TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
BAYRAM ÖZKAPTANOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1015)
Karar Tarihi: 8/4/2015
R.G.Tarih- Sayı: 8/7/2015-29410
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Serruh KALELİ
Başkanvekili
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
Bayram ÖZKAPTANOĞLU
Vekili
:
Av. Hüseyin PEHLİVAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, iş akdininfeshedilmesi üzerine feshin geçersizliği ve işe iade istemiyle İzmir 10. İşMahkemesinde açtığı dava sonunda verilen hükmün Yargıtay 22. Hukuk Dairesinceortadan kaldırılarak davanın reddine karar verildiğini, işyerine aynı görevdebaşka işçilerin alındığını, Yargıtayın, İlk DereceMahkemesinin yerine geçerek nihai karar vermesi nedeniyle adil yargılanmahakkının, davanın reddine karar vermesi nedeniyle çalışma ve sosyal güvenlikhaklarının, benzer konularda davanın kabulüne karar verildiği halde açtığıdavanın reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş,tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 21/1/2013tarihinde İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede belirlenen eksikliklertamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğininbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca 30/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlikincelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 11/11/2013 tarihli görüş yazısı 12/12/2013 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını yasalsüresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Birinci Bölümün 11/3/2015 tarihinde yaptığı toplantıda, başvurunun niteliğiitibarıyla Genel Kurultarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurulasevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, 2/7/1997 tarihinden 31/10/2011 tarihinde kadar THY DO&COİkram Hizmetleri A.Ş.’de (Şirket) aşçı olarakçalışmış, 1/11/2011 tarihinde iş akdi işveren tarafından feshedilmiştir.
9. Başvurucu, 22/11/2011 tarihinde Şirket aleyhine İzmir 10. İşMahkemesinde açtığı davada, “davalıya aitişyerinde 2/7/1997 ilâ 1/11/2011 tarihleri arasında aşçı olarak çalıştığını,1/11/2011 tarihinde davalı tarafından iş akdinin feshedildiğini, fesihbildiriminde, THY (Türk Hava Yolları) tarafından İzmir ilinde yapılan ikramyüklemelerinin kaldırılması ve yalnızca İstanbul'da yükleme yapılması kararınınalındığı, dolayısıyla İzmir'de yapılan ikram işlerinin önemli miktarda azaldığıve işgücü fazlasının ortaya çıktığı, fazla işgücüne ihtiyaç kalmadığıgerekçesiyle iş akdinin feshedildiğinin belirtildiğini, feshin haklı ve geçerlibir nedene dayanmadığını, aşçı olarak çalıştığı için ikram yüklemesi ile birilgisinin olmadığını, başka bir yerde çalışması için teklifte bulunulmadığını”belirterek, iş akdinin feshinin geçersizliğine ve işe iadesine kararverilmesini talep etmiştir.
10. Mahkemece yargılama sürecinde, tarafların tanıklarıdinlenmiş ve bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır.
11. Üç kişilik bilirkişi heyetitüm delilleri değerlendirerek, takdirin Mahkemeye ait olduğunu, feshin geçerlinedene dayandığının kabulü halinde davanın reddine, geçerli bir nedenolmadığının tespiti halinde ise feshin geçersizliğine ve başvurucunun işeiadesine karar verilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.
12. Mahkemece, 24/7/2012 tarihli ve E.2011/866, K.2012/395 sayılı kararla “Davalı Şirketin 20/10/2011 tarihinde, işyerindekitüm çalışanlara duyuru şeklinde fesih bildiriminde bulunarak şirketin İstanbulünitesinde çalışmak isteyenlerin başvuruda bulunmaları gerektiğini bildirdiği,ancak davacının İstanbul'da çalışması için davalı tarafından tekliftebulunulmadığı gibi, davacının niteliğine uygun bir işte çalışması konusundaherhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığının da anlaşılamadığı, davacı ve işakdine son verilen diğer işçilere iş akdinin feshinden sonra daha düşük ücretleçalışmaları teklifinde bulunulduğu, davacının üyesi olduğu Sendika ile davalıarasında yapılan Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine uyulmadığı, davacı ve diğerişçilerin toplu halde işten çıkarılmasına rağmen 22/5/2003 tarihli ve 4857sayılı İş Kanunu’nun 29. maddesine uygun bildirim yapılmadığı, davalının, işakdinin feshinin geçerli nedene dayandığını ispatlayamadığı” gerekçesiyledavanın kabulüne, davalı tarafından yapılan feshin geçersizliğine ve davacınınişe iadesine karar verilmiştir.
13. Davalının temyizi üzerine,Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 31/10/2012 tarihli veE.2012/23578, K.2012/23992 sayılı ilâmıyla “davacınıniş akdinin 1/11/2011 tarihinde, THY tarafından bazı illerde ikramyüklemelerinin kaldırılıp bunun İstanbul'dan yapılmasının istenmesi, bununsonucunda önemli miktarda iş kaybının olduğu, tasarruf önlemlerinin alınmasıgerektiği, ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul'da görev alma konusundadavacının başvurusunun olmadığı ve başka bir kadroda istihdam edilmesinin demümkün olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun'un 17. ve 18. maddeleri uyarıncafeshedildiği, davalının, fesih bildiriminde belirttiği hususları 20/11/2011tarihinde işyerinde tüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuruneticesinde İstanbul'da çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerinolduğu, davacının bu iş teklifine başvurmadığı, fesihten sonra davalının hiçbirşekilde davacı ile aynı nitelikte işçi alımı yapmadığı gibi bilirkişi raporundabelirtildiği üzere diğer illerde çalışanların sayısını da sürekli azalttığı, bukapsamda davalı işverenin işletmesel bir karar aldığıve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının, kararı tutarlı birşekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla feshingeçerli bir sebebe dayandığı gerekçeleriyle davanın reddi yerine kabulüne kararverilmesinin hatalı olduğu ve bozmayı gerektirdiği” belirtilerek,4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hükmün bozularakortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.
14. Karar başvurucuya 24/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 21/1/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
16. 4857 sayılı Kanun'un 20.maddesi şöyledir:
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebepgösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ilefesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesindedava açabilir. (İptal bölüm: Anayasa mah. 2003/66 E,2005/72 K. ve 19.10.2005 tarihli iptal kararı ile) ... taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlıkaynı sürede özel hakeme götürülür.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğüişverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiğitakdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içindesonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ayiçinde kesin olarak karar verir.”
17. 4857 sayılı Kanun’un 22.maddesi şöyledir:
“İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin ekiniteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeriuygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumuişçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarakyapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişikliklerişçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse,işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka birgeçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymaksuretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci maddehükümlerine göre dava açabilir.
Taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zamandeğiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe etkili olarak yürürlüğekonulamaz.”
18. 4857 sayılı Kanun’un 29.maddesi şöyