TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYDIN AYHAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/11683)
Karar Tarihi: 12/12/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ali KOZAN
Başvurucu
:
Aydın AYHAN
Vekili
:
Av. Hande BALCI TAŞKALE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu aort damarının yaralanmasınedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu askerlik görevini yaparken bel ve bacakrahatsızlığı nedeniyle uygulanan fizik tedaviden sonuç alınamayınca GülhaneAskeri Tıp Akademisi (GATA)Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinde 18/5/2011tarihinde bel fıtığı ameliyatı olmuştur.
8. Ameliyat sonucunda rahatsızlığın artması sonucu yapılanmuayenede aort damarının yaralandığı tespit edilerekKalpve Damar Cerrahisi ile Genel Cerrahi Klinikleri tarafından tekrar ameliyatyapılmıştır. Başvurucu bir buçuk aylık bir tedavi sonunda taburcu edilmiştir.
9. Başvurucu 18/12/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanlığıaleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) maddi ve manevi tazminattalepli dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, bel fıtığı ameliyatısırasında yapılan hata sonucu tekrar ameliyat edildiğini, ilk ameliyat sonrasıağrıları ve şikâyetleriyle kimse ilgilenmediği içinyapılanhatanın geç farkedildiğini belirtmiştir. Başvurucuikinci ameliyat sonrası bir hafta yoğun bakımda kaldığını, kendine geldiğindedurumunu görünce şok yaşadığını, midesinden kasıklarına kadar dikiş atıldığını,taburcu olana kadar Dolantin adı verilen vebağımlılık yapan ağrı kesici verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, taburcuolduktan sonra sol ayağının şişmesi nedeniyle Osmaniye Devlet Hastanesinebaşvurduğunu, toplar damar tıkanması nedeniyle anjiyo olmak zorunda kaldığınıve kendisine anksiyete bozukluğu tanısı konulduğunubelirterek ameliyat ve tedavi sürecince dört beş ay boyunca çalışamadığını,yaşadıklarından dolayı psikolojisinin bozulduğunu vurgulamıştır.
10. Mahkeme, konu hakkında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesindegörevli öğretim üyelerinden oluşan heyetten bilirkişi raporu almıştır.Bilirkişi heyetinin 18/6/2014 tarihli raporunda ve itiraz sonucu verilen31/10/2014 tarihli ek raporda özetle; başvurucuda bulunan L3-4 ekstraforimanal far lateral kalsifiye disk henrisininbünyesel bir durum olduğu, başvurucunun hastalığının uzun süreden beri devameden eski bir hastalık olduğu, askerlik hizmet koşullarının sebep ve tesirininbulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca disk cerrahisinin en önemli ve ölümcülkomplikasyonunun batın içi organ ve büyük damar yaralanması olduğu ve doktrindegerçekleşme oranının %0.016-0.17 arasındakabul edildiği, nadir de görülse bu komplikasyonunbilimsel bir gerçek olduğu belirtildikten sonra ciddi komplikasyona rağmenhastanın yaşatılabilmiş olmasının müdahalenin zamanında ve yerinde yapıldığınıgösterdiği vurgulanmıştır. Raporlarda sonuç olarak DHL isimli ilacın birkaçgünlük kullanımda bağımlılık yaratmayacağı, toplar damar tıkanmasının ameliyatınmutlak sonucu olarak görülemeyeceği belirtilerek komplikasyonun tanısı veidaresinde cerrahi operasyonlar ile teşhis ve tedavilerde kullanılan ilaçlarınseçiminde eksiklik, ihmal, kusur ve gecikme bulunmadığı ifade edilmiştir.
11. Mahkeme 4/2/2014 tarihinde davayı oyçokluğu ilereddetmiştir. Karar gerekçesinde alınan bilirkişi raporuna taraflarca itirazedilmediği, raporun Mahkeme tarafından da yeterli bulunduğu belirtilmiştir.Kararda, hastalığın ortaya çıkmasında askerlik görevinin sebep ve tesirininbulunmadığı, uygulanan teşhis ve tedavilerde hata ya da gecikme olmadığıhususları vurgulanarak idarenin meydana gelen zararı tazminle sorumlututulamayacağı belirtilmiştir. Öte yandan bir üye çoğunluk kararınakatılmayarak, eylemin askerî hizmete ilişkin olmadığı gerekçesiyle görevsizlikkararı verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
12.Başvurucunun karar düzeltme talebi 3/6/2015 tarihli karar ilereddedilmiştir.
13.Nihai karar başvurucu vekiline 19/6/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
14.14/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
15. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
“İdaridava türleri şunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tamyargı davaları,
...”
B. Uluslararası Hukuk
16. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenarbaşlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Herkes özel veaile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkınasahiptir."
17. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel veruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dahilolmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerinideğerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier v. Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).
18. AİHM kararlarına göre devletler, ister kamu isterse özelsağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerini,hastaların yaşamları ilefiziksel ve ruhsalbütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacakşekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD],53924/00, 8/7/2004, § 89; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye).
19. AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanantıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara öncedenbilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır.Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi sözkonusuolmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkmasıdurumunda,ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir(Şerif Gecekuşu/Türkiye(k.k.),B. No: 28870/05, 25/5/2010; Trocellier/Fransa).
20. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerinsorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete aftedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM,farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarındaher türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05,5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbibilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkındatahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaretetmiştir (Tysiac/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §119; Yardımcı/Türkiye, § 59).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 12/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu; bel fıtığı ameliyatı sırasında aort damarınınkesilmesi nedeniyle tekrar ameliyat edildiğini, aort damarının kesilmesi veameliyat sırasındabu durumunfark edilmemesinin doktorların ağır kusurundan meydana geldiğini, hizmet kusurunedeniyle zararlarının tazmin edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucuikinci ameliyat sonrası bir hafta yoğun bakımda kaldığını, tedavi sürecininyapılan hata nedeniyle uzadığını, taburcu olana kadar Dolantinadı verilen ve bağımlılık yapan ağrı kesici verilmesi nedeniyle ruhsal sıkıntıyaşadığını, ameliyat sonrası gelişen ve GATA'dan taburcu olurken tespitedilemeyen derin ventrombozu nedeniyle anjiyo olduğunu ve ömürboyu emboli riskiyle yaşamak zorunda kaldığını ifadeetmiştir. Bel fıtığı ameliyatında aort damarının kesilmesinin normalkarşılanamayacağını, komplikasyon denilerek geçiştirilemeyeceğinivurgulamıştır. Yaşadıklarından dolayı maddi ve manevi varlığını koruma hakkı,sağlık hakkı, eğitim ve öğretim hakkı, adil yargılanma hakkı ile çalışmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
23. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
24. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıkkuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
26. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup söz konusu düzenleme Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
27. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusuolmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindekitıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelemiştir (Melahat Sönmez, B.No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
28. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucununşikâyetlerinin tümünün Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenenkişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelenmesigerekmektedir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddive manevi varlığın koruması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a.Genel İlkeler
30. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
31. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerinmaddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfîmüdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzerepozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:2013/1943, 9/9/2015, § 44).
32. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddive manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (AhmetAcartürk,§51).
33. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
34. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukukisorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleriyargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik veözenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının daAnayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derecemahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargısisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hakihlallerininönlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:2014/18266, 25/1/2018, § 32).
35. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumunailişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamlarınödevidir (Murat Atılgan, B. No:2013/9047, 7/5/2015, § 44). Anayasa Mahkemesinin kural olarak bilirkişilerinvardığı sonuçları, mevcut tıbbi bilgilerden hareketle birtakım tahminlere yervererek sahip olduğu bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığı yönündenirdeleme görevi de bulunmamaktadır (YasinÇıldır, § 65). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olaydayerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi içinilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmıştakdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir.Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili veyeterli olup olmadığı incelenmelidir (MuratAtılgan, § 44).
36. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, taraflarınkanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır(Murat Atılgan, § 45).
37. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekildebilgilendirilerek rızasının alınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkının ihlaline sebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbimüdahale, ilgili kişinin ancak bilgilendirilip rızası alındıktan sonrayapılabilir. Hastaların durumun farkında olarak karar verebilmelerini sağlamakiçin uygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkındakendilerine bilgi verilmiş olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme iletıbbi müdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacakkadar uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk, § 56).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
38. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesikapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerinegetirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkinpozitif yükümlülüğü kapsamıyla sınırlı olarak incelenmiştir.
39. Belirtmek gerekir ki başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgive belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkındafikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018).
40. Somut olayda tazminat davasının reddine ilişkin hükme esasalınan bilirkişi raporunda tarafların iddialarına ve düzenlenen tıbbibelgelerdeki bulgulara yer verilmiş ve sonuç olarak aort damarınınyaralanmasının disk cerrahisinin komplikasyonu olarak ortaya çıktığı,komplikasyonun tanısı ve idaresinde, cerrahi operasyonlar ile teşhis vetedavilerde, kullanılan ilaçlarınseçiminde eksiklik,ihmal, kusur ve gecikme bulunmadığıbildirilmiştir.Mahkemetarafından da bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddine karar verildiğigörülmektedir.
41.Derece mahkemesi, somut olayın gereklerine uygun oluşturulanbilirkişi heyeti tarafından hazırlanan ve olayda idarenin kusurunun bulunmadığıyönünde görüş bildiren bilirkişi raporuna dayanarak davanın reddine kararvermiştir. Hükme esas alınan raporlardataraflarıniddialarına ve kişi hakkında düzenlenen tıbbi belgelerdeki bulgulara yerverildiği, sonuç olarak karşılaşılan durumun komplikasyon olarakdeğerlendirildiği ve idarenin eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu yönündegörüş bildirilmiştir.
42. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbiihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınanuzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerekbaşvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığıgörülmektedir.
43. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilenbaşvurucunun bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollarabaşvurabildiği ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusudavaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasınıinceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdaredildiği anlaşılmaktadır.
44. Sonuç olarak başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkındaalınan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuylailgili ve yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü içinesaslı olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesiningerektirdiği özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olaybakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediğisöylenemeyeceğinden kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledilmediği sonucuna varılmıştır.
45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir. Hasan Tahsin Gökcanihlal olmadığı sonucuna; başvuru konusunun Anayasa'nın özel hayatın korunmasınailişkin 20. maddesi kapsamında değerlendirmesi gerektiğine yönelik (2014/13327ve 2015/97 numaralı başvurular kapsamında açıklanan) farklı gerekçeylekatılmaktadır.
46. Öte yandan başvurucu, yargılama sürecinde görev alanhâkimlerden birinin Fetullahçı Terör Örgütü/ParalelDevlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında meslekten ihraçedilmesinin ve askerî bir mahkemede asker kişilerin eylemlerine karşı hakaramak zorunda kalmasının yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığına zararverdiğini ileri sürmekteyse de bu hususların dava sürecine ve dava sonucunanasıl bir etkisi olduğuna ilişkin somut açıklamada bulunmadığı gibi herhangibir belge veya bilgi sunulmadığı görülerek bu iddialar hakkında değerlendirmeyapılmamıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi vemanevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.