TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYSEL ÇALAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2429)
Karar Tarihi: 21/9/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
Aysel ÇALAN
Vekili
:
Av. Çiğdem ALTUNTAŞ BAYHAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucununoğlunun yabancı cisim yutma nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmesive bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/2/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşıbeyandabulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve ekleri ile onaylı suretleri Ulusal Yargı AğıBilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındangönderilen soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetleşöyledir:
9. Başvurucu, Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutukluiken 15/9/2010 tarihinde yaşamını yitiren 1992 doğumlu S.A.nın annesidir..
A. S.A. nın Cezaİnfaz Kurumuna Girişi ve Ölümü
10. Başvurucunun oğlu S.A., kullanmak için uyuşturucu veyauyarıcı madde kabul etme veya bulundurma suçundan tutuklanarak 13/9/2010tarihinde Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu)konulmuştur.
11. S.A., bireysel başvuru ve soruşturma dosyasına yansıdığıkadarıyla Ceza İnfaz Kurumuna girmesinden iki gün sonra, 15/9/2010 tarihindebir radyo anteni yutmuştur. S.A. bunun üzerine önce Ceza İnfaz Kurumu revirine,akabinde ise Mersin Devlet Hastanesine (Hastane) götürülmüştür.
12. S.A. 15/9/2010 tarihinde saat 12.00 sıralarında HastaneninAcil Servisine giriş yapmıştır. S.A., burada yapılan muayenesi neticesinde "batında yabancı cisim" notuylaHastanenin Genel Cerrahi Servisine yönlendirilmiştir. Bunun üzerine yapılantetkiklerde S.A.nın karnında8-10 cm uzunluğunda 0,5-0,8 cm kalınlığında yabancı bir cismin bulunduğu tespitedilmiştir.
13. Hastane kayıtlarına göre vücuttaki yabancı cismin belli birsüre beklendikten sonra çıkmaması hâlinde ameliyatla alınması gerektiği S.A.ya açıklanmıştır. S.A., anılanaçıklamayı içeren belgeyi imzalamıştır.
14. Takibe alınan hasta, saat 17.00 sıralarında kolundaki serumuçıkarmış ve tedaviyi kabul etmediğini bildirmiştir. Hastane kayıtlarına görehasta tedaviyi kabul etmediği için diazem adlı ilaçhastaya enjekte edilememiştir.
15. Saat 18.00 sıralarında iğne yapılmak için yanına gidilenhastanın hareketsiz yattığı ve arrest olduğuanlaşılmıştır. Resusitasyona (durmuş olan dolaşım vesolunum sistemini yeniden çalışır hâle getirmek için uygulanan yöntemlerbütünü) yanıt vermeyen hasta saat 18.10 sıralarında ölü kabul edilmiştir.
B.Ceza Soruşturması Süreci
1. Soruşturma Kapsamında Yapılan İlk İşlemlerve Alınan Raporlar
16. Hastanede görev yapan polis memurları Ceza İnfaz Kurumundatutuklu olarak bulunan bir şahsın Hastanede öldüğünü Mersin CumhuriyetBaşsavcılığına bildirmiştir. Bunun üzerine nöbetçi Cumhuriyet savcısı, zabıt katibi ve diğer bazı kişilerle birlikte Hastaneye gitmiştir.
17. Cumhuriyet savcısı eşliğinde ölü haricî muayene işlemigerçekleştirilmiştir. Ölü haricî muayenesinde eskiye ait birkaç yara izidışında herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilememiştir. Ölü haricîmuayenesi işlemine katılan adli hekim, kesin ölüm sebebinin klasik otopsiişlemi yapılarak tespit edilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir. Bununüzerine kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla 16/9/2010 tarihinde klasik otopsiişlemi gerçekleştirilmiştir.
18. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik otopsiişlemi sonucunda hazırlanan 8/2/2011 tarihli raporun ilgili kısmı şöyledir:
"(...)
DIŞ MUAYENE
(...)
