TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYSEL GÜNDÜZ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/1138)
Karar Tarihi: 27/11/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 31/12/2019-30995
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Tuğçe TAKCI
Başvurucular
:
1. Aysel GÜNDÜZ
2. Kader TURGUT
3. Mahmut GÜNDÜZ
4. Mukadder AKAR
5. Murat Kemal GÜNDÜZ
6. Süleyman GÜNDÜZ
Vekili
:
Av. Murat Kemal GÜNDÜZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal ve sağlık hizmetlerindeki organizasyonkusuru sebebiyle gerçekleştiği iddia edilen ölüm olayından kaynaklananzararların karşılanmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/1/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göreilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların annesi olan ve vefat ettiğinde 78 yaşında olanY.G. malign müllerian tümörteşhisiyle 21/12/2009 tarihinde yatırıldığı A. Üniversitesi Tıp Fakültesi C.Hastanesinde 27/1/2010 tarihinde ameliyat olmuştur. Ameliyattan iki gün sonragenel durumunun kötüleşmesi sonrasında 2/2/2010 tarihinde sevk edildiği A.Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki İ. Hastanesinde 6/2/2010 tarihindehayatını kaybetmiştir.
9. Olayla ilgili olarak bir ceza soruşturması yürütüldüğüne dairherhangi bir bilgi bulunmamakta olup başvurucular tarafından A. ÜniversitesiRektörlüğüne (Rektörlük) ölüm olayı nedeniyle uğradıkları maddi ve manevizararın tazmin edilmesi talebiyle başvuruda bulunulmuş, başvuru Rektörlüktarafından reddedilmiştir.
10. Başvurucular 23/5/2011 tarihli dilekçeyle Ankara 3. İdareMahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde 3.808,16 TL maddi ve her bir başvurucuiçin 15.000 TL olmak üzere toplam 90.000 TL manevi tazminatın ödenmesitalebiyle tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"...
2- ... [Y.G.] 27.01.2010 tarihinde yapılan ameliyat sırasında vesonrasında yapılması gereken bakım ve tedavi hizmetlerinin gereği gibiyapılmamasından kaynaklanan ağır hizmet kusuru nedeniyle hayatını kaybetmişbulunmaktadır.
Murisimizin ameliyatı sırasında ve sonrasındakamu hizmeti vasfında sağlık hizmeti veren davalı idare, yürüttüğü kamuhizmetinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterliaraç ve gereçle donatılmış bina ve tesislerde, hizmetin özelliğine uygun olarakseçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğü bulunmasına karşınbunları tam ve gereği gibi yerine getirmemiş ve ağır hizmet kusuru sergileyerekmurisimizin ölümüne sebep olmuştur.
3- Murisimizin tedavisi için [C.] Hastanesine başvurmamız ile birlikte tedavi veameliyat sürecini üstlenen doktor 27.01.2010 tarihinde yapılan ameliyatıtakiben aynı gün yurt dışı gezisine gitmiş ve ameliyat sonrası hastamızlahiçbir şekilde ilgilenmemiştir. 27 Ocak 2010 Çarşamba günü sabahleyin yapılanameliyat sonrası hasta ayılarak genel durumu iyi halde odasına nakledilmiştir.Ameliyatı yapan doktor aynı gün öğlen saatinde hastayı yattığı odasındagözlemlemiş ve durumunun iyi olduğunu belirterek hastaneden ayrılmıştır.Ameliyatı takip eden 28 ocak Perşembe günü hastanınaşırı öksürük, ayaklarda şiddetli ağrı, ameliyat yerinde iltihaplanma gibişikayetlerinin başlaması ile durum görevli personele bildirilerek önlemalınması ve tedavisi istenmiştir.
Hastanenin görevli personellerine hastanınyakınmaları defalarca iletilmesine ve kendileri de gelip hastanın durumunugörmelerine karşın durumunu düzeltecek her hangi birmüdahalede bulunulmamış ve genel durumu giderek kötüleşmiştir. Ameliyat öncesihastanın tek böbrekli olduğu ve yaşı itibarıyla taşıdığı diğer rahatsızlıklardosyasında açık olarak bulunmasına ve görevli personelce de bu hususlarbilinmesine karşın gerekli tetkikler ve müdahaleler yapılmamıştır. Hastanın tekböbrekli olması nedeniyle ameliyat öncesi [İ.] Hastanesi nefrolojiservisinde konsültasyon yapılarak ameliyat sonrası tek böbrekli olmasındandoğabilecek sıkıntılar dosyasına yazılmasına karşın, bu hususlar dahi görevlipersonelce ihmal edilmiştir. Görevli doktorlara hasta refakatçilerince yapılanuyarı ve hatırlatmalar sonucu ancak 29 ocak Cuma günüböbrek değerlerine ilişkin testler yapılmıştır. Uyarılar üzerine yapılantestlerde hastanın böbrek değerlerinin kötüye gittiği açıkça görülmektedir.
4- Ameliyatı takiben hastanın genel durumu 29 ocak Cuma günü öğleden sonra kötüleşmeye başlamış ve aşırıöksürükle hastanın ağzından koyu renkli bir sıvı gelmeye başlayarak ateşiyükselmiştir. Refakatçiler tarafından çağırılan görevli personel hastanınyaşadığı durumu anlayamamış ve uzman hekim talepleri göz ardı edilmiştir.Görevli doktorlarca hastanın yaşadığı sıkıntı akciğer ödemi olaraknitelendirilmiş ve ameliyat sonrası bu tür bir rahatsızlığın olması normal birdurum olarak nitelendirilerek, hastaya sık sık koridorda yürüyüş yaptırılmasısalık verilmiştir. Görevli personelin bu bildirimi üzerine zaten ayaktaduramayan hastaya zorlayarak yürüyüşler yaptırılmıştır.
30 ocak cumartesi ve31 ocak pazar günü boyunca hastanın genel durumunun iyice kötüleşmesine veşikayetlerinin çok artmasına ve öksürükle birlikte ağzından aşırı oranda koyurenkli bir sıvı gelmesine karşın gerekli eğitime ve uzmanlığa sahip bir doktortüm ısrar ve çabalara karşın gelmemiştir. Göğüs hastalıkları bölümünden uzmançağrılması talebi kadın doğum bölümü ile göğüs hastalıkları bölümü arasındasıkıntı yaşandığı ve bu nedenle o bölümden doktor çağırılamadığı görevlipersonelce hasta refakatçilerine beyan edilmiştir. Daha sonra hastanındurumunun giderek kötüleşmesi üzerine de görevli personel tarafından başka başka binalarda bulunan göğüs hastalıkları ve nefroloji bölümlerinden 'telefonla' konsültasyon alınmış veuzaktan kumanda ile teşhis konulmaya çalışılmıştır. Tüm bu yaşananlar sırasındahastaya gerekli tıbbi donanıma sahip uzman doktor bulunamamış ve hasta yetersizpratisyen hekimlerin eline bırakılmıştır.
5- Hafta sonu tatili boyunca hasta kendikaderine bırakılarak hiçbir teşhis konulamadığı gibi uygulanan tek tedaviyöntemi ciğerlerinde ödem olduğu gerekçesiyle sürekli olarak hastanın sırtınavurulması olmuştur.
Hastamızın genel durumu hafta sonu tatilisonunda çok kötü bir hale gelmiş ve akabinde 31. ocak pazartesi sabahı saat07.30 da ameliyatı yapan doktor yurtdışından dönerek hastaneye gelmiştir.Sorumlu doktor hastayı muayene ettikten ve diğer personelden bilgi aldıktansonra yine önceki teşhisler gibi hastanın durumunda korkacak bir şeyolmadığını, hastanın yaşadığı sıkıntının sadece akciğer ödemi olduğunu ve kısasürede düzeleceğini belirterek sık sık yürütülmesini ve ödemi atması içinsırtına vurulmasını tavsiye etmiştir.
Sorumlu doktorun bu beyanı üzerinerefakatçilerce hastanın gittikçe ağır şekilde kötüleştiği ve daha iyiolanaklara sahip diğer ana hastane olan [İ.] hastanesine sevkedilmesiistenmesine karşın bu talep kabul edilmemiştir. Hastanın durumunda hiçbiriyileşme olmamasına ve giderek durumunun kötüleşmesine karşın sadece sürekliolarak sırtına vurmak şeklinde baskı uygulanarak geçiştirilmiştir. Aynı güniçinde defalarca hastanın ana hastaneye sevki istenmişse de sevkedilmemiştir.
6- Akabinde 02 şubat Salısabahı hastamız çok kötü bir gece geçirmesinin ardından kısmen bilincinikaybetmiş ve söylenenleri artık anlamaz şekilde bitkin hale gelmiştir. Hastanıngenel durumunun çok kötü hale geldiği artık açık olarak görülmesinin ardındansabahleyin görevli doktor hastanın [İ.]Hastanesi Post Op Kliniğine sevkine karar verildiğini söylemesine karşın, sevkhemen yapılmamış üç saate yakın süren çıkış işlemlerinden sonra aynı günöğleden sonra hasta baygın halde ambulansla [İ.] Hastanesine nakledilmiştir.
Hasta 02.02.2010 tarihinde [İ.] Sina Hastanesine bilinci kapalı ve çok kötü birhalde getirilerek Post Op Servisine yatırılmış ancak hafta boyunca yapılan tümmüdahaleler sonuçsuz kalarak 06.02.2010 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
...
Ameliyatın yapıldığı [C.] Hastanesi yetersizdir ve bu tür müdahaleleri yapmayaelverişli değildir. Hastamızın idare bünyesindeki diğer ana hastaneye sevkedilmesi bu durumu açıkça göstermektedir. ameliyatın yapıldığı hastane tıbben yeterli olsaydı diğerhastaneye sevketmezlerdi. Hastanın iyice kötü durumagirdikten sonra davalı idarenin daha donanımlı olan diğer hastanesine sevkedilmiş olması verilen sağlık hizmetinin yetersizolduğunu idarenin de kabul ettiğini göstermektedir. İdarenin hem sağlıkhizmetini gereği gibi yerine getirmediğinden ve hem de sevki geç yapmaktandolayı ağır hizmet kusuru bulunmaktadır.
...
9- Her ne kadar hastamızın ikinci hastaneyesevkinden sonra yatırıldığı post op kliniğinde düzenlenen epikriz raporunda veölüm sonrası düzenlenen sağlık kurulu raporunda hastada daha evvel mevcut olantek böbrekli oluşu, hipertansiyonu bulunması, Parkinson ve guatr gibi sebeplerölüm sebebi olarak gösterilmişse de, hastanın yoğun bakımda yattığı dönemderefakatçilerine verilen bilgilere göre ameliyat sonrasında hastanınbağırsaklarında meydana gelen tıkanmadan dolayı dışkılama yapamaması sebebiyle'sepsis' olarak tabir edilen rahatsızlığın oluştuğuve zamanında fark edilememesi nedeniyle de sepsissonucu hastanın kanının ve vücudunun iltihaplanarak, zehirlendiği ve ölümünbundan kaynaklandığı öğrenilmiştir. Zaten sevk sonrası ikinci hastanededüzenlenen epikriz raporunda hastada gaita çıkışı olmadığı için hemen lavmanyapılarak, antibiyotik tedavisine başlandığı belirtilmektedir. Ameliyatınyapıldığı ilk hastanede ameliyat sonrasında hastanın ağzından koyu renkli sıvıgelmesine karşın sebep teşhis edilememiş ve sonradan bu sıvının bağırsaktıkanması sonucu oluşan sepsisden kaynaklandığıöğrenilmiştir. Hal böyle iken ağızdan koyu renkli sıvı gelmesi doktorlartarafından akciğer ödemi olarak nitelendirilmiştir.
