TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BAŞKENT DOĞALGAZ DAĞITIM GYO A.Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2019/28520)
Karar Tarihi: 31/12/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportör
:
Selçuk KILIÇ
Başvurucu
:
Başkent Doğalgaz Dağıtım GYO A.Ş.
Vekili
:
Av. Nuray YILDIRIM
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davada gerekçesizkarar verilmesi, bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin talebin dikkatealınmaması, davanın hatalı değerlendirme sonucu reddedilmesi ve yargılamanınuzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 20/8/2019 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ)tarafından, doğal gaz borcu zamanında ödenmediğinden bahisle 87.852.354,44 TL borcuntahsili amacıyla 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının TahsilUsulü Hakkında Kanun uyarınca başvurucu Şirket adına 1/9/2008 tarihli ödemeemri düzenlenmiştir.
9. Başvurucu, söz konusu ödeme emrinin iptali istemiyle19/9/2008 tarihinde Ankara 8. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.
10. Mahkemenin 2/12/2008 tarihli kararıyla davanın süreaşımı nedeniyle reddine hükmedilmiş, bu karar Danıştay Onüçüncü Dairesinin(Daire) 9/11/2009 tarihli ilamı ile bozulmuştur.
11. Mahkemece bozma kararına uyulmuş, 21/1/2013 tarihindedavanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde özetle; BOTAŞ tarafındanbaşvurucuya Nisan-Mayıs-Haziran 2008 dönemine ait gaz bedeli olarak toplam80.001.500,63 TL asıl alacak ve bu asıl alacağa 6183 sayılı Kanun gereğiişletilen 7.850.583,81 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 87.852.354,44 TLtutarında ödeme emri gönderildiği belirtilmiştir. Başvurucu ile BOTAŞ arasındadoğal gaz alım satımına ilişkin imzalanan sözleşme gereği borcun vade tarihininher takvim ayının 15. günü olduğu bilgisine yer verilmiştir. Ödenmeyenfaturaların son ödeme tarihlerinin 2008 yılının mart, nisan, mayıs, haziranaylarının 15. günleri olduğu, başvurucu tarafından bu dönemlere ilişkin olarak5/5/2008 ile 3/7/2008 tarihleri arasında toplam 66.559.750 TL ödemedebulunulduğu, bu ödemelerin en eski fatura borcundan mahsup edilerek yapıldığı,3/7/2008 ile 14/8/2008 tarihleri arasında ise toplam 39.465.344,75 TL ödemedebulunulduğu tespitine yer verilerek, Nisan 2008 dönemine ait faturadan bakiye15.274.705,57 TL dahil Nisan-Mayıs-Haziran 2008 dönemine ait toplam87.852.354,44 TL borcun süresinde ödenmemesi üzerine 1/9/2008 tarihli ödemeemrinin düzenlendiği vurgulanmıştır. Vadesinde ödenmeyen amme alacağına yöneliködeme emri düzenleneceğinin mevzuatta açık olduğu ve başvurucunun doğal gazbedelinden kalan bakiye borcunu vadesinde ödemediği sabit olduğundan söz konusualacağın tahsiline yönelik olarak düzenlenen ödeme emrinde hukuka ve mevzuataaykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir.
12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Dairenin31/10/2018 tarihli kararı ile onanmış; kararın düzeltilmesi istemi de yineDairenin 25/6/2019 tarihli kararı ile reddedilerek karar kesinleşmiştir.
13. Nihai karar 23/7/2019 tarihinde tebliğ edilmiş,başvurucu 20/8/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
14. 18/4/2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal Gaz PiyasasıKanunu'nun "Diğer hükümler" kenar başlıklı 12. maddesinin (g)bendi şöyledir:
"BOTAŞ'ın doğal gazla ilgili alacaklarıhakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleriuygulanır."
15. 6183 sayılı Kanun'un "Ödeme zamanı ve önceödeme" kenar başlıklı 37. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Amme alacakları hususikanunlarında belli edilen zamanlarda ödenir. Hususi kanunlarında ödeme zamanıtesbit edilmemiş amme alacakları Maliye Vekaletince belirtilecek usule göreyapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödenir. Bu ödeme müddetinin son günüamme alacağının vadesi günüdür.
..."
16. 6183 sayılı Kanun'un "Ödeme emri" kenarbaşlıklı 55. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Amme alacağını vadesindeödemiyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildirimindebulunmaları lüzumu bir 'ödeme emri' ile tebliğ olunur.
..."
