TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYŞEGÜL BAŞAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/17432)
Karar Tarihi: 19/11/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Abdullah UÇAR
Başvurucu
:
Ayşegül BAŞAR
Vekili
:
Av. Gülendam ŞAN KARABULUTLAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniylekişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; kamu görevlilerinin açıklamalarınedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/2/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. 1/1/2017 tarihinde Twitter isimli sosyal medyaplatformunda yer verilen "teröristlerOkmeydanı'nda insanları iç savaşa davet ediyor" başlıklıvideoda soruşturma makamlarınca başvurucu, H.D., H.Ç. ve E.C.ninbirlikte gittikleri iddia edilen kahvehanede bulunan kişilere hitaben E.C.şöyle bir açıklamada bulunmuştur:
"Katliamları ile hayatımıza zulüm etmeyeçalışan insanlardır. Biz diyoruz ki artık yeter, artık buraya kadar, bundansonra mahallelerimizde ne işidçiye ne de herhangi birgerici cihatçı çeteciye geçit vermeyeceğiz. Gericilik karşısında yükseltilmesigereken bir bayrak vardır. Bu bayrağın adı da laiklik bayrağıdır. Laiklik demeközgürlük demektir. Kardeşlik demektir. İnsanca bir yaşam mücadelesi demektir.Bizler herkesi bu mücadelenin birer neferi olmaya çağırıyoruz. Gericilerden,faşistlerden, başkanlık sevdalılarından hesap sormaya çağırıyoruz. Dinlediğiniziçin çok teşekkür ediyoruz."
9. Başvurucu, anılan sosyal medya paylaşımına ilişkin olarakbaşlatılan bir soruşturma kapsamında halkı kin ve düşmanlığa alanen tahrik etme suçundan İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca 2/1/2017 tarihinde gözaltına alınmıştır.
10. Başvurucu 2/1/2017 tarihinde kollukta müdafiieşliğinde verdiği ifadesinde susma hakkını kullanmış; 3/1/2017 tarihinde müdafii eşliğinde Savcılıkta verdiği ifadesinde, olay günüyanında bulunan E.Ç. ve H.Ç. ile birlikte söz konusu kahvehaneye gittiklerini,burada işyeri sahibinden ve kahvehanedeki kişilerden aldıkları izin üzerinesosyal medyada paylaşılan konuşmanın yapıldığını, amaçlarının terörsaldırılarına karşı insanların tedbirli ve bilinçli olmalarını sağlamak içinfarkındalık yaratmak olduğunu belirtmiştir.
11. Başvurucu, halkıkin ve düşmanlığa alanen tahrik etme suçundan tutuklanması istemiyle aynıtarihte İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevkyazısında, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğubelirtilmiştir.
12. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle önceki savunmalarınıtekrar ederek suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.
13. Başvurucu, İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3/1/2017tarihli kararıyla, halkı kin ve düşmanlığa alanentahrik etme suçundan tutuklanmıştır. Tutuklama kararında, video içeriğine vebaşvurucunun olay yerinde bulunduğuna ilişkin dolaylı ikrarına dayanılmıştır.Söz konusu kararda, suçun niteliği ve suç için kanunda öngörülen cezanınağırlığı nedeniyle adli kontrol hükümlerinin başvurucunun ceza yargılamasınakatılmasını sağlamak için yetersiz kalacağı belirtilmiştir.
14. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; İstanbul 1. SulhCeza Hâkimliği 16/1/2017 tarihinde tutuklama kararındakine benzer gerekçelerleitirazın reddine karar vermiştir.
15. Başvurucu 16/2/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
16. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 29/3/2017 tarihliiddianameyle, halkı kin ve düşmanlığa alanen tahriketme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkındaİstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açmıştır.
17. İddianamede, başvurucuya yöneltilen eylemlerin delili olarakgösterilen söz konusu video içeriğindeki açıklamalarda sosyal demokrat yapıyasahip insanların muhafazakâr ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşıkışkırtıldığı ileri sürülmüştür. Bu bağlamda iddianamede özetle;
i. Soruşturmaya dayanak teşkil eden video kaydındaki konuşmanınşüpheli E.Ç. tarafından yapıldığı ve E.Ç.nin yanındabaşvurucu ile birlikte diğer şüphelilerin de bulunduğu belirtilmiştir.
ii. Başvurucu ve diğer şüphelilerin terör örgütlerinden herhangibiriyle bağlantılarının bulunduğuna dair bilgiye ulaşılamadığı belirtilmiştir.
iii. Irk ve bölge farklılığına dayanarak halkı kin ve düşmanlığatahrik suçunun oluşabilmesi için kışkırtmanın farklı halk topluluklarınıbirbirine karşı düşmanlığa sevk etmesi vekamu güvenliği için somut ve yakın bir tehlike oluşturması gerektiğibelirtilerek suça konu açıklamaların içinde yer alan "Gericilerden, faşistlerden, başkanlık sevdalılarından hesapsormaya çağırıyoruz." şeklindeki söylemlerin sosyal demokratyapıya sahip insanları muhafazakâr ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşıkışkırttığı ve bu açıklamaların sosyal paylaşım sitelerinde farklı halkkitleleri arasında gerilime ve ciddi tartışmalara sebebiyet verdiğideğerlendirilerek yargılama konusu suçun yasal unsurlarının oluştuğu iddiaedilmiştir.
18. Mahkeme 31/3/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne kararvermiş ve E.2017/156 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
19. Başvurucu 25/4/2017 tarihinde yapılan ilk duruşmada tahliyeedilmiştir.
20. Mahkeme 16/6/2018 tarihinde suçun yasal unsurlarınınoluşmadığı gerekçesiyle başvurucunun beraatine karar vermiştir.Karar gerekçesininilgili kısmı şöyledir:
"...Dosya kapsamından ve sanıksavunmalarından sanıkların terör örgütü olan İşid'ineylemlerini eleştirmek ve tepkilerini ortaya koymak amacı ile ayrıca Anayasanındeğişmez maddelerinden olan Laikliğin önemini vurgulamak amacı ile oradabulunan vatandaşları duyarlı olmaya çağırdıkları, TCK 216 maddede sayılantoplumun belli bir kesimine yönelik diğer kesimini tahrik ettiklerine ilişkinhiçbir delilin bulunmadığı, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2016/1077 esas, 3583 Knolu ilamında da belirtildiği üzere 'TCK 216 maddedebelirlenen suçun oluşabilmesi için halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veyabölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimaleyhine kin veya düşmanlığa tahrik edilmesi gerekmekte olup, siyasi görüş yadabelli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının sayılan özelliklerarasında sayılmaması' nedeni ile siyasi görüş farklılıklarından bu suçunoluşmayacağı, ayrıca iddianamede bahsedilen sosyal demokrat yapıya sahip olaninsanları muhafazakar ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşı kışkırttıklarıiddiasının da yerinde olmadığı, ülkemizde seçimlerin gizli oy açık sayımşeklinde yapıldığı, bu nedenle hangi görüşteki insanların başkanlık karşıtıveya taraftarı olduğunu tespit etmenin mümkün olmadığı, olay nedeni ile kamugüvenliği açısından açık, yakın ve ciddi bir tehlikenin ortaya çıkmadığı, buhali ile de yasada öngörülen tehlike şartı da oluşmadığından unsurlarıoluşmayan müsnet suçtan sanıkların ayrı ayrı beraatlerine..."
21. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylaCumhuriyet savcısının istinaf talebi nedeniyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinezdinde derdesttir.
22. Öte yandan başvurucu, söz konusu videoya ilişkin olarakİçişleri Bakanlığının 1/1/2017 tarihinde"Konu terörle mücadele ekiplerine iletildi. Lütfen gördüğünüz yerde ihbarediniz." şeklinde tweet paylaşması nedeniyle suçlu ilan edildiğini vebu suretle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
IV. İLGİLİ HUKUK
23. İlgili hukuk için bkz. İlkerDeniz Yücel (B. No: 2017/16589, 28/5/2019, §§ 30-48) başvurusuhakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 19/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu; tutuklamaya konu edilen eylemlerinin ifadeözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken beyanlar olduğunu, kuvvetli suçşüphesini ortaya koyan bir delilin bulunmadığını, tutuklama ve tutukluluğaitirazın reddi kararlarının somut ve hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, bukararlarda tutuklama nedenlerinin gösterilmediğini ve tutuklamanın ölçüsüz birtedbir olduğunu ileri sürmüştür.
26. Bakanlık görüşünde, öncelikle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde belirtilen tazminat yolununtüketilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esas yönünden yapılan değerlendirmedeise tutuklama kararına ve iddianamedeki delillere atıf yapılarak somut olaydasuç işlendiğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtilmiştir.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuruformundakine benzer beyanlarda bulunmuştur.
2. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bubölümdeki iddialarının özünün tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik olduğuanlaşılmış, başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
29. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
30. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
a. Genel İlkeler
31. Genel ilkeler için bkz.Mustafa Ünal (B. No: 2017/21149,28/11/2018, §§ 51-56) başvurusu hakkında verilen karar.
b. İlkelerin OlayaUygulanması
32. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, halkı kin vedüşmanlığa tahrik etme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca27/2/2016 tarihinde İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmıştır.Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
33. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
34. Tutuklama kararında, sosyal medyada paylaşılan video kaydınadayanılarak (bkz. § 13) başvurucuyönünden kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut olguların bulunduğunagenel olarak değinilmiş; bu olgulara ilişkin açıklamalara yer verilmemiştir. Tutuklamayayönelik itirazın reddine ilişkin kararda da herhangi bir delile atıfyapılmaksızın genel bir ifadeyle kuvvetli suç şüphesini oluşturan somutolguların bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 14).
35. İddianamede ise suça konu açıklamaların içinde yer alan "Gericilerden, faşistlerden, başkanlıksevdalılarından hesap sormaya çağırıyoruz." şeklindekisöylemlerin sosyal demokrat yapıya sahip insanları muhafazakâr ve milliyetçigörüşe sahip insanlara karşı kışkırttığı ileri sürülmüştür.
36. Mahkeme; başvurucunun üzerine atılı suçun oluşabilmesi için özetle halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhepveya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimaleyhine kin veya düşmanlığa tahrik edilmesi gerektiğini belirterek siyasigörüş ya da belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının ifadeedilmesinin tek başına atılı suçu oluşturmayacağını, ayrıca olay nedeni ilekamu güvenliği açısından açık, yakın ve ciddi bir tehlikenin ortayaçıkmadığını, dolayısıyla yasada öngörülen tehlike şartının dagerçekleşmediğini, ayrıca suçun yasal unsurlarının oluşmadığını belirterekbaşvurucunun beraatine karar vermiştir.
37. Kural olarak bir kişinin kendi perspektifinden ifade ettiğidüşüncelerinin hakikate tekabül etmemesi, şiddete tahrik içerdiği gerekçesiyletek başına suçlamaların dayanağı olmamalıdır (İlkerDeniz Yücel, § 83). Somut olayda kuvvetli belirtinin olup olmadığıincelenirken öncelikle söz konusu konuşmanın yapıldığı ortama dikkatçekilmelidir. Konuşma bir kahvehanede yapılmıştır ve kahvehanedeki kişiler sözkonusu konuşmaya herhangi bir şekilde tepki göstermemişlerdir. Hatta bukişilerin konuşma sırasında sohbet etme ve oyun oynama şeklindeki olağandavranışlarını sürdürdükleri görülmektedir. Ayrıca dinleyicilerin konuşmanıntamamlanmasından sonra da herhangi -taşkınlık göstermek de dâhil olmak üzere-olumsuz davranışı olmamıştır. Öte yandan konuşmada yer alan ifadelerin -birbütün olarak değerlendirildiğinde- kişileri şiddete, nefrete, isyana,intikam almaya veya silahlıbir direnişe tahrik ve teşvik edici bir niteliği bulunmamaktadır. Dahasıbaşvurucu bu konuşmayı yapan kişi değildir. Konuşma E.Ç. isimli kişi tarafındanyapılmıştır. Başvurucunun konuşmanın yapıldığı kahvehaneye E.Ç. ile birliktegittiği anlaşılmakta ise de başvurucu bu konuşmanın önceden kararlaştırılan birmetne bağlı olmaksızın E.Ç. tarafından kendiliğinden ifade edilen sözlerolduğunu savunmuştur. Başvurucunun konuşmanın içeriğinin belirlenmesine veifade ediliş şekline yönelik bu savunmasının aksine bir olgu tespitedilmemiştir.
38. Tüm bu olgular birlikte dikkate alındığında somut olayınkoşullarında söz konuşu konuşmanın yapılmasının başvurucunun suç işlediğinedair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir.
39.Bu itibarla somut olayda suçişlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığısonucuna varılmıştır.
