TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYŞE BAŞCI VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5367)
Karar Tarihi: 25/2/2015
R.G. Tarih-Sayı: 27/5/215-29368
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Selami ER
Başvurucular
:
1- Ayşe BAŞCI
2- Emine ALBAYRAK
3- Ayşe GÜLEÇ
4- Fadime OSMA
Vekilleri
:
Av. Adil AKTAY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazınkamulaştırılması nedeniyle açılan bedel tespiti ve tescil davasında, araziye2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendine aykırı biçimde gerçekdeğerinden düşük bir bedel tayin edilmesi, faize hükmedilmemesi, yargılamanınmakul sürede bitirilmemesi ve aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmesinedenleriyle Anayasa’nın 2., 10., 20., 35., 36., 46. ve 90. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuşlardır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 9/7/2013 tarihinde Mersin 4. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 21/7/2014 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 14/11/2014 tarihinde kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve birörneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 16/12/2014 tarihli yazısında, AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yeraldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvuruculara ait taşınmazın da bulunduğu Ermenekilçesinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 10/4/2002 tarih ve 1572sayılı tasdikli projesi kapsamında Ermenek Barajı ve HES tesisleri projesi vegöl sahası inşaatı yapılması planlanmış ve 13/7/2006 tarihinde Devlet Su İşleriGenel Müdürlüğünce (İdare) kamu yararı ve kamulaştırma kararı alınmıştır. BakanlarKurulu'nun baraj ve HES projesine ilişkin 2009/14599 sayılı acele kamulaştırmakararı 31/1/2009 tarih ve 27127 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
8. İdare, başvuruculara ait 10.035,81 m² büyüklüğündekitarla vasıflı taşınmaza acele kamulaştırma yoluyla el konulması ve kamulaştırmabedelinin tespiti talebiyle 10/2/2009 tarihinde Ermenek Asliye HukukMahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme, bilirkişiler ve taraflareşliğinde 15/3/2009 tarihinde taşınmazda keşif yapmıştır. Keşif sonrası hazırlananbilirkişi raporunda taşınmazın kıraç arazi olduğu, sulu tarım yapılmasınınmümkün olmadığı, dolayısıyla sebze yetiştirmeye uygun olmadığı, çok taşlı birsathı olduğu, üzerinde yer yer kayalık ve çalılıklar bulunduğu, %12-16 meyilliolduğu, Ermenek şehir merkezine 17 km uzaklıkta bulunduğu ve 3. sınıf susuztarım arazisi olduğu tespit edilerek Ermenek ilçesi ve Karaman İli ile çevreilçelerin 2008 yılı verileri kullanılarak buğday-nohut münavebesi ile değeri3.311,81 TL olarak tespit edilmiştir.
9. Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesi, 21/4/2009 tarih veE.2009/43, K.2009/152 sayılı kararı ile bilirkişi raporuna dayanarak el koymabedelini 3.311,81 TL olarak belirleyerek bedelin başvuruculara ödenmesine vetaşınmaza acele el konulmasına karar vermiştir. Kararda başvurucular aleyhineyargılama giderine hükmedilmemiş, yargılama giderleri davacı idare üzerinebırakılmıştır.
10. İdare tarafından 5/5/2010 tarihinde aynı Mahkemede açılankamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın tescili davasında Mahkeme,bilirkişiler eşliğinde kamulaştırma konusu taşınmazda 17/3/2011 tarihindebilirkişiler ve taraflar eşliğinde keşif yapmıştır.
11. Keşif sonrası bilirkişilerce hazırlanan 4/4/2011 tarihliraporda taşınmaz hakkında acele kamulaştırma davasında hazırlanan bilirkişiraporu ile aynı tespitler yapılmış, ancak Karaman ili buğday samanı verilerininErmenek ilçesine uygun olmadığı ve taşınmazın değerini düşürdüğü gerekçesiylebu veri dışarıda bırakılarak Ermenek ilçesi ile Karaman İli ve diğer ilçelerin2010 yılı fiyat, masraf ve verim verileri kullanılarak buğday-nohut münavebesiile taşınmazın toplam değeri 6.223,00 TL olarak belirlenmiştir.
12. Başvurucuların vekili 23/6/2011, 10/8/2011 ve 10/11/2011tarihli dilekçeleriyle bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve çeşitli hesaplamayöntemleriyle taşınmazın değerinin daha yüksek olduğu iddiasıyla yeni bilirkişiraporu alınmasını, sadece Ermenek İlçesi verilerinin hesaplamada kullanılmasınıtalep etmiştir.
13. Mahkeme itirazlar üzerine ek bilirkişi raporu alınmasınakarar vermiş ve 19/12/2011 tarihli bilirkişi raporunda önceki raporlardakitespitler tekrar edilmiş, ancak keşif zabıtlarında köy muhtarının tarlanınmotopompla sulanabildiği beyanı ile dosyadaki resimler dikkate alınarak vesulama imkânı kabul edilerek aynı hesaplama yöntemi ile taşınmazın değeri budefa 9.743,73 TL olarak belirlenmiştir.
14. Ek bilirkişi raporuna da itiraz edilmesi üzerine Mahkemeikinci ek bilirkişi raporu alınmasına karar vermiş ve hazırlanan 9/3/2012tarihli bilirkişi raporunda bir önceki ek rapordan farklı olarak motopomplasulama maliyeti daha düşük hesaplanarak aynı hesaplama yöntemi ile 2010verileriyle taşınmazın toplam değeri 14.852,99 TL olarak belirlenmiştir.
