleri almadıkları konusunda ikna edici deliller bulunduğu şüphesiylehaklarında kamu davası açıldığı görülmektedir. Ancak yetkililerin olaydaihmalleri olup olmadığı hususu kovuşturma aşaması tamamlandıktan sonra ortaya çıkacağından,bu aşamada devletin tutuklu ve hükümlüleri denetlemek ve intiharı önlemekgörevleri kapsamında yetkililerin bu kişilerin yaşamını koruma şeklindeki kesinyükümlülüklerini yerine getirmedikleri sonucuna ulaşmak mümkün görülmemektedir.Kaldı ki ası suretiyle ölüm olayında ceza infaz personelinin ihmali olduğukabul edilse bile, ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin,kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğu da söylenemeyecektir. (§ 73-74).
81. Açıklanan nedenlerle, hükümlü Volkan Özbudak’ınintihar riskine rağmen ruh sağlığı ve sinir hastalıkları hastanesinden taburcuedilmesi ve aynı gün getirildiği ceza infaz kurumunda intihar etmesi nedeniyledoktorların ihlale neden olduğu ileri sürülen eylem ya da ihmali için ve cezainfaz kurumunda tek kişilik odaya konularak kapısının kilitlenmesi olayınedeniyle ceza infaz personeli hakkında devam eden yargı süreci için kanundaöngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı bireysel başvuru yapılmadan önceusulüne uygun şekilde tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun, diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "başvuru yollarının tüketilmemiş olması"nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle başvurunun, "başvuruyollarının tüketilmemesi" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucularüzerinde bırakılmasına, 26/2/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.