B. UluslararasıHukuk
1. İlgiliSözleşme
17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
"Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir..."
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi İçtihadı
18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme ilekorunan hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece ulusal mahkemelerce yapılanhukuki ya da maddi hataları ele almanın yerleşik içtihadı uyarınca kendi göreviolmadığını belirtmektedir (García Ruiz/İspanya [BD], B.No: 30544/96,21/1/1999, § 28; Perez/Fransa [BD], B. No: 47287/99, 12/2/2004, § 82).Bu içtihada göre Sözleşme'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını güvenceyealmakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin nasıldeğerlendirileceğine ilişkin herhangi bir kural koymaz; bu hususlar öncelikliolarak ulusal hukukun ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal şartlardaulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına ya da önlerindeki uyuşmazlıktakitespit ya da değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi meseleler AİHM'inyeniden inceleme alanına girmez. AİHM bir dördüncü derece yargı yeri gibidavranmamalıdır, dolayısıyla keyfî olduğu ya da makul olmadığı açıkçagörülebilecek tespitlerde bulunmadıkları takdirde ulusal mahkemelerinkararlarını 6. maddenin birinci fıkrası kapsamında sorgulamaz (Bochan/Ukrayna(No. 2) [BD], B. No: 22251/08, 5/2/1015, § 61).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 31/12/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. GerekçeliKarar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu Şirket; BOTAŞ tarafından kendilerine148.141.638,75 TL ödeme yapıldığı beyanında bulunulmasına karşın, yapılantoplam ödemelerin 606.282.505,72 TL olduğu ve mahkeme kararında bu hususayönelik bir değerlendirme yapılmadığını, vade ve gecikme zammına ilişkinitirazlarına yönelik de hiçbir açıklamada bulunulmadığını, temyiz ve karardüzeltme isteminin reddine ilişkin kararların herhangi bir gerekçe içermediğinibelirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
21. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkçagerekçeli karar hakkından söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36.maddesine "...adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkingerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiğivurgulanmıştır. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındakihakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının dadâhil olduğu AİHM'in birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkıgüvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B.No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
22. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütünmahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerekmahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nınbütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkınındeğerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).
23. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekildeyargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakemesırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenipincelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarınaverilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için degerekli görülmektedir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800,18/6/2014, §§ 31, 34).
24. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ilerisürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde cevapverilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerinesunulan tüm iddialara cevap vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi,B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğugerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
25. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunmasıgerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açıkve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkiliolması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunmasıhâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul birgerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
26. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkiliolduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıtvermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul ya da esasa dair iddialarıncevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat vediğerleri, § 39).
27. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapanmahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak yada bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyizmerciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunugöstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).
28. Somut olayda mahkeme, ödeme emrinin iptali istemiyleaçılan davayı incelemiş ve ilgili mevzuat kapsamında değerlendirme yaparaksonuca ulaşmıştır. Bu bağlamda yapılan açık yargılama sonunda taraflarındavanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları tartışılarakverilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu (bkz. § 11)görülmektedir. Ayrıca temyiz ve karar düzeltme aşamalarında değerlendirmekonusu hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu belirtilmiştir. Bu hâle göregerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğuanlaşılmaktadır.
29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. SilahlarınEşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
30. Başvurucu Şirket; uzmanlık ve hesaplama gerektirenbir uyuşmazlıkta taleplerine karşın bilirkişi raporu alınmadığını, davalıidarenin sunduğu belgelere göre karar verildiğini, maddi gerçeğin ortayaçıkarılmasının engellendiğini belirterek silahların eşitliği ve çelişmeliyargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
2. Değerlendirme
31. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
32. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia,savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adilyargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yerverilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatıtanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan, B. No: 2014/14673,20/9/2017, § 37).
33. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adilyargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafıolduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılamahakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemeside Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahlarıneşitliği ilkelerine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Buitibarla anılan ilkenin adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhilolduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkeye uygun yürütülmeyen biryargılamanın hakkaniyete uygun olması olanaklı değildir (Mehmet Fidan, §38).
34. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarınınusule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardanbirinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia vesavunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahipolması anlamına gelir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §32). Bu usul güvencesi gereğince uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasınıntemel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsamaktadır (YükselHançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).
35. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacakinceleme, başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığınındeğerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, § 19).
36. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanınyürütülebilmesi için silahların eşitliği ilkesi ışığında taraflara delillerinisunma, inceletme noktasında uygun imkânların tanınması ve yargılamaya etkinkatılımlarının sağlanması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlikveya hakkaniyetsiz olma iddiaları da yargılamanın bütünü kapsamındadeğerlendirilecektir. Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkindavaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarındasilahların eşitliği ilkesinin güvence altına alınarak adil yargılanma hakkınınkorunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir (Mustafa Kupal, B. No:2013/7727, 4/2/2016, §§ 50-52).
37. Somut olayda görülen davanın tarafları arasındakiihtilaf, başvurucu Şirketin BOTAŞ'a olan doğal gaz borcunun ne kadarlık kısmınıödediği ve düzenlenen ödeme emrinin borcun ödenmeyen kısmıyla uyumlu olupolmadığı noktasındadır.
38. Kural olarak Anayasa Mahkemesinin görevi herhangi birdavada bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına kararvermek değildir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800,18/6/2014, § 68). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin tarafların öne sürdüğüve esasa etkisi olan iddiaların işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde incelenipincelenmediğini ve özellikle ispat külfeti konusunda taraflardan birinindiğerine nazaran dezavantajlı bir konuma düşürülüp düşürülmediğini denetlemegörevi bulunmaktadır (Ahmet Korkmaz, B. No: 2014/16232, 25/1/2018, §29).
39. Somut başvuruda Mahkemece uzman bilirkişi incelemesiyaptırılmasına gerek görülmeyerek, sunulan belgeler kapsamında mevcut borçdurumu ile yapılan ödemeler belirlenerek kalan ödeme miktarı hesaplanmış veuyuşmazlık hakkında hüküm kurulmuştur.
40. Delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenendelilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisinin esasen derecemahkemelerine ait olduğu, derece mahkemelerinin dava konusuna, elde edilendelilerin ağırlığına ve iddia ile savunmalara göre tanık beyanı, keşif icrasıve bilirkişi incelemesi gibi delilleri toplamama veya incelememe konusunda takdiryetkisine sahip olduğu dikkate alındığında bilirkişi incelemesiyaptırılmamasına ilişkin ileri sürülen husus yönünden silahların eşitliğiilkesine yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu sonucuna varılmaktadır.
41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını temellendiremediği,iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğuaçık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurularaçıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No:2012/1334, 17/9/2013, § 24).
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
43. Başvurucu Şirket, bireysel başvuru konusuyargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
45. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarakdavanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılamasıdevam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esasalınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50-52).
46. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri,§§ 41-45).
47. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzerbaşvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında 10 yıl 9 aylık yargılamasüresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
D. Diğer İhlalİddiaları Yönünden
1. Başvurucununİddiaları
49. Başvurucu Şirket; Başkent Vergi Dairesi Müdürlüğütarafından tanzim edilen 20/5/2008 tarihli haciz bildirimi ile zaten BOTAŞ'ınalacaklarına haciz işlendiğini, BOTAŞ tarafından ilgili Vergi Dairesincekonulan haczin bitiminin beklenmesi ve ardından varsa bakiye alacağınödenmesinin talep edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca taraflarındanmevcut borcun ödendiği bildirilmesine karşın BOTAŞ tarafından ödemeyapılmadığının iddia edildiğini, bu hâliyle talep edilen bedelin taraflarıncahesaplanabilir nitelikte olmadığını, likit bir alacağın varlığından sözedilemeyeceğini, Mahkemece eksik inceleme ve mevzuatın yanlış yorumlanmasısuretiyle verilen hükmün hukuka aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
2. Değerlendirme
50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun iddiaları delillerin takdiri, somut olayın ve mevzuatındeğerlendirilmesine ilişkin bulunduğundan şikâyetin yargılamanın sonucuitibarıyla adil olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmesi uygungörülmüştür.
51. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemelerönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bukapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
52. Somut olayda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamıincelenerek ilgili kısımları yukarıda belirtilen (bkz. § 11) gerekçe ile hükümkurulmuştur.
53. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar,delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olupkararda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun dabulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyetiniteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
E. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yenidenyargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararındaaçıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosyaüzerinden karar verir.”
56. Başvurucu, ihlalin tespitine ve yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
57. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
58. Başvurucu, manevi tazminat talebinde bulunmadığındantazminata hükmedilmesine gerek görülmemiştir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç ve3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.964,60 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesininihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. 364,60 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.964,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
E. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 8. İdareMahkemesine (E.2011/714, K.2013/50) GÖNDERİLMESİNE,
F. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 31/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.