15. Mahkeme, 11/5/2012 tarih ve E.2010/357, K.2012/539 sayılıkararı ile Yargıtay 18. Hukuk Dairesi içtihadı doğrultusunda yapılan keşif vebilirkişi raporlarında yer alan hususlara göre, taşınmazın değerini 14.752,64TL olarak tespit etmiş ve acele el koyma kararı sonrası ödenen bedeli mahsup ederekbakiye 11.440,83 TL’nin başvuruculara ödenmesine, taşınmazın tapu kaydınıniptali ile idare adına tapuya kayıt ve tesciline karar vermiştir. Mahkemekararda davacı idarenin yapmış olduğu yargılama giderlerini kendisi üzerindebırakmış, ayrıca başvurucular lehine 1.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıidareden alınmasına, davacı idare de kendisini vekille temsil ettirdiğinden1.200,00 TL vekâlet ücretinin de başvuruculardan alınarak davacı idareyeödenmesine dair hüküm kurmuştur.
16. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin20/11/2012 tarih ve E.2012/9658, K.2012/12917 sayılı ilamı ile onanmıştır.
17. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin23/5/2013 tarih ve E.2013/6581, K.2013/8934 sayılı ilamı ile reddedilmiş vebaşvurucuların 219,00 TL para cezası ödemesine karar verilmiştir. Karar aynıtarihte kesinleşmiştir.
18. Anılan karar, başvuruculara 18/6/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
19. Başvurucular 9/7/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
20. Başvuruculardan Ayşe BAŞÇI hakkında kamu kurum vekuruluşlarının zararına olarak nitelikli dolandırıcılık, başvurucuların avukatıAdil AKTAY hakkında bu suçla beraber 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’nun 31. maddesine muhalefet ve örgüt kurma suçlamasıiddialarını da içeren çok sayıda kişi hakkında hazırlanan 15/9/2008 tarihli2008/269 sayılı iddianamesiyle Ermenek C.Başsavcılığıkamu davası açmıştır. İddianame genel olarak Ermenek ilçesinde kamulaştırmabedellerinin arttırılmasını sağlamak maksadıyla dolandırıcılık yapıldığı, buamaçla örgüt kurulduğu ve 2942 sayılı Kanun’a muhalefet edildiği iddialarınıiçermektedir.
21. Ermenek Ağır Ceza Mahkemesi, 12/3/2010 tarih, E.2008/34,K.2010/13 sayılı kararıyla Ayşe BAŞÇI hakkında üzerine atılı dolandırıcılıksuçundan sabit olan eylemi nedeniyle H.A.G.B. kararı verilmesine; Adil AKTAYhakkında ise üzerine atılı suçları işlediğine, nitelikli dolandırıcılıknedeniyle 7.500,00 TL adli para cezasına ve bazı hak ve hizmetlerden mahrumiyetcezası verilmesine, örgüt kurma nedeniyle ise üzerine atılı suçu sabitolduğundan 2 yıl 6 aylık hapis cezasına ve yine hak mahrumiyetine, KamulaştırmaKanununa muhalefet suçu nedeniyle H.A.G.B. kararı verilmesine hükmetmiştir.
22. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesi, oyçokluğuyla kamulaştırma bedelini yükseltmek için bir araya gelmelerin örgütkurma suçunu oluşturmayacağı; dolandırıcılıkla ilgili olarak ise, değerarttırmak için göstermelik sulama sistemi çalışmalarının haber alınmasıylaidarenin kıymet takdir komisyonlarında bu hususun dikkate alınmadığı, mağdurunbuna ilişkin tespit amaçlı hukuk davaları açtığı, bu nedenle mağdurun incelemeolanağını ortadan kaldıracak nitelikte hileli davranışların varlığından sözedilemeyeceği gerekçesiyle kararın bu kısımlarını bozmuştur.
B. İlgili Hukuk
23. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırmabedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili”kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamamasıhalinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malınkamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar verilmesiniister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibarenen geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malınmalikine … bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye detebliğ olunur.
…
Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedeldeanlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içindekeşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddedesayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malındeğerini tespit için mahallinde keşif yapar…
Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerinbeyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmazmalın değerini belirten raporlarını onbeş gün içindemahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflaratebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veyavekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişiraporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşıbeyanları alınır.
Tarafların bedelde anlaşamamaları halindegerektiğinde hakim tarafından onbeşgün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir vehakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarındanyararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkınınkamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adınayatırıldığına … dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idareadına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilirve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescilhükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md)Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamamasıhâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faizişletilir.
…”
24. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırmabedelinin tespiti esasları” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:
“15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişikurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkemeheyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonrataşınmaz mal veya kaynağın;
a)Cins ve nevini,
b) Yüzölçümünü.
c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik veunsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,
d)Varsa vergi beyanını,
e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,
f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağınkamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılmasıhalinde getireceği net gelirini.
g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden öncekiözel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,
h) Yapılarda, (…)(2)resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,
ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğerobjektif ölçüleri,
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün buunsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını dadikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmazmalın değerini tespit ederler.
Taşınmaz malın değerinin tespitinde,kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değerartışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kârdikkate alınmaz.
…. ”
25. 2942 sayılı Kanun’un “Yetkilive görevli mahkeme ve yargılama usulü” kenar başlıklı 37. maddesişöyledir:
“Bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adliyargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukukmahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür.”
26. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde vedüzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamaklayükümlüdür.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 25/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 9/7/2013 tarih ve 2013/5367 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
28. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın idarecekamulaştırılması amacıyla açılan davada AİHM kriterlerine göre makul süreninaşıldığını, bilirkişi tarafından kamulaştırma bedeli tespit edilirken yalnızcataşınmazın bulunduğu ilçenin verileri dikkate alınarak hesap yapılması gerekliolduğu halde, komşu ilçelerin tarım müdürlüğü verileri de dikkate alınarakhesap yapıldığını, bu nedenle yasallık ilkesine uyulmadığını, kamulaştırmaişlemi nedeniyle mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin ve tespit edilenbedelin orantılı olmadığını, Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan faizinuygulanmadığını, yargılama giderlerinin bir kısmının kendilerineyükletildiğini, taşınmazın baraj gölü altında kalması nedeniyle tarımsalfaaliyetlerini sürdüremediklerini ve taşınmaz üzerinde bulunan konutlarınıkullanamadıklarını, ayrıca acele kamulaştırma kararı sonrasında bedel tespitidavasının geç açıldığından ve taşınmaz sular altında kaldığından delillerin yokedildiğini belirterek, Anayasa’nın 2., 10., 20., 35., 36., 46. ve 90.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve maddi vemanevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
29. Başvurucular, somut başvuruya konu bedel tespiti vetescil davasıyla ilgili yukarıda sıralanan şikâyetleri nedeniyle Anayasa’nın2., 10., 20., 35., 36., 46. ve 90. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlaliddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut dava ve buna bağlıolayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdireder.
30. Başvurucular, diğer ilçelerde kamulaştırma bedelinintespitinde sadece ilçe tarım müdürlüğü verileri dikkate alınıp bedel tespitiyapılırken, Ermenek ilçesindeki taşınmazlarda Ermenek ilçesiyle birlikte çevreilçeler ile Karaman ili tarım müdürlükleri verilerinin ortalamasının “mevki” olarak değerlendirilip, bedeltespitinde kullanılmasının eşitlik ilkesini, mülkiyet ve adil yargılanmahaklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerse de, başvurucuların bahse konuşikâyetinin özünün mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik şartını ihlalettiği iddiası olduğu anlaşıldığından bu konuda ayrıca eşitlik ilkesi ve adilyargılanma (hakkaniyete uygun yargılanma) hakkı yönünden inceleme yapılmasınagerek görülmemiştir.
31. Başvurucuların kamulaştırma bedeline faiz uygulanmadığıyönündeki şikâyetleri ölçülülük ilkesi bağlamında mülkiyet hakkı yönünden,yargılama giderlerine ait şikâyetleri mahkemeye erişim hakkı yönünden,yargılamanın olması gerekenden uzun sürmesine dair şikâyetleri makul süredeyargılanma hakkı yönünden incelenecektir. Başvurucuların özel hayatın gizliliğive delillerin yok edilmesine yönelik şikâyetleri ise ayrıca incelenecektir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
i. Mahkemeye Erişim Hakkı
32. Başvurucular yargılama giderlerinin bir kısmınınkendilerine yükletildiğini, bu nedenle alacakları tazminat miktarınınazaldığını, ayrıca karar düzeltme taleplerinin reddedilmesi nedeniyle cezaödediklerini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
33. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
34. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezolduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğuaçık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurularaçıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.
35. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkemekararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Hukuki konulardamahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı "mahkemeye gitme hakkı"nı da kapsamaktadır (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34; Ülger/Türkiye, B. No: 25321/02, 26/6/2007,§ 38).
36. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hakolmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirileceksınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru biramaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yükoluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Ulaşılmak istenenkamu yararının gerekleri ile bireylerin temel hakları arasında gözetilmesigereken adil dengeyi bozan ve başvuranlara çok yüksek bir külfet yükleyendüzenlemeler mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
37. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve AİHM kararlarında dageçen "kaybeden öder"ilkesi; tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilendeğer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarına hükmedilmesine ilişkindüzenlemeleri ifade eder (B. No: 2013/1793, 18/9/2014, § 50).
38. AİHM, bu ilke gereği muhtemel davacıları mahkeme önüneabartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği için mahkemeye erişim hakkınıengelleyici bir sonuç doğurabilecek nitelikteki düzenlemelerin tek başına adilyargılanma hakkıyla çelişmeyeceğini, bununla birlikte davanın koşullarıçerçevesinde hesaplanan masrafın miktarının bu hakkın engellenipengellenmediğini tespitte önemli bir faktör olduğunu (Stankov/Bulgaristan, 68490/01, 12/7/2007, § 52) kabul etmektedir.
39. Öte yandan gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısınınazaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizinuyuşmazlıkların makul sürede bitirebilmesi amacıyla karar düzeltme istemlerininreddi halinde uygulanan ve yüksek miktarlı olmayan cezalar, başvurucularüzerinde aşırı bir yük oluşturmadığı gibi, bu yola başvurulmasını imkânsız halegetirmediği veya aşırı derecede zorlaştırmadığından mahkemeye erişim hakkınınihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 36).
