TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BAHADIR UÇAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8045)
Karar Tarihi: 7/1/2016
RG Tarih ve Sayı: 22/3/2016-29661
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Bahadır UÇAR
Vekili
:
Av. İbrahim EVCİ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1.Başvuru, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen trafik kazası sonucuuğranıldığı ileri sürülen maddi zararın tazmini istemiyle açılan davanın süreaşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde düzenleneneşitlik ilkesinin ve 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru31/10/2013 tarihinde Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinciBölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. BölümBaşkanı tarafından 12/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurubelgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlığın 12/1/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesininönceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkındagörüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetleşöyledir:
7.Başvurucu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Alayı Komutanlığında görevli iken10/10/2008 tarihinde askerî araçla intikal sırasında bindiği aracın bir diğeraskerî araçla çarpışması sonucunda yaralanmıştır.
8.Başvurucu, maddi ve manevi zararlarının karşılanması istemiyle yaptığı idarimüracaatın reddedilmesi üzerine 20.000 TL maddi 350.000 TL manevi olmak üzeretoplam 370.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle AskeriYüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.
9.AYİM İkinci Dairesi, maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırmış;bilirkişi raporuna göre başvurucunun uğradığı maddi zarar, daha önce ödenennakdi tazminat tutarının düşülmesinden sonra 61.301 TL olarak tespitedilmiştir.
10.Anılan bilirkişi raporu 24/1/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,başvurucu bu rapor üzerine tazminat talebini ıslah ederek maddi tazminatistemini 61.301 TL’ye yükseltmiş, manevi tazminat talebini ise 308.699 TL’yeindirmiştir.
11.AYİM İkinci Dairesi 15/2/2012 tarihli ve E.2010/139, K.2012/175 sayılıkararıyla 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare MahkemesiKanunu’nun 46. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca iddia ve savunmanındeğiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan bahisle ıslah talebinireddetmiş, maddi tazminat talebiyle bağlı kalarak 20.000 TL maddi tazminatın vetakdiren 14.000 TL manevi tazminatın olay tarihindenitibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine kararvermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Davacının maddi zararının tespiti için bilirkişi incelemesiyaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerekMahkememize ibraz edilen 26.12.2011 tarihli bilirkişi raporunda; davacınınmaddi zararının 72.995,00TL; kendisine sağlanan nakdi tazminat yararının ise11.694,00 TL. olduğu, nakdi tazminat yararının mahsubundan sonra maddizararının 61.301,00 TL. olduğu bildirilmiştir.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davacı vekilitarafından; dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile20.000,000 TL maddi ve 350.000,000 TL manevi tazminat talebinde bulunduklarını,ıslah taleplerinin olduğunu, ıslah talebinin kabul görmemesi halinde ek davaaçma hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 370.000,00 TL. dava bedelinideğiştirmemek kaydı ile, maddi tazminat taleplerini 61.301,00 TL.na yükseltip,manevi tazminat talebini ise 308.699,00 TL.na indirdiklerini, dava dilekçesinibu şekilde ıslah ettiklerini belirtilerek itiraz edilmiştir
1602 sayılı Kanunun 46/4 maddesinde; "Taraflar süreningeçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hakiddia edemezler. " kuralı karşısında idari yargıda iddia ve savunmanındeğiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan davacının süresi dışında müddeabihi ıslah yoluyla arttırması mümkün bulunmadığından,davacı vekilinin bu yöndeki istemi kabul edilmemiştir.
26.12.2011 tarihli bilirkişi raporu Mahkememizce kabuledilen kıstaslara, ilmi verilere ve yerleşmiş içtihatlara uygun bulunduğundan,davacının maddi tazminat istemi ile ilgili olarak bu rapor doğrultusunda vedavacının istemine bağlı kalınarak uygulama yapılmıştır.
Davacıya olay nedeniyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı veüzüntüyü kısmen de olsa giderebilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli,tarihi, uğranılan zararın derecesi, davacının statüsü, sosyal durumu, paranınalım gücü ve işletilecek yasal faiz göz önünde bulundurularak, davacıya uygunmiktarda ve olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte manevitazminat verilmesi kararlaştırılmıştır.”
