TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYDIN OKUTUCU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2020/11279)
Karar Tarihi: 24/5/2023
R.G. Tarih ve Sayı: 29/8/2023 - 32294
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Kenan YAŞAR
Raportör
:
Gülsüm Gizem GÜRSOY
Başvurucular
:
1. Aydın OKUTUCU
2. Oğuzhan ÇELİK
3. Serdar İNCİTOPU
Başvurucular Vekili
:
Av. Halil AĞIRGÖL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, başvurucuların iş sözleşmelerinin sendikalgerekçelerle feshedilmesi sonrasında işe iade taleplerinin reddedilmesininsendika hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle aynımahiyetteki dosyalar bu dosya üzerinde birleştirilmiştir.
3. Başvurular süresinde yapılmıştır.
4. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular,Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların üyesi olduğu sendika 1975 yılında Ambarİşçileri Sendikası olarak kurulmuş; 2002 yılında Türkiye Devrimci Kara, Hava,Demiryolu İşçileri Sendikası (Nakliyat-İş/Sendika) adını almıştır. Sendika,Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonuna bağlıdır.
9. Davalılardan TÜVTÜRK Türkiye'de periyodik araçmuayenesinde yetkili ve görevli tek kuruluştur. Diğer davalı Reysaş Lojistik(R.L./işyeri/işveren) ise alt işletim sözleşmesi kapsamında Eskişehir,Sivrihisar, Kastamonu, Tosya, Karabük, Bartın, Zonguldak ve Ereğli’deki TÜVTÜRKaraç muayene istasyonlarını işletmektedir.
10. Nakliyat-İş, davalı işyerinde toplu iş sözleşmesi(TİS) yapabilmek için 21/2/2018 tarihinde Çalışma ve Sosyal GüvenlikBakanlığına yetki tespiti başvurusunda bulunmuştur. Sendikanın yetkili sendikaolabilmek için gerekli çoğunluğu sağladığı, 28/2/2018 tarihli anılan Bakanlıkyazısıyla tespit edilmiştir. Davalı işyeri, Sendikaya karşı olumlu yetkitespitinin iptali davası açmıştır ve olayların geçtiği tarihte bu davaderdesttir.
11. Başvurucuların iddiasına göre davalı işyeri yetkitespiti sürecinde işçileri baskı altına almaya çalışmış ve on dört sendikalıişçinin iş akdini feshetmiştir. Bunun üzerine işçiler ve Sendika 2/3/2018tarihinde işveren hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu'nun 117. maddesi kapsamında "iş ve çalışma hürriyetinin ihlali",118. maddesi kapsamında "sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi"suçlarını işlediğinden bahisle suç duyurusunda bulunmuştur.
12. Başvurucular işten çıkarılan işçilerin tekrar işealınması koşuluyla işveren ile anlaştıklarını, anlaşma kapsamında işverenhakkındaki şikâyetlerinden vazgeçtiklerini, bunun sonucunda işçilerin tekrarişe alındığını ifade etmiştir.
13. Başvurucuların iddiasına göre işveren altı aylık suçduyurusunda bulunma süresinin geçmesi üzerine işyerinde sendikalı işçilerüzerindeki baskıyı tekrar artırmış, çalışma koşullarını kötüleştirmiştir.Başvurucular baskılar karşısında sendikalı beş işçinin Nakliyat-İş'ten istifaettiğini ve sendikalı M.O. isimli işçinin de Eskişehir'den Sivrihisar ilçesinegönderilerek diğer sendikalı işçilere gözdağı verildiğini ileri sürmüşlerdir.
14. Başvurucuların da aralarında bulunduğu on beş işçi,işverenin sendikalı işçilere yönelik baskı kurduğu gerekçesiyle14/11/2018-22/11/2018 tarihleri arasında iş yavaşlatma eylemi kararı almışancak üç gün süreyle iş yavaşlatma eyleminde bulunmuştur. Bunun üzerine işveren22/11/2018 tarihinde başvurucuların iş akdini feshetmiştir. Fesih gerekçesinde;başvurucuların 14/11/2018-22/11/2018 tarihleri arasında iş yavaşlatma eylemiorganize ettiği, bu sebeple araç muayene randevularının sarkmasına, hizmetinaksamasına, araç muayenesine gelen vatandaşların mağdur olmasına, muayeneedilen araçların sayısının %50 -%60 oranında düşmesine, istasyon performansgöstergesi ortalamasının 8'den 4'e gerilemesine ve otuz günü aşan iş kaybı ilezarara sebebiyet verdikleri belirtilerek iş akitlerinin tazminatsız vebildirimsiz olarak feshedildiği belirtilmiştir.
15. Bunun üzerine başvurucular, yapılan fesihlerinsendikal nedenle gerçekleştirilen haksız ve geçersiz fesih olduğunu ilerisürerek işe iade ve sendikal tazminat talepli dava açmıştır. Başvurucular davadilekçelerinde; işyerinde yasal sendikal faaliyetlerde bulunduklarını, bunakarşın işverenin sendikal faaliyetleri engellemek amacıyla tazminatsız birşekilde iş akitlerini sonlandırdığını ifade etmiştir.
16. Davalı işyeri; ilk derece mahkemesine sunduğu cevapdilekçesinde başvurucuların da aralarında bulunduğu işçilerin haksız birbiçimde iş yavaşlatma eylem yaptıklarını, eylemin hem işyerine yönelik hemkamusal zarara neden olduğunu ileri sürmüştür. Davalıya göre başvurucuların işakitleri haklı nedenle feshedilmiştir.
17. Başvurucuların açtıkları davalara ilişkinyargılamalar Eskişehir 2. İş Mahkemesinde görülmüştür. Yargılama safhasındaMahkemece bilirkişi marifetiyle işverenin ses kayıtlarının yer aldığı birCD'nin çözümü yaptırılmıştır. İlgili konuşmada işverenin sendikalaşma ileilgili yer alan ifadeleri özetle şöyledir:
"...ben önce solcuydum... sonrakapitalist oldum... komünist oluyordum ama tutarsan kapitalist oluyorsun, bizboyayı tuttuk duvarlara yazı yazıyorduk şurası böyle olsun burası böyle olsunhala görüşümüzün içinde sosyalizm var, geçen sene benim muayene istasyonlarısendikaya müracaat etmiş, aylarca uğraştım sendikayı iptal ettirmek için, lendedim ben yıllarca sendika gelsin diye duvara yazı yazmışım nasıl olacak insanhayatında değişik derken ...derken böyle bir dünya kuruldu..."
18. Yargılamayı yapan Eskişehir 2. İş Mahkemesi açılandavaların kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...T.T istasyonlarının randevusistemi ile çalıştığı işçilerin demokratik tepkilerini mevcut baskıya karşıortaya koymak amacıyla mahkememiz değerlendirmesinde whatsapp görüşmelerineyansıdığı üzere2-3 gün sürecek şekilde gerçekleştirdikleri ancak ilk gündensonra randevu sistemi ile geciken herhangi bir iş veya zararın mevcut olmadığıbu anlamda işi yavaşlatma neticesinde zarara uğrandığı iddiasının gerçeğiyansıtmadığı, kaldı ki araç muayenelerinin gelen araç marka, yaş veproblemlerine göre değişebileceği ve bu anlamda fesih sebeplerinde geçerlilikbulunmadığı...
Feshin sendikal sebeplerle olup olmadığıve sendikal tazminata hak kazanılıp kazanılmadığı açısından mahkememizceyapılan değerlendirmede ise... çözümü yaptırılan cd çözümü vetanık beyanlarıile sabit olduğu üzere davalı işyerinde sendikal örgütlenmeye karşı tavıralındığı ilk olarak Nakliyat İş Sendikasına bağlı işçilerin 28/2/2018 tarihindesendikanın yetki tespit yazısını alması üzerine ilk etapta 14 sendika işçisiniişten çıkardıkları, daha sonra işçilerin yeniden işe alındığı, davalı tarafınişyerinde tanık beyanları ile sabit olduğu üzere sendikal örgütlenmeyi engellemekamacıyla görev yerini değiştirerek engellemeye çalıştığı, işçilerin demokratikve yasal hak olan sendikal örgütlenmeyi devam ettirmeleri üzerine değişiktarihlerde ...15 işçininiş akdine son verildiği, tanık beyanları ve SGKdökümünden de anlaşılacağı üzere bu işçilerin sendikal faaliyetlerdebulundukları ve sendikal örgütlenmede başat rolünde bulundukları sendikalıolmayan 5 işçinin sendikadan istifa ettirildikten sonra halen çalışmaya devamettikleri gelen sendika yazısından da anlaşılacağı üzere Türkiye GenelindeNakliyat İş Sendikasına üye olan R.L A.Ş'deki işçilerin iş akitlerine sonverildiği, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere davalı işyerinde sendikalıişçinin kalmadığı davacının iş akdinin davalı tarafından sendikal sebeplerleson verildiği anlaşılmıştır."
19. Kararların istinaf yargı yoluna götürülmesi üzerineAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, derece mahkemesininkararlarının esastan kaldırılarak davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...Davalı işveren, işyerindekisendikal örgütlenme liderlerinden [M.O].yu Sivrihisar istasyonunda görevlendirmek istemişancak bu işçi bunu kabul etmemiştir. Bunun üzerine işçiler oluşturduklarıwhatsapp grubu üzerinden anlaşarak 14-22 kasım 2018 tarihleri arasında işyavaşlatma eylemi yapmıştır. Özellikle 15-17 Kasım tarihleri arasında günlükmuayene edilen araç sayısında ciddi düşüş meydana gelmiş ve işler saat 22.00 dabitmiştir. Bunun üzerine işveren 16/11/2018 tarihinde işçilerden yazılı savunmaistemiş ve 22/11/2018 tarihinde 15 çalışanın iş sözleşmelerini İş Kanunu'nun25/II-ı maddesi uyarınca feshetmiştir. İstanbul Anadolu 7. Asliye TicaretMahkemesine yazılan talimatla işverenin uğradığı zarar ile ilgili olarak alınanraporda işverenin bu üç günlük sürede uğradığı zarar 26.540,65 TL olarak tespitedilmiştir. İşverenin yeni aldığı işçilere verdiği eğitim gideri davacı vearkadaşlarının yol açtığı zarar olarak görülemez. Uğranılan zarar 15'ebölündüğünde işçi başına düşen miktar (26540,65/15) 1.679,37 TL yapmakta olupbir aylık brüt ücretinin altında kalmaktadır. Ancak davalı işverenin yönetimhakkı kapsamında işyerinde çalışan [M.O].yu geçici olarak Sivrihisaristasyonunda görevlendirmek istemesi üzerine tamamı sendikalı olan işçilerin üçgün üst üste iş yavaşlatma eylemi yapması sendikal hak arayışındaki ölçülülükilkesine aykırılık teşkil etmekte olup işveren açısından haklı nedenağırlığında değil ise de iş sözleşmesini devam ettirmesi beklenemeyeceğindenişveren bakımından geçerli neden teşkil ettiğinden davalıların istinafbaşvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine kararverilmiştir..."
