TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AZİZ BULUNTU VE FIRAT SAVĞA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/22650)
Karar Tarihi: 13/2/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Pınar ARMAĞAN YILDIRIM
Başvurucular
:
1. Aziz BULUNTU
Vekili
:
Av. Mehmet Bedir DURNA
2. Fırat SAVĞA
Vekili
:
Av. Muhammet Abdullah Özcan
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açılandavanın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığından dolayıreddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 3/5/2017 ve 26/9/2017 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2017/35600 numaralı başvuru dosyasının hukuki ve fiilîirtibat nedeniyle 2017/22650 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine,incelemenin 2017/22650 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanınkapatılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular Aziz Bulut ve Fırat Savğa sırasıyla Bozova vePervari Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında (Vakıf)hizmet akdine dayalı olarak çalışmaktadır.
10. Başvurucular, kamu personeli olduklarını ileri sürerek4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışanİşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık çalışmasüresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediye alacağınınödenmesi amacıyla Vakıflar aleyhine ayrı ayrı dava açmışlardır.
11. Bozova Asliye Hukuk Mahkemesi, iş mahkemesi sıfatıyla yapmışolduğu yargılama sonunda 4/1/2017 tarihli kararla başvurucu Aziz Bulut'un davasınınkabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararda; davacının davalı Vakfa bağlıolarak 1/9/2006 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı, davalı Vakfın kamukurumu niteliğinde olduğu, 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlardaçalışanlara her yıl için ilave tediye ödeme yapılacağı açıklanmıştır.
12. Davalı, istinaf yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge AdliyeMahkemesi (BAM) 9. Hukuk Dairesi 1/3/2017 tarihli kararla Yargıtay 22. HukukDairesinin emsal kararlarına göre Vakfın 6772 sayılı Kanun gereğince kamukurumu niteliğinde olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararını ortadankaldırmış ve kesin olarak davanın reddine karar vermiştir.
13. Pervari Asliye Hukuk Mahkemesi de yapmış olduğu yargılamasonunda 14/3/2017 tarihli kararla başvurucu Fırat Savğa'nın açtığı davanınkabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararda davacının davalı Vakfa bağlı olarak2004 yılında çalışmaya başladığı, davalı Vakfın kamu kurumu niteliğinde olduğu,6772 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlarda çalışanlara her yıl için ilavetediye ödeme yapılacağı belirtilmiştir.
14. Davalı, hükme karşı istinaf yoluna başvurmuştur. GaziantepBAM 7. Hukuk Dairesi 19/7/2017 tarihli kararla Vakfın 6772 sayılı Kanungereğince kamu kurumu niteliğinde olmadığını belirterek ilk derece mahkemesikararını ortadan kaldırmış ve kesin olarak davanın reddine karar vermiştir.
15. Başvurucular 3/5/2017 ve 26/9/2017 tarihlerinde bireyselbaşvurularda bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
16. İlgili hukuk için bkz. Yasemin Bodur, B.No:2017/29896,25/12/2018 §§ 14-32.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 13/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
18. Başvurucular; Yargıtayın 7. ve 9. Hukuk Dairelerinin benzerdavalarda ilave tediye ödenmesi gerektiği yönünde kararlar verdiğini, benzeruyuşmazlıkların farklı şekilde sonuçlanmasının daha önce bu uyuşmazlıklarıntemyiz incelemesini yapan Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığındankaynaklandığını, bu bağlamda Yargıtayın 7. ve 9. Hukuk Dairelerinin kendileriile aynı statüde bulunan kişileri kamu işçisi olarak kabul edip ilave tediyealacağına hak kazandıkları yönündeki kararlarına rağmen Yargıtay 22. HukukDairesinin bu kişileri kamu işçisi olarak kabul etmemesi nedeniyle ilave tediyealacağı isteklerinin reddine karar verdiğini belirtmişlerdir. Başvurucular,aynı statüdeki işçiler için açılan davalarda Gaziantep 8. ve 9. HukukDairelerinin ilave tediye alacaklarının ödenmesi yönünde karar verirken dahasonra 9. Hukuk Dairesinin vakfın kamu kurumu olmadığı gerekçesiyle taleplerininreddine karar verdiğini ve içtihat farkı nedeniyle yargıya olan güvenlerininzedelendiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
19. Anayasa’nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
''Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özünün adilyargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkınailişkin olduğu ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiğideğerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
22. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birincifıkrasına "adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğuuluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkımetne dâhil edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde "herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu"ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkınıanayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,25/7/2017, § 54).
23. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukukdevleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesindeCumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, Anayasa'nıntüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde bulundurulmasızorunlu olan bir ilkedir.
24. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birdenfazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyipetkilemediğini tespit etmektir (Mehmet ArifMadenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).
25. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamasıbeklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatminedici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması, bir kararın belirlibir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığıtakdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortayaçıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine tersdüşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerinyargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir(Türkan Bal [GK], B. No:2013/6932, 6/1/2015, § 64).
26. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerinin hukukkurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen bir hâlaldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içindeuygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıklarıortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir.
27. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan güvenisağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil mahkemelerarasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabileceknitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir şekildeişleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, adilyargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (Engin Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017,§ 58).
28. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığınıdeğerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattanayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olangüvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekildeuygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucundabenimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemelertarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlaledebileceğine karar vermiştir (HakanAltıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 48).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
29. Somut başvurunun konusu, benzer koşullarda çalışan işçilertarafından açılan davaların bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleri arasındakigörüş ayrılığı nedeniyle farklı sonuçlandığı ve bu hususun hakkaniyete aykırıolduğu iddiasıdır.
30. Başvurucular; 3294 sayılı Kanun’un 7. maddesi uyarınca,muhtaç olan vatandaşlar ile herhangi bir nedenle ülkede bulunan aynı durumdakikişilere yardım etmek, sosyal adaleti sağlayan tedbirler almak, sosyalyardımlaşma ve dayanışmayı temin etmek amacı taşıyan Vakıfta hizmetsözleşmesine bağlı olarak çalışmaktadır. Başvurucular; anılan Vakfın niteliği,kuruluş amacı ve yönetim şekli itibarıyla kendilerinin kamu işçisi olduğunuileri sürerek kamu personeline belirli şartlar altında yapılan ilave tediyedenyararlanmak amacıyla dava açmışlardır.
31. Başvurucular tarafından dosyaya eklenen karar örneklerindenaynı işyerinde çalışan işçiler tarafından aynı nedene dayalı olarak açılandavaların bir kısmı işçiler lehine sonuçlanmışken bazı davaların da işçileraleyhine sonuçlandığı saptanmıştır. Yine Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi(UYAP) üzerinden temin edilen belge ve bilgilerden ülkenin başka yerlerindefaaliyette bulunan benzer vakıflarda çalışan personel tarafından açılandavaların bu tür uyuşmazlıkların öteden beri temyiz mercii olan Yargıtay 9.Hukuk Dairesi ve sonradan bu görev verilen (kapatılan) Yargıtay 7. HukukDairesi tarafından kabul edildiği görülmüştür. Her iki Daire de niteliğiitibarıyla 6772 sayılı Kanun kapsamında saydıkları vakıf çalışanlarının kamuişçisi olduğunu ve şartları uygunsa idare tarafından ödenmesine karar verilenilave tediye alacağından yararlanacaklarına dair kararlar vermiştir. Bunakarşılık 2011 yılında kurulan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, anılan vakıflarınözel hukuk tüzel kişisi statüsünde olduğunu, dolayısıyla kamu personeli sıfatıbulunmayan çalışanlarının ilave tediyeden yararlanmayacağını istikrarlı olarakhüküm altına almıştır. Başvurucuların hizmet akdi ile çalıştıkları Vakfınniteliğini de ele alan İBK'yı değerlendiren Yargıtay daireleri, öncekigörüşleri doğrultusunda kararlar vermeye devam etmiştir.
32. 7144 sayılı Kanun'un 7.maddesi ile 3294 sayılı Kanun'un 7.maddesine eklenen fıkrayı değerlendiren Yargıtay HGK'nın 30/5/2018 tarihlikararı sonrasında Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, yürürlüğe giren kanunlarıngeçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olamamasınınhukukun genel ilkelerinden kazanılmış hakların korunması ilkesinin gereğiolduğunu açıklayarak 7144 sayılı Kanun'un 7. maddesinin yürürlük tarihindenönceki döneme ilişkin davalar bakımından sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarınınözel hukuk tüzel kişiliğine sahip, ayrı işyeri niteliğinde ve bağımsız işverenolduğunun belirlendiği ve tarafları bağlayıcı Yargıtay İBK'nın bulunduğugerekçesiyle ilave tediye istemlerinin reddine karar vermiştir.
33. Bu bağlamda Yargıtayın ilgili daire ve kurulları tarafındanistikrarlı olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma söz konusu olmadığındansomut olayın yukarıda anılan Hakan Altıncan başvurusundan farklı olduğuna işaret etmekgerekmektedir.
34. Yargıtay daireleri arasındaki derin ve süregelen içtihatfarkının faaliyete giren istinaf mahkemesi niteliğindeki BAM daireleri arasındada sürdürüldüğü saptanmıştır. Öte yandan Yargıtay, işveren konumundakivakıfların hukuki statüsünün belirlenmesi amacıyla içtihadı birleştirme yolunagitmiş, ancak anılan kararda vakıfların özel hukuka tabi tüzel kişi olduğutespiti yapılmışsa da çalışan personelin ilave tediye alacağına ilişkin birdeğerlendirme yapılmamıştır. Nitekim Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, bubelirlemenin kendi görüşü doğrultusunda olduğuna ilişkin açıklamalar yaparkenYargıtay 9. Hukuk Dairesi İBK'nın ilave tediye alacağına ilişkin olarak olumsuzbir etkisinin olmadığı kanaatiyle görüşünde herhangi bir değişiklikyapmamıştır.
35. Yargıtay daireleri ve BAM, vermiş olduğu birbirine zıtkararlarda vardıkları sonuca hangi nedenle ulaşıldığını başvurucular ve üçüncükişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterligerekçeler sunmaktadır.
36. Somut olaya konu sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfıçalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda yediyıldan beri süren içtihat farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelikkazanmış olması, dairelerin ve buna bağlı olarak alt dereceli mahkemelerinvardığı sonucun davaların somut özelliğinden kaynaklanmaması ve hukukibelirsizliğe yol açan bu durumun ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli birmekanizma bulunmasına rağmen bunun işletilmemesi neticesinde uyuşmazlığınçözümünde görev alan daire ve kurula göre farklı ve birbiriyle çelişkilikararlar ortaya çıkmıştır. Başka bir anlatımla derin ve süregelen farklılıklarıortadan kaldırmaya elverişli bir mekanizma niteliğindeki içtihadınbirleştirilmesi yolunun işletilmemesi nedeniyle varılan sonucun başvuruculariçin öngörülemez olduğu ve bu hususun hükümden bağımsız olarak yargılamanınhakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
39. Başvurucu Aziz Buluntu; ihlalin tespitine, maddi tazminatakarar verilmesini, başvurucu Fırat Savğa ise ilave tediye alacağına ilişkintazminat talebinde bulunmuşlardır.
40. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasınagöre esas inceleme kapsamında bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsaihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79.maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlindegerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgilitemel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi,diğer bir ifadeyle ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de gerekir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 54).
41. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işleminve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebepolduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülendiğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan, § 55).
42. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde kararverilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğinehükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerekişlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasılgiderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgilimercilere gönderir (Şahin Alpay (2)[GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 57).
43. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasamaişlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderimyolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
44. İhlalin derece mahkemelerinin ilgili kanunu yorumlamasındankaynaklandığı bazı hâllerde tazminata hükmedilmesi ihlalin bütün sonuçlarıylagiderilmesi için yeterlidir. Ancak bireysel başvurunun amacına uygun olarakbenzer ihlallere yol açan yorumun aynı yargı kolundaki en üst yargı merciitarafından ele alınarak uygulamadaki içtihat dağınıklığına engel olacaknitelikte birtakım tedbirlerin alınması da gerekmektedir.
45. İncelenen başvuruda Anayasa'nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut olayda ihlalin aynı hukukinedene dayalı olarak benzer konumdaki kişiler tarafından açılan davalardaaradan geçen uzun zamana rağmen bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleriarasındaki görüş farkının ortadan kaldırılıp uygulama birliğininsağlanmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ihlal,başvurucunun aynı anda iki farklı yorumu yürürlükte bulunan ve bu nedenlebelirlilik kriterini taşımayan bir hukuk kuralına tabi tutulmasındankaynaklanmaktadır.
46. Anayasa Mahkemesince yapılan ihlal tespitinin derecemahkemesi kararının sonucuna yönelik olmadığının ve derece mahkemesince varılansonuçtan bağımsız olduğunun altı çizilmelidir. Hâl böyle olunca ihlalingiderilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.Aksi durum yani ihlalin giderim şekli olarak yargılamanın yenilenmesinehükmedilmesi, bu yorumlardan birine üstünlük tanınarak taraflardan biri lehinetercihte bulunulması anlamına gelebilecektir. Bu da var olan ihlaligidermeyeceği gibi derece mahkemesinde görülen uyuşmazlığın diğer tarafıaleyhine yeni ihlallerin doğmasına yol açabilecektir. Dolayısıyla somut olayda,yargılamanın yenilenmesi ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte biryol olarak kabul edilemeyeceğinden, başvurucuların manevi tazminat talepetmedikleri de dikkate alınarak yalnızca ihlalin tespitine karar verilmesigerekir.
47. Ayrıca benzeri yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi içinihlale yol açan bu durumun gözden geçirilmesi konusunda 4/2/1983 tarihli ve2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca YargıtayBirinci Başkanlık Kuruluna bildirimde bulunmak gereklidir. Böyle bir durumdaaynı yargı koluna dâhil mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihatfarklılıkları içtihadı birleştirme yoluyla ortadan kaldırılarak yeni ihlallereneden olacak uygulamanın önüne geçilmesi de mümkün olacaktır.
48. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderininbaşvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması yönünden içtihadı birleştirmekararına gerek bulunup bulunmadığı hususunda bilgi edinmesi ve takdiri içinYargıtay Birinci Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların diğer taleplerinin reddine,
E. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderininBAŞVURUCULARA AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE13/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.