TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ATİLA OĞUZ BOYALI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/99)
Karar Tarihi: 20/3/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
Atila Oğuz BOYALI
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, dava dosyası kapsamındaverilen birleştirme kararı sonrasında tanıkların dinlenmediğini veyargılamasının makul olmayan bir sürede sonuçlandığını ileri sürerekAnayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 4/1/2013 tarihinde AnayasaMahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca,28/3/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm, 20/5/2013 tarihinde yapılantoplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikteyapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular21/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü18/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş başvurucuya 22/7/2013 tarihinde bildirilmiştir.Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını 7/8/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ile AdaletBakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun, 1998-1999 yıllarındaEmekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bağlı sosyal güvencesi olan bazı kişiler adınasağlık karnelerini kullanarak, hak sahiplerinin bilgisi dışında sahte reçetelerdüzenlediği ve izinli olduğu dönemde resmi reçete tanzim ettiği gerekçesiyle15/8/2000 tarihinde Emekli Sandığı müfettişi tarafından ön inceleme raporudüzenlenmiştir. Emekli Sandığı müfettişi tarafından hazırlanan 15/8/2000tarihli ön inceleme raporu üzerine görevlendirilen Sağlık BakanlığıMüfettişince başvurucunun iddia edilen eylemleri gerçekleştirdiği yönünde bulguolmadığı yönünde rapor hazırlanmıştır. Ayaş Kaymakamlığınca, 5/10/2000tarihinde, başvurucu hakkında Sağlık Bakanlığı Müfettişinin raporudoğrultusunda soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.
9. Ayaş Kaymakamlığının soruşturmaizni verilmemesine ilişkin kararı, itiraz üzerine Ankara Bölge İdareMahkemesinin 30/10/2000 tarihli kararı ile kaldırılmış ve dosya CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmiştir.
10. Başvurucu hakkında, Ankara 4. AğırCeza Mahkemesinde 2001/83 Esas sayılı dosya ile dava açılmıştır.
11. Başvurucu hakkındaki dava, “Emekli Sandığına bağlı olarak sağlık yardımındanyararlanan hak sahiplerinin bilgileri dışında sağlık karnelerini kullanarakilaç için reçete düzenleyerek bedellerini Emekli Sandığına ödettirme”iddiasıyla başvurucunun eşinin yargılandığı Ankara 2. Ağır Ceza MahkemesindekiE.2001/53 sayılı dosya ile birleştirilmiştir.
12. Birleştirme kararı öncesinde,başvurucunun suçlanmasına esas olan tanık ifadeleri tutanağa bağlanmış, ancakbaşvurucuya tanıklara soru sorma ve savunma yapma hakkı tanınmamıştır.
13. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi1/2/2002 tarih ve E.2001/53, K.2002/20 sayılı kararıyla başvurucunun 1/3/1926tarih ve 765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi gereğince görevikötüye kullanmak suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanınertelenmesine karar vermiştir.
14. Başvurucu hakkında verilen hüküm,temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/12/2005 tarih veE.2003/12837, K.2005/11624 sayılı kararı ile bozulmuştur. Bozma kararındabaşvurucu üzerine atılı suçun vasfı “belgedesahtecilik ve dolandırıcılık” olarak değiştirilmiştir.
15. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi,28/9/2006 tarih ve E.2006/95, K.2006/354 sayılı kararı ile Yargıtay 6. CezaDairesinin bozma kararına uyarak başvurucu hakkında “kamu kurumunu dolandırmak” ve “memurun sahteciliği” suçundan hüküm tesis etmiştir. Ankara2. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/9/2006 tarihli kararına göre başvurucunun 2 yıl 14ay 10 gün hapis ve 38,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 647sayılı Kanun’un 6. maddesine göre cezanın ertelenmesine yer olmadığına kararverilmiştir.
16. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesininverdiği karar başvurucu tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay 11. CezaDairesinin 15/10/2012 tarih ve E.2009/3626, K.2012/17298 sayılı ilamı ileonanmıştır.