20. Başvurucular, süresinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgiliMevzuat
21. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Feshingeçerli sebebe dayandırılması" kenar başlıklı 18. maddesinin birincifıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Otuz veya daha fazla işçiçalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli işsözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından yada işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebedayanmak zorundadır..."
22. 4857 sayılı Kanun'un "Fesih bildirimineitiraz ve usulü" kenar başlıklı 20. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Feshin geçerli bir sebebedayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebedayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
23. 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Topluİş Sözleşmesi Kanunu'nun "Sendika özgürlüğünün güvencesi"kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:
"(1) İşçilerin işe alınmaları;belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliğisürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üyeolmaları veya olmamaları şartına bağlı tutulamaz.
(2) İşveren, bir sendikaya üye olanişçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçilerarasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangibir ayrım yapamaz. Ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardımkonularında toplu iş sözleşmesi hükümleri saklıdır.
(3) İşçiler, sendikaya üye olmaları veyaolmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde işçikuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyettebulunmalarından dolayı işten çıkarılamaz veya farklı işleme tabi tutulamaz.
(4) İşverenin (…) yukarıdaki fıkralaraaykırı hareket etmesi hâlinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamaküzere sendikal tazminata hükmedilir.
(5) Sendikal bir nedenle işsözleşmesinin feshi hâlinde işçi, 4857 sayılı Kanunun (…), 20 ve 21 inci maddehükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir. İş sözleşmesinin sendikal nedenlefeshedildiğinin tespit edilmesi hâlinde, 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinegöre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartınabağlı olmaksızın sendikal tazminata karar verilir. Ancak işçinin işe başlatılmamasıhâlinde, ayrıca 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasındabelirtilen tazminata hükmedilmez. İşçinin 4857 sayılı Kanunun yukarıdakihükümlerine göre dava açmaması ayrıca sendikal tazminat talebini engellemez.
(6) İş sözleşmesinin sendikal nedenlefeshedildiği iddiası ile açılacak davada, feshin nedenini ispat yükümlülüğüişverene aittir. Feshin işverenin ileri sürdüğü nedene dayanmadığını iddia edenişçi, feshin sendikal nedene dayandığını ispatla yükümlüdür.
(7) Fesih dışında işverenin sendikalayrımcılık yaptığı iddiasını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak işçi sendikalayrımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda,işveren davranışının nedenini ispat etmekle yükümlü olur.
(8) Yukarıdaki hükümlere aykırı olantoplu iş sözleşmesi ve iş sözleşmesi hükümleri geçersizdir.
(9) İşçinin iş kanunları ve diğerkanunlara göre sahip olduğu hakları saklıdır.”
2. Yargıtayİçtihadı
24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/5/2013 tarihli veE.2012/22-1407, K.2013/708 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Feshin işletme, işyeri ve işingerekleri nedenleri ile yapıldığı ileri sürüldüğünde, ... işverenin bu kararıtutarlı şekilde uygulayıp uygulamadığı (tutarlılık denetimi), işverenin fesihtekeyfi davranıp davranmadığı (keyfilik denetimi) ve işletmesel karar sonucufeshin kaçınılmaz olup olmadığı (ölçülülük denetimi-feshin son çare olmasıilkesi) açıklığa kavuşturulmalıdır.
... İşveren işletme, işyeri ve işingerekleri nedeni ile aldığı fesih kararında, ... feshin kaçınılmazlığınıkanıtlamak zorundadır. İş sözleşmesinin feshiyle takip edilen amaca uygun dahahafif somut belirli tedbirlerin mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi,işverenin tekelinde değildir. Bir bakıma feshin kaçınılmaz olup olmadığıyönünde, işletmesel kararın gerekliliği de denetlenmelidir. Feshinkaçınılmazlığı ekonomik açıdan değil, teknik denetim kapsamında, bu kararınhukuka uygun olup olmadığı ve işçinin çalışma olanağını ortadan kaldırıpkaldırmadığı yönünde, kısaca feshin son çare olması ilkesi çerçevesindeyapılmalıdır"
B. UluslararasıHukuk
25. AİHM; Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye (B. No:35009/05, 4/4/2017) kararında, işverenin sendika üyeliğinden ayrılma tehdidineboyun eğmeyerek sendika üyeliğini sürdüren kırk işçinin iş akdinin ekonomiknedenler ve mesleki yetersizlikler gerekçe gösterilerek feshedilmiş olmasınısendika özgürlüğü yönünden incelemiştir:
i. Anılan karara konu olayda mahkemeler 2004 yılı Temmuzile Aralık ayları arasında verdikleri kararlarda işçilerin sendika üyeliğisebebiyle işten çıkarıldığı sonucuna ulaşmış ve işçilerin işe iadelerine ya dabir yıllık brüt aylıklarına denk tazminatın işveren tarafından işçilereödenmesine hükmetmiştir. İşveren, tazminat ödeme seçeneğini tercih ederekişçileri işe başlatmamış ve netice olarak davalı işverene ait işyerindebaşvurucu sendikanın üyesi hiçbir işçi kalmamıştır (Tek Gıda İşSendikası/Türkiye, §§ 17-22).