40. Başvurucuların somut başvuruya konu ettikleri acelekamulaştırma ve kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarının her ikiside idare tarafından açılmıştır. Başvurucular vekilleri vasıtasıyla davayakatılmışlar ve başvuru dilekçesinde de ifade edildiği gibi itirazlarınıMahkemeye sunmuşlardır. Dolayısıyla başvurucular her iki davada da davasürecine tam olarak katılmışlardır. Somut başvuruya konu acele kamulaştırmadavasında Mahkeme, yargılama giderlerini davacı idareye yüklemiş, başvurucularaleyhine vekâlet ücreti veya başka yargılama giderine dair bir hükümkurmamıştır. Bedel tespiti ve tescil davasında ise Mahkeme yargılamagiderlerini davacı idare üzerine bırakmış, ancak başvurucular ve davacıidarenin vekille temsil edilmeleri nedeniyle karşılıklı olarak birbirlerine1.200,00 TL vekâlet ücreti ödemelerine karar vermiştir. Öte yandan,başvurucuların yaptıkları karar düzeltme talebini reddeden Yargıtay 18. HukukDairesi, başvurucuların 219,00 TL para cezası ödemesine karar vermiştir.
41. Bu durumda yargılama sürecinde başvurucular ile davacıidarenin karşılıklı olarak birbirlerine 1.200,00 TL vekâlet ücreti ödenmesinekarar verildiği, dava sonunda başvuruculara toplam 14.752,64 TL kamulaştırmabedeli ödendiği, elde ettikleri kamulaştırma bedeli ile kıyaslandığındaödedikleri vekâlet ücretinin makul bir miktar olduğu, ayrıca karşılıklıödenmesine karar verildiğinden başvuruculara da aynı miktarda vekâlet ücretiödendiği göz önünde bulundurulduğunda, başvurucular aleyhine hükmedilen vekâletücretinin başvurucuların mahkemeye erişimini engelleyecek mahiyette ve orandaolmadığı, bunun yanında temyizden sonra yapılan karar düzeltme taleplerinin reddinedeniyle ödenmesine hükmedilen 219,00 TL para cezasının da dava sayısınınazaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin,uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacı taşıdığı ve yine karar düzeltmeincelemesine ulaşmayı engelleyecek şekilde yüksek bir miktara baliğ olmadığıanlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalinbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle başvurucuların mahkemeye erişimhakkına ilişkin iddiası yönünden açık ve görünür bir ihlalin olmadığıanlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
ii. Delillerin Yok Edilmesine ve TaşınmazınKullanımına Yönelik Şikâyetler
43. Başvurucular, taşınmazın baraj gölü altında kalmasınedeniyle tarımsal faaliyetlerini sürdüremediklerini ve taşınmaz üzerindebulunan konutlarını kullanamadıklarını, ayrıca acele kamulaştırma kararı sonrasındabedel tespiti davasının geç açıldığını ve taşınmaz sular altında kaldığındandelillerin yok edildiğini ileri sürerek, özel hayatın gizliliği ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
44. 6216 sayılı Kanun'un, 'Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi' kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
45. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59. maddesinin ilgilifıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasahükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarakiddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).
46. Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmalinedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasahükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğuileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesindebelirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddiaedilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özetiyapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hanginedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (B.No: 2013/276, 9/1/2014, § 20).
47. Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilmediğitakdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğugerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığıkonusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ilerisürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuruhakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu veeklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması, kamu gücünün ihlale nedenolduğunu iddia ettiği hak ve özgürlüklere ilişkin gerekli açıklamaları yapmasızorunludur (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 23).
48. Somut başvuruda acele kamulaştırma kararı ilebaşvuruculara ait taşınmazda baraj yapımına başlanmış ve taşınmaz baraj gölü altındakalmıştır. Mahkeme acele kamulaştırma davasında taşınmazda bilirkişilereşliğinde keşif yapmış ve hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda acelekamulaştırma bedelini tayin etmiştir. Aynı Mahkeme bedel tespiti davasında dakeşif yapmış, ancak taşınmazın baraj gölü altında kaldığı tespit edilmiştir.Her iki davayı da aynı Mahkeme karara bağladığından ve Mahkeme acelekamulaştırma davasında keşif yaparak delilleri (taşınmazın özelliklerini)tespit ettiğinden delillerin Mahkemece değerlendirilememesi söz konusudeğildir. Ayrıca bedel tespiti davalarında dava tarihine göre taşınmazınözellikleri göz önünde bulundurularak taşınmazın bulunduğu bölgenin (mevkinin) tarımsal getiri verilerine göre bedel tespitiyapıldığından delil olarak kabul edilen verilerin yok edilmesi mümkün dedeğildir. Başvurucular delillerin yok edildiği iddialarını taşınmazın sualtında kalmasına bağlamakta, ancak bedel tespiti davasında davanın sonucunuetkileyecek hangi delilin yok edildiğini açıklamamaktadırlar.
49. Bunun yanında başvurucular arazinin baraj gölü altındakalması nedeniyle tarımsal faaliyetlerini sürdüremediklerini ve taşınmazüzerinde bulunan konutlarını kullanamadıklarını iddia etseler de davaya konukeşif ve bilirkişi raporlarında taşınmaz üzerinde bir konut bulunduğuna dairbilgi bulunmamaktadır. Ayrıca acele kamulaştırma davasında alınan bilirkişiraporu, taşınmazın sürülü ve ekili olmadığını, üzerinde kayalıklar olduğunu,dolayısıyla tarım faaliyetine konu olmadığını da tespit etmiştir. Bunun yanındabaşvurucular bahse konu iddialarının ne şekilde özel ve aile yaşamına saygıhaklarını ihlal ettiğini de açıklamamaktadırlar.
50. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurulardabaşvurucuların, ihlal edildiğini iddia ettikleri Anayasa hükmü ile somut başvuruyakonu olaylar arasında ilişki kurarak açıklamalarda bulunmaları ve iddialarını delillendirerek kanıtlamaları gerekmektedir. Somutbaşvuruda başvurucuların, yukarıda sayılan koşulları yerine getirmedikleri veiddialarını temellendirmedikleri anlaşılmaktadır.
51. Açıklanan nedenlerle, başvurucular tarafından ilerisürülen ihlal iddialarının başvurucular tarafından kanıtlanamamış olmasınedeniyle, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksunolması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
iii. Mülkiyet Hakkı ve Makul Sürede YargılanmaHakkına Yönelik Şikâyetler
52. Başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiaları ile kamulaştırma bedelinin tespitinde, 2942 sayılı Kanun’un11. maddesinin (f) bendine aykırı işlem yapılması ve kamulaştırma bedeline faizödenmemesi nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğiyönündeki şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler içindiğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bunedenle, başvurunun bu bölümlerine ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararıverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
i. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
53. Başvurucular, Mayıs 2010’da açılan bedel tespiti vetescil davasının 2942 sayılı Kanun’da öngörülen sürelerin çok üzerinde bir süresonunda Mayıs 2013’te kesinleştiğini, bu nedenle makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
54. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzîiçeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanmahakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
55. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
56. Taraflar için 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesindekamulaştırma bedelinin tespiti davalarının sonuçlandırılması için öngörülensüreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup,mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdiklerikararların geçerli olduğunda şüphe yoktur. 2942 sayılı Kanun’un gereğiyapılması gereken duruşmalar ve duruşma aralıkları, bilirkişi raporlarınınbeklenmesi ve tebligat işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerinaşılabileceği görülmektedir (Bkz., B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 47-48).
57. Nitekim AİHM de, benzerşekildeki düzenleyici sürelerin yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığınıvurgulamaktadır. AİHM, ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkinyerel mevzuatı nasıl yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin göreviolmadığını belirterek davaların “makul süre”içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılamasüresinin bütününü ele almakta ve bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Bkz., Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10,12/3/2013).
58. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul süredekarara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesinezdinde açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescile ilişkin bir davanınsöz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinegöre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konualan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
59. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 5/5/2010 tarihidir.
60. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Bu kapsamda, somutyargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karardüzeltme talebi hakkında verilen Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin E.2013/6581,K.2013/8934 sayılı karar tarihi olan 23/5/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
61. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun bir adet taşınmaza ilişkin kamulaştırma bedelinintespiti ve tescil talebi olduğu, 5/5/2010 tarihinde açılan davanın yargılamasürecinde Mahkemece keşif yapıldığı ve bilirkişi raporu alındığı, itirazlarüzerine ek raporlar alındığı, Mahkemenin 11/5/2012 tarihinde iki yıla yakınsüre sonunda davanın esası hakkında karar verdiği, temyiz incelemesininyaklaşık 6 ayda tamamlandığı ve 20/11/2012 tarihinde karar verildiği, karardüzeltme isteminin 23/5/2013 tarihinde reddedilmesiyle kararın kesinleştiği,yargılama sürecinin üç yıllık bir zamanda tamamlandığı anlaşılmaktadır.
62. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlar verilmiş olup (B.No: 2012/1246, 6/7/2014, §§ 35-48), başvuruya konu davadayer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usulişlemlerinin niteliğine bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Somutbaşvuruya konu yargılama süresinin bütünü dikkate alındığında yaklaşık üçyıllık yargılama sürecindemahkemeler nezdinde başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde makul olmayanbir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
63. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
ii. Mülkiyet Hakkı
a. Bedel Tespitinin Kanuna Uygun Yapılmadığıİddiası
64. Başvurucular, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescilidavasında, 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendine aykırı şekildetaşınmazın bulunduğu Ermenek ilçesi yanında, komşu ilçeler ile Karaman ilitarım müdürlükleri verilerinden Yargıtay içtihatlarına uygun olanlarınortalaması kullanıldığından, arazinin rayiç değerinin olması gerekenden düşükbelirlendiğini, bu nedenle öngörülebilirlik ve kanunilik ilkelerinin ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
65. Anayasa’nın “Mülkiyethakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
66. Anayasa'nın “Kamulaştırma”kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararınıngerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özelmülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunlagösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarîirtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırımbedeli nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceğibu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşitolarak ödenir.
…
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacaklarıiçin öngörülen en yüksek faiz uygulanır.”
67. Anayasa'nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
68. Sözleşmeye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
69. Başvurucular, diğer yerlerde kamulaştırma bedelitespitinde sadece ilçe tarım müdürlüğü verileri dikkate alınırken, Ermenekilçesindeki taşınmazlarda Ermenek ilçesiyle birlikte çevre ilçeler ile Karamanili tarım müdürlükleri verilerinin ortalamasının “mevki” olarak değerlendirilip bedel tespitindekullanılmasından şikâyet etmektedirler. Bu durumda başvurucuların bahse konuşikâyetinin özünün, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik şartınıihlal ettiği iddiası olduğu anlaşılmaktadır.
