TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
A.T. BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2014/2251)
Karar Tarihi: 9/6/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
A.T
Vekili
:
Av. Tülin UYAR BALCIOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvuru, Habertürk gazetesinde vegazetenin internet sitesinde yer alan bir haberde gerçeğe aykırı bilgilere yerverilmesi nedeniyle şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğineilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru 19/2/2014 tarihinde Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/3/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 10/7/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 28/8/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş30/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 7/10/2015 tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucu, başvuru tarihi itibarıyla tıp profesörü unvanıylabir üniversitede öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
9.Habertürk gazetesinin20/4/2011 tarihli nüshasında ve gazetenin internet sitesinde başvurucu hakkında“’Hasta kocamı çaldın’ diye Prof’u dövdü” başlıklı bir haber yayımlanmıştır.
10. Gazetenin birincisayfasında “’Hasta kocamı çaldın’ diye Prof’u dövdü” başlığı kullanılmış ve altında “Antalya’da lösemi hastası kocası Ö.Y.’ı,doktoru olan kadın profesörle aşk yaşamakla suçlayan D.Y. lokanta bastı.Profesör dövüldü.” şeklinde iddialar yer almıştır.
11. Devamı gazeteninaltıncı sayfasında yer alan haberde, başvurucunun görev yaptığı üniversitedetedavi gören hastası ile yemek yediği bir restoranda hastasının eşi ve diğerbazı yakınlarının saldırısına uğradığı iddia edilmiştir. Bahsi geçen haberşöyledir:
“Hastasıyla yemeğe giden Prof’a yasak aşksuçlaması:
… Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. A.T.,tedavisini yaptığı lösemi hatası Ö.Y. ile yemeğe gittiği restoranda, Ö.Y.’ın anne babasının ve eşinin saldırısına uğradı. Ö.Y.’ın karısı, profesörün, kocasıyla aşk yaşadığını ilerisürdü.
… Üniversitesi Tıp Fakültesi … Bilim DalıÖğretim Üyesi Prof.Dr.A.T., yaklaşık 6 aydırtedavisini sürdürdüğü lösemi hastası Ö.Y.’ın davetiüzerine, kendisiyle buluşup …’deki bir restoranda yemeğe gitti. Ö.Y.’ın eşi D.Y., kayınpederi M.Y. ve kayınvalidesi A.Y. daikiliyi takip ederek restorana geldi. İddiaya göre D.Y., eşiyle aşk yaşadığınıileri sürdüğü kadın profesöre tepki gösterince aralarında tartışma çıktı.Restoran dışında kavgaya dönüşen olaya polis müdahale etti ve taraflarbirbirlerinden şikayetçi oldu.
İkiçocuk annesi D.Y., emniyetteki ifadesinde Prof. Dr. A.T.’nusuçlayarak şunları söyledi:
‘YUVAMI YIKACAK’
‘6 yıllık eşim, lösemi olduğunu öğrenince tedavi için Prof. Dr. A.T.’na gitti. Bir süre sonra doktorun eşime gösterdiği özelilgiden şüphelendim. Yaklaşık bir ay önce eşim ‘Boşanmamız lazım’ diyerek eviterk etti. Nedenini sorduğumda anlatmak istemedi. Olay günü eşim, bir telefongelince evden ayrıldı. Kayınvalidem ve kayınpederim ile birlikte eşimi takipettik. Amacımız doktordan, eşimin yakasını bırakmasını istemekti. Restorandakonuşurken eşim ve o kadın bize saldırdı. Kayınvalidem, ‘Ne olur oğlumu bize veçocuklarına bağışla, peşini bırak’ diye yalvardı. Fakat o, yaşlı kayınvalidemebile tekme tokat vurdu.’
‘EŞİM BOŞANMAK İSTEMİYORDU’
D. Y., eşinin evden ayrıldıktan sonra aracılargöndererek eve dönmek istediğini, boşanmak istemediğini, ama doktorununkendisini ‘Tedavini yarım bırakırım, ölürsün’ diye tehdit ettiğini öne sürdü.
‘YERDESÜRÜKLEDİLER’
Suçlamanın asılsız olduğunu ileri süren birçocuk annesi Prof. Dr. A.T. da ifadesinde şunları söyledi: ‘Hastam Ö.Y., olaygünü telefonla arayıp, eşiyle kavga ettiğini ve psikolojisinin bozuk olduğunusöyledi. Bir alışveriş merkezindeydim, Ö.Y.’ü …’nda aracıma aldım. Sakin bir yerde konuşmak amacıylayakında bulunan bir restorana gittik. Yemek söyledik. Bu sırada Ö.Y., ‘Eyvaheşim ve ailem geldi’ dedi. Onları da kısmen tanıyordum. Beni konuşmak içindışarı çağırdılar. Sonra beni hastamla ilişki yaşamakla suçlayıp saldırdılar.Saçlarımdan tutup yerlerde sürüklediler. Ö.Y. beni kurtarmak isterken ona dasaldırdılar. Polisler gelip bizi kurtardı. Hastamla aramda doktor-hastailişkisi dışında bir ilişki yoktur.’ Kadın profesörün ifadelerini doğrulayanÖ.Y. da, ‘Ben istediğim için buluştuk. Eşiminsuçlamaları asılsızdır’ diye ifade verdi."
12. Başvurucu, bahsigeçen haber nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıylagazete, gazete sorumlu müdürü ve haberi yapan muhabir aleyhine 27/4/2011tarihinde Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.
13.Antalya 3. AsliyeHukuk Mahkemesi, Habertürk gazetesinde ve internetsitesinde yayımlanan haberin görünür gerçekliğe uygun olduğu gerekçesiyle19/1/2012 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Kararıngerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“…
Mahkememizce, tarafların iddialarıdoğrultusunda; tüm deliller ve dokümanlar toparlanmıştır.CumhuriyetBaşsavcılığı’ndan celp edilen ceza dosyalarının tetkikinde; gazetenin veinternet sitesinin bildirdiği olayın esas itibarıyla gerçekleşmiş olduğu, cezasoruşturmasının devam ettiği, 2011/24584 soruşturma noludosyada dava dışı Ö.Y.’ın Cumhuriyet Savcısıhuzurunda verdiği 13/7/2011 tarihli beyanında açıkça ‘… aramızda duygusal biryakınlaşma oldu. Yaklaşık 20-25 gün bu manada bir ilişki yaşadık. En son …balıkçıdaki olaydan sonra ilişkimiz de bitti…’ şeklinde beyanda bulunduğu, yanibasının verdiği haberin yaşanan olaylara ilişkin olduğu, görünür gerçekliğeuygun olduğu görülmüştür. Basının bir mahkeme gibi her zaman maddi anlamdagerçeği bulması beklenemez. Onlar görünür gerçekliği kamuoyu ile paylaşmakgörevi ve hakkını yürütmektedirler. Bu olayda da yapılan haber görülürgerçekliğe uygundur. Bu sebeple ceza dosyasının incelenmesiyle mahkememizcehaberin içeriği ve dosya konusunda yeterli kanaate ulaşıldığından, mahkememizdekison duruşmada dinlenen üçüncü tanıktan sonra tanıkların olaya farklı bir boyutgetiremeyecekleri, davalı basının yaptığı haberin olaya uygun olduğu kanaatiyletanıkların dinlenilmesine son verilmiş, oluşan kanaatle… davanın reddine…”
14. Temyiz üzerineYargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 13/5/2013 tarihli ilamıylagazeteninsorumlu müdürü bakımından husumet yönünden davanın reddedilmemiş olmasınedeniyle İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına, diğer yönlerden iseusul ve yasaya uygun olduğundan bahisle onanmasına karar vermiştir.
15. Karar düzeltme istemiise aynı Dairenin 28/11/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiş ve anılan kararbaşvurucu vekiline 29/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 19/2/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
17. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49.maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararıgidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlakaaykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, buzararı gidermekle yükümlüdür.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 9/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19.Başvurucu; Habertürk gazetesininkapak ve altıncı sayfası ile internet sitesinde yer alan “Hastayla yemeğe giden Prof’ayasak aşk suçlaması” ve “’Hastakocamı çaldın’ diye Prof’u dövdü” başlıklıhaberde gerçek dışı iddialar nedeniyle mesleki kimlik ve onuruna tecavüzedildiğini, gerçekleşmiş olan darp olayının kişilik haklarını zedeleyecektarzda bir haber hâline getirilerek hakaret ve iftiraya maruz bırakıldığını,basın yoluyla vuku bulan haksız fiil nedeniyle öğrencilerinin, hastalarının vetüm toplumun önünde şeref ve haysiyetinin zedelendiğini, kişilik haklarınayapılan söz konusu saldırıların açılan tazminat davasının reddedilmesisonucunda müeyyidesiz kaldığını ve davaya bakan hâkimin reyini önceden belliettiğini belirterek Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde koruma altına alınanşeref ve itibarın korunması hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür. Başvurucu ihlalin tespiti ile 20.000 TL manevi tazminata vetoplam 10.000 TL yargılama masrafı ile vekâlet ücretine hükmedilmesini talepetmiştir.
B. Değerlendirme
1.Anayasa'nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
20. Başvurucu başvuruya konu haberde yer alan iddiaların gerçekdışı olduğunu, olayın sadece bir darp olayı iken asılsız isnat ve iftiralarlakişilik haklarının zedeleneceği şekilde bir haber hâline getirildiğinibelirtmiş; şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
21. Anayasa Mahkemesinin benzer şikâyetlerdeki görevi, yargımercilerinin şeref ve itibar hakkı ile basın özgürlüğü arasında AnayasaMahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir dengekurup kurmadıklarını ve mahkemelerin başvuranı kabul edilemez bir eleştiridenkorumakta yetersiz kalıp kalmadıklarını denetlemektir. Bu yapılırken derecemahkemelerinin gerekçeleri dikkate alınacaktır (A.T., B. No: 2013/8482, 7/7/2015, § 16).
22. Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkelerilk olarak İlhan Cihanerkararında (B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) ortaya konmuştur. Daha sonraaynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından benimsenmiş (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,8/4/2015, §§ 35-66; Nihat Özdemir [GK],B. No: 2013/1997, 8/4/2015, §§ 29-61) ve Bölümler önlerine gelen şikâyetlerdesözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (AliSuat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat Ertosun (2), B. No: 2013/1640,15/4/2015, §§ 19-50).
23.Başvuruya konu gazete ve internet sitesindeki haberde yeralan hususlar (bkz. § 11) nedeniyle başvurucunun kişisel itibarının korunmasıhakkına müdahale edildiği kabul edilmelidir. Bu sebeple mevcut davadabaşvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınankişisel itibarın korunmasını isteme hakkı ile ulusal günlük gazeteninAnayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve buözgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüarasında bir denge kurulması gerekmektedir.
24. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesindeyer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevivarlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahaleetmemek şeklinde negatif yükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekşeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır(Abdullah Doğtaş, B. No: 2013/1123,2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın veyayın yolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması hâlinde Anayasa’nın17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç, § 36; İlhan Cihaner, §42).
25. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasının olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının,kişinin itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkından başvurucunun kişiselolarak yararlanmasına zarar verecek boyuta ulaşmış olup olmadığını somut olayınşartlarına göre değerlendirir (Kadir Sağdıç,§ 39; İlhan Cihaner,§§ 45, 56).
26. Öte yandan ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelinioluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi içingerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesininikinci fıkrası saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafındankabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler içindeğil incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi ve düşünceler için degeçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde “demokratik birtoplum”dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun,hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalara tabi ise debu istisnaların dar yorumlanması ve anılan hakkın sınırlandırılmasına ilişkingerekçelerin ikna edici olması gerekir (AbdullahÖcalan [GK], B. No:2013/409, 25/6/2014, § 95; Kadir Sağdıç,§ 48; İlhan Cihaner,§ 55; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,7/12/1976, § 49).
27. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu, prensipolarak başvurunun ihtilaflı sözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26.maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu sözlere konu olan kişi tarafındanAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göredeğişmez. Aksi hâlde Anayasa’nın anılan maddelerinde korunan haklarındengelenmesinde benzer olaylarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkabilir. Yargımercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar arasında Anayasa Mahkemesiiçtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurmalarıgerekir (A.T., B. No: 2013/8482,7/7/2015, § 16).
28. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında birdenge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şuşekilde sayılabilir: yazının genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıpsağlamadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veyasıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi), haber veya makaleninkonusu, ilgili kişinin önceki davranışları, yayımın içeriği, şekli ve sonuçlarıile haber veya makalenin yayımlanma şartları (İlhanCihaner, § 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; Nihat Özdemir, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§ 44-52; Ali Suat Ertosun (2), §§ 42-50).
29. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerinbaşvurucuyu aşırı bir eleştiriden korumakta yetersiz kalıp kalmadıklarıincelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyükölçüde dava konusu yazının maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısıolarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular ile değeryargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilsede değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırdatutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57;İlhan Cihaner, §64; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §46). Yine de yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikteyargılamaya konu bir yazının bir bütün olarak ele alındığında kamu yararınıilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğiniortaya koymaktadır. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortayakonmasında aranan kesinlik derecesinin, -kamu yararı ile ilgili bir konuda-gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemekbasın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Scharsach ve News Verlagsgesellschaft GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98, 13/2/2004, §§39-43).
30. Başvurucu; haber içeriğinde yer alan ifadelerin kendisineyönelik iftira ve hakaret oluşturduğunu, yapılan haberle saygın bir biliminsanı olması göz ardı edilip hukuka aykırı şekilde şeref ve haysiyetinetecavüz edildiğini, meslektaşları, öğrencileri, hastaları ve toplum karşısındaküçük düşürüldüğünü iddia etmektedir. Buna karşın İlk Derece Mahkemesine görehaberde verilen olayla ilgili olarak ceza soruşturması devam etmekte olup, Ö.Y.nin soruşturma aşamasında verdiği beyanlarındangazetenin ve internet sitesinin haberi yaşanmış olaylara ilişkindir. Mahkeme,basının görünür gerçekliği kamuoyu ile paylaşmak görevini ve sorumluluğunuyürütmekte olduğunu hatırlatmaktadır. İlk Derece Mahkemesibasınınbir mahkeme gibi her zaman maddi anlamda gerçeği bulmasının beklenemeyeceğinibelirterek haberin görünür gerçeğe uygun olduğu gerekçesi ile davayıreddetmiştir.
31. İlk olarak anılan gazetenin başvuruya konu haberinde dilegetirdiği ifadelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup sunmadığıve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip geçmediğisorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda bir haber veya yazının kamuyubilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veyamakalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanması gerekir. Aksine yazınınbilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunan çıkarına da o kadar çoküstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basının genel yarar niteliklibütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bubilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır.
32. Şikâyet konusu haberin yayımlandığı dönem, başvurucunun dakarıştığı darp eylemleri nedeniyle ceza soruşturmasının yürütüldüğü birdönemdir ve başvurucu, tıp profesörü unvanına sahip bir kamu görevlisidir. Birbütün olarak şikâyet konusu haber yazısında başvurucunun adının karıştığı biradli vakadan söz edilerek yürütülen soruşturma işlemlerinde beyan edilenifadelerden yararlanıldığı anlaşılmıştır. Daha sonra ceza davası da açıldığıgörülen olayla ilgili olarak soruşturma sürecindeki ifadeler habere aktarılmış,başvurucunun evli olan hastası ile duygusal bir ilişki yaşaması nedeniyletartışma ve darp olaylarının yaşandığı şeklinde diğer kişilerin iddialarına yerverilmiştir. Bu bakımdan söz konusu haberde sarf edilen sözlerin bir ölçüdebilgilendirme değerinin bulunduğu ve genel yarar nitelikli tartışmaya katkısundukları kabul edilebilir. Ayrıca başvurucunun mesleği ile habere konu olandarp olayları arasında illiyet bağının bulunmadığı da söylenemeyecektir. Birbaşka deyişle yaşanan olayların, başvurucunun salt özel hayatına ilişkin olarakdeğil hasta-doktor arasındaki hizmet ilişkisi bağlamında haber yapıldığıgörülmektedir. Bu hususla ilgili olarak, basının genel yarar nitelikli bütünsorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu bilgi vefikirleri alma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır. Ayrıca basında yer alanbilgilerin tüm yönleriyle doğruluğunun ortaya konması beklenmemelidir.
33. Son olarak anılan haberin başlığında geçen sözlerinseçiminde abartıya kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğününkapsamının, demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceyekadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanmasıgerektiği kabul edilmelidir (Kadir Sağdıç,§ 76; Radio Franceve diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37).
34. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilikmesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğinibelirleyemez. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağınaancak bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa’nın26. maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini fakat aynızamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda tutulmalıdır (Ali Suat Ertosun, § 66; Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85, 23/5/1991, §57).
35. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın özgürlüğüve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının korunmasıhakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk Derece Mahkemesi davayakonu haberde geçen olayın gerçekliği üzerinde durmuş ve yayınların yapıldığıtarihte meydana gelen olayla yayının içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisininbozulmadığı, başvuruya konu haberde geçen olayın “görünür gerçekliğe uygun” olduğu yönünde değerlendirmeyapmıştır. Nitekim başvurucu vekilinin de gerçekleşen darp olayının varlığınıaçıkça kabul ettiği görülmektedir (bkz. § 19).
36. Bu şartlarda yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargımercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları dadikkate alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alanpozitif yükümlülüklere uyulduğu, derece mahkemelerince tarafların haklarınındeğerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı ve bu kapsamda birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu, reyini önceden belli eden hâkimin davaya bakmayadevam etmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
38.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Mahkeme,...açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine kararverebilir."
39.Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün "Bireysel başvuru formu ve ekleri" başlıklı 59.maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde, bireysel başvuru formundabireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiğive buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamaların yer alacağıbelirtilmiştir.
40. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarakolaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkinaçıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğübaşvurucuya aittir. Somut başvuruya ilişkin başvuru formunda ise başvurucutarafından yalnızca hâkimin reyini önceden belli ettiği belirtilmiş ancakhâkimin reyini ne şekilde önceden belli ettiği hususunun açıklığakavuşturulmadığı, adil yargılanma hakkının somut olay bağlamında nasıl ihlaledildiğini ortaya koyacak açıklama ve kanıtlamada bulunulmadan Anayasa'nın 36.maddesine atıfta bulunulduğu görülmüştür. Bu durumda başvurunun bu kısmınındiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
9/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.