ii. AİHM; işçilerin ödenen tazminatın yeterliliğini,sendika hakkının kullanımına yönelik işveren tarafından yapılacak müdahalelerdecaydırıcılık özelliği olup olmadığı bakımından incelemiştir. Söz konusubaşvuruda başvuran sendika, tazminatın caydırıcı bir nitelik taşımamasınedeniyle işverenin işe iade yerine tazminat ödeme seçeneğini tercihettiğinden, bunun sonucunda toplu görüşme ve toplu sözleşme yapma yetkisinielde edemediğinden şikâyet etmiştir (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye, §48).
iii. AİHM, işverenin tazminat ödeme seçeneğini tercihetmesi nedeniyle sendikasızlaşma sürecinin yaşandığını ve sonuç olaraksendikanın o işyerinde üyesinin kalmadığını vurgulamıştır (Tek Gıda İşSendikası/Türkiye, § 54).
iv. AİHM, bu kaybın sendika yönünden sendikalfaaliyetlerin özünü zedeleyen bir sınırlama mahiyetinde olduğunu tespit etmişve ulusal mahkemelerin müdahalenin ölçülülüğüyle ilgili daha detaylı gerekçelersunmaları gerektiğine işaret etmiştir. AİHM, somut olayda derece mahkemesininhaksız işten çıkarma için kanun tarafından müsaade edilen asgari tutardatazminata hükmederken -örneğin işten çıkarılan işçinin aldığı ücretindüşüklüğünü ve işveren şirketin ekonomik gücünün büyüklüğünü dikkate almaksuretiyle- tutarın önleyici etkisi üzerinde titiz bir inceleme yaptığına dairbir işaretin bulunmadığını belirtmiştir (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye,§ 55).
v. AİHM, işverenin işten çıkarılan işçilerin işeiadelerini reddetmesinin ve işverenin çalışanları haksız yere işten çıkarmasınınönlenmesi bakımından yetersiz miktarda tazminata hükmetmesinin derecemahkemelerince yorumlandığı biçimiyle kanuna aykırı olmadığını not etmiştir.AİHM, ilgili kanunun -derece mahkemesinin uyguladığı şekliyle- başvurucusendikanın çalışanları üyeliğe ikna etme hakkını toplu işten çıkarma yoluylabertaraf eden işveren için caydırıcı etki doğuracak yeterlilikte bir cezadayatmadığı sonucuna ulaşmıştır. AİHM'e göre sonuç olarak somut olayda neyasama ne de mahkeme, başvuran sendikanın çalışanları sendikaya üye olmaya iknaetme ve bu suretle toplu görüşme imkânı elde etme hakkının kullanımınıngüvenceye bağlanması pozitif yükümlülüğünü ifa etmiştir. Bu nedenle başvurucusendika ile işverenin yarışan menfaatleri arasında makul denge kurulamamıştır (TekGıda İş Sendikası/Türkiye, § 56).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
26. Anayasa Mahkemesinin 24/5/2023 tarihinde yapmışolduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
27. Başvurucular; katıldıkları eylemde demokratik birşekilde sendikal haklarını kullandıklarını, ilk derece mahkemesinin de yapılaneylemleri sendikal eylem kapsamında değerlendirdiğini ancak istinaf merciininhukuka aykırı biçimde davaları reddettiğini, bu nedenle sendika haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Bakanlık görüşünde; öncelikle başvuruculardan AydınOkutucu ile Serdar İncitopu yönünden bireysel başvuru yapma süresi koşulunauyulup uyulamadığı ile ilgili kabul edilebilirlik değerlendirmesinin dikkatealınması gerektiği belirtilmiştir. Esas yönünden ise başvurucuların sendikahakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetleri incelenirken yargılama makamlarıkararlarının yeterli gerekçeyi içerip içermediği, verilen kararlardaki tespitve sonuçların yasanın uygulanması niteliğinde olup olmadığı, adaleti vesağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfîlik içerip içermediği hususlarınındeğerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
29. Her ne kadar Bakanlık görüşünde bir kısım başvurucuyönünden süre aşımının söz konusu olabileceği belirtilmiş ise de yapılanincelemede tüm başvurucuların süresinde bireysel başvuruda bulunduğuanlaşılmıştır. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan sendikahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Uygulanabilirlik
30. İncelenen olayda başvurucular, üç gün süren işyavaşlatma eylemi yapmıştır. Başvurucular, işverenin işyerindeki sendikalörgütlenmeyi engellemeye çalıştığı, bu kapsamda bir iş arkadaşlarının sendikaüyesi olması nedeniyle sürgün edildiği ve diğer sendikalı işçiler üzerindebaskı kurulduğu gerekçesiyle eyleme başladıklarını belirtmiştir. Derecemahkemesi, başvurucuların eylemini demokratik hak kullanımı kapsamında kabuletmiş ve iş akitlerinin sonlandırılmasının sendikal nedenlerle olduğunudeğerlendirmiştir. Ancak istinaf mercii başvurucuların üç gün süren eyleminiölçüsüz bulmuş ve işverenin buna katlanmasının beklenemez olduğunu ifadeetmiştir.
