TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AZMİ IŞIKTAŞ VE HASİBE IŞIKTAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/1863)
Karar Tarihi: 11/10/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. Azmi IŞIKTAŞ
2. Hasibe IŞIKTAŞ
Vekili
:
Av. Mehmet IŞIKTAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığınabağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık sonucunda ölüm olayının meydanagelmesi nedeniyle yaşam hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasınınyaklaşık sekiz yıl sonra kesinleşmesi nedeniyle demakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyasıiçeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların beyanına göre 13/6/2000 tarihinde dünyayagelen müşterek çocukları M.I., 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafındanyürütülen aşı kampanyası kapsamında kızamık aşısı olmasına rağmen bundanyaklaşık bir buçuk yıl sonra kızamık hastalığına yakalanmış, daha sonrakidönemde ise subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığına yakalanarak22/10/2006 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
9. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde M.I.nın belli bir dönem çeşitli hastanelerde SSPEtanısıyla tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.
10. Başvurucular 15/11/2006 tarihinde Diyarbakır İl SağlıkMüdürlüğüne bir dilekçe sunarak bilgi edinme hakkı çerçevesinde bazı bilgi vebelgelerin taraflarına verilmesi talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular budilekçede özetle tek doz kızamık aşısı uygulamasından hangi tarihtevazgeçildiğinin kendilerine bildirilmesi, 2006 yılının Kasım ayına kadarDiyarbakır'da görülen SSPE vakalarının sayısının ve bu hastalıktan ölenkişilere ait istatistiki bilgilerin taraflarına sunulması ve 2001-2002yıllarında Diyarbakır'da gerçekleştirilen tek doz kızamık aşısı uygulamasıkararını alan idari yetkililerinin isim, soy isim ve adres bilgilerinin hukukibaşvuruda kullanılmak üzere kendilerine verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü 7/12/2006 tarihli yazıyla, kızamık aşısınınrutin aşılama programı içinde 1998 yılına dek her zaman tek doz olarak uygulandığını,1998 yılında ilköğretim birinci sınıfta ikinci doz aşı uygulamasınınbaşlatıldığını başvuruculara bildirmiştir. Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü,başvurucuların ikinci talebi ile ilgili olarak ise kayıtlarına göre -2006yılının Kasım ayı dâhil olmak üzere- Diyarbakır'da altmış üç SSPE vakasınıntespit edildiği ve bu vakalardan yedisinin hayatını kaybettiği bilgisinibaşvuruculara vermiştir. Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü başvurucuların üçüncütalebi ile ilgili olarak ise il müdürlüklerinin rutin aşı takvimini değiştirmeyetkisinin olmadığını, 2001-2002 yıllarında ilköğretim birinci sınıfta ikincidoz aşı uygulamasına Diyarbakır'da devam edildiğini başvuruculara bildirmiştir.
11. Başvurucular, çocuklarının SSPE hastalığına yakalanmasındave bu nedenle hayatını kaybetmesinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek14/12/2006 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyleortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
12. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı TemelSağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl SağlıkMüdürlüğü tarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır. Buinceleme kapsamında Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri tarafındanbaşvurucu Hasibe Işıktaş ile bir görüşmegerçekleştirilmiştir. Bu görüşmede Hasibe Işıktaş;oğlu M.I.ya bağlı olduklarıŞehitlik Sağlık Ocağında tüm aşılarının yapıldığını, oğluna ayrıca kızamık aşıkampanyası sırasında da aşı yapıldığını ancak oğlunun iki buçuk üç yaşlarındaiken kızamık hastalığına yakalandığını ifade etmiştir. Bunun üzerine Diyarbakırİl Sağlık Müdürlüğü tarafından Şehitlik Sağlık Ocağı aşı kayıtları incelenmişancak bu kayıtlarda M.I.yaaşı yapıldığına dair bir bilgiye rastlanmamıştır.
13. SağlıkBakanlığı yukarıdakiaraştırmaları yaptıktan sonra SSPE ve kızamığa bağlı diğer komplikasyonlarınaşılanmamış, aşılandığı hâlde yeterli bağışıklık düzeyine ulaşmamış veyaaşılanmadan önce kızamık hastalığı geçirmiş çocuklarda ortaya çıktığını, somutolayda SSPE hastalığının ortaya çıkmasında hizmet kusurunun bulunmadığınıbelirterek 14/2/2007 tarihinde başvurucuların isteminin reddine kararvermiştir.
14. Başvurucular, bunun üzerine Diyarbakır 1. İdare Mahkemesindedava açmış ve 10.000 TL maddi, 90.000 TL manevi tazminat talebindebulunmuşlardır.
15.Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, dava dilekçesinde her birdavacı için istenen tazminat miktarının ayrı ayrı gösterilmesi gerekirken tekmiktar gösterildiği gerekçesiyle 5/3/2007 tarihinde dilekçenin reddine kararvermiştir. Dilekçenin yenilenmesi üzerine Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin2007/453 esasına kaydedilen dava hakkında 12/9/2008 tarihinde bir kez dahadilekçe ret kararı verilmiştir.
16. Bu karar üzerine başvurucular 14/10/2008 tarihindeDiyarbakır 1. İdare Mahkemesine yeni bir dilekçe sunmuşlardır. Başvurucular budilekçede özetle oğulları M.I.ya2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen aşı kampanyası kapsamındaDiyarbakır Devlet Hastanesi Çocuk Bölümünde tek doz kızamık aşısı yapıldığınıifade etmişlerdir. Dava dilekçesinde, anne HasibeIşıktaş ve oğlu M.I. ile Hasibe Işıktaş'ın akrabasıS.T. ve onun oğlu M.J.T.nin anılan hastaneye birliktegittiği ve burada her iki çocuğa da kızamık aşısı yaptırıldığı belirtilmiştir(Başvurucular, derece mahkemelerine M.J.T.ye ait aşı kartını ibraz etmeklebirlikte kendi oğullarına ait aşı kartını ibraz etmemişlerdir.). Başvurucular,oğullarının bu aşıdan yaklaşık bir buçuk yıl sonra ağır bir kızamık hastalığınayakalandığını ve bu sebeple takriben on gün Diyarbakır Devlet Hastanesi ÇocukBölümünde yattığını, tedavi sonrasında iyileşen oğullarının iki yıl boyuncasağlıklı bir şekilde yaşamını devam ettirdiğini ancak daha sonra rahatsızlananoğullarına SSPE tanısı konulduğunu ve oğullarının 2006 yılında yaşamınıyitirdiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular, 2002 yılında yapılan kızamık aşıkampanyasının iyi bir şekilde yürütülmemesi sonucu oğullarının SSPE hastalığınayakalandığını, aşılama kampanyasının gereği gibi yürütülmemesinden SağlıkBakanlığının sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, kızamıkaşısının belli bir dönem tek doz olarak uygulanmasının SSPE hastalığınayakalanma riskini artırdığını, Sağlık Bakanlığının tüm uyarılara rağmen tek dozaşı uygulamasına devam ettiğini belirtmişler ve bu husus ile ilgili olarakProf. Dr. Z.K.nın birgazetede yayımlanan haberine işaret etmişlerdir. Başvurucular ayrıca soğukzincir kuralına uyulmadığı için aşıların koruyucu özellik gösteremediğini iddiaetmişlerdir. Başvurucular son olarak SSPE hastalığından korunmanın toplumunbağışıklığını artırmaktan geçtiğini, aşılama oranının yüksek olmasının SSPEhastalığını azaltacağını ifade etmişlerdir.
17. SağlıkBakanlığı, dava tarihindenönce Sağlık Bakanlığı onayıyla oluşturulmuş ve SSPE hastalığı hakkında çeşitliaraştırmalar yapmış olan SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonunca (Komisyon)hazırlanan rapordaki verilere dayanarak dava konusu olayda hizmet kusurubulunmadığını savunmuştur.
18. Dava dosyasında da bir örneği bulunan bu rapor, 1970yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamık aşısı ile SSPE hastalığıarasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanı'nın 1/7/2005 tarihli ve 6888sayılı oluru ile kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Bu Komisyon,Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalında görevliProf. Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin Çocuk Nörolojisi BilimDalında görevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynı ÜniversiteninÇocuk Enfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C., ayrıca Gazi ÜniversitesiTıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr.U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AnaBilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsündegörevli Prof. Dr. G.G.den oluşmaktadır. Komisyon,rapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanı sıra Dünya Sağlık Örgütütarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takvimini ve uygulamalarınıincelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulanan ülkelerdeki SSPE görülmesıklığını araştırmış, ayrıca Türkiye'deki üniversite ve eğitim hastanelerindetakip/tedavi edilen SSPE olgularının sayısını tespit etmeye çalışmıştır.
19. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli birrapor hazırlamıştır. Raporda;
i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağıhastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'undabir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardanbirinin de SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.
ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPEolgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığınıaçıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel DanışmaKomitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'ninazalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamıkaşısının neden olmadığını açıklamıştır.
iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılanincelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarınınsaptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.
iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığıkomplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkinaşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.
v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafındanönerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları (good manufacturing practices)kurallarına göre üretilmiş ve uluslararası referans laboratuvarlarında testedilmiş aşılar olduğu belirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanımasunulmadan önce Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygunolduğu kanıtlanan aşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılarüretici firmadan alınıp aşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlıkkuruluşlarında soğuk zincir sistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta vesistem sürekli olarak izlenmektedir.
vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının, hastalıkların görülmesıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve BağışıklamaDanışma Kurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordakibilgilere göre kızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütütarafından bebeklik çağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yinerapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989yılları arasında dokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında isekızamık eliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancakgelişmekte olan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu veilk dozda yüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğinibelirtmiştir. Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında dadokuzuncu ayda tek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya SağlıkÖrgütü 2000 yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarakçocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da buönerisini tekrar etmiştir.
vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığıtarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamıkaşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileridoğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifadeedilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yıllarıarasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeyeindirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamıkaşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşı oranlarının isesırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiğiifadeedilmiştir.
viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesineyönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamıkaşısının 2. dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifadeedilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren onikinci ayda uygulanmış, ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısına da devamedilmiştir.
ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarakyapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ileüniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılındanbu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının 1.131olduğu belirtilmiştir. Raporda, bu olguların %56'sının kızamık hastalığıgeçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin bildirildiği, %33'üile ilgili bilgiye ulaşılamadığı, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığınınbildirildiği ifade edilmiştir.
x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğudönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanmaoranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanmaoranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamıkolgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanmaoranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfusbulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlıSSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.
xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamıkhastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiğibelirtilmiştir.
20. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarakaşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:
"Sonuç olarak;
1.Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBPkapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimdenkullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.
2.Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamıkaşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek dozuygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönemolmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemekamacıyla ilköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.
3.Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halenuygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararasıuygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.
4.SSPE hastalığı kızamık aşısının değilkızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığıvirüsü sorumludur.
5.Ülkemizde aşılanma oranları göz önünealındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çokfarklı olmadığı görülmektedir.
6.Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarınınve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gorülen kızamık olgularından kaynaklanmaktadır.
Öneriler;
1.Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülkegenelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdurülmelidir.
2.Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeyeyönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplumkatılımının sağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusundabilgilendirme yapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğine gidilmelidir.
3.Kızamık ve SSPE sürveyansve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.
4.İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyonoluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvencekapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.
5.Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bukonularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenleseçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılmasıönerilir.
(...)"
21. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi 25/1/2011 tarihli kararladavanın reddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"(...)
Davada her şeyden önce davacılarınçocuklarının davalı idareye bağlı ekiplerce aşılanıp aşılanmadığı ya da aşılamayapıldı ise söz konusu aşılar içerisinde kızamık aşısının bulunup bulunmadığı,başka bir deyişle ortada idarenin bir filinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.Bu konuda, davalı idarece savunma ekinde sunulan belgelerde Şehitlik Sağlık Ocağınınbila tarih ve sayılı yazılarında davacılarınçocuğuna aşı yapıldığına dair kayda rastlanılmadığının belirtildiği, davacıvekili tarafından ise davacıların çocuğuna aşı yapıldığını gösteren herhangibir bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığı, akrabası [S.T.nin] oğlu[M.J.T.nin] aşıkartıyla aşı yaptırıldığının belirtildiği görülmüştür. Bu açıdan, idareye bağlıekiplerce davacıların çocuğuna kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşılmışolup ortada idarenin bir fiilinin bulunduğu belirlenememekte, davacı tarafça daidarenin kusurlu fiilinin olduğu ortaya konulamamaktadır.
Söz konusu aşının yapıldığının kabul edilmesihalinde bile aşının bahsi geçen hastalığa sebep olup olmayacağını, başka birdeyişle idarenin fiilinin kusurlu olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir.Davacılar tarafından hastalığın kızamık aşısından kaynaklandığı iddiaedilmektedir. SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonra ortaya çıkan birhastalıktır. Davalı idareye bağlı olmayan ve çeşitli üniversitelerde görevyapan akademisyenlerce hazırlanan 05.04.2006 tarihli raporda, SSPE hastalığıkızamık aşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, SSPEhastalığının yapıldığı iddia edilen aşıdan kaynaklandığı hususu bilimsel olarakkabul edilemiyecek nitelikte olduğu, GenişletilmişBağışıklama Programı kapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrollerininyapıldığı ve üretimden kullanıcıya dek soğuk zincir sistemi içerisinde güvenle ulaştırıldığı,bu açıdan aşının kendisinde bir bozuklukolması hususunun da kabul edilemeyecek bir durum olduğu belirtilmiştir.
Aşının iki doz yerine tek doz yapılmasıhususuna gelince; hem raporun hem de savunmadilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998 yılına kadar tek doz, buyıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir.
Bunların dışında, idarece sunulan aşıuygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asılolarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılması gerekmektedir.İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ancak bu aşının bozuk olması durumundakusurlu olduğunun, bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmama açısından ise asılsorumluluğun ailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Dava konusu olayda iseeğer bir aşı yapılmış ise bu aşının bozuk olma ihtimalinin bulunmadığı yukarıdaaçıklanmıştır. Ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsa bile davacılarınçocuklarının kızamık hastalığına yakalanması durumunda bu hususun bahsi geçenkişinin yeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasından kaynaklandığının kabulügerekeceğinden, bu konuda da idareye atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır.
Bütün bu nedenlerle, davacıların çocuklarınındavalı idareye bağlı ekiplerce aşılandığının kanıtlanamaması, aşı yapılmış olsabile SSPE hastalığına yakalanılmasına kızamık aşısının sebep olamayacağı,hastalığa ancak kızamık hastalığı virüsünün neden olabileceği, aşının bozukolma ihtimalinin bulunmadığı anlaşıldığından, davacıların çocuğunun bahsi geçenhastalığa yakalanması karşısında ortada idareye atfedilebilecek bir kusurbulunmadığından davacılarıntazminat taleplerininkabulüne olanak bulunmamaktadır."
22. Başvurucular, kararın hukuki gerekçeden yoksun olduğunubelirterek temyiz yoluna başvurmuşlardır. Başvurucular dava dosyasına sunduklarıtüm delillerin görmezden gelindiğini, konuya ilişkin uzman kişileringörüşlerinin dikkate alınmadığını, teknik bir konu olan bu husus ile ilgiliolarak bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu ilerisürmüşlerdir. Başvurucular, bebekken aşı olan ve yedi yaşında yaşamını yitirenoğullarının aşı kartının dosyaya sunulmasının beklenmesinin abesle iştigalolduğunu, kaldı ki davada tartışılması gereken esas meselenin toplumun yaygınolarak aşılanmamış olması olduğunu ifade etmişler; toplumun tüm kesiminiaşılamayan, bozuk aşı yapan, eksik doz uygulayan devlet yerine sorumluluğu anneve babaya yüklemenin hakkaniyete aykırı olduğunu savunmuşlardır.
23. Danıştay Onbeşinci Dairesi15/5/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına kararvermiştir.
24. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin11/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
25. Bu karar 22/1/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
26. Başvurucular 30/1/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
27. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi HıfzıssıhhaKanunu’nun 1. maddesi şöyledir:
"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah vemilletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerlemücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkıtıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."
28. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletibütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudandoğruya ifa eder:
(...)
3 -Memlekete sari vesalgın hastalıkların hulülüne mümanaat.
4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çokmiktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzıramillerle mücadele.
(...)
6 -ilaçları ve bütün zehirli müessir veuyuşturucu maddelerle yalnız hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariçolmak üzere her nevi serum ve aşıları murakabe."
29. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:
"Kolera, veba (Bübonveya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayitiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoithumması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi saribeyin humması (İltihabı sahayai dimağiişevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusahumması (Hummai nifası)ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummairacia ve malta humması hastalıklarından biri zuhureder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vukubulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüpheolunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayıhaber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafındanısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı damecburidir."
30. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"57 ncimaddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundanşüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:
(...)
2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.
(...)"
31. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilenhastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafıhaşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabibinalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve nesuretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."
32. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:
"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısıile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamedezikredilir."
33. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:
"Sarihastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzaredilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayinolunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeriserum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine vemurakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayinolunur."
34. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme vesıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir içinkitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatıyapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimlerigösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtalarıhaiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkilolunur."
35. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanunu’nun "Temel esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasınınk bendinin ilgili kısmı şöyledir:
“Sağlıkhizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:
(...)
k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum vebenzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esasolup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakopemamülleri, kozmetikler ve bunların üretimindekullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım vetüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapanveya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojikmaddeler ile diğer terkiplerin kontroluna,murakabesine ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalitekontrollerini yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyatverme işlerini yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.
(...)”
36. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık HizmetlerininSosyalleştirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesindebir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygunbir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet vetababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir programdahilinde sosyalleştirilecektir."
37. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerininsosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ileamme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisineyapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.
Sağlık ocağı: Takriben 5000- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyükkasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların iliçinde idari taksimata uyması icabetmez."
38. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetiteşkilatı: Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri,çeşitli koruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzeden yerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlıkmüdürlükleri, bölge hastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeliyetiştiren eğitim müesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkezteşkilatı ve diğer Bakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ileişbirliği yapmak üzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."
39. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bir sağlık ocağının hizmeti en az birhekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekiptarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlıkevlerinde yardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.
Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucuhekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlışahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendiocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."
40. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiğiyerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.
Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliğihizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerineverilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlısağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."
41. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerindenfaydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvelasağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağıhekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumlarısağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."
42. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat veGörevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:
a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyalbakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplumsağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak vekurdurmak,
b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarlasavaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetleriniyapmak,
c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aileplanlaması hizmetlerini yapmak,
d) İlaç, uyuşturucu ve psikotropmaddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,
e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri veilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,
(...)"
43. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesininilgili kısımları şöyledir:
"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:
a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
(...)
c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,
(...)
e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması GenelMüdürlüğü,
(...)"
44. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesininilgili kısımları şöyledir:
"Temel Sağlık Hizmetleri GenelMüdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) (Değişik bent: 08/06/1984- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığınıilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, buhizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,
b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama vebağışıklık hizmetlerini yürütmek,
(...)
f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi vehayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,
(...)"
45. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğününgörevleri şunlardır :
a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçlarınimalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteliolarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, buamaçla gerekli kontrolleri yapmak,
(...)"
46. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesişöyledir:
"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile PlanlamasıGenel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlamasıhizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışmaplan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,
b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığınınkorunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,
c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleriyapmak."
47. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 39. maddesininilgili kısımları şöyledir:
"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşlarışunlardır:
(...)
c) Refik Saydam Hıfzıssıhha MerkeziBaşkanlığı."
48. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Refik SaydamMerkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinebağlı, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzereteşkil edilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi)bu kanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."
49. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimaiMuavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.
Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzumüzerine:
A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacaksıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,
B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum veaşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,
C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahutyabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevimaddelerin kontrollerini yapmak,
(...)
E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sairsıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmakla mükelleftir."
50. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:
"Çocuk, küçük iken ana ve babasınınvelayeti altındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim, vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilençocukları dahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."
51. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Çocuk, ana ve babasına riayetemecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alilveya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."
52. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haizoldukları nisbette çocuklarının kanunimümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakiminreyine ihtiyaçları yoktur."
53. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, vazifelerini ifaetmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."
54. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasınınvelâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadanalınamaz."
55. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimikonusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır veuygularlar."
56. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:
"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeyedüştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezsehâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."
57. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesitehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu anave babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."
58. Sağlık Bakanlığının 19/12/2000 tarihli ve 18679 sayılıGenişletilmiş Bağışıklama Programı Genelgesi'nin "Genişletilmiş Bagışıklama Programı"başlıklı kısmı şöyledir:
"Genişletilmiş BagışıklamaProgramı (GBP): Boğmaca, Difteri, Tetanos, Kızamık, Verem, Çocuk Felci (polio) ve Heparit-Bhastalıklarının morbidite ve mortalitesiniazaltarak, bu hastalıkları kontrol altına almak ve hatta tamamen ortadankaldırmak amacı ile, hassas yaş gruplarına enfeksiyona yakalanmalarından önceulaşıp bağışıklanmalarını sağlamak için yapılanaşılama hizmetlerini içerir. Yüksek aşılama oranlarına ulaşarak, buhastalıkların kontrol altına alınması, 2000'li yıllarda bebek ölümlerinin binde40'a düşürülmesi hedefine ulaşılmasında önemli bir adım olacaktır.
Temel strateji ise her doğan bebeğin biryaşına ulaşmadan önce aşı takvimine uygun olarak bağışık kılınmasıdır. Genişletilmişdeyimi, aşısız veya eksik aşılı bebek ve çocukların tespit edildiği anda bağışıklanmasının sağlanması ve bu uygulamanın ülkegenelinde her yerde eşit olarak yapılması anlamını vurgulama içinkullanılmaktadır."
59. Anılan Genelge'nin "AşıTakvimi" başlıklıkısmı şöyledir:
"AŞI TAKVİMİ:
1) BİR YAS ALTI (0-11 ay 29 günlük)BEBEKLERE
• 2. Ayın bitiminde ( 8haftalık ) : BCG
DBT-1
POLİO-1
• 3. Ayın bitiminde ( 12haftalık ) : DBT-2
POLİO-2
Hepatit B-1
• 4. Ayın bitiminde ( 16haftalık ) : DBT-3
POLİO-3
Hepatit B-2
• 9. Ayın bitiminde ( 36haftalık ) : KIZAMIK
Hepatit B-3
2) RAPEL DOZ
• 1,5 yaşında ( 16-24aylık ) : DBT
(DBT III-OPV III'ten1 yıl sonra) POLİO
3) OKUL AŞILAMALARl
• İlköğretim 1. sınıfta :BCG
POLİO
KlZAMIK
Td *
* Td : Erişkin Tipi Difteri- Tetanos
• İlköğretim 5. sınıfta :Td
• Lise l. sınıfta :TT (Tetanos)"
60. Anılan Genelge'nin "AşıUygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:
"[AşıUygulamalarında Genel Prensipler:]
* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenlebaşvuran her bebek, çocuk ve gebenin aşılama durumu kontrol edilmeli, aşıtakvimine göre aşılanması gerekenler ve eksik aşı1ılar tespit edilip, aşılamakiçin her fırsat değerlendirilmelidir.
* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocukya da gebe için bir ampul yada şişe aşı açılmalıdır.
* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindekietiketi ve son kullanma tarihi kontrol edilmeli, etiketi olmayan ya da sonkullanma tarihi geçmiş aşılar ve enjektörler kullanılmamalıdır. İlk olarakmiadı önce dolacaklar kullanılmalıdır (son kullanma tarihi en yakın olan aşıilk önce kullanılmalıdır).
* Açılan aşı şişelerine açılış tarih ve saatiyazılmalıdır.
* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektörkullanılmalıdır.
(...)
* Ailelere bir sonraki aşı için gelmelerigereken zaman ve uygulanan aşının gerekliliği ile yan etkileri hakkında bilgiverilerek, mutlaka aşı kartı verilmelidir.
(...)"
61. Anılan Genelge'nin "AşıUygulamalarında Kayıt ve Bildirim Sistemi" başlıklı kısmışöyledir:
"Aşı uygulamalarının ilgili tüm formlarazamanında, tam ve doğru olarak kaydedilmesi sağlanmalıdır.
* Form 012A (0-59 ay aşı kayıt fişi)
* Form 012B (5 yaş üzeri aşı kayıt fişi)
* Form 006 (Bebek ve çocuk izleme fişi)
* Form 004 (Kişisel sağlık fişi)
* Aşı kartı
* Form 013 (Ay sonunda sağlık ocağı tarafındano ay yapılan aşılar Form 012A dan ve form 012B den, yaş grubuna göre ayrılarak,bu forma geçirilir. Bu form takip eden ayın ilk haftası içinde sağlıkmüdürlüğüne gönderilir.
(...)
62. Anılan Genelge'nin "Aşıİhtiyacının Belirlenmesi" başlıklı kısmı şöyledir:
"Aşılar, İl Sağlık Müdürlüklerine 3'eraylık, sağlık ocaklarına aylık dönemler halinde dağıtılır. Bakanlıkgönderimleri 1. dönem (Ocak-Şubat-Mart ayları) için Aralık ,II. dönem (Nisan-Mayıs-Haziran ayları) için Mart, Ill.Dönem (Temmuz-Ağustos-Eylül ayları) için Haziran ve IV. Dönem(Ekim-Kasım-Aralık ayları) için Eylül aylarında, soğutuculu kamyonlar ileyapılmaktadır.
İhtiyaçlar bu dönem süreleri dikkate alınarak,hesaplanır (...)"
63. Anılan Genelge'nin "KızamıkHastalığına Yönelik Bağışıklama Çalışmaları" başlıklı kısmışöyledir:
"Kızamık aşı ile korunabilir hastalıklariçinde en çok görülen ve en çok öldürenidir. Kızamık bulaşıcılığı çok yüksekolan bir hastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası yeterince bağışıkolmayan bir toplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.
Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçinTemel Stratejiler:
• Her il ve sağlık ocağı düzeyinde kızamıkaşılama oranlarının yükseltilmesi ve devamlılığının sağlanması.
• Aşının etkinliğinin %85 olması dolayısıylazamanla bağışıklanamamış çocuklar birikmektedir.Hastalığa duyarlı havuz denen bu sayının artması salgın patlama tehlikesini deberaberinde getirmektedir.
• Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,kızamık 1. ve okul çağı aşılarında yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır.Ülkemizde olduğu gibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarakaşılanması hedeflenen grup 1 yaş altı bebeklerdir. Bebekleri yüksek orandaaşılama ile; hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek,ayrıca hastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubukızamığa karşı korunmuş olacaktır.
• Kızamığa duyarlı nüfusun hedef nüfussayısına ulaştığı durumlar kolayca salgın oluşacak durumlar olarakdeğerlendirilmektedir. Bu durumda duyarlı nüfusu azaltmaya yönelik olarak ekaşılama aktiviteleri düzenlenir. Bu uygulamalar Genel Müdürlüğümuzbilgisi dahilinde organize edilmelidir.
Ek Aşılama Aktiviteleri:
• Yakalama Aşılaması (CatchUp) : Hastalık bulaşzincirini kırmak, etkenin dolaşımını durdurmak amacıyla uygulanır. Tek dozlukbir kampanya uygulamasıdır. Bulaşın düşükolduğumevsimlerde, 9 ay ile 14 yaş arası tüm çocuklara, aşılanma durumunabakılmaksızın aşılama yapılır. Bu uygulamanın 1 hafta ile 1 ay gibi kısa süredetamamlanması gerekmektedir.
• İzleme Aşılamaları (FollowUp) : Zamanında aşılanamamaya da aşıların %100 koruyuculuğu olmaması nedeniyle hastalığa duyarlı nüfusunartışına dayalı olarak yapılan kampanya uygulamasıdır. Duyarlı nüfusunbiriktiği yaş gruplarına, birikme periyotlarına göre 4-5 yılda bir, 1 hafta ile1 ay içinde uygulanabilmektedir. 5 yaş altı duyarlı nüfus, 1 yılın doğum kohortuna eşitlenince yapılabileceği gibi okul öncesiçağlara periyodik olarak 4 - 5 yılda bir bu kampanyayapılabilir.
• Silme Aşılaması (MopUp) : Aşı oranı düşük olanbölgelerde, aşı oranını kısa sürede yükseltmek ve virusdolaşımını azaltmak amacıyla uygulanır. 1 hafta gibi kısa sürede, daha öncekiaşılanma durumuna bakılmaksızın tüm belirlenmiş duyarlı nüfusa uygulanır.
• Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalıkyönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,nüfusun yoğun oldugu bölgeler v.b.)öncelik verilmelidir.
• Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelikçalışmalar GBP'nin bir parçası olarak elealınmalıdır.
• Hastalık sürveyansınıngüçlendirilmesi sağlanmalıdır.
(...)"
64. Anılan Genelge'nin "SoğukZincir" başlıklı kısmı şöyledir:
"Soğuk zincir, bir aşının etkinliğiniüretiminden kişiye verilene kadar koruyan ve ihtiyacı olanlara yeterli miktardaetkin aşının ulaşmasını sağlayan insan ve malzemeden oluşan sistemdir.Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşı uygulamalarıaksayacaktır. Kullanılan aşılar etkin değilse de, %100aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısından hiçbiryarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir GBP'nincan alıcı komponentlerinden biri olarak büyük önemtaşımaktadır.
Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,aynca BCG ve Kızamık aşıları güneş ışığı gibiultraviyole ışınına da hassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatifetkisidir. Yani bir kerede çok yüksek (30-35 derece üzeri) sıcaklığa maruziyet kadar, bir çok kerelerdaha az sıcaklıklara (10-30 derece arası) maruziyetde aşıyı aynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya daazalırsa, aşılar eski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilikgerektirir. Öte yandan bazı aşılar dondurulabilirken (Polio,Kızamık, BCG); DBT, TT, DT, Td ve Hepatit Başılarının hiçbir zaman donmaması gerekir. Bu aşılar donduğu taktirde aşımateryali özelliğini yitirmekte, geri dönmeyecek şekilde bozunuma uğrayarak,çökeller oluşturmaktadır. Bazı donma durumlarında şiddetli çalkalamalarla yinehomojene yakın bulanıklık meydana gelebilmekte ve sanki donmamış izlenimiverebilmektedir. Bunun önüne geçebilmek için soğutucu ve dolapların belirlenmişsüreler dahilinde mutlaka izlenmeleri, olanak var ise elektronik olarakkaydedilmeleri yerinde olacaktır.
İl düzeyinde soğuk zincir uygulamalarıaşağıdaki kurallara göre düzenlenir:
• Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğukzincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarakmerkezden temini, il deposunda saklanması ve periferedağıtılmasından sorumlu, bir "İl Soğuk Zincir Sorumlusu" veyardımcısı olmalıdır.
• Aşıların dağıtımında ve kullanımında sonkullanma tarihleri mutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların öncekullanımı sağlanmalı ve miadı dolmuş ya da kullanım süresi dolmuş olanlar vakitgeçirilmeden imha edilmelidir.
• Gönderilen aşılar farklı firmalar tarafındanimal edildiğinden uygulama dozları için mutlaka prospektüslerine bakılmalıdır.
• Her sağlık ocağında aşılar buzdolabındasaklanmalı, buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişibelirlenmelidir. Soğuk zincir sorumluları Sağlık Memuru, Hemşire ya da Ebeolmalıdır.
• Buzdolaplarında mutlaka bir termometreolmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konulmalı ve buzdolabınınsıcaklığı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır. Özellikle +4 derecedekalması sağlanmalıdır.
• Buzdolabının kapısına bir sıcaklık izlemçizelgesi yapıştırılarak, dolabın sıcaklığı sabah ve akşam bu çizelgeyekaydedilmelidir. Sıcaklık izlem çizelgesinin altında soğuk zincir sorumlusu veyedeğinin adı soyadı bulunmalıdır.
• Aşıların saklandığı buzdolabı aşırı soğuk vesıcaktan korunacak, muhafazalı uygun bir odaya yerleştirilecektir. Buzdolabıgölge bir yerde, kışın ısıtılan odalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıktadüz bir zemine yerleştirilmelidir.
• Uzun tatillerde ve elektrik kesintilerinde,il ve sağlık ocağı düzeyinde soğuk zincir sorumluları dolap ısısını kontrolederek gereken önlemleri almalıdırlar.
• Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşısevkinde kullanılan soğutuculu (frigorifik) kamyonların soğutucu üniteleri ildebulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı bunun için de kamyonun parkedeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifazeelektrik hattı çekilmiş olmalıdır.
• Ankara merkez depodan kurye ile sevkyapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabıkullanılmalıdır.
• İllerden sağlık ocaklarına aylık olarakyapılan aşı sevklerinde 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakil kabıkullanılabilir.
• Çok acil durumlarda ya da nakil kabıyetmediğinde uzun ömürlü nakil kabı niteliğinde poliüretan ya da strafordan(köpük vb.) üretilmiş izolasyonlu özel aşı kapları, yeterli buz aküsü desteğiile aşı naklinde kullanılabilirler.
• Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincirmalzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzemeihtiyacı belirlenmeli, onarımı veya temini sağlanmalıdır.
(...)"
65. Anılan Genelge'de soğuk zincir ileilgili olarak ayrıca aşıların buzdolabına doğru olarak yerleştirilmesineilişkin çeşitli hükümler mevcuttur. Keza Genelge'deGenişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında çalışan personelin görev vesorumluluğuna ilişkin de çeşitli hükümler bulunmaktadır.
B. Uluslararası Hukuk
66. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesişöyledir:
“(1)Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veyayasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütünfaaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak veödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği içingerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal veidari önlemleri alırlar.
(3)Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı veuygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulanölçülere uymalarını taahhüt ederler.”
67. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:
" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabileceken iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetleriniveren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbirçocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksunbırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.
2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarakuygulanmasını takip ederler ve özellikle:
a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarınındüşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın vetıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilereksağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde vebaşka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilentekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanmasıyoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönünealarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygunbakımın sağlanması:
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikleana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ilebeslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusundatemel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babayarehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı içinzararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili hertürlü önlemi alırlar.
4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkıntam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklıolarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleriözellikle gözönünde tutulur."
68. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur(...)"
69. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,27/1/2015, § 67).
70. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -isterözel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğualtında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiğitakdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkântanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).
71. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisigibi meselelerde taraf devletlerin yetkili makamlarının AİHM'egöre daha elverişli konumda olduğunu belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
72. Mahkemenin 11/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
73. Başvurucular, oğulları M.I.ya 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafındanyürütülen aşı kampanyasında tek doz kızamık aşısı yapılmış olmasına rağmenoğullarının bundan yaklaşık bir buçuk yıl sonra kızamık hastalığınayakalandığını, akabinde de bu hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan SSPEhastalığına yakalanarak yaşamını yitirdiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucularaşılama kampanyasında bozuk aşı kullanılması, kızamık aşısının tek doz olarakyapılması, toplumun tüm kesiminin yaygın bir aşılama kampanyasına tabitutulmaması ve aşılama kampanyasının soğuk zincir kuralına uygun şekildeyürütülmemesi nedenleriyle oğullarının SSPE'yeyakalanarak hayatını kaybettiğini, somut olayda aşılama kampanyasının kötü birşekilde yürütüldüğünün açık olduğunu iddia etmiş; bu iddialarla oğullarınınyaşamının korunamadığını ileri sürmüşlerdir.
74. Başvurucular; önleyici ve koruyucu sağlık hizmetlerininbelli bir dönem kötü yürütüldüğünü, bu sebeple Anayasa'nın 56. maddesinin ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
75. Başvurucular; yaşam hakkının usul boyutunun meydana gelenölüm olayının etkili bir şekilde soruşturulmasını gerektirdiğini, somut olaydaDiyarbakır İl Sağlık Müdürlüğünden Diyarbakır'da 2001-2002 yıllarında tek dozkızamık aşısı yapılması kararını alan idari yetkililerinin isimlerininistenmesine rağmen bu kişilerin isimlerinin kendilerine verilmediğini, busebeple sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunamadıklarını ilerisürmüşlerdir. Başvurucular, açtıkları tam yargı davasında bilirkişiincelemesinin yapılmamış olmasının da yargılamanın etkin bir şekildeyürütülmediğini gösterdiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, onama kararınıveren Danıştay Onbeşinci Dairesinin karar düzeltmeistemi yönünden de karar verdiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular, busebeplerle yaşam hakkının usul yönünün ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
76. Başvurucular; aşılama kampanyasının nasıl yürütüldüğü, SSPEhastalığından ölen kişilerin sayısının neden bu kadar fazla olduğu ve toplumuntümüne aşı yapılıp yapılmadığı hususlarını derece mahkemelerininaçıklayamadığını, Danıştay kararlarının da genel geçer ifadelerle hazırlanmışolduğunu, bu sebeplerle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
77. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarakincelendiğinde başvurucuların temel olarak oğulları M.I.nın yaşamının korunamamasından ve idari yargıdaaçtıkları tam yargı davasının etkili bir şekilde yürütülmemesinden şikâyetettikleri anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurucuların bu başlık altında ilerisürdükleri tüm iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınanyaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
78. Anayasa’nın "Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
79. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
80. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşamhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
81. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
82. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu ve özelkesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerekyerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlkerBaşer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
83. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göredevletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumakiçin yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.
84. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarınıkoruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafındanyerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile maddi vemanevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (NailArtuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
85. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, yaşam hakkınıkorumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusalolsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
86. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Budurumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarınınaçık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59;Nail Artuç, § 37).
87. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleritazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yollarınuygulamada da etkili olmasıgerekir. Bir başvuruyolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesiveya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun birgiderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
88. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilerisürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğübulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ileilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garantialtına almamaktadır (Aysun Okumuş ve AytekinOkumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
89. Somut olayda başvurucular, oğulları M.I.nın SSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirmesiüzerine idare aleyhine açtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonrayaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır.Başvurucular, SSPE hastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddiaileri sürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sunduklarıdilekçelerde gerekse bireysel başvuru formunda oğullarına kızamık aşısıyaptırdıkları hâlde bu aşının yeterli dozda ve uygun koşullarda yapılmamasınedeniyle önleyici etki gösteremediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıcakızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılmamış olmasından şikâyetetmişlerdir.
90. Başvurucular, Diyarbakır'da 2001-2002 yıllarında tek dozkızamık aşısı yapılması kararını alan idari yetkililerinin isimlerininkendilerine verilmemesi nedeniyle bu kişiler hakkında suç duyurusundabulunamadıklarından da şikâyet etmişlerdir. Başvuru formu ve ekleri bu şikâyetkapsamında incelendiğinde başvurucuların 15/11/2006 tarihinde Diyarbakır İl SağlıkMüdürlüğüne bir dilekçe sunarak diğer bazı bilgi ve belgenin yanı sıra2001-2002 yıllarında Diyarbakır'da gerçekleştirilen tek doz kızamık aşısıuygulaması kararını alan idari yetkililerinin isim, soy isim ve adresbilgilerinin hukuki başvuruda kullanılmak üzere kendilerine verilmesi talebindebulunduğu, Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğünün ise il müdürlüklerinin rutin aşıtakvimini değiştirme yetkisinin olmadığını, 2001-2002 yıllarında ilköğretimbirinci sınıfta ikinci doz aşı uygulamasına devam edildiğini başvurucularabildirdiği görülmektedir. Başvuru formu ve eklerinde başvurucuların yaşadığıüzüntü verici olayın kasti bir tutumdan kaynaklandığını gösteren herhangi birbilgi ve belge bulunmamaktadır. Olayın meydana geldiği koşullar da bu bağlamdaherhangi bir şüphe uyandırmamaktadır. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesikapsamındaki etkili yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülüğün somut olayda mutlaka ceza soruşturmasını gerekli kıldığısöylenemez. Etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük, somutolayda mağdurlara idare mahkemeleri önünde açabilecekleri bir tam yargı davasıyolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir. Bu sebeple başvuruya konuolay hakkında herhangi bir ceza soruşturması yürütülmemesinin Anayasa'nın 17.maddesi bağlamında sorun teşkil etmediği değerlendirilmiş ve mevcut başvurudaasıl olarak hem idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirdezararın ödenmesini sağlayabilecek olan tam yargı davası sürecinin incelenmesigerektiği kanaatine varılmıştır.
91. Somut olayda öncelikle başvurucuların oğulları M.I.ya idare tarafından kızamıkaşısı yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekir. Zira aşının uygunkoşullarda yapılmadığı iddiası, M.I.yaaşı yapılıp yapılmadığı hususu ile doğrudan bağlantılıdır.
92. Başvurucular bireysel başvuru formunda Sağlık Bakanlığıtarafından yürütülen aşı kampanyası sırasında oğullarına kızamık aşısıyaptırdıklarını belirtmişlerdir. Keza başvurucular, oğullarına kızamık aşısınıyaptırdıkları iddiasını derece mahkemeleri önünde de dile getirmişlerdir.Başvurucuların bu iddiası ile ilgili olarak derece mahkemeleri isebaşvurucuların bağlı oldukları Şehitlik Sağlık Ocağı kayıtlarında M.I.ya aşı yapıldığına dairherhangi bir bilgiye rastlanmamasını ve M.I.ya aşıyapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin başvurucular tarafındandava dosyasına sunulmamış olmasını dikkate alarak M.I.yakızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır.
93. Bu durumda koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü sıradatutulması gereken kayıtlara ilişkin iç hukukta ne gibi düzenlemeler olduğununaçıklanması ve derece mahkemelerince verilen kararların bu kapsamdadeğerlendirilmesi yerinde olacaktır.
94. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında; sağlıkocakları ve evlerinin her türlü koruyucu hekimlik hizmetlerini, hastalarınmuayene ve tedavisi ile sağlık ocağına kayıtlı şahısların sağlık sicillerinitutmakla mükellef olduğu belirtilmiştir (bkz. § 39). Keza GenişletilmişBağışıklama Programı Genelgesi'nin "AşıUygulamalarında Kayıt ve Bildirim Sistemi" başlıklı kısmındaaşı uygulamalarının ilgili tüm formlara zamanında, tam ve doğru olarakkaydedilmesinin sağlanması gerektiği ifade edilmiş ve hangi forma hangibilgilerin kaydedileceği ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Anılan genelgede ayrıcaailelere mutlaka aşı kartı verilmesi gerektiği ifade edilmiştir (bkz. §§ 60,61).
95. Başvurucular, yukarıda açıklanan aşı kayıt sistemininyetersiz olduğu yahut bu sistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediğiyönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde söz konususistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediğine işaret eden herhangi birveri de tespit edilememiştir. Aksine başvurucular tarafından akrabalarıM.J.T.ye ait aşı kartının derece mahkemelerine ibraz edilmesi hususunun (bkz. §16) bu kayıt ve bildirim sisteminin uygulamada etkili bir şekilde işlediğineişaret eder mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.
96. Derece mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri AnayasaMahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesinin derecemahkemelerinin tespitlerinden farklı bir tespitte bulunabilmesi için bu husustaikna edici unsurların mevcut olması gerekmektedir. Derece mahkemeleri, davadosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak M.I.ya kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır.Derece mahkemeleri bu sonuca ulaşırken M.I.yaaşı yapıldığına dair herhangi bir kayda rastlanmadığını belirten ŞehitlikSağlık Ocağı yazısına ve başvurucuların M.I.ya aşıyapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgeyi dava dosyasına sunmamışolmasına dayanmıştır. Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak ele alındığındaderece mahkemeleri kararlarının dosyada bulunan delillerle açıkça çelişecekbiçimde verildiğinden söz edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Bu durumda somutolayda derece mahkemelerinin M.I.yaaşı yapılmadığı yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecek ikna edici birnedenin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
97. M.I.yakızamık aşısı yapıldığının kanıtlanamadığı dikkate alındığında kızamıkaşılarının uygun koşullarda yapılıp yapılmadığının ve aşı uygulamasında soğukzincir kuralına uyulup uyulmadığının ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığıdeğerlendirilmiştir.
98. Somut olayda, kızamık aşılarının yeterli dozda yapılmadığı yönündekiiddiaya da değinmek gerekir. Başvurucular bu iddiayı oğullarına uygulandığınıifade ettikleri kızamık aşısının dozajının yetersiz olduğu hususu ilebağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir. Başvurucular, kızamık aşısının yeterlidozda yapılmadığı yönündeki iddiayı Türkiye'deki kızamık aşılarının belli birdönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususu ile bağlantılı olarakileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgili olarak başvurucuların oğullarınınhayatta olduğu dönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğini ve ilkdozun çocuk dokuz aylıkken, ikinci dozun ise çocuk ilkokul birinci sınıfta ikenyapılması gerektiğinin karara bağlandığını ancak başvurucuların oğullarınınikinci dozun yapıldığı döneme gelmeden önce kızamık hastalığına, ardından daSSPE hastalığına yakalandığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla bu aşamada sözkonusu iddianın üzerinde daha fazla durulmasının gerekli olmadığıdeğerlendirilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki kızamık aşılarının 1998yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna, kızamıkaşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılmadığı yönündeki iddia incelenirkenyine değinilecektir.
99. Başvuru konusu olayda, kızamık aşısının ülke genelindeyaygın bir şekilde yapılmadığı yönündeki iddianın ayrıca incelenmesi gerekir.Çünkü başvurucuların bu iddiası, kızamık aşısının kendi çocuklarına yapılıpyapılmadığı hususundan bağımsız olarak incelenebilir niteliktedir. Başvurucularkızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılması hâlinde SSPE hastalığınayakalanma oranının oldukça düşeceğini, kızamık aşısının ülke genelinde yaygınşekilde yapılarak toplumun bağışıklığının yükseltilmesi hâlinde oğulları M.I.nın kızamık hastalığına,dolayısıyla SSPE hastalığına yakalanmayacağını ileri sürmüşlerdir.
100. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekildeorganize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüdepozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı birhastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistemkurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemlerialması gerekir.
101. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusalmakamların gerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne vebabaların bulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığındanşüphelendikleri çocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlıkkuruluşlarındaki görevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekliönlemleri alması gerekir.
102. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksekaşılama oranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir.Devletin normal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumunbağışıklığını güçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birliktebu pozitif yükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanıngörülmesi ve/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde dahageniş olacağı da muhakkaktır.
103. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümleriçeren 1593 sayılıKanun yürürlüktedir. Bu Kanun'un88. maddesinde çiçek aşısı mecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanısıra 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesinde kızamık hastalığı da dâhil olmak üzerebelirli hastalık türleri sayılmış, 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilenhastalıklardan birinin ortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesidurumunda bir kısım tedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusutedbirler arasında hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşıuygulanması şeklindeki tedbire de yer verilmiştir (bkz. §§ 27-34). Başvuruyakonu olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan Genelge'deise bebeklik dönemini de kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitliperiyotlar dâhilinde bazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usullerdüzenlenmiştir (Halime SareAysal [GK], B. No:2013/1789, 11/11/2015, §§ 71, 72).
104. Kızamık aşısının ülke genelinde yaygın bir şekildeyapılmadığı yönündeki iddia ile ilgili olarak SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonuraporundaki verilere değinmek yerinde olacaktır. Başvurucular, bireysel başvuruformunda anılan rapora yönelik herhangi bir iddia ve itiraz ilerisürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde, çeşitli üniversitelerde görev yapanakademisyenlerce hazırlanan söz konusu raporun objektifliğinin ve/veyayeterliğinin sorgulanmasına neden olabilecek ikna edici bir veri de tespitedilememiştir. Dolayısıyla kızamık aşısının ülke genelinde yaygın bir şekildeyapılmadığı yönündeki iddia değerlendirilirken bu rapordaki verilerdenyararlanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı kanaatine varılmıştır.
105. Derece mahkemelerince hükme esas alınan SSPE Bilimselİnceleme Komisyonu raporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığıkomplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkinaşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.Raporda; Türkiye'de 1970 yılında başlatılan rutin kızamık aşı uygulamasınınDünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987yılından bu yana giderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında%60,7'ye, 1991-1994 yılları arasında %73,7'ye, 1995-1998 yıllarında ise %76'yaulaştığı belirtilmiştir. Raporda, başvurucuların oğullarının dünyaya geldiği2000 yılının da aralarında bulunduğu 1999-2002 döneminde %81,7 aşılama oranınaulaşıldığı ifade edilmiştir. Raporda ayrıca 2003-2005 yılları arasındagerçekleştirilen kızamık aşı günleri kapsamında 15 yaş altı 18,5 milyon çocuğaaşı yapıldığı belirtilmiştir.
106. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucularınoğulları M.I.nın dünyayageldiği dönemde kızamık hastalığının eliminasyonu tam olarakgerçekleştirilememiş ise de kızamık hastalığının eliminasyonu için sürekliolarak artan aşılama oranlarına ulaşıldığı ve bu kapsamda rutin aşılamalarınyanı sıra çeşitli aşı kampanyaları yürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçlarınöncelik sıralamasının belirlenmesinde ve kamusal kaynakların hangi sağlıkhizmetine ne kadar tahsis edileceği hususunda idari makamların daha elverişlikonumda oldukları dikkate alındığında somut olayda anılan dönemde kızamıkhastalığının tamamen yok edilememiş olmasında yetkili makamlara bir sorumlulukatfedilemeyeceği değerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde,başvurucuların yaşadığı bölgede başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemderutin aşılamaların yanı sıra ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek birdurumun olduğuna ve bu hususta o dönemde yetkili olan kamu makamlarınabildirimde bulunulduğuna ilişkin bir kayıt da mevcut değildir. Başvurucular daolayların meydana geldiği dönemde -M.I. henüz kızamıkhastalığına yakalanmamış iken- yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesiüzerine yetkili kamu makamlarına durumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarınındurumu bildiğini ancak kamu makamlarının gerekli tedbirleri almadıklarını ilerisürmemişlerdir. Esasında bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmediğive/veya bir salgının ya da salgın tehlikesinin olmadığı normal durumlardaderece mahkemelerinin kararlarında da belirtildiği üzere aşı takipsorumluluğunun asıl olarak anne ve babalar üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
107. Başvuru konusu olayda ayrıca Türkiye'deki kızamıkaşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususunadeğinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporunagöre Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağındayapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yıllarıarasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş, 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tekdoz önerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk dozkızamık aşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermişve 2003 yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindekibu bilgi ve belgeler dikkate alındığında Türkiye'de belli bir dönem tek dozolarak uygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarlauyumlu olduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket edenkamu makamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağıdeğerlendirilmiştir.
108. Somut olayda son olarak idari yargıda açılan davadabilirkişi incelemesi yapılmadan hüküm kurulduğu, Diyarbakır 1. İdare Mahkemesikararının yeterli gerekçe ihtiva etmediği, temyiz ve karar düzeltmeaşamalarında genel geçer ifadelerle ret kararları verildiği ve tamyiz talebini inceleyen Danıştay Dairesi ile karardüzeltme talebini inceleyen Danıştay Dairesinin aynı olduğu yönündekiiddiaların incelenmesi gerekir. Görülmekte olan bir davadaki delillerideğerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi olmakla birlikte yaşamhakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda derece mahkemelerininAnayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapıpyapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olay bu kapsamda incelendiğinde çeşitliüniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan bilirkişi raporundakiveriler doğrultusunda hüküm kuran Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin ayrı bir bilirkişiraporu daha almamasının somut olayın koşulları bağlamında makul olmadığının söylenemeyeceği, gerek ilk derece mahkemesi kararınıngerekse ilk derece mahkemesinin gerekçesine katılan Danıştay kararlarınıngerekçesiz olduğundan söz edilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Temyizincelemesi ile karar düzeltme incelemesinin Danıştayınaynı dairesi tarafından yapılmasının da yargılamayı etkisiz kıldığından sözedilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
109. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olaydadevletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerinegetiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsabaşvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.
110. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
111. Başvurucular, oğullarının ölümü üzerine açtıkları tam yargıdavasının makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
112. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §26) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığıya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına(Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilirolma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunupbulunmadığı yönlerinden inceleyerek etkililiğini tartışmıştır.
113. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağısonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,§§ 35, 36).
114. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
115. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE11/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.