TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYŞE AKKAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9393)
Karar Tarihi: 14/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucu
:
Ayşe AKKAYA
Vekilleri
:
Av. Zeynep DOĞAN AKARKEN
Av. Hakan AKARKEN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; Millî Savunma Bakanlığı aleyhine açılankamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davasında uyuşmazlık konusu taşınmaziçin emsallerine göre düşük bedel belirlendiği, dava sonunda hükmedilentazminatın hâlen ödenmediği, söz konusu tazminata hatalı faiz oranınınuygulandığı, faiz hesaplamalarının da hatalı yapıldığı, yargılama devam ederkengerçekleşen kanun değişikliği nedeniyle nispi yerine maktu vekalet ücretinehükmedildiği veyargılamanın makul süredesonuçlandırılmadığı nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 11/3/2014tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı 25/5/2015 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/7/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş 31/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 6/8/2015 tarihinde ibrazetmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, Ankara ili Etimesgut ilçesi Bağlıca köyündebulunan taşınmazına Millî Savunma Bakanlığınca fiili olarak el konulduğunuöğrenmesi üzerine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca 22/2/2012 tarihindeidareden uzlaşma talebinde bulunmuş ve idarece taşınmaz için teklif edilen8.760 TL'lik bedelin başvurucu tarafından kabul edilmemesi üzerine 2/4/2012tarihinde uzlaşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.
9. Uzlaşmanın sağlanamaması nedeniyle başvurucu 2/4/2012tarihinde Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Millî Savunma Bakanlığıaleyhine kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır.
10. Mahkemece yargılama sürecinde dava konusu taşınmazın askerîalanda kalması nedeniyle kadastro parseli vasıtasıyla arsa niteliği kazandığıgörülmüş, inşaat mühendisleri ve mülk bilirkişilerinden oluşan beş kişilikbilirkişi heyeti beraberinde keşif yapılmış ve ardından heyetçe taşınmazemsalleri ile karşılaştırılarak, eksik ve fazla yönleri ile değerlendirilerekbilirkişi raporu hazırlanmış, raporda taşınmazın dava tarihi itibarıyla m²değerinin 165 TL olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Mahkemenin aynı askerî alaniçerisinde kalan ve aynı parselde bulunan bir başka taşınmaz ile alakalıyürüttüğü yargılama dosyasında verilen kararın Yargıtay denetiminden de geçerekkesinleşmiş olduğu hususu gözetilerek bilirkişi heyetinin yapmış olduğu tespituygun bulunmuştur.
11. Yargılama sonunda Mahkemenin 20/11/2012 tarihli veE.2012/460, K.2012/573 sayılı kararı ile 33.000 TL tazminatın dava tarihindenitibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine, ilgilitaşınmazın Hazine adına tesciline, başvurucu lehine avukatlık ücret tarifesiuyarınca 3.880 TL vekâlet ücretinin takdirine, yargılama boyunca başvurucutarafından yapılan 54,15 TL yeni dava masrafı, 57 TL tebligat gideri, 105 TLmüzekkere masrafı, 513,55 TL bilirkişi ve keşif ücreti, 460,35 TL ıslah harcıolmak üzere toplam 1.190,05 TL yargılama giderinin davalı idareden tahsilinehükmedilmiştir.
12. Başvurucu Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararını dayanakalarak Ankara 8. İcra Müdürlüğü nezdinde 26/3/2013 tarihinde borçlu idarealeyhine icra takibi başlatmış, bu kapsamda idareye 29/3/2013 tarihinde icraemri tebliğ edilmiş ve takip kesinleşmiştir.
13. Ayrıca İlk Derece Mahkemesi kararı üzerine başvurucu3/1/2013 tarihli dilekçesi ile temyiz talebinde bulunmuş, kararın düzeltilerekonanmasını istemiştir. Söz konusu temyiz dilekçesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"...
İlam, hüküm kısmı 5. Madde bilirkişi ve keşifücretlerinde, eksik hesaplama yapılmıştır. Bilirkişi heyetine toplam 1200 tl.; keşif harcı 148,55 tl.;keşif aracına 65 tl. olmaküzere toplam 1413,55 tl. Bilirkişi ve keşif masrafıyapılmış iken ilamda -513,55 tl yazılarak- eksikolarak hüküm kurulması ilamın düzelterek onanmasını gerektirmektedir.
..."
14. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı idare de 7/1/2013tarihli dilekçesi ile temyiz talebinde bulunmuş, uyuşmazlık konusu taşınmaziçin daha önce usulüne uygun tebligat ve kamulaştırma işlemleri yapıldığınıbelirterek temyiz incelemesi sonunda yasa ve hukuka aykırı olan kararın resentespit edilecek sebeplerle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
15. Temyiz talepleri üzerine dava dosyası Yargıtayagönderilmiş, dosya üzerinde temyiz incelemesi devam ederken 24/5/2013 tarihlive 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’nun geçici 6. maddesinin yedinci fıkrası değiştirilerekgeçici 6. madde uyarınca açılan davalarda nispi vekâlet ücreti yerine maktuvekâlet ücreti uygulanacağı, onuncu fıkrasıyla da değişen hükümlerinkesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusudüzenleme 11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak bu tarihte yürürlüğe girmiştir.
16. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesi1/10/2013 tarihli ve E.2013/8158, K.2013/16199 sayılı ilamı ile kararıdüzelterek onamıştır. İlamın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Mahallinde yapılan keşif sonucu, taşınmazındava tarihindeki değerinin biçilmesinde ve alınan rapor uyarınca bedelinintahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;
1-Davalıidarenin harçtan muafiyetine karar verildiği halde, harcın yatırana iadesiyerine, yargılama giderlerine katılmak suretiyle idareden tahsiline kararverilmesi, doğru olmadığı gibi;
2-11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen geçici 6. maddesinin 7.fıkrası uyarınca; vekalet ücretinin bedel tespiti davalarında öngörüldüğüşekilde maktu olarak belirlenmesi gerektiğinden,
a)Gerekçeli kararınhüküm fıkrasından harç ve yargılama giderlerineilişkinbölümlerin çıkartılmasına, yerlerine (Davalı idare harçtan muaf olduğundan harçalınmasına yer olmadığına, peşin yatırılan harcın talep halinde yatıranaiadesine, davacı tarafça yapılan toplam; 1.600,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine) cümlesininyazılmasına,
b)Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının vekalet ücretine ilişkin 4. bendinden(3.880,00) rakamının çıkartılmasına, yerine (1.200,00) rakamının yazılmasına,
Hükmün böylece DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ... oybirliği ile kararverildi."
17. Temyiz incelemesinin ardından taraflarca karar düzeltmeyoluna başvurulmadığından anılan karar 1/10/2013 tarihinde kesinleşmiştir.
18. Başvurucu 20/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşve Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesince lehine hükmedilen tazminat miktarınailişkin kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığı yönünde şikâyette bulunmuştur.