70. Somut başvurunun dayanağını oluşturan kamulaştırılantaşınmazın gerçek değerinin ödenmesi talebi, Anayasa’nın 35. maddesinde yeralan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyethakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceğibelirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetlerisınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel kişilerineözel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırmailkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkınınsınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinindeğerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817,19/12/2013, § 28).
71. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirileceksınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altınaalınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamuyararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygunolarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM, yasada öngörülen koşulları, birdiğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargıkararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilikşartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tümsınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (B. No:2013/817, 19/12/2013, § 31).
72. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerinve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi, bu haklara ve özgürlüklere keyfimüdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletininen önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğu,hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekildetüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincildüzenlemelerle yapılmasına mani değildir (B. No:2012/1246, 6/2/2014, § 60).
73. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletininönkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, kanunun metni,bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem veolguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık vekesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarınınyeterli derecede öngörülebilir olması gereklidir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,22/5/2013).
74. “Belirlilik”ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliğiifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi nitelikselgereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları ve yürütmenindüzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altındabelirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkünkılacak bir normun varlığıdır (AYM, E.2009/9, K.2011/103, 16/6/2011).
75. 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendinde arazileriçin kamulaştırma bedeli tespitinin, taşınmazın kamulaştırma tarihindeki mevkive şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net getiriesas alınarak yapılması öngörülmektedir. Düzenli ve sürekli tarımsal getiriistatistikleri ise ülkemizde il ve ilçe tarım müdürlükleri tarafından ilmerkezi ve ilçeler düzeyinde tutulmaktadır. Bu nedenle mahkemeler vemahkemelerin atadığı bilirkişiler, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıdoğrultusunda özel bir durum olmadıkça kamulaştırma bedelinin tespitinde resmibirer kurum olan il ve ilçe tarım müdürlüklerinin verilerini kullanmaktadırlar(B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
76. 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendinde “mevki”kelimesi kullanılmıştır. Mevki kelimesinin benzer iklim koşulları ve araziyapısı nedeniyle benzer özelliklere sahip geniş toprak parçaları anlamındakullanıldığı anlaşılmaktadır. Mevki veya diğer adıyla mahal kelimesi her zamanilçe düzeyinde bir alan anlamına gelmeyebilmektedir. Bazı toprak, iklim vecoğrafya koşullarında bulunan bölgelerde mevki veya mahal, ilçe düzeyinden deküçük bir arazi alanı olabileceği gibi bazı durumlarda ise daha geniş toprakparçaları bir mevki veya mahal olarak tanımlanabilir. Bunun yanında mevki veşartlar sadece değerlendirmeye alınacak alanın il veya ilçe düzeyinde olmasıylabağlantılı olmayıp, toprağın yapısı, arazinin sulanıp sulanmadığı, arazinin eğimigibi pek çok faktör, mevki ve şartlar kavramı çerçevesinde değerlendirmeye tabitutulmaktadır (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
77. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Enerji ve Tabii KaynaklarBakanlığının 10/4/2002 tarihinde onaylanan projesi kapsamında baraj, HEStesisleri ve göl sahası inşaatı yapılması ilan edildikten sonraki dönemde,Ermenek tarım ilçe müdürlüğünün, önceki yıllarda sabit bir seyir izleyentarımsal getiri verilerini, günlük hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacakşekilde ve anlaşılamayacak derecede arttırdığını belirterek 2003 yılısonrasında yapılan kamulaştırmalarda bu ilçe verileri yanında, çevre ilçelerile Karaman ilinin kullanıma uygun verilerinin ortalamasının da bedeltespitinde kullanılmasını içtihat olarak benimsemiştir(B. No: 2012/1246,6/2/2014, § 60).
78. Nitekim büyük projelerin onayı sonrasında kamulaştırmaişlemleri yapılıncaya kadar geçen sürede kamulaştırılan arazilerin değeriniarttırmaya yönelik gayretler yasa koyucunun da dikkatini çekmiş ve 12/7/2013tarih ve 6495 sayılı Kanunla 2942 sayılı Kanun’un 25. maddesinde değişiklikyapılarak bir fıkra eklenmiştir. Bahsedilen ek fıkranın gerekçesindekamulaştırılan arazilerin değerini arttırmaya yönelik gayretlerle ilgili olarakErmenek Barajı da dâhil olmak üzere büyük baraj inşaatı yapılan yerlerdearazilerin değerini arttırmaya yönelik faaliyetlerden bahsedilmiştir (Bkz. B.No: 2012/1246, 6/2/2014, § 67-68).
79. Başvuruya konu dosya incelendiğinde; 2942 sayılı Kanun’un11. maddesinin (f) bendinde açıkça ilçe düzeyini temel alacak bir hesaplamayapılmasının öngörülmediği, bunun yerine arazinin mevki ve şartlarına görebelirleme yapılması öngörülerek uygulayıcılara ve mahkemelere takdir yetkisitanındığı, ülkemizde arazilerin ürün verisi istatistiklerinin düzenli olarakresmi kurumlar olan il ve ilçe tarım müdürlüklerince tutulması nedeniyleYargıtay içtihatları doğrultusunda mahkemelerin bu verileri esas aldıkları,büyük kamulaştırma projelerinin kabul edildiği alanlarda kamulaştırma bedeliniarttırmaya yönelik gayretlerin yasama organının dikkatini çektiği ve buna karşıbazı yasal düzenlemeler yapıldığı, Ermenek ilçesinde tarım müdürlüğü ürünverimlerinde büyük baraj ve HES projesinin kabul edildiği 2002 yılından sonrakiyıllarda günlük hayatın olağan akışıyla izah edilemeyecek derecede artışlarmeydana geldiği ve Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin bahsedilen bölge için 2006yılından itibaren farklı bir yöntemle bedel tespiti yapılması yönünde içtihatgeliştirdiği anlaşılmıştır. Ayrıca davacı idareler yeni yönteme rağmen halenErmenek İlçesinde kamulaştırma bedellerinin olması gereken ve hakkaniyete uygunolan değerden yüksek olduğunu istatistikler vererek iddia etmektedirler (B. No:2012/1246, 6/2/2014, § 69).
80. 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendinin amacı kamulaştırılanarazilerin gerçek değerine ulaşmaktır. Kanunların yasa koyucunun amacıdoğrultusunda yorumlanması mahkemelerin yetkisinde ve görevleri arasında olup,başvuru konusu davada Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, gerekçesini önceden ortayakoyarak, Ermenek ilçesindeki arazilerin kamulaştırılmasında gerçek değereulaşmak için mevki kavramını ilçe düzeyinden daha geniş yorumlamıştır. Yargıtay18. Hukuk Dairesinin Ermenek ilçesi için belirlediği mevki kavramını daha genişyorumlayan bedel tespiti yöntemi, 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f)bendine açıkça aykırı olmadığı gibi keyfi olmaktan da uzaktır (B. No:2012/1246, 6/2/2014, § 70).
81. 2006 yılından beri istikrarlı olarak uygulanan bu yöntembireyler için erişilebilir ve bilinebilir olup, başvuru konusu olayda 2010yılında açılan kamulaştırma bedelinin tespiti davasında başvurucular açısındanbahsedilen yerleşik içtihat öngörülebilir bir durumdadır. Sonuç olarakbahsedilen uygulamayla hukuki belirlilik bağlamında kanunilik ilkesi ihlaledilmemiştir (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 71).
82. Son olarak, kamulaştırma bedelinin tespitini yapanmahkemeler, taşınmazı kamulaştırılan bireylerin kayıplarını telafi edecekşekilde yeterli bir kamulaştırma bedelinin tazminat olarak hesaplanmasında vebu suretle bireylerin haklarını korumada görevli oldukları gibi kamunun fazlabedel ödeyerek zarara uğratılmasını da engellemekle yükümlüdürler. Yanimahkemeler, mülkiyet haklarına müdahale edilen bireylerin mülkiyet hakkı ileulaşılmak istenen kamu yararı arasında makul bir denge kurmalıdırlar (B. No:2012/1246, 6/2/2014, § 72).
83. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kanunilikilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Kamulaştırma Bedeline Faiz ÖdenmemesiŞikâyeti
84. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırmabedeline faiz ödenmemesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürerek kamulaştırma bedeline Anayasanın 46. maddesinde yer alan, kamualacakları için öngörülen en yüksek faizin ödenmesini talep etmektedirler.Başvurucular, kamulaştırmanın kamu yararı şeklinde meşru bir amaca yönelikolmadığı yönünde bir şikâyette bulunmamaktadır. Bu durumda mülkiyetten yoksunbırakmanın meşru amacının bulunduğu ve kanuna uygun olarak yapıldığıanlaşıldığından, başvurucuların faiz ödenmemesine yönelik şikâyetleriAnayasa’nın 13., 35. ve 46. maddeleri kapsamında ölçülülük ilkesi yönündenincelenecektir.
85. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleriancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmeksuretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülükilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek istenenkamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında adil birdenge kurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 37).
86. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilenkamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızasıolmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafındansona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasadagösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakdenödenmesi kamulaştırmanın anayasal öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T.17/1/2008).
87. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninorantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerindenarındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihiarasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faizuygulanması gerekir (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97,29/3/2006, § 258).
88. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre,kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformununuygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesitaksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarınauygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazananiçtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesindeöngörülen faiz oranı ancak kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri içinişletilebilir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava tarihindenitibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi talebininyasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış biruygulaması bulunmamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 50).
89. Bununla beraber uzun süren kamulaştırma bedelinin tespitidavalarında dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedeli, dava sonundafaiz işletilmeden taşınmazı kamulaştırılan bireylere ödenerek bireylerinalmaları gereken bedelin enflasyon karşısında aşınmasına neden olunmaktadır.Taşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırma bedelinin kişininuğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığı olmasıyanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle ödenmesi arasında geçen dönemdegözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer kaybetmemiş olmasıgerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).
90. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonraödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerindeoluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelintasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı dabulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerekhaksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, K.T. 10/2/2011).
91. Nitekim kanun koyucu bahsedilen husustaki yasal eksikliğigidermek ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında davanın zamanındasonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde kamulaştırma bedelininenflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi ederek benzermağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla, 11/04/2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’un10. maddesine ek fıkra ekleyerek “Kamulaştırmabedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamamasıhâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faizişletilir.” hükmünü getirmiş ve zamanında tamamlanamayankamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin yapıldığı tarihe kadarkamulaştırma bedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır (B. No: 2013/817,19/12/2013, § 53).
92. Somut başvuruya konu kamulaştırma işleminde ise dava,bahsedilen kanun hükmünün yürürlüğe giriş tarihinden önce sonuçlandığındanyasal faiz ödemesi yapılmamıştır. Bu durumda kamulaştırma sürecinde kamuyararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul birorantının bulunup bulunmadığının ve mülkünden mahrum bırakılan başvurucununorantısız ve aşırı bir yüke maruz kalıp kalmadığının araştırılmasıgerekmektedir.
93. Başvuru konusu davada 5/5/2010 tarihli bedel tespiti davatarihine göre tespit edilen 14.752,64 TL kamulaştırma bedeli, iki aşamadaödenmiştir. İlk aşamada acele kamulaştırma davasında Ermenek Asliye HukukMahkemesi tarafından 21/4/2009 tarihinde verilen kararla taşınmaza davacı idareadına acele el konulmasına ve 3.311,81 TL’nin başvuruculara ödenmesine kararverilmiştir. İkinci aşamada ise aynı Mahkemede görülen bedel tespiti ve tescildavası sonunda 11/5/2012 tarihli kararla dava tarihine göre tespit edilen14.752,64 TL kamulaştırma bedelinin, daha önce el atma kararı ile başvurucuyaödenen kısmı mahsup edilerek kalan 11.440,83 TL’nin başvurucuya ödenmesine vetaşınmazın davacı idare adına tesciline karar verilmiştir.
94. Bu durumda dava tarihi esas alınarak tespit edilenkamulaştırma bedeli başvuruculara ilki dava tarihinden önce, diğeri ise davatarihinden 24 ay sonra olmak üzere iki aşamada ödenmiştir. Merkez Bankasıverilerine göre davanın açıldığı ve bedel tespitinde esas alınan Mayıs 2010 ileikinci ödemenin yapıldığı Mayıs 2012 tarihi arasında enflasyonda meydana gelenartış % 16,05 olup, bu değer kaybının kamulaştırmabedeline oranı %12,45’dir. Bahsedilen ikinci ödemenin değer kaybını telafiedecek fark ise 1.836,25 TL’dir.
95. Yukarıdaki tespitler doğrultusunda, kamulaştırmabedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasındagözlemlenen değer kaybının kamulaştırma bedeline değer kaybını giderici faizveya enflasyon farkının eklenmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Ödenmeyen enflasyon farkı, bireylerin mülkiyet hakkının korunması ile kamuyararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmakta ve Anayasa’da yer alanölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde başvurucular üzerinde orantısız bir yükoluşturarak başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal etmektedir.
96. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konukamulaştırma bedelinin tespiti davasında dava tarihine göre belirlenenkamulaştırma bedelinin başvuruculara, ilki acele kamulaştırma davasında vebedel tespitine esas tarihten önce, ikincisi ise bedel tespitine esas tarihten24 ay sonra olmak üzere iki aşamada ödendiği, bedel tespiti davası sonunda ödenenbedele faiz işletilmediği, bu süre zarfında Merkez Bankası verilerine göreenflasyonda meydana gelen artışın % 16,05 olduğu, bu değer kaybının toplamkamulaştırma bedeline oranının ise %12,45 olduğu ve kamulaştırma bedelindebahsedilen değer kaybı oranı dikkate alındığında, başvurucuların üzerineidarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekildeorantısız yüke sebep olunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
97. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
98. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırmabedelinin dava sonunda kendilerine faizsiz ödenmesi ve bedelin olması gerekendendüşük tespit edilmesi nedenleriyle maddi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
99. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
100. Başvuru konusu davada başvuruculara Ermenek Asliye HukukMahkemesi tarafından 21/4/2009 tarihinde verilen kararla 3.311,81 TL acele elkoyma bedeli ödenmiş, daha sonra aynı Mahkemede 5/5/2010 tarihinde açılan bedeltespiti ve tescil davasında dava tarihine göre tespit edilen 14.752,64 TLkamulaştırma bedelinin 11/5/2012 tarihli kararla daha önce el koyma kararısonrasında ödenen kısmı mahsup edilerek kalan 11.440,83 TL’si başvurucularaödenmiştir. Davanın açıldığı ve bedel tespitinde esas alınan Mayıs 2010 ileikinci ödemenin yapıldığı Mayıs 2012 tarihi arasında enflasyonda meydana gelenartış % 16,05 olup, bu değer kaybının toplamkamulaştırma bedeline oranı %12,45’dir. Meydana gelen bu değer kaybınınbaşvurucular üzerinde idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklıgösterilemeyecek şekilde orantısız bir yük oluşturduğu anlaşıldığından,bahsedilen maddi değer kaybını telafi edebilmek için başvuruculara net 1.836,25TL maddi tazminatın müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
101. Başvurucular ayrıca, 2942 sayılı Kanunda yer alankoşullara uyulmayarak bedelin olması gerekenden düşük tespit edildiğini ilerisürerek maddi tazminat talebinde bulunmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlalile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığındanve başvurucuların bu iddiasıyla ilgili olarak mülkiyet haklarının ihlaledilmediğine karar verildiğinden, başvurucuların diğer maddi tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
102. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucuların,
1. Mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Delillerin yok edilmesine ve taşınmazın kullanımına yönelik şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkı ve makul sürede yargılanma hakkına ilişkiniddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethaklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
5. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
B. Başvuruculara net 1.836,25 TL MADDİTAZMİNATIN MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
C. Başvurucuların tazminata ilişkindiğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğinitakiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine,
25/2/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.