40. Anayasa Mahkemesince varılan bu sonuç karşısında tutuklamanedenlerinin bulunup bulunmadığının ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığınınayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncüfıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
42. Diğer taraftan başvurucu; tutuklanmasına dayanak oluşturandelillerin sosyal medyada paylaşılan söz konusu video kaydı içeriğinde yer alanaçıklamalar olduğunu, yapılan açıklamaların ifade özgürlüğünün kullanımıniteliğinde olduğunu, bu hususlara dayanılarak tutuklanmasının kişi hürriyetive güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak ifade özgürlüğünü de ihlal ettiğiniileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun temel şikâyetiyle ilgiliolarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.Ayrıca başvurucunun söz konusu konuşmayı yapan kişi olmaması ve konuşmanıniçeriğinin belirlenmesinde ve ifade ediliş şeklinde belirleyici bir etkisininbulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle somut olayın koşulları dikkate alınarakbaşvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasının ayrıca incelenmesinegerek bulunmamaktadır (benzer yöndeki karar için bkz. Ayhan Bilgen, 2017/5974, 21/12/2017,§ 126).
B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
43. Başvurucu, İçişleri Bakanlığının kendi hesabından paylaştığı tweet nedeniylesuçlu ilan edildiğini ve bu suretle masumiyet karinesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
44.Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüşbildirmemiştir.
2. Değerlendirme
45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özününmasumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşıldığındanbaşvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncüfıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
46. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dairkesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvencealtına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına aitolup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafındansuçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz. Bu çerçevedemasumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüzmahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).
47. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı korumasağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınanifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenleAnayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyetkarinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerinkamuoyuna bilgi vermesini engellemez (ErdalTercan, 2016/15637, 12/4/2018, § 79). Ancak masumiyet karinesinesaygı gösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncüfıkrası, bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesinigerekli kılar (Nihat Özdemir[GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015,§ 22).
48. Somut olayda başvurucu, söz konusu videoya ilişkin olarakİçişleri Bakanlığının "Konu terörlemücadele ekiplerine iletildi. Lütfen gördüğünüz yerde ihbar ediniz."şeklinde tweetpaylaşması nedeniyle suçlu ilan edildiğini ve bu suretle masumiyet karinesininihlal edildiğini ileri sürmüştür.
49. İçişleri Bakanı tarafından yapılan söz konusu sosyal medyapaylaşımının suçlamaya konu videonun sosyal medyada "teröristler Okmeydanı'nda insanları iç savaşa davetediyor" şeklindeki bir başlık ile paylaşıma sokulması üzerineyapıldığı ve paylaşımı yapan Bakan'ın kamu düzeninin sağlanması, suç vesuçlulukla mücadele ve terörün önlenmesiyle ilgili olarak en üst düzeydesiyasal sorumluluğu bulunan kişilerden biri olduğu göz ardı edilmemelidir.Nitekim 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında CumhurbaşkanlığıKararnamesi'nin İçişleri Bakanlığının görev ve yetkilerini düzenleyen 254.maddesinin (1) numaralı fıkrasında"Bakanlığa bağlı iç güvenlik kuruluşlarını idare etmek suretiyle ülkesi vemilleti ile bölünmez bütünlüğünü, yurdun iç güvenliğini ve asayişini, kamudüzenini ve genel ahlakı, Anayasada yazılı hak ve hürriyetleri korumak"ve "Suç işlenmesini önlemek, suçlularıtakip etmek ve yakalamak" anılan Bakanlığın görevleri arasındasayılmıştır.
50. Öte yandan Bakan tarafından yapılan paylaşımın içeriğindebaşvurucunun suçlu olduğuna yönelik bir değerlendirme yer almamakta, sosyalmedyada dile getirilen bir iddianın ilgili kolluk birimlerine iletildiğibelirtilmekte ve vatandaşlardan ihbar yapmalarına yönelik bir istek dilegetirilmektedir. Bu nedenle söz konusu açıklamanın tek başına masumiyet karinesineaykırılık teşkil ettiği söylenemez (bkz. § 13; benzer yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Erdal Tercan, § 81; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık vediğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181).
51. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesininihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınbirinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
53. Başvurucu, hürriyetinden yoksun bırakıldığı iddiasınailişkin olarak 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
54. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Başvurucu, yargılandığı dava kapsamında 25/4/2017 tarihindetahliye edilmiştir (bkz. § 19). Bunedenle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat ödenmesidışında bir yolun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
55. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelikmüdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya talebi de dikkate alınarak net 10.000 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.732,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişihürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 257,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.732,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 36. Asliye CezaMahkemesine (E.2017/156) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE19/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.