TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
A.T. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2252)
Karar Tarihi: 8/6/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 13.7.2016 - 29769
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Muammer TOPAL
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
A.T.
Vekili
:
Av. Tülin UYAR BALCIOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Sabah gazetesinde ve gazetenin internet sitesindeyer alan bir haberde gerçeğe aykırı bilgilere yer verilmesi nedeniyle şeref veitibarının korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/2/2014 tarihinde Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 10/7/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 31/8/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş30/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 7/10/2015 tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, başvuru tarihi itibarıyla tıp profesörü unvanıylabir üniversitede öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
9. Sabah gazetesinin20/4/2011 tarihli nüshasında ve gazetenin “www.sabah.com.tr”isimli internet sitesinde “Kadın profesörlehastasına restoranda ‘aşk’ baskını” başlıklı bir haberyayımlanmıştır. Söz konusu haberde, başvurucunun görev yaptığı üniversitedetedavi gören hastası ile yemek yediği bir restoranda hastasının eşi ve diğerbazı yakınlarının saldırısına uğradığı iddia edilmiştir. Bahsi geçen haberşöyledir:
“… bir balık lokantasında 12 Nisan akşamı yaşanan olayda, doktoru olan… Üniversitesi Tıp Fakültesi …Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr.A.T. ile yemek yiyen lösemi hastası Ö.Y., eşi, annesi ve babasının restoranageldiğini görünce hemen dışarı çıktı. A.T. de peşinden gitti. İddiaya göre,anne A.Y. ile gelini D.Y. profesöre saldırdı. Bu sırada dizlerinden yaralananA.T.’nun gözlüğü kırıldı. Restoran çalışanları durumamüdahale ederek, polise haber verdi.
İki çocuk annesi D.Y., 5 yıldır evli olduğu eşinin 7 Mart 2010’dalösemi tedavisi görmeye başladığını, ve A.T.’nun eşine karşı özel ilgisi olduğunu gözlemlediğinibelirterek şunları söyledi: ‘Kontrol için profesörle birlikte Ankara’yagittikten sonra eşim evi terk edip benden boşanmak istediğini söyledi. Kabulettim. Ancak ailesi karşı çıktı. Aile toplantısı yaptık. Eşim bir hatayaptığını, ancak doktorun kendisini
D.Y., kadın profesörün lösemi hastası eşini, sigara ve alkolealıştırdığını da iddia etti. Baba M.Y. da profesör A.T.’nun,oğlunu tehdit ederek kendine bağladığını öne sürdü. Baba ve anne, oğulları ileprofesör hakkında suç duyurusunda bulundu.
‘Aramızdaİlişki Yok’
…Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan Ö.Y. iseevde ailesiyle tartıştığı ve morali bozuk olduğu için doktorunu aradığını,birlikte yemek yedikleri sırada annesiyle eşinin doktora saldırdığını, babasınında doktorun başına vurduğunu belirterek sadece işyeri çalışanlarından şikâyetçioldu.
Kendisine yöneltilen hiçbir suçlamayı kabuletmeyen A.T. de olay gecesi Ö.Y.’nin arayıp konuşmakistediğini belirterek, ‘Hepsinden şikâyetçiyim’ dedi. Taraflar hakkında kastenyaralama, hakaret, tehdit ve mala zarar verme suçlarından işlem yapıldı.”
10. Başvurucu, bahsi geçen haber nedeniyle kişilik haklarınasaldırıda bulunulduğu iddiasıyla 27/4/2011 tarihinde Antalya 4. Asliye HukukMahkemesinde tazminat davası açmıştır.
11. Antalya 4. AsliyeHukuk Mahkemesi, Sabah gazetesinde ve internet sitesinde yayımlanan haberingörünür gerçekliğe uygun olduğu gerekçesiyle 9/3/2012 tarihli kararı iledavanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“…
Mahkememize tarafların iddiaları doğrultusundatüm deliller ve dokümanlar toparlanmış gösterilen tanıklar tek tekdinlenmiştir. Dinlenen davacı tanıkları Mahkememize, davacının hastalarınınhepsine ilgi gösteren, yakınlık gösteren, iyi bir hekim olduğunuanlatmışlardır. C. Başsavcılığından celp edilen ceza dosyalarının tetkikinde;gazetenin ve internet sitesinin bildirdiği olayın esas itibarı ile gerçekleşmişolduğu, ceza soruşturmasının devam ettiği, 2011/24584 soruşturma no.lu dosyadadava dışı Ö.Y.’ın C. Savcısı huzurunda verdiği13/7/2011 tarihli beyanında açıkça ‘… aramızda duygusal bir yakınlaşma oldu.Yaklaşık 20-25 gün bu manada bir ilişki yaşadık, en son … balıkçıdaki olaydansonra ilişkimiz de bitti…’ şeklinde beyanda bulunduğu, yani basının verdiğihaberin yaşanan olaylara ilişkin olduğu, görünür gerçekliğe uygun olduğugörülmüştür. Basın görünür gerçekliği kamuoyu ile paylaşmak görevini, hakkınıve sorumluluğunu yürütmektedirler. Bu olayda yapılan haber görünür gerçekliğeuygundur. Eğer davacı bu haber sebebiyle manevi tazminat talebinde bulunacakise haberi yayınlayan basından değil, yukarıdaki beyanı veren ve ilişkisiolduğu iddia olunan Ö.Y.’dan, beyanlarıyla böyle birhabere sebebiyet verdiği için manevi tazminat talebinde bulunmalıdır.Ayrıntılarıyla incelenen ceza soruşturmasına ilişkin dosyadan edinilen kanaatledavalı basın kuruluşunun yaptığı haberin olaya ve görünür gerçekliğe uygunolduğu, maddi gerçeğin ceza mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda ortayaçıkacağı kanaatine varıldığından,…davanın reddine…”
12. Temyiz üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13/6/2013tarihli kararıyla hükmün usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle onanmasınakarar vermiştir.
13. Karar düzeltme istemiise aynı Dairenin 12/12/2013 tarihli kararı ile reddedilmiş ve anılan kararbaşvurucu vekiline 29/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 19/2/2014tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49.maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zararverici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı birfiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararıgidermekle yükümlüdür.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 8/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu;
i. Sabah Gazetesinin beşinci sayfasında ve internetsitesinde yer alan “Kadın profesörlehastasına restoranda ‘aşk’ baskını” başlıklı haberde gerçek dışıiddialar nedeniyle mesleki kimlik ve onuruna tecavüz edildiğini, gerçekleşmişolan darp olayının kişilik haklarını zedeleyecek tarzda bir haber hâlinegetirilerek hakaret ve iftiraya maruz bırakıldığını, basın yoluyla vuku bulanhaksız fiil nedeniyle öğrencilerinin, hastalarının ve tüm toplumun önünde şerefve haysiyetinin zedelendiğini ve açılan tazminat davasının reddedilmesisonucunda kişilik haklarına yapılan saldırıların müeyyidesiz kaldığınıbelirterek, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve itibarınkorunması hakkının ihlal edildiğini,
ii. Yargılamanın İlk Derece Mahkemesi aşamasının reyiniönceden belli eden hâkim tarafından yürütüldüğünü, hâkimin reddi talebinin dehaksız olarak reddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Başvurucu ihlalin tespiti ile 20.000 TL manevi tazminata ve toplam 10.000 TLyargılama masrafı ile vekâlet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir.
Başvurucu ayrıca kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulmasıtalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Anayasa'nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
18. Başvurucu, başvuruya konu haberde yer alan iddiaların gerçekdışı olduğunu, olayın sadece bir darp olayı iken asılsız isnat ve iftiralarlakişilik haklarının zedeleneceği şekilde bir haber hâline getirildiğinibelirtmiş; şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
19. Başvurucunun iddialarına karşı Bakanlık görüşünde,
i. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihatlarıhatırlatılarak başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlaledildiğine dair şikâyetlerinin düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ilebaşvurucunun özel hayatı arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığıaçısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
ii. AİHM'in ulusal mahkemelerin hakaretiçerikli, iftira niteliğinde ve aşağılayıcı bulduğu açıklamalarla karşı karşıyageldiğinde, öncelikle söz konusu ifadelerin olgusal iddia olarak mı yoksa değeryargıları olarak mı kategorize edileceğini incelediği hatırlatılmıştır.
iii. Ayrıca AİHM içtihatlarına göre, özel hayata müdahaleiddiasının basın yoluyla olması durumunda basın özgürlüğünde belli ölçüdeabartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmanın mümkün olduğu, ancak bu özgürlüğünilgililerin meslek ahlakına saygı göstererek doğru ve güvenilir bilgi verecekşekilde iyi niyetli olarak hareket etmelerini zorunlu kıldığı ve kötü niyetliolarak gerçeğin çarpıtılmasının bazen kabul edilebilir eleştiri sınırlarınıaştığını kabul etmek gerektiği hatırlatılmıştır.
20. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formunda ilerisürdüğü iddialarını tekrarlamıştır.
21. Anayasa Mahkemesinin benzer şikâyetlerdeki görevi, yargımercilerinin şeref ve itibar hakkı ile basın özgürlüğü arasında Anayasa Mahkemesiiçtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurupkurmadıklarını ve mahkemelerin başvuranı kabul edilemez bir eleştiridenkorumakta yetersiz kalıp kalmadıklarını denetlemektir. Bu yapılırken derecemahkemelerinin gerekçeleri dikkate alınacaktır (A.T.,B. No: 2013/8482, 7/7/2015, §16) .
22. Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkelerilk olarak İlhan Cihanerkararında (B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) ortaya konmuştur. Daha sonraaynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından benimsenmiş (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,8/4/2015, §§ 35-66; Nihat Özdemir[GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, §§ 29-61) ve Bölümler önlerine gelenşikâyetlerde sözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat Ertosun (2), B. No: 2013/1640,15/4/2015, §§ 19-50).
23. Başvuruya konu gazete ve internet sitesindeki haber (bkz. §9) nedeniyle başvurucunun kişisel itibarının korunması hakkına müdahaleedildiği kabul edilmelidir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun, Anayasa’nın17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarınkorunmasını isteme hakkı ile ulusal günlük gazetenin Anayasa’nın 28. maddesindegüvence altına alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarakAnayasa’nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulmasıgerekmektedir.
24. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesindeyer alan “manevi varlık”kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olankişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek şeklinde negatifyükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitifyükümlülüğü bulunmaktadır(Abdullah Doğtaş, B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şerefve itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılanyayınlara karşı bireyin korunmaması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrası ihlal edilmiş olabilir (KadirSağdıç, § 36; İlhan Cihaner, § 42).
25. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasının olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının,kişinin itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkından kişisel olarakyararlanmasına zarar verecek boyuta ulaşmış olup olmadığını somut olayınşartlarına göre değerlendirir (Kadir Sağdıç,§ 39; İlhan Cihaner, §§ 45, 56).
26. Öte yandan ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelinioluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi içingerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesininikinci fıkrası saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğünün, sadece toplumtarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi vefikirler için değil incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi vedüşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğuhâlinde “demokratik bir toplum”dan söz edemeyeceğimizçoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalaratabi ise de bu istisnaların dar yorumlanması ve anılan hakkınsınırlandırılmasına ilişkin gerekçelerin ikna edici olması gerekir (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 95; Kadir Sağdıç, § 48; İlhan Cihaner, §55; benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,7/12/1976, § 49).
27. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu, prensipolarak başvurunun ihtilaflı sözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26.maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu sözlere konu olan kişi tarafındanAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göredeğişmez. Aksi hâlde Anayasa’nın anılan maddelerinde korunan haklarındengelenmesinde benzer olaylarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkabilir. Yargımercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar arasında Anayasa Mahkemesiiçtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurmasıgerekir.
28. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında birdenge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şuşekilde sayılabilir: yazının genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıpsağlamadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veyaherhangi bir kişi olup olmaması ve ünlülük derecesi vb.), haber veya makaleninkonusu, ilgili kişinin önceki davranışları, yayımın içeriği, şekli ve sonuçlarıile haber veya makalenin yayımlanma şartları (İlhanCihaner, § 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; Nihat Özdemir, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§ 44-52; Ali Suat Ertosun (2), §§ 42-50).
29. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerinbaşvurucuyu aşırı bir eleştiriden korumakta yetersiz kalıp kalmadığıincelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyükölçüde dava konusu yazının maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısıolarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular ile değeryargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilsede değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırdatutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57;İlhan Cihaner,§ 64; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §46). Yine de yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikteyargılamaya konu bir yazının bir bütün olarak ele alındığında kamu yararınıilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğiniortaya koymaktadır. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortayakonmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konudagazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemekbasın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Scharsach ve News Verlagsgesellschaft GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98, 13/2/2004, §§39-43).
30. Başvurucu; haber içeriğinde yer alan ifadelerin kendisineyönelik iftira ve hakaret oluşturduğunu, yapılan haberle saygın bir biliminsanı olmasının göz ardı edilip hukuka aykırı şekilde şeref ve haysiyetinetecavüz edildiğini, meslektaşları, öğrencileri, hastaları ve toplum karşısındaküçük düşürüldüğünü iddia etmektedir. Buna karşın İlk Derece Mahkemesine görehaberde verilen olayla ilgili olarak ceza soruşturması devam etmekte olupgazetenin ve internet sitesinin bildirdiği olaylar yaşanmış ve aktarılanifadeler soruşturma aşamasında beyan edilmiştir. Mahkeme, basının görünürgerçekliği kamuoyu ile paylaşmak görevini ve sorumluluğunu yürütmekte olduğunuhatırlatmaktadır. İlk Derece Mahkemesi habere konu eylemlerin maddi olarakgerçekliğinin ceza yargılaması sonucunda ortaya çıkacağını belirterek haberinbir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu gerekçesi ile davayıreddetmiştir.