Bu açıdan murisimizin kesin ölüm sebebininsaptanması açısından tamamı idare elinde bulunan hasta takip dosyası üzerindeAdli Tıp Kurumuna bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmasını SayınMahkemenizden talep ediyoruz. Çünkü davalı idare kendi ağır hizmet kusurunugölgelemek için ölüm sebebi olarak hastanın önceden mevcut böbrek vb.rahatsızlıklarını göstermiştir. Ameliyat öncesi nefrolojibölümünce yapılan konsültasyonlarda hastanın mevcut rahatsızlıklarının ameliyatolmasına engel teşkil etmediği ve ameliyat öncesi ve sonrasında dikkat edilmesigereken hususlar tek tek belirtilmiştir. Ameliyat sonrası düzenlenen ameliyatraporunda da ameliyatın başarılı geçtiği ve herhangi bir komplikasyon olmadığıbelirtilmektedir. Ancak ameliyat sonrası hastanın kötüleşmesi ile yapılantetkiklerde genel durumun ağır şekilde bozulduğu görülmesine karşın gerekliteşhis konulamamış ve önlem alınmamıştır.
..."
11.Rektörlüğün cevap dilekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"...
3. [Y.G.] 2010 yılı Ocak ayındaMüvekkil İdare Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AnabilimDalı kliniğine başvurmuş ve kendisinde dış merkezde tanısı konulmuş uterin sarkom- yüksek gradeli uterin malign tümör olduğuanlaşılmıştır. 78 yaşındaki hastada ayrıca hipertansiyon, tek böbrek, böbrekyetmezliği ve Parkinson hastalığı mevcuttur. Hastanın yapılan muayene vedeğerlendirmelerinden sonra, operasyon gerekliliğinin olduğu anlaşılmıştır.Ancak yukarıda sayılan ve hastada mevcut olan ciddi hastalıklar ve hastanınileri yaşta olmasından dolayı operasyonun ve operasyon sonrasının hayatitehlike yaratabileceği düşünülmüş ve bu durum açıkça hasta ve hasta yakınlarınaanlatılmıştır. Buna ilave olarak bizzat sorumlu öğretim üyesi tarafındanoperasyon risklerinin diğer bölümlerce yapılacak değerlendirmelerle daha iyiolacağı belirtilmiş, bu değerlendirmeler sürerken hasta ve yakınlarının iyicedüşündükten sonra karar vermeleri istenmiştir. Ayrıca bu gibi riskli hastalardaoperasyonun kabul edilmemesi durumunda ışın veya ilaç gibi başka tedavilerin dedeğerlendirilebileceği bildirilmiştir.
4. Daha sonra hasta ve yakınları hastanedenayrılmış ve yaklaşık 20 gün sonra tekrar ilgili kliniğe başvurarak ameliyatınyapılmasını istediklerini belirtmişlerdir. Bu süre içerisinde hastada mevcutbulunan ciddi hastalıklarla ilgili olarak Nefroloji,Kardiyoloji ve Anestezi bölümlerince ayrıntılı incelemeler yapılmış, operasyoniçin öneriler alınmış ve riskler belirtilmiştir. Bu incelemeler sonucunda hastave yakınlarıyla riskler hakkında tekrar ayrıntılı olarak konuşulmuştur. Bunarağmen operasyona karar vermeleri üzerine hasta 26/1/2010 tarihinde hastaneyeyatırılmış ve 27.01.2010 tarihinde opere edilmiştir.
5. Hastanın operasyonunda herhangi bir problemyaşanmamış ve hastada mevcut uterim sarkom içinyapılması gereken ameliyat eksiksiz yapılmıştır. Bu husus karşı yanca da kabuledilmektedir. Operasyon sonrasında hasta sıkı takibe alınmış ve erken dönemdekontrol testleri yapılmıştır. Aynı şekilde takip eden günlerde sıkı takibedevam edilmiş, ilgili testler tekrarlanmıştır. Hasta ile ilgili olarak Nefroloji bölümüne danışılmış, bölümün ek önerileriolmamıştır. Operasyon sonrası üçüncü günde hastada kreatininyükselmesi olmuş akciğer ödemine bağlı olabilecek solunum güçlüğü başlamıştır.Hastanın bu tablosu, özellikle bilinen böbrek yetmezliği olan hastalarda,operasyon sonrasında gerçekleşme riski olan durumlardandır. Hastada, böbrekyetmezliğine bağlı solunum sistemi etkilenmesi olduğu düşünülmüş, yine Nefroloji ve Göğüs Hastalıkları bölümleriylekonsültasyonlar yapılmıştır. Hastanın durumunda belirgin düzelmeler olmamasıüzerine başta Anestezi ve Reanimasyon bölümüncedeğerlendirilmiş ve kendi bölümlerine devri uygun görülmüştür.
6. Hastanın Anestezi ve Reanimasyonkliniğine kabulünde yapılan fizik muayene ve tetkikleri sonucunda septik şokabağlı çoklu organ yetmezliği tanısı konan (kardiovaskülersistem fonksiyon bozukluğu + solunum yetmezliği + kronik böbrek yetmezliği + dissemine intravasküler koagülasyon) hasta; takibinde hipoksemiksolunum yetmezliği nedeniyle entübe edilerek mekanik ventilasyon tedavisi başlanmıştır. Hipotermi-hipertermi,lökositoz (parçalı hakimiyeti), taşkardi,CRP yüksekliği ve hipotansiyonu da olan hastaya santral kateterkonulmuş, kültürleri alınmış, vazokonstriktörtedavisi başlanmıştır. İntaniye konsültasyonu yapılarak septik şok tanısı ilegeniş spektrumlu antibiyotik tedavisi, beslenme desteği, ülser ve derin venöz tromboz proflaksisigibi diğer yoğun bakım destek tedavilerine başlanmıştır. Muhtemel akut karın-ileus açısından değerlendirilmek üzere genel cerrahikliniğine danışılmış, akut cerrahi patoloji düşünülmemiştir.