12.Bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 23/5/2012tarihli ve E.2012/564, K.2012/574 sayılı kararıyla talebin süresindeyapılmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden reddedilmiştir.
13.Başvurucu 24/11/2012 tarihinde kayda giren dilekçesiyle bilirkişi tarafındantespit edilen ve ıslah talebinin reddedilmesi nedeniyle mahrum kaldığı 41.301TL maddi zararının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyleAYİM İkinci Dairesinde yeniden dava açmıştır.
14.AYİM İkinci Dairesi 6/3/2013 tarihli ve E.2013/329, K.2013/283 sayılı kararıyladavanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:
“,,, davacı vekilinin 20.11.2012 tarihinde İstanbul Bölgeİdare Mahkemesinde, 28.11.2012 tarihinde de AYİM'dekayda geçen dava dilekçesinin AYİM İkinci Dairesinin 16.01.2013 tarih ve EsasNo.:2013J47, Karar No.:2013/13 sayılı kararı ile reddedilmesini müteakipöngörülen noksanların ikmali sonrasında 15.02.2013 tarihinde İstanbul Bölgeİdare Mahkemesinde, 21.02.2013 tarihinde de AYİM'dekayda geçen dava dilekçesinde ilk davaya ilişkin yargılama safahatınadeğindikten sonra davada fazlaya ilişkin hakları saklı tutulduğundan aradakifarkı (61.301,00-20.000.00-41.301,00 TL) davalı idareden talep etme zorunluluğuhasıl olduğunu, bilirkişi raporunun tebliğ edildiği 24.01.2012 tarihindenitibaren 1 yıllık sürede bu davanın açıldığını, ek davanın süredenreddedilmesinin AİHS'ne aykırı olup hak arama yollarının kapanmayacağına dairAİHM kararları bulunduğunu belirterek 41.301,00 TL maddi tazminatın olaytarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarakdavacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu hükümlerinegöre davanın süresinde açılıp açılmadığı ilk inceleme sırasında davanın esasınagirilmeden incelenecek hususlar arasında sayılmıştır. Dava açma süresi, kamudüzeni ile ilgili olup hak düşürücü niteliktedir. Davanın her safhasındadikkate alınması hukuk alanında tartışmasız kabul edilen bir zorunluluktur. Bunedenle davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu incelenmiştir.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43/1inci maddesi, "idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların AskeriYüksek idare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimiüzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her haldeeylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarınınyerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerini kısmen veya tamamen reddihalinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevapverilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tamyargı davası açabilirler." hükmünü amirdir.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 43 üncü maddesinde idari eylemlerden doğan tam yargıdavasına ait dava açma süresi gösterilmiş ve bu sürelerin başlangıçları dabelirtilmiştir. Belirtilen bu başlangıç tarihlerinden itibaren işlemeyebaşlayan dava açma süreleri içinde açılmayan davaların esastan incelenmesimümkün değildir. Zira dava açma süresi hak düşürücü bir süre olup süreningeçmesiyle dava hakkı ortadan kalkar ve Kanun yeni bir olanak tanımadıkça buhak bir daha kullanılamaz.
Dava açma süresi geçirildikten sonra açılan davalarınreddine karar verileceği, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun,44/f ve 45/A maddelerinde belirtilmiştir.
Bu hükümler çerçevesinde davacının durumudeğerlendirildiğinde; 1602 sayılı Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde açılandavalarda bir yıllık ve idari başvurudan sonra altmışar günlük dava açmasüresinin işlediği, bu süreler geçirildikten sonra müddeabihinmiktarının değiştirilemeyeceğinin yine 1602 sayılı AYİM Kanununun 46/4 ncü maddesinin amir hükmü olduğu, kaldı ki AnayasaMahkemesinin 23 Aralık 2008 gün ve 27089 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan12.06.2008 tarih 2004/103 E, 2008/121 sayılı kararıyla İdari Yargıda ıslahkurumuna yer verilmemesi husususun Anayasaya aykırı olmadığına karar verildiği,bu nedenle bir önceki yargılamada aynı yöndeki talebini ıslah olarak dilegetiren ve bu talebi Mahkemece gerekçeleriyle reddedilen davacı vekilinin aynıtalebi yeni bir ek dava şeklinde yineleyerek açtığı bu davada, bu talebininyasal süreler geçirildikten sonra yapıldığı, ilk dava dilekçesinde fazlaya aitistemin saklı tutulmasının durumda bir değişiklik yaratmayacağı bu nedenledavada süre aşımı bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.”
15.Başvurucu tarafından bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulmuş, AYİMBaşsavcılığı 24/6/2013 tarihli görüşünde, 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılıKanun’un 1. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasınaeklenen cümle ile AYİM nezdinde açılan tam yargı davaları için de ıslahimkânının getirildiğini ve 6459 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1602 sayılıKanun’a eklenen geçici 5. maddeyle de ıslah imkânının kanun yolu aşaması dâhilderdest olan tüm davalarda uygulanacağının kural altına alındığı, bu nedenlebaşvurucunun karar düzeltme talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğibelirtilmiştir.
16.AYİM İkinci Dairesi 11/9/2013 tarihli ve E.2013/1143, K.2013/949 sayılıkararıyla ıslah hakkında yapılan kanuni düzenlemeyi tartışmaksızın karardüzeltme isteminin reddine karar vermiştir.
17.Karar, başvurucuya 3/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18.Başvurucu 31/10/2013 tarihinde bireysel başvuru da bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
19.Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür.”
20.1602 sayılı Kanun’un 35. maddesinin (a) bendi şöyledir:
“Kesin işlem yapmayayetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması,değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmışolan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bumüracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Altmış gün içindecevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddi üzerine dava açmasüresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.”
21.1602 sayılı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesişöyledir:
“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmasüresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrısüre gösterilmeyen hallerde altmış gündür.”
22.1602 sayılı Kanun’un 43. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesişöyledir:
“İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.”
23.6459 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncüfıkrasına eklenen cümle şöyledir:
“Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilenmiktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceyekadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir vemiktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzerekarşı tarafa tebliğ edilir.”
24.6459 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. maddeşöyledir:
“Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 46 ncı maddesinin dördüncüfıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdestolan davalarda da uygulanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
25.Mahkemenin 7/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenerekgereği düşünüldü:
a. Başvurucununİddiaları
26.Başvurucu; 20.000 TL maddi tazminat istemesine rağmen bilirkişi tarafından çokdaha fazla maddi zararının olduğunun tespiti üzerine ıslah dilekçesiyle madditazminat talebini artırdığını ancak ıslah müessesesinin bulunmadığı ve hakdüşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle bu talebinin reddedildiğini,cismani zararlardan dolayı uğranılan zararın miktarının açılan dava sırasındatespit edildiğini, 11/4/2013 tarihinde yapılan kanun değişikliği ile 1602sayılı Kanun'un 46. maddesinin son fıkrası değiştirilerek hâlen devam edendavalarda ıslah hakkının uygulanmasının öngörüldüğünü, söz konusu kanundeğişikliği ile tam yargı davalarında süre ve usul kuralları gözetilmeksizinnihai karar verilinceye kadar ıslah mümkün kılınmasına rağmen davanın süreaşımı yönünden reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenleneneşitlik ilkesinin ve 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş; 41.301 TL tazminatın zararının meydana geldiği10/10/2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmininekarar verilmesi talebinde bulunmuştur.
a. Değerlendirme
27.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun şikâyetlerine bakıldığında başvurunun mahkemeye erişim hakkıyönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28.Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksunolmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedende bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir
2. Esas Yönünden
29.Başvurucu, idari yargıda ıslah müessesi olmaması nedeniyle açtığı ilk davada butalebin reddedilmesi ve daha sonra bilirkişi raporu uyarınca açtığı ikincidavanın ise süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30.Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanmahakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (AhmetYıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §51).
31. Mahkemeye erişim hakkı; bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlıkkapsamında bir talebi, mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili birşekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişininmahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan Şen, § 52) ya da kişinin bizatihimahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeyeerişim hakkını ihlal edebilir.
32. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusundatutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeyeulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir.Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerinmahkemeye erişim hakkını ihlal edebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, §34). Bu nedenle mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adilyargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan dayasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunudoğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29;Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09,17/9/2013, § 21).
33. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması damümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkinbir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanansınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğuaçıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelereaykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).
34. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Ayrıca busınırlamalar; Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laikCumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de mahkemeye erişimhakkının dayanağı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinde adil yargılanma hakkının sınırlandırılması rejimi düzenlenmemişolmasına rağmen bunun hiçbir surette mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağıanlamını taşımadığını; hakkın niteliği gereği, mahkemeye erişim konusundadevletin birtakım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu vebu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdir alanına sahipolduklarını kabul etmektedir. Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zararvermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlamaamacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin haklarıarasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhinekatlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya,B. No: 38695/97, 15/2/2000, § 36; SabriGüneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, § 56).
36. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların hakkın özünü zedeleyecekşekilde kısıtlanmaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması vebaşvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38).
37. Dava açılması konusundaki kısıtlamalar, kural olarakmahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Bu kısıtlamalar, süre ve benzeribirtakım usule ilişkin şartlar öngörülerek doğrudan doğruya olabileceği gibimahkeme önünde devam eden bir davanın taraflarının, dava konusu hak veyamenfaate yönelik tasarruflarının sınırlandırılması şeklinde de tezahüredebilir. Bir tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağa ilişkin talepmiktarının, yargılama safahatı kapsamında arttırılamaması nedeniyle alacağınbelirli bir kısmına erişilememiş olması da belirtilen anlamda dava açılması ileilgili bir kısıtlama olarak mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesigerekli olan bir konudur.
38. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi vebenzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesindebelirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hakkazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veyaöngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bubelirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılmasıda 30/4/2013 tarihi öncesinde 1602 sayılı Kanun gereği mümkün değildir. Bunagöre hak kaybına uğramaması bakımından davacı tarafın dava devam ederken talepsonucunu ıslah etme ihtiyacının doğması kaçınılmazdır.
39.Diğer taraftan 1602 sayılı Kanun'da 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren ve 6459sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında dava dilekçesindebelirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil yürürlük tarihinde derdest olandavalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin artırılmasınaolanak tanınmıştır. Buna göre mahkemelerce istemle bağlı olma kuralı uygulanmaksuretiyle verilen kararlara taraflardan birinin kanun yoluna başvurmuş olmasışartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemeksuretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsusolmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları mümkündür.
40.Başvuru konusu olayda başvurucu 10/10/2008 tarihinde meydana gelen kazadayaralanmış, yaralanma neticesinde oluştuğunu ileri sürdüğü 20.000 TL maddi350.000 TL manevi olmak üzere toplam 370.000 TL tazminatın yasal faiziylebirlikte ödenmesi istemiyle AYİM’de dava açmıştır.AYİM maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırmış, bilirkişiraporuna göre başvurucunun uğradığı maddi zarar daha önce ödenen nakdi tazminattutarının düşülmesinden sonra 61.301 TL olarak belirlenmiş, bilirkişi raporu24/1/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu bu rapor üzerinetazminat talebini ıslah ederek maddi tazminat istemini 61.301 TL’ye yükseltmiş,manevi tazminat talebini ise 308.699 TL’ye indirmiştir. AYİM 15/2/2012 tarihlikararı ile 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca iddiave savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan bahisleıslah talebini reddetmiş, maddi tazminat talebiyle bağlı kalarak 20.000 TL madditazminatın ve takdiren 14.000 TL manevi tazminatınolay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuyaödenmesine karar vermiş, bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebini isesüresinde yapılmadığı gerekçesiyle 23/5/2012 tarihli kararı ile süre aşımıyönünden reddetmiştir.
41.Diğer taraftan başvurucu, bilirkişi raporunun kendisine tebliğinden itibarenbir yıl içinde ve 24/11/2012 tarihinde kayda giren dilekçesiyle bilirkişitarafından tespit edilen ve ıslah talebinin reddedilmesi nedeniyle mahrumkaldığı 41.301 TL maddi zararının yasal faiziyle birlikte ödenmesine kararverilmesi istemiyle yeni bir dava açmıştır. AYİM; tam yargı davalarında biryıllık ve idari başvurudan sonra altmışar günlük dava açma süresininbulunduğunu, bu süreler geçirildikten sonra müddeabihinmiktarının değiştirilemeyeceğinin 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin amirhükmü olduğunu, kaldı ki Anayasa Mahkemesince idari yargıda ıslah kurumuna yerverilmemesi husususun Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verildiğini, bunedenle bir önceki yargılamada aynı yöndeki talebini ıslah olarak dile getirenve bu talebi Mahkemece gerekçeleriyle reddedilen başvurucunun aynı talebi yenibir ek dava şeklinde yineleyerek açtığı bu davada süre aşımı bulunduğunubelirterek davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir.
42.Bu karara yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine Başsavcılık tarafındanhazırlanan görüşte ise 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un1. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenencümle ile AYİM nezdinde açılan tam yargı davaları için de ıslah imkânınıngetirildiğini ve 6459 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1602 sayılı Kanuna eklenengeçici 5. maddeyle de ıslah imkânının kanun yolu aşaması dâhil derdest olan tümdavalarda uygulanacağının kural altına alındığını, bu nedenle başvurucununkarar düzeltme talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise deAYİM İkinci Dairesi, karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir.
43.Adil yargılanma hakkı, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındanbiri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altınaalınmalıdır. Diğer taraftan hukuki eylem, işlem ve kuralların sürekli davatehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar vehukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ilehukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir dengegözetilmelidir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012). 6459 sayılı Kanun ileyapılan değişiklikten önce 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncüfırkasındaki düzenleme ile askerî idare aleyhine açılan davaların ve bu davalarkapsamında sunulan taleplerin disipline edilmesinin hedeflendiği, daha cidditakip edilmesi sağlanarak davaların sürüncemede kalması ve belirsizliklerinönlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncüfıkrasındaki davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasıbağlamında değerlendirilebilecek bu amaçların meşru olduğu açıktır (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,23/7/2014, § 41).
44.Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılanasli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak açısından kişiyedokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu çerçevede hakkınkullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle getiren veyaortadan kaldıran sınırlamaların hakkın özüne dokunduğu kabul edilmelidir (AYM,E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003). Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak veözgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. AnayasaMahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracınsınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik,sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasınaişaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmamasıile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini işaret eden oranlılıkunsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).
45.Bu noktada belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıpyapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve mahkemeye erişim hakkınınihlaline yol açtığı iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısındabireye düşen fedakârlığın ağırlığının dikkate alınması ve gözetilen kamusalyararın gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil birdengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa’nın 13.maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, mahkemeye erişim hakkınınsınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır (İbrahimCan Kişi,§43).
46.Somut başvuruya konu yargılamada ıslaha yönelik talep hakkı kısıtlananbaşvurucu, bilirkişi tarafından hesaplanan 61.301 TL maddi zararının ancak20.000 TL’lik kısmını tazmin edebilmiştir. Bu şekilde tazminat alacağının kaydadeğer bir kısmından mahrum kalan başvurucunun, katlanmak zorunda kaldığıkülfetin, hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu; dolayısıyla müdahaleninölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
47.Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
48.Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edildiğini belirterek 41.301 TLtazminatın, zararının meydana geldiği tarihten itibaren işletilecek yasalfaiziyle birlikte tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
49.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
50.Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde adil yargılanma kapsamında bulunanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir. İhlalinsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunduğundan, kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzereAYİM İkinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
51.Başvurucu tarafından uğradığı zararın tazmini talebinde bulunulmuş olup mevcutbaşvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş ve yenidenyargılama yapılmasına karar verilmiş olduğundan bu aşamada tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir.
52.198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TLyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğininmahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere AYİM İkinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminattaleplerinin REDDİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.800 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin AdaletBakanlığına GÖNDERİLMESİNE
7/1/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.