TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYŞE SELMA KARADUMAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/14011)
Karar Tarihi: 12/6/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucular
:
1.Ayşe Selma KARADUMAN
2. Canan İLTER
3. Gülberk EMİNSOY
Vekili
:
Av. İbrahim PINAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, emeklilik aylığında artış sağlayan kanunidüzenlemenin yapıldığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde uygulanmasıtalebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucuların murisi Necmettin Karaduman 1983-1987 yıllarıarasında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) başkanı olarak görev yapmış olup8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunuhükümlerine göre emekli olmuştur.
A. İdari Yargı Süreci
7. Başvurucuların murisi 18/9/2008 tarihli dilekçe ile kendisinebağlanan emekli maaşının 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar veGenel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 43. Maddesi uyarınca ödenmesi talebindebulunmuştur. İdarenin zımni reddi üzerine de 2/2/2009 tarihinde işleminiptalini istemiyle dava açmıştır.
8. Ankara 3. İdare Mahkemesi 25/11/2009 tarihinde davanınreddine karar vermiştir. Anılan kararda 5510 sayılı Kanun’da yürürlüktarihinden önce TBMM başkanlığı görevlerinden ayrılanlara yönelik herhangi birdüzenleme olmadığından aynı Kanun’un 43. Maddesi kapsamında yaşlılık aylığıbağlanmasına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesine yer verilmiştir. Karartemyiz edilmeden kesinleşmiştir.
B. Adli Yargı Süreci
9. Başvurucuların murisi 16/6/2010 tarihli dilekçeyle, emekliaylığının 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesineuygun olarak belirlenmesi istemiyle Ankara 3. İş Mahkemesinde (Mahkeme) davaaçmıştır.
10. Mahkeme 23/12/2010 tarihinde başvurucular murisine bağlananemekli aylığının kanuni düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1/10/2008 tarihindenitibaren 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesinde belirtilen orana göre ödenmesigerektiğine karar vermiştir.
11. Hüküm davalı kurumca temyiz edilmiştir. Yargıtay 10. HukukDairesi (Daire) 8/3/2011 tarihli karar ile ilk derece mahkemesi kararınıbozmuştur. Anılan kararda, 5510 sayılı Kanun’da yürürlük tarihi öncesindeemekli olanların aylıklarının Kanun’un 43. Maddesindeki düzenleme uyarıncayeniden tespitine olanak veren bir hükmün yer almadığı saptamasındabulunulmuştur. Daire, bu saptamadan hareketle 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğegirdiği tarihten önce iştirakçiliği sona erenler hakkında 5510 sayılı Kanun ileyürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil olmak üzere 5434 sayılı Kanunhükümlerine göre işlem yapılacağına işaret etmiştir. Daire son olarak 5510sayılı Kanun’un geçici 4. Maddesinin (9) numaralı fıkrasında öngörülenemeklilik öncesi sahip olunan rütbe, kadro ve sair konumlara ilişkindeğişikliklerin emeklilere yansıtılmasına yönelik olduğunu, bunun somut olaydauygulanamayacağını kararında ifade etmiştir.
12. Mahkeme, Dairenin bozma kararına direnmiş ve 7/7/2011tarihli karar ile bir kez daha davanın kabulüne karar vermiştir. Direnme kararıdavalı kurum tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK)21/3/2012 tarihli karar ile Ankara 3. İdare Mahkemesinin 25/11/2009 tarihlikararının kesin hüküm oluşturup oluşturmadığının araştırılması ve yargılamaaşamasında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un geçici 38. Maddesi uyarıncahukuki durumun yeniden değerlendirilmesi amacıyla hükmü bozmuştur.
13. Mahkeme, bozma kararına uyarak yapmış olduğu yargılamasonunda verdiği 25/12/2012 tarihli kararla davayı bir kez daha kabul etmiştir.Hüküm davalı kurumca temyiz edilmiştir. Daire 31/5/2013 tarihli kararında, 5510sayılı Kanun’un 43. Maddesinin -yayımı tarihi itibarıyla- geriye yürüyeceğineilişkin bir düzenleme bulunmadığı ve bu hususun 26/1/2012 tarihli ve 28185sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren,17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’la 5510 sayılı Kanun’a eklenen 38. Maddeile açıklığa kavuştuğu saptamasını yapmıştır. Daire, bu saptama doğrultusundasöz konusu ek düzenleme uyarınca 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesindeki aylıkhesabına ilişkin lehe düzenlemenin geçici 38. Madde öncesine geriye yürütülmesininmümkün olmadığı sonucuna varmıştır.