31. Bu noktada işçilerin ekonomik, sosyal ve çalışmakoşullarını etkileyen uygulamalara yönelik kısa süreli, demokratik bir hakkınkullanımı niteliğindeki protesto eylemlerinin sendika hakkı içinde yeraldığının vurgulanması gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. MuharremÇimen [GK], B. No: 2016/5002, 23/3/2023, § 47). Bundan başka sendikalözgürlüklerin teminat altına alınması, bireylerin sendikal haklarınıkullanırken iş sözleşmelerinin de güvencede olması ile sağlanabilir. Sendikalfaaliyetlerde bulunma nedeniyle iş sözleşmelerinin feshedilmesi hâlinde feshinsendikal nedenlerle yapıldığından bahsedilebilir ( Ahmet Sefa Topuz vediğerleri, B. No: 2016/16056, 21/4/2021, § 55).
32. Eldeki başvuruda, bir yanda başvurucuların işvereninişyerindeki sendikalaşma nedeniyle sendikalı işçilere uyguladığı baskıyıengellemek için başlattıkları iş yavaşlatma eylemi ile elde etmek istediklerimenfaat, diğer yanda ise işverenin uğradığı zarar bulunmaktadır. Olaylarınbütünü ve derece mahkemelerinin kabulü birlikte değerlendirildiğinde somutbaşvuruda esas meselenin devletin bireylerin ve sendikaların haklarınıişverenlere karşı güvence altına alma pozitif yükümlülüğü yerine getiripgetirmediği olduğu görülmüştür. Dolayısıyla başvurunun Anayasa'nın sendikahakkını koruma altına alan 51. maddesiyle devlete yüklenen pozitifyükümlülükler kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (benzerdeğerlendirmeler için bkz. Abbas Akçay ve diğerleri, B. No: 2015/2790,23/5/2018,§ 32).
33. Anayasa’nın “Sendika kurma hakkı” kenarbaşlıklı 51. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Çalışanlar ve işverenler, üyelerininçalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak vegeliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma,bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.”
b. Somut OlayınDeğerlendirilmesi
34. Anayasa'nın 51. maddesinde yer alan “çalışanlar... üyelerinin menfaatlerini korumak için” ibaresi, üyelerin meslekimenfaatlerini korumak için gerçekleştirecekleri sendikal faaliyetlerininAnayasa tarafından korunduğunu açıkça ortaya koymaktadır (Kristal-İşSendikası [GK], B. No: 2014/12166, 02/07/2015, § 54). Bu bağlamda sendikahakkı, mensuplarının menfaatlerini korumak üzere yapılan sendikal faaliyetlereizin verilmesini de gerektirmektedir (Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463,18/9/2014, § 31).
35. Anayasa'nın 51. maddesinde temel bir hak olarakgüvence altına alınmış olan sendika hakkının gerçekten ve etkili bir şekildekorunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Sendikahakkı, bu hakka yönelik kamu gücü tarafından gerçekleştirilen müdahalelerinyanı sıra üyesi oldukları sendikalarca veya kimi durumlarda özel hukukkişilerince yapılan müdahalelere karşı da anayasal koruma sağlamaktadır.Dolayısıyla sendika hakkı devlete, müdahalede bulunmama biçimindeki negatifyükümlülüğün yanı sıra üçüncü kişilerden gelebilecek müdahalelere karşıilgiliye koruma sağlama şeklindeki birtakım pozitif yükümlülükler deyüklemektedir (Barış Adıgüzel, B. No: 2016/15802, 8/9/2021, § 29; AhmetSefa Topuz ve diğerleri, § 52; Anıl Pınar ve Ömer Bilge, B. No:2014/15627, 5/10/2017, § 36).