19. Anayasa Mahkemesi 4/9/2015 tarihinde Millî SavunmaBakanlığına gönderdiği yazı ile bireysel başvuruya konu yargılama dosyasıkapsamında başvurucu lehine hükmedilen tazminata yönelik herhangi bir ödemeninyapılıp yapılmadığı hakkında bilgi istemiş, Millî Savunma Bakanlığı cevabensunduğu 16/9/2015 tarihli yazı ile söz konusu tazminata ilişkin yürütülen icratakip dosyasına 10/3/2014 tarihli ödeme emri ile 42.205,15 TL yatırıldığınıbildirmiştir.
20. Ayrıca Ankara 8. İcra Dairesine (İcra Dairesi) de AnayasaMahkemesince gönderilen 30/12/2015 tarihli yazı ile başvuru konusu icra takipdosyasına ilişkin ödeme bilgileri istenmiş, cevaben sunulan 30/12/2015 tarihlive 21/1/2016 tarihli yazılar ile 28/12/2015 tarihi itibarıyla ilgili icra takipdosyasında toplam 45.671,31 TL alacak bulunduğu buna karşın dosyaya 24/3/2014tarihinde 42.205,15 TL ve 17/7/2014 tarihinde 3.823,75 TL toplamda ise46.028,90 TL ödeme yapıldığı ve bu durumdafazlaödenen 357,59 TL'nin borçluya iade edileceği, bununla birlikte Dairelerincehesaplanan toplam alacak tutarının başvurucu tarafından Ankara 12. İcra HukukMahkemesi (İcra Hukuk Mahkemesi) nezdinde şikâyete konu edildiği, şikâyetincelemesi sonunda verilen hükmün Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozulduğu, bubağlamda icra dosyası kapsamında hesaplanan tutarın henüz netleşmediğibildirilmiştir.
21. Başvurucu da Anayasa Mahkemesine sunduğu 22/1/2016 tarihlidilekçesi ile İcra Dairesince yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, kendisineödeme yapıldığını ancak eline geçen meblağın alacak tutarını tamamenkarşılamadığını, bu bağlamda İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde şikâyettebulunduğunu, İcra Hukuk Mahkemesince yapılan inceleme sonucu verilen şikâyetinreddi yönündeki kararın Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozulduğunu ve şikâyeteilişkin yargılamanın henüz sona ermediğini belirtmiştir.
22. Anayasa Mahkemesince şikâyet incelemesinin yapıldığı İcraHukuk Mahkemesi nezdinde yürütülen yargılama dosyasının incelenmesi sonucubaşvurucunun İcra Mahkemesine sunduğu 8/4/2014 tarihli şikâyet dilekçesi ileborçlu hakkındaSincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/11/2012 tarihli kararına dayanarak icra takibiyaptığını, bu kararın kesinleştiğini, icra dairesinden dosya borcununhesaplanmasını istediğini, yapılan hesaplamaların birbirinden farklı olduğunu,kendisine kısmi ödeme yapıldığını, ayrıca icra harçları maktu olarak alınmasıgerekirken cezaevi harcı ve damga vergisinin nispi olarak alındığını belirterekdosya hesabının Mahkemece yapılmasına karar verilmesini talep ettiğigörülmüştür.
23. İcra Hukuk Mahkemesince şikâyet talebi üzerine icra dosyasıhesap yapılması amacıyla bilirkişiye gönderilmiş, bilirkişi tarafından raporunsunulmasının ardından 14/4/2014 tarihli ve E.2014/305, K.2014/369 sayılı kararile şikâyetin reddine hükmedilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Tüm dosyanın değerlendirilmesi sonucu 2942 SayılıYasanın geçici 6.maddesinin 7.fıkrası uyarınca bu madde kapsamında her türlüvekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesi gerektiği, icra müdürlüğüncegerçekleştirilen işlemin hukuka uyarlı olduğu, cezaevi harcının yasaya uygunolarak hesaplandığı, damga harcına ilişkin 2942 Sayılı Yasanın geçici6.maddesinin 7.fıkrasında düzenlemenin yer almadığı, bu konudaki itirazlarınyerinde görülmediği, şikayetin reddinin gerektiği sonucuna ulaşılmış, aşağıdakihüküm oluşturulmuştur.
..."
24. Şikâyetin reddedilmesi üzerine başvurucu tarafından temyiztalebinde bulunulmuştur. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi22/5/2015 tarihli ve E.2014/11509, K.2015/11598 sayılı ilamı ile 6487 sayılıKanun ile değişen 2942 sayılıKanun'un geçici 6.maddesinin 13. fıkrasının,AnayasaMahkemesinin 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95, K.2014/176 sayılı kararı ileiptal edildiğini, bu durumda somut olayda icra vekalet ücretinin nispi olarakhesaplanması gerektiğini belirterek İcra Mahkemesinin kararını bozmuştur.
25. Bozma üzerine yargılama dosyası İcra Hukuk Mahkemesinegönderilmiş, İcra Hukuk Mahkemesince bozma ilamı doğrultusunda yeniden yapılandeğerlendirme sonucunda 4/2/2016 tarihli ve E.2015/921, K.2016/74 sayılı kararile uyuşmazlık konusu bakiye dosya borcunun 5.073,87 TL olduğunun kabulüne ve icravekalet ücretinin nispi olarak hesaplanması gerektiğine hükmedilmiştir.
26. İlk Derece Mahkemesinin bu kararına karşı icra dosyasınınborçlusu idare tarafından temyiz talebinde bulunulmuş, dava dosyası Yargıtay 8.Hukuk Dairesine gönderilmiş, temyiz incelemesi ise hâlen sonuçlanmamıştır.
B. İlgili Hukuk
27. 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin 1. ve 8. fıkralarıile Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95,K.2014/176 sayılı kararı ile iptal edilmeden önceki 13. fıkrası şöyledir:
“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiçyapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasındafiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsisedilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veyatamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızınfiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedeltalep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerinegöre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulününuygulanması dava şartıdır.
...
Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerdekullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhilidarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin(Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil GüvenlikKomutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımlarıile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özelidareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleritoplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamınınen az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşenalacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garametenve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ilealacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılıKanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararıgereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yollarıda teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlemyapılabilir.
...
4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadarkamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamışolmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin birihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare tarafındankamulaştırılması hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce malikleri lehinehükmedilen tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra vekalet ücretleride, idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre bütçelerden ayrılacakpaydan ve aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve işlem yapılır. Bualacaklar için de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra kapsamında kalantaşınmazlar hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci fıkra hükümleriuygulanır. Bu fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar hakkındaaçılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır.”
28. 2942 sayılı Kanun'un,6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile yapılan değişiklikten sonraki geçici 6.maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları ile onuncu fıkrasının ilgili kısımlarışöyledir:
"İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veyaidare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Dava açılması hâlinde, fiilenel konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının davatarihindeki değeri, ikincifıkranın birincicümlesindeki esaslara göre mahkemece bu Kanunun 15 inci maddesine görebilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespit ve taşınmazın veya hakkın idareadına tesciline veya terkinine hükmedilir. Tespit edilen bedel, bu maddeninsekizinci fıkrasına göre idarece ödenir. Tescile veya terkine ilişkin hükümkesin olup tarafların hükmedilen bedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır.
Bu madde kapsamında açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ile hertürlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında öngörülen şekilde maktuolarak belirlenir.
...
...Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tümdavalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızcasekizinci fıkra hükümleri uygulanır.”
29. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 448. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâluygulanır.”
30. 6100 sayılı Kanun'un 30. maddesi şöyledir:
"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimdeyürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu; Millî Savunma Bakanlığı aleyhine açtığı kamulaştırmasızel atmaya dayalı tazminat davasında uyuşmazlık konusu taşınmaz için emsallerinegöre düşük bedel belirlendiğini, dava sonunda hükmedilen tazminatın hâlenödenmediğini, dolayısıyla yargı kararının yerine getirilmediğini, söz konusutazminata kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz yerine yasal faizuygulandığını, faiz hesaplaması yapılırken esas alınan başlangıç tarihininidareye uzlaşma için başvuruda bulunulan tarih olarak alınması gerektiğini,yargılama sürecinde yaptığı masrafların karşı taraftan tahsiline veya iadesinekarar verildiğini; ancak yine bu masraflar için yapılan faiz hesaplamasındabaşlangıç tarihinin masrafların yapıldığı tarihler olarak dikkate alınmasıgerektiğini, yargılama devam ederken yapılan kanun değişikliği nedeniyle nispivekalet ücreti yerine maktu vekâlet ücretine hükmedildiğini, yargılamanın makulsürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının,etkili başvuru hakkının, hak arama hürriyetinin, hukuki güvenlik ve belirlilikilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlallerin tespiti ile tazminatahükmedilmesini, hükmedilecek tazminatlara yıllık %16,8 oranında faizuygulanmasını, başvuruya konu kamulaştırmasız el atma tazminatınınödenmemesinde sorumluluğu olan sorumlular hakkında suç duyurusundabulunulmasını, kamulaştırmasız el atma davasında lehine hükmedilen ve sonradandüşürülen vekâlet ücretinin ilk hükmedilen hali ile ödenmesine kararverilmesini, yargılama boyunca yaptığı masraflara işletilecek faizinhesaplanmasında başlangıç tarihinin, masrafların yapıldığı tarih olarakdüzeltilmesini ve yargılama sonunda lehine hükmedilen tazminata uygulanacakfaizin hesaplanmasında ise başlangıç tarihinin davalı idareye uzlaşma içinbaşvurulan tarih olarak belirlenmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
34. Başvurucu, başvuru dilekçesinde Sincan 1. Asliye HukukMahkemesinin, 20/11/2012 tarihli kararı sonucu kamulaştırmasız el atma bedeliolarak lehine 33.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasalfaizi ile birlikte ödenmesine hükmedilmesine rağmen kendisine ödeme yapılmadığındanyakınmaktadır. Bununla birlikte başvuruya ilişkin olay ve olguların incelenmesineticesinde başvurucuya, bireysel başvuruda bulunduğu tarihten sonra bellimiktarda ödeme yapıldığı ve başvurucu tarafından yakınılan hususun yapılanödemenin eksik olduğu noktasına dönüştüğü görülmüştür (bkz. § 21).
35. Bu durumda başvurucunun yargı kararının icra edilmediğineyönelik şikâyetinin başvuruya konu yargı kararında hükmedilen meblağın faiz vemasrafları ile birlikte tahsil edilmesine yönelik icra aşamasında yapılanhesaplamaya ilişkin bir uyuşmazlık olduğu ve bu uyuşmazlığın hâlensonuçlanmadığı hususu dikkate alınarak başvurucuya yapılan ve başvurucutarafından tahsil edilen ödeme yönünden değerlendirilmesi uygun bulunmuş veuyuşmazlık devam eden konuda inceleme yapılmamıştır.
36. Öte yandan başvurucunun yukarıda sayılan ve adil yargılanmahakkının, mülkiyet hakkının, etkili başvuru hakkının, hak arama hürriyetinin,hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü diğerşikâyetlerinin özü bireysel başvuruya konu edilen yargılama süreci ileyargılama süreci sonunda hükmedilen tazminata ve yargılama masraflarına yönelikfaiz hesaplamalarına dolayısıyla adil yargılanma ve mülkiyet haklarınailişkindir. Bu kapsamda başvurucunun diğer şikâyetleri ayrı başlıklar altındadeğerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığınaİlişkin İddia
37. Başvurucu, kamulaştırılmadan el koyulan taşınmazı nedeniyleuzlaşma için 22/2/2012 tarihinde idareye başvuruda bulunduğunu, uzlaşmasağlanamaması nedeniyle 2/4/2012 tarihinde dava açtığını belirterek ilgilisürecin makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
38. Bakanlık görüşünde, başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik şikâyetine ilişkin yapılan değerlendirmede davanın açılmatarihi ile Yargıtayın düzeltilerek onama ilamındageçen sürenin 1 yıl 6 ay olduğu belirtilmiş ve Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlere atfen başvurunun bu kısmı hakkındagörüş sunulmayacağı bildirmiştir.
39. Başvurucu; Bakanlığın görüşüne karşı makul süredeğerlendirmesinde başlangıç tarihinin idareye uzlaşmak için başvurudabulunduğu tarih olarak dikkate alınması gerektiğini, sürenin bitiş tarihininise Yargıtay ilamının kesinleşme tarihi olarak alınması gerektiğinibelirtmiştir.
40. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makulsürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadakiyargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 34–59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Cavit Bağyapan, B.No: 2013/1444, 4/11/2014; Mukadder Sağlam vediğerleri, B. No: 2013/2511, 22/1/2015; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283, 19/12/2013).
41. Başvuru konusu olay, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılankamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat davasına ilişkindir. 6100sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine göre yürütülenve medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makulsüre değerlendirmesi için başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı kararabağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Ancak2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin birinci fıkrası uyarıncakamulaştırmasız el atmalardan kaynaklanan tazminat davalarında, dava açılmadanönce idareye başvuru yapılması dava şartı olarak düzenlendiğinden dolayısıylaidareye uzlaşma için başvuru yapılmadan doğrudan dava açılması Kanun ileyasaklanmış olduğundan somut başvuru açısından bu tarih idareye uzlaşma içinbaşvuru yapılan 22/2/2012'dir.
42. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 52), somutbaşvuru açısından söz konusu tarih ise temyiz talebi üzerine Yargıtay 5. HukukDairesinin düzeltilerek onama ilamının tarihi olan 1/10/2013'tür.
43. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesindeyargılamanın konusunun kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat istemineilişkin olduğu, davanın idareye uzlaşma için yapılan 22/2/2012 tarihlibaşvurunun ardından 2/4/2012 tarihinde düzenlenen uzlaşmazlık tutanağı üzerine2/4/2012 tarihinde açıldığı, esasa ilişkin kararın 20/11/2012 tarihindeverildiği ve bu kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013 tarihli ilamıile düzeltilerek onandığı, karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine de ilamtarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
44. Başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasında İlkDerece Mahkemesi ve temyiz Mahkemesinin ihtilaf konusu olayla ilgili tutumununözel bir karmaşıklık göstermediği, yargılamanın idareye uzlaşma için yapılanbaşvuru tarihi de hesaba katılarak toplam1 yıl 8 ay sürdüğü, bu sürede İlkDerece Mahkemesinin başvurucunun ve idarenin iddialarına karşılık bedeltespitine esas verileri topladığı, keşif icra ettiği, bilirkişi raporunabaşvurduğu, bilirkişi raporunun hazırlanmasının ardından esasa ilişkin hükümkurduğu ve kararın temyiz incelemesinin sonuçlandığı görülmüş ve yargılamasüresinin bütünü dikkate alındığında mahkemeler nezdinde başvurucunun haklarınıihlal edecek şekilde gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul süreyi aştığınıileri sürdüğü yargılamasının uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlalsaptanmadığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Mahkemece Belirlenen Taşınmaz Bedeline ve BuBedele Uygulanan Faiz Oranı ile Faiz Hesaplamalarına İlişkin İddialar
46. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız el atma davası sonundataşınmaz için emsallerine göre düşük bedel belirlendiğini ayrıca hükmedilenbedele kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı yerine yasal faiz oranıuygulandığını, bu bedel için faiz hesaplaması yapılırken esas alınan başlangıçtarihinin idareye uzlaşma için başvuruda bulunulan tarih olarak alınmasıgerektiğini ve yargılama sürecinde yaptığı masraflar için yapılan faizhesaplamasında da başlangıç tarihinin masrafların yapıldığı tarihler olarakdikkate alınması gerektiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
49. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veyaeylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olmasıgerekir.
50. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır (Bayram Gök, B.No: 2012/946, 26/3/2013, § 17).
51. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birkanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklegenel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulmasıesastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağandenetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, § 18).
52. Bireysel başvuru yolunun ikincil olma niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuksisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilkeuyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Bayram Gök, §19).
53. Somut başvuruya konu olayda başvurucu, lehine tazminatahükmedilen Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararına karşı temyiz talebindebulunmuştur. Ancak söz konusu talep incelendiğinde başvurucunun, kararınyalnızca bilirkişi ve keşif ücretlerinde eksik hesaplama yapılmış olmasıyönünden hatalı olduğunu belirttiği, bunun dışında kalan ve bireysel başvuruyakonu ettiği şikâyetlerine ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığı ve İlkDerece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasını istediği tespit edilmiştir(bkz. § 13). Dolayısıyla başvurucunun söz konusu talebine yönelik olarak olağankanun yollarına başvurmadığı ve başvuru yollarını usulünce tüketmeden anılanşikâyetler yönünden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Oysa yukarıdayer verilen ilkeler kapsamında (bkz.§§ 44-50) başvurucunun, bu başlık altındaincelenen şikâyetlere ilişkin bireysel başvuruda bulunabilmesi için öncelikleilgili yargı yolunu tüketmesi gerektiği açıktır.
54. Açıklanan nedenlerle bireysel başvurunun bu kısmına ilişkinihlal iddialarının, başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden başvurukonusu yapıldığı anlaşıldığından diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargı Kararının Yerine Getirilmediğineİlişkin İddia
55. Başvurucunun söz konusu şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksunolmadığı anlaşıldığından ve şikâyetin kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek bir neden de görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Lehe Hükmedilen Vekalet Ücretinin MaktuOlarak Değiştirilmesine İlişkin İddia
56. Başvurucunun söz konusu şikâyetinin de açıkça dayanaktanyoksun olmadığı anlaşıldığından ve şikâyetin kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek bir neden de görülmediğinden başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Yargı Kararının Yerine Getirilmediğineİlişkin İddia
57. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanantazminat davası sonunda lehine hükmedilen tazminata yönelik hükmün icraedilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
58. Bakanlık görüşünde, başvurucu lehine tazminata hükmedilenİlk Derece Mahkemesi kararının karar düzeltme talebinde bulunulmaması üzerinebaşvurucu yönünden 1/10/2013 tarihinde kesinleştiği, bu bağlamda bireyselbaşvuru incelemesi sürecinde kesinleşen kararın yerine getirilipgetirilmediğinin, başvurucunun mağdurluk statüsü anlamında önem arz ettiği,dolayısıyla kararın gereğinin yerine getirilip getirilmediğinin borçlu idaredensorulması gerektiği ilaveten karar gereği yerine getirilmedi ise söz konusuyargılama sürecinin 1/10/2013 tarihinde kesinleştiği dikkate alınarak incelemeyapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.
59. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, tarafına27/3/2014 tarihinde ödeme yapıldığını, bu ödemeden eline 41.062,01 TL geçtiğiniancak bu ödemenin icra dairesince hatalı yapılmış hesaba dayandığınıdolayısıyla kısmi bir ödeme olarak kabul edilebileceğini belirtmiştir.
60. Bu bağlamda başvurucunun yargı kararının icra edilmediğineyönelik şikâyeti, söz konusu yargı kararında hükmedilen meblağın faiz vemasrafları ile birlikte tahsil edilmesine yönelik icra aşamasında yapılanhesaplamaya ilişkin devam eden bir uyuşmazlığın mevcut olduğu hususu dikkatealınarak (bkz. §§ 22-25), başvurucuya yapılan ve başvurucu tarafından tahsiledilen ödeme yönünden değerlendirilecektir.
61. Anayasa’nın 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahiptir.”
62. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
63. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:
“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymakzorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretledeğiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
64. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya dacezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makulbir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkınasahiptir.”
65. Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yeralan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilenilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, § 38).
66. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamandatoplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanmahakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmadabulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayanbir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).
67. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı,kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama veyürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu vemahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasınıngeciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkınınkapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Mustafa Demirtaş, B. No: 2013/2002,30/12/2014, § 51).
68. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği için AİHM, mahkemeyeerişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkınıadil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM’e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkemeönüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını istemehaklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecinitamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Kararuygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu çerçevede AİHM,kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine karar verilen tarafın zarargörmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda, mahkemeye erişim hakkının biranlam ifade etmeyeceğini ve yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesinin, 6.madde anlamında “dava”nın tamamlayıcı unsuru olduğunuvurgulamaktadır (Arman Mazman,B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 59).
69. Zira davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukukauygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargıkararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayıreddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa, bu durumdadavada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin6. maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir.AİHM, bu yorumuyla bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak buhakkın tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararınicrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmektedir (Arman Mazman, §60).
70. Anayasa'nın 138. maddesi metninde mahkeme kararlarına uyma,bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütmeorganları ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kuralına yerverilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerinegetirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hakve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyladevlet, yargı kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyleraleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamuotoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla yükümlüdür.Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette, bireylerin kamuotoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma adınavazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında yerinegetirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Arman Mazman, § 61).
71. Yargı kararlarının yerine getirilmesinde gecikmeninbaşvurucuların adil yargılanma haklarına bir müdahale olduğu kabul edilmekleberaber kararların icrasında ne kadar süreli bir gecikmenin hak ihlalisayılacağının, davanın konusu, konu bir alacağın veya tazminatın ödenmesiysealacak veya tazminatın mahiyeti, başvurucunun kararın icrasındaki menfaati,yargı kararının icrasının başvurucu için önemi, ödeme ile sorumlu idareninbütçe imkânları ve ödeme konusundaki tutumu, alacak veya tazminatın ödemeningecikmesi nedeniyle değer kaybedip kaybetmediği, davanın kararın icrasafhasıyla beraber toplam süresi ile kararın icrasında geçen süre gibikoşullara göre incelenmesi gerekir (Arman Mazman, § 66).
72. Başvuru konusu olayda idare başvurucuya ait taşınmazakamulaştırmasız el atmış, başvurucu da bu durumu öğrenmesinin ardından 2942sayılı Kanun'un geçici altıncı maddesi uyarınca uzlaşma için idareye 22/2/2012tarihinde başvurmuş, uzlaşma sağlamaması üzerine 2/4/2012 tarihinde Sincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanantazminat davasında idare aleyhine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.Yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi 20/11/2012 tarihli kararı iletoplam 33.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ilebirlikte başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Anılan karar Yargıtay 5. HukukDairesinin 1/10/2013 tarihli ilamı ile düzeltilerek onanmış, karar düzeltmeyoluna başvurulmaması üzerine de aynı tarihte kesinleşmiştir. Başvurucuya isekendisinin de kabul ettiği 41.062,01 TL ödeme, kesinleşme tarihinden yaklaşıkaltı ay sonra 27/3/2014 tarihinde yapılmıştır.
73. Sonuç olarak yukarıda sayılan hususlar gözönündebulundurulduğunda somut olayda İlk Derece Mahkemesince 33.000 TL olarakbelirlenen kamulaştırmasız el atma tazminatının yargı kararınınkesinleşmesinden itibaren yaklaşık altı ay sonra ödenmiş olduğu ve söz konusuödemenin faiz ile yargılama giderlerini de kapsadığı gözönündebulundurulduğunda başvurucunun adil yargılanma haklarının ihlal edilmediğikanaatine ulaşılmıştır.
74. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
75. Öte yandan başvurucunun yargı kararı ile lehine hükmedilentazminatın kendisine ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasının, başvurucuya idarece belli bir miktar ödeme yapıldığı, bu miktardaödemenin ise alacağın tamamını karşılayıp karşılamadığının halen devam etmekteolan bir yargılama sürecinde ortaya çıkacağı hususu dikkate alındığında buaşamada değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
b. Lehe Hükmedilen Vekalet Ücretinin MaktuOlarak Değiştirilmesine İlişkin İddia
76. Başvurucu İlk Derece Mahkemesi tarafından nispi olarakbelirlenerek lehine hükmedilen 3.880 TL vekâlet ücretinin, 6487 sayılı Kanunile 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyletemyiz aşamasında 1.200 TL olarak (maktu) düzeltildiğini belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
77. Bakanlık görüş yazısında, AİHM'inyerleşik içtihatlarına göre yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve hukukihataların, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerinihlaline sebep olduğu hâllerde bireysel başvuruya konu edilebilir olduğu,Anayasa Mahkemesi kararlarında da kanun yolu şikâyeti niteliğindekibaşvurularda bariz takdir hatası veya açık keyfîlikbulunmadıkça bireysel başvuru yolunda inceleme yapılamayacağının belirtildiği,vekâlet ücretinin bir usul hukuku kavramı olup yapılan yasal değişikliklerinderhâl uygulanma niteliğini haiz olduğu, bununla birlikte devam eden davayauygulanacak şekilde yasa değişikliğinin adil yargılanma hakkına bir müdahaleolduğu ifade edilmiştir.
78. Başvurucu,Bakanlıkgörüşüne karşı beyanlarında nispi olarak hükmedilen vekalet ücretinin yargılamadevam ederken maktuya çevrilmesi uygulamasının hukuki güvenlik ilkesine ve adilyargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.
79. Somut dava sonucunda başvurucunun davanın açılış tarihindekidüzenlemelere göre davayı kazanması hâlinde lehine hükmedilecek vekâlet ücreti,dava devam ederken yapılan değişiklik ile nispidenmaktuya çevrilerek düşürülmüştür. Başvurucunun davası lehine sonuçlandığındanaleyhine bir yargılama giderine hükmedilmemiş, ancak yargılama devam ederkenyapılan kanun değişikliğiyle lehine hükmedilen vekâlet ücreti maktuyaçevrilerek vekâletle temsil nedeniyle vekiline ödeyeceği ücretin karşı tarafayükletilen miktarı azaltılmış; dolayısıyla başvurucunun vekili ile dava öncesiyaptığı sözleşmeye göre yapacağı ödemede kendisinin katlanacağı miktar artmışve dolaylı olarak yargılama giderine katlanmak durumunda bırakılmıştır.
80. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri silahlarıneşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuleilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinindiğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarınımakul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamınagelmektedir (Yaşasın Aslan, B.No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşıtarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdanolumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildir. Taraflardan birine tanınan,diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delilbulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir (Hüseyin Sezen, B. No: 2013/1793,18/9/2014, § 37).
81. Devletin kendisi taraf olsun ya da olmasın davanıntaraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getirenkanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıylayargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Birbaşka ifadeyle yasama organının yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuçdoğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda davanın taraflarının eşit konumdaolduğu söylenemez. Bunun için yargısal süreci etkilediği iddia edilen düzenlemenintaraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde azaltması, ortayaçıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı bulunması ve builliyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya çıkmamış olması gerekir(Zekiye Şanlı, B. No: 2012/931,26/6/2014, § 72).
82. Bununla birlikte somut başvuruya konu düzenleme ile yapılandeğişiklik, davanın esasını etkileyen veya bir tarafın başarı şansınıdeğiştiren nitelikte olmayıp bir yargılama gideri olan vekâlet ücretineilişkindir. Vekâlet ücreti ise bir usul hukuku kavramı olup yapılan yasaldeğişiklikler derhâl uygulanma niteliğini haizdir. Ayrıca bahsedilen düzenlemedavanın her iki tarafı için vekâlet ücretini maktu hâle getirdiğinden ve davayıher iki tarafın da kazanma imkânı bulunduğundan silahların eşitliğine aykırıbir düzenleme olduğundan bahsedilemez. Zira benzer davalarda, davayı kazanandavacıların kamu kurumlarından alacakları vekâlet ücreti düşerken kaybedendavacıların ödemek zorunda kaldıkları vekâlet ücretleri de düşmekte ve sözkonusu düzenleme kamu kurumları için bazen lehe bazen aleyhe sonuçdoğurmaktadır (Mürsel Malkoç,[GK], B. No: 2013/9466, 27/10/2015, § 25).
83. Vekâlet ücreti davayı vekille takip eden ve davası kabuledilen lehine hükmedilen bir ücrettir.Davaaşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücretyükümlülüğü bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir. (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38).
84. AİHM, başvuranların aleyhine hükmedilen yargılamagiderlerinin yanında devletin taraf olduğu davalarda başvuranların lehlerinehükmedilmeyen yargılama giderlerini de mahkemeye erişim hakkı kapsamındadeğerlendirebilmektedir (Stankiewicz/Polonya, B. No: 46917/99, 6/4/2006, §§60, 61). Söz konusu davada savcılığın bir özel hukuk davasında hukuk düzeniniya da kamu yararını korumak amacıyla davaya müdahalesi hâlinde devlet lehine yada aleyhine yargılama giderlerine hükmedilemeyeceğine ilişkin usul yasasıhükmünün uygulanması incelenmiştir. Davanın Savcılık makamı tarafındanaçılmasına karşın davayı kazanan başvuran lehine yargılama giderlerinehükmedilmemesi nedeniyle davanın karmaşıklığı, davacının avukatla temsiliningerekliliği, devletin yargılama giderlerinin gereksiz şekilde yüksek tutulduğunailişkin bir kanıtlamasının söz konusu olmadığı ve profesyonel hukuki yardımmasraflarının karşı tarafa yükletilmediği hususlarına vurgu yapılarak mahkemeyeerişim hakkının ihlaline karar verilmiştir (Stankiewicz/Polonya, §§ 63-76).
85. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararınıönemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlaledebilir (Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hakolmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların,hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir(Serkan Acar, § 38). Ulaşılmakistenen kamu yararının gerekleri ile bireylerin temel hakları arasındagözetilmesi gereken adil dengeyi bozan ve başvuruculara çok yüksek bir külfetyükleyen düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Hüseyin Sezen, § 48).
86. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup, kural olarak butür giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak, gereksizbaşvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerinfuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesiamacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerinkapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülenyükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derecedezorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar, § 39).
87. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve AİHM kararlarında dageçen "Kaybeden öder."ilkesi, tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilendeğer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarına hükmedilmesine ilişkindüzenlemeleri ifade eder (Hüseyin Sezen, §50).
88. AİHM, bu ilke gereği muhtemel davacıları mahkeme önüneabartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği için mahkemeye erişim hakkınıengelleyici bir sonuç doğurabilecek nitelikteki düzenlemelerin tek başına adilyargılanma hakkıyla çelişmeyeceğini, bununla birlikte davanın koşullarıçerçevesinde hesaplanan masrafın miktarının bu hakkın engellenipengellenmediğini tespitte önemli bir faktör olduğunu kabul etmektedir (Stankov/Bulgaristan, 68490/01, 12/7/2007, § 52).
89. Başvuru konusu davada 20/11/2012 tarihli Mahkeme kararıylabaşvurucu lehine 33.000 TL tazminat bedeli ile 3.880 TL vekâlet ücretinin diğeryargılama giderleriyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. 24/5/2013tarihinde kabul edilen 6487 sayılı Kanun'la 2942 sayılı Kanun’un geçici 6.maddesinde yapılan değişiklik ile kamulaştırmasız el atma davalarında vekâletücretlerinin nispi olarak ödenmesi düzenleme altına alınmıştır. Başvuru konusudavanın temyiz aşamasında yürürlüğe giren bahse konu düzenleme ve usulhükümlerinin derhâl uygulanmasına yönelik ilke gereği başvurucu lehinehükmedilen 3.880 TL vekâlet ücreti Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin, 1/10/2013tarihli kararıyla 1.200 TL olarak tespit edilmiş, İlk Derece Mahkemesi kararıdüzeltilerek onanmıştır.
90. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013 tarihli kararıylavekâlet ücreti yönünden İlk Derece Mahkemesi kararını değiştiren hükmünün11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun’la 2942 sayılı Kanun’un geçici6. maddesinde değişiklik yapan düzenlemeye dayandığı, bahsedilen düzenlemeninusule ilişkin olduğundan derhâl uygulama niteliğini haiz olduğu, ayrıcabahsedilen geçici 6. maddenin 10. fıkrasında yapılan değişikliklerin henüzkesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hükmünün yer aldığı görülmektedir. Bunedenle bahsedilen Yargıtay kararının kanuni olduğu açıktır.
91. Başvurucunun şikâyet konusu yaptığı 6487 sayılı Kanun’un 21.maddesi ile değişik 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin iptali istemiyleyapılan başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95,K.2014/176 sayılı kararıyla başvuru konusu maddenin 12. ve 13. fıkralarınıAnayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Aynı kararda vekâlet ücretiyle ilgiliolan 7. fıkranın iptali talebiyle yapılan başvuruyla ilgili olarak kanunkoyucunun süregelen mülkiyet ihlallerini gidermek, uyuşmazlıkların çözülmesinikolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla geçici 6. maddeyle çeşitli mekanizmalaröngördüğü, dava konusu kuralla geçici 6. madde kapsamında açılacak davalardaidarelerin vekâlet ücreti yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde,kanun koyucunun takdir yetkisini bu yönde kullanmasında kamu yararı ve hukukdevleti ilkesine aykırılık görülmediği gerekçesiyle iptal isteminin reddinekarar vermiştir.
92. Kanun koyucu, süregelen mülkiyet ihlallerini gidermek;idarenin, bireylerin taşınmazlarına haksız el koymasından doğan uyuşmazlıklarıtasfiye etmek, uyuşmazlıkların çözülmesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesiyle çeşitli mekanizmalar öngörmüştür.Dava konusu kuralla, geçici 6. madde kapsamında açılacak davalarda idarelerinvekâlet ücreti yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde kanunkoyucunun takdir yetkisini bu yönde kullanmasında kamu yararı ve hukuk devletiilkesine aykırılık görülmemektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
93. Kanuni olduğu ve meşru amaç taşıdığı anlaşılan vekâletücretine ilişkin uygulamanın orantılılık incelemesi yapılırken, öngörülenmiktarın ülke şartlarında ne anlam ifade ettiği, davaya konu uyuşmazlığınkonusu ve miktarı, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibihususlar dikkate alınmalıdır (Mürsel Malkoç, § 36).
94. Somut olayda başvurucu davası kabul edilen taraf olduğundan20/11/2012 tarihli İlk Derece Mahkemesi kararıyla lehine 33.000 TL tazminata ve3.880 TL vekâlet ücretine hükmedilmiş, ancak karar düzeltme aşamasındayürürlüğe giren düzenleme nedeniyle Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013tarihli kararıyla vekâlet ücreti 1.200 TL olarak düzeltilmiştir.
95. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminatdavalarının konusu parayla ölçülebildiğinden, uygulamada bu davalarda nispivekâlet ücretine hükmedilmektedir. Buna karşılık, kamulaştırma bedelinin tespitive tescil davası, bir tespit davası niteliğinde görüldüğünden taraflar lehinemaktu vekâlet ücretine hükmedilmektedir. Yargıtayınyerleşik içtihadı da vekil ile temsil edilmiş olmaları durumunda davacı idareve davalı taşınmaz maliki yararına maktu tarifeler üzerinden avukatlık ücretinehükmedilmesi yönündedir.2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin 7. fıkrasındayapılan değişiklikle, vekâlet ücreti yönünden usulüne uygun kamulaştırmalardaidareler tarafından açılan bedel tespiti davalarına atıf yapılarak,kamulaştırmasız el koyma nedeniyle açılacak bedel tespiti davalarında davekâlet ücretine maktu tutar üzerinden hükmedilmesi zorunluluğu getirilmiştir(AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
96. Vekâlet ücreti yargılama gideri olup bununla, davacı veyadavalının o dava nedeniyle aldıkları hukuki yardım karşılığında avukataödedikleri ücretin telafisi amaçlanmaktadır. Bu nedenle, kendisini avukatlatemsil ettiren kişinin o davada haklı çıkması durumunda, bu kişi lehine vekâletücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Haklı çıkan taraf lehine hükmedilecekvekâlet ücretinin miktarı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne(AAÜT) göre belirlenmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
97. AAÜT, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunca baroyönetim kurullarının teklifleri de gözönüne alınmaksuretiyle her yılın ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Bakanlığa gönderilmekteve Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe girmektedir. TBB tarafından düzenlenentarifelerde genellikle avukatlık ücretinin hesaplanmasında, konusu para olmayanve para ile ölçülemeyen davalarda maktu tarifenin, konusu para olan veya paraile ölçülebilen davalarda ise nispi tarifenin esas alınması öngörülmektedir. Bazıdurumlarda ise konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen davalardadahi maktu tarifenin uygulanması kararlaştırılabilmektedir. Hangi davalardanispi, hangilerinde ise maktu tarifenin uygulanacağına ilişkin olarak bazıistisnalar dışında kanunlarda bir hüküm bulunmamakta olup bu husus TBB'nintakdirine bırakılmıştır. TBB bu konudaki takdirini kullanırken, avukatınsunduğu hukuki yardımın niteliğini dikkate almaktadır (AYM, E.2013/95,K.2014/176, 13/11/2014).
98. Dava konusu kuralla, kamulaştırmasız el atmalardankaynaklanan bedel tespiti davalarında da maktu tarife uygulanması zorunluluğugetirilmiştir. Bu suretle kanun koyucu bu davalar yönünden TBB'nin takdiryetkisini sınırlamış ve uygulanacak ücret tarifesinin niteliğini de doğrudankendisi tayin etmiştir. Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle açılacak bedeltespiti davalarında uygulanacak avukatlık ücretinin hangi tarife üzerindenhesaplanacağını belirlemek, adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözetmek kaydıylakanun koyucunun takdirindedir. Haksız yere dava açsa veya açılmasına sebebiyetverse bile bir kimsenin, karşı tarafın o dava nedeniyle yaptığı masraflardandaha fazla bir külfete katlanmak zorunda bırakılmasının hukuk devleti yönündenbir zorunluluk olduğu savunulamaz. (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
99. Nitelik itibarıyla kamulaştırma bedelini tespit ve tescildavaları ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davaları farklı davalarolsa da her iki davanın konusu da kamulaştırılan veya el atıldığı anlaşılantaşınmazın dava tarihine göre rayiç bedelinin belirlenmesinden ve taşınmazsahibi adına ödenmesine karar verilmesinden ibaret olup, mahkemelerce bu yöndearaştırma yapılmaktadır. Her iki davada da mahkemeler bilirkişi marifetiyletaşınmazın değerini tespit ettirmekte ve her iki davada da vekilin müvekkilinehukuki yardımı benzer nitelikte olup bahsedilen davaların öngörülen vekâletücretleri ile karşılanamayacak karmaşıklıkta olduğu söylenemez (Mürsel Malkoç, §42).
100. Nitekim kanun koyucu bu hususları gözönündebulundurarak 2942 sayılı Kanun'un "Kamulaştırmasızel koyma sebebiyle tazmin" başlıklı geçici 6. maddesinin maddebaşlığını 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle "Kamulaştırılmaksızınkamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti" biçimindedeğiştirmiştir. Bu değişimin taşınmaz malikinin gerçek zararı ödenmek koşuluylaanayasal bir sorun teşkil etmediği açıktır(Mürsel Malkoç, §43).
101. Somut başvuruya konu davada İlk Derece Mahkemesi birkamulaştırma bedeli tespiti ve tescil davasındaki yöntemi takip etmiş, üç duruşmave bir keşif yaparak taşınmazın değerini tespit etmiş ve yaklaşık sekiz aydadavanın esası hakkında karar vermiştir.
102. 6487 sayılı Kanun'la 2942 sayılı Kanun'un geçici 6.maddesinde önemli değişiklikler yapılarak çeşitli mekanizmalar öngörülmüştür. Bahsedilendeğişiklikle kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davalarındadavayı kazanan tarafın vekâlet ücreti maktuya dönüştürülürken, diğer yandandavacılardan tahsil edilen harçlar da bedel tespiti davalarında olduğu gibi nispiden maktuya çevrilerek davacı üzerinde olan davayükünü hafifletecek şekilde düzenleme yapılmıştır (Mürsel Malkoç, § 45).
103. Kamulaştırmasız el atma davalarında alınan hukuki yardımile kamulaştırma bedelini tespit ve tescil davalarında alınan hukuki yardımınniteliği itibarıyla ciddi anlamda farklılık taşıdığı ve bu nedenle maktuyadönüştürülen vekâlet ücretlerinin yetersiz olduğu söylenemez. Ayrıca bir aylıkbrüt asgari ücret miktarına yakın olan 1.200 TL vekâlet ücretinin ülkeşartlarında davacıların vekille temsil edilmesine ve asgari düzeyde de olsahukuki yardım almasına yetmeyeceği de söylenemez(Mürsel Malkoç, § 46).
104. Bununla birlikte alınacak hukuki yardımın niteliği vemaliyetinin vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet sözleşmesine bağlı bir ilişkiolduğu ve alınan hukuki yardımın maliyetinin buna göre ciddi miktardafarklılıklar göstereceği açıktır. Kanun koyucunun vekâlet ücretini karşı tarafayüklemesindeki amaç, haksız yere dava açılmasına neden olanlara yargılamagiderlerinin yükletilmesi olup davanın niteliğine göre makul ve kabuledilebilir bir ücretin belirlenmesi hakkaniyete uygun bir yargılama vemahkemeye erişim sağlamak için yeterli kabul edilmelidir. Mahkemelerce hükümverilenden daha yüksek ücret öngören vekâlet sözleşmeleri vekil ile müvekkili bağlayacağındanhükmedilen ücret bireylerin mahkemeye erişim haklarını engellemedikçe AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Mürsel Malkoç, § 47).
105. Sonuç olarak başvurucunun lehine hükmedilen tazminatmiktarı ve lehine hükmedilen yargılama giderleri gözönündebulundurulduğunda maktuya çevrilen vekâlet ücretinin, başvurucunun vekille davaaçmasını imkânsız hâle getirmediği ya da aşırı derecede zorlaştırmadığı,başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olmadığı ve başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturmadığı kanaatineulaşılmıştır.
106. Açıklanan nedenlerle başvurucunun adil yargılanma hakkınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir. Osman AlifeyyazPAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Mahkemece belirlenen taşınmaz bedeline ve bu bedele uygulananfaiz oranı ile faiz hesaplamalarına ilişkin iddiaların başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNAOYBİRLİĞİYLE,
3. Yargı kararının yerine getirilmediğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
4. Lehe hükmedilen vekâlet ücretinin maktu olarakdeğiştirilmesine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Yargı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle Anayasa'nın36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Lehe hükmedilen vekâlet ücretinin maktu olarak değiştirilmesinedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜTve Celal Mümtaz AKINCI'nın karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
14/4/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuru, Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açılankamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davasında, taşınmaz için emsallerinegöre düşük bedel belirlendiği, hükmedilen tazminatınhalen ödenmediği, tazminata hatalı faiz oranı uygulandığı, faizhesaplamalarının hatalı yapıldığı, yargılamadevam ederken gerçekleşen kanun değişikliği nedeniyle nispi yerine maktuvekalet ücretine hükmedildiği ve yargılamanın makul süredesonuçlanmadığı nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucunun Sincan Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığıkamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası sonucunda kabul edilenmiktara göre davacı/başvuruculehine3.880.-TL vekalet ücretine hükmolunmuştur.Karar Yargıtay incelemesinde iken 11.6.2013 tarihinde, 6487 sayılı Kanun’un 21.maddesi ile 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin yedinci fıkrasıdeğiştirilerek geçici 6. madde uyarınca açılan davalarda nispi vekalet ücretiyerine maktu vekalet ücreti uygulanacağı hükmü yürürlüğe girmiştir. Yargıtay 5.Hukuk Dairesi bu değişikliğe göre yerel mahkemenin 3.880.-TL nispi vekaletücreti hükmünü, maktu 1.200.-TL olarak düzelterek onamıştır.
3. Vekâlet ücretinin yargılama giderleri arasında yer aldığındave yargılama giderlerinin mahkemeye erişim hakkı kapsamında bulunduğundatereddüt yoktur (Serkan Acar, 2013/1613).Öte yandan, AİHM, başvuranların aleyhine hükmedilen yargılama giderlerinin yanısıra, devletin taraf olduğu davalarda başvuranların lehine hükmedilmeyenyargılama giderlerini de mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirebilmektedir(Stankiewicz/Polonya,46917/2006).
4. Konunun, usul kurallarının yargılama sırasında başvurucualeyhine sonuçlar verecek şekilde değiştirilmesi ile de ilgisi vardır. AİHM, National and ProvincialBuilding Society/BirleşikKrallık, 117/1996 davasında, devletin taraf olduğu yargılamanınbaşlamasından sonra devlet lehine usuli değişiklikleryapılabileceğini, ancak bunun erken bir safhada yapılıp yapılmadığının vebaşvurucu için davayı "kazanılamaz" hale getirip getirmediğinin,mahkemeye erişim hakkı bakımından değerlendirilmesi gerektiğine kararvermiştir. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanındüzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmekyerine, kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesibakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkıihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006, § 24).
5. Yargılama sonuçlanmadan gerçekleştirilen ve vekalet ücretinibaşvurucu aleyhine etkileyen usul kurallarının Anayasaya aykırılığı konusunda,Anayasa Mahkemesinin 7.2.2008 tarihli ve Esas:2005/128, Karar:2008/54 sayılıkararı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, itiraz yoluyla başvuran Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 5043 sayılı Yasa ile eklenenGeçici 21. maddesinin "Bu Kanununyürürlüğe girdiği tarihte kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunundeğişik hükümleri uygulanır" kuralının Anayasaya aykırılığınaşu gerekçelerle hükmetmiştir:
"1136 sayılı AvukatlıkKanunu ile bu Kanunda değişiklikler yapan 4667 ve 5043 sayılı Kanunlarda,avukatlık ücreti ve avukatlık ücretinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin farklı hükümleryer almakta iken itiraz konusu kuralla, 5043 sayılı Yasa öncesinde ortaya çıkanve kesin hükme bağlanmamış uyuşmazlıkların 5043 sayılı Yasa hükümlerine göreçözümleneceğinin öngörülmesi, anılan Yasanın geriye yürümesi sonucunudoğurmaktadır.
5043 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağıuyuşmazlıkların kapsamına, avukatlık ücretine ilişkin olarak taraflar arasındaakdedilen bir ücret sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar da girmektedir. Hukukdevletinde hukuk güvenliğinin sağlanması, öncelikle hukuki işlemlerinsonuçlarının öngörülebilir olmasına bağlı bulunduğundan, bir sözleşmeninyapıldığı tarihte mevcut olmayan bir yasa hükmünün daha sonra geriye yürürşekilde bu sözleşmeden doğan bir ihtilafta uygulanmasının öngörülmesi, hukukgüvenliği ilkesine aykırıdır.
Bu durum, aynı zamanda, Anayasanın 48.maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğüne de aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralAnayasa'nın 2. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
6. Yargılama sonucunda, yargılama giderlerinin haksız çıkantarafa yüklenmesi yasa gereğidir. Bu kuralın bir amacı da haksız olduğu haldedava açmak isteyenleri caydırmak, haksız olduğunu bilerek dava açanları dacezalandırmaktır. Somut olayımızda, bu genel ilkenin dışına çıkılarak,taşınmaza kamulaştırmasız el atan ve hukuka aykırı davranan kamu gücü, dahadüşük harç ve vekalet ücreti ödemekle yükümlü kılınarak ve bu hüküm mevcutdavalara da uygulanarak ödüllendirilmekte, taşınmazına el atılan kişi ise biranlamda cezalandırılmaktadır. Kamu gücü tarafından hukuka aykırı olarak yapılanişlem ve eylemlere dolaylı olarak meşruiyet ve kolaylık sağlanırken, devletkarşısında güçsüz olan kişi korunmak yerine mağdur edilmektedir.
7. Başvurucunun lehine hükmedilen tazminat miktarı ve lehinehükmedilen yargılama giderleri göz önünde bulundurulduğunda vekalet ücretininmaktuya çevrilmesinin, zaten açılmış bulunan bir dava yönünden, vekille davaaçılmasını imkânsız hâle getirmediği söylenebilirse de,başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olmadığı, hukuki güvenlik hakkını ihlaletmediği ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız birmüdahale oluşturmadığı söylenemeyecektir.
8. Sonuç olarak dava açılırken bulunmayan ve öngörülemeyen birkuralın davanın devamı sırasında başvurucu aleyhine, kamu gücü lehinedeğiştirilerek, nispi olan vekalet ücretinin maktu hale getirilmiş olmasınıbaşvurucunun hukuki güvenlik ve mahkemeye erişim haklarını ihlal eder mahiyettegördüğümüzden çoğunluk görüşüne katılmadık.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Celal Mümtaz AKINCI