TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYHAN DAĞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1546)
Karar Tarihi: 8/9/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Okan TAŞDELEN
Başvurucu
:
Ayhan DAĞ
Vekili
:
Av. Kemal DERİN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hakkında açılanceza davasında yeterli araştırma yapılmaksızın cezalandırılması, aynı eylemlerekatılan diğer sanıklara uygulanandan farklı ve daha ağır bir cezayı gerektirenmadde uyarınca cezalandırılması ve yargılamanın makul sürede tamamlanmamasınedenleriyle Anayasa’nın 10., 36., 38. ve 40.maddelerinde düzenlenen ayrımcılık yasağının, adil yargılanma hakkının, suç vecezaların kanuniliği ilkesinin ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür. Başvurucu, iddia ettiği ihlallere dayanarak yargılamanınyenilenmesi ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 1/2/2013tarihinde Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruda, Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 17/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. İkinciBölümün 17/9/2013 tarihli ara kararı gereğincebaşvurunun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüşiçin Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlık tarafından 25/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,başvurucuya 3/12/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu tarafından, Bakanlıkgörüşüne herhangi bir karşı beyanda bulunulmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi veeklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP kanalıyla erişilen belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
7. Üzerine atılı eylemlerdendolayı 21/5/1992 tarihinde başvurucu hakkında gıyabitutuklama kararı verilmiştir.
8. Başvurucu ve diğer dörtsanık hakkında, 1992 yılında Seyhan Belediyesi şantiyesine ait mala zarar vermeve gasp eylemlerinden (1. suçlama) dolayı ve başvurucuya yönelik ayrıca M.Y.isimli kişinin öldürülmesine katılması (2. suçlama) nedeniyle 29/12/1998 tarihinde dava açılmıştır. Başvurucunun, devlettopraklarından bir kısmını ayırmak amacıyla silahlı faaliyette bulunmaksuçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga TürkCeza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca cezalandırılması talep edilmiştir.
9. Başvurucu ve diğer bazısanıklara yönelik, ölüm ve yaralamaya neden olmak, silahlı ve bombalı saldırıdabulunmak, havalanan iki uçağa ateş açmak, öldürme ve yaralama eylemlerinekatılmak suçundan (3. Suçlama) başka bir ceza davası daha açılmıştır.Başvurucunun eylemlerinin, 765 sayılı mülga Kanun’un 125. maddesine uyduğubelirtilmiştir.
10. Yargılamaya Adana DevletGüvenlik Mahkemesinin E.1998/641 sayılı dosyasında başlanılmış, başvurucuyönünden her iki dava, sonrasında Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250.madde ile görevli) E.2004/414 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.
11. Başvurucu, 6/11/2007 tarihinde Alanya’da yakalanmış ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 94. maddesi uyarınca tutuklanmıştır (yol tutuklaması).
12. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesiönüne 29/2/2008 tarihinde getirilen başvurucu;suçlamaları reddetmiş, tehdit edilmesinden dolayı kaçtığını ve yakalanana kadarsahte kimlikle yaşadığını belirtmiştir. Başvurucu, kendisine okunan belgelerdenaleyhinde olanları kabul etmemiştir.
13. Mahkeme, 29/2/2008tarihi ile 15/12/2009 tarihleri arasında toplam 23 duruşma yapmıştır. Tutukluluğungözden geçirilmesine ilişkin 9 duruşma dışında, duruşmalar arasında 1 veya 2aylık süreler bulunmaktadır. En uzun duruşma aralığı ise 25/7/2008ile 14/10/2008 tarihleri arasında geçen 2 ay 20 günlük süredir.
14. 15/4/2008 tarihli duruşmada,maktul M.Y.nin kardeşi E.Y.nin tanık olarak dinlenmesine ve “1. suçlama”kapsamında Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan sanıklarınifadelerinin dosyaya getirilmesine karar verilmiştir.
15. 22/1/2009 tarihli duruşmada, E.Y.nin adresinin tespit edilememesi nedeniyle adresaraştırması yapılması ve talep edilen sanık ifadelerine dair Malatya CumhuriyetBaşsavcılığına yazılan yazının akıbetinin beklenmesi kararlaştırılmıştır.
16. 16/4/2009 tarihli duruşmayakadar maktul M.Y.nin kardeşiE.Y.nin tanık olarak dinlenmesi amacıyla araştırmayapılmıştır. Başvurucu vekilinin 16/4/2009 tarihinde hazır ettiği tanık E.Y., ağabeyini vuran kişinin başvurucu olmadığını, katilinuzun boylu olduğunu söylemiştir. 6/5/1992 tarihliteşhis tutanağının okunması üzerine, o dönemde 12 yaşında bulunduğunu, olayınetkisi ile benzetmiş olabileceğini, ağabeyini vuran şahsın kesinlikle başvurucuolmadığını söylemiştir.
17. 2/6/2009 tarihli duruşmada talepedilen ifadeler dosyaya konulmuştur. Cumhuriyet savcısının esas hakkındamütalaasını sunmasından sonra başvurucu vekili süre talep etmiş ve Mahkeme birsonraki duruşmayı 14/8/2009 tarihine bırakmıştır.
18. Başvurucu vekili, 14/8/2009 tarihli duruşmaya ilişkin mazeret dilekçesisunmuş, 22/10/2009 tarihli bir sonraki duruşmada esas hakkındaki savunmayıhazırlamak için tekrar süre talep etmiştir.
19. Adana 6. Ağır CezaMahkemesinin 15/12/2009 tarihli ve E.2004/414,K.2009/303 sayılı kararıyla, başvurucu hakkında isnat olunan eylemler sabitgörülerek başvurucunun 765 sayılı mülga Kanun’un 125. maddesi gereğince müebbethapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir.
20. Mahkeme; olaylara ilişkintutanak ve raporları, sanık ifadelerini, E.Y.ye yaptırılan teşhise dairtutanağı ve Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını dayanak göstermiştir.Mahkeme, 1. Suçlamaya konu olaylarla ilgili başka bir dosyada yargılanan sanık A.A.nın, başvurucunun PKK terör örgütünün askerî kanadındaolduğunu belirttiğini ve yine aynı olay nedeniyle yargılanan sanıkların, başvurucununbu eyleme katıldığına dair ifade verdiklerini not etmiştir. “2. suçlama”yönünden ise aradan uzun zaman geçmiş olması, başvurucu ve örgüt korkusu nazaraalınarak maktulün kardeşi E.Y.nin duruşmada verdiğiifadesine değil, olayın akabinde sıcağı sıcağına yapmış olduğu teşhis ve beyanaitibar edilmiştir. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi, toplanan deliller ve dosyamuhteviyatı itibarıyla başvurucunun inkâra yönelik savunmalarına itibaretmemiş, başvurucunun savunmalarının dosya muhteviyatı ve delillerleörtüşmediği ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca,sabit kabul edilen eylemler ışığında, başvurucu vekilinin beraat ve zaman aşımıyönündeki talepleri de Mahkeme tarafından kabul edilmemiştir.
21. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi,aynı dosyada yargılanan ve haklarındaki yakalama kararı henüz infaz edilemeyensanıklar H.A., Z.O., L.B. ve M.Ş. yönünden ise tefrikkararı vermiştir.
22. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 10/11/2010 tarihli ve E.2010/10961, K.2010/11548 sayılıilamıyla “2. suçlamaya” dair iddianame okunmaksızın başvurucunun sorguyaçekilmesi ve 14/8/2009 tarihli tutanağın zabıt katibi tarafından imzalanmamasıgerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
23. Bozma kararına uyan Adana 6.Ağır Ceza Mahkemesi eksiklikleri tamamlamış, 26/4/2011tarihli ve E.2011/34, K.2011/104 sayılı kararıyla başvurucunun bir öncekikarardaki gibi cezalandırılmasına hükmetmiştir.
24. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24/9/2012 tarihli ve E.2012/4523, K.2012/9730 sayılıilamıyla Mahkeme kararı onanmıştır.
25. Yargıtay ilamı 9/1/2013 tarihinde ilk derece mahkemesi kalemine ulaşmıştır.Başvurucu, nihai karardan 15/1/2013 tarihinde haberdarolduğunu belirtmiştir.
26. Başvurucu 1/2/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
27. 765 sayılı mülga Kanun’un102. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:
1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbedağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,
2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasınımüstelzim cürümlerde on beş sene,
3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş senedenziyade hapis yahud hidematıammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birinimüstelzim cürümlerde on sene,
…
… geçmesile ortadan kalkar.”
