TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYSER DEMİRALP BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2849)
Karar Tarihi: 7/1/2016
RG Tarih ve Sayı: 22/3/2016-29661
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucu
:
Ayser DEMİRALP
Vekili
:
Av. Dursun ÖZDOĞAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, yakınının ölümü ile sonuçlanan olayın etkili birşekilde soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 24/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/5/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 8/7/2015 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
5. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüşbaşvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarınıyasal süresi içinde ibraz etmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile onaylı suretleriKüçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafındangönderilen soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetleşöyledir:
7. Başvurucunun eşi olan 1953 doğumlu Halil Akyol (H.A.),olay tarihinde Diyarbakır ilinde ikamet etmekte olup kendisine ait kamyonla şehirlerarası nakliyecilik işi yapmaktadır.
8. H.A., olay tarihinden önce, belirlenemeyen bir tarihteİstanbul’da bulunan muhtelif ambarlardan kamyonuna yüklediği malzemeleriDiyarbakır'a götürmek için yola çıkmıştır.
9. Küçükçekmece ilçesinde çiftçilikle uğraşan M.Y.,27/1/1993 tarihinde yulaf ektiği tarlasını kontrol ettikten sonra evine döndüğüsırada Belediyenin önceden kum almak için açtığı çukurda yanmış bir erkekcesedi görmüş ve zaman kaybetmeksizin ilgili muhtarı durumdan haberdaretmiştir.
10. Muhtarın, saat 13.30 sıralarında olayı bildirmesi üzerinekolluk görevlileri, derhâl Cumhuriyet savcısına bilgi verdikten sonra ihbarakonu yere giderek aynı saat itibarıyla olay yerini ve cesedin bulunduğu konumu krokilendirdikleri bir tutanak düzenlemişlerdir.
11. Nöbetçi Cumhuriyet savcısı, saat 15.00 sıralarında olayyerine gelerek ceset üzerinde ölü muayene işlemi yapmış ve olay yerinde bulunandelillere ilişkin “delil tespit tutanağı” düzenlemiştir.
12. Akabinde yaptığı ölü muayene işlemi neticesinde cesedinbaş, boyun ve bel üstü bölgelerinin yanmış olduğunu, alın bölgesinde yanmadankaynaklanan sıyrıkların bulunduğunu, ayrıca ceset üzerinde bulunan kıyafetlerinde kısmen yanmış olup cesedin üzerinde kimliğinin tespitine yarayacak herhangibir kimlik ve benzeri belgenin de bulunmadığını belirlemiştir. Sonrasındacesedin kesin ölüm sebebinin tespiti için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp AnaBilim Dalı Başkanlığı (Adli Tıp Kurumu) morguna gönderilmesine karar vermiştir.
13. Olay yerinden delil olarak sadece ölenin yakınındabulunan ve içinden benzin kokusu gelen boş bir bidon elde edilebilmiştir.
14. Soruşturmada M.Y. tanık sıfatıyla dinlenilmiş veifadesinde, tarlasından evine dönerken yanmış bir erkek cesedi gördüğünü vehemen durumdan muhtarı haberdar ettiğini söylemiştir.
15. A.P. adlı kişi, 28/1/1993 tarihinde kolluğa müracaatederek yanmış bir şekilde ölü olarak buldukları kişinin akrabası olan H.A.olduğunu söylemiş ve Adli Tıp morgunda bulunan cesedi, kolluk refakatindeteşhis etmiştir.
16. H.A.nın erkek kardeşi olan Hilmi Akyol,29/1/1993 tarihinde kolluğa müracaat ederek cesedi teşhis etmek istediğinisöylemiş ve aynı morgda Cumhuriyet savcısının huzurunda yapılan teşhis işlemindecesedin kardeşine ait olduğunu söylemiştir.
17. Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu teşhis işlemlerininakabinde ölene ilişkin ölüm tutanağı düzenlemiştir.
18. H.A.ya ait kamyon ise 1/2/1993 tarihindeİzmit ilinin çıkışında bulunan boş bir alanda terk edilmiş bir şekildebulunmuştur. Ancak ölenin söz konusu ambarlardan yüklediği tespit edilenmalzemelerin bir kısmının kamyonda bulunmadığı belirlenmiştir.
19. Söz konusu kamyon 5/2/1993 tarihinde soruşturma makamlarıtarafından dilekçe ile müracaatı ve tüm sorumluluğu aldığını belirtmesi üzerineA.P. adlı kişiye yediemin sıfatıyla teslim edilmiştir.
