TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYNUR AVYÜZEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/784)
Karar Tarihi: 27/10/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Aynur AVYÜZEN
Vekili
:
Av. Ercan KANAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, mahkûmiyete ilişkin kararın gerekçeli olmaması,soruşturma aşamasında müdafi olmaksızın elde edilmiş ifadelerin mahkemece hükmeesas alınması, talep edilen delillerin toplanmaması, yargılamanın makul süreyiaşması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; ağırlaştırılmış müebbet hapiscezasına mahkûm edilmesinin kanuni sonucu olarak koşullu salıvermehükümlerinden faydalanılamayacak olunması nedeniyle işkence yasağının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/1/2014 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 4/9/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 28/12/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/2/2016 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş25/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 11/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) vasıtasıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, yasa dışı TKP/ML-TİKKO terör örgütüne yöneliksoruşturma kapsamında 5/6/2003 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvuru formundagözaltında işkence yapıldığına ilişkin olarak kolluk görevlileri hakkında suçduyurusunda bulunulduğu belirtilmiş ise de Giresun Başsavcılığının Bakanlığagönderdiği 24/2/2016 tarihli yazıda, bu konuda herhangi bir soruşturma kaydınarastlanmadığı bildirilmiştir.
9. Başvurucu 9/6/2003 tarihinde terör örgütüne ne şekildekatıldığına, örgütsel yapı içindeki konumuna ve katıldığı eylemlere dairkollukta müdafii olmaksızın ifade vermiştir. İfadealma sırasında başvurucuya hakları hatırlatılmamıştır. Başvurucu, Savcılıkta vesorguda susma hakkını kullanmıştır.
10. Giresun Sulh Ceza Mahkemesi 9/6/2003 tarihinde başvurucununtutuklanmasına karar vermiştir.
11. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı da25/6/2003 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmınıtağyir ve tebdil veya ilgaya teşebbüs etme suçundan başvurucu hakkında davaaçmıştır.
12. Anılan dava, İstanbul'da örgüt üyesi olma, örgüt adınasilahlı eylemlerde bulunma, yasa dışı pankart asma ve yağma suçlarından açılandava dosyasıyla birleştirilmiştir. Başvurucu ve diğer kişiler hakkında açılandiğer bazı davalar da sonraki tarihlerde bu yargılamayla birleştirilmiştir.Birleştirmelerin ardından yargılama, on bir sanığa isnat edilen çok sayıdaeylemi kapsar hâle gelmiştir.
13. Başvurucu 29/12/2004 tarihli duruşmada; kolluktaki ifadesinibaskı altında verdiğini, tehdit edildiğini, ifadesini kabul etmediğini beyanetmiştir.
14. Devlet güvenlik mahkemelerinin kapatılmasının ardındanyargılamaya nihai olarak (kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK250. madde ile görevli) devam edilmiştir.
15. Başvurucu 8/2/2006 tarihinde tahliye olmuştur.
16. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 21/11/2011 tarihli veE.2001/138, K.2011/184 sayılı kararı ileanayasaldüzeni bozmaya teşebbüs etme suçundan başvurucunun ağırlaştırılmış müebbethapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesikararını; başvurucunun ve diğer sanıkların kollukta verdikleri ifadelere,ekspertiz raporlarına, olay yeri inceleme ve fiziki takip tutanaklarınadayandırmıştır.Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Sanıklar Y. E., V. Ö. ve AYNUR AVYÜZEN'in [Başvurucu],
31/12/2000 tarihinde Tekirdağ ili Çorlu ilçesiN...mahallesinde bulunan Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait askeri kantineplastik şişe içerisinde hazırlanmış el yapımı zaman ayarlı bombanın konulmasıeylemini gerçekleştirdikleri, Y. ve V. tarafından hazırlanan el yapımı zamanayarlı bombanın, eylem öncesinde Y. tarafından keşif yapılmasından sonra olaygünü Y. ile birlikte Aynur'un arama yapılmadan girilen kantine girerek bombanıniçinde olduğu plastik şişeyi kantinin rafına koyarak dışarı çıktıkları,sonrasında bombanın patladığı,
26/01/2001 tarihinde Kocaeli ili Körfezilçesinde bulunan trafik amirliğine ve polis karakoluna bomba konulmasıeylemini gerçekleştirdikleri, V. ve Y.tarafındanhazırlanan bombanın konulması için Körfez'e birlikte giden sanıklar Y., V.,Aynur şeklinde oluşan grubun içinden Y. ile Aynur tarafından bombanın trafikamirliği yakınındaki polis karakoluna konulduğu, hazırlanan diğer bombanın iseV. Ö. ile Y. tarafından trafik amirliğine konulduğu, bombaların patlamadığı,
Sanık AYNUR AVYÜZEN hakkında iddia olunaneylemlerin, diğer sanıklar İ. Y., Y. E. ve V. Ö.ye göre daha az olmasına rağmennitelikleri, vehamet arzettiklerianlaşıldığından sanığın eylemlerinin mülga 765 sayılı TCK 146/1 maddesindekisuçu oluşturduğu kanaatine varılmıştır.
(...)
Sanıklar (...) bu eylemlerigerçekleştirdikleri birleşen dosyalarda dahil olmak üzere tüm dosyaiçerisindeki araştırma tutanakları, ekspertiz raporları, olay yeri incelemetutanakları, fiziki takip tutanakları ve sanıklarınemniyet müdürlüklerinde alınan ifadelerinden anlaşılmakla sanıklarınüzerlerine atılı suçu işledikleri kanaatine varılmış ayrıca lehe yasadeğerlendirmesinde hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK309/1 maddesi gereği sanıkların ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıile cezalandırılmalarına karar verileceği ayrıca TCK 309/2 maddesi gereği 1.fıkrada yazılı suçun işlenmesi esnasında işlenen diğer suçlardan dolayı da ayrıayrı ilgili maddeler uyarınca cezaya hükmolunacağı dolayısıyla sanıklarhakkındaki eylem çeşitliliği dikkate alındığında bu durumun sanıkların aleyhinesonuç doğuracağı, suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı TCK146/1 maddesi uygulamasının sanıklar lehine olduğu anlaşıldığından sanıklarınaşağıda yazılı şekilde cezalandırılmalarına karar verilmiştir."
17. Duruşmalı olarak yapılan ve başvurucu müdafiininkatıldığı temyiz incelemesi sonrasında Yargıtay 9. Ceza Dairesi 10/12/2013tarihli ve E.2013/4630, K.2013/15327 sayılı ilamı ile kararı başvurucu yönündenonamıştır. Yargıtay ilamından 18/12/2013 tarihinde haberdar olunmuştur.
18. Başvurucu 17/1/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. Başvurucunun mahkûmiyetine esas alınan anayasal düzeni zorlaortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga TürkCeza Kanunu'nun 146. maddesinde düzenlenmiştir.
20. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi KanunununYürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca olaylartarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305. maddesinde, on beş sene ve üzerindehükmedilen hapis cezalarına ilişkin kararların kişilerin talebi olmasa dahiresen temyiz incelemesine tabi tutulacağı belirtilmektedir.
21. Olay tarihinde yürürlükte olan 1412 sayılı mülga Kanun’nun 135. maddesi şöyledir:
“Zabıta amir ve memurları ile CumhuriyetSavcısı tarafından ifade almada ve hâkim tarafından sorguya çekilmede aşağıdakihususlara uyulur:
1. İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tesbitedilir. İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarakcevaplandırmak zorundadır.
2. Kendisine isnat edilensuç anlatılır.
3. Müdafi tayin hakkınınbulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayinedilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımındanyararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayıgeciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazırbulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceğisöylenir.
4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğusöylenir.
5. Şüpheden kurtulması için somut delillerinin toplanmasını talepedebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadankaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek imkânı verilir.
6. İfade verenin veyasorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.
7. İfade veya sorgu birtutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;
a) İfade verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,
b) İfade verme veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerinisim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,
c) İfade vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerinyerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,
d) Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olanmüdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı,
e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır.”
22. 1412 sayılı mülga Kanun’un 135/A maddesi şöyledir:
“İfadeverenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyicinitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedenselcebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veyaruhi müdahaleler yapılamaz.
Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.
Yukarıdakifıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahidelil olarak değerlendirilemez.”
23. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:
“Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın herhal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiinyardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığabir müdafi seçebilir.
Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacaksorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. CumhuriyetSavcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.
Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmaküzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin,yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanındaolma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”
24. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:
“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecekdurumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine birmüdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekizyaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecedemalul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebiaranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.”
25.1412 sayılı mülga Kanun’un 144. maddesi şöyledir:
“Yakalanan veya tutuklu bulunan kişivekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarınınduyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmalarıdenetime tabi tutulamaz.”
26. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte bulunan16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi şöyledir:
“Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanınagiren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine enyakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç kırksekizsaat içinde hakim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.
Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştirakisuretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veyafail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenindört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. (Mülga cümle: 06/02/2002 - 4744 S.K../5. md.)
(Değişik fıkra: 06/02/2002 -4744 S.K../5. md.) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilenbölgelerde yakalanan veya tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada dört günolarak belirlenen süre, Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararıyla yedigüne kadar uzatılabilir. Hakim, karar vermeden önceyakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler.”
27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınanifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafındandoğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”
28. 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nunYürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 3. maddesi şöyledir:
“(1) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk CezaKanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır.
(2)Mevzuatta, yürürlükten kaldırılmış Türk Ceza Kanununun kitap, bab ve fasıllarına yapılmış olan yollamalar, o kitap, bab ve fasıl içinde yer almış hükümlerin karşılığınıoluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun maddelerine yapılmış sayılır. ”
29. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesinin (16) numaralı fıkrasışöyledir:
“5237 sayılı Türk CezaKanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, ‘Devletin Güvenliğine KarşıSuçlar’ başlıklı Dördüncü Bölüm, ‘Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar’ başlıklı Beşinci Bölüm, ‘Milli Savunmaya Karşı Suçlar’ başlıklıAltıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyetiçerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasınamahkûmiyet hâlinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.”
30. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun17. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“Ölüm cezaları, 14/7/2004 tarihli ve 5218sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılıÇeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla müebbet ağır hapiscezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbetağır hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezasına mahkûm olan terör suçluları koşullu salıverilme hükümlerindenyararlanamaz. Bunlar hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasıölünceye kadar devam eder.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu, gözaltında baskı ve tehdit altında müdafiolmaksızın alınan ifadelerin hükme esas alındığını, kararın gerekçesizolduğunu, atılı eylemlerle bağ kuracak deliller bulunmadığını, eksik araştırmaile hüküm kurulduğunu, Mahkeme kararının diğer sanıkların kollukta baskıaltında verdikleri ifadelerine dayandığını, yargılamanın uzun sürdürdüğünü,tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmadığını,bu kararların duruşmasız olarak verildiğini, tutukluluğun makul süreyi aştığınıbelirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş; 250.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminat talebindebulunmuştur.
33. Başvurucu, ayrıca yargılama sonunda ölünceye kadar infazıdevam edecek bir cezaya hükmedilmesi nedeniyle yaşam hakkı ve insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulma yasağının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
34. Başvurucu; tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerininilgili ve yeterli olmadığını, bu kararların duruşmasız olarak verildiğini,tutukluluğun makul süreyi aştığını ileri sürmüştür.
35. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğübaşvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. İlk derecemahkemesince verilen mahkûmiyet kararının anılan yetkinin başladığı 23/9/2012tarihinden sonra verilmiş olması gerektiği, bu tarihten önce verilen bir nihaikararla sona eren tutukluluk hâllerine ilişkin başvuruların zaman bakımındanyetki dışında kaldığı kabul edilmiştir. Somut olayda başvurucu, 5/6/2003tarihinde yakalanmış; 9/6/2003 tarihinde tutuklanmış; 8/2/2006 tarihindetahliye olmuş ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/11/2011 tarihlikararıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir.Başvurucunun hükümle birlikte verilen karar doğrultusunda 5/4/2012 tarihindeyeniden tutuklanmasına karar verilmiştir. Anılan ilkeler temelinde yapılandeğerlendirmede başvurucunun suç isnadına bağlı tutukluluk hâli 23/9/2012tarihinden sona erdiğinden başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir (Osman Büyüksu, B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§20-23; Cevdet Genç, B. No:2012/142, 9/1/2014, §§ 24-29).
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddialar
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyeteuygun yargılanma ve makul sürede yargılanma yargılanmahaklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdafi YardımındanFaydalanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu; genel olarak yargılamanın hakkaniyete uygunyürütülmediğini, bu kapsamda esas olarak gözaltında avukata erişim imkânındanyararlandırılmadığı sırada baskı altında imzalanan ancak içeriği kabuledilmeyen tutanaklarda yer alan ifadelere dayanılarak mahkûmiyetine kararverildiğini belirtmektedir.
