TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AYTEN AKBOZ VE İLYAS AKBOZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/12382)
Karar Tarihi: 11/10/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. Ayten AKBOZ
2. İlyas AKBOZ
Vekili
:
Av. Süleyman BİLGİÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığınabağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık sonucunda ölüm olayının meydanagelmesi nedeniyle yaşam hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasınındokuz yılı aşkın bir sürede kesinleşmesi nedeniyle demakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu dava dosyası içeriğindentespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvuru formu ve eklerindeki tıbbi belgelere görebaşvurucuların 15/2/1998 tarihinde dünyaya gelen müşterek çocukları A.A.ya 2002 yılında subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığı tanısıkonulmuştur. A.A. gördüğü tedavilere rağmen 23/7/2009 tarihinde hayatınıkaybetmiştir.
10. Başvurucular 11/4/2006 tarihinde -A.A.hayatta iken- Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve A.A.nınSSPE hastalığına yakalanmasında hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.
11. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı TemelSağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl SağlıkMüdürlüğü tarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır. Bu incelemekapsamında A.A.nın bağlıolduğu Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağına müzekkere yazılarak A.A.nınaşı kaydının bulunup bulunmadığı sorulmuştur. Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağınıncevap yazısında; 2000 yılında yağan yağmurun kanalizasyonun taşmasına sebepolduğu, sağlık ocağının zemininin düşük olması nedeniyle 2000 yılı da dâhilolmak üzere daha önceki yıllara ait evrakların hasar gördüğü, kızamık aşısı ilediğer aşıların kaydedildiği formların da su baskınında hasar gördüğü, busebeple söz konusu belgelerin bulunamadığı belirtilmiştir. Bu incelemekapsamında ayrıca A.A.ya aitDicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kayıtları temin edilmiştir. A.A.nın rahatsızlığının ilkbelirtilerinin ortaya çıktığı 2002 yılında Dicle Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesince düzenlenen anamnez (hasta öyküsü)kâğıdında diğer bilgilerin yanı sıra A.A.nın kızamıkolup olmadığı hususu ile ilgili olarak "kızamık(?)" şeklinde bir kayıt yer almaktadır.
12. Sağlık Bakanlığı yukarıdaki araştırmaları yaptıktan sonraSSPE ve kızamığa bağlı diğer komplikasyonların aşılanmamış, aşılandığı hâldeyeterli bağışıklık düzeyine ulaşmamış veya aşılanmadan önce kızamık geçirmişçocuklarda ortaya çıktığını; somut olayda SSPE hastalığının ortaya çıkmasındahizmet kusurunun bulunmadığını belirterek 18/5/2006 tarihinde başvurucularınisteminin reddine karar vermiştir.
13. Başvurucular, bunun üzerine 14/6/2006 tarihinde Diyarbakır2. İdare Mahkemesinde dava açmış ve 30.000 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminattalebinde bulunmuşlardır. Başvurucular dava dilekçesinde özetle oğullarınındoğduğu dönemde tek doz kızamık aşısının uygulanmakta olduğunu, oğullarının buuygulama nedeniyle SSPE hastalığına yakalandığını ileri sürmüşlerdir.Başvurucular, oğullarının hastalığı döneminde gerek manevi gerekse maddi yöndenbüyük sıkıntı çektiklerini ifade etmişlerdir.Başvurucularson olarak devletin düzenli aşı kampanyaları yapmakla yükümlü olduğunu, onyıldır Bağlar Sağlık Ocağına yakın bir yerde oturmalarına rağmen yeterli dozaşı uygulamasının bu yere ulaştırılamamasının kabul edilemez olduğunu ilerisürmüşlerdir.
14. Sağlık Bakanlığı, sunulan koruyucu sağlık hizmeti ile ortayaçıktığı iddia edilen sonuç arasında uygun illiyet bağı bulunmadığınısavunmuştur. Sağlık Bakanlığı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin anamnez kâğıdında A.A.yakızamık aşısı yapılmadığı ve A.A.nın 18 aylıkkenkızamık hastalığı geçirdiği bilgisinin yer aldığını, Diyarbakır İl SağlıkMüdürlüğü kayıtlarında da A.A.nın aşılandığınailişkin bir bilginin bulunmadığını belirtmiştir. SağlıkBakanlığı,dava tarihinden önce Sağlık Bakanlığı onayıyla oluşturulmuş ve SSPE hastalığıhakkında çeşitli araştırmalar yapmış olan SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonunca(Komisyon) hazırlanan rapordaki verilere dayanarak dava konusu olayda hizmetkusuru bulunmadığını savunmuştur.
15. Başvurucular; oğulları A.A.nın ölümü ile neticelenen olayda hizmet kusurubulunduğunu, oğullarına Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağında bebeklik aşısınıyaptırdıklarını, idarenin oğullarına kızamık aşısı yapılmadığı yönündeki savunmasınaitibar edilmesi hâlinde bile gerekli organizasyonu kuramaması ve oğullarınakızamık aşısını ulaştıramaması nedeniyle idarenin sorumluluğunun bulunduğunubelirterek Sağlık Bakanlığının savunma dilekçesine karşı beyandabulunmuşlardır.
16. Yukarıda da belirtildiği üzere Sağlık Bakanlığı, SSPEKomisyonunca hazırlanan rapordaki verilere dayanarak olayda hizmet kusurubulunmadığını savunmuştur. Dava dosyasında da bir örneği bulunan bu rapor, 1970yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamık aşısı ile SSPE hastalığıarasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanı'nın 1/7/2005 tarihli ve 6888sayılı oluru ile kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Bu Komisyon,Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalında görevli Prof.Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin Çocuk Nörolojisi Bilim Dalındagörevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynı Üniversitenin ÇocukEnfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C., ayrıca Gazi ÜniversitesiTıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr.U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AnaBilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsündegörevli Prof. Dr. G.G.den oluşmaktadır. Komisyonrapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanı sıra Dünya Sağlık Örgütütarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takvimini ve uygulamalarınıincelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulanan ülkelerdeki SSPE görülmesıklığını araştırmış, ayrıca Türkiye'deki üniversite ve eğitim hastanelerindetakip/tedavi edilen SSPE olgularının sayısını tespit etmeye çalışmıştır.
17. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli birrapor hazırlamıştır. Raporda;
i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağıhastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'undabir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardanbirinin de SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.
ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPEolgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığınıaçıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel DanışmaKomitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'ninazalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamıkaşısının neden olmadığını açıklamıştır.
iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılanincelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarınınsaptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.
iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığıkomplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkinaşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.
v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafındanönerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları(good manufacturing practices) kurallarına göre üretilmiş veuluslararası referans laboratuvarlarında test edilmiş aşılar olduğubelirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanıma sunulmadan önce RefikSaydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygun olduğu kanıtlananaşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılar üretici firmadan alınıpaşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlık kuruluşlarında soğuk zincirsistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta ve sistem sürekli olarakizlenmektedir.
vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının hastalıkların görülmesıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama DanışmaKurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordaki bilgilere görekızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütü tarafından bebeklikçağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yine rapordaki bilgileregöre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları arasındadokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında da dokuzuncu aydatek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya Sağlık Örgütü 2000yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarak çocuklara ikincidoz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da bu önerisini tekraretmiştir.
vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığıtarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamıkaşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileridoğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifadeedilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yıllarıarasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeyeindirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamıkaşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşısı oranlarınınise sırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiğiifadeedilmiştir.
viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesineyönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamıkaşısının 2. dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifadeedilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren onikinci ayda uygulanmış, ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısına da devamedilmiştir.
ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarakyapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ileüniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılındanbu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının 1.131olduğu belirtilmiştir. Raporda; bu olguların %56'sının kızamık hastalığıgeçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin bildirildiği, %33'üile ilgili bilgiye ulaşılamadığı, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığınınbildirildiği ifade edilmiştir.
x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğudönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanmaoranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanmaoranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamıkolgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanmaoranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfusbulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlıSSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.
xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamıkhastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiğibelirtilmiştir.
18. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarakaşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:
"Sonuç olarak;
1.Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBPkapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimdenkullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.
2. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamıkaşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek dozuygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönemolmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemekamacıyla ilköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.
3. Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halenuygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararasıuygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.
4. SSPE hastalığı kızamık aşısının değilkızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığıvirüsü sorumludur.
5. Ülkemizde aşılanma oranları göz önünealındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çokfarklı olmadığı görülmektedir.
6. Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarınınve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gorülen kızamık olgularından kaynaklanmaktadır.
Öneriler;
1.Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülkegenelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdurülmelidir.
2. Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeyeyönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplumkatılımının sağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusundabilgilendirme yapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğine gidilmelidir.
3. Kızamık ve SSPE sürveyansve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.
4. İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyonoluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvencekapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.
5. Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bukonularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenleseçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılmasıönerilir.
(...)"
19. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi, anılan raporun yanı sıra2/3/2009 tarihinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığına müzekkere yazarak SSPEhastalığının A.A.yauygulanan tek doz kızamık aşısı uygulamasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, buuygulamada davalı idarenin bir kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarınıntespit edilmesi amacıyla bir rapor hazılanmasıtalebinde bulunmuştur.
20. Bunun üzerine A.A. hakkındaki adli ve tıbbi evrak dikkatealınarak Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarfındanbir rapor hazırlanmıştır. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 27/5/2009tarihli raporunun sonuç kısmı şöyledir:
"Tanısı konan SSPE hastalığının kızamıkaşısı yapılmayan ve bu nedenle kızamık geçiren çocuklarda ileri dönemde görülenbir komplikasyon olduğu, aşının yapılması ile değil yapılmamasıyla ilişkisiolduğu, cihetle ilgili idarenin kusurunun olmadığı oy birliği ile mütalaaolunur."
21. Başvurucular 18/12/2009 tarihli dilekçelerinde özetle AdliTıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan alınan raporda delillerin takdir edilmişolmasının hukuka aykırı olduğunu, objektif olmayan Adli Tıp Kurumu raporununikna edicilikten de uzak olduğunu belirterek Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundanyeni bir rapor alınması talebinde bulunmuşlardır.
22. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi,AdliTıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunu hükme esas alınabilecek yeterliliktegörerek 31/12/2009 tarihli kararla davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeninilgili kısmı şöyledir:
"(...)
Dava konusu uyuşmazlıkta İlyas AKBOZ ve Ayten AKBOZ'un müşterek çocukları [A.A.nın] SSPEhastalığına yakalanmasının tek doz aşı uygulamasından kaynaklanıpkaynaklanmadığının tespiti ile davalı idarenin kusurunun bulunup bulunmadığı,kusuru varsa kusur oranının belirlenmesi amacıyla dava dosyası Adli Tıp KurumuBaşkanlığı'na gönderilmiş, Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulutarafından düzenlenen 27.05.2009 tarih ve 17699-2913 sayılı raporda özetle;SSPE hastalığının kızamık aşısı yapılmayan ve bunedenle kızamık geçiren çocuklarda ileri dönemde görülen bir komplikasyonolduğu, aşının yapılması ile ilgili değil, yapılmaması ile ilişkisi olduğucihetle ilgili idarenin kusurunun olmadığı belirtilmiştir. Söz konusu bilirkişiraporu taraflara tebliğ edilmiş, davacı tarafından rapora itiraz edilmiştir.Ancak davacı tarafından bilirkişi raporuna yapılan itirazlar yerindegörülmemiş, bilirkişi raporu hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmuştur.
Bilirkişi raporunda ayrıntılı olarakbelirtildiği üzere SSPE hastalığının kızamık aşısı yapılmayan ve bu nedenlekızamık geçiren çocuklarda ileri dönemde görülen bir komplikasyon olduğu,aşının yapılması ile ilgili değil, yapılmaması ile ilişkili olduğu ve davacılartarafından çocuklarına kızamık aşısının yapılmaması sonucuSSPEhastalığının oluştuğu kanaatine ulaşıldığından idareye atfedilebilecek birkusur bulunmadığından davacılarıntazminattaleplerinin kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kaldı ki söz konusu aşının tek doz olarakyapıldığının kabul edilmesi halinde bile aşının bahsi geçen hastalığa sebepolmayacağının kabülü gerekmektedir. Zira davacılartarafından hastalığın tek doz kızamık aşısından kaynaklandığı iddiaedilmektedir. Ancak SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonra ortaya çıkan birhastalıktır. Davalı idareye bağlı olmayan ve çeşitli üniversitelerde görevyapan akademisyenlerce hazırlanan 05.04.2006 tarihli rapora göre SSPE hastalığıkızamık aşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonudur. Bu açıdanhastalığın yapıldığı iddia edilen aşıdan kaynaklandığı hususu bilimsel olarakkabul edilemiyecek niteliktedir. Yine söz konusurapora göre Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında uygulanan tümaşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimden kullanıcıya dek soğukzincir sistemi içerisinde güvenle ulaştırılmaktadır. Bu açıdan aşınınkendisinde bir bozukluk olması hususu da kabul edilemeyecek bir durumdur.Aşının iki doz yerine tek doz yapılması hususuna gelince,hem raporun hem de savunma dilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998yılına kadar tek doz bu yıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir. Ancak buhusus davacıların iddialarını kanıtlar nitelikte değildir. Zira yapılmasıgereken ikinci doz hemen ilk dozun ardından değil bu aşıdan yıllar sonrailköğretim 1.sınıf çağında yapılmaktadır. Bu nedenle söz konusu aşı yapılmışolsa bile o yaş çağındatek doz yapılması doğru biruygulama olup, söz konusu kişi 5 yaş civarında SSPE hastalığına yakalandığındanidarenin burada bir kusurunun bulunmadığı açıktır. Çünkü ikinci aşı ilköğretim1.sınıf çağında yapıldığından bu süreden daha önce söz konusu hastalığayakalanan davacıların çocuklarının yaşı itibariyle ikinci dozu vurulması zatenmümkün değildir. Bu açıdan aşının eksik yapıldığı iddiası da kabul edilemez.
Bunların dışında, idarece sunulan aşıuygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asılolarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılmasıgerekmektedir. İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ancak bu aşının bozukolması durumunda kusurlu olduğunun, bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmamaaçısından ise asıl sorumluluğun ailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Davakonusu olayda ise eğer bir aşı yapılmış ise bu aşının bozuk olma ihtimalininbulunmadığını yukarıda açıklanmış olup, ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsabile davacıların çocuklarının kızamık hastalığına yakalanması durumunda buhususun bahsi geçen kişinin yeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasından kaynaklanağının kabulü gerekeceğinden, bu konuda da idareyeatfedilecek bir kusur bulunmamaktadır.
Bütün bu nedenlerle, davacıların çocuklarınındavalı idareye bağlı ekiplerce aşılandığının kanıtlanamaması, aşı yapılmış olsabile SSPE hastalığına yakalanılmasında kızamık aşısının sebep olamayacağı,hastalığa ancak kızamık hastalığı virüsünün neden olabileceği, aşının bozukolma ihtimalinin bulunmadığı,ikinci doz aşınında birinci sınıf çağında yapılacağı, bu nedenle aynı andaçift doz aşı yapılması gibi bir uygulamanın söz konusuolmadığı, davacıların çocuklarının da ikinci doz uygulama döneminden önce bahsigeçen hastalığa yakalanması karşısında ortada idareye atfedilebilecek bir kusurbulunmadığından davacılarıntazminat taleplerininkabulüne olanak bulunmamaktadır."
23. Başvurucular 18/2/2010 tarihli dilekçelerinde özetle ilkderece mahkemesi kararının eksik inceleme sonucu verildiğini, Adli Tıp Kurumuraporuna yaptıkları itirazın dikkate alınmadığını, kararın kendi içindeçelişkili olduğunu belirterek temyiz talebinde bulunmuşlardır. Başvurucularayrıca oğullarına tek doz kızamık aşısını Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağındayaptırdıklarını, bunun aksini ispatlamanın idareye düştüğünü ancak bu husushakkında yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulduğunu ifade etmişlerdir.Başvurucular, önceki dilekçelerinde ileri sürdükleri hususları temyizdilekçesinde de yinelemişlerdir.
24. Danıştay Onbeşinci Dairesi30/4/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına kararvermiştir.
25. Başvurucular gerek ilk derece mahkemesi kararının gerekseDanıştay kararının gerekçesiz olduğunu, somut olayda adil yargılanma hakkının,ayrımcılık yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini belirterek Danıştayın onama kararına karşı karar düzeltme yolunabaşvurmuşlardır. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin 7/5/2015tarihli kararıyla reddedilmiştir.
26. Bu karar 6/7/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
27. Başvurucular 14/7/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
28. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi HıfzıssıhhaKanunu’nun 1. maddesi şöyledir:
"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah vemilletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerlemücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkıtıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."
29. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletibütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudandoğruya ifa eder:
(...)
3 -Memlekete sari vesalgın hastalıkların hulülüne mümanaat.
4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çokmiktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzıramillerle mücadele.
(...)
6 -ilaçları ve bütün zehirli müessir veuyuşturucu maddelerle yalnız hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariçolmak üzere her nevi serum ve aşıları murakabe."
30. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:
"Kolera, veba (Bübonveya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayitiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoithumması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi saribeyin humması (İltihabı sahayai dimağiişevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusahumması (Hummai nifası)ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummairacia ve malta humması hastalıklarından biri zuhureder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vukubulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüpheolunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayıhaber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafındanısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı damecburidir."
31. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"57 ncimaddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundanşüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:
(...)
2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.
(...)"
32. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilenhastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafıhaşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabibinalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve nesuretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."
33. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:
"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısıile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamedezikredilir."
34. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:
"Sarihastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzaredilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayinolunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeriserum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine vemurakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayinolunur."
35. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme vesıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir içinkitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatıyapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimlerigösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtalarıhaiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkilolunur."
36. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanunu’nun "Temel esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının"k" bendinin ilgili kısmı şöyledir:
“Sağlıkhizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:
(...)
k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum vebenzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esasolup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakopemamülleri, kozmetikler ve bunların üretimindekullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım vetüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapanveya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojikmaddeler ile diğer terkiplerin kontroluna, murakabesineve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalite kontrolleriniyaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyat verme işleriniyürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.
(...)”
37. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık HizmetlerininSosyalleştirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesindebir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygunbir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet vetababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir programdahilinde sosyalleştirilecektir."
38. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerininsosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ileamme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisineyapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.
Sağlık ocağı: Takriben 5000- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyükkasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların iliçinde idari taksimata uyması icabetmez."
39. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetiteşkilatı: Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri,çeşitli koruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzeden yerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlıkmüdürlükleri, bölge hastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeliyetiştiren eğitim müesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkezteşkilatı ve diğer Bakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ileişbirliği yapmak üzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."
40. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bir sağlık ocağının hizmeti en az birhekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekiptarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlıkevlerinde yardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.
Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucuhekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlışahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendiocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."
41. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiğiyerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.
Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliğihizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerineverilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlısağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."
42. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerindenfaydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvelasağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağıhekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumlarısağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."
43. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat veGörevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:
a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyalbakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplumsağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak vekurdurmak,
b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarlasavaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetleriniyapmak,
c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aileplanlaması hizmetlerini yapmak,
d) İlaç, uyuşturucu ve psikotropmaddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,
e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri veilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,
(...)"
44. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:
a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
(...)
c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,
(...)
e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması GenelMüdürlüğü,
(...)"
45. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Temel Sağlık Hizmetleri GenelMüdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) (Değişik bent: 08/06/1984- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığınıilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, buhizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,
b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama vebağışıklık hizmetlerini yürütmek,
(...)
f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi vehayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,
(...)"
46. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğününgörevleri şunlardır :
a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçlarınimalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteliolarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, buamaçla gerekli kontrolleri yapmak,
(...)"
47. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesişöyledir:
"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile PlanlamasıGenel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlamasıhizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışmaplan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,
b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığınınkorunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,
c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleriyapmak."
48. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 39. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşlarışunlardır:
(...)
c) Refik Saydam Hıfzıssıhha MerkeziBaşkanlığı."
49. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı mülga Türkiye Cumhuriyeti RefikSaydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinebağlı, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzereteşkil edilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi)bu kanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."
50. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimaiMuavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.
Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzumüzerine:
A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacaksıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,
B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum veaşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,
C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahutyabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevimaddelerin kontrollerini yapmak,
(...)
E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sairsıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmaklamükelleftir."
51. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:
"Çocuk, küçük iken ana ve babasının velayetialtındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim,vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilen çocuklarıdahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."
52. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Çocuk, ana ve babasına riayetemecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alilveya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."
53. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haizoldukları nisbette çocuklarının kanunimümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakiminreyine ihtiyaçları yoktur."
54. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, vazifelerini ifaetmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."
55. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasınınvelâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadanalınamaz."
56. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimikonusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır veuygularlar."
57. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:
"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeyedüştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezsehâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."
58. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesitehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu anave babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."
59. Sağlık Bakanlığının 13/8/1993 tarihli ve 09762 sayılıGenelgesi'nin aşılama hizmetlerinin uygulanması sırasında dikkat edilmesigereken hususları düzenleyen ve tüm valiliklere gönderilen ekinin "Aşı Takvimi" başlıklı kısmışöyledir:
"AŞI TAKVİMİ:
1) BİR YAŞ ALTI (0-11 ay) BEBEKLERE
• 2. Ayın bitiminde ( 8haftalık ) : BCG
DBT
POLİO
• 3. Ayın bitiminde ( 12haftalık ) : DBT
POLİO
• 4. Ayın bitiminde ( 16haftalık ) : DBT
POLİO
• 9. Ayın bitiminde ( 36haftalık ) : KIZAMIK
2) RAPEL DOZ
• 1,5 yaşında ( 16-24aylık ) : DBT
POLİO
3) OKUL AŞILAMALARl
• İlköğretim 1. sınıfta :DT
POLİO
BCG (Bir skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)
•İlköğretim 5. sınıfta :TT
BCG (İki skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)
• Lise l. sınıfta :TT
• Lise 3. sınıfta : BCG (Üç skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)"
60. Anılan Genelge'nin "AşıUygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:
"[AşıUygulamalarında Genel Prensipler:]
* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenlebaşvuran her bebek, çocuk ve gebenin aşılanma durumunu kontrol ediniz, aşıtakvimine göre aşılanması gerekenleri ve eksik aşı1ıları tespit edip, aşılamakiçin her fırsatı değerlendiriniz.
* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocukya da gebe için bir ampul/flakon açınız.
* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindekietiketi ve son kullanma tarihini kontrol ediniz, etiketi olmayan ya da sonkullanma tarihi geçmiş aşıları kullanmayınız. İlk olarak miadı önce dolacakaşıyı kullanınız.
* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektörkullanınız.
* Ailelere bir sonraki aşı için gelmelerigereken zaman ve uygulanan aşının yan etkileri hakkında bilgi veriniz veanladığından emin olunuz.
(...)
- Aşı uygulamalarını, ilgili tüm formlarazamanında, tam ve doğru olarak kaydediniz."
61. Anılan Genelge'nin "KızamıkKontrolü" başlıklı kısmı şöyledir:
"Kızamık aşı ile korunulabilirhastalıklar içinde en çok görülen ve en çok öldürenidir.
Kızamık bulaşıcılığı çok yüksek olan birhastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası, yeterince bağışık olmayan birtoplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.
Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçinTemel Stratejiler:
1. Her il ve sağlık ocağı seviyesinde kızamıkaşılama oranlarının yükseltilmesi ve devamının sağlanması.
Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,uygun yaşta aşılama ile yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır. Ülkemizde olduğugibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarak aşılanması hedeflenen grup1 yaş altı bebeklerdir. 1 yaş altı bebekleri yüksek oranda aşılama ile;hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek ve ayrıcahastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubu kızamığakarşı korunmuş olacaktır.
Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalıkyönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,nüfusun yoğun oldugu bölgeler vb.) öncelikverilmelidir.
Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelikçalışmalar GBP'nin bir parçası olarak elealınmalıdır.
2. Hastalık sürveyansınıngüçlendirilmesi
Standart Vaka Tanımı:
- 3 gün veya daha uzun süren jeneralize makülopajüler döküntü
ve
- 38 derece veya daha yüksek ateş hikayesi
ve
- Öksürük, nezle ve konjunktivitbulgularından en az birinin varlığı
Yukarıdaki tanıma uyan bir vakanın tespitedilmesi halinde;
- Başkavakalar araştırılmalıdır.Bunun için aktifvaka araştırması; bölgede ev ev araştırma, vakaların ve yakınlarınınaraştırılması, tüm sağlık birimlerinin (resmi ve özel) hastalık ihbarıkonusunda uyarılmaları ve hastane kayıtlarının incelenmesi ile yapılabilir.
- Vakaların; adı, soyadı, cinsiyeti, yaşı,hastalığın başlangıç tarihi, aşılanma durumu, aşılanma yaşı ve adresleri tespitedilerek “Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi” (form 016) nekaydedilmelidir.
- Tespit edilen vaka sayısı önceki yılların ( son 5 yıl)vaka sayıları ile karşılaştırılarak, bir salgınolup olmadığı belirlenmelidir.Mevcut vaka sayısınındaha önceki epidemi olmayan yılların aynı dönem vaka sayılarından ya da vakasayısı ortalamasından fazla olması halinde olay bir epidemi olarak kabuledilmelidir.
- Vakalar hastalığın başlangıcı, buna imkan yoksa tespit tarihleri esas alınarak zaman grafiğineişlenmeli, haftalık ve aylık grafikler ile olay takip edilerek, alınanönlemlerin yeterli olup olmadığı izlenmelidir.
- Tespit edilen vakaların kişi ve yeriözelliklerine göre (harita üzerinde işaretleme ile belirlenir) riskli bölge venüfuslar tespit edilmelidir.
- Bölgenin aşılama durumu tespit edilerek,riskli bölge ve gruplardan başlamak üzere aşısız ve hastalığı geçirmemiş hassasnüfusun aşılanmasına başlanmalıdır.
-Tüm vakalar yakından izlenmeli vekomplikasyonların erken teşhis ve tedavisi için gereken önlemler alınmalıdır.
Sürveyansın güçlendirilmesinde en önemlikonulardan biri; tüm sağlık kurumlarının düzenli, tam ve zamanında bildirimyapmalarıdır. Bildirim yapılması kadar, sağlık kurumlarına düzenli geribildirim yapılması da çok önemlidir. Ayrıca, sağlık kurumları yanı sıra,eczaneler, okullar, kreşler, aileler vb. toplumsal kurumlara bilgi verilerek,şüpheli gördükleri vakaları en kısa sürede bir sağlık kurumuna göndermeleriteşvik edilmelidir.
62. Anılan Genelge'nin "SoğukZincir" başlıklı kısmı şöyledir:
"Soğuk zincir, bir aşının potensini üretiminden kişiye verilene kadar koruyan veihtiyacı olanlara yeterli miktarda ulaşmasını sağlayan insan ve malzemedenoluşan sistemdir. Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşıuygulamaları aksayacak, kullanılan aşılar etkin değilse de,%100 aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısındanhiçbir yarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir Genişletilmiş BağışıklamaProgramının can alıcı komponentlerinden biri olarakbüyük önem taşımaktadır.
Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,aynca BCG ve Kızamık aşıları ultraviyole ışınına dahassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatif etkisidir. Yani bir kerede çokyüksek ısıya maruziyet kadar, birçok kereler daha az ısılara maruziyet de aşıyıaynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya da azalırsa, aşılareski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilik gerektirir. Öteyandan bazı aşılar dondurulabilirken, DBT, DT, Tdaşılarının hiçbir zaman donmaması gerekir.
İl düzeyinde soğuk zincir uygulamalarıaşağıdaki kurallara göre düzenlenir:
- Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğukzincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarakmerkezden temini, il deposunda saklanması ve periferedağıtımı ile sorumlu, bir soğuk zincir sorumlusu ve yardımcısı olmalıdır.
- Aşıların dağıtımında son kullanma tarihlerimutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların önce kullanımısağlanmalı ve miadı dolmuş olanlar vakit geçirilmeden imha edilmelidir.
- Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşısevkiyatında kullanılan frigo-rifik kamyonlarınsoğutucu üniteleri ilde bulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı,bunun için de kamyonun park edeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifaze elektrik hattı çekilmiş olmalıdır.
- Ankara merkez depodan kurye ile sevkiyatyapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabıkullanılmalıdır.
- İllerden sağlık ocaklarına aylık olarakyapılan aşı sevkiyatlarında 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakilkabı kullanılabilir.
- Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincirmalzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzemeihtiyacı belirlenmeli, onarımı/temini sağlanmalıdır.
- Her sağlık ocağında aşılar buzdolabında saklanmalı,buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişibelirlenmelidir.
- Buzdolaplarında mutlaka bir termometrebulundurulmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konmalı ve dolabınısısı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır.
- Buzdolabının kapısına bir ısı izlemçizelgesi yapıştırılarak, dolabın ısısı sabah ve akşam bu çizelgeyekaydedilmelidir.
- Buzdolabı gölge, ancak kışın ısıtılanodalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıkta düz bir zemineyerleştirilmelidir.
- Buzdolabının yerleştirilmesinde şunlaradikkat edilmelidir:
•Aşıları yalnızca buzdolabı raflarındatutunuz.
•Aşı kutu/şişeleriarasındayeterli bir hava dolaşımına izin verecek kadar mesafe bırakınız.
•Aşı yerleştirilmesinde miadı yakın bir süre sonradolacak olan aşıların en kolay alınabilecek sol ön kısımda bulunmasına çokdikkat ediniz.
•Dolap kapağına hiçbir şey koymayınız.
•Buzdolabına asla aşı dışında yiyecekmaddeleri vs.koymayınız.
•Buzlukta aralıklı olarak dizilmiş buz aküleribulundurunuz.
•Buzluğun 0.5 cm’den fazla buzlanmamasınadikkat ediniz.
•En alt kısıma(sebzelik) dolap ısısının sabit tutulmasına yardımcı olmak üzere su şişeleriyerleştiriniz.
•Buzdolabının sık sık açılmasını engellemekiçin kapağını kilitli tutunuz.
- Olabilecek elektrik kesintilerindebuzluktaki buz aküleri buzdolabı kapağına yerleştirilmeli ve kapakaçılmamalıdır. Bu yolla aşılar 48 saat süreyle bozulmazlar.
- Buzdolabı temizliği yapılırken ve sahauygulamalarında aşılar aşı nakil kabı ile nakledilmeli ve korunmalıdır.
- Donduğundan şüphelenilen DBT, DT ve TTaşıları donma-çalkalama testi ile değerlendirilmedenkullanılmamalıdır.
- Aşı uygulamaları esnasında; kızamık aşısısulandırıldıktan 4 saat sonra, polio aşısı açıldıktan8 saat sonra atılmalıdır."
63. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğününtüm valiliklere gönderdiği 10/2/1998 tarihli yazısının ilgili kısmı şöyledir:
"(...) 1998 yılından itibaren bütünillerde ilkokul 1. sınıflarda 2. doz kızamık aşısı uygulamasınabaşlanacaktır."
B. Uluslararası Hukuk
64. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesi şöyledir:
“(1)Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veyayasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütünfaaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak veödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gereklibakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idariönlemleri alırlar.
(3)Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğuve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülereuymalarını taahhüt ederler.”
65. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:
" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabileceken iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetleriniveren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbirçocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksunbırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.
2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarakuygulanmasını takip ederler ve özellikle:
a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarınındüşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın vetıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilereksağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde vebaşka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilentekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanmasıyoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönünealarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygunbakımın sağlanması:
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikleana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ilebeslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusundatemel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babayarehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı içinzararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili hertürlü önlemi alırlar.
4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkıntam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklıolarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleriözellikle gözönünde tutulur."
66. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur(...)"
67. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,27/1/2015, § 67).
68. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -isterözel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğualtında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiğitakdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkântanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).
69. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisigibi meselelerde taraf devletlerin yetkili makamlarının AİHM'egöre daha elverişli konumda olduklarını belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
70. Mahkemenin 11/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
71. Başvurucular, vatandaşların genel sağlığından devletinsorumlu olduğunu belirterek Anayasa'nın 56. maddesinin ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir. Başvurucular; oğullarının kızamık aşısı olmasına rağmen SSPEhastalığına yakalanarak yaşamını yitirdiğini, tek doz kızamık aşısının yolaçtığı zararların tazmin edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular;Sağlık Bakanlığının savunmasına itibar edilerek oğullarına kızamık aşısıyapılmadığının kabul edilmesi durumunda bile devletin sorumluluğununbulunduğunu, devletin gerekli organizasyonu kuramaması nedeniyle kızamık aşısıolamayan çocuğun ölümünden sorumlu olması gerektiğini, kızamık gibi salgın tehlikesibulunan bir hastalık için kişilerin evlerine aşılamaya gidilmemesinin ve buyönde bir organizasyonun oluşturulmamasının kusur teşkil ettiğini ilerisürmüşlerdir. Başvurucular, bu gibi durumlarda kusursuz sorumluluğun dahimümkün olabileceğini ifade etmişlerdir.
72. Başvurucular; mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik davasürecinde etkili ve adil bir korumadan yararlanamadıklarını, bu sebeple adilyargılanma hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği ileri sürmüşlerdir.
73. Başvurucular; dava sonucunu doğrudan etkileyecekiddialarının derece mahkemelerinin gerekçelerinde değerlendirilmediğini, derecemahkemelerine sundukları dilekçelerde ileri sürdükleri hiçbir hususa açıklıkgetirilmediğini, temyiz ve karar düzeltme istemlerinin matbu gerekçelerlereddedildiğini belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
74. Başvurucular; hizmet kusurunun varlığı hâlinde meydana gelenzararın idarece tazmin edilmesi gerektiğini, oğullarının ölümü ile neticelenenolayda çoklu aşı yapılmadığı yani tek doz aşı ile yetinildiği için idareninhizmet kusurunun bulunduğunu ancak oğullarının ölümü nedeniyle uğradıklarımaddi ve manevi zararların tazmin edilmediğini belirterek mülkiyet hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
75. Bakanlık görüşünde başvurunun öncelikle yaşam hakkıkapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş, akabinde iseyaşam hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarına değinilmiştir.Bakanlık görüşünde, Sağlık Bakanlığından elde edilen verilere atıf yapılarakülkemizde geçmişte uygulanmış ve uygulanmakta olan kızamık aşılama şemalarınınbaşta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası uygulamalarla ve bilimselbulgularla uyumlu olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık görüşündeyine Sağlık Bakanlığı verilerine atıf yapılarak SSPE hastalığının kızamıkaşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, ülkemizdeki tümaşıların kalite kontrollerinin yapıldığı belirtilmiştir.
76. Bakanlık görüşünde, somut olayda yaşam hakkının maddiboyutunun ihlal edilip edilmediğinin takdiren SağlıkBakanlığından temin edilebilecek evrakın da gözönündebulundurularak incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir.
77. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında genelolarak başvuru formundaki iddialarını yinelemişlerdir. Başvurucular, Bakanlıkgörüşünde başvurunun konusunun yaşam hakkı ile ilgili olduğu belirtilmiş ise desomut olayda yaşam hakkının yanı sıra mülkiyet hakkının, adil yargılanmahakkının ve etkili başvuru hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
78. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarakincelendiğinde başvurucuların temel olarak oğulları A.A.nın yaşamının korunamamasından ve idari yargıdaaçtıkları tam yargı davasının etkili bir şekilde yürütülmemesinden şikâyetettikleri anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurucuların bu başlık altında ilerisürdükleri tüm iddiaların Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınanyaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
79. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
80. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya,insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayaçalışmaktır.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
81. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşamhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
82. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
83. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu ve özelkesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerekyerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlkerBaşer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
84. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göredevletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumakiçin yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.
85. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlıkkuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastalarınyaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gereklitedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B.No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
86. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi; devlete yaşam hakkınıkorumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusalolsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
87. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Budurumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarınınaçık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59;Nail Artuç, § 37).
88. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleritazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamadada etkili olmasıgerekir. Bir başvuru yolunun ancakhak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermişbir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderimsunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
89. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilerisürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü bulunmaktadır.Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davadamutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No:2013/4086, 20/4/2016, § 73).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
90. Somut olayda başvurucular, oğulları A.A.nın SSPE hastalığına yakalanması üzerine idarealeyhine açtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonra yaşam hakkınınihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, SSPEhastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddia ilerisürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sundukları dilekçelerdegerekse bireysel başvuru formunda, oğullarına kızamık aşısı yaptırdıkları hâldebu aşının yeterli dozda yapılmaması nedeniyle önleyici etki gösteremediğiniileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca oğulları A.A.ya kızamık aşısı yapılmadığının kabul edilmesihâlinde bile idarenin sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.
91. Bu durumda öncelikle başvurucuların oğulları A.A.ya idare tarafından kızamıkaşısı yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekir.
92. Başvurucular bireysel başvuru formunda oğullarına kızamıkaşısı yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Keza başvurucular, oğullarına -Bağlar 1No.lu Sağlık Ocağında- kızamık aşısını yaptırdıkları iddiasını derecemahkemeleri önünde de dile getirmişlerdir. Başvurucuların bu iddiası ile ilgiliolarak derece mahkemeleri ise dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeleridikkate alarak başvurucuların oğulları A.A.yailk doz kızamık aşısının yapıldığının kanıtlanamadığı sonucuna ulaşmıştır.
93. Bu durumda sağlık ocağı personelinin koruyucu sağlıkhizmetlerini yürüttüğü sırada tutmakla yükümlü olduğu kayıtlara ilişkin içhukukta ne gibi düzenlemeler olduğunun açıklanması ve derece mahkemelerinceverilen kararların bu kapsamda değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
94. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında, sağlıkocakları ve evlerinin her türlü koruyucu hekimlik hizmetlerini, hastalarınmuayene ve tedavisi ile sağlık ocağına kayıtlı şahısların sağlık sicillerinitutmakla mükellef olduğu belirtilmiştir (bkz. § 40). Keza GenişletilmişBağışıklama Programı Genelgesi'nin "AşıUygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmında aşı uygulamalarınınilgili tüm formlara zamanında, tam ve doğru olarak kaydedilmesinin sağlanmasıgerektiği ifade edilmiştir (bkz. § 60).
95. Derece mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri AnayasaMahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesinin derecemahkemelerinin tespitlerinden farklı bir tespitte bulunabilmesi için bu husustaikna edici unsurların mevcut olması gerekmektedir. Derece mahkemeleri, davadosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak A.A.ya kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır.Derece mahkemeleri bu sonuca ulaşırken 2000 yılından önceki aşı kayıtlarınınmeydana gelen su baskını nedeniyle tahrip olduğunu ve bu sebeple A.A.ya ait aşı kartınınbulunamadığını belirten Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağı yazısını ve başvurucuların A.A.ya aşı yapıldığını gösteren herhangi bir bilgi vebelgeyi dava dosyasına sunmamış olmasını gözönündebulundurmuştur. Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağı kayıtlarının anılan dönemde meydanagelen su baskını nedeniyle tahrip olması ve A.A.ya aşı yapıldığını gösteren herhangi bir belgeninbaşvurucular tarafından dava dosyasına sunulmaması karşısında derecemahkemelerinin A.A.ya aşı yapıldığınınkanıtlanamadığı sonucuna ulaşmasının somut olayın koşulları bağlamında makulolmadığı söylenemeyecektir. Başvuru formu ve eklerinde de A.A.ya aşı yapıldığı hususunda ikna edici biraçıklamanın yer almaması ve bu husus ile ilgili olarak herhangi bir belgeninbulunmaması nedeniyle somut olayda derece mahkemelerinin A.A.yaaşı yapılmadığının kanıtlanamadığı yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecekbir durumun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
96. A.A.yakızamık aşısı yapıldığının kanıtlanamadığı dikkate alındığında kızamıkaşılarının uygun koşullarda yapılıp yapılmadığının ve aşı uygulamasında soğukzincir kuralına uyulup uyulmadığının ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığıdeğerlendirilmiştir.
97. Somut olayda kızamık aşılarının yeterli dozda yapılmadığıyönündeki iddiaya da değinmek gerekir. Başvurucular bu iddiayı oğullarınauygulandığını ifade ettikleri kızamık aşısının dozajının yetersiz olduğu hususuile bağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir. Başvurucular kızamık aşısınınyeterli dozda yapılmadığı yönündeki iddiayı, Türkiye'deki kızamık aşılarınınbelli bir dönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususu ile bağlantılıolarak ileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgili olarak başvurucularınoğullarının hayatta olduğu dönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğinive ilk dozun çocuk dokuz aylıkken, ikinci dozun ise çocuk ilkokul birincisınıfta iken yapılması gerektiğinin karara bağlandığını ancak başvurucularınoğullarının ikinci dozun yapıldığı döneme varmadan önce kızamık hastalığına,ardından da SSPE hastalığına yakalandığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla buaşamada söz konusu iddianın üzerinde daha fazla durulmasının gerekli olmadığıdeğerlendirilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki kızamık aşılarının 1998yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna, devletin bukonudaki pozitif yükümlülüklerinin kapsamı incelenirken yine değinilecektir.
98. Başvuru konusu olayda; A.A.ya bebeklik döneminde kızamık aşısı yapılmadığınınkabul edilmesi hâlinde bile devletin sorumluluğunun bulunduğu, kişilerinevlerine aşılamaya gidilmemesinin ve bu yönde bir organizasyonunoluşturulmamasının kusur teşkil ettiği yönündeki iddiaların ayrıca incelenmesigerekir.
99. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekildeorganize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüdepozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı birhastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistemkurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemlerialması gerekir.
100. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusalmakamların gerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne vebabaların bulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığındanşüphelendikleri çocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlıkkuruluşlarındaki görevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekliönlemleri alması gerekir.
101. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksekaşılama oranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir.Devletin normal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumunbağışıklığını güçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birliktebu pozitif yükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanıngörülmesi ve/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde dahageniş olacağı da muhakkaktır.
102. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümleriçeren 1593 sayılı Kanun yürürlüktedir. Bu Kanun'un 88. maddesinde çiçek aşısımecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’un 57.maddesinde, kızamık hastalığı da dâhil olmak üzere belirli hastalık türlerisayılmış; 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilen hastalıklardan birininortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda bir kısımtedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu tedbirler arasında hastalaraveya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanması şeklindeki tedbirede yer verilmiştir (bkz. §§ 28-35). Başvuruya konu olayların meydana geldiği dönemdeyürürlükte bulunan Genelge'de ise bebeklik döneminide kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitli periyotlar dâhilindebazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usuller düzenlenmiştir (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §§ 71, 72).
103. Bu aşamada SSPE Komisyonu raporundaki verilere değinmekyerinde olacaktır. Başvurucular, bireysel başvuru formunda anılan raporayönelik herhangi bir iddia ve itiraz ileri sürmemişlerdir. Başvuru formu veeklerinde, çeşitli üniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan sözkonusu raporun objektifliğinin ve/veya yeterliğinin sorgulanmasına nedenolabilecek herhangi bir husus da tespit edilememiştir. Dolayısıyla devletinaşılama konusundaki pozitif yükümlülüklerinin kapsamı değerlendirilirken burapordaki verilerden yararlanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı kanaatinevarılmıştır.
104. Derece mahkemelerince hükme esas alınan SSPE Komisyonuraporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı komplikasyonlardan korunmanıntek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin aşılanması ile toplumunbağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir. Raporda; Türkiye'de 1970yılında başlatılan rutin kızamık aşısı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü veBağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970 yılından 1998 yılınakadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987 yılından bu yanagiderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7'ye,1991-1994 yılları arasında %73,7'ye ulaştığı belirtilmiştir. Raporda,başvurucuların oğullarının dünyaya geldiği 1998 yılının da aralarında bulunduğu1995-1998 döneminde %76 aşılama oranına ulaşıldığı ifade edilmiştir. Rapordaayrıca 2003-2005 yılları arasında gerçekleştirilen kızamık aşısı günlerikapsamında 15 yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapıldığı belirtilmiştir.
105. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucularınoğulları A.A.nın dünyayageldiği dönemde kızamık hastalığının eliminasyonu tam olarakgerçekleştirilememiş ise de kızamık hastalığının eliminasyonu için sürekliolarak artan aşılama oranlarına ulaşıldığı ve bu kapsamda rutin aşılamalarınyanı sıra çeşitli aşı kampanyaları yürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçlarınöncelik sıralamasının belirlenmesinde ve kamusal kaynakların hangi sağlık hizmetinene kadar tahsis edileceği hususunda idari makamların daha elverişli konumdaoldukları dikkate alındığında somut olayda anılan dönemde kızamık hastalığınıntamamen yok edilememiş olmasında yetkili makamlara bir sorumlulukatfedilemeyeceği değerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde,başvurucuların yaşadığı bölgede başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemderutin aşılamaların yanı sıra ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek birdurumun olduğuna ve bu hususta o dönemde yetkili olan kamu makamlarınabildirimde bulunulduğuna ilişkin bir kayıt da mevcut değildir. Başvurucular daolayların meydana geldiği dönemde -A.A. henüz kızamıkhastalığına yakalanmamış iken- yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesiüzerine yetkili kamu makamlarına durumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarınındurumu bildiğini ancak kamu makamlarının gerekli tedbirleri almadıklarını ilerisürmemişlerdir. Esasında bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmediğive/veya bir salgının ya da salgın tehlikesinin olmadığı normal durumlardaderece mahkemelerinin kararlarında da belirtildiği üzere aşı takipsorumluluğunun asıl olarak anne ve babalar üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
106. Başvuru konusu olayda ayrıca Türkiye'deki kızamıkaşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususunadeğinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporunagöre Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağındayapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yıllarıarasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş, 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozda yüksekoranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Rapordakibilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tek dozönerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk doz kızamıkaşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermiş ve 2003yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindeki bu bilgive belgeler dikkate alındığında Türkiye'de belli bir dönem tek doz olarakuygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarla uyumluolduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket eden kamumakamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağıdeğerlendirilmiştir.
107. Somut olayda son olarak idare mahkemesi önündekiyargılamanın etkili ve özenli bir şekilde yürütülmediği, derece mahkemelerikararlarının gerekçesiz olduğu yönündeki iddiaların incelenmesi gerekir.Görülmekte olan bir davadaki delilleri değerlendirmek kural olarak derecemahkemelerinin işi olmakla birlikte yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetininbulunduğu davalarda derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesiningerektirdiği özende bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüdeyaptıklarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.Somut olay bu kapsamda incelendiğinde gerek Adli Tıp Kurumu 3. İhtisasKurulunun 27/5/2009 tarihli raporundaki gerekse çeşitli üniversitelerde görevyapan akademisyenlerce hazırlanan bilirkişi raporundaki veriler doğrultusundahüküm kuran Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin ön yargılı ve taraflı bir şekildehareket ettiğini ortaya koyan bir verinin somut olayda bulunmadığı, gerek ilkderece mahkemesi kararının gerekse ilk derece mahkemesinin gerekçesine katılanDanıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemeyeceği kanaatinevarılmıştır.
108. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olaydadevletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerinegetiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsabaşvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.
109. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
110. Başvurucular, yargılamanın yaklaşık on yıl sürmesinedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
111. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesineilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğinitartışmıştır.
112. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağısonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,§§ 35, 36).
113. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
114. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE11/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.