20. Kolluk, Cumhuriyet Savcılığına gönderdiği 4/2/1993tarihli yazıyla yaptıkları araştırma sonucunda ölenin, ambardan ayrılırken “kamyonunda bazı arızaların bulunması nedeniyleİstanbul'da ikamet edip otomobil tamirciliği yapan akrabası A.P.ninyanına gideceğini söylediğinin” öğrenildiğini belirtilerek adıgeçenin, ev ve iş yerinde kullandığı telefonların, on beş gün süreyle gizlidinlemeye alınması talebinde bulunmuş; Cumhuriyet Savcısı da aynı tarihte veacele ibaresiyle Avcılar Telefon Müdürlüğüne yazı yazarak Müdürlüğe, en kısasüre içinde adı geçenin telefonlarının on beş gün süreyle dinlemeye alınması vesonucuna ilişkin bilgi verilmesi talimatı vermiştir.
21. Avcılar Postane İşletme Müdürlüğü, Cumhuriyet Savcılığına24/2/1993 tarihinde gönderdiği yazıyla “herne kadar A.P. adlı kişi hakkında gizli dinleme işlemi yapılması talep edilmişise de teknik açıdan bu tür dinleme yapma imkânlarının bulunmadığı gibi idariyönden de buna yetkilerinin olmadığını” bildirmiştir.
22. Cumhuriyet Savcısı, gelen bu yazı cevabı sonrasında aynıkonuda başkaca bir işlem yapmamıştır.
23. Adli Tıp Kurumunun 8/3/1993 tarihli otopsi raporuyla “ceset üzerinde yapılan dış muayenede, yüzün vesaçların yanmış olduğu, sağ yanağın ve çenenin karbonizasyon derecesindeyandığı, frontal bölgede her iki tarafta 5x10 cm.ebadında üzeri sıyrılmış parşömen plağı bulunduğu, sol zigomatikkemik üzerinde 2x10 cm. ebadında ekimoz olduğu, yanıkalanlarının isle kaplı olduğu, her iki kol ve ön kolun omuzdan itibaren yanmışve yer yer soyulmalar gösterdiği, boynun çepeçevre yandığı; iç muayenesinde,saçlı deri altında yaygın noktasal kanama görüldüğü, sağ temporaladale üzerinde 2x2 cm.lik ekimoztespit edildiği; boyun organlarının tetkikinde, troidkartilaj üzerine uyan bölgede 1x1 cm. ebadında ekimoz belirlendiği; Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesininraporunda, kanda % 15 HbCO (karboksi-hemoglobin)bulunduğu, ayrıca kan, idrar ve iç organlarda aranan alkol, uyuşturucu, uyutucumaddelerden hiçbirinin bulunmadığının belirtildiği; kafada ve boyunda travmatik ekimoz ve lezyonlarbulunan kişide, ölümün yanık ve yanık şoku sonucu meydana gelmiş olduğunakanaat getirildiği ” bildirilmiştir.
24. Cumhuriyet savcısı 1/4/1993 tarihinde “maktulü öldürenkişi ya da kişilerin yakalanmaya çalışılması ve yakalandıklarında mevcutluolarak Başsavcılıklarına getirilmeleri” hususunda kolluğa talimat vermiştir. Butarih ila 3/12/1993 tarihlerinde, aynı yöndeki talimatlarını içeren birdenfazla yazıyı kolluğa göndermiş, en son 14/4/1994 tarihinde gönderdiği ve üçüncüdefa tekit niteliği taşıyan yazısında, talimatının bir an önce yerinegetirilmesini istemiştir.
25. Kolluğun, 17/5/1994 tarihli yazıyla faillerin tespiti veyakalanması çalışmalarına devam edildiğini bildirmesi üzerine de 18/5/1994tarihli yazıyla kolluğa, bu kez “olayın üzerinde önemle durularak fail veyafaillerin aranmasına dava zamanaşımına kadar aralıksız ve sürekli olarak devamedilmesi ve başka bir yazı gönderilmesine mahal olmaksızın her üç ayda birolmak üzere yapılan araştırmaya ilişkin bilgi verilmesi” talimatı vermiştir.
26. Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığınakarar verilene kadar aradan geçen zaman zarfında kolluğa, müteaddit defalarfaillerin bulunması yönünde yazılar yazılmış; ayrıca bu yönde yazılan yazılarınakıbeti sorulmuştur.
27. Bu zaman zarfında yazılan bu yazılara kolluk tarafındanverilen cevaplarda, olaya ilişkin olarak fail veya faillerin arandığı ancakbulunamadığı bildirilmiştir.
28. Cumhuriyet Başsavcılığı 31/1/2013 tarihinde “suç tarihinden itibaren yapılan tüm araştırmalararağmen failin kimliğinin tespit edilemediği ile suç tarihinde yürürlükte bulunan765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun nitelikli öldürme ve nitelikli yağma suçlarınailişkin dava zamanaşımı sürelerinin dolduğu” gerekçesiyle kamu adınakovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
29. Başvurucunun anılan karara itirazı, İstanbul 5. Ağır CezaMahkemesinin (Mahkeme) 8/3/2013 tarihli ve 2013/252 sayılı kararıyla kesinolarak reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“K. Çekmece C.Başsavcılığınca düzenlenen31/1/2013 gün ve 1993/818 Soruşturma, 2013/1668 Karar sayılı ‘Kovuşturmaya yerolmadığına dair’ kararda gösterilen gerekçeye göre, müşteki AyserDemiralp’ın itirazı yasal ve yerinde görülmediğinden reddine (kararverilmiştir).”
30. Bu karar 26/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir. Başvurucu 24/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
31. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun102. maddesinin (1) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:
“Kanundabaşka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme davası:
(1)Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezaların müstelzimcürümlerde yirmi sene,
…
(6)Bundan evvelki bendlerde beyan olunan miktardan aşağıcezaları müstelzim kabahatlerde alt ay geçmesiyle ortadan kalkar.”
32. 765 sayılı Kanun’un 104. maddesi şöyledir:
“ Hukuku âmme davasının müruru zamanı, mahkûmiyethükmü, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurundamaznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair veyaC. Müddeiumumîsi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Buhalde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlar. Eğermüruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunların ensonuncusundan itibaren tekrar işlemeye başlar. Ancak bu sebepler müruru zamanmüddetini 102’inci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısınınilavesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”
33. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Zaman bakımından uygulama” kenar başlıklı7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Suçun işlendiği zaman yürürlülüktebulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”
34. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun soruşturma usul veesaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli genelgesinin ilgili bölümü şöyledir:
“…
50. Faili meçhul olayve cinayetlerin soruşturulmasında,
...
g) Soruşturmaevraklarının ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi,ancak sadece soruşturma evrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığıile yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onunda tamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarlatakip edilmesi,
…”
IV. İNCELEMEVE GEREKÇE
35. Mahkemenin 7/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu, eşinin ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkinetkili bir soruşturma yürütülmediğini ve soruşturma sonucunda verilen kovuşturmayayer olmadığına dair kararın aynı gerekçeyle itirazının Mahkeme tarafındanreddedildiğini belirterek Anayasa'nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminata karar verilmesitalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği,yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşananölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişinin yakınları tarafındanyapılabilecektir. Başvuru konusu olayda başvurucu, ölen kişinin eşidir. Bunedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41).
38. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, öncelikli olarakbaşvuruya ilişkin kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılarak Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca etkili soruşturma yapmaşeklindeki usul yükümlülüğünün, maddi yükümlülükten ayrı ve bağımsız biryükümlülük hâline geldiği belirtilmiştir. Ancak AİHM’in,Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından usul yükümlülüğüne uygunluğu incelemekonusundaki zaman bakımından yetkisinin sınırsız olmadığı ve AİHM’in bu konuda iki ölçüt getirdiği belirtilmiştir.Görüşe göre bu ölçütler şöyledir: Ölümün zaman bakımından yetkinin başlangıçtarihinden önce meydana gelmiş olması hâlinde ancak bu tarihten sonra yapılanusul işlemleri ve/veya ihmalleri incelemek ve Sözleşme’nin 2. maddesiningerektirdiği usul işlemlerinin önemli bir oranının, (hem kişinin ölümününsoruşturulmasını ve hem de ölümün sebebini ortaya çıkarma ve ilgilileri sorumlututma amacı taşıyan uygun davaların açılmasını da kapsayan) Mahkemeninyetkisinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra meydana gelmişolması.
39. Bu kapsamda Bakanlık görüşünde, somut başvuruya konuolayın 1993 yılında gerçekleştiği, soruşturmada yapılan son esaslı işlemin1/4/1993 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca meçhul faillerin yakalanması içinkolluğa yazılan yazı olduğu, bu tarihten 31/1/2013 tarihinde verilenkovuşturmaya yer olmadığına dair karara kadar anılan yazının infazı için yazılantekit yazılarından başka esaslı bir işlemin yapılmadığı belirtilmiştir. Bunedenle başvurunun zaman bakımından kabul edilebilir olup olmadığı hususundabir değerlendirme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
40. Bakanlık görüşünde, olayın gerçekleştiği tarih ile buolaya ilişkin soruşturmada en son gerçekleştirilen esaslı işlem tarihine dikkatçekilerek başvurunun, zaman bakımından kabul edilemez olup olmadığı hususundabir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiş ise de Anayasa Mahkemesi, etkilisoruşturma yürütülmesi yükümlülüğü bakımından inceleme yaptığı öncekibaşvurularda, zaman bakımından yetkisinin hesabında kural olarak başvuru konusuölüm olaylarının soruşturulması amacıyla takip edilen başvuru yollarınınkesinleşme tarihini esas almıştır. 30 günlük başvuru süresinin hesabında isebaşvuru konusu ölüm olaylarının soruşturulması amacıyla takip edilen başvuruyollarının kesinleşme tarihinin başvurucular tarafından öğrenilme tarihini esasalmıştır (Sadık Koçak ve diğerleri,B. No: 2013/841, 23/1/2014; Cezmi Demir vediğerleri, 2013/293, 17/7/2014).