Boyun solunda 1x1 cm kurutlusıyrık, sağ spina iliaca anterior superior üst iç kısımda2 adet 1 cm çapta kurutlu sıyrık dışında tüm vücudunmuayenesinde herhangi bir travmatik lezyonarastlanmadı.
Ceset skopiye alındı.Mide içinde anten görünümünde opasite izlendi. Dirsekiçlerinde enjeksiyon izleri görülmedi.
İÇ MUAYENE
(...)
Batın Muayenesi: Batın derisi kaldırıldı. Cilt altında kanama, batında serbestsıvı görülmedi. Karaciğer yüzey ve kesitleri doğal bulundu. Midede perforasyon görülmedi. Lümende sıvı gıda içinde 8 cmuzunlukta anten ucu bulundu, alındı. Mukozası doğal bulundu. Böbrekler vedalağın yüzey ve kesitlerinde makroskopik patolojiközellik görülmedi. Diğer batın/pelvis organ veyapılarında makroskopik patolojik özellik görülmedi.İskelet sistemi doğal bulundu.
(...)
SONUÇ
(...)
1-) Kimya İhtisas Dairesi’nin toksikolojiraporuna göre; kanda alkol (Etanol-Metanol)bulunmadığı, kan ve iç organ parçalarında aranan uyutucu-uyuşturucu ve toksik maddelerden hiçbirisinin bulunmadığı,
2-) Kişinin vücudunda ölümüne müessir travmatik lezyon bulunmadığı,
3-)Kişinin ölümsebebi ve tıbbi hata yönünden değerlendirilmek üzere tüm adli tahkikat dosyasıve tedavi evraklarının gönderilerek (İstanbul) Adli Tıp Kurumu Başkanlığıilgili İhtisas Kurulu’ndan görüş alınmasının uygun olacağı kanaatini bildirirrapordur."
19. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, ölüm sebebi ve tıbbi hatayönünden değerlendirilmek üzere dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine kararvermiştir. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun, Hastane kayıtları ile adlidosyada bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak hazırladığı 25/5/2011 tarihliraporun sonuç kısmı şöyledir:
"(...)
SONUÇ:
(...)
1- Otopsi esnasında alınan kan ve iç organörneklerinde aranan alkol uyutucu, uyarıcı ve toksikmaddeler bulunmadığı,
2- Ceset muayenesinde boyun solda 1x1 cm’lik ve sağ spina iliaca anterior superior üst iç kısımda 2 adet 1 cm çaplı kurutlu sıyrık dışında yeni oluşmuş travmatiklezyon tarif edilmediği, bu kurutlu sıyrıkların daölüm tevlid eder nitelikte olmadıkları,
3- Midede 8 cm uzunluğunda anten parçasısaptanmış olup, otopside mide mukozasında tahribat ve duvarında delinme tespitedilmediğine göre bu anten parçası nedeniyle öldüğünün delilleri bulunmadığı,
4- Mevcut klinik ve otopsi bulgularına görekişinin ölüm nedenlerinin belirlenemediği,
5- Hastaneye gelişi ile ölümü arasında geçensürede (yaklaşık 5-6 saat) yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu oybirliğiyle mütalaa olunur."
20. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, kesin ölüm nedenininbelirlenememesi üzerine dosyayı Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna göndermiş; ölümsebebi ve tıbbi hata yönünden yeniden bir değerlendirme yapılmasını talepetmiştir. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 26/7/2012 tarihli raporunda da mevcutklinik ve otopsi bulgularına göre kişinin ölüm nedeninin belirlenemediği ifadeedilmiştir. Bu raporda ayrıca tıbbi bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesindehekimlere ve sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır.
2. Başvurucu ile Tanık Sıfatıyla DinlenenKişilerin Beyanları
21. Cumhuriyet savcısı 17/9/2010 tarihinde müşteki sıfatıylabaşvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu ifadesinde özetle oğlunun ölüm olayıile ilgili olarak gerekli incelemelerin yapılarak sorumlu kişilerin tespit edilmesinive bu kişilerin cezalandırılmasını talepetmiştir.
