TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BARIŞ ELİTAŞ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7777)
Karar Tarihi: 21/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Ali Feyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucular
:
1. Necime ELİTAŞ
2. Barış ELİTAŞ
3. Leyla ELİTAŞ
Vekili
:
Av. Rehşan BATARAY SAMAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında ZararTespit Komisyonuna yapılanbaşvurunun reddedilmesinedeniyle açılan davada, Mahkemenin delilleri eksik ve hatalı değerlendirerek kanuna ve usule aykırı karar vermesi nedeniyle adilyargılanma hakkının, Danıştay onama ve karar düzeltme ilamlarında esasa etkiliitirazların cevaplanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanınuzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, belli bir ırkamensubiyetten dolayı maddi ve manevi zarara uğranılması nedeniyle de eşitlikilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/10/2013 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/4/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 11/7/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 12/9/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş26/9/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını süresi içinde ibraz etmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucuların murisi M.A. hakkında Diyarbakır DevletGüvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığının E.1992/110 Hazırlık sayılıdosyasında, M.A.nın23/12/1991 tarihinde Diyarbakır ili Kulp ilçesi Bağcılar köyünde güvenlik kuvvetleriile silahlı çatışmaya girdiği ve ölü olarak ele geçirildiği belirtilerektakipsizlik kararı verilmiştir.
9. Başvurucular; murislerinin 23/12/1991 tarihinde Kulpilçesinde gözaltına alındığını, yaklaşık on beş gün sonra bir teröristinçatışmada öldürüldüğü bildirilerek murisin eşine teşhis yaptırıldığını, murisinkim tarafından öldürüldüğünü bilmediklerini belirterek 5233 sayılı Kanunuyarınca 25/7/2005 tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna(Komisyon) başvurmuşlardır.
10. 4 No.lu Komisyonun 4/8/2006 tarihli ve 2006/4-6292 sayılıkararında başvurucuların tazminat talebi reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmışöyledir:
"...
5233 sayılı Kanun kapsamında başvuranlarındosyasında bulunan belgelerin 4/10/2004 tarihli ve 2004/7955 sayılı Yönetmelikhükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle yapılan incelemede, M.A.nın PKK terör örgütü üyesi olduğu, güvenlikkuvvetlerine pusu kurarak ateş açtığı ve akabinde güvenlik kuvvetleri ilegirdiği silahlı çatışmada öldüğü tespit edildiğinden, ölümünün kendi kusurundankaynaklandığı anlaşılmakla 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (f) bendi gereğitazminat talebinin reddine, komisyonumuzca karar verilmiştir."
11. Başvurucular; murislerinin örgüt üyesi olduğu ve çatışmasonucu öldürüldüğü iddialarının doğru olmadığını, Komisyonun hukuka uygun birşekilde araştırma yapmadığını, tarafsız olmadığını belirterek kararın iptaliiçin Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde iptal davası açmışlardır.
12. Mahkeme 31/12/2007 tarihli ve E.2007/96, K.2007/2000 sayılıkararıyla davayı reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
Dava dosyasında bulunan işlem dosyasınınincelenmesinden: Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetBaşsavcılığının Hazırlık No: 1992/110, Karar No: 1992/155 sayılı kararında aralarındaM.A.nın da bulunduğu iki sanık hakkında''sanıkların23/12/1991 tarihinde Kulp İlçesi Bağcılar Köyü yakınlarında güvenlik kuvvetleriile girdikleri silahlı müsademe sonucu ölü olarak ele geçirildiklerianlaşılmakla ölü sanıklar hakkında TCK'nun 96.maddesigereğince kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği" görülmektedir. Öteyandan 23/12/1991 tarihli otopsi ve olay yeri tespit tutanağında 23/12/1991günü Kulp İlçesinden görevli olarakLice istikametineintikal halinde olan jandarma devriyesine yasa dışı terör örgütünce pusukurulduğu, çıkan çatışmada iki teröristin ölü olarak ele geçirildiği, üçkişinin ise değişik istikametlerde kaçtığının Başsavcılığa ilçe jandarma bölükkomutanlığınca bildirilmesi üzerine, olay mahalline gidildiği, olay yerinin KulpLice istikametinde Şekran Çayı karşısındaki bodurçalılıkla kaplı ve öbek şeklindeki engebelitepeler olduğu,yapılan incelemede cesetlerin bulunduğu ve anayolunhemen üst tarafında ufak bir tepe üzerinde muhtemelen bir pusu için örgütmensupları tarafından hazırlanmış 2 adet yaklaşık 5 metre aralıklı mevzinin olduğu, her iki cesedin başında birer adet kalaşnikof marka tüfeğin olduğu, cesetler üzerinde yapılanilk aramalarda bu tüfeklere ait olduğu anlaşılan ve cesetler üzerindençıkartılan toplam 9 adet şarjörle bunlara ait mermilere birlikte el konduğu,cesetlerden birinin üzerinden çıkan nüfüs cüzdanınagöre, M. T. oğlu N.den olma 19... doğumluM.A.'yaait olduğu belirlemesi yapılmıştır.
Mevcut bilgi ve belgelerden davacılarmurisinin güvenlik kuvvetlerine kurduğu pusu sonrasında çıkan çatışmada ölüolarak ele geçirildiği kanaati hasıl olduğundan 5233 sayılı Kanunun yukarıdayazılan 2/2-e, f maddesi gereği davacıların murisinin ölümünden dolayıuğranıldığı belirtilen zararların karşılanması isteminin reddine ilişkinişlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
..."
13. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 10/9/2012 tarihli ve E.2011/9300, K.2012/5150 sayılı ilamıyla hüküm,davanın reddine ilişkin kısım yönünden onanmıştır.
14. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 26/6/2013 tarihli veE.2013/7295, K.2013/5080 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
15. Ret kararı 23/9/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş,başvurucular tarafından 22/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemektir."
17. 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Bu Kanun, 3713 sayılı TerörleMücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına gireneylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarargören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkinhükümleri kapsar.
Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamı dışındadır:
...
e) Kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşanzararlar.
f) 3713 sayılı Kanunun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamındaki suçlar ile terörolaylarında yardım ve yataklık suçlarından mahkûm olanların bu fiillerindendolayı uğradığı zararlar.
..."
18. 5233 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi şöyledir:
"BuKanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik vekaymakamlıklara başvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasındaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçekkişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanunhükümleri uygulanır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
20. Başvurucular; murislerinin vefatı nedeniyle maddi ve manevizarara uğradıklarını, İdare Mahkemesinin Cumhuriyet Savcılığı tarafındanyürütülen soruşturmada verilen takipsizlik kararına dayanarak davayıreddettiğini ancak murislerinin güvenlik kuvvetlerince gözaltına alınmasındanon beş gün sonra ölü bulunduğunu, çatışmada öldüğü iddiasının doğru olmadığını,murislerinin terör örgütü üyesi olmadığını, dosyada delil olarakdeğerlendirilen soruşturma dosyasında ölüm olayının etkili bir şekildearaştırılmadığını, dönemin şartları nedeniyle murislerinin gözaltınaalınmasından sonra herhangi bir makama başvurmadıklarını, 1990'lı yıllarda Kürtvatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı bölgelerde faili meçhul ölümlerinolduğunu, birçok olayda mağdur veya maktullerin çatışmada öldürülmüşgösterildiklerini, 5233 sayılı Kanun'un çıkarılış amacı gözönündebulundurulduğunda tazminat talebinde bu hususların dikkate alınmasıgerektiğini, kusursuz sorumluluğu gereğiidareninuğranılan zararı tazmin etmek zorunda olduğunu, tazminat taleplerine ilişkinetkili ve ciddi bir yargılama yapılmadığı gibi DGM Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından yürütülen eksik ve yetersizsoruşturmanın da karara esas alındığını, yargılamanın makul sayılmayacakşekilde uzun sürdüğünü, murislerinin Kürt kökenli olması nedeniyle keyfî olarakgözaltına alındığını ve insanlık onuru ile bağdaşmayan muameleye maruzkaldığını, temyiz ve karar düzeltme aşamalarında taleplerinincevaplandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 10., 17., 19., 36. ve 40.maddesinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, ihlalintespiti ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların Anayasanın 17. maddesininüçüncü fıkrası, 19. ve 40.maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğiiddiasının Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
22. Başvurucular; murislerinin gözaltındayken öldüğünü, terörörgütü üyesi olmadığını, ölüm olayında devletin sorumluluğu olduğunu, Savcılıksoruşturmasının olayın aydınlatılmasında etkili ve yeterli olmadığınıbelirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerse de bu iddialarınözellikle Komisyon ve İdare Mahkemesinin ret kararlarına esas alınan DGMCumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında, ölüm olayının ne şekildemeydana geldiği hususunda yapılan tespitin yargılamada delil olarak kullanılamayacağıolgusuna dayanılarak dile getirildiği, başka bir ifadeyle iddiaların tazminattalebinin kanıtlanması amacıyla ileri sürüldüğü anlaşılmış ve bu açıdan yaşamhakkı yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkinİddia
23. Başvurucular, Kürt kökenli olmaları nedeniyle bu tarzmuamelelere maruz kaldıklarını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenleneneşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarda, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi, belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
25. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığayönelik belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıtsunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön debulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
27. Başvurucular, Mahkemenin olayın şüphelisi olan yetkililercedüzenlenen tutanak dışındaki ispat araçlarını irdelemeden eksik inceleme ilekarar verdiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
28. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
29. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızcaderece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talebini içerenbaşvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ile Kanun tarafındanMahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır.Bu kapsamda bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmamasıbireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece vebariztakdir hatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukukihatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, §§ 25, 26).
30. Başvurucuların iddiasının özünün Derece Mahkemelerincedelillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetbulunmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince mevcut bilgi ve belgelerdendavacıların murisinin güvenlik kuvvetlerine kurduğu pusu sonrasında çıkançatışmada ölü olarak ele geçirildiği, 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikincifıkrasının (e) ve (f)bendi gereği, davacıların murisinin ölümünden dolayıuğranıldığı belirtilen zararların karşılanması isteminin reddine ilişkinKomisyonun kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesine dayanılarakverilen ret kararında bariz takdir hatası yapıldığı yönünde bir bulguyarastlanmamıştır.
31. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
32. Başvurucular, Danıştay onama ve karar düzeltme ilamlarınınileri sürdükleri iddia ve dosyadaki maddi olguları karşılayacak nitelikteolmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
33. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurmaolanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hemtarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup kararın gerekçesihakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsizhâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadaraçık bir biçimde gösterilmesi zorunludur (TahirGökatalay, B. No. 2013/1780, 20/3/2014, §66).
34. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiğişeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamıkararın niteliğine göre değişir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolumahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da her zaman buhakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerinceverilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilengerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olupbu durumda üst dereceli mahkeme tarafından öncekimahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No:2013/1213, 4/12/2013, § 26).
35. Somut başvuru açısından İlk Derece Mahkemesinin yargılamasırasında başvuruculara iddialarını ispat etmeleri amacıyla dosyaya delil sunmahakkı tanıdığı, Savcılık soruşturma dosyası ve dosya kapsamında yer alan23/12/1991 tarihli otopsi ve olay yeri tespit tutanağını, iddia ve savunmaçerçevesinde değerlendirerek başvurucuların murisinin güvenlik kuvvetlerinekurduğu pusu sonrasında çıkan çatışmada ölü olarak ele geçirildiği kanaatineulaştığı ve davanın reddine karar verdiği, Danıştay OnbeşinciDairesinin ise Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapmak suretiylehükmü onadığı ve karar düzeltme talebini reddettiği anlaşılmıştır. Başvuruculartarafından temyiz ve karar düzeltme aşamasındailerisürülen ve davanın sonucunu etkilediğini iddia ettikleri taleplerin İlk DereceMahkemesi önünde özü itibarıyla dile getirildiği, Mahkeme kararında buhususların değerlendirildiği, bu kapsamda temyiz ve karar düzeltme aşamasındadavayı esastan etkileyecek nitelikte ayrıca cevaplandırılması gereken herhangibir iddianın ileri sürülmediği anlaşılmış; bu suretle Danıştay ilamlarınıngerekçesiz olduğuna yönelik iddianın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
36. Başvurucuların gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalinolmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığınaİlişkin İddia
37. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
38. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurudadava sürecininuzun sürmesi nedeniyle makul süredeyargılanma haklarınınihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
39. Bakanlık görüşünde iki dereceli yargılama sisteminde davanınyaklaşık altı yıl sürdüğü, benzer nitelikteki başvurularda verilen kararlar ilemevcut başvuru kapsamındaki yargılama dikkate alındığında önceki kararlardanfarklı bir neticeye ulaşılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığıbelirtilmiştir.
40. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 58-66).Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir süredegerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdankaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70). Ancak toplamda sekiz yılın altındagerçekleşen başvuruların karara bağlanma suresinin her durumda makul olduğuşeklinde bir değerlendirme yapılması mümkün değildir. Başvuru konusu olaydakigibi Komisyon aşamasında geçen sürelerden ziyade yargılama aşamasında geçensürelerin göreceli olarak uzun olduğu durumlarda ayrıca değerlendirme yapılmasıgerekmektedir.
41. Somut olayda başvurucular tarafından 25/7/2005 tarihindeKomisyona yapılan müracaatta Komisyonun 4/8/2006 tarihinde talebin reddinekarar verdiği, kararın iptali istemiyle 25/1/2007 tarihinde başlatılanyargılama sürecinin ise başvurucuların karar düzeltme talebinin reddine dairDanıştay Onbeşinci Dairesinin 26/6/2013 tarihli ilamıile tamamlandığı, idari ve yargısal sürecin 7 yıl 11 ay 1 gün sürdüğü,başvurunun karara bağlanma süresi toplamda sekiz yılın altında gerçekleşmiş isede başvuruya konu uyuşmazlığın Komisyon kararının iptaline yönelik olmasına vedavanın esastan çözümünün İlk Derece Mahkemesince 11 ay 6 gün içindetamamlanmış olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri hakkında 5 yıl 5ay 25 günde karar verilmiş olduğu, başvurucuların tutumunun yargılamanınuzamasına özellikle bir etkisi olduğunun tespit edilmediği, bu bakımındanyaklaşık 6 yıl 4 ayda tamamlanan yargılamada makul olmayan bir gecikmeninbulunduğu, makul sürede yargılanma hakkıkapsamında dikkate alınması gereken sürenin de idari ve yargısal sürecintamamlandığı yaklaşık 7 yıl 11 ay olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
43. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. ...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
44. Başvurucular 100.000 TL maddi, 75.000 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmişlerdir.
45. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
46. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvuruculara ayrı ayrı net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir.
47. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucular bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
48. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucular Necime Elitaş, Barış Elitaş ve Leyla Elitaş'a net 4.000 TL manevitazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE, tazminatailişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.800 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinitakiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğininDiyarbakır 2. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin AdaletBakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.