14. Mahkeme 31/5/2013 tarihli bozma kararına uymuş ve bu karardabelirtilen hususlara atıf yaparak davayı reddetmiştir. Başvurucuların murisitarafından temyiz edilen hüküm Dairenin 10/3/2015 tarihli kararıyla onanarakkesinleşmiştir.
15. Nihai karar 12/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu19/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Başvurucu Necmettin Karaduman bireysel başvuru aşamasında22/6/2017 tarihinde vefat etmiştir.
17. Başvurucunun mirasçıları, avukatları aracılığıyla24/7/2017tarihinde verdikleri dilekçeyle bireysel başvurudaki talepleriyineleyerek başvuruya devam etmek istediklerini beyan etmişlerdir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Kanun Hükümleri
18. 5510sayılı Kanun’un 43. Maddesinin (3) numaralı fıkrasışöyledir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı veyaBaşbakan iken bu görevinden herhangi bir nedenle ayrılanlara, istekleriüzerine, müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren, istek tarihindekiCumhurbaşkanına ödenmekte olan aylık ödeneğin % 40’ıesas alınarak Cumhurbaşkanına bağlanacak yaşlılık aylığının % 75’i oranındayaşlılık aylığı bağlanır.’’
19. 5510 sayılı Kanun’un geçici 38. Maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bu maddenin yürürlük tarihinden önce buKanunun 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sayılangörevlerde bulunmuş olanlardan herhangi bir sebeple bu görevleri sona erenlerile Büyük Millet Meclisi, Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosu, TemsilcilerMeclisi ve Danışma Meclisi Başkanları da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihitakip eden aybaşından itibaren bu Kanunun 43 üncü maddesi hükmünden yararlanır.’’
B. Yargısal Kararlar
20. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 9/9/2014 tarihli veE.2014/19318, K.2014/16841 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“ 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığıalmakta olan davacı, 2002-2007 yılları arasındaki dönemde “TBMM Başkanı” olarakgörev yaptığı gözetilerek, 01.10.2008 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanunun43’üncü maddesine göre emekli aylığının yeniden belirlenmesine kararverilmesini istemiştir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular çevresindesomut olay değerlendirildiğinde; 5434 sayılı Kanun kapsamında ve 01.10.2008tarihinden önce kendisine emekli aylığı bağlanan ve 2002-2007 yılları arasında“TBMM Başkanı” olduğu çekişmesiz olan davacının; 5510 sayılı Kanuna eklenengeçici 38’inci madde uyarınca anılan Kanunun 43’üncü maddesindeki düzenlemeyegöre aylığının hesaplanması gerekir. Ne var ki; geçici 38’inci maddesinde ayrıcadüzenlemenin geçerli olacağı tarih açıkça belirtildiğinden, söz konusuhesaplama ancak geçici 38’inci maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşındanitibaren geçerli olacaktır. Zira barem, teşkilat, kadro ve sair Kanundeğişikliği niteliğinde olmayan 5510 sayılı Kanunun 43’üncü maddesindeki aylıkhesabına ilişkin lehe düzenlemenin geçici 38’inci maddenin öncesinde geriyeyürütülerek, 5434 sayılı Kanun kapsamında hesaplanan aylığın artırılması geçişhükümlerine ilişkin geçici 4’üncü maddedeki düzenleme karşısında mümkündeğildir. Bu nedenle, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılıgerekçelerle kabulüne hükmedilmesi; usul ve yasaya aykırı olup, bozmanedenidir.’’
21. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 5/2/2013 tarihli veE.2011/17533, K.2013/1233 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“ 5510 sayılı Yasa, Yasanın yürürlük tarihiöncesinde emekli olanların aylıklarının 5510 sayılı Yasanın 43. Maddesindekidüzenleme uyarınca yeniden tespitine olanak veren bir hüküm içermediği gibi;5510 sayılı Yasanın Geçici 4. Maddesinin bir, iki ve beşinci fıkralarında yer alan,“Bu Yasanın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Yasaya göre; aylık, tazminat, harp alullüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08/02/2006tarihli ve 5454 sayılı Yasanın 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekteolanlara, bu Yasayla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılıYasada kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçebunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmetsüresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylıkve diğer ödemeleri, bu Yasanın 32 nci,34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haizoldukları müddetçe devam edilir.