31. İlk olarak anılan gazetenin başvuruya konu haberinde dilegetirdiği ifadelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunupsunmadığı ve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçipgeçmediği sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda, bir haber veya yazınınkamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veyamakalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanması gerekir. Aksine yazınınbilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunan çıkarına da o kadar çoküstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basının genel yarar niteliklibütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma işlevine, kamunun bu bilgive fikirleri alma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır.
32. Şikâyet konusu haberin yayımlandığı dönem, başvurucunun dakarıştığı darp eylemleri nedeniyle ceza soruşturmasının yürütüldüğü birdönemdir ve başvurucu, tıp profesörü unvanına sahip bir kamu görevlisidir. Birbütün olarak şikâyet konusu haber yazısında başvurucunun adının karıştığı biradli vakadan söz edilerek yürütülen soruşturma işlemlerinde beyan edilenifadelerden yararlanıldığı anlaşılmıştır. Daha sonra ceza davası da açıldığıgörülen olayla ilgili olarak soruşturma sürecindeki ifadeler habere aktarılmış,başvurucunun evli olan hastası ile duygusal bir ilişki yaşaması nedeniyletartışma ve darp olaylarının yaşandığı şeklinde diğer kişilerin iddialarına yerverilmiştir. Bu bakımdan söz konusu haberde sarf edilen sözlerin bir ölçüdebilgilendirme değerinin bulunduğu ve genel yarar nitelikli tartışmaya katkısundukları kabul edilebilir. Ayrıca başvurucunun mesleği ile habere konu olandarp olayları arasında illiyet bağının bulunmadığı da söylenemeyecektir. Birbaşka deyişle yaşanan olayların, başvurucunun salt özel hayatına ilişkin olarakdeğil hasta-doktor arasındaki hizmet ilişkisi bağlamında haber yapıldığıgörülmektedir. Bu hususla ilgili olarak basının genel yarar nitelikli bütünsorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma işlevine, kamunun bu bilgi ve fikirlerialma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır. Ayrıca basında yer alan bilgilerin tümyönleriyle doğruluğunun ortaya konması beklenmemelidir.
33. Son olarak anılan haberin başlığında geçen sözlerinseçiminde abartıya kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğününkapsamının, demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceyekadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanmasıgerektiği kabul edilmelidir (Kadir Sağdıç,§ 76; Radio Franceve diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37).
34. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilikmesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğinibelirleyemez. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağınaancak bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa’nın26. maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil aynızamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda tutulmalıdır (Ali Suat Ertosun, § 66; Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85, 23/5/1991, §57).
35. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın özgürlüğüve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının korunmasıhakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk Derece Mahkemesi, değeryargılarına dayanan söz konusu haberdeki ifadelerin genel çıkarı ilgilendirenbir tartışmaya katkı sunup sunmadığı sorusuna özel bir önem vermiş; ayrıcahaberin yapıldığı şartları da değerlendirmiştir. İlk Derece Mahkemesi davayakonu haberde geçen olayın gerçekliği üzerinde durmuş ve yayınların yapıldığıtarihte meydana gelen olayla yayının içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisininbozulmadığı, başvuruya konu haberde geçen olayın “görünür gerçekliğe uygun”olduğu yönünde değerlendirme yapmıştır. Nitekim başvurucu vekilinin degerçekleşen darp olayının varlığını açıkça kabul ettiği görülmektedir (bkz. §17).
36. Yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerininfarklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları da dikkate alındığındaAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklereuyulduğu, Derece Mahkemelerince tarafların haklarının değerlendirilmesinde açıkbir dengesizlik saptanmadığı ve bu kapsamda bir ihlalin olmadığı açıkolduğundan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
37. Başvurucu, yargılamanın hâkimin reddi taleplerininreddedilerek reyini önceden belli eden hâkim tarafından yürütüldüğünü vesonuçlandırıldığını belirtmiş; adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Mahkeme,... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."
39. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün "Bireysel başvuru formu ve ekleri" başlıklı 59.maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde, bireysel başvuru formundabireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiğive buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamaların yer alacağıbelirtilmiştir.
40. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarakolaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkinaçıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğübaşvurucuya aittir. Somut başvuruya ilişkin başvuru formunda ise başvurucu,hâkimin reyini önceden belli ettiği; tarafınca yapılan hâkimin reddi talebininise reddedildiğini belirtmiş ancak hâkimin reyini ne şekilde önceden belli ettiğive hangi somut gerekçelerle reddi hâkim talebinde bulunduğu gibi adilyargılanma hakkının somut olay bağlamında nasıl ihlal edildiğini ortaya koyacakaçıklama ve kanıtlamada bulunmadan Anayasa'nın 36. maddesine atıftabulunmuştur. Bu durumda başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA8/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.