28. 765 sayılı mülga Kanun’un104. maddesi şöyledir:
“Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celbveya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi,maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisitarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğebaşlar.
Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddidise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar.Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”
29. 765 sayılı mülga Kanun’un125. maddesi şöyledir:
“Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir Devletin hakimiyeti altına koymağa veya Devletin istiklalini tenkiseveya birliğini bozmağa veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardanbir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil işliyenkimse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasilecezalandırılır.”
30. 765 sayılı mülga Kanun’un168. maddesi şöyledir:
“Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156 ncımaddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil ederyahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyihaiz olursa onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağırhapis cezasına mahkum olur.
Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeşyıla kadar ağır hapisle cezalandırılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
31. Mahkemenin 8/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 1/2/2013tarihli ve 2013/1546 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
B. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu, yetersiz veyerinde olmayan sebeplerle terör örgütü üyesi sıfatıyla yargılandığını, sadecebazı sanıkların ifadelerine dayanılarak hüküm kurulduğunu, tanık E.Y.nin Mahkeme huzurundaki ifadesi yerine fotoğraftanyaptığı teşhise itibar edilmesinin “şüphedensanık yararlanır” ilkesine aykırı olduğunu, onama kararına kadar 20yıl 5 ay geçtiğini ve olağanüstü zaman aşımı süresi dolduğundan şantiye basmaeylemi nedeniyle cezalandırılamayacağını, karmaşık bir dava olmamasına rağmenyargılamanın uzun sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerindekiadil yargılanma hakkının ve suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, etkili bir soruşturma yürütülmeksizin suçlu bulunduğuve “1. suçlamaya” ilişkin başka bir dosyada haklarında dava açılan sanıklara765 sayılı mülga Kanun’un 168. maddesi uygulanırken kendisinin aynı kanunun125. maddesi uyarınca cezalandırıldığı gerekçeleriyle Anayasa’nın 10. ve 40.maddelerinde düzenlenen ayrımcılık yasağına ve etkili başvuru hakkına riayetedilmediğini iddia etmiştir. Başvurucu, son olarak Anayasa’nın 15., 138. ve 142. maddelerine dayanmıştır.
A. Değerlendirme
33. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlıdeğildir. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun iddialarınınözünün, adil yargılanma hakkına yönelik olduğu görülmektedir. Bu itibarlabaşvurucunun şikâyetleri adil yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmiş, diğeriddialarına ilişkin ayrı bir değerlendirme yapılmamıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. YargılamanınSonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
34. Başvurucu, eksik incelemeyedayalı mahkûm edildiğinden, uygulanan kanun maddesinde hataya düşüldüğünden, E.Y.nin mahkeme huzurundaki ifadesinin esas alınmadığındanve “1. suçlamaya” ilişkin zaman aşımına rağmen cezalandırıldığından şikâyetetmiştir.
35. Adalet Bakanlığı görüşünde;başvurucuya, dosyadaki delillere ilişkin bilgi verildiği, duruşmalardabaşvurucu ve vekiline söz hakkı tanındığı, bazı taleplerini karşılamak üzereara kararlar verildiği, adil yargılanma hakkına ilişkin iddialarınıduruşmalarda, esas hakkındaki savunmasında ve temyiz dilekçelerinde dilegetirmiş olduğu ve bu iddiaların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesinde değerlendirildiği belirtilmiştir.
36. Anayasa'nın 148. maddesinin(4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, açıkça dayanaktan yoksun başvurularınkabul edilemezliğine karar verebilir.”
38. 6216 sayılı Kanun'un 48.maddesinin ikinci fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemecekabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 148.maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin, bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
39. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireyselbaşvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede,kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
40. Başvuruyakonu olaydaAdana 6. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama süresince başvurucuya iddia vesavunmasını ortaya koymak üzere imkân tanımış ve başvurucunun mahkûmiyetineyönelik delilleri ve gerekçesini açıklıkla ortaya koymuştur.