17. Onama kararı başvurucu tarafındanUYAP üzerinden 6/12/2012 tarihinde öğrenilmiş, 4/1/2013 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunulmuştur.
B. İlgiliHukuk
18. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı MülgaTürk Ceza Kanunu’nun 504. maddesi şöyledir:
“Yukarıdaki maddede belirtilendolandırıcılık suçu;
…
7. Kamukurum ve kuruluşlarının veya kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararınaolarak,
…
İşlenirse,faile iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve sağladığı haksız menfaatin ikimisli kadar ağır para cezası verilir.
Suçunişlenmesinde yukarıda yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse hapiscezasının asgari haddi üç yıl ağır hapistir.”
19. 765 sayılı Mülga Kanun’un 339.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bir memur memuriyetini icradatamamen veya kısmen sahte bir varaka tanzim eder veya hakiki bir varakayıtağyir ve tahrif eyler ve bundan dolayı umumi ve hususi bir mazarrat tevellütedebilirse üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasına mahkümolur. Eğer işbu varaka sahteliği ispat edilmedikçe muteber olan evrakkabilinden ise ağır hapis cezası beş seneden on iki seneye kadar verilir.”
20. 765 sayılı Mülga Kanun’un 240.maddesi şöyledir:
“Kanunda yazılı hallerden başka herne suretle olursa olsun vazifesini suiistimal eden memur derecesine göre üçaydan üç seneye kadar hapis olunur. Cezayı tahfif edecek sebeplerin vücuduhalinde bir aydan az olmamak üzere hapis ve otuz liradan yüz liraya kadar ağırcezayı nakdi ile cezalandırılır ve her halde müebbedenveya muvakkaten memuriyetten mahrum edilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 20/3/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/1/2013 tarih ve 2013/99 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
22. Başvurucu, hakkında devam eden cezadavasında verilen birleştirme kararı sonrasında tanıklara soru sorma ve savunmayapma hakkının engellendiğini, tanık ifadeleri dikkate alınmaksızın hakkındahüküm tesis edildiğini, usul ve teamüllere aykırı delil toplanmak suretiylemahkûm edildiğini ve makul sürede yargılanmadığını ileri sürerek Anayasa’nın36. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. BaşvurununSüresinde Yapılıp Yapılmadığı
23. Adalet Bakanlığı görüşünde,30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un geçici l. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yeralan “Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvurulaninceler.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesininzaman bakımından yetkisinin başlangıcının 23/9/2012 tarihi olduğunu, ancak butarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararların bireysel başvurunun konusuolabileceğini, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin geri yürürbiçimde uygulanmamasının hukuk güvenliği ilkesinin bir gereği olduğunu,başvurucu hakkındaki kararın 15/10/2012 tarihinde Yargıtaycaonandığını, başvurucunun bu karardan 6/12/2012 tarihinde haberdar olduğunu ve4/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurduğunu, söz konusu başvurununzaman bakımından yetki de dâhil olmak üzere kabul edilebilirlik incelemesindebu hususların Anayasa Mahkemesince dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.
24. Başvurucu, başvurunun süresindeyapıldığını beyan ederek Adalet Bakanlığının görüşüne katılmamıştır.
25. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülenişlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”
26. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin(5) numaralı fıkraları şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuruyollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalinöğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. …”
27. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuruyollarının tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği tarihten, başvuruyolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içindeyapılması gerekir.”
28. Bireysel başvurunun kabuledilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken birbaşvuru koşuludur.
29. Yukarıda belirtilen hükümleruyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği ve buna ilişkinkararın kesinleştiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarınıntüketilmesi ve başvuru süresine ilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantıbulunmaktadır. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru yollarıibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansısunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkilibaşvuru yolları olarak anlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamınıntüketilmesi ibaresinin katı bir şekilde yorumlanması, birtakım başvurular açısından bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayanneticelere yol açabilecektir. Bu nedenle, olayın özel şartları içinde etkisizve yetersiz olan bir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın, her birbaşvuru yolunun somut başvurular açısından etkili olup olmadığının münferidendenetlenmesi gerekmektedir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 20).