38. Bakanlık görüş yazısında,Gafgen/Almanya (B. No: 22978/05) kararınaatıfla işkence ve kötü muamele sonucu elde edilen ikrarın kullanılmasınınyargılamanın adilliğini bir bütün olarak zedeleyeceği, ancak başvurucununişkence gördüğüne ilişkin olarak suç duyurusunda bulunduğu iddiasına rağmenGiresun Cumhuriyet Başsavcılığında bu konuda bir soruşturma evrakınınbulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu ise başvuru formundaki iddialarınıtekrarlamıştır.
39. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
40. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin,iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsamve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
41. Sözleşme'nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:
“1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisineyöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş,bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, …görülmesini isteme hakkına sahiptir...
…
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdakiasgari haklara sahiptir:
…
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği birmüdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmakiçin gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi içingerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarakyararlanabilmek;
…”
42. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendikapsamında, isnat altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrıhakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımındanyararlanma ve bir müdafi tayin etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerinegelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanmahaklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzatsavunması talep edilemez (Kazım Albayrak,B. No: 2014/3836, 17/9/2014, § 28).
43. Müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılama için suçisnadı altındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterliolmadığını, ayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmalarıgerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkını etkin bir şekildekullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı, aynı zamandaadil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesininde gereğidir (Kazım Albayrak, §29).
44. Sözleşme’nin anılan maddesi, herhangi bir istisnagözetmeksizin suç isnadı altında bulunan herkesi kapsamakta ve cezayargılamasının her aşamasında uygulanmaktadır. Dolayısıyla soruşturmaaşamasında yapılan işlemler bakımından da bu hak güvence altına alınmıştır. Bukapsamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), adil yargılanma hakkınıngüvencelerinin yargılama öncesi işlemlere de uygulanması gerektiğinibelirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, B. No: 13972/88, 24/11/1993, §§36-38).
45. Diğer taraftan AİHM; müdafi ile temsil hakkının sınırsızolmadığını, geçerli bir nedenle dava öncesi aşamada avukata erişiminkısıtlanabileceğini, her durumda yargılamaya bir bütün olarak bakıldığındakısıtlamanın adil yargılamaya engel olup olmadığının değerlendirileceğini belirtmiştir(John Murray/BirleşikKrallık, B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık, B. No: 28135/95, 6/6/2000, § 41). Bukapsamda suç isnadı altında bulunan kişinin gerekirse resen atanan bir avukattarafından etkili bir şekilde savunulma hakkı adil yargılanma hakkının temelunsurlarından biridir (Kazım Albayrak,§ 30).
46. Bununla birlikte AİHM; adil yargılanma hakkına ilişkinSözleşme’nin 6. maddesinin, bu hakkın güvencelerinden kişilerin kendiiradeleriyle vazgeçmelerini engelleyecek şekilde yorumlanamayacağınıbelirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye,B. No: 4447/05, 1/10/2013, § 48).
47. Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımındanyararlanma imkânından vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlüşüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibarıylaasgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi vevazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulmasıgerekir (Talat Tunç/Türkiye, B.No: 32432/96, 27/3/2007, § 59; Aksin vediğerleri/Türkiye, § 48).
48. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resenücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişininolanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlüktenmahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukatyardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye, §§ 55-56).
49. Somut olayda başvurucunun 5/6/2003 tarihinde yakalanmasısonrasında 9/6/2003 tarihine kadar gözaltında tutulduğu görülmektedir. Gözaltıişleminin devamı sırasında düzenlenen ifadede başvurucunun kendisi ve diğerşüpheliler hakkında isnat edilen suç konusunda sorumluluk doğuracak ayrıntılıanlatımlar ve ikrarların yer aldığıgörülmektedir.
50. Başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada Devlet GüvenlikMahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafiyardımından yararlanmak ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır.Anılan tarihlerlerde ilgili mevzuat normal gözaltısüresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucunun belirtilen şartlardagözaltında tutulduğu görülmektedir. Başvurucuyaait kolluk ifade tutanağında, 1412 sayılı mülga Kanun’un 135. maddesindedüzenlenen ifade vermeye ilişkin kurallar ve hakların hatırlatıldığına ilişkinbir veri de bulunmamaktadır.
51. Ayrıca başvurucu; kovuşturma evresinde, kollukta psikolojikbaskı ve tehdit altında ifade ve teşhis tutanaklarını imzalamak zorundakaldığını, ifade tutanaklarının içeriğini ve isnat edilen suçlamaları kabuletmediğini beyan etmiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçesidikkatealındığında gözaltı ifadelerinin belirleyici biçimde hükme esas alındığıgörülmektedir.
52. AİHM, soruşturma aşamasındaki ikrarın kötü muamele veyaişkence altında verildiği belirtilerek hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bukonu irdelenmeksizin esasa geçilerek ikrarın dayanak olarak kullanılmasını bireksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye,B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91).
53. Sanığın hâkim önüne çıkarılmadan uzun süre tecrit hâlindegözaltında tutulması nedeniyle şüpheler ortaya çıktığında ikrara yönelikkuşkuların hakkaniyete aykırılıklar yaratabileceği belirtilmektedir (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, §87; Magee/BirleşikKrallık, § 43).
54. Diğer yandan baskı ve zorlamaya maruz kalındığına ilişkiniddialara ilişkin somut olguların ortaya konulmaması, adil yargılanma hakkıkapsamında yapılacak incelemede belirtilen koşulların gözönündebulundurulmasına engel değildir (Abdulselam Tutal ve diğerleri [GK], B. No:2013/2319, 8/4/2015, § 68).
55. Başvurucu,anayasaldüzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmek suçunu işlemekle suçlanmış veyargılama sonunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir.Yargılama sırasında suçsuz olduğunu ve suçla ilgisini ortaya koyan delilbulunmadığını savunan başvurucunun kovuşturma evresinde kolluk ifadelerinikabul etmediği, tehdit ve zorlamayla ifadesinin alındığını belirttiğigörülmektedir. Mahkeme, avukata erişim imkânının sağlanmadığına ilişkin buiddiaları irdelemeksizin anılan ifadeleri hükme esas almıştır.
56. Başvurucunun kabul etmediği ifadesinin mahkûmiyetine dayanakoluşturduğu, daha sonra sağlanan avukat yardımı ve yargılama usulünün diğergüvencelerinin soruşturmanın başında savunma haklarına verilen zararıgideremediği görülmektedir. Yargılama devam ederken yürürlüğe giren 5271 sayılıKanun’un 148. maddesinin (4) numaralı fıkrası kovuşturma aşamasında savunmanınetkinliğini sağlayacak nitelikte ise de dava, anılan ifadelerin oluşturduğuçerçevede sonuçlanmış ve bu durum temyiz aşamasında değerlendirilmemiştir.
57. Başvurucunun gözaltında avukat yardımından yararlanamamasıve bu nedenle savunma haklarına verilen zarar, yargılamanın bir bütün olarakadil olmasını engellemiştir. Bu sebeple yargılamanın daha sonraki aşamalarındaadil yargılanma hakkının makul sürede yargılanma hakkı dışındaki diğergüvencelerinin yerine getirilip getirilmediğinin ayrıca incelenmesine gerekgörülmemiştir.
58. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
59. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ölünceye kadar infazedilmesinin Anayasa’nın 17. maddesini ihlal ettiğine ilişkin iddianın tespitedilen ihlal nedeniyle ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
b. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
60. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
61.Bakanlıkça bu konuda görüş sunulmasına gerek olmadığı, buiddia yönünden Anayasa Mahkemesince MehmetAli İncesu başvurusunda (B. No: 2012/1145, 15/4/2014)dahaönce kriterler belirlendiği, somut başvuruda bu kriterlerden ayrılmayıgerektirir bir yön bulanmadığı belirtilmiştir.
62.Başvurucu, dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ettiğinisöylemiştir.
63.Makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil olup davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141. maddeside -Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38, 39).
64. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken ölçütlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41-45).
65. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Cezayargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak kararabağlandığı tarihtir (Ersin Ceyhan,B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
66. Bu ilkeler temelinde yapılan incelemede başvurucu hakkındakiyargılama 5/6/2003 ile 10/12/2013 tarihleri arasında 10 yıl 6 ay 5 günsürmüştür.
67. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde yargılamanınkonusunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını bozma vedeğiştirme veya kaldırmaya teşebbüs etme suçu ile ilgili olduğu, davada yeralan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerininniteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birliktedavaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından farklı bir kararverilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 10 yıl 6 ay 5 günlükyargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
68. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
70. Başvurucu 250.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
71. Müdafi yardımından faydalanma ve makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
72. Müdafi yardımından faydalanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunduğundan kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere(kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyalarının devredildiğimahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
73. Makul sürede yargılanma hakkının ihlalinin tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin iddiaların zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Müdafi yardımındanfaydalanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
3. Makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan müdafiyardımından faydalanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından faydalanma hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere (kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyalarının devredildiğimahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE27/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.