41. Mahkeme, tanık E.Y.yeyaptırılan teşhis işlemini, tanığın mahkeme aşamasındaki beyanına tercihetmişse de aradan geçen zamanı ve başvurucu ile örgüt korkusunu dikkate alarakolayı takiben sıcağı sıcağına yapılması dolayısıyla teşhisteki ifadelere itibarettiğini kararında vurgulamıştır. Mahkeme, toplanan deliller ve dosyamuhteviyatı itibarıyla başvurucunun inkâra yönelik savunmalarına itibaretmemiş, başvurucunun savunmalarının dosya muhteviyatı ve delillerleörtüşmediği ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilmiştir. Mahkemeayrıca, sabit kabul edilen eylemler ışığında, başvurucu vekilinin beraat vezaman aşımı yönündeki taleplerini kabul etmediğini belirtmiştir.
42. Başvurucu, “1. suçlamaya”ilişkin Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan sanıkların aksine 765sayılı mülga Kanun’un 168. maddesi değil 125. maddesi uyarıncacezalandırıldığını iddia etmiştir. Başvurucu bununla birlikte, diğer sanıklarile kendisinin bu olaydaki rollerinin aynı olup olmadığına ve aynı suç tipineuyduğuna ilişkin herhangi bir açıklama getirememiştir. Diğer yandanbaşvurucunun mahkûmiyeti bakımından diğer sanıklarla beraber katıldığı “1.suçlamanın” yanı sıra “2. suçlamadaki” eyleminin de esas alındığı görülmektedir.
43. Başvurucu ek olarak “1.suçlamadaki” şantiye basma eylemi bakımından zaman aşımının dolduğunu ilerisürmüşse de Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi 15/12/2009tarihli kararında başvurucunun sabit görülen eylemleri ışığında bu savunmayıreddetmiştir. Bozma sonrası verilen ve onanan 26/4/2011tarihli kararda başvurucunun önceki karardaki gibi 765 sayılı mülga Kanun’un125. maddesi uyarınca cezalandırılması karşısında zaman aşımının dolduğuiddiası dayanaksız kalmaktadır.
44. Başvurucu, eksik incelemeyedayalı karar verildiği iddiasını ise soyut bir şekilde ileri sürümüş, hangihususların eksik bırakıldığını ve ne şekilde hak kaybına neden olunduğudetaylandırmamıştır.
45. Mahkemeningerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün, derecemahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
46. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller vegörüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunmaolanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili birşekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafındandinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin ve Yargıtayın kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespitedilememiştir. Diğer yandan başvurucunun, temyiz aşamasında da duruşmahakkından faydalandığı ve iddialarını sözlü olarak Yargıtay önünde dile getirmeimkânı bulduğu görülmektedir.
47. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. YargılamanınMakul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası
48. Adalet Bakanlığı görüşünde, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem vekararların bireysel başvuruya konu olabileceği, başvurucunun yargılandığı davanınise 24/9/2012 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
49. 6216 sayılı Kanun'un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler.”
50. Başvurucu hakkında açılanceza davası 24/9/2012 tarihli Yargıtay kararı ilekesinleştiğinden başvurucunun şikâyeti, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisi içerisinde kalmaktadır (Ersin Ceyhan, B. No:2013/695, 9/1/2014, §§ 15-21). Açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de görülmeyen başvurunun, kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
51. Adalet Bakanlığı tarafından,Anayasa Mahkemesinin 23/9/2012 tarihinden sonrakiyargılama süresini dikkate alacağı düşünülmekle birlikte bu tarihe kadar geçensürenin ve davanın mevcut durumunun da göz önünde bulundurulabileceği, cezadavasının toplamda 14 yıl sürdüğü, başvurucu hakkındaki yakalama kararının 8yıl 11 ay sonra infaz edilebildiği ifade edilmiştir.
52. Makul sürede yargılanmahakkı, adil yargılanma hakkının kapsamı içerisinde yer almaktadır ve davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının göreviolduğunu belirten Anayasa'nın 141. maddesi de Anayasa'nın bütünselliği ilkesigereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulmalıdır (Güher Ergun ve diğerleri,B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 38-39).
53. Ceza muhakemesinde yargılama süresininmakul olup olmadığı incelenirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır.Sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı,yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süreşikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (ErsinCeyhan, § 35).