30. Bireysel başvurunun, başvuru yoluöngörülmüş olması halinde bu yolun tüketildiği ve buna ilişkin kararınkesinleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiğibelirtilmekle beraber, başvuru süresinin başlangıç tarihinin belirlenmesihususunda başvurucunun nihai karardan yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır.Bu noktada, nihai kararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin,tebliğ şartı öngörülmeyen hallerde ise başvurucunun kararın içeriğini kesinolarak öğrenebildiği tarihin esas alınması gerekir. Başvuruda bulunmak içinhükmün kesinleşmesi şartı, başvuru yollarının tüketilmesi anlamındadeğerlendirilmelidir (B. No: 2013/1936, 18/9/2013, § 24).
31. 5271 sayılı Kanun’un 35. maddesinin(1) numaralı fıkrasında, ilgili tarafın yüzüne karşı verilen kararın kendisineaçıklanacağı ve isterse kararın bir örneğinin de verileceği hükme bağlamıştır.Bu düzenlemeye göre, ceza yargılaması neticesinde mahkemelerce verilenmahkûmiyet kararları ilgilisine tebliğ edilmemektedir. Hukuk muhakemesiaçısından ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 90 ila 94. maddelerindesürelerle ilgili düzenleme yapılmış ve sürelerin taraflara tebliğ tarihindenveya kanunda öngörülen hallerde tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlayacağıhükme bağlanmıştır.
32. Dolayısıyla, tebliğ edilmeyen cezakararları açısından Anayasa Mahkemesine başvuru süresinin başlangıcının,başvurucunun ceza kararını öğrenme tarihi olarak kabul edilmesi gerekir.
33. Somut olayda başvurucu, Yargıtay11. Ceza Dairesinin 15/10/2012 tarih ve E.2009/3626, K.2012/17298 sayılıkararını, 6/12/2012 tarihinde UYAP sistemi üzerinden öğrendiğini beyan etmiş veöğrenme tarihinden itibaren 30 günlük yasal süresi içerisinde AnayasaMahkemesine başvurmuştur.
b. Hak AramaHürriyetinin İhlali İddiası
34. Başvurucu, hakkında devam eden cezadavasında verilen birleştirme kararı sonrasında tanıklara soru sorma ve savunmayapma hakkının engellendiğini, tanık ifadeleri dikkate alınmaksızın hakkındahüküm tesis edildiğini, usul ve teamüllere aykırı delil toplanmak suretiylemahkûm edildiğini iddia etmiştir.
35. Adalet Bakanlığı görüşünde, derecemahkemeleri tarafından yapılan maddi ve hukuki hataların, ancak Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (AİHS) ve Anayasa tarafından güvence altına alınmış hak veözgürlüklerin ihlali söz konusu olduğu ölçüde bireysel başvuruya konuedilebileceğini, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla derece mahkemekararlarını gözden geçiren dördüncü derece bir yargı organına dönüştürülemeyeceğini, AİHS’in 6. maddesi ve Anayasa’nın 36. maddesi her ne kadaradil yargılanma hakkını teminat altına almakta ise de delillerin kabuledilebilirliği veya değerlendirilmesi gibi konuların öncelikle derecemahkemelerini ilgilendirdiğini, delillerin kabul edilmesi ve yorumlanmasınailişkin takdir yetkisinin derece mahkemelerine ait olduğunu, derecemahkemelerince olgular veya hukukun değerlendirilmesinde yapılan yanlışlıklarınAnayasa ve AİHS tarafından güvence altına alınan haklar ve özgürlükler ihlaledilmediği sürece bireysel başvuruya konu edilemeyeceğini belirtmiştir.
36. Adalet Bakanlığı, dosya münderecatına göre ilk derecemahkemesinin birleştirme kararından sonra yapılan ilk duruşmada yokluğundayapılan işlemlerin ve dinlenen tanık beyanlarının başvurucunun yüzüne karşıokunduğunu, okunan tanık beyanlarına karşı başvurucu ve vekilinin herhangi birdiyeceğinin olmadığının duruşma esnasında ifade edildiğini, hatta bir kısımtanıkların dinlenmesinden vazgeçilmesi ve önceki ifadeleriyle yetinilmesininbaşvurucu tarafından istendiğini, birleştirme kararından sonra da bir kısım tanıklarınbaşvurucunun da katıldığı duruşmada dinlendiğini, derece mahkemesinin kararverirken sanıkların ifadelerine, bilirkişi raporlarına, birleştirme kararındanönce ve sonra dinlenen tanık ifadelerine dayandığını belirtmiştir.
37. Başvurucu, Adalet Bakanlığınıngörüşüne karşı; ceza yargılamasında sanığın ispat yükünün bulunmadığını,Bakanlığın görüşünde yer verilen “tanıkdinletme ve soru sorma talebinde bulunmamıştır”, “tanık beyanlarına karşı bir diyeceğinin olmadığınıbeyan etmiştir”, “tanıkların tekrardinlenmesi kararından vazgeçilmesi ve eski ifadelerinin okunmasıyla yetinilmesi”şeklindeki değerlendirmelerin bireysel başvuruya konu ceza yargılamasıaçısından geçerli kabul edilemeyeceğini, başvuru dilekçesinde tanıklara ilişkindile getirdiği beyanlarının Bakanlık görüşünde yanılgı yaratacak şekildeaktarıldığını, ceza yargılamasında delil serbestîsi ilkesi geçerli olduğundandelillerin incelenmesinin herhangi bir süreye bağlı olmaksızın kararkesinleşinceye kadar talep edilebileceğini, bozma kararı sonrasında bazıtanıkların yeniden dinlenmesi talebinin karşılanmadığını belirtmiştir.
38. Başvurucu ayrıca, Emekli Sandığımüfettişince tanıkları korumak ve yönlendirmek suretiyle ifade alındığı,verilen ifadelerin tamamının yeminsiz ve baskı altında alındığı, müfettişraporu ve tanık beyanlarında reçeteleri kendisinin imzaladığına dair bir beyanve bulgu bulunmadığı, şüphenin sanık lehine yorumlanması ilkesinin ihlaledildiği yönündeki iddialarına Bakanlık görüşünde açıklık getirilmediğini ifadeetmiştir.
39. Anayasa’nın 36. maddesinin birincifıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkınınkapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
40. Başvurucu, yargılandığı dosyada verilenbirleştirme kararı sonrasında tanıkların dinlenmediğinden şikâyet etmiştir. Başvurucununaleyhine olan tanıkları sorguya çekmek veya çektirmek, lehine olan tanıklarında aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin vedinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı AİHS’in 6.maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında düzenlenmiştir. Bunedenle başvurucunun tanıkların dinlenmediği yönündeki iddiasının Anayasa’nın36. ve AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının(d) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
41. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:
“1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisineyöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş,bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, …görülmesini isteme hakkına sahiptir.
…
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklarasahiptir:
…
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunmatanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin vedinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
…”
42. Adil yargılanma hakkı bireyleredava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olupolmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adilyargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılamasürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama sürecindekarşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veyabunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini veiddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgiliiddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesizolduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeyealınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belgesunmuş olması gerekir (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
43. Yapılan yargılama sırasında tanıkdinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adilyargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliğiilkesi kapsamında kabul edilmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usulihaklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerinegöre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul birşekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (B.No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesiuyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alangerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilensilahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
44. Yargılama makamları yargılamanıntaraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibiincelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarakdelilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olupolmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcutyargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanmahakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamındaolmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adilolup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun biryargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanaklarınsağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerinisunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Buanlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının dayargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 27).