7. Hastanın Anestezi ve Reanimasyonkliniğinde takibinin ikinci gününde Nefroloji ve parkinsonu nedeniyle de Nöroloji kliniklerinedanışılmıştır. Hasta, aldığı-çıkardığı sıvı miktarı, santral venöz basınç takibi, asit-baz ve sıvı elektrolit dengebozuklukları ve böbrek fonksiyon testleri açısından takibe alınmış ve gereklimüdahaleler kendisine yapılmıştır. 05.02.2010 tarihinde hastaya hemodiyalizyapılmış, aynı gün sol bacağındaki şişlik nedeniyle derin venöztromboz düşünülerek genel cerrahi kliniğinedanışılmış ve alt ekstremite ateryelve venöz doplerultrasonografisinde ana femoral ve yüzeyel femoral ven, popliteal ven ile safen venindeakut süreçte trombüs saptanması üzerine düşük molekülağırlıklı heparin dozu proflaksidozundan terapötik tedavi dozuna yükseltilmiştir.Hastanın geldiği alınan derin trakeal aspiratinde hücre dışı gram pozitif basil ve 1 set kankültüründe Staf hominusüremiştir. 06.02.2010 tarihinde tekrar hemodializealınan hastada işlemin 10. Dakikasında kardiak arest gelişmesi üzerine işlem sonlandırılmış ve kardiopulmoner resusitasyonuygulanmıştır. İlkkardiopulmoner resusitasyonayanıt vermekle birlikte kısa sürede iki kez daha kardiakarest gelişmiştir. Ancak tüm çabalara rağmen hastason uygulanan resusitasyona yanıt vermediğinden06.02.2010 tarihinde saat 15:25' eksitus kabuledilmiştir.
..."
12. İdare Mahkemesi 25/1/2012 tarihli ara kararıyla Adli TıpKurumundan (ATK) hastanın teşhis ve tedavisinde tıp biliminin gerektirdiğideneyim ve teknolojik ölçütlerin kullanılıp kullanılmadığını, ameliyatsırasında ve sonrasında gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediğini,gerekli özenin gösterilmesi hâlinde de söz konusu sonuçların ortaya çıkıpçıkmayacağını somut bir biçimde ortaya koyan ve davalı idarenin hizmet kusuruvar ise bu kusur oranını da tespit eden raporun düzenlenmesini talep etmiştir.
13. Birinci ATK İhtisas Kurulunun 11/7/2012 tarihli raporunda Y.G.nin yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişenkomplikasyonlar sonucu öldüğü, ameliyat öncesi ve sonrası dönemdeki takip vetedavinin, uygulanan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, dolayısıylaidareye ve tüm sağlık personeline atfedilebilecek bir kusurun olmadığıtespitlerine yer verilmiştir. Raporun ilgili kısımları şöyledir:
"...
3- [A.] Ün.TıpFak. Hastanelerinin 26.01.2010 yatış 06.02.2010 eksitustarihli... epikrizi ile tıbbi tedavi ve müşahadetabela evrakının tetkikinde;
26/1/2010 tarihinde uterusmüllerian tm tanısı ileyatırıldı. 27/1/2010’da sitoredüktif cerrahi yapıldı,postoperatif 4. günde idrar çıkışı azalan tekböbrekli hasta nefrolojiye konsülteedildi. ... takipleri yapılan hastanın takibinde hırıltılı solunum ortayaçıktı. Göğüs Hastalıkları konsültasyonu sonucu bronkodilatörtedavi başlanan üre ve creatinin değerleri yüksekolan hastanın anestezi tarafından değerlendirilmesi sonucunda ön planda ac ödemi düşünülmedi. çekilen PA ac grafisi acödemi ile uyumlu bulunmadı. gaz gaita çıkışı mevcutolan hastanın ek parkinson, htve kronik renal yetmezlik, tek böbrek gibi sistemikhastalıklarının multidisipliner tedavi gerektirmesi üzerineanestezinin önerisiyle postoperatif yoğun bakımayatırılmak üzere taburculuğuna karar verildi.
27/1/2010 tarihinde genel anestezi altında Periaortik Pelvik Lenf Diseksiyonu, Abdominal Histerektomi + Salpingo-Ooferektomi,Omentektomi, Periton Lavajı uygulandığı,
Ameliyat Raporu :...
Postoperatif dönemde solunum yetmezliği ve böbrek fonksiyon bozukluğu gelişmesiüzerine tetkik ve tedavi açısından Reanimasyon yoğunBakıma yatırıldığı, mevcut epikrizinde, klinik takibinde;
02/02/2010: 77 yaşında 7 gün önce TAH+BSOyapılan hasta postoperatif dönemde solunum sıkıntısıgelişmesi nedeniyle bugün postoperatif yoğun bakımünitemize kabul edildi. Kültürleri alındı, medikal tedavisi düzenlendi. Hipotermik olan hasta antibioterapiaçısından intaniyeye konsülte edildi, tazocin ve targosid başlandı.Gaita çıkışı olmayan hasta Genel Cerrahi ile konsülteedilerek lavman yapıldı, idrar sondası değiştirildi, TİT ve idrar kültürüalındı. Oligürik olan hastaya 10mg/st dozunda desal infüzyon başlandı. Sağ subklaviankatater takıldı. AKG’depH:7.38 p02:51 pC02:31.6 S02:%83.4 olan hasta entübe edilerek mekanik ventilatördeSİMV modunda izlendi. Ateşi 38.1 olan hastadan kankültürü alındı. Trakeal aspiratalındı. Elektrolit tedavisi düzenlendi. Hipoıtansifseyreden hastaya 10mcg/kg/dk dozunda dopamin infüzyon başlandı.
03/02/2010: Genel durumu kötü, SİMV modunda izleniyor. Dopamin infüzyon devam ediyor. Parkinson tedavisi açısındannörolojiye danışıldı, oligürik seyreden hasta nefroloji tarafından konsülteedildi, BFT takibi yapılıyor. CVP ve AKG takibi yapılıyor. AKG: pH:7.21pC02:47.9 p02:101.8 S02:%96.4 Hco3:19
04/02/2010: Genel durumu kötü mekanik ventilatörde SİMV modunda takipediliyor, 5 mcg/kg/dk dopamin infüzyonu devam ediyor.Albümini 2.1 olan hastaya albumin replasmanıyapılıyor. Rutin kan tetkiklerinde trombositi 17 binolması üzerine 1Ü single trombositreplasmanı yapıldı. Ateşi 38,3 olan hastadan kankültürü alındı, hasta tekrar nefroloji tarafındandeğerlendirildi, yarın hemodializ planlandı. AKG:pH:7.26 p02:126 pC02:41 S02:%98.1 HC03:18.2 ektrolit replasmanı yapılıyor.
05/02/2010: genel durumu kötü SİMV modunda izleniyor. 5 mcg/kg/dk dozunda dopamin infüzyonu devam ediyor. Nefrolojitarafından değerlendirilen hasta hemofiltrasyonaalındı. Bilateral alt ekstremitevenöz ve arteriyel USGyaptırılan hastanın ana femoral ven,yüzeyel femoral ven ve safen vendetrombüs saptandı. Arterielkan gazı takibi yapılan hastaya elektrolit replasmanıyapıldı. AKG: pH: 7.26 p02:129.4 pC02:42.7 S02: %98.2 HC03: 18.8
06/02/2010: Genel durumu kötü mekanik ventilatörde SİMV modundaizleniyor. Dopamin infüzyonu10mcg/kg/dk dozuda devamediyor. Arteriel kan gazı takibi yapılıyor. AKG: pH: 7.30 p02:75.8 pC02:40.2 S02:94.5 HC03:19.4 Nefroloji tarafından konsülteedilen hasta 14:15'de hemodialize alındı. Hemodiyalizbaşlangıcından 10 dk sonra bradikardive hipotansiyon oldu. 14:30' da kardiak arrest oldu. Kardiyopulmoner resusitasyona başlanan hastaya 3mg atropin ve 4 mgadrenalin iv yapıldı. 14:40'da KPR' a yanıt veren hasta 14:42’de tekrarkardiyak arrest oldu KPR başlandı 14:45'de KPR' acevap verdi. 14:55'de tekrar kardiak arrest gelişen hastaya 30 dakika KPR uygulandı ancak yanıtvermeyen hasta 15:25' de eksitus kabul edildi.'şeklinde kayıtlıdır.
5- [A.] Ün.TıpFak. Hastanelerinin 08.02.2010 tarih 3218 sayılı sağlık kurulu raporunda;6/2/2010 eksitus, Böbrek Yetmezlikleri, Esansiyel (Primer) Hipertansiyon,Parkinson Hastalığı, Korpus UteriMalign Neoplazmı,Septisemi, Toksik Olmayan Guatr şeklinde kayıtlıdır,
6- [A.] Ünv. [C.] Arş. ve Uyg. HastanesiBaşhekimliğinin 30.06.2011 tarih ve 540 sayılı yazısına ek anesteziyoloji ve reanimasyon AD Başkanı Prof. Dr. [H.C.] imzalı raporunda;
...
Sonuç olarak; [Y.G.] yapılan operasyonlardan sonra gelişen septik şokabağlı çoklu organ yetmezlikleri ile kliniğimize kabul edilmiş ve hasta bukomplikasyonlar nedeniyle kaybedilmiştir. şeklindekayıtlıdır.
S O N U Ç :
04.12.2009 istem ve 07.12.2009 rapor tarihli uterus endometrium küretaj materyalinin mikroskopikincelenmesi ile düzenlenen patoloji sitoloji raporunda yüksek dereceli malign tümör, histolojik bulgular (malignmikst müllerien tümör)olasılığı tanısıyla 26.01.2010 tarihinde [A.] Ünv. Tıp F. Kadın Hast. ve Doğum Ana Bilim Dalına yatırılarak 27.01.2010tarihinde sitoredüktif cerrahi (periaortiklenf nodu diseksiyonuTAH+BSO, omentektomi) uygulandığı, postop genel durum bozukluğu nedeniyle 02.02.2010 tarihindeseptik şok ve multiple organ yetmezliği tanıları ileyoğun bakım takibine alındığı, 06.02.2010 tarihinde yoğun bakımda takip vetedavisi sürerken gelişen kardiak arrestsonrası CPR işlemine cevap alınamadığı ve öldüğü bildirilen... [Y.G.] hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerdebulunan veriler değerlendirildiğinde;
Her nekadar otopsiyapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olsa da mevcut tıbbi belgeleregöre; 26.01.2010 tarihinde yüksek dereceli maligntümör, malign mikst müllerien tümor olasılığı sitopatolojik tanısıyla [A.] Ünv.Tıp. Fakültesi Kadın Hast ve Doğum Anabilim Dalına yatırılarak 27.01.2010tarihinde sitoreduktif cerrahi (paraaortiklenf nodu diseksiyonu,TAH+BSO ve omentektomi) uygulandığı, postop patoloji tetkikinde... postoptakibinde 4. günde idrar çıkışının azaldığı ve nefrolojiyekonsülte edildiği, aldığı çıkardığı, tam kan vebiyokimya, lasix ve arter kan gazı ile böbrekfonksiyon testleri takiplerinin yapıldığı, hırıltılı solunum ortaya çıkmasıüzerine göğüs hastalıkları konsültasyonu sonucu bronkodilatatörtedavi başlandığı, tek böbrekli olup üre ve creatindeğerleri yüksek olan hastanın anestezi tarafından değerlendirildiği ve PAakciğer grafisinin akciğer ödemi ile uyumlubulunmadığı, ek olarak Parkinson, hipertansiyon ve tek böbrek kronik renal yetmezlik gibi sistemik hastalıklarının multidisipliner tedavi gerektirmesi nedeniyle yoğun bakımasevk edildiği, 02.02.2010 tarihinde reanimasyon yoğunbakımda takibine başlandığı, kültürlerin alındığı, medikal tedavisinindüzenlendiği, intaniye konsültasyonunda tazocin ve targocid başlandığı, oligürinedeniyle desal infüzyonbaşlandığı, subklavian katetertakılarak kan gazı değerlerinin (PH 7.38, PO2: 51, PCO2: 31.6, SO2: % 83.4)olması nedeniyle entübe edilerek SİMV modunda entübe takip edildiği,elektrolit tedavisinin düzenlendiği ve dopamin infüzyon desteğinin başlandığı, 3 Şubat ve 4 Şubattarihlerindeki yoğun bakım takiplerinde; genel durumu kötü, SIMV modunda entübe takip edildiği, albumin, trombosit ve elekrolit replasmanı yapıldığı, hemodializ planlandığı, 5 Şubatta dializealındığı, bilateral alt ekstremitevenöz ve arteryel USGyaptırılan kişide ana femoral ven,yüzeyel femoral ven ve safen vendetrombüs saptandığı, 6 Şubat 2010’da genel durumukötü, SIMV modda takip edildiği ve dopamin infüzyonunun devamettiği, saat 14.15’te hemodiyalize alındığı, 10 dksonra bradikardi ve hipotansiyon, takibendekardiyak arrest geliştiği, yapılan CPR işlemlerineyanıt alınamadığı ve 15.25’de eks kabul edildiği gözönüne alındığında; kişinin ölümünün yüksek dereceli uterusmalign tümörü ve gelişen komplikasyonlar sonucumeydana gelmiş olduğu,
27.01.2010 ameliyat tarihi öncesi yapılanrutin tetkikleri, tarama testleri ve sitopatolojiamaçlı biopsi ile malign uterus tümörü tanısı sonrası ameliyat endikasyonunun,yapılan sitoredüktif cerrahi ve postopdönemde takip ve tedavinin, uygulanan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu,idareye, sağlık personeline ve ilgili hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığı oybirliğiyle mütalaa olunur."