41. Bu itibarla somut başvuruya konu olayda CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda Anayasa Mahkemesininzaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012 tarihinden sonra 31/1/2013tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, başvurucunun bu kararaitirazının da Mahkemenin 8/3/2013 tarihli kararı ile reddedilmesiyle söz konusukararın aynı tarihte kesinleştiği gözönündebulundurulduğunda mevcut başvuruya konu soruşturma açısından başvurunun, zamanbakımından kabul edilemez nitelikte olduğunu söyleyebilmeyi mümkün kılan birnedenin bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle somut başvuruda AnayasaMahkemesinin, zaman bakımından yetkisine ilişkin ilkeleriyle belirlediğikurallara istisna tanınmasını, başka bir ifadeyle belirtilen ilkelerdenayrılmayı gerektirir bir durumun bulunmadığı değerlendirilmiştir.
42. Başvuru konusu olayda ölüm olayının soruşturulmasındausule ilişkin yükümlülüğün yerine getirilmemesi suretiyle Anayasa’nın 17.maddesinin ihlal edildiğine dair iddiaların, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesiuyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabuledilemezlik nedeni de görülmediğinden başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.
2. Esas Yönünden
43. Bakanlık görüşünde yine AİHM içtihatları dayanakyapılarak Sözleşme’nin 2. maddesinin ilk cümlesinin, devlete yalnızca kasıtlıve kanunsuz ölüme sebebiyet vermekten kaçınma zorunluluğu değil, aynı zamandaegemenlik alanı içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumaya yönelik gereklitedbirleri alma zorunluluğu da getirdiği, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerinintemel özelliklerine bakılacak olursa bu iddiaların etkili bir şekildesoruşturulması için usul yükümlülüğünü de içerdiğinin görüleceği;soruşturmanın, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarınayol açabilecek nitelikte etkili olması gerektiği; burada somut olayda varılansonuçla değil, bu sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusuolup yetkililerin, somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi içinkendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almalarının gerektiği ifadeedilmiştir.
44. Görüşte, bir soruşturmanın ayrıca maktulün ailesininmeşru çıkarlarının korunması için gerektiği ölçüde kendilerine açık olmasıgerektiği; etkili soruşturma için zımni olarak bir çabukluk ve makul birhızlılık şartının mevcut olduğu da belirtilmiştir.
45. Bu kapsamda Bakanlık görüşünde; başvuruya konu soruşturmasürecinde yapılan işlemler tek tek sıralanmış ve soruşturmada A.P. adlıkişinin, ölüm olayıyla olan bağlantısının tam olarak araştırılmaması, bubağlamda verilen telefon dinleme kararının usul yönünden eksikliği nedeniyleuygulanmaması, başvurucunun eşine ait kamyon üzerinde maddi delil araştırmasıyapılmaması ve nihayet zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına kararverilmesi hususlarının; devletin yaşam hakkını koruma bağlamında sahip olduğusoruşturma yükümlülüğüne uyarlığı konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine aitolduğunun düşünüldüğü ifade edilmiştir.
a. Genel İlkeler
46. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
47. Anayasa Mahkemesine göre doğal olmayan bir ölüm meydanagelmişse devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında ölümün nedenlerini soruşturmave sorumluları tespit ederek cezalandırma ödevi de vardır. Bu usulyükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatifve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenledevletin bu madde kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülükleriningüvencesini, soruşturma yükümlülüğü oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).
48. Bireyin, bir devlet görevlisi ya da özel bir kişitarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimdebir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunmasıhâlinde Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletintemel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genelyükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanınyapılmasını gerektirir (Salih Akkuş,§ 30).
49. Yaşam hakkı kapsamında yürütülen ceza soruşturmalarınınamacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekildeuygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır.Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.Diğer yandan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17.maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma yada cezalandırma hakkı verdiği, devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya dabelirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §56).
50. Ancak soruşturma kural olarak olayın gerçekleştiğikoşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun kanıtlanması hâlindesorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Mikheyev/ Rusya, B. No: 77617/01, 26/1/2006, § 107).
51. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmekiçin soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek vesorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılmasıimkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişmeriski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 57).
52. Diğer taraftan soruşturmanın etkililiğini sağlayan en altseviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göredeğişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanınpratik gerçekleri gözönünde bulundurularakdeğerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından her olaydageçerli olmak üzere bir asgari soruşturma, işlemler listesi veya benzeri birasgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Velcea ve Mazare/Romanya,B. No: 64301/01, 1/12/2009, § 105).
53. Bununla birlikte AİHM kararlarında da açıkça belirtildiğiüzere yaşam hakkının korunması bakımından yetkili mercilerin, olaylara ilişkingörgü tanıklarının ifadelerinin, bilimsel ve teknik verilerin, gerektiğindemaktulün vücudundaki zedelenmeler de dâhil tüm bulguları tam ve belirgin birşekilde gösterecek bir otopsi sonucunun toplanabilmesi için makul olan tümtedbirleri almaları gerekir (Gül/Türkiye B.No: 22676/93, 14/12/2000, § 89; Tanrıkulu/Türkiye[BD], B. No: 23763/94, 8/7/1999, § 104).
54. Yukarıda sayılanlara ilave olarakyürütülecek soruşturmalarda, makul bir süratle gerçekleştirilme ve özengösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı durumlardasoruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya dagüçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmadayetkililerin süratli hareket etmeleri, yaşanan olayları daha sağlıklı birşekilde aydınlatabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığınısürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsızkalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir önemesahiptir (Deniz Yazıcı, B. No:2013/6359, 10/12/2014, § 96).
55. Yürütülecek ceza soruşturmalarınınetkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesapverilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimineaçık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşrumenfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarısağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 58).
b. İlkelerin Somut Başvuruya Uygulanması
56. Somut olayda başvurucu; yakınının ölümüne, devletin birgörevlisinin neden olduğunu ileri sürmemiş, yakınının yaşamına yönelik olarakdevletin yetkili makamlarınca bilinen ya da bilinmesi gereken gerçek ve yakınbir tehdidin bulunduğuna, buna rağmen anılan makamların, yakınının yaşamınıkorumak için fiilî tedbirler almadıklarına ilişkin bir iddiada dabulunmamıştır.
57. Bu itibarla başvurucunun şikâyeti; sadece yakınının ölümüile ilgili olarak devletin, yaşam hakkı kapsamında etkili bir soruşturmayürütülmesi konusundaki usul yükümlülüğü kapsamına girmektedir.
58. Yukarıda belirtilen usul yükümlülüğü kapsamındaki ilkelerbağlamında somut olay, öncelikle yetkili mercilerin soruşturmanın etkililiğiadına aranan, ölüm olayını aydınlatabilecek ve varsa sorumluların tespitineyarayabilecek bütün delillerin toplanması açısından makul olan tüm tedbirlerialıp almadıkları yönünden değerlendirilecektir.
59. Başvurucu; eşinin ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkinsoruşturmanın etkili yapılmadığını, eşine ait cesedin bulunması ve tıbbi ölümsebebinin yapılan otopsi işlemi sonucunda belirlenmesinden sonra gerçekleşenzamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesine kadararadan geçen yirmi yılı aşkın bir zaman zarfında Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından faillerin bulunması yönünde kolluğa belirli zamanlarda yazıyazılması haricinde herhangi bir işlemin yapılmadığını, eşine ait olup terkedilmiş şekilde bulunan kamyon üzerinde parmak izi incelemesi dâhil herhangibir maddi delil araştırmasının yapılmadığını, olaydan önce kimlerle görüştüğüve benzeri konularla ilgili olarak da tanık deliline başvurulmadığını, A.P.adlı kişi hakkında verilen telefon dinleme kararının uygulanmadığını, ayrıca bukişinin ifadesinin alınmadığını, yetkililerce bu şekilde elde edilmesi mümkünolan delillerin toplanması için makul olan tüm tedbirlerin alınmadığını ve sözkonusu kovuşturmaya yer olmadığına dair karara aynı gerekçelerle itirazınınMahkeme tarafından haksız biçimde reddedildiğini ileri sürmüştür.
60. Başvuruya konu olayda, soruşturma açılması için öleninyakınlarının resmî bir başvuru yapması beklenmeksizin yetkililerce resenharekete geçilip soruşturmanın derhâl başlatıldığı, bizzat Cumhuriyet savcısıtarafından olay yerine gidilip olay yeri incelemesinin yapıldığı, akabinde ölümuayene ile otopsi raporlarının alındığı ve ölenin tıbbi ölüm sebebinin kesinolarak belirlendiği görülmüştür. Ancak yürütülen soruşturmanın, ölüm olayınınnedeni ile varsa sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan vederinliği ile ciddiyetine etki eden birtakım eksiklikler içerdiği, başkaanlatımla ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulamadığı ve varsa sorumlukişilerin belirlenebilmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturma yapılmadığıgörülmüştür.
61. Somut olayda ölen kişi, soruşturmada kolluğun araştırmasısonucu edinilen bilgiye göre İstanbul’daki muhtelif ambarlardan kamyonunayüklediği malzemeleri Diyarbakır’a götürmek için yola çıkmadan önceçevresindekilere, akrabası olan A.P.nin yanınagideceğini söylemiştir. A.P. ise olaydan bir gün sonra kolluğa müracaat ederekyakılmış şekilde ölü olarak buldukları kişinin, akrabası olan H.A. olduğunusöylemiş ve cesedi bu yönde teşhis etmiştir.
62. Bu durumda A.P.nin, H.A.nın ne şekilde öldüğübilgisinin daha da ötesinde, ölenin boş bir alanda yanmış bir şekilde bulunduğuve kolluğun bu olaya müdahale ettiği bilgisine de sahip olduğu anlaşılmaktadır.
63. Hâl böyle iken soruşturma makamları tarafından olayınaydınlatılması ve varsa sorumlu kişilerin belirlenebilmesi bakımından A.P.nin, soruşturma açısından kritik öneme sahip bubilgileri ne şekilde edindiği konusunda sorgulaması yapılmamış; soruşturmanın,adı geçenin ölüm olayıyla herhangi bir bağlantısının bulunup bulunmadığınınaraştırılması suretiyle derinleştirilmesi yoluna gidilmemiştir.
64. Keza aynı makamlarca olaydan iki gün sonra ikamet ettiği Diyarbakırilinden gelerek cesedi bulunduğu morgda teşhis eden ölenin kardeşi HilmiAkyol’un da ölenin ve/veya ailesinin husumeti ya da anlaşmazlığı bulunduğu birkişi ya da ailenin olup olmadığı, olay öncesinde kimlerle görüşmüş olabileceği,herhangi bir tehdit eylemine maruz kalıp kalmadığı gibi hususlardasoruşturmanın derinleştirilmesini sağlayabilecek bilgisinin bulunupbulunmadığının belirlenebilmesi bakımından ifadesi alınmamıştır.
65. Ayrıca H.A.yaait kamyonun bulunmasından sonra üzerinde olayda sorumlulukları bulunankişilerin tespitine yönelik biyolojik eşleştirme işlemine yarayacak herhangibir maddi delil araştırması ve bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmadığı dagörülmüştür.
66. Soruşturma mercilerince soruşturmanın bu yönüyle derinleştirilmemesibir yana, üzerinde herhangi bir maddi delil araştırması yapılmayan söz konusukamyonun, kolluğun araştırmasıyla olayla bağlantısı olduğu değerlendirilip evve iş yerinde bulunan telefonlarının dinlenilmesi yönünde girişimde de bulunanA.P.ye yediemin olarak teslimine karar verilerek üzerinde herhangi bir delilvarsa da istendiğinde elde edilemeyecek şekilde kaybolmasına neden olunduğuanlaşılmıştır.
67. Anayasa Mahkemesi kural olarak başvurucuların yakınınınöldüğü gün resen ceza soruşturmasının açıldığı, titiz ve hızlı bir çalışmasonucunda elde edilen deliller ışığında soruşturma ve ilk derece yargılamamakamlarının, olayların seyrini aydınlatmak istediğinden kuşku duyulmadığı,yürütülen soruşturmaların ölüm sebeplerini kesin olarak saptamaya ve sorumlukişilerin cezalandırılmasına imkân verdiği kanısına varılan durumlarda;yürütülen soruşturmaların ve davaların, derinliği ve ciddiyeti üzerinde etkigösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmaması koşuluyla yürütülensoruşturmaların ve alınan kararların yetersiz veya çelişkili olduklarının ilerisürülemeyeceğini kabul etmektedir (SadıkKoçak ve diğerleri, § 95).
68. Somut olayda başvurucunun eşine ait ceset, yanmış birşekilde bulunduktan sonra olay hakkında derhâl soruşturma başlatılmış, olayyeri ile ceset üzerinde gerekli incelemeler yapılmış ise de A.P. adlı kişinin,ölüm olayıyla ilgili bilgisi ve/veya herhangi bir bağı olması ihtimalinedeniyle telefonlarının dinlenilmesi yönünde girişimde de bulunulmasına rağmenadı geçenin ifadesinin alınmaması ya da sorgulanmaması; ayrıca telefongörüşmelerinin içeriği ile görüşme kayıtlarının incelenmesine ilişkin kararında usule ilişkin yönden eksiklik bulunması nedeniyle uygulanamaması; öleninkardeşinin ve mümkün olduğu nispette diğer aile üyelerinin, ölenin olayöncesindeki ilişkileri, yaşamının herhangi bir nedenle tehlike altında bulunupbulunmadığı gibi hususlarda ifadelerinin alınmaması; soruşturmada, ölümolayının nedenini ve olayda sorumlulukları bulunan kişilerin ortaya çıkarılmasıimkânını zayıflatan birtakım eksiklikler meydana getirmiş, bu eksiklikler desoruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde çok önemli bir etki göstermiştir.
69. Bu eksikliklerin yanında soruşturma makamlarınca öleneait kamyon üzerinde herhangi bir maddi delil araştırması yapılmaması veakabinde aracın A.P. adlı kişiye teslim edilmesi de bu makamların, soruşturmadaelde edilmesi muhtemel delillerin toplanması bakımından makul olan tümtedbirleri almadıkları kanaatini daha da güçlendirmiştir.
70. Bu nedenlerle soruşturmanın, ölüm olayının sebebini vevarsa sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan ve derinliği ileciddiyeti üzerinde çok önemli etki gösterecek nitelikte birtakım eksiklikleriçerdiği, dolayısıyla belirtilen nitelikte eksiklikler bırakılması suretiyleetkili bir soruşturma yürütülmeyerek (delil toplamaya ilişkin) yaşam hakkınınusule ilişkin boyutunun ihlaline sebep olunduğu kanaatine varılmıştır.
71. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp yapılmadığınailişkin değerlendirmeye gelince Anayasa Mahkemesinin, bu konuda verdiğikararlarda sıklıkla vurguladığı üzere yürütüleceksoruşturmalarda makul bir süratle gerçekleştirilme ve özen gösterme zorunluluğuda zımnen mevcuttur. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıpyapılmadığına ilişkin tespit; başvuruya konu olayın kendi koşullarına,soruşturmadaki şüpheli sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklıkderecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerinbulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir.
72. Burada önemli olan husus,soruşturmaların yürütülmesinde -sonuçta alınan kararın niteliğinin ne olduğununönemi olmaksızın- özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğerbireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırıeylemlere hoş gösterildiği ya da bu tür eylemlere kayıtsız kalındığı görünümüverilmesinin engellenmesi açısından soruşturmada yeterli sürat ve özeningösterilip gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır.
73. Başvuruya konu soruşturma 27/1/1993 tarihinde başlamışolup yirmi yılı aşkın bir süre sonra dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniylekovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırılmıştır.
74. Soruşturmada, derinliği ileciddiyeti üzerinde önemli etki gösterecek nitelikte birtakım eksikliklerbırakılmasına rağmen bu eksikliklerin giderilmeye çalışılması yerine, neredeyse son yirmi yıllık zaman diliminde kolluktarafından belirli zaman aralıklarıyla faillerin belirlenebilmesine çalışıldığıyönünde yazılan yazıların, Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesinden başka hiçbirişlemin yapılmadığı anlaşılmış; bu nedenle soruşturmanın, hukuka aykırıeylemlere uzun bir süredir kayıtsızkalındığı görünümü verecek ve herhangi bir ilerleme kaydedilemeyecek şekildeyürütüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.
75. Ayrıca soruşturmada birtakım önemli eksikliklerbırakılması nedeniyle kesin bir sonuca ulaşılmasını ortadan kaldıracak şekildegerçekleşen dava, zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına kararverilmesi ile sonuçlanmasının da eklenmesiyle sürecin bir bütün olarak yineözelde başvurucu ve genel olarak da toplumdaki diğer bireyler açısından,yaşamın kasten ihlali niteliğinde olabilecek bir eylemin cezasız kalmasınaneden olunduğu çıkarımı yapılmasına yol açabilecek nitelikte yürütülmüştür. Busebeplerle davanın Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği sürat veyeterlilikte bir inceleme içermediği kanaatine de varılmıştır.
76. Başvuru, başvurucunun soruşturmaya etkili katılımının sağlanıpsağlanmadığı yönünden de ayrı bir değerlendirme yapmayı gerektirmektedir. Somutolaya bu yönüyle bakıldığında soruşturmanın, başvurucunun menfaatlerininkorunması için gerekli olduğu ölçüde kendisine açık olduğu ve başvurucununetkili katılımının sağlanmadığının söylenebilmesini mümkün kılan herhangi birnedenin bulunmadığı anlaşılmıştır.
77. Açıklanan gerekçelerle yapılan tüm değerlendirmelersonucunda Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan usul yükümlülüğükapsamındaki etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
78. 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
79. Başvurucu200.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
80. Başvuruhakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkının esasının ihlal edilmediğine,bununla birlikte yaşam hakkının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü açısındanihlal edildiğine hükmedilmiştir. Başvurucu da uğradığını iddia ettiği maddizarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır.Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucularınuğradıklarını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında illiyetbağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayanbaşvurucunun maddi tazminat talepleri reddedilmelidir.
81. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin usule ilişkinboyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucunun eşinin ölümühakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yalnızca ihlaltespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları karşılığında somutolayın özellikleri dikkate alınarak başvurucuya takdirennet 35.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine ve karar örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı ileAdalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.Yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA M. Emin KUZ’unkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B.Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında etkilisoruşturma yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Başvurucuya net 35.000 TLmanevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. 198,35TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılamagiderinin başvurucuya ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
E.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZUYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,
F.Kararın bir örneğinin Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına bilgilendirmeamacıyla GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
G.Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE
7/1/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucunun, yakınının ölümü ile sonuçlananolayın etkili bir şekilde soruşturulmaması sebebiyle yaşam hakkının ihlaledildiğine ilişkin başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.
Somut olayda başvuruya konu soruşturma 1993yılında başlamış ve başvuru formuna göre, otopsinin yapıldığı 8/3/1993tarihinden dava zamanaşımının gerçekleştiği 27/1/2013 tarihine kadar daimi arama kararı dışında bir işlem yapılmamıştır.
Soruşturmada yaklaşık olarak yirmi yıldır birilerleme kaydedilmemesine ve bu konuda gerçekçi bir şansın kalmadığınınbaşvurucu tarafından da farkına varılması gerektiğinin başvuru formundakiaçıklamalardan anlaşılmasına rağmen, başvurucu Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden itibaren otuz günlükkanuni süresi içinde bireysel başvuruda bulunmamıştır.
Başvuru süresine riayet edilmesi, bireyselbaşvuru incelemesinin her safhasında re’sen dikkatealınması gereken bir başvuru şartı olup Anayasa Mahkemesinin başvuruya ilişkinkendi incelemesinin etkililiği bakımından büyük önem taşımaktadır.
AİHM de, kendisine yapılan bireysel başvurulariçin öngörülen altı aylık sürenin esas amacının davaların makul bir süre içindeincelenmesini sağlayarak yetkili makamların ve ilgili kişilerin uzun sürebelirsiz bir durumda tutulmasını önlemek olduğunu belirtmekte; altı aylıkbaşvuru süresinin kural olarak iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindekinihaî karar tarihinden itibaren işlediğini kabul etmekle birlikte, başvurucununsoruşturmanın hareketsiz kaldığının veya etkisiz hâle geldiğinin farkınavardığı veya farkına varması gerektiği ve gelecekte de etkili bir soruşturmayürütülmesine dair yakın ve gerçekçi bir beklenti olmadığı hâlde sebepsizolarak gecikmesi durumunda başvuruyu süre aşımından reddetmektedir(Narin/Türkiye, B.No:18907/02, 15/3/2010). AİHM, örneğin anılan kararında,öldürülen kişinin akrabaları olan başvurucuların, 1992 yılında açılan, ancak1994 yılından itibaren bir işlem yapılmadığı anlaşılan ceza soruşturmasınınetkili bir şekilde yürütülmediğine ilişkin olarak 9/4/2002 tarihinde yaptıklarıbaşvuruyu, soruşturmanın ilerlemediğinin ve etkisiz olduğunun anlaşıldığı 1994yılından itibaren altı ay içinde bireysel başvuruda bulunulmaması sebebiylereddetmiştir (Narin/Türkiye, p.19, 45 ve 49).
Mahkememizce esas olarak başvuru yollarınıntüketilmesinden sonra otuz gün içinde yapılan bireysel başvurularıninceleneceği kabul edilmekte ise de, AİHM’nin yukarıdabelirtilen yaklaşımının benimsenmesinde başvurucuların iddialarının süratli birşekilde Mahkeme önüne getirilmesi şeklindeki özen yükümlülüğü bakımındanzorunluluk bulunmaktadır. Nitekim Mahkememiz, ceza soruşturması devam ederkenve henüz dava zamanaşımı süresi dolmadan yapılan yaşam hakkına ilişkin bireyselbaşvurularda, her davanın şartlarına bağlı olarak değerlendirme yapmakta veetkili soruşturma yapılmaması sebebiyle ihlal kararı verebilmektedir (Rahil Dink ve diğerleri, B.No:2012/848,17/7/2014).
Başvuruya konu somut olayda yaklaşık yirmiyıldır bir soruşturma işlemi yapılmayan ve etkisiz olduğu çok açık olarakanlaşılan soruşturmaya ilişkin başvurunun 23/9/2012 tarihinden itibaren otuzgün içinde yapılması gerekirken, gerekçesiz olarak geciktirildiği ve süresindensonra yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bu sebeple, başvurunun “süre aşımı” sebebiylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun kabuledilebilirlik kararına katılmıyorum.
Üye
M. Emin KUZ