45. Tanık, yargılamaya konu olay ileilgili karar vermeye yetkili mahkemenin kullandığı müşahhas ispatvasıtalardandır. Tanık beyanı ise taraflardan olmayan ancak olayın tanığı olmuşbir kişinin söz konusu olay hakkında edindiği bilgileri sübut konusunda kararverecek olan mahkeme ya da bu mahkeme yerine duruşma yaparak tanık dinlemeyeyetkili kılınmış bir mahkeme veya hâkim huzurunda tanıklık ederken yaptığısözlü açıklamalardır.
46. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekmeveya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütünkanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni birduruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasızolmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığınsoruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânıbulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığınhakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüdekısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesinedayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanıktarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemdealınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez.
47. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının(d) bendinde ikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla“aynı koşullar altında” davetedilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altınaalınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin birgereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığınındeğerlendirmesi, kural olarak, derece mahkemelerinin takdir yetkisidâhilindedir. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendi, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını vedinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanıkdinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla, bir sanığınbazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp, ayrıca butanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortayaçıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebinidesteklemesi gerekmektedir.
48. AİHM, yukarıda bahsi geçen ilkelereek olarak, AİHS’in 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasıve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin sanığa, aleyhte ifadeveren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin alındığı sırada ya dayargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğinikabul etmektedir (Bkz: Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda,B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 51 ve Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §49).
49. Somut olayda başvurucu hakkındakidava, başvurucunun eşinin yargılandığı Ankara 2. Ağır Ceza MahkemesindekiE.2001/53 sayılı dava ile birleştirilmiştir. Birleştirme sonrasında yapılan8/5/2001 tarihli ikinci celsede, başvurucunun yokluğunda yapılan muameleler vetanık beyanları Mahkeme huzurunda ve başvurucu mevcutken okunmuştur.Başvurucunun yokluğunda yapılan muameleler ve tanık beyanlarının okunmasınınardından başvurucudan herhangi bir diyeceğinin olup olmadığı sorulmuş vebaşvurucu tarafından “Beyanlarının bir kısmıdoğrudur. Zira hasta olduğu söylenen şahıslar muayene oldukları yerlerdengetirdikleri reçetelerini getiriyordu, bir kısmının muayene etmeden öncekireçetelere göre istedikleri ilaçları resmileştirmek amacıyla, bir kısmındanabız ve tansiyonlarını ölçmekle birlikte beyanlarını alıp reçete halinedönüştürdüm. Esaslı anlamda bir muayene yapmış değilim. İlaçların verilmesi desöz konusu değildir. O husustaki tanık anlatımlarını kabul etmiyorum.”şeklinde beyanda bulunulmuştur. Başvurucu vekili de bu beyanlara katıldığınıifade etmiştir.
50. Tanıklardan bir kısmı başvurucununda katıldığı 19/6/2001 tarihli üçüncü celsede de dinlenmiş, başvurucuya tanıkbeyanlarına karşı diyeceği olup olmadığı sorulmuş ve başvurucu tarafından birdiyeceğinin olmadığı cevabı alınmıştır.
51. Ayrıca, Mahkemenin talebi üzerinehazırlanan ve hükme dayanak teşkil eden 8/11/2001 tarihli bilirkişi incelemeraporunun “Mediko Legal Tartışma” başlıklı bölümünde “Dava dosyasının tetkikinden, …, Atilla Oğuz’un AyaşSağlık Ocağında görev yaptığı halde, Sincan İlçesindeki eşine ait eczaneyebırakılan sağlık karnelerini alarak, Ayaş Sağlık Ocağında muayene edilmiş gibipoliklinik defterine kaydederek sağlık karnesi sahipleri adına ilaç yazdığı vebu ilaçların eşine ait eczaneden verildiği anlaşılmaktadır” ve “Sonuç” başlıklı bölümünde “ … 4- … sanıkların eylemlerinin görevlerini kötüyekullanmak, resmi kurumları zarara uğratma olarak değerlendirilmesi gerektiğikanaatinde olduğumuzu, …” şeklinde ifadeler yer almıştır.
52. Başvuru dosyasının incelenmesinden,tanık ifadelerinin Mahkeme huzurunda alındığı, başvurucunun duruşmalarda vetemyiz dilekçelerinde tanıklara soru sorma veya tanık sorgulatma talebindebulunmadığı görülmektedir. Başvurucu hakkında verilen hüküm, temyiz incelemesiaşamasında Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/12/2005 tarih ve E.2003/12837,K.2005/11624 sayılı kararı ile bozulmuştur. Başvurucu, bozma kararı üzerineMahkemece 26/04/2006 tarihinde yapılan duruşmaya katılmamış, bunun üzerinebaşvurucunun Mahkemeye zorla getirilmesine karar verilmiştir.
53. Başvurucu, bozma üzerine devamolunan yargılamanın 15/6/2006 tarihli ikinci celsesinde “hakkında yapılan yargılama aşamasında R. G’nin kızıY. G’nin ve B. G’in gelininin eczaneden ilaçları alan kişiler olduğu, buhususun tanıkların anlatımından çıktığını, bu kişilerin mahkemededinlenmelerini talep ettiğini, bunun dışında reçete düzenlenen kişilerin genelolarak yaşlı ve hasta kişiler olduğunu, bunların sağlık karnelerinin teminedilip düzenlenen reçetelerin hastalıklarına uyup uymadığının belirlenmesiniuyduğu takdirde sahtecilik suçuyla ilgili 347. maddesinin olaya uygun düşüpdüşmediği konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasını” talepederek soruşturmanın genişletilmesini (tevsi-i tahkikat) istemiştir. Mahkeme,başvurucunun talebini “toplanan delillere,dosya içeriğine ve Yargıtayın bozma ilamındakiaçıklamalara göre sanıklar müdafiinin tevsii tahkikatisteminin reddine” oybirliğiyle karar vererek duruşmaya devametmiştir.
54. Tanıkların dinlenmek üzereçağırılmasının uygun olup olmadığının değerlendirilmesi kural olarak derecemahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Dolayısıyla bir sanığın bazıtanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp, ayrıca butanıkların dinlenmesinin niçin önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması içinniçin gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebinidesteklemelidir.
55. Derece Mahkemesi, mahkûmiyet kararıverirken başvurucu tarafından tekrar dinlenmesi talep edilmeyen tanıklarınbeyanlarına ve yukarıda bahsi geçen bilirkişi raporuna dayanmıştır. Ayrıca nebaşvurucu ne de avukatı tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığını göstermekiçin Mahkemeden tanıkların dinlenmesini talep etmemiştir. Söz konusuyargılamada başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararı, sadece dinlenmeyenbir tanığın beyanlarına dayanılarak da verilmemiştir.
56. Açıklanan nedenlerle, başvurucununyargılandığı davada verilen birleştirme kararı sonrasında tanık dinletmetaleplerinin kabul edilmediği yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. YargılamanınMakul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası Yönünden
57. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden degörülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
58. Başvurucu, yargılamasının makulolmayan bir sürede sonuçlandığını iddia etmiştir.
59. Adalet Bakanlığı görüşünde, AİHS’in ilgili ülke tarafından onaylanma tarihinden öncebaşlayan ve bu tarihten sonra da devam eden bir davanın uzunluğunu incelediğidurumda AİHM’in göz önüne aldığı sürenin Sözleşme’ninonay tarihinden sonraki süre olduğunu, bununla beraber AİHM’inonay tarihine kadar geçen süreyi de değerlendirdiğini, Anayasa Mahkemesininuzun yargılamaya ilişkin başvurularda 23 Eylül 2012 tarihinden sonrasındakiyargılama süresini dikkate alacağı düşünülse de Mahkemenin bu tarihe kadar olanyargılama süresini ve davanın mevcut durumunu da göz önüne alabileceğinindeğerlendirildiğini, AİHM’in bir yargılama süresininmakul olup olmadığına her olayın kendine özgü koşullarını ve özellikle davanınkarmaşık olup olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır vedavranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarınıntutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve eğer söz konusuyargılama bir ceza yargılaması ise başvurucunun tutuklu olup olmadığı gibiölçütleri dikkate alarak karar verdiğini, somut başvuruda yargılamanın karar düzeltmetalebinin reddedildiği 28 Ocak 2013 tarihine kadar yaklaşık 12 yıl sürdüğünübelirtmiştir.
60. Başvurucu, Adalet Bakanlığınıngörüşüne karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
61. Anayasa’nın 36. maddesindeki adilyargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir.
62. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 39).
63. Makul sürede yargılanma hakkınınamacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacaklarımaddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiğişekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığınçözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardıedilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuruaçısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/673, 19/12/2013, §27).
64. Davanın karmaşıklığı, yargılamanınkaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindekitutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§41-45).
65. Ancak belirtilen kriterlerdenhiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
66. Anayasa’nın 36. maddesi ilekişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar yanında, cezaialanda yöneltilen suçlamaların da (suçisnadı) karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. Suç isnadı,bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesidir.Kişiye cezai alanda yöneltilen suçlamanın suç isnadı niteliğinde olupolmadığının tespitinde; iddia olunan suçun ulusal hukuktaki tavsifinin, suçungerçek niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ve ağırlığınınincelenmesi gerekir. Ancak isnat olunan suç, ceza kanunlarında nitelendirilmişve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise, ayrıca biruygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın kendiliğinden Anayasa’nın 36.maddesinin birinci fıkrasının kapsamına girer (B. No: 2012/695, 9/1/2014, §32).
67. Somut olayda başvurucunun, memurunsahteciliği suçundan 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca lehine olan 765sayılı Mülga Kanun’un 339. maddesinin (1) numaralı ve 5252 sayılı Kanun’un 6.maddeleri uyarınca neticeten 2 yıl 14 ay 10 gün hapis ve 38,00 TL adli paracezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalıyargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin kapsamına girdiği konusunda kuşkubulunmamaktadır.
68. Yargılama faaliyetinin makul süredegerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türünegöre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
69. Ceza muhakemesinde yargılamasüresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiyesuç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattanilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takımtedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih,suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalaryönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararınıverdiği tarihtir (B. No: 2012/695, 9/1/2014, § 35).
70. Bununla birlikte, suç isnadınıntarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile ilgilizaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilir. İsnat tarihiAnayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihindenönce olan ancak bu tarihte yargılaması devam eden ya da verilen nihai kararhenüz kesinleşmemiş olan ceza davaları ile ilgili olarak, makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikayetler bakımından dikkatealınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, suçun isnatedildiği tarihten itibaren geçen süredir. Dolayısıyla, ceza muhakemesindeyargılama süresinin makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012 tarihindederdest olmak şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suç isnadınailişkin nihai kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği tarihe veya devam edendavalarda Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihe kadar geçensüre dikkate alınacaktır.
71. Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında,sahte reçete düzenlediği ve izinli olduğu dönemde resmi reçete tanzim ettiğigerekçesiyle 15/8/2000 tarihinde Emekli Sandığı müfettişi tarafından öninceleme raporu düzenlenmiş, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmış, sözkonusu dava eşinin yargılandığı Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki E.2001/53sayılı dava ile birleştirilmiştir. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince 1/2/2002tarihinde başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanınertelenmesine karar verilmiştir. Ancak karar başvurucu tarafından temyizedilmiş, temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/12/2005tarihli kararı ile bozulmuştur.
72. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi,28/9/2006 tarihli kararı ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma kararına uymuş,ancak bu karar da başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Ankara 2. Ağır CezaMahkemesinin 28/9/2006 tarihli kararı Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 15/10/2012tarihli kararı ile onanmıştır.
73. Başvurucunun, uzun yargılamaşikayetleriyle ilgili dikkate alınması gereken süre, Emekli Sandığı müfettişitarafından düzenlenen ön inceleme raporunun tarihi olan 15/8/2000 ilehakkındaki isnat nedeniyle verilen cezanın 15/10/2012 tarihinde Yargıtay 11.Ceza Dairesince onanması arasında geçen toplam 12 yıl 2 aydır.
74. Yargılama sürecinin uzamasındayetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44).
75. Bu kapsamda, yargı sistemininyapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmünyazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personelsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.No: 2013/695, 9/1/2014, § 40).
76. Başvuruya konu yargılama faaliyetiaçısından söz konusu olan yaklaşık 12 yıl 2 aylık yargılama süresinin 9 yıl 11aylık bölümünün kanun yolu incelemesinde geçtiği nazara alındığında, somutbaşvuru açısından özellikle değerlendirilmesi gereken yapısal sorunlar veorganizasyon eksikliklerinin yol açtığı gecikmeler AİHM tarafından da müteadditdefalar incelemeye tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, bir yapısal sorun olması veyargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir müddet zarfındaartması ve birikmesi sonucu yargılamalarda makul sürenin aşılması durumunda,Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır (Bkz: Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981; Guincho/Portekiz, B. No: 8990/80, 10/7/1984; Unión Alımentarıa Sanders S.A./İspanya, B. No: 11681/85, 7/7/1989;Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13/7/1983). Ziradevlet, yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların artmasına rağmen,yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilebilmesi için gerekli tümtedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, hukuk sisteminin adil yargılamakoşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunun birgörünümüdür.
77. Başvuru dosyasının incelenmesinde,başvurucunun isnat edilen suçtan haberdar olduğu tarih ile hakkında ilk derecemahkemesince ilk kez hüküm verilmesi arasında yaklaşık 1 yıl 5 ay geçmiştir.Ancak derece mahkemesince verilen karar iki defa temyiz edilmiştir. Derecemahkemesinin kararı ile ilk temyiz incelemesi neticesinde sadece suç vasfınındeğiştirildiği 8/12/2005 tarihli bozma kararı arasında 3 yıl 11 ay geçmiştir.Onama ile neticelenen ikinci temyiz incelemesi ise yaklaşık 6 yıl 2 aysürmüştür. Başvurucu hakkında derece mahkemesince verilen cezanın 2 yıl 14 ay10 gün olduğu mevcut yargılamada, dava dosyasının Yargıtay ve derece mahkemesiarasında gidip gelmesi üzerine geçen sürelerin toplamı ise yaklaşık 10 yıl 10aydır. Yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyoneksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerindebaskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesiile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerindavaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzereadil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesizorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, hukuk sisteminde var olan yapısal veorganizasyona ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetinin makul süredegerçekleştirilmemesini izah edemeyeceği açıktır.
78. Başvurucunun tutumunun yargılamanınuzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
79. Yargılama süresinin makul olupolmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken davadakisanık sayısı, davanın karmaşıklığı, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konususuç için öngörülen cezanın miktarı gibi unsurların hiçbiri somut davadakiyargılama süresinin makul olarak değerlendirilmesine olanak vermemektedir. İkisanığın yargılandığı ve karmaşık nitelikte olmayan davada bu yargılama süresimakul olarak değerlendirilemez.
80. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan “makulsürede yargılanma hakkı”nınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
81. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idarieylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
82. Başvuruda, Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
83. Başvurucu, uğradığı zararlarıntazmin edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu, uğradığını iddia ettiği maddizarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır.Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için, başvurucununuğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında illiyet bağıkurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucununmaddi tazminat talebi reddedilmelidir.
84. Anayasa Mahkemesi başvurucununsadece ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüde manevi zarar görmüş olduğunukabul etmektedir. Dolayısıyla, davaya ilişkin olayları dikkate alarakbaşvurucuya takdiren 11.650,00 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
85. Başvurucu tarafından yapılan 198,35TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekmektedir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun,
1. Davadaverilen birleştirme kararı sonrasında tanık dinletme taleplerinin kabuledilmediği yönündeki iddialar yönünden “açıkçadayanaktan yoksun” olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğeriddialar yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 11.650,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
20/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.