14. Başvurucular 1/11/2012 tarihli dilekçeyle ATK raporunaitiraz etmiştir. Başvurucular itirazlarında asıl iddialarının ameliyat sonrasısunulan bakım ve tedavinin tıbbın gereklerine uygun yapılmadığına ilişkinolduğunu, ameliyatı gerçekleştiren ve hastadan asli sorumlu olan doktor yerineyakınlarının pratisyen hekimler tarafından kontrol edilmesi nedeniyle ameliyatsonrası iyi durumda olan yakınlarının durumunun giderek kötüleştiğini,Hastanede yeterli donanım olmadığı hâlde durumu giderek kötüleşen yakınlarınındaha donanımlı ve yoğun bakım ünitesi olan diğer hastaneye sevk edilmediğiniancak yakınları komaya girdikten sonra sevkinin gerçekleştirildiğini ve bununhizmetin geç işlemesi olduğunu, buna rağmen bu iddialarının ATK raporundadeğerlendirilmediğini belirtmişlerdir.
15. Rektörlüğün 1/11/2011 tarihli ikinci savunma dilekçesininbaşvurucuların hastanede yoğun bakım ünitesinin bulunmadığı, yetersiz olduğuiddiasına yönelik ilgili kısmı şöyledir:
"...Diğer yandan davacının KadınHastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında yoğun bakım ünitesi olmadığına dairitirazı da dayanaksızdır. Yoğun bakım üniteleri üst düzey altyapılara gerek gösterenve ağır derecede hastalığı olanların yatırıldığı ünitelerdir. Her kliniğinkendisine ait bir üst düzey yoğun bakım ünitesi bulunmasına dair ne bir yasalne tıbbi zorunluluk bulunmamaktadır. Durumu kötüleşen hastaların mevcut yoğunbakımlardan birine nakledilmesi mümkündür ve hasta da ... İdare Hastanesinin enüst düzey yoğun bakım ünitelerinden biri olan II. Basamak Yoğun Bakım Ünitesinenakledilmiştir..."
16. İdare Mahkemesi 13/12/2012 tarihli kararla davanın reddinekarar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısımları şöyledir:
"...
Bu durumda, tedavinin hatalı uygulandığıiddiasıyla açılan maddi ve manevi tazminat davasında; dosyadaki bilgi vebelgeler ile Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporunbirlikte değerlendirilmesinden, uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygunolduğu, davacıların annesinin vefatının ameliyat sonrası yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişenkomplikasyonlar sonucu meydana gelebileceğinin beklenebilir bir sonuç olduğu,bu nedenle davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı,yani illiyet bağının kurulamadığı anlaşıldığından, davacılar lehinehükmedilebilecek maddi tazminatın bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
90.000,00.-TL manevi tazminat isteminegelince;
Manevi tazminat, patrimuandameydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp,manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderme yollarının bulunmayışı veyayetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu halegetirmektedir.
Manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişininfizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuranolayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemisonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetininrencide edilmiş bulunması ve bu durumların idarenin hizmet kusuru sonucu ortayaçıkmış olması gerekmektedir.
Olayda [Y.G.nin] vefat etmesindedavalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı anlaşıldığından kusuru saptanamayanidareyi manevi tazminle sorumlu tutma olanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine..."
17. Başvurucuların temyiz talebi Danıştay OnbeşinciDairesinin 24/3/2014 tarihli kararıyla reddedilerek karar onanmıştır.Başvurucuların karar düzeltme talebi de aynı Daire tarafından 15/10/2015tarihinde reddedilmiştir.
18. Ret kararı başvuruculara 21/12/2015 tarihinde tebliğ edilmişolup başvurucular 20/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
19.İlgili hukuk için bkz. AliAbidin Saruhanoğlu ve diğerleri (B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§39-42) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 27/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
21. Başvurucular; yakınlarına ameliyat sonrasında yeterli tıbbitedavi sağlanmadığı, uzman doktora ulaşılamadığı, yakınlarının ameliyat sonrasıdurumu kötüleştiği hâlde yetersiz olan ve yoğun bakım ünitesiyle nefroloji bölümü bulunmayan hastaneden yoğun bakım ünitesiolan daha donanımlı bir başka hastaneye sevk taleplerinin günlerce yerinegetirilmediği, yakınlarının geç sevk edilerek ölümüne neden olunduğuiddialarının İdare Mahkemesi tarafından incelenmeden, söz konusu iddialara dairbir değerlendirme içermeyen yetersiz ATK raporuna atıfla, gerekli araştırma yapılmadantam yargı davasının reddedildiğini belirterek yaşam hakkının pozitifyükümlülüğü kapsamındaki etkili soruşturma yükümlülüğünün, ayrıca adilyargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
22. Başvurucuların ihlalin tespiti ile tazminat ödenmesine kararverilmesi talepleri bulunmaktadır.
B. Değerlendirme
23. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”
24. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukukdevleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
1. ŞikâyetlerinNitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
26. Başvurucular temel olarak ameliyat sonrası yakınlarınagerekli tıbbi tedavinin yapılmadığı, doktora ulaşılamadığı, yakınlarının dahadonanımlı bir hastaneye sevkinin geç yapılarak ölümüne sebebiyet verildiğiiddiaları araştırılmadan, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak tam yargıdavasının reddedildiğini iddia etmektedirler. Bu sebeple başvurucuların diğerhaklarla bağlantı kurarak ileri sürdükleri iddialarının da Anayasa'nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
27. Başvuru formunun incelenmesi neticesinde başvurucularınİdare Mahkemesince eksik araştırıldığını iddia ettikleri hususlarınyakınlarının ameliyat olması sonrasında durumunun kötüleştiği 29/1/2010 tarihiile bir başka hastaneye sevk edildiği 2/2/2010 tarihi arasında hastanedekaldığı döneme ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan başvurucularıniddialarına yönelik inceleme bu dönemle sınırlı olarak yapılacaktır.
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiaçısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölenkişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda müteveffa, başvurucularınannesidir. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır.
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddialarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
30. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamahakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitifve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğluve diğerleri, § 50).
31. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanındabulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermemeyükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunantüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireyleringerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşıkoruma yükümlülüğü bulunmaktadır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
32. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet -ister kamu isterse özel sağlıkkuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastalarınyaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacakşekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
33. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerininmaddi yönünün yanı sıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Yaşamhakkı kapsamındaki usule ilişkin yükümlülük olayın niteliğine bağlı olarakcezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebilir.
34. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlalinekasten sebebiyet verilmemiş ise etkili biryargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olaydamutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hattadisiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
35. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkinsoruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bukapsamda yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda etkili bir yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olması ile yerine getirilmiş sayılabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
36. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülenölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu türolaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbihatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğutespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,§ 78; Nail Artuç,§ 38).
37. Başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal edildiğini ilerisürmemiş olup somut olayda ölüme kasten sebebiyet verildiği izlenimi edinmeyigerektirecek bir unsur da saptanmamıştır. Başvurucular ölüm olayında sağlıkpersonelinin ihmali bulunduğuna ve hastanenin yetersiz olduğuna vurguyapmaktadır. Bu durumda, açılan tam yargı davasının başvurucuların söz konusuiddiaları bakımından hem ilgili personelin veya idarenin mesuliyetinisaptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın tazminini sağlayabilecek nitelikteolduğu değerlendirilmiştir.
38. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleritazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yollarınuygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi,ihlal devam etmekteyse bunu sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak ihlalinikarara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlindeetkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (TahirCanan, § 26; Filiz Aka,B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).
39. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkıkapsamında yürütülecek ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğuortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında damakul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir.Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda,Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle birinceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da AnayasaMahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleritarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminindaha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesindesahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,16/7/2014, § 110; Filiz Aka, §33).
40. Bununla birlikte derece mahkemelerinin özen yükümlülüğü,yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonucavarılmasını garanti altına almamaktadır (AysunOkumuş ve Aytekin Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
41. Başvuru konusu tam yargı davası, yaşam hakkına ilişkin yargılamalarınmakul süratle yürütülmesi gerektiği yönündeki ilke (bkz. § 39) açısındanbaşvurucuların bu yönde bir iddiaları bulunmadığından incelenmemiştir.
42. Somut başvurunun İdare Mahkemesi tarafından olayınAnayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle incelenipincelenmediği yönünden değerlendirilmesine geçmeden öncelikle Anayasa Mahkemesitarafından yapılan incelemenin tam yargı davasının sonucunun ne olmasıgerektiğine dair bir tespit içermediğini belirtmek gerekir.
43. Başvurunun incelenmesi neticesinde İdare Mahkemesitarafından görülen tam yargı davasında Rektörlüğün savunma dilekçelerinin teminedildiği, ayrıca ATK'dan "hastanın teşhis ve tedavisinde tıp biliminingerektirdiği deneyim ve teknolojik ölçütlerin kullanılıp kullanılmadığının vehastaya yapılan ameliyat sırasında ve sonrasında gerekli dikkat ve özeningösterilip gösterilmediğinin, gerekli özenin gösterilmesi halinde de söz konususonuçların ortaya çıkıp çıkmayacağını somut bir biçimde ortaya koyan ve davalıidarenin hizmet kusuru var ise bu kusur oranını da tespit eden raporun düzenlenmesi"nintalep edildiği anlaşılmıştır (bkz. § 12).
44. ATK raporunun incelenmesi sonucunda başvurucularıniddialarının dayanağını oluşturan C. Hastanesinde 29/1/2010 tarihi ile 2/2/2010tarihi arasında ameliyat sonrası sunulan tedaviye ve gerçekleştirilen işlemleredair tıbbi kayıtlara detaylı biçimde yer verilmeden Y.G.ninameliyat öncesi ve sonrasında 2/2/2010 tarihinde bir başka hastaneye sevkisonrasındaki tedavilerine ayrıntılı olarak değinildiği görülmüştür. Rapordabaşvurucuların iddialarına konu dönem hakkındaki değerlendirmeler ise " ... postop takibinde 4.günde idrar çıkışının azaldığı ve nefrolojiye konsülte edildiği, aldığı çıkardığı, tam kan ve biyokimya, lasix ve arter kan gazı ile böbrek fonksiyon testleritakiplerinin yapıldığı, hırıltılı solunum ortaya çıkması üzerine göğüshastalıkları konsültasyonu sonucu bronkodilatatörtedavi başlandığı, tek böbrekli olup üre ve creatindeğerleri yüksek olan hastanın anestezi tarafından değerlendirildiği ve PAakciğer grafisinin akciğer ödemi ile uyumlubulunmadığı, ek olarak Parkinson, hipertansiyon ve tek böbrek kronik renal yetmezlik gibi sistemik hastalıklarının multidisipliner tedavi gerektirmesi nedeniyle yoğun bakıma sevkedildiği, 02.02.2010 tarihinde reanimasyon yoğunbakımda takibine başlandığı,...kişinin ölümünün yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişenkomplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,... postopdönemde takip ve tedavinin, uygulanan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu,idareye, sağlık personeline ve ilgili hekimlere atfı kabil kusurbulunmadığı..." şeklindedir (bkz. § 13).
45. Başvurucular; hastanın daha donanımlı olan, postoperatif yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye çok geçsevk edildiği, dolayısıyla ameliyat sonrası sunulan sağlık hizmetinin geç vekötü işlediği iddialarıyla ilgili olarak raporda herhangi bir değerlendirmeyapılmadığını belirterek söz konusu rapora itiraz etmiştir (bkz. § 14). Sözkonusu itiraz üzerine İdare Mahkemesince bu iddialara ilişkin olarak yeni birbilirkişi raporu alındığına dair herhangi bir bilgi ya da belge dosyadabulunmamaktadır. İdare Mahkemesi ATK raporunu gözeterek başvurucularınyakınının ölümünün "ameliyat sonrası yüksekdereceli uterus maligntümörü ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelebileceğinin beklenebilirbir sonuç olduğu, bu nedenle davalı idareye atfedilebilecek bir hizmetkusurunun bulunmadığı, yani illiyet bağının kurulamadığı" gerekçesiyletazminat talebini reddetmiştir (bkz. § 16).
46. Başvurucuların yakınının ameliyat tarihinde 78 yaşındaolduğu, hipertansiyon, tek böbrek, böbrek yetmezliği ve Parkinsonhastalığı gibi bazı rahatsızlıklarının bulunduğu, sevk edildiği hastanedekimuayenesi sonucu kendisine septik şoka bağlıçoklu organ yetmezliği (kardiovaskülersistem bozukluğu, solunum yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, dissemine intravasküler koagülasyon) tanısı konulduğu (bkz. § 13) birlikte gözönüne alındığında Y.G.de ameliyat sonrası gelişenkomplikasyonlar nedeniyle bir başka hastaneye sevkinin gerekip gerekmediği,ayrıca Rektörlüğün cevap dilekçesinde de bildirdiği üzere (bkz. § 15) yoğunbakım ünitesi bulunmayan hastanede ameliyat sonrası Y.G.nindurumunun kötüleşmeye başladığı 29/1/2010 tarihinden septik şok ile bir başkahastaneye sevk edildiği 2/2/2010 tarihine kadar beş gün süreyle tedavisinedevam edilmesinin teşhis ve tedavide gecikme oluşturup oluşturmadığı, nakildeyaşanan bir gecikme varsa bu gecikmenin Y.G.nin ölümüüzerinde etkisinin bulunup bulunmadığı hususlarında ATK raporunda herhangi birdeğerlendirmenin olmaması bir eksiklik olarak tespit edilmiştir. ATKraporundaki "postop dönemde takip ve tedavinin, uygulanan işlemlerin tıpkurallarına uygun olduğu" şeklindeki tespitin başvurucularıniddiaları açısından tatmin edici bir açıklama içerdiği söylenemez.
47. Başvurucuların bahse konu iddialarının tam yargı davasındakiuyuşmazlığın çözümü için esaslı bir unsur teşkil etmediğini söylemek mümkündeğildir. Bu açıdan Y.G.nin durumunun kötüleşmeyebaşlamasından beş gün sonra septik şok nedeniyle yoğun bakım ünitesi bulunanbir başka hastaneye sevk edilmiş olduğu da gözetildiğinde başvurucuların sözkonusu iddialarının İdare Mahkemesi tarafından araştırılmasını müteakip ayrı veaçık bir yanıt verilmek suretiyle etkili bir şekilde karşılanması gerektiğihâlde söz konusu esaslı iddialar İdare Mahkemesince tartışılıp gerekçelikararda etkili bir şekilde karşılanmamıştır.
48. Benzer şekilde başvurucuların ameliyat sonrasında ameliyatıyapan doktora dört beş gün süreyle ulaşamadığı, yakınlarına uzman doktorlartarafından değil pratisyen doktorlar tarafından tedavi uygulandığı,yakınlarının tek böbreği ve kronik böbrek rahatsızlığı olduğu, hastanede nefroloji kliniği ile dializcihazı bulunmadığı, dolayısıyla hastanenin bu açılardan da ameliyat sonrasıdurumu kötüleşen yakınlarının tedavisi bakımından yetersiz olduğu, buna rağmenyakınlarının bir başka hastaneye sevkinde gecikildiği iddiaları bakımından dane ATK raporunda ne de İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde yeterli birdeğerlendirme vardır. Dosyanın incelenmesi neticesinde ameliyat sonrası Y.G.nin tedavisinde görev alan doktorların tespitineyönelik olarak İdare Mahkemesince bir araştırma yapıldığı da tespitedilememiştir.
49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
4. 6216 sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ve (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
51. Başvurucular, ihlalin tespiti ve toplam 100.000 TL manevitazminat talebinde bulunmuşlardır.
52. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018)kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlalkararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalindevamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiylesonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, B.No:2016/12506, 7/11/2019).
53. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
54. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklıolarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılamakararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıolarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususundaherhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kendisine böyle birkarar ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizinAnayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererekdevam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerinegetirmektir. (Mehmet Doğan, §§58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 57-59, 66, 67).
55. Mevcut başvuruda ölüm olayı hakkında açılan tam yargıdavasında başvurucuların esasa etkili itirazları bilirkişi raporunda ve mahkemekararında karşılanmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın17. maddesi kapsamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine kararverilmiştir. Buna göre ihlalin adli makamlarının işlem ve eylemlerindenkaynaklandığı anlaşılmaktadır.
56. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gerekeniş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucunaulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni birkarar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yenidenyargılama yapılmak üzere Ankara 3. İdare Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
57. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemesinegönderilmesine karar verilmesinin başvurucuların ihlal iddiaları açısındanyeterli bir giderim oluşturduğu anlaşıldığından başvurucuların tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Ankara3. İdare Mahkemesine (E.2011/1032) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE27/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.