36. Devletin sendika hakkının korunmasına ilişkin pozitifyükümlülükleri kaynağını Anayasa'nın 5. ve 51. maddelerinden almaktadır. Buyükümlülük devlete, üçüncü kişilerin ve özellikle işverenin, çalışanların sendikayaüye olma ve sendikal faaliyette bulunma haklarını kullanmayı engelleyicidavranışlarından kaçınmasına yönelik ve sırf bu haklarından yararlandıklarıgerekçesiyle yaptırıma tabi tutulmalarını, ayrımcılığa maruz kalmalarınıönleyici tedbirler alma ödevi yüklemektedir. Bu çerçevede alınacak tedbirlerinüçüncü kişilerin ve özellikle işverenin çalışanların sendika hakkına müdahaledebulunmaları bakımından caydırıcı nitelik taşıması gerekir. Öte yandan üçüncükişiler tarafından sendika hakkına müdahale edilmesi durumunda müdahaleye karşıitirazların öne sürülebileceği ve müdahalenin sonuçlarının giderilmesiaçısından gerçek ve etkili koruma temin edecek hukuksal mekanizmalarınoluşturulması, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağınıntanınması, gerekiyorsa tazminat ve benzeri giderimler için dava açma imkânınıngetirilmesi devletin pozitif yükümlülüklerindendir (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Muharrem Çimen, §§ 39,40; Barış Adıgüzel,§ 30; Anıl Pınar ve Ömer Bilge, § 37; Bekir Yazıcı [GK], B. No:2013/3044, 17/12/2015, § 71; Kemal Kılıç [GK], B. No: 2019/16400,28/7/2022, § 59). Devletin söz konusu yükümlülüklerini yerine getiripgetirmediğinin denetimi ise yürütülen sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır.
37. Kamu gücü kullanan makamların her türlü iş veişlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmeleri zorunludur. NitekimAnayasa'nın 11. maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargıorganlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukukkuralları olduğu ifade edilmiştir. Diğer taraftan Anayasa'nın 138. maddesinegöre hâkimler Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerinegöre hüküm verir. Görüldüğü üzere yargı organlarının uyuşmazlıkları öncelikleAnayasa hükümlerini dikkate alarak çözüme kavuşturmaları anayasal birzorunluluktur. Bu bağlamda bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi, AnayasaMahkemesinin ilk elden yani doğrudan inceleme yapmamasını ifade ettiği gibiesas itibarıyla idari ve yargısal makamların önlerindeki meseleleri veuyuşmazlıkları öncelikle Anayasa'ya uygun biçimde sonuca bağlamaları yönündenbirincil derecede sorumlu olduklarını göstermektedir. Özellikle temelkanunlarda öngörülen dürüstlük ve iyi niyet kuralları, hakkın kötüyekullanılması yasağı gibi genel ilkeler ile bazı hâllerde olayın özelliklerineve durumun gereklerine göre hâkime takdir yetkisi tanınması uyuşmazlıklarınçözümünde Anayasa'ya uygun yorum imkânı tanıyan söz konusu etkili hukuksalkorumanın bir gereği olarak görülmelidir. Dolayısıyla ister özel kişiler arasıisterse de taraflardan birinin kamu gücü olduğu uyuşmazlıklar olsun her durumdahâkimin hukuk kurallarını Anayasa'ya uygun bir biçimde yorumlaması ve yargıyetkisinin kullanımı çerçevesinde özellikle Anayasa ile güvence altına alınantemel hak ve hürriyetlerin korunmasını gözetmesi beklenmektedir (bazıdeğişikliklerle birlikte bkz. Mehmet Apaydın, B. No: 2015/13099,8/1/2020, §§ 46,47).
38. Diğer bir ifadeyle Anayasa'ya uygun yorum ilkesihâkimin hukuk kurallarını yorumlama serbestîsinin sınırını oluşturmaktadır.Dolayısıyla hâkimin bir hukuk kuralının anlam ve kapsamını tespit ederkenAnayasa'yı ve anayasal ilkeleri hesaba katmaması Anayasa'nın normlarhiyerarşisinin tepesinde yer almasını anlamsız hâle getirir. Bu bağlamdaAnayasa kâğıt üzerinde kalan bir metin değil yaşayan, hukuk sisteminiyönlendiren, her türlü kamusal tasarrufta gözetilmesi gereken hukuki birbelgedir (Mehmet Fatih Bulucu [GK], B. No: 2019/26274, 27/10/2022, §76). Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığının gereği olarak hâkimin maddi hukukhükümlerini uygularken temel hak ve hürriyetlere ilişkin sınırlama ölçütlerinive güvenceleri öncelikle dikkate alması anayasal bir gerekliliktir.
39. Bu kapsamda eldeki başvuruda olduğu gibi sendikalnedenlerle bir iş sözleşmesinin sonlandırıldığı iddia edildiğinde mevzuatıngerektirdiği hususların ve ispat koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinideğerlendirmek öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Derece mahkemelerininolayın koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda olduğuaçıktır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygunolup olmadığını belirlemekle sınırlıdır. Önemle değinmek gerekir ki derecemahkemeleri önündeki uyuşmazlık ne kadar Anayasa’da yer alan temel hak vehürriyetleri ilgilendirirse Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında buhak veya hürriyete ilişkin sınırlama ölçütlerini ve güvencelerini denetlemeyetkisi o kadar artar. Anayasa Mahkemesinin temel görevi Anayasa’da yer alanhükümlerin yeknesak ve doğru bir biçimde uygulanmasını sağlamaktır. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetlemek veözellikle mahkemelerin Anayasa’nın 51. maddesindeki güvenceleri gözetipgözetmediğini belirlemekle yetinmektedir. Dolayısıyla yapılan incelemede,derece mahkemelerinin yeri alınmamakta; kamusal makamların süreç içindekitutumları sendika hakkı bağlamındaki usule ilişkin güvenceler açısındandeğerlendirilmektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. Türkiye Gıda veŞeker Sanayi İşçileri Sendikası, B. No: 2016/13328, 19/11/2020, § 40; TürkiyePetrol, Kimya ve Lastik Sanayi İşçileri Sendikası, B. No: 2016/13351,15/12/2020, § 40; Ahmet Sefa Topuz ve diğerleri, § 57; Muharrem Çimen,§ 42).
40. Bununla birlikte sendika hakkının gerektirdiğipozitif yükümlülüklerin yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için her ikitarafın menfaatlerinin de mümkün olduğunca dengelenmesi ve taraflardan birialeyhine ölçüsüz bir sonuca yol açılmaması gerekir. Menfaatler dengesininkurulmasında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı birkülfetin yüklenmesi, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir.Olayın bütün koşulları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutumve davranışları gözönünde bulundurularak menfaatlerin adil bir şekildedengelenip dengelenmediği değerlendirilmelidir (Faik Tari ve Sultan Tari,B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52; Kemal Kılıç, § 61). Bu noktadaAnayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, başvurucuların sendikal nedenlerleişten çıkarıldıkları gerekçesiyle açtıkları davalarda devletin pozitifyükümlülüğünün gerektirdiği şekilde yargısal bir değerlendirme yapılıpyapılmadığı ve özellikle derece mahkemelerinin kararlarının konuyla ilgili veyeterli gerekçe içerip içermediğine ilişkindir.
41. Öncelikle başvuruya konu olayların meydana geldiğitarihten önce başvurucuların mensubu olduğu sendikanın işyerinde TİS yapmayetkisini elde ettiğinin altı çizilmelidir. Bundan sonra işveren yetkitespitine itiraz davası açmış ve dava sürecinde Nakliyat-İş'e üye on dörtişçiyi işten çıkarmıştır. Sonrasında işçiler ve Sendika, işveren hakkındasendikal haklarının engellendiğinden bahisle suç duyurusunda bulunmuş veişçilerin tekrar işe alınması koşuluyla şikâyetlerinden vazgeçmiştir. Ancak birsüre sonra başvurucuların beyanına göre işyerinde sendikalı işçiler üzerindebaskı kurulmuş, çalışma koşulları kötüleştirilmiş ve beş sendika işçisisendikadan istifa etmiş, istifa ettikten sonra davalı işyerinde çalışmaya devametmiştir. Bunun yanı sıra yine başvuruculara göre kalan sendikalı işçileregözdağı vermek için Nakliyat-İş üyesi olan M.O. uzak bir ilçedegörevlendirilmiştir. Daha sonra başvurucular ile birlikte on beş işçi üç günsüreyle iş yavaşlatmıştır. Olaylara bir bütün olarak bakıldığında işçiler mensubuoldukları veTİS imzalama yetkisini elde etmiş Sendikanın işyerinde gücününkırılmasını önlemek adına hareket etmiştir. İşverenin sendikalı on dört işçiyiişten çıkarması, beş sendikalı işçinin istifası ve sendikalı bir işçinin başkayerde görevlendirilmesi işçilerde böyle bir endişenin yaşanmasına nedenolmuştur. Nitekim dava sürecinde derece mahkemelerinin tespitine göre işyerindesendikalı işçi kalmamıştır ve dosyada yer alan bilgilere göre işvereninsendikalılaşmanın önüne geçmek istediği açıktır. Bu tespitler karşısındaişçilerin duyduğu endişenin temelsiz olmadığı, işverenin kendi uygulamalarıneticesinde bu eylemlerin ortaya çıktığı görülmüştür.
42. İlk derece mahkemesi, başvurucuların eylemlerinisendika hakkı kapsamında kabul ederek iş akitlerinin sendikal nedenlerlefeshedildiği sonucuna ulaşmıştır. İstinaf incelemesi sonucunda Bölge AdliyeMahkemesi, işçilerin işveren nezdinde bir aylık brüt ücret tutarından daha azbir zarara neden olduklarını tespit etmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesine göreişverenin sendikalı M.O.yu Sivrihisar istasyonunda görevlendirmek istemesiüzerine tamamı sendikalı olan işçilerin üç gün üst üste iş yavaşlatma eylemiyapması sendikal hak arayışındaki ölçülülük ilkesine aykırıdır. Mahkeme bunedenle başvurucuların iş sözleşmelerinin feshini, geçerli nedenle fesihkapsamında kabul etmiştir. Açıktır ki Bölge Adliye Mahkemesi de başvurucularıneylemini sendikal hak kapsamında değerlendirmiş, işverenin uğradığı maddizararın telafi edilemeyecek bir miktar olmadığının altını çizmiş ancakbaşvurucuların üç gün süreyle gerçekleştirdiği eylemin ölçüsüz olduğu sonucunaulaşmıştır.
43. Dolayısıyla eldeki başvuruda değerlendirilmesigereken husus başvurucuların sendikal haklarını savunmak ve korumak adına toplubir biçimde iş yavaşlatarak demokratik bir tepki ortaya koymalarına, işvereninne derecede katlanması gerektiğidir. Başvurucularla birlikte on beş işçi üç günsüreyle iş yavaşlatma eyleminde bulunmuştur. İstinaf merciinin tespitine görebu eylemler düşük bir maddi zarara neden olmuştur. İşveren; anılan eylemnedeniyle vatandaşların hizmet almasında %50-60 oranında kayıp yaşandığınıbelirterek eylemlerin hem kamusal hem işyerinde zarara neden olduğugerekçesiyle başvurucuların işine son vermiştir. Bu bakımdan barışçıl olduğukonusunda ihtilaf bulunmayan ve maddi anlamda da telafi edilebilecek düzeydeolduğu anlaşılan eylemlerin sırf üç gün sürmesi nedeniyle işverene yönelik hakarama amacının ötesine geçtiği gösterilememiştir. Başvurucuların da aralarındabulunduğu işçilerin sendikal hak taleplerini dile getirmek adınagerçekleştirdikleri eylemin ulusal hukuk kapsamında ve Anayasa'nın 51.maddesine aykırı olmayan koşullarda, sendikal haklarının korunması içingösterdikleri çabanın bir parçası olarak yorumlanmaması için bir sebepbulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin kanaatine göreAnayasa ile güvence altına alınan sendika hakkının korunması içinbaşvurucuların anılan eylemine daha fazla tahammül gösterilmemesi için eldeherhangi bir neden bulunmamaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. MuharremÇimen,§ 49).
44. Türk iş hukukunda, doktrin ve Yargıtay uygulamalarıile feshin son çare olması ilkesi benimsenmiştir. Buna göre işveren tarafındansözleşmenin feshine son çare olarak başvurulmalı, daha hafif tedbirlerle ya dayöntemlerle iş ilişkisinin sürdürülmesinin mümkün olmaması durumunda ancakfesih düşünülmelidir (bkz. § 24; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 22/3/2007,E.2006/36997, K.2007/8174; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 24/2/2016, E.2015/26193,K.2016/3803; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 17/3/2016, E.2015/39141, K.2016/6555;Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 12/6/2007, E.2007/8740, K.2007/18743; Yargıtay 9.Hukuk Dairesi, 14/12/2009, E.2009/11733, K.2009/34774). Feshin son çare olmasıilkesi, işin doğası gereği 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde öngörülengeçerli sebeple fesih hâllerinde gündeme gelmekle birlikte haklı sebeple derhâlfesih kurumunun temelinde de mündemiçtir (sendika hakkı bağlamında feshin sonçare olması ilkesine ilişkin açıklamalar için bkz. Muharrem Çimen, §§ 26, 50).
45. Başvurucular sendika hakkı çerçevesindegerçekleştirdikleri eylem nedeniyle oldukça ağır bir sonuçla karşılaşmış veişlerini kaybetmiştir. Karşılaşılan ağır sonuç nedeniyle feshin son çareolması prensibinin bu tür davalarda uygulanmasının temel hak veözgürlüklerin korunması için hayati önemde olduğu açıktır. Zira son çare olduğugösterilmeden temel hak ve özgürlüklerini kullanan işçilerin iş sözleşmelerininfeshedilmesi söz konusu işçiler ve diğerleri üzerinde temel hak veözgürlüklerini kullanmaları sırasında caydırıcı bir etkiye neden olacaktır. Ohâlde bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline nedenolmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesini imkânsız kıldığıdeğerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerinişverence ve daha sonra denetleme yapan derece mahkemelerince hiçbir şüpheyeyer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerekir (Kardelen Yoğunganve Sonay Tezcan, B. No: 2018/24097, 2/5/2023, § 63).
46. Buna karşın başvurucuların iş akdininsonlandırılmasında feshin son çare olması prensibinin dedeğerlendirilmediği görülmüştür. Her iki tarafın menfaatleri gözönünealındığında -başvurucuların neden oldukları zararın kişi başı aylık brüt ücretinaltında olduğunun tespiti ile birlikte değerlendirildiğinde- iş sözleşmelerininsonlandırılmış olmasının başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfetyüklediği ve iş akitlerinin feshedilmesinin kaçınılmaz olduğunungösterilemediği değerlendirilmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. MuharremÇimen, § 50).
47. Tüm bu açıklamalar karşısında eldeki başvurudaişveren tarafından başvurucuların sendika hakkına yapılan müdahale onların vebaşkalarının sendika haklarını kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkiye yolaçacaktır. Buna karşın Bölge Adliye Mahkemesinin sendika hakkının gerektirdiğibiçimde tarafların menfaatlerini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle adil birşekilde dengelemediği, dolayısıyla devletin pozitif yükümlülüğünün gerektirdiğişekilde yargısal bir değerlendirme yapmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 51. maddesindegüvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
49. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden yargılamatalebinde bulunmuştur.
50. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerinceyapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve AnayasaMahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararındabelirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgüyeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar içinbkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; KadriEnis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınansendika hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin sendika hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AnkaraBölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesine (E.2019/4297, K.2019/3464;E.2019/4299, K.2019/3466; E.2019/4300, K.2019/3467) iletilmek üzere Eskişehir2. İş Mahkemesine (E.2018/905, K.2019/774; E.2018/909, K.2019/776, E.2018/911,K.2019/775) GÖNDERİLMESİNE,
D. 1.340,70 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 11.240,70 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE, 24/5/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.