5510 sayılı Yasanın Geçici 4. Maddesinindokuzuncu fıkrasında yer alan, “5434 sayılıYasayagöre ödenen aylıklar ile bu madde kapsamında bağlanacak aylıklar, memur maaşkatsayılarındaki artışlara göre yükseltilir. Ayrıca 5434 sayılı Yasanınyürürlüğe girdiği tarihten sonra barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlar ileaynı rütbe, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler sonucunda aylıktutarlarında meydana gelecek yükselmeler, aynı rütbe, kadro unvanı ve derecedenbağlanmış bulunan emeklilik, alullüğ ve vazife alullüğü aylıkları ile dul ve yetim aylıkları hakkında dauygulanır.” Düzenlemesi de, barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlarda yapılandeğişiklik sonucunda,sigortalının emekliliği öncesidönemde bulunduğu rütbe, kadro ve sair konumlara ilişkin değişikliklerin,emeklilere de yansıtılması olanağını öngörmekte olup; aktif çalışanlara yönelikbir hüküm içermeyip, münhasıran emeklilik aylıklarının bağlanması ve hesabıkonusunda düzenleme getiren 5510 sayılı Yasanın 43. Maddesinin, barem,teşkilat, kadro ve sair kanun değişikliği olarak nitelenmesi olanağıbulunmamaktadır.
Kaldı ki, 26.01.2012 gün ve 28185 sayılı ResmiGazetede yayınlanarak, 1/1/2012 tarihinden geçerli olmak üzere 1/3/2012tarihinde yürürlüğe giren, 6270 sayılı Kanunun 16. Maddesi ile 5510 sayılıKanuna eklenen geçici 38. Maddede, maddenin yürürlük tarihinden önce bu Kanunun43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan görevlerde bulunmuş olanlardanherhangi bir sebeple bu görevleri sona erenler ile Büyük Millet Meclisi, MilletMeclisi, Cumhuriyet Senatosu, Temsilciler Meclisi ve Danışma Meclisi Başkanlarıda bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren buKanunun 43 üncü maddesi hükmünden yararlanacağı düzenlenmiş olup, sonfıkrasında, bu madde esas alınarak geriye dönük herhangi bir ödemeyapılmayacağı ve geriye dönük hak talep edilemeyeceği vurgulanmıştır.
Sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığındayapılan değerlendirme uyarınca, 5434 sayılı Yasa iştirakçisi olarak emeklikonumunda bulunan davacı yönünden, 5510 sayılı Yasanın 43. Maddesinin uygulanmaolanağının bulunmadığı yönü gözetilerek davanın reddine karar verilmesigerekirken, yazılı gerekçelerle kabul kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıolup, bozma nedenidir.’’
22. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24/9/2013 tarihli veE.2013/11735, K.2013/17042 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Dava; TBMM eski başkanlarından olan davacınınemekli aylığının 01.10.2008 tarihinden geçerli olmak üzere 5510 sayılı Yasa’nın43. Maddesinde belirtilen usuller çerçevesinde tespit edilmesi ve farkaylıkların 01.10.2008 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birliktetahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece; davanın kabulü ile davacının emekliaylığının davalı Kurum’a başvurduğu 01.10.2008 tarihini izleyen aybaşındanitibaren 5510 sayılı Yasa’nın 43/3 maddesine göre hesaplanması gerektiğinintespitine, davacının emekli aylığının davalı Kurum’a başvuru tarihi olan01.10.2008 tarihini izleyen aybaşından dava tarihi olan 18.03.2010 tarihinekadar olan dönemdeki 65.022,06 TL fark aylığına hak kazandığının tespitine vebu meblağın başvuru tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren yasal faizi ilebirlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmişse de tümaylıklar toplamına 01.10.2008 tarihinden itibaren faiz yürütülmesine kararverilmesi isabetsiz olmuştur.’’
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 12/6/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucuların murisi; emekli TBMM başkanı sıfatıyla almaktaolduğu aylığın 1/10/2008 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesiuyarınca hesaplanması gerektiğini, benzer şekilde 1/10/2008 tarihinden önce emekliolan diğer başkanlar M.K., A.H.C., H.Ç., İ.K.E. ve Ö.İ. tarafından açılandavaların lehe sonuçlandığını iddia etmiştir. Başvurucu, açmış olduğu davadabenzer durumda bulunan kişiler tarafından açılan davalardan farklı bir sonucaulaşılmasının adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyanında aynı gerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ilerisürmüştür. Başvurucunun şikâyetinin özünün emekli aylığında artış öngörenkanuni düzenlemenin derece mahkemelerince dikkate alınmaması nedeniyle birkısım ödemeden mahrum kalındığına yönelik olduğu anlaşılmakla ihlaliddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
B. Değerlendirme
26. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa’nın 35. Maddesiuyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olupolmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §26; İhsan Vurucuoğlu,B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
27. Anayasa’nın 35. Maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun- Anayasa’yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa’nın 35. Maddesi soyut bir temeledayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkınıgüvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa’da yer alanmülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (KemalYeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu vediğerleri, §§ 52-54).