22. Başvurucu ayrıca muhtelif tarihlerde Mersin CumhuriyetBaşsavcılığına verdiği dilekçelerle olayın aydınlatılmasını istemiştir.Başvurucu dilekçelerinde özetle oğlunun 12/9/2010 tarihinde saat 18.00sıralarında gözaltına alındığını ve ertesi gün tutuklanarak Ceza İnfaz Kurumunakonulduğunu, 15/9/2010 tarihinde ise oğlunun tedavi amacıyla hastaneyekaldırıldığını öğrendiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Hastaneye gittiğinde oğlununCeza İnfaz Kurumunda bir metal parçası yuttuğunun ancak sağlık durumunun iyiolduğunun kendisine söylendiğini, metal parçasının alınması için yapılacak olanameliyatın risksiz olduğunun kendisine ifade edildiğini, 17.30 sıralarındaoğluyla ilgilenen doktorun yanına telaşla bir hemşirenin geldiğini ve doktorabir şeyler söylediğini, doktorun ise"Daha ne bekliyorsun git kalçasından iğne yap." dediğini,saat 18.45'te ise oğlunun ölüm haberinin kendisine bildirildiğini ifadeetmiştir. Başvurucu ayrıca söz konusu anten parçasının oğluna zorla yutturulupyutturulmadığı hususunun araştırılmasını talep etmiştir.
23. Cumhuriyet savcısı 23/9/2010 tarihinde S.A.nın Ceza İnfaz Kurumundaki arkadaşlarından B.B.nin ifadesini almıştır. B.B.ninifadesişöyledir:
"Ben halen Mersin E Tipi Kapalı Cezaİnfaz Kurumunda tutuklu olarak yaklaşık 8-9 gündür bulunmaktayım. S.A. iletutuklanmadan önce Osmaniye Polis Merkezi nezaretinde ve çocuk şubemüdürlüğünde birlikte kaldık, aynı gün de tutuklanarak cezaevine götürüldük.Cezaevinde B-9 koğuşunda kalıyorduk. S.A. ile 12/09/2010 ile 15/09/2010tarihleri arasında sürekli beraberdik. [S.A.] Bu süreç içerisinde gittikçeartan bir şekilde uyuşturucu krizine girmeye başlamıştı. Daha doğrusu ilkzamanlar ellerinde ve ayaklarında titreme oluyordu ancak süre geçtikçe kriziartmaya başlıyordu. Ellerindeki ve ayaklarındaki titremeler vücudundakasılmalara neden olmaya, dili tutularak konuşamamaya başlamıştı. Hatta14/09/2010 günü geçirdiği krizde dili tutuldu ve bayıldı. Yani gittikçe durumukötüye gidiyordu, bünyesi de zayıftı, 2-3 gündür yemek de yememişti. Olay günüde S.A koğuşun yanında bulunan volta atmak için kullandığımız etrafı kapalıodaya yatağını koyarak burada müzik dinleyeceğini söyleyerek koğuşumuzdabulunan küçük radyoyu da yanına alarak volta atılan odaya geçti. Ben de S.A.nın odaya geçmesinden yaklaşık2-3 dakika sonra odaya sigara içmek için gittiğimde S.A. radyonun anteniniçıkarmış yutmaya çalışıyordu, hatta yutamadığı için gözlerinden yaş geliyorduparmağıyla da yutmak için zorluyordu. Ben olayı görünce arkadaşların yardımetmesi için bağırdım ve hemen müdahale ettim ancak S.A krize girmişti, kendindedeğildi bu arada anteni yuttu. Biz hemen olayı görevlilere haber verdik. S.A.yı önce revire oradan dahastaneye götürdüler. Ancak S.A. girdiği krizde zor konuşuyordu, her tarafıkasılmış bir vaziyette idi. Bu olaylar öğleye doğru oldu. S.A. krize girdiğindegörevlilere haber veriyorduk, revire götürüp tedavisini yapıp tekrar koğuşagetiriyorlardı.”