54. Bununla birlikte, suç isnadının tarihiile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile ilgili zamanbakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilmektedir. İsnat tarihiAnayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012tarihinden önce olan ancak bu tarihte yargılaması devam eden ya da verilennihai karar henüz kesinleşmemiş olan ceza davaları ile ilgili olarak, makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetler bakımındandikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, suçun isnatedildiği tarihten itibaren geçen süredir. Dolayısıyla, 23/9/2012tarihinde derdest olmak şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suçisnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihe veya devam eden davalardaAnayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihe kadar geçen süre esasalınmalıdır (Ersin Ceyhan, § 36).
55. Bu çerçevede davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir(Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
56. Somut başvuru açısından yargılamasüresinin başlangıcı başvurucu hakkında ceza davasının açıldığı 29/12/1998 tarihidir. Yargılama, 24/9/2012tarihli onama ilamıyla tamamlanmıştır.
57. Dolayısıyla yargılama, 29/12/1998ile 24/9/2012 tarihleri arasında 14 yıl 3 ay 5 gün sürmüştür. Ancak 6/11/2007 tarihine kadar başvurucunun gıyabi tutuklamakararı uyarınca aranmakta olduğu gözetildiğinde başvurucunun kendisinin sebepolduğu bu gecikmenin toplam yargılama süresinin hesabına dâhil edilmemesigerekir.
58. Bu itibarla somut başvuruya konu ceza davasının makulsürede tamamlanıp tamamlanmadığı bakımından değerlendirilmesi gereken süre ikidereceli bir yargılamada 6/11/2007 tarihi ile24/9/2012 tarihi arasında geçen 4 yıl 10 ay 18 günlük zaman dilimidir.
59. Anayasa Mahkemesi; ilk derece mahkemesinin, duruşmaları 25/7/2008 ile 14/10/2008 tarihli duruşmalar arasındaki 2 ay20 günlük sürenin haricinde 1 veya 2 ay civarındaki makul aralıklarda yaptığınınot etmektedir. Başvurucunun yakalanmasından sonra Ağır Ceza Mahkemesi ilkkararını 2 yıldan biraz fazla sürede vermiştir. Yargıtay incelemeleri ise ilkdefasında 1 yılın altında ve sonraki temyiz üzerine ise 1 yıl 5 aylık bir süreiçinde sonuçlandırılmıştır.
60. Gıyabi tutuklama kararından sonra yaklaşık 9 yıllık süreboyunca başvurucunun yargılamadan kaçınmasının delil toplanmasını vedolayısıyla dosyanın karara bağlanmasını güçleştirdiği açıktır (bkz. §§ 7, 11 ve 12). İkinci olarak Adana6. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun, aleyhinde beyanda bulunmuş olan tanığasoru yöneltebilmesine imkân tanımak üzere bir yıl süresince tanık E.Y.nin dinlenilmesi için çaba göstermiştir. Tanığaulaşılamamasında Mahkemeye atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığı, adresininbilinememesi nedeniyle tanığın Mahkeme önüne getirilemediği anlaşılmaktadır (bkz.§§ 14-16).
61. Başvurucu vekili, 2/6/2009 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısının esashakkındaki mütalaasını sunması üzerine süre talep etmiş, 14/8/2009 tarihindekibir sonraki duruşmaya mazeret bildirerek katılmamış ve 22/10/2009 tarihindetekrar süre talep etmiştir. Bu sürelerin de yargılama süresinindeğerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir.
62. Başvurunun değerlendirilmesi neticesindebaşvuruya konu ceza davasının; başvurucu haricinde diğer dört sanığındaha bulunması, başvurucu hakkında çok sayıda suçlamayı içeren iki ayrı davanınbirleştirilmesinin söz konusu olması, yargılamaya konu suçlamaların kapsamı,başka bir mahkemeyle yazışma yapılmasının gerekmesi dikkate alındığında karmaşık bir nitelik taşıdığı görülmektedir.
63. Bu itibarla, yargılamanın yürütülmesindeizlenen yöntem ve somut davanın koşulları dikkate alındığında iki dereceli biryargılamada geçen 4 yıl 10 ayın biraz üzerindeki yargılama süresi makul olarakdeğerlendirilmelidir.
64. Açıklanan nedenlerle, başvurucununAnayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının“açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindebırakılmasına,
8/9/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLEkarar verildi.