28. Meşru beklenti; objektif, temelden uzak bir beklenti olmayıpbelirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunugösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki birişleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk,§ 42). Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak korumakapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuksisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit,mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No:2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadecemülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşrubeklentinin kabulü için yeterli değildir (KemalYeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).
29. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında yetki ve görevbakımından farklı durumda bulunan mahkemeler arasında farklılıklar oluşmasıdoğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerintamamının ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkünolmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındakiuyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır.Yüksek mahkemelerin fonksiyonlarından biri de yargı kararları arasındadoğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla birlikteyeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında olduğu gibi bazı hâllerdeiçtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanı gerektirdiği açıktır (Ford Motor Company,B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 58).
30. Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâlegelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerdeyorumlanabilmesi hukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğinsağlanabilmesi açısından hukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlariçermesi kaçınılmazdır. Nesnel hukuk kurallarının maddi âlemde gerçekleşenolaylarla birebir örtüşmesi ve bunlara uygulanması ise her zaman mümkünolmayabilir. Öte yandan hukuk kurallarının kapsamının tespitinde kural koyucune kadar titiz davranırsa davransın kuralın yürürlüğe girmesinden veuygulanmaya başlanmasından sonra öngörülemeyen bazı yeni durumların ortayaçıkması da mümkündür. Bu gibi hâllerde kuralın yetkili otoritelerce veözellikle yargı organlarınca yorumlanması zorunlu hâle gelmektedir. Kuralıyorumlayan otoritelerin birden fazla olması, bazı hâllerde kuralın birden fazlayorumlanmasını önlenemez kılmaktadır. Dolayısıyla hukuk kurallarının buniteliği dikkate alındığında bir kanun hükmünün yargı organlarınca farklıbiçimlerde yorumlanabilmesi ve kurala ilişkin farklı içtihatların varlığı, tekbaşına kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu yargısına ulaşmayı haklı kılmaz.Bununla birlikte birden fazla içtihadın varlığı hukuk kurallarının temel bir özelliğiolan bireyin davranışını yönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir boyutaulaşmışsa kamu düzeninin bozulduğundan söz edilebilir. Bu durumda bireylerindavranışlarını hangi içtihada göre yönlendirecekleri belirsizleşeceğindenöngörülebilirlik ortadan kalkar (Ford Motor Company, § 59).
31. Başvuru konusu olayda başvurucuların murisi emekli aylığının5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesinin yürürlüğe girdiği 1/10/2008 tarihindenitibaren bu madde kapsamına göre belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüş ve kendisiile benzer durumda bulunan kişilerce açılan davaları örnek göstermiştir.Başvurucuların murisi tarafından emsal olarak gösterilen ve lehe sonuçlanandavalar bulunmakla birlikte Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)aracılığıyla yapılan incelemede aynı konumda bulunan kişiler ya da mirasçılarıtarafından açılan birçok davanın da aleyhe sonuçlandığı saptanmıştır.
32. Derece mahkemelerinin kararlarında açıklandığı üzere 5510sayılı Kanun’da yürürlük tarihi öncesinde emekli olanların aylıklarının Kanun’un43. Maddesindeki düzenleme uyarınca yeniden tespitine olanak veren açık birhüküm bulunmamaktadır. Öte yandan başvurucuların murisinin talebine dayanakteşkil edecek nitelikte yargı kararları bulunuyorsa da aksi yönde de kararlarmevcut olup bu hususta istikrarlı bir uygulamanın varlığından da söz edilemez.
33. Başvurucuların dayanmış olduğu mevzuatın yürürlük tarihiitibarıyla yeni olduğu ve derece mahkemelerince ilk defa yorumlandığıanlaşılmaktadır. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında bölgesel ve görevselyetkilere sahip mahkemeler arasında farklılıklar oluşması doğaldır. Yukarıda dadeğinildiği üzere bu hâlde mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyumu veiçtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır.
34. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargıkararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununlabirlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında olduğu gibi bazıhâllerde içtihadın müstekar hâle gelmesinin belirlibir zamanı gerektirdiği açıktır (Türkan Bal[GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).
35. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığınıdeğerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlıolarak uygulanan içtihattan ayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlindekamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin muhafaza edilmesi bakımından yeniyaklaşımın istikrarlı bir şekilde uygulanması gerektiğine dikkat çekmiş veiçtihat değişikliği sonucunda benimsenen yaklaşımın uygulamada birliğisağlamakla görevli yüksek mahkemeler tarafından istikrarlı olarakuygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlal edebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK],B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 48).Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığınıdeğerlendirdiği diğer bir kararında da benzer konumdaki kişiler tarafındanaçılan davalarda aradan geçen uzun zamana rağmen Yargıtay daireleri arasındakigörüş farkının ortadan kaldırılıp uygulama birliğinin sağlanmamasının adilyargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır (Yasemin Bodur,B.No: 2017/29896, 25/12/2018, § 52).
36. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, somut olayın Yargıtayın ilgili Daire ve Kurulları tarafından istikrarlıolarak uygulanan bir içtihattan ayrılma söz konusu olmadığından yukarıda anılanHakan Altıncanile derin ve süregelen bir içtihat farkından söz etmek de mümkün olmadığından Yasemin Bodur başvurularından farklıolduğuna işaret etmektedir.
37. Somut olaya uygulanacak mevzuatın yorumlanmasında ilk derecemahkemelerinin farklı kararları mevcut ise de adli yargı düzeninde içtihatfarklılıklarını ortadan kaldırmakla görevli en yüksek merci olan Yargıtayın uygulaması 5510 sayılı Kanun’un 43. Maddesinedayalı olarak geriye dönük hak talep edilemeyeceği yönündedir. Bu durumda somutolayda yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında Yargıtayınkararları ile yargısal içtihatların zamanla geliştirildiği ve uyumlaştırıldığıgörülmektedir. Anılan hususlar gözönünde tutulduğundatalebin mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti olarak nitelendirmeye yetecekderecede somut olmadığı anlaşıldığından başvurucuların Anayasa’nın 35. Maddesindedüzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkünolmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA ,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA12/6/2019 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 5510 Sayılı Kanunun 43 ncü maddesi uyarınca 1.10.2008 tarihinden itibarenkendisine Cumhurbaşkanına bağlanacak yaşlılık aylığının %75’i oranında yaşlılıkaylığı bağlanması istemiyle yaptığı talebi reddedilen eski TBMM Başkanı olanbaşvurucunun (bireysel başvuru tarihinden sonra vefat ettiği için davaya devameden eşinin) bu işleme karşı adli yargıda açtığı dava reddedilmiş ve bu red kararı Yargıtay 10. Hukuk Dairesince onanmak suretiylekesinleşmiştir.
5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden önceEmekli Sandığı iştirakçisi/emeklisi statüsünde bulunanlarla ilgili olarakSosyal Güvenlik Kurumunca (SGK’ca) tesis edilecekişlemlerin “idari işlem” mahiyetinde olduğu ve bu işlemlere karşı açılacakdavaların idari yargının görev alanına girdiği Uyuşmazlık Mahkemesinin müstekar içtihadı olup, anılan Yüksek Mahkemece bu içtihatistikrarlı biçimde geçerliliğini korumaktadır. Oysa bireysel başvuruya konuyapılan aylık bağlanmama işlemi adli yargı yerlerince karara bağlanmış veAnayasa’nın 158 nci maddesi uyarıncagörev ihtilafları ile ilgili olarak Türkiye’de uyuşmazlıkları çözme görevibulunan Uyuşmazlık Mahkemesi’nin bu açık içtihadına karşın konu başvurucununtalebinin aksi yönde kesin hükme bağlanmıştır.