24. Ceza İnfaz Kurumundaki diğer tanıklar da olay anına ilişkinolarak B.B.nin ifadesine benzer şekilde beyandabulunmuşlardır. Bu tanıklar yine B.B.nin ifadesinebenzer şekilde S.A.nın Cezaİnfaz Kurumunda kaldığı süre içinde birkaç defa uyuşturucu krizine girdiğini,bu durumu Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine bildirdiklerindekrizegiren S.A.nın her defasında Ceza İnfaz Kurumuyetkililerince kurum revirine götürüldüğünü, revir dönüşlerinde S.A.nın krizi geçmiş bir şekilde yanlarına geldiğini ifadeetmiştir.
3.Soruşturma Sonucunda Verilen Karar
25. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma kapsamında eldeettiği verileri değerlendirerek 11/2/2013 tarihli ve Sor. No. 2010/33883,K.2013/2722 sayılı karar ile kovuşturmayayerolmadığına karar vermiştir. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, olay yeriincelemesi ile tanık beyanlarına göre ölen kişinin kaldığı koğuşta herhangi birtartışma ve kavga yaşanmadığı, ölüm anına kadar koğuşta hayatın olağan akışındaseyrettiği, ölen kişiye yönelik fiilî bir müdahalenin bulunmadığı, otopsiraporlarına göre kanda alkol, uyutucu, uyuşturucu madde ve toksikmaddeye rastlanmadığı, vücutta bulunan kurutlusıyrıkların ölüme neden olabilecek nitelikte olmadığı tespitlerine vurguyaparak ölümün gerçekleşmesinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığısonucuna ulaşmıştır. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca, Adli Tıp Kurumundanalınan raporlarda Hastane hekimlerine ve sağlık personeline atfı kabil birkusur bulunmadığının belirtildiğini dikkate alarak Hastane çalışanları hakkındada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı sonucuna ulaşmıştır.
26. Başvurucu 12/6/2013 tarihli dilekçesinde özetle kovuşturmayayer olmadığına dair kararın eksik inceleme sonucu verildiğini, şikâyetdilekçesinde belirttiği delillerin toplanmadığını, oğlunun vücudunda bulunanmetal parçasının vücuda ne şekilde ve nasıl girdiğinin aydınlatılamadığını,doktor ve hemşirelerin kusur ve ihmalinin araştırılmadığını belirterekkovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
27. Silifke 2. Ağır Ceza Mahkemesi 10/10/2013 tarihli kararı ilebaşvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.
28. Anılan karar 31/1/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir.
29. Başvurucu 21/2/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
30. İlgili hukuk için bkz. Nejla Özer ve Müslim Özer, B. No: 2013/3782,21/4/2016, §§ 74-89.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 21/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
32. Başvurucu, oğlu S.A.nın tutukluolarak bulunduğu Ceza İnfaz Kurumundan hastaneye kaldırıldığının kendisinebildirilmesi üzerine derhâl Hastaneye gittiğini, Hastaneye gittiğinde oğlununCeza İnfaz Kurumunda anten parçası yuttuğunun ancak sağlık durumunun iyi olduğununkendisine söylendiğini, bu açıklamadan belli bir süre sonra oğlunun vefathaberinin kendisine bildirildiğini, oğluyla ilgilenen Doktor R.S.nin adeta kaçarcasına ortadan kaybolduğunu, bu durumunoğlunun ölümünün ihmalden ya da yanlış tedaviden kaynaklandığı şüphesinikuvvetlendirdiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu kapsamda ayrıca, ceza infazkurumunda bulunan tutuklu ve hükümlülerin özel ve devlet hastanelerindeyaşamlarının korunması için gerekli tedbirlerin alınmasının yaşam hakkıkapsamındaki pozitif yükümlülüklerin bir gereği olduğunu ifade etmiştir.
33. Başvurucu, ölüm nedeninin araştırılması ve olaydasorumlulukları bulunan Ceza İnfaz Kurumu görevlileri ile Hastanenin sağlıkpersoneli hakkında kamu davası açılması talebiyle suç duyurusunda bulunduğunuancak olay hakkında etkisiz bir soruşturma yürütülerek kovuşturmaya yerolmadığına karar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu bu kapsamda, söz konusumetal parçasının oğlunun vücuduna ne şekilde girdiği, yuttuğu veya yutturulduğuhususlarının soruşturmada yeterince aydınlatılamamış olduğunu, sadece oğlununkoğuş arkadaşlarının yönlendirilmiş olma ihtimali kuvvetle muhtemel beyanlarınagöre karar verildiğini, ceza ve infaz koruma memurlarının ifadelerininalınmadığını, Ceza İnfaz Kurumu kamera kayıtlarının istenmediğini ilerisürmüştür. Başvurucu ayrıca, Hastanede oğluna müdahale eden doktor vehemşirelerin kusur ve ihmalinin bulunup bulunmadığı hususunda etkili biraraştırma yapılmadığını, doktor ve hemşirelerin ifadelerinin dahi alınmadığını,söz konusu olayda doktor ve hemşirelerin kusurunun bulunmadığını belirten AdliTıp Kurumu raporuna dayanılarak karar verilmesinin haksız ve hukuka aykırıolduğunu, Adli Tıp Kurumu raporlarının tarafsızlığının ve yeterliliğininsorgulanmadığını, ölüm nedeninin belirlenemediğini, yeterli incelemeyapılmaması nedeniyle cezasızlığa neden olunduğunu ifade etmiştir.
34. Başvurucu; yukarıdaki iddialarla (bkz. §§ 32, 33) yaşamhakkının, adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
35. Bakanlık görüşünde; kabul edilebilirlik koşulları ile ilgiliolarak “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün herolayda mutlaka cezai işlem başlatılmasını gerekli kılmadığı, yaşam hakkınayönelik ihlal iddialarının kasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediğidurumlarda mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarınınaçık olmasının yeterli olabileceği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde; yaşamhakkına ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesinin öncelikleidari makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altında olduğu, somutolayda başvurucunun ilgili kişiler veya idare aleyhine hukuk veya idaremahkemelerinde herhangi bir tazminat davası açtığına dair bir bilgininbulunmadığı, Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki 2013/1655 numaralıbireysel başvuruda, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı verdiği, başvurucunun şikâyetinin, kasti değil ihmaleilişkin bir ölüm iddiası olduğu dikkate alındığında somut olayda olağan başvuruyollarının tüketilmediğinin değerlendirildiği, bu sebeple başvurunun olağanbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerektiğinin düşünüldüğü belirtilmiştir.
36.Bakanlık, başvurunun esası hakkında yaptığı değerlendirmedeöncelikle konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) içtihatlarına yer vermiştir. Bakanlık somut olay hakkında yaptığıdeğerlendirmede ise S.A.nın radyo anteni yutmasıüzerine kaldırıldığı hastanede vefat etmesinden hemen sonra ölü muayene veotopsi işlemlerinin gerçekleştirildiğini, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan bazıtutuklu ve hükümlülerin tanık sıfatıyla dinlendiğini, Adli Tıp Kurumundanalınan raporlarda sağlık personeline herhangi bir kusur atfedilmediğini,başvurucunun soruşturma dosyasını inceleme yetkisine herhangi bir sınırlamagetirilmediğini belirterek başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerektiğinin düşünüldüğünü ifade etmiştir.
B. Değerlendirme
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, temel olarak oğlunun yaşamınınkorunamadığı ve olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği iddiasınıileri sürmüştür. Bu sebeple başvurucunun adil yargılanma hakkı ile etkilibaşvuru hakkının ihlal edildiği iddialarının bir bütün olarak yaşam hakkıkapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”
39. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
1. Genel İlkeler
40. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
41. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahipolduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göredevletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarakbu konuda ortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olankişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerindurdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirlerialma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşamhakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
42. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük; yetkililer üzerineaşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortayaçıkması için yetkililerce belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakınbir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumlarınvarlığı kabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçülerçerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikeningerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısızolduklarının tespiti gerekmektedir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 53).
43. Devlet -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamlarınınkorunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekildedüzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
44. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarını vesağlıklarını koruma konusundaki pozitif yükümlülük, bu kişilerin tıbbitedavilerine özen göstermeyi ve yaşamı üzerinde oluşabilecek olası tehditleriengellemeyi de içerir. Uygun bir tıbbi tedavinin sağlanması konusundakieksiklikler yaşam hakkını koruma yükümlülüğüne aykırılık teşkil edebilir (Semiha Gür, B. No: 2013/8691, 6/1/2016, § 42).
45. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitifyükümlülüklerin bir de usule ilişkin yönü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Buusul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkınınesasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğinebağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten yapılan ya da saldırı veya kötümuameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın17. maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezaisoruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülenidari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi,yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterlideğildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 55).
46. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkindavalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşamhakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündekipozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez.Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açıkolması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
47. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölümolaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakemehatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yani olası sonuçlarınfarkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşanriskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlardabireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olurlarsaolsunlar, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhineetkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması yada bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62).
2. İlkelerin Olaya Uygulanması
48. Somut olayda başvurucu, Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumunda tutuklu olarak bulunan oğlunun gerek Ceza İnfaz Kurumu yetkililerincegerekse Hastane personelince gerekli özenin gösterilmemesi sonucu hayatınıkaybettiğini, buna rağmen ölüm olayında ihmali olan kamu görevlilerinin cezasızkaldığını ileri sürmektedir. Başvurucu ayrıca oğlunun vücudunda bulunan antenparçasının oğluna zorla yutturulmuş olabileceğini ifade etmektedir.
49. Bu durumda, yaşanan ölüm olayının kasıtlı bir şekilde gerçekleştirilipgerçekleştirilmediğinin yahut somut olayda yetkili makamların muhakeme hatasınıveya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin, yani olası sonuçların farkındaolmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardıederek olayda ortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterliönlemleri almamaları gibi bir durumun bulunup bulunmadığının tespitigerekmektedir. Çünkü bu gibi durumlarda yukarıda da belirtildiği üzere -bireykendi inisiyatifiyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanlarınhayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamadabulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline nedenolabilir (bkz. § 45).
50. Bu nedenle somut olayda başvuru yollarının tüketiliptüketilmediği konusunda karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesikapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “etkili bir yargısal sistemkurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün kapsamının ve başvuru konusu olayda eğervarsa bu yükümlülüğün ne ölçüde yerine getirildiğinin tespiti gerekmektedir. Butespit ise ancak somut olayın koşulları ile yürütülen ceza soruşturmasınınkapsam ve içeriği dikkate alınarak yapılabilir.
51. Bu çerçevede başvuru konusu olayda öncelikle S.A.nın vücudundan çıkan antenparçasının S.A.ya zorla yutturulmuş olabileceğiyönündeki iddiaya değinmek gerekir. Cumhuriyet savcısı bu kapsamda S.A.nın Ceza İnfaz Kurumundakiarkadaşlarının ifadesini almıştır. Olay anına tanıklık eden tutuklu B.B.,Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadesinde açıkça radyo antenini S.A.nın yutttuğunuifade etmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenen diğer tanıklar datutuklu B.B. ile benzer şekilde beyanda bulunmuş ve olayda başka bir kişinindahlinin olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu her ne kadar oğlunun koğuşarkadaşlarının verdiği ifadelerin yönlendirilmiş olabileceği ihtimalindenbahsetmiş ise de başvuru formu ve ekleri ile soruşturma dosyasındaki hiçbirbilgi ve belge bu kişilerin beyanlarından kuşku duyulmasını gerektirecek birveri içermemektedir. Kaldı ki başvurucunun oğlu, bilinci açık bir şekildehastaneye götürülmüş, hatta olası bir ameliyatın riskleri hakkındabilgilendirilmiş ve kendisinin ameliyat için yazılı rızası alınmıştır.Başvurucunun oğlu S.A., hastanede yapılan bu işlemler sırasında söz konusuanten parçasının kendisine zorla yutturulduğu şeklinde bir beyandabulunmamıştır. Ayrıca ölü muayenesi işlemi tutanağı ile otopsi raporunda, ölenkişinin vücudunda herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilemediğibelirtilmiştir. Bu tespitler de söz konusu anten parçasının S.A.ya zorla yutturulduğu iddiasını desteklememektedir.
52. Bu durumda ölen kişinin vücudundan çıkan anten parçasınınölen kişiye zorla yutturulması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, somutolayda aksine bir durumdan “şüphelenilmesi”ni gerektirecek bir olgunun bulunmadığıanlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucu, ceza ve infaz koruma memurlarınınifadelerinin alınmamasının ve Ceza İnfaz Kurumu kamera kayıtlarınınistenmemesinin bir eksiklik olduğunu ileri sürmüş ise de yukarıdaki tespitleriyapmaya imkân sağlayacak araştırmaların yapıldığı soruşturmada olay anınıntespitine ilişkin başka bazı araştırmaların yapılmamış olması eksiklik olarakdeğerlendirilmemiştir.
53. Bununla birlikte yetkili makamların yaşanan ölüm olayındayukarıda (bkz. § 47) belirtilen ilkeler kapsamında değerlendirilebilecek birrollerinin bulunup bulunmadığının da incelenmesi gerekmektedir.
54. Anten yutma olayından iki gün önce Ceza İnfaz Kurumunakonulan ve başvuru formunda uyuşturucu madde kullanımına bağlı sorunlarharicinde herhangi bir sorunundan bahsedilmeyen S.A.nınanten yutmak suretiyle kendisine zarar vermesinin önlenememiş olmasında, Cezaİnfaz Kurumu yetkililerinin cezai yönden sorumlu tutulmalarını gerektirecekağır bir kusurunun olmadığı, bu nedenle somutolayda soruşturma makamlarının, Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin cezaisorumluluklarının bulunmadığı yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecek biryön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki soruşturma kapsamında Adli TıpKurumundan alınan raporlarda S.A.nınanten parçası nedeniyle öldüğünün delillerinin bulunmadığı ifade edilmiştir.
55. Bu durumda S.A.nınölümünün tıbbi ihmalden ya da yanlış tedaviden kaynaklanmış olabileceğiyönündeki iddianın incelenmesi gerekir. Bireysel başvuru formu ve eklerinde sözkonusu ölüm olayının sağlık personelinin kasti bir tutumundan kaynaklandığınıgösteren herhangi bir bulgu olmadığı gibi olayın meydana geldiği koşulların bubağlamda herhangi bir şüphe uyandırmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu da sözkonusu olayın sağlık personeli tarafından kasti şekilde gerçekleştirildiğiyönünde bir iddia ileri sürmemiştir.
56. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletinsahip olduğu “etkili bir yargısalsistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük, somut olayda başvurucuya adli ya daidari yargı mercileri önünde açabileceği bir tazminat ya da tam yargı davasıyolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.
57. Bu itibarla Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardanolup hem ilgili personelin ve idarenin sorumluluğunu saptayabilecek hem degerektiği takdirde zararın ödenmesi yoluyla uygun giderim sağlayabilecektazminat yolunun, somut olayda devletin yaşam hakkı kapsamındaki "etkili bir yargısal sistemkurma" yönündekipozitif yükümlülüğünü yerinegetirebilmesi bakımından öncelikle tüketilmesi gereken bir başvuru yolu olduğusonucuna varılmıştır. Bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın öncelikle hukuk mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlartarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
58. Başvurucu, olayda ihmali olduğunu ileri sürdüğü personelhakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması açılması talebindebulunmuş olmakla birlikte hukuk mahkemelerinde tazminat davası ya da idariyargıda tam yargı davası açma imkânını kullanmamıştır. Bu durumda başvurukonusu olayda ihlale neden olduğu ileri sürülen eylem için kanunda öngörülenyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.
59. Açıklanan nedenlerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA21/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.