TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYDEMİR GÜVENER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15223)
Karar Tarihi: 5/10/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
Aydemir GÜVENER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle mahkemekararıyla Hazine adına tescil edilen taşınmazın 17/10/1983 tarihli ve 2924sayılı mülga Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun'unek 1. maddesi uyarınca bedelsiz olarak önceki malik adına tescili istemininreddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; bu sebeple açılan davanın uzun sürmesinedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 1934 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.
A. BaşvurucununTaşınmazın Mülkiyetini Kaybetmesi
9. Başvurucu, 1944 yılında 14/6/1934 tarihli ve 2510 sayılımülga İskan Kanunu uyarınca bedeli karşılığında H.G. isimli şahıs adına tesciledilen İstanbul ili Ümraniye ilçesi Cemil Meriç Mahallesi'nde kâin 112 ada 4parsel sayılı taşınmazı 4/3/1976 tarihinde satın almıştır.
10. Hazine tarafından 7/2/1985 tarihinde taşınmazın ormansınırları içinde kaldığı gerekçesiyle Hazine adına tescili istemiyle Üsküdür 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır.Anılan Mahkemece 17/6/1991 tarihinde verilen karar sonucu taşınmaz Hazine adınatescil edilmiştir.
B. Başvurucu Tarafındanİdari Yargıda Açılan Birinci Dava
11. Başvurucu, dosyadan tespit edilemeyen bir tarihte OrmanBakanlığına yaptığı başvuru ile (olay tarihinde yürürlükte bulunan) 17/10/1983tarihli ve 2924 sayılı mülga Orman Köylülerinin KalkındırılmalarınınDesteklenmesi Hakkında Kanun'a 28/8/1991 tarihli ve 3673 sayılı Kanun'un 7.maddesiyle eklenen ek 1. maddeyle getirilen "BuKanun kapsamına giren yerler, 2510 ve 4753 sayılı Kanunlar gereğince Hazinecebedeli tahsil edilerek kişilere dağıtılmış ve bu kişilere hükümsüz sayılankayıtlar karşılığında başkaca bir yer verilmemişse, bu kişilerden ikinci defabedel alınmaz." biçimindeki hükümle kendisine yeni bir haktanındığı gerekçesine dayanarak taşınmazın adına bedelsiz olarak tesciliisteminde bulunmuştur.
12. Başvurucunun talebi 21/2/2001 tarihli işlemle 2/B şerhininidari yoldan kaldırılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.Bununla birlikte başvurucuya cevap verilmeden önce idari mekanizma içinde birrapor hazırlanmıştır. Bu raporda, başvurucunun hak iddia ettiği taşınmazın 2924sayılı mülga Kanun'un ek 1. maddesinde belirtilen şartları haiz olduğu kanaatiifade edilmiştir.
13. Başvurucu tarafından 12/7/2001 tarihinde idari işleminiptali istemiyle İstanbul 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır.Mahkemenin 30/6/2003 tarihli kararıyla talebin esasının idarecedeğerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle idari işlem iptal edilmiştir. Kararıngerekçesinde, idari başvurunun taşınmaz üzerinde bulunan 2/B şerhininkaldırılması istemine yönelik olmayıp 2924 sayılı mülga Kanun'un ek 1.maddesinden yararlanılması talebini içerdiği açıklanmıştır. Mahkemeye göre idaretarafından başvurucunun talebinin nitelendirilmesinde hataya düşülmüştür.Mahkeme, idare bünyesinde hazırlanan rapora atıfla başvurucunun ek 1. maddedekişartları taşıdığından ve Hazine adına tescil edilen taşınmaz yerine başka birtaşınmaz da verilmediğinden işlemde mevzuata uygunluk bulunmadığı kanaatineulaşmıştır.
14. Bu karar Danıştay Sekizinci Dairesinin (Daire) 30/11/2004tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi de Dairenin 18/10/2005 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
C. Başvurucu Tarafındanİdari Yargıda Açılan İkinci Dava
15. Başvurucu 30/11/2005 tarihinde idari yargı kararınınkesinleştiğini belirtmek suretiyle 2924 sayılı mülga Kanun'un ek 1. maddesiuyarınca taşınmazın bedelsiz olarak adına tescili istemiyle tekrar idareyebaşvurmuştur.
16. Talep 27/12/2005 tarihli işlemle reddedilmiştir. Cevapyazısında, taşınmazın 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2.maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi (2/B) kapsamında olduğu kabul edilmişancak Anayasa Mahkemesinin 4/10/2002 tarihli ve 24896 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 23/1/2002 tarihli ve E.2001/382,K.2002/21 sayılı kararıyla 2/B'ye ilişkin olarak Maliye Bakanlığına yetkitanıyan 29/6/2001 tarihli ve 4706 Kanun'un 3. maddesinin iptal edilmiş olmasınedeniyle bu konuda yasal boşluğun bulunduğu belirtilmiştir. Yazıda,yürürlükteki yasal düzenlemelere göre Orman Bakanlığının 2/B kapsamındakitaşınmazların mülkiyetinin devri sonucunu doğuracak tasarruflarda bulunmayetkisinin bulunmadığı ifade edilmiştir. Yazıda sonuç olarak başvurucununtalebinin ancak yasal düzenlemelerle karşılanabileceği vurgulanmıştır.
17. Başvurucu bu işlemin iptali ve uğradığı 350.000 TL maddi,200.000 TL manevi zararın tazmini istemiyle 26/6/2006 tarihinde aynı Mahkemededava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, diğer iddiaların yanında öncekiMahkeme kararının uygulanmadığından da yakınmıştır.
18. Mahkemenin 19/11/2008 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir.Kararın gerekçesinde, 30/6/2003 tarihli kararın taşınmazın başvurucu adınatescil edilmesi zorunluluğu getirmeyip başvurucunun talebinin idare tarafındandeğerlendirilerek bir işlem tesis edilmesi sonucunu doğurduğu açıklanmıştır.Mahkeme daha sonra 2924 sayılı mülga Kanun'un ek 1. maddesininuygulanabilirliğini incelemiştir. Mahkeme bu maddenin doğrudanuygulanabilirliğinin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkemeye göre bu hükümancak 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uyarıncaorman sınırları dışına çıkarılarak hak sahiplerine verilen taşınmazlara ilişkinbedel ödenmesi gerekip gerekmediğinin değerlendirildiği aşamada uygulanmakabiliyetine sahip olacaktır. Bunun için de öncelikle 2/B kapsamında satışsürecinin başlaması gerekmektedir. Gerekçenin devamında somut olaydabaşvurucunun hak iddia ettiği taşınmazın bulunduğu bölgede 2924 sayılı mülgaKanun kapsamında herhangi çalışmanın başlatılmadığının altı çizilmiştir.Başvurucu hakkında düzenlenen raporun ileride yapılacak çalışmada dikkatealınabileceği görüşünü açıklayan Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin 23/1/2002 tarihlive E.2001/382, K.2002/21 sayılı kararıyla 4706 sayılı Kanun'un 3. maddesiniiptal etmiş olması dolayısıyla 2/B ile ilgili çalışma yapma imkânı tanıyanyasal bir düzenlemenin de bulunmadığını belirtmiştir. Bütün bunları gözetenMahkeme, idari işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşmış ve buna bağlıolarak da tazminat istemini reddetmiştir.
19. Karar, Dairenin 26/6/2012 tarihli kararıyla onanmış; karardüzeltme istemi de Dairenin 14/5/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihaikarar 19/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
20. Başvurucu 12/9/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
21. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
"Orman sayılan yerlerden:
...
B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fenbakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe,meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antepfıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylakgibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ileşehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,
Orman sınırları dışına çıkartılır.
Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler Devleteait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bumüesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışınaçıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemiyapılır."
22. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun1007. maddesi şöyledir:
"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütünzararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunangörevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilininbulunduğu yer mahkemesinde görülür."
B. Uluslararası Hukuk
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem kıyılar hem deormanlarla ilgili kararlarında, kadastro tespiti ya da satın alma yoluylatapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının kıyı kenar çizgisi ya da ormanalanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptaledilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarındaçevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkınınkorunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterekkarşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucunaulaşmıştır (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37451/97, 11/10/2005, § 41).
24. AİHM, bir başvurucunun tazminat ödenmeksizin taşınmazınınelinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin iddiasınailişkin olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Kasım 2009 tarihinde daha öncekiiçtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'in bukonudaki içtihatlarına dayanarak tapu kayıtlarındaki yanlış kayıtlardankaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanlarıntapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlu tutabileceğinehükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli,niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkatealınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuruyolunun düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve AİHS'eek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümleriniuyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararınkesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğinibelirterek iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğuna hükmetmiştir (Altunay/Türkiye (k.k.),B. No: 42936/07, 17/4/2012, §§ 36-38).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 5/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu 4/3/1976 yılında satın aldığı ancak Üsküdar 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 17/6/1991 tarihli kararıyla orman sınırları içindekaldığı gerekçesiyle Hazine adına tescil edilen taşınmazın mülkiyetini,3673sayılı Kanun'la 2924 sayılı mülga Kanun'a eklenen ek 1. maddeyle yenidenkazanma imkânı doğduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, bu hüküm uyarıncataşınmazın bedelsiz olarak iadesi yolunda yapılan idari başvurunun reddiüzerine açılan davada lehine iptal kararı verildiği hâlde bununuygulanmadığından yakınmıştır. Bedeli karşılığında satın alınan taşınmazadevlet tarafından bedeli ödenmeksizin el konulduğunu hatırlatan başvurucu,Mahkeme kararının uygulanmaması üzerine açılan ikinci davanın reddedilerek ek1. maddeyle getirilen taşınmazı geri alma hakkından mahrum bırakıldığınıbelirtmiştir.
2. Değerlendirme
27. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvurudabulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınıntüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini önceliklederece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesikoşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 26).
28. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
29. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahipolduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir(AYM, E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).
30. Olayda başvurucuya ait taşınmazın orman sınırları içindekaldığı gerekçesiyle tapusu iptal edilerek taşınmaz Hazine adına tesciledilmiştir. Tapulu taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi mülkiyet hakkınamüdahale teşkil etmekte olup mülkten yoksun bırakma niteliğindedir.
31. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıylasınırlandırılabilir. Ancak bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olmasıgerekir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması amacıylamülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetintamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözümyolları bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).
32. Temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesinçevreden eşit şekilde yararlanma hakkının bir uzantısı olarak Anayasa'nın 169.maddesinde, ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerekbu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir süreningeçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir(AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011). Dolayısıyla başvurucunun taşınmazınınHazine adına tescili suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunidayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan ormanların korunması amacıylamülkiyet hakkına müdahale edilmesinde kamu yararı bulunduğu tartışmasızdır(AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).
33. Başvurucunun orman vasfı taşıdığı anlaşılan tapulu taşınmazıHazine adına tescil edilmek suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale, kanunauygun ve meşru bir amaç taşımakta ise de taşınmazın bedelinin ödenmemesibaşvurucuya ağır ve katlanılamaz bir külfet yüklemektedir. Ormanlarınkorunmasındaki kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasında makuldenge, başvurucuya tazminat ödenmesi veya başvurucunun zararının başka yollarlatelafi edilmesi şartıyla sağlanabilir (HüseyinAkbulut ve Yusuf Akbulut, B. No: 2014/7643, 6/4/2017, § 32).
34. Bununla birlikte 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin(2) numaralı fıkrası uyarınca müdahaleyle başvuruculara yüklenen külfetintelafisine yönelik olarak varsa kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olmasıgerekir.
35. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi tapu sicilinintutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğunu, zararındoğmasında kusuru bulunan görevlilere devletin rücu edebileceğini hüküm altınaalmıştır. Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında Yargıtay içtihadınadayanarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde öngörülen tazminat yolunun,kadastro tespiti aşamalarındaki işlemlerden doğan zararların telafisi yönündende etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (NazmiyeAkman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter, B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41-42;Hatice Avcı ve diğerleri, B. No:2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76). Buna göre tapu ve kadastro işlemleri nedeniylezarar görenler, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince zararlarınıntazmini için 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesigereğince on yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adli yargıda davaaçabilirler (Nazmiye Akman, §27).
36. Somut olayda başvurucunun 4721 sayılı Kanun’un 1007.maddesine dayanarak tazminat davası açtığına dair herhangi bir bilgi veyabelgenin bireysel başvuru dosyasına sunulmadığı görülmektedir. Bu anlamda adildengenin sağlanmasında etkili olduğu tespit edilen yargısal yollarabaşvurulmadığından başvuru yollarının usulünce tüketildiği söylenemez.
37. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınınyetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları tüketilmeden bireyselbaşvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, yargılamanın dokuz yıl sürmesi nedeniyle makulsürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
40. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarakdavanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, §§ 45, 47).
41. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).
42. Anılan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin benzerbaşvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yedi yıl on biray devam eden yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
44. Başvurucu, lehine olan ilk mahkeme kararının uygulanmamasınedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının; sürekli dava açmak mecburiyetindebırakılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının; tazminat talebinin Mahkemecereddedilmesi nedeniyle etkili başvuru hakkının; aynı yerde bulunan diğertaşınmaz maliklerine ilişkin benzer bir sürecin işlememesi nedeniyle eşitlikilkesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
45. Somut olayda başvurunun özgürlük ve güvenlik hakkı, özelyaşama saygı hakkı ve etkili başvuru hakkıyla ilgisi tespit edilmediğinden buhaklar yönünden bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
46. Öte yandan ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucunun kendisi ile benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ilekendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bufarklılığın meşru bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil,cinsel yönelim ve benzeri ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerleortaya koyması gerekmekte olup somut olayda ise başvurucunun bu yöndekiiddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığıanlaşılmaktadır. Bu nedenle eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir incelemeyapılmamıştır.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
47. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
48. Başvurucu 294.250.000 avro maddi ve 190.150.000 avro manevitazminat talebinde bulunmuştur.
49. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddiası yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlikkararı verildiğinden buna yönelik tazminat isteminin reddi gerekir.
50. Başvuruda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
51. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlalinedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
52. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucunun diğer iddialarının incelenmesine GEREKOLMADIĞINA,
D. Başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE;tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin İstanbul 3. İdare Mahkemesine(E.2006/2061) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE5/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.