AİHM’nin Nejdet ve PerihanŞahin/Türkiye kararında (B.No:13279/05, 27/5/2010);farklı yargı kollarına bağlı mahkemelerde açılan davalarda farklı hukukisonuçlara ulaşıldığının anlaşıldığı hallerde, görev ve hüküm uyuşmazlığınıgiderecek Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev konusunda bir belirlemesinin (içtihadının)bulunduğu durumlarda, görevsiz yargı yerince verilen ve kesinleşen kararın adilyargılanma hakkının ihlâli sonucunu doğuracağına açıkça işaret edilmiştir. Bukararın esas alındığı bir Anayasa Mahkemesi Kararında da (1.Bl., 21/1/2015, B.Başvuru No: 2013/135); anılan AİHM kararına atıfta bulunularak, aynı olayailişkin olarak farklı yargı kollarına ait mahkemelerce farklı kararlar verilmişolmasının, başvurucuların açtığı davanın görülmesi bakımından hukukibelirsizliğe ve güvensizliğe neden olduğu ve başvurucular açısından öngörülemezbulunduğu sonucuna ulaşılarak, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğine kararverilmiştir. (Ahmet saygılı ve Şefika Saygılı Başvurusu)
Dosya kapsamından, bir başka eski TBMM Başkanı olan Ö.İ.’nin bu kapsamdaki başvurusunun idari yargı yerinde (idaremahkemesi-Danıştay 11. Dairesi) kabul edilerek kendisine talebi doğrultusundaemekli aylığı bağlandığı anlaşıldığından; başvurunun somuta yönünden aynı mahiyettekiihtilaf bakımından adli ve idari yerleri arasında birbirinden farklı sonuçlaravarıldığı açıktır ve Uyuşmazlık Mahkemesinin kökleşmiş içtihadı ile AİHM’nin bukonudaki kararı uyarınca, görevsiz adli yargı yerince verilen karar başvurucuyönünden adil yargılanma ilkesinin ihlâli sonucuna yol açmıştır.
2. Konunun adli yargı yerindeki safahatı da başlıbaşınabir belirsizlik ve öngörülmezlik görünümündedir.Gerçekten, eski TBMM Başkanları M.K., A.H.C., H.Ç. ve İ.K.E.’inadli yargı yerlerinde (Çeşitli İş Mahkemelerinde) açtıkları davalar kabuledilmiş ve bu kararlar Yargıtay 21. HD. tarafındanonanmak suretiyle kesinleşmiştir. Oysa aynı konumdaki başvurucunun aynı yöndekitalebi sonuçta ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmiş ve bu red kararı Yrg.10.HD. tarafındanonanmıştır. Başvurucunun aynı konuda Yargıtay’ın iki dairesi arasındaki bubariz aykırılığın “İçtihadı Birleştirme” yoluyla giderilmesi yolundaki yazılıtalebi de Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nca 28.11.2013 tarihindeoybirliğiyle reddedilmiştir. Oysa Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında, buşekildeki bir görünümün, uyuşmazlığın çözümünde görev alan Daire ve Kurula görefarklı ve birbiriyle çelişkili kararlara sebebiyet verebileceği, aynı somutolaydan kaynaklanan uyuşmazlıkların birbirine zıt olacak şekildeneticelenmesinin sonuçta hukuki belirsizliğe yol açacağı ve başvurucularyönünden öngörülemez nitelikte olan bu uygulamanın yargılamanın hakkaniyetinizedeleyeceği ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlâli sonucunu doğuracağına işaret edilmiştir. (AYM. Genel Kurulu,Hakan Altıncan Başvurusu, 17/5/2018, B.No: 2016/13021; AYM. GenelKurul, 6/1/2015, B.No:2013/6932; AYM.1.Bl.,Yasemin Bodur Başvurusu, 25/12/2018, B.No:2017/29896; AYM2.Bl., Ahmet Acar Başvurusu, 21/9/2017, B.No:2014/19936; AYİM. 1. Bl., AşırTunç Başvurusu, 22/1/2019, B.No:2015/17453.)
Başvurunun somutunda da Yargıtay 10. ve 21. HD.’leri arasında aynı konuda birbirinden farklı sonuçlaravarıldığı, eski TBMM Başkanlarının sayısının belli ve sınırlı olması vehepsinin yargı yerlerine başvurmaları karşısında artık “içtihat istikrarı”nın oluşmasının beklenmesinden söz edilemeyeceği,başvurucunun içtihat farklılığının içtihadı birleştirme yoluyla giderilmesitalebinin de Yargıtay 1.Başkanlık Kurulu’nca reddedilmesi karşısında, buiçtihat aykırılığının yol açtığı mağduriyetin bireysel başvuru dışındagiderilmesinin mümkün olmadığı, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu ile 1. ve 2.Bölümlerinin konuya ilişkin ihlâl kararları da gözetildiğinde, başvurucununadil yargılanma hakkının ihlâl edildiğinde kuşku bulunmadığı anlaşılmaktadır.
3. Açıklanan nedenlerle, kanunun mülkiyet hakkı ile doğrudan birilgisinin olmadığı, ancak başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde öngörülen adilyargılanma hakkının ihlâline karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatinevardığımdan; başvurunun konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR