TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
A.Z.Ö. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/546)
Karar Tarihi:19/12/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 28/2/2018 - 30346
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Gizem Ceren DEMİR KOŞAR
Başvurucu
:
A.Z.Ö.
Vekili
:
Av. Ayşenur DEMİRKALE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi ve geçici maddiyardım yapılmasına ilişkin tedbirlerin uygulanmasında ortaya çıkan aksaklık vegecikmeler nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yaşananintihar olayı nedeniyle ise yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/1/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını ibrazetmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Başvurucunun YerDeğişikliklerine ve Boşanma Davasına İlişkin Süreç
9. Başvurucu; önceki evliliğinden olan biri 1994 doğumlu, diğeri1992 doğumlu serabral palsi (beyinfelci) hastası iki oğlu ve eşi S.K.dan olan 2008doğumlu oğlu ile birlikte 2009 yılında Bursa'dan İstanbul'a taşınmıştır.
10. Başvurucu, İstanbul'da bir süre kız kardeşinin yanındakalmıştır. Ancak başvurucu bir süre sonra, eşinden gördüğü şiddet nedeniyle ildeğiştirdiğini ve kız kardeşinin yanında daha fazla oturamayacaklarını belirterekbaşvuru yapması üzerine kirası ve taşınma masrafları İstanbul Valiliği SosyalYardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (İstanbul Valiliği SYDV) tarafından karşılanarak2010 yılında İstanbul ili Tuzla ilçesinde kiralık bir eve taşınmıştır.Başvurucunun burada bir işe yerleşmesi de sağlanmıştır.
11. Başvurucu 23/8/2010 tarihinde eşi S.K. aleyhine boşanmadavası açmıştır.
12. Başvurucunun 17/9/2010 tarihinde işinden evine dönerkeneşinin kendisini darp ve tehdit ettiği iddiasıyla şikâyette bulunması üzerine14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı mülga Ailenin Korunmasına Dair Kanun hükümleriuyarınca başvurucu hakkında altı ay süreyle koruma kararı verilmiştir.
13. 2010 yılı sonunda başvurucunun kira ve taşınma masraflarıİstanbul Valiliği SYDV tarafından karşılanmak üzere başka bir adrese taşınmasısağlanmış ve burada yine kendisine işe girmesi konusunda aracılık yapılmıştır.Başvurucuya, ikamet bilgilerini açıklamadan resmî işlemlerini yürütebilmesiamacıyla İstanbul Valiliği tarafından bir yazı verilmiş; başvurucunun ikametbilgileri gizli tutulmuştur.
14. Başvurucuya yapılacak bir tebligat için emniyet tarafındanadres araştırması yaptırılması ve başvurucunun adres bilgilerinin davadosyasına girmesi nedeniyle eşi tarafından erişilebilir hâle gelmesi üzerineİstanbul Valiliği SYDV tarafından başvurucunun adresi 2012 yılında yenidendeğiştirilmiştir.
15. Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin 23/12/2011 tarihli kararıylabaşvurucunun açtığı boşanma davasının kabulüne, müşterek çocuk ile anneninValilik tarafından korunma altına alındığı ve can güvenliklerinin bulunmadığıdikkate alınarak müşterek çocuk ile baba arasında şahsi ilişki kurulmasına yerolmadığına karar verilmiştir. Babanın temyiz süresi geçtikten sonra yaptığıtemyiz isteminin reddi üzerine karar 21/5/2012 tarihinde kesinleşmiştir.
16. Başvurucu, bu tarihten sonraki mevcut adresinin de eski eşitarafından tespit edildiğini belirterek yeniden adres değişikliği talepettiğini ancak talebinin reddedildiğini beyan etmektedir. Adres değişikliğitalebine ve bu talebin reddine ilişkin dosyada bilgi ve belge yer almamaktadır.
17. Başvurucu; adres değişikliği talebinin reddi üzerineyaşadığı korku nedeniyle işten ayrıldığını, çocuklarıyla birlikte evekapandığını, çalışmadığı için yaşadıkları maddi sıkıntı ve şiddet korkusunedeniyle hem çocuklarının hem kendisinin psikolojik olarak zarar gördüğünü,beyin felci hastası olan 1992 doğumlu büyük oğlu F.B.K.nın bu süreçte depresyona girdiğini ve girdiğidepresyon sonucu intihar ettiğini ileri sürmektedir.
18. Başvurucu, oğlunun ölümünden sonra adresinin İstanbulValiliği SYDV tarafından yeniden değiştirildiğini bildirmektedir.
B. F.B.K.nınİntiharına İlişkin Süreç
19. F.B.K. 17/1/2013 tarihinde şehir hatları vapurundan denizeatlayarak intihar etmiş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülensoruşturmada 16/1/2014 tarihinde "olaydabaşka bir kimseye atfı kabil bir kusurun bulunmadığı anlaşıldığı" gerekçesiylekovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
C. Eski Eş S.K. HakkındaYürütülen Adli Süreç
20. Başvurucunun 17/9/2010 tarihinde işinden evine dönerken eşitarafından darp ve tehdit edildiği iddiasıyla yaptığı şikâyet üzerine TuzlaCumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuya ilişkin başlatılan soruşturmakapsamında 24/9/2010 tarihinde alınan sağlık raporunda, sağ bacakta femur iç arka kısımda 3 cm ekimoz,sağ tibia arka kısımda 3 cm ekimoz,sol bacakta femur ön yüzde 3 cm ekimoz,her iki kolda ön kolda ikişer adet ekimoz bulunduğutespit edilmiştir.
21. Anılan olaya ilişkin Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığının24/3/2011 tarihli iddianamesiyle S.K. hakkında basit yaralama, hakaret vetehdit suçlarından dava açılmıştır.
22. Başvurucu; 2011 yılı içinde işyerine gitmek için servisingelmesini beklerken S.K.nınelindeki taşları kendisine attığı, bu tarihten sonra kendisini takip etmeyebaşladığı, telefonla arayarak “O camdandüşme, ben seni camdan atacağım. Kimse seni elimden kurtaramaz. Ben burdayım. Buradan ev tutacağım. Polis seni elimdenkurtaramaz.”, “Ölümlerden ölüm beğen.”, “Çocuğunu kaçıracağım.”sözleri ile tehdit ettiği, 24/4/2011 tarihinde aradığı telefonu açan büyük oğluF.B.K.ya “Ben sizi buldum. Annenizi döveceğim, onuöldüreceğim. Yüzüne kezzap atacağım.” diyerek, kendisine ise “Seni camdan atacağım.” diyerek tehdittebulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olmuştur.
23. Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığının 24/5/2011 tarihliiddianamesiyle S.K.nıntehdit suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
24. Başvurucu; S.K.nınkendisini takip ettiği, öldüreceğini ve müşterek oğlu H.yikaçırıp kötü insanların eline vereceğini söyleyerek sürekli tehdit ettiğiiddiasıyla şikâyetçi olmuş; Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığının 18/9/2011 tarihliiddianamesiyle ölümle tehdit suçundan cezalandırılması istemiyle S.K. hakkındadava açılmıştır.
25. Açılan üç ayrı davanın birleştirilmesine karar verilmiştir.İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 22/5/2013 tarihli kararıyla, S.K.nın 17/9/2010 günü başvurucuyuyaraladığının sağlık raporundan anlaşıldığı gerekçesiyle basit yaralama suçundanadli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verilmiştir. Sanığıntelefonla başvurucuyu arayarak "Ocamdan düşme, ben seni camdan atacağım, kimse seni benim elimden kurtaramaz,ben buradayım, buradan ev tutacağım, polis seni elimden kurtaramaz, ölümlerdenölüm beğen, çocuğunu kaçıracağım." sözleriyle tehdit ettiğinintanık beyanları ve dosya kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle S.K.nın tehdit suçundan 6 ay hapiscezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. S.K.ya isnat edilen diğer suçlar yönünden ise atılısuçların işlendiğine dair delil bulunmaması nedeniyle beraat kararıverilmiştir. Anılan kararın beraat ve hapis cezasına ilişkin hükümler yönündentemyiz incelemesi devam etmektedir.
26. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 9/2/2012 tarihliiddianamesiyle boşanma davası devam ederken S.K.nınbaşvurucuya hakaret içerikli mesaj gönderdiğinden bahisle hakaret suçundancezalandırılması istemiyle dava açılmış; Küçükçekmece 5. Sulh Ceza Mahkemesince4/6/2013 tarihinde, S.K.nın kendisini aldattığınıdüşündüğü eşine telefonla mesaj göndermek suretiyle ve yapılan görüşmelerdehakaret ettiği, sanığın atılı suçu kendisine yönelik haksız eyleme karşıişlediği anlaşıldığından hakkında ceza verilmesine yer olmadığına kararverilmiştir.
D. BaşvurucuyaYapılan Ekonomik Destekler
27. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü (İl Müdürlüğü)tarafından 1/8/2012 tarihinden geçerli olmak üzere başvurucuya en küçük oğluiçin bir yıl süreli ekonomik destek verilmiş olup bu kapsamda 4.150 TL ödemeyapıldığı anlaşılmaktadır.
28. Başvurucuya, Bursa ve İstanbul Valilikleri SosyalYardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından 2009 yılından 2014 yılına kadarbarınma yardımı ve nakdî yardım yapıldığı; başvurucunun ayrıca üç farklıkaymakamlıktan farklı tarihlerde nakdî yardım aldığı anlaşılmaktadır.
E. Başvurucu ve KüçükOğlunun Kimlik Bilgilerinin Değiştirilmesi Süreci
29. Başvurucu 6/7/2012 tarihinde, 8/3/2012 tarihli ve 6284sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 4.maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca kendisinin ve eski eşiylemüşterek çocukları H.K.nınkimlik bilgilerinin değiştirilmesi talebinde bulunmuştur.
30. Bakırköy 3. Aile Mahkemesi 10/8/2012 tarihli kararıylabaşvurucu ve oğlu hakkında altı ay süreli önleyici tedbir kararınahükmetmiştir. Kimlik bilgilerinin değiştirilmesi talebi ise alınan diğerönleyici tedbir kararlarının uygulanmasında başvurucu açısından yarar bulunduğugerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığıitiraz, Bakırköy 4. Aile Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve 5/9/2012tarihinde 6284 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendiuyarınca başvurucu ve oğlu H.K.nınkimlik bilgilerinin değiştirilmesi tedbirinin uygulanmasına karar verilmiştir.
31. 24/9/2012 tarihinde anılan karar, gereği ve kararın infazıiçin İl Müdürlüğüne gönderilmiştir. 18/1/2013 tarihli ve 28532 sayılı 6284sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunaİlişkin Uygulama Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) yürürlüğe girmesi üzerine13/2/2013 tarihinde anılan karar, Yönetmelik'in 16. maddesinin (2) numaralıfıkrası uyarınca İçişleri Bakanlığına gönderilmiştir.
32. 28/3/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbulCumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıyla tedbir kararlarının ilk defada en çokaltı ay süre için verilebileceği dikkate alındığında kimlik bilgilerinindeğiştirilmesine ilişkin tedbirin geçerlik tarihinin 5/3/2013 tarihinde sonaerdiğinin anlaşıldığı belirtilmiş; tedbir kararının süresinin uzatılmasınailişkin olarak Mahkemece yeniden değerlendirilme yapılması talep edilmiştir.
33. Bakırköy 3. Aile Mahkemesinin 19/6/2013 tarihli ekkararıyla, anılan tedbir kararının mahiyeti gereği süreye tabi olmadığıbelirtilmiş, tedbir kararı gereği ve kararın infazı için yeniden İçişleriBakanlığına gönderilmiştir.
34. Başvurucu ve oğlunun yeni kimlik belgeleri 25/7/2013tarihinde kendilerine teslim edilmiştir.
F. Geçici Maddi YardımYapılmasına İlişkin Karar
35. Başvurucunun 13/12/2012 tarihli talebi üzerine Bakırköy 4.Aile Mahkemesinin 18/12/2012 tarihli kararıyla başvurucu ve en küçük oğlu için6284 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında geçici maddi yardım yapılmasına,gereği için kararın, İstanbul Valiliği Aile ve Sosyal Politikalar İlMüdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir.
36. Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü Koza Şiddet Önlemeve İzleme Merkezi Müdürlüğü (ŞÖNİM) tarafından 19/2/2013 tarihinde, yapılacakgeçici maddi yardımın süresinin kararda belirtilmemiş olması nedeniyleMahkemeden, ödenecek yardımın başlangıç ve bitiş sürelerinin belirtilmesiistenmiştir.
37. Bakırköy 4. Aile Mahkemesinin 19/2/2013 tarihli ekkararıyla, geçici maddi yardımın ilk karar tarihinden başlayarak altı aysüreyle geçerli olduğuna karar verilmiştir.
38. Başvurucu 16/7/2013 tarihinde, yapılacak maddi yardımı topluolarak almak istediğine dair dilekçe vermiştir. Yapılacak ödeme için ŞÖNİMtarafından 29/7/2013 tarihinde ödenek talep edilmiş ve başvurucuya 4/9/2013tarihinde toplu olarak ödeme yapılmıştır.
G. Başvurucunun ŞikâyetiÜzerine Kamu Görevlileri Hakkında Yürütülen Adli Süreç
39. Başvurucu, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi ve geçicimaddi yardım yapılmasına ilişkin kararların uygulanmamasında İstanbul ValiliğiAile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü bünyesinde görevli kamu görevlilerininihmali bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olmuştur.
40. İstanbul Valiliği tarafından 9/9/2013 tarihinde, şikâyetedilen kamu görevlilerinin görevlerini ihmal ettiklerine ya da kötüyekullandıklarına ilişkin bilgi ve bulguya rastlanmadığı gerekçesiyle soruşturmaizni verilmemesi yönünde karar alınmıştır.
41. Soruşturma izni verilmemesine yönelik karara karşı başvurucutarafından yapılan itiraz, İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 12/11/2013 tarihlikararı ile reddedilmiştir.
42. İtirazın reddine ilişkin kararın 11/12/2013 tarihinde tebliğedilmesi üzerine başvurucu 9/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
43. 6284 sayılı Kanun’un “Amaç,kapsam, temel ilkeler” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"(1)Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunankadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduruolan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıylaalınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
(2) Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasındaaşağıdaki temel ilkelere uyulur:
a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğuuluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçiŞiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi veyürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır.
b) Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasındatemel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devletilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenir.
c) Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararlarıinsan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilir.
ç)Bu Kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen vekadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarakyorumlanamaz."
44. 6284 sayılı Kanun’un “Mülkîamir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları” kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"(1)Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerdenbirine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere mülkî amir tarafındankarar verilebilir:
a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindekiçocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması.
b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacakyardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması.
c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyalbakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi.
ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veyaresen geçici koruma altına alınması.
d) Gerekli olması hâlinde, korunan kişininçocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişininçalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altıyaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarınınyarısını geçmemek ve belgelendirilmek kaydıyla Bakanlık bütçesinin ilgilitertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.
(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerdebirinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kollukamirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihitakip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırksekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğindenkalkar."
45. 6284 sayılı Kanun’un “Hâkimtarafından verilecek koruyucu tedbir kararları” kenar başlıklı 4.maddesi şöyledir:
"(1)Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki koruyucutedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkimtarafından karar verilebilir:
a) İşyerinin değiştirilmesi.
b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşimyeri belirlenmesi.
c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartlarınvarlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutuşerhi konulması.
ç)Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesiiçin diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilininaydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı TanıkKoruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinindeğiştirilmesi."
46. 6284 sayılı Kanun’un “Hâkimtarafından verilecek önleyici tedbir kararları” kenar başlıklı 5.maddesi şöyledir:
"(1)Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçınaveya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:
a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılamaveya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması vemüşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.
c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula veişyerine yaklaşmaması.
ç)Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa,kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanmasıya da tümüyle kaldırılması.
d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsabile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâllersaklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.
e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.
f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsızetmemesi.
g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahlarıkolluğa teslim etmesi.
ğ)Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniylezimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.
h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veyauyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilereve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde,hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.
ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması vetedavisinin sağlanması.
(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b),(c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince dealınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilkişgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmidörtsaat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.
(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihlive 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyicitedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka vekişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.
(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıdabulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemişolması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulunduraraktalep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir."
47. 6284 sayılı Kanun’un “Tedbirkararlarının bildirimi ve uygulanması” kenar başlıklı 10. maddesişöyledir:
"(1)Bu Kanun hükümlerine göre alınan tedbir kararları, Bakanlığın ilgili il ve ilçemüdürlükleri ile verilen kararın niteliğine göre Cumhuriyet başsavcılığına veyakolluğa en seri vasıtalarla bildirilir.
(2) Bu Kanun kapsamında ilgili mercilereyapılan başvurular ile bu başvuruların kabul ya da reddine ilişkin kararlar,başvuru yapılan merci tarafından Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerinederhâl bildirilir.
(3) Korunan kişinin geçici koruma altınaalınmasına ilişkin koruyucu tedbir kararı ile şiddet uygulayan hakkında verilenönleyici tedbir kararlarının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu veyaönleyici tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya datedbirin uygulanacağı yer kolluk birimi görevli ve yetkilidir.
(4) Tedbir kararının, kolluk amirince verilipuygulandığı veya korunan kişinin kollukta bulunduğu hâllerde, kolluk birimleritarafından kişi, Bakanlığın ilgili il veya ilçe müdürlüklerine ivedilikleulaştırılır; bunun mümkün olmaması hâlinde giderleri Bakanlık bütçesinin ilgilitertibinden karşılanmak üzere kendisine ve beraberindekilere geçici olarakbarınma imkânı sağlanır.
(5) Tedbir kararının ilgililere tefhim veyatebliğ edilmemesi, kararın uygulanmasına engel teşkil etmez.
(6) Hakkında barınma yeri sağlanmasına kararverilen kişiler, Bakanlığa ait veya Bakanlığın gözetim ve denetimi altındabulunan yerlere yerleştirilir. Barınma yerlerinin yetersiz kaldığı hâllerdekorunan kişiler; mülkî amirin, acele hâllerde kolluğun veya Bakanlığın talebiüzerine kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesis, yurt veya benzeriyerlerde geçici olarak barındırılabilir.
(7) İşyerinin değiştirilmesi yönündeki tedbirkararı, kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre yetkili merci veyakişi tarafından yerine getirilir."
48. 6284 sayılı Kanun’un “Tedbirkararlarına aykırılık” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"(1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkındatedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareketetmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğineve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlamahapsine tabi tutulur.
(2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığınher tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına görezorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz günekadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.
(3) Zorlama hapsine ilişkin kararlar,Cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar Bakanlığın ilgili ilve ilçe müdürlüklerine bildirilir."
49. 6284 sayılı Kanun’un “Geçicimaddi yardım yapılması” kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:
"(1) Bu Kanun hükümlerine göre geçicimaddi yardım yapılmasına karar verilmesi hâlinde, onaltıyaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarınınotuzda birine kadar günlük ödeme yapılır. Korunan kişinin birden fazla olmasıhâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödemeyapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarınınbir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bufıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.
(2) Bu ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçicimaddi yardımlar için konulan ödenekten karşılanır. Yapılan ödemeler, şiddetuygulayandan tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde tahsil edilir. Bu şekildetahsil edilemeyenler 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının TahsilUsulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgili vergi dairesi tarafından takip vetahsil edilir.
(3) Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyandabulunduğunun tespiti hâlinde yapılan yardımlar, bu kişiden 6183 sayılı Kanunhükümlerine göre tahsil edilir."
50. Yönetmelik'in “Geçici maddi yardım yapılması” kenarbaşlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Korunan kişi hakkında Kanunun 17 nci maddesi uyarınca geçicimaddi yardım yapılır.
(2) Tedbir kararı, ilgiliye tefhim veya tebliğedilir ve yerine getirilmek üzere ŞÖNİM’e gönderilir.
(3) Geçici maddi yardım kararı ile on altıyaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarınınotuzda birine kadar günlük ödeme yapılır. Korunan kişinin birden fazla olmasıhâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödemeyapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarınınbir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bufıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.
(4) Geçici maddi yardım, korunan kişininkimlik numarası ve banka hesap numarası beyanına istinaden, kararın ŞÖNİM’e tebliğ edilmesini müteakiben hazırlanan bordro ileödenir. Bordro, her ayın onbeşinde ve otuzundadüzenlenerek tahakkuk eden meblağ ilgililerin banka hesabına yatırılır. Aynıtedbir kararında birden fazla kişi hakkında geçici maddi yardım yapılmasınadair karar verilmesi halinde bu kişiler aynı bordroda gösterilir ve ödemeleraynı banka hesap numarasına yapılır. Ödeme evrakına karar örneği eklenir.Geçici maddi yardıma dair ödemelere kararın geçerliliği süresince devam edilir.Geçici maddi yardım yapılmasının kaldırılmasına ya da değiştirilmesine kararverilmesi halinde kararın geçerli olduğu gün üzerinden hesaplanarak ödeme yapılır.Korunan kişiye elden ödeme yapılmaz.
(5) Geçici maddi yardımlar için yapılanödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici maddi yardımlar için konulan ödenektenkarşılanır. Geçici maddi yardıma ilişkin ödemelerin geri alımı 42 nci maddede belirtilen esaslaragöre yapılır.
(6) Diğer Kanunlara göre yapılan yardımlar,geçici maddi yardım yapılması tedbirine karar verilmesine engel olmaz.
(7) Bu madde kapsamında yapılan ödemeler,gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisinden, bu ödemeler için düzenlenenkâğıtlar ise damga vergisinden istisnadır."
51. Yönetmelik'in “Kimlik vediğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi” kenar başlıklı 8. maddesişöyledir:
"(1) Kimlik ve diğer bilgi ve belgelerindeğiştirilmesi tedbiri, hâkim tarafından, korunan kişinin hayati tehlikesininbulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterliolmayacağının anlaşılması hâlinde, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayanılarakTanık Koruma Kanunu hükümlerine göre verilen tedbir kararıdır.
(2) Karar, İçişleri Bakanlığınca gereği yerinegetirilmek üzere hâkim tarafından Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
(3) Cumhuriyet başsavcılığınca bu kararİçişleri Bakanlığına ivedilikle gönderilir. Karar üzerine yapılan işleminsonucu, İçişleri Bakanlığı tarafından Cumhuriyet başsavcılığınabildirilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
52. Mahkemenin 19/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım TalebiYönünden
53. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılamaimkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.
54. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
B. Maddi ve ManeviVarlığın Korunması Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
55. Başvurucu; kimlik bilgilerinin değiştirilmesi kararınınzamanında uygulanmaması nedeniyle çocuklarıyla birlikte şiddet korkusu içindeyaşamak zorunda kaldıklarını, geçici maddi yardım yapılmasına ilişkin kararıngeç uygulanması, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi tedbirinin uygulanmasındansonra ilgili kayıtların gereği gibi düzenlenmemesi neticesinde iş bulamamasıgibi nedenlerle ekonomik sıkıntılar yaşadığını,çocuklarıylabirlikte kurmaya çalıştıkları aile hayatının korunması yönünde devletin üzerinedüşen pozitif yükümlülüklerini yerine getirmekte yetersiz kaldığını belirterekkötü muamele yasağı, özel hayat ve aile hayatının korunması hakkı, adilyargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
56. Bakanlık görüş yazısında; başvurucunun iddialarınınAnayasa'nın 17. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği, somut olaydabaşvurucu ve çocuklarının güvenliklerinin sağlanması ve hayatlarını idameettirebilmeleri konusunda yargısal ve idari makamların eylemsiz kalmadıklarıbelirtilmiştir.
57. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyandilekçesinde yargısal ve idari makamların eylemsiz kalmadıklarının doğruolduğunu ancak uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle süreçlerden sonuç alabilmekiçin çaba sarf ettiğini, idari ve yargısal makamlara defalarca başvuru yapmakzorunda kaldığını, hızlı ve etkili önlemler alınmadığını, koruma yükümününgereği gibi yerine getirilmediğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
58. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
59. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiaları kişinin maddi vemanevi varlığının korunması hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
61. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddive manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
62. Anayasa'nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kişinin maddive manevi varlığının koruması hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
63. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkileralanında olsa da belirtilen haklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerinalınmasını zorunlu kılar (Marcus Frank Cerny[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40). Alınması gereken tedbirlerinneler olduğu her somut olayın kendi koşulları çerçevesindedeğerlendirilmelidir.
64. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin sahip olduğukoruma yükümlülüğü, hem hukuki hem de fiilî tedbirleralınmasını gerektirmektedir. Bu tedbirler korumasız kişilerin etkili birşekilde korunmalarını sağlamalı, yetkililerin bilgi sahibi oldukları veyaolmaları gerektiği durumlarda makul adımlar atmalarını içermelidir (R.K., B. No: 2013/6950, 20/4/2016, § 75).
65. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük yetkililer üzerine aşırıyük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 53).
66. Devletin maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamındasahip olduğu pozitif yükümlülüklerin “etkili bir yargısal sistem kurma”ya ilişkin bir yönü de bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
67. Diğer taraftan bu yöndeki pozitif yükümlülüğün sonuçyükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her davadabaşarılı olunması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan birsonuca varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraber kural olarakdava, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddiaların doğruluğununkanıtlanması hâlinde sorumlularının tespit edilerek uygun telafi imkânlarınısağlayacak nitelikte olmalıdır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 45).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
68. Başvurucu, geçici maddi yardım yapılmasına ve kimlikbilgilerinin gizlenmesine yönelik verilen kararların geç uygulanması nedeni ilepozitif yükümlülüklerin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
69. Somut olayın incelenmesinde öncelikle Anayasa'nın 17.maddesi kapsamında devletin sahip olduğu koruma yükümlülüğü kapsamında koruyucubir hukuk sistemi kurulması gerekliliği yönündeki pozitif yükümlülüğün yerinegetirilip getirilmediğinin incelenmesi gerekmektedir.
70. 4320 sayılı mülga Kanun kapsamında, aile içi şiddete maruzkalan bireylerin korunmasına yönelik olarak başvurulabilecek tedbirlerdüzenlenmiştir. 8/3/2012 tarihinde ise ailenin korunması ve kadına karşışiddetin önlenmesi için etkili ve süratli bir yöntem izlenmesi, şiddete maruzkalan veya uğrama tehlikesi altında olan kişinin gecikmeksizin korunmasıamacıyla Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle belirlenenstandartlara uygun olarak 6284 sayılı Kanun yürürlüğe konulmuştur.
71. 6284 sayılı Kanun kapsamında, şiddete uğrayan veya şiddeteuğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin korunması vebu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkinusul ve esaslar düzenlenmektedir.
72. Anılan Kanun kapsamında ilgilinin talebi, kolluk görevlileriya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine mülki amir tarafındanverilebilecek koruyucu tedbir kararları, hâkim tarafından verilebilecekkoruyucu tedbir kararları ve hâkim tarafından verilebilecek önleyici tedbirkararları düzenlenmektedir. Anılan Kanun kapsamında ayrıca korunan kişiyegeçici maddi yardım yapılmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Anılankararlar ilk seferinde en çok altı ay geçerli olmakla birlikte bu süre; resenveya korunan kişi, kolluk görevlileri ya da Aile ve Sosyal PolitikalarBakanlığının talebi üzerine uzatılabilmektedir.
73. Aynı Kanun'un 13. maddesine göre anılan tedbir kararlarınıngereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde şiddet uygulayana toplam süresi altıayı geçmeyecek şekildeCumhuriyet başsavcılıklarıncazorlama hapsi uygulanabilmektedir.
74. Önleyici ve koruyucu tedbir kararlarının yeterli olmadığıdurumlarda ayrıca kimlik bilgilerinin ve diğer ilgili belgelerin değiştirilmesitedbiri de 6284 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmektedir.
75. 6284 sayılı Kanun'un 17. maddesinde ayrıca Kanun kapsamındakorunan kişilere geçici maddi yardım yapılması düzenlenmiş olup anılan yardımile belli bir süre için korunan kişilerin geçimlerinin sağlanabilmesi amaçlanmaktadır.
76. Buna göre devletin koruma yükümlülüğü çerçevesinde gerekliyasal altyapının oluşturulduğu ve şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesibulunanların korunması yönünden kurulan hukuk sisteminin yetersiz olmadığıanlaşılmaktadır (Benzer yöndeki karar için bkz. Semra Özel Üner, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 39).
77. İkinci olarak incelenmesi gereken husus, mevcut idari veyasal mevzuat kapsamında somut olayın gerektirdiği ölçüde makul pratiktedbirler alınıp alınmadığıdır.
78. Başvurucunun 17/9/2010 tarihinde eşi tarafından darp vetehdit edildiğine ilişkin iddiasının adli makamlar önüne taşınmasının ardından29/9/2010 tarihinde başvurucu hakkında 4320 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesikapsamında koruma kararı verildiği anlaşılmaktadır. 29/4/2011 tarihinde isebaşvurucu hakkında çağrı üzerine koruma kararı verilmiş ve anılan tedbirkararı, süresi uzatılarak devam ettirilmiştir.
79. Başvurucu 6/7/2012 tarihinde kendisi ve küçük oğlu H.K.hakkında kimlik bilgilerinin değiştirilmesi tedbiri uygulanması talebindebulunmuştur. Başvurucu hakkında önleyici tedbirlere hükmedilmesinin yeterliolduğu değerlendirilmiş ve 10/8/2012 tarihinde, altı ay süreyle geçerli olmaküzere S.K.nın başvurucuya yönelik olarak şiddettehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlardabulunmamasına, başvurucunun ikamet ettiği adreste bulunan konuta 100 metredenfazla yaklaşmamasına, başvurucunun şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zararvermemesine, başvurucuyu iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsızetmemesine karar verilmiştir.
80. Başvurucunun itirazı üzerine ise 5/9/2012 tarihinde, anılanönleyici tedbir kararlarına başvurucunun ve S.K. ile müşterek oğlu H.K.nın kimlik bilgilerinin vediğer ilgili belgelerinin değiştirilmesi tedbirinin eklenmesine kararverilmiştir. Başvurucu ve oğlunun yeni kimlik belgeleri 25/7/2013 tarihindekendilerine teslim edilmiştir.
81. Başvurucu ve oğlunun kimlik bilgilerinin değiştirilmesiyönünde verilen kararın, karar tarihinden yaklaşık on ay sonra uygulandığıanlaşılmaktadır. Anılan gecikme, karar tarihinde henüz Yönetmelik'in yürürlüğegirmemiş olması ile adli ve idari makamlar arasındaki koordinasyon veorganizasyon eksikliğinden kaynaklanmaktadır (bkz. §§ 31-33).
82. Başvurucuya ödenmesine karar verilen altı aylık süreligeçici maddi yardımın ise karar tarihinden yaklaşık dokuz ay sonra ödendiğianlaşılmaktadır. Geçici maddi yardım kararının uygulanmasında ise Mahkemekararında tedbirin geçerlilik süresinin yer almaması ve ödenek beklenmesi nedenleriylegecikme olduğu görülmektedir.
83. 6284 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının(b) bendi uyarınca, anılan Kanun kapsamında verilecek destek ve hizmetlerinsunulmasında süratli bir usul izlenmesi esastır (bkz. § 43). Bu durumda, ilgiliKanun kapsamında alınması gereken tedbirlere ilişkin yetkili mercilerce kararalınmasının yanı sıra bu kararların makul bir süre içinde yerine getirilmesi deayrıca önem taşımaktadır. Somut olayda, yetkili mercilerce alınan tedbirkararlarının yerine getirilmesinde meydana gelen sırasıyla on aylık ve dokuzaylık gecikmenin adli ve idari süreçlerdeki aksaklıklardan meydana geldiği vebu gecikmenin makul olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
84. Sonuç olarak, başvurucu ve çocuklarının maddi ve manevibütünlüklerinin korunması ile geçimlerinin sağlanması noktasında kamu makamlarıtarafından alınan tedbirlerin gerekli hız ve özende gerçekleştirilmediği,kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında devlete aitpozitif yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
85. Başvurucu ayrıca kimlik bilgilerinin değiştirilmesitedbirinin uygulanmasının ardından iş tecrübesi gibi ilgili kayıtlarındeğiştirilmemesi nedeniyle iş bulamadığını ileri sürmekte ise de başvurucununeğitim ve iş tecrübesi durumu ile hangi kayıtların değiştirilmesini istediği vebu konuda yetkili makamlara yaptığı bir başvuru bulunup bulunmadığı konusundabilgi ve belge sunmamış olması nedeniyle anılan hususa ilişkin değerlendirmeyapılmamıştır.
86. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde korumaaltına alınan maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.
C. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
87. Başvurucu; maruz kaldıkları şiddet tehdidi ve yaşadıklarıkorku nedeniyle oğlunun depresyona girerek intihar ettiğini, yaşam hakkıkapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
88. Anayasa’nın"Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes,yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
89. Yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlerepozitif ve negatif ödev yükleyen haklardandır (AYM, E.2007/78, K.2010/120,30/12/2010). Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, Anayasa'nın 5.maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevleryükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 50).
90. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanındabulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermemeyükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğerbireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
91. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikeninbulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlardamakul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesiniönleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insandavranışlarının öngörülemezliği, öncelikler vekaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihidikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yükoluşturacak şekilde yorumlanamaz (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 53).
92. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerininkorumaya ilişkin maddi yönü yanında usule ilişkin yönü de bulunmaktadır. Buyükümlülük, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini vegerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyigerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkilibir şekilde uygulanmasını ve varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
93. İçinde bulundukları ruhsal durum ve depresyon nedeniyleintihar eğilimi taşıyan bireylerin -özellikle devletin hüküm ve gözetimialtında bulundukları koşullarda- yaşam haklarının korunması noktasında gereklitedbirlerin alınması devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer almaktadır.
94. Ayrıca kamu makamları, zihinsel ve ruhsal rahatsızlığı olankişiler ile engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerden yararlanmalarınısağlamak ve bu bireyleri korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.
95. Ancak bu kapsamda beklenen gerekli tedbirleri almayükümlülüğü bireylere karşı kendilerinden ya da dışarıdan gelebilecektehlikelerin kamu makamları tarafından bilindiği ya da bilinmesi gerektiğidurumlarda söz konusu olmaktadır.
96. Başvurucunun büyük oğluna yönelik doğrudan bir tehdit ya daşiddet eyleminden söz edilmediği, F.B.K.nıntehditten dolaylı olarak etkilendiğinin ileri sürüldüğü somut olayda F.B.K.nın yaşamına ilişkin kendisinden gelebilecek birriskin varlığının kamu makamları tarafından bilindiğine ya da bilinmesigerektiğine ilişkin bir bulguya rastlanmamaktadır. Bu doğrultuda yaşam hakkınınkorunması yönünde bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucunavarılmaktadır.
97. Ölüm olayının meydana gelmesinin ardından olaya ilişkinderhâl soruşturma başlatıldığı, tanık beyanları, kamera kaydı görüntüleri ileotopsi raporunun temin edildiği ve başka bir kişiye atfedilebilir bir kusurbulunmadığının anlaşılması üzerine kovuşturmaya yer olmadığına dair kararverildiği dikkate alındığında etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğüne yönelikbir ihlalin bulunmadığının da açık olduğu sonucuna varılmaktadır.
98. Yaşam hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğuanlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
99. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
100. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
101. Başvuruda, maddi ve manevi varlığın korunması hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
102. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
103. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
104. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâletücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,
B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,
C. 1. Maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
D. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığınkorunması hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ'un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
E. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNEOYBİRLİĞİYLE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE19/12/2017 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Kimlik bilgilerinin değiştirilmesine ve geçici maddî yardımyapılmasına ilişkin tedbirlerin uygulanmasında ortaya çıkan aksaklık ve gecikmelersebebiyle başvurucunun maddî ve manevî varlığın korunması hakkının ihlaledildiğine karar verilmiştir.
Çoğunluğun kararında, başvurucu ile oğlunun kimlik bilgilerinindeğiştirilmesi yönünde verilen kararın yaklaşık on ay sonra uygulandığı, bugecikmede ilgili yönetmeliğin henüz yürürlüğe girmemesinin ve adlî ve idarîmakamların arasındaki koordinasyon noksanlığının etkili olduğu; başvurucuyaödenmesine karar verilen geçici maddî yardımın da karar tarihinden dokuz aysonra ödendiği, bu gecikmeye ise mahkeme kararında tedbirin geçerliliksüresinin yer almaması ile ödenek beklenmesinin yol açtığı belirtilerek anılanaksaklıklar sebebiyle kişinin maddî ve manevî varlığının korunması hakkıkapsamında Devlete ait pozitif yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilmediğibelirtilmektedir (§§ 81-85).
Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan temel hakkınDevlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin, her somut olayın kendi şartlarıiçinde değerlendirilmesi gereken tedbirlerin alınmasını zorunlu kıldığı ve butedbirlerin alınmamasının Devletin sorumluluğunu ortaya çıkarabileceğibilinmektedir. Ancak insan davranışlarının öngörülemezliğiile öncelikler ve kaynaklar değerlendirilmek suretiyle tercih edilecektedbirlerin belirlenmesinde, pozitif yükümlülüğün yetkililer üzerinde aşırı yükoluşturacak şekilde yorumlanmaması gerektiği, ilgili bütün kararlarımızdaolduğu gibi bu kararımızda da tekrarlanmaktadır (bkz. § 65 vebuparagrafda belirtilen referans kararımız).
Devletin önleme yükümlülüğünden kaynaklanan sorumluluğununortaya çıkması için, yetkililerin makul ölçüler çerçevesinde ve sahip olduklarıyetkiler kapsamında kişinin maddî ve manevî varlığına yönelik gerçek ve yakıntehlikenin gerçekleşmesini önleyecek şekilde tedbir almakta başarısızolduklarının tespit edilmesi ve bu konunun her davanın kendi şartlarındadeğerlendirilmesi gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B.No: 2012/752, 17/9/2013, § 53).
Ayrıca söz konusu pozitif yükümlülüğün etkili bir yargısalsistem kurmaya ilişkin bir yönü bulunsa da bunun sonuç yükümlülüğü olmayıpuygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğu ve her davada başarılı olunmasıveya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca varılmasıanlamına gelmediği kabul edilmektedir (§§ 66-67).
Anılan pozitif yükümlülükler kapsamında önce 4320 sayılı AileninKorunmasına Dair Kanunun yürürlüğe konularak koruyucu bir hukuk sistemininkurulduğu ve aile içi şiddete maruz kalan bireylerin korunmasına yöneliktedbirlerin düzenlendiği, daha sonra çıkarılan 6284 sayılı Ailenin Korunması veKadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun da daha ayrıntılı düzenlemeleröngördüğü, böylece Devletin koruma yükümlülüğü çerçevesinde gerekli yasalaltyapının oluşturulduğu ve şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunanlarınkorunması yönünden, kurulan hukuk sisteminin yetersiz olmadığı çoğunluğunkararında da belirtilmektedir (§§ 12, 29, 70-76).
Diğer taraftan, somut olayda başvurucunun eşi tarafından darp vetehdit edildiği iddiasının adlî makamların önüne taşınmasından oniki gün sonra 4320 sayılı Kanuna göre koruma kararı, bukarardan da yaklaşık yedi ay sonra çağrı üzerine koruma kararı verildiği ve bukararın süresinin uzatılarak devam ettirildiği (§ 78); başvurucunun küçük oğluile birlikte kimlik bilgilerinin değiştirilmesi talebinde bulunmasından sonradiğer önleyici tedbir kararlarına ilave olarak butedbire de karar verildiği ve yaklaşık on aysonrayeni kimlik belgelerinin teslim edildiği anlaşılmaktadır (§§ 79-80).
Kararda yapılan bu tespitlerden de anlaşılacağı üzere, anılansüreçte kamu makamları hareketsiz kalmadığı gibi bu süreçte başvurucunun ikametettiği yerin idare tarafından dört defa değiştirildiği, ikamet bilgileriningizli tutulmasına ilişkin tedbirlerin alındığı, eski eşinin uyması gereken hususlaradair tedbir kararlarının verildiği, hükmedilen önleyici ve koruyucu tedbirlereuyulmadığı gerekçesiyle eski eş hakkında bir zorlama hapsi kararı verilmesinintalep edilmediği ve anılan kişinin bu tedbir kararlarını ihlal ettiğine ilişkinolarak adlî makamlara yapılmış bir şikâyetin de olmadığı görülmektedir.
Kimlik kayıtlarının güvenilir ve tereddütsüz bir şekildetutulmasının, kamu düzeninin korunması açısından zorunlu olduğu da gözönünde bulundurulduğunda kimlik bilgilerine ilişkindeğişikliklerin gerçekleştirilme sürecinin zaman almasının doğal karşılanmasıgerekmektedir. Uygulamada bu işlemlerin tamamlanması için ortalama olarak nekadar beklenmesi gerektiği konusunda bir kanaatimiz bulunmamakla birlikteçoğunluğun kararında da somut olayda diğer örneklere göre normal olmayan birgecikme olduğu belirtilmemektedir.
Şiddet tehdidine karşı kademeli olarak alınan söz konusukoruyucu ve önleyici tedbirlerden sonra başvurucunun maruz kaldığı bir eylemdende bahsedilmediği dikkate alındığında, bu tedbirlerin yetersiz kalmadığı; budurumda da kimlik bilgilerinin değiştirilmesi kararının geç uygulandığıiddiasının, Devletin pozitif yükümlülüklerinin gereği gibi yerine getirilmediğisonucuna ulaşılması için yeterli olmadığı düşünülmektedir.
6284 sayılı Kanunun 17. maddesine göre verilen “başvurucuyageçici yardım yapılmasına dair kararın” uygulanması için geçenyaklaşıkdokuz aylık sürenin de, bu süre içinde başvurucuya çeşitli kaynaklardan maddîyardım yapılmaya devam edilmesi, başvurucu ile çocuklarının sağlıkhizmetlerinden yararlanması için kamu makamlarınca gerekli işlemlerinyapılması, iş bulması konusunda başvurucuya aracılık edilmesi ve anılan süreninsonunda geçici yardım miktarının toplu olarak ödenmesi sebebiyle, ihlalsonucuna varmak için yeterli olmadığı değerlendirilmektedir.
Günümüzde kadına şiddetin ulaştığı boyutlar dikkate alındığındabaşvurucunun yaşadığı şiddet korkusu ve buna bağlı olarak yaşadığı sıkıntılaranlaşılabilir olmakla birlikte, kararlarımızda benimsenen ve burada datekrarlanan genel ilkeler somut olaya uygulandığında pozitif yükümlülüklerkapsamında kamu makamlarının hareketsiz kalmadıkları ve gerekli hukukî ve fiilîtedbirleri aldıkları, esasen başvurucunun da koruma tedbirlerininuygulanmasındaki gecikmelerden dolayı korku içinde yaşadığı iddiası dışında biriddiada bulunmadığı anlaşıldığından, bu tedbirlerin somut olayın koşullarındayeterli olduğu sonucuna varılması gerektiği düşünülmektedir.
Bu sebeplerle, Anayasanın 17. maddesinde koruma altına alınanmaddî ve manevî varlığın korunması hakkının ihlal edilmediği düşüncesiyleçoğunluğun ihlal yönündeki kararına katılmıyorum.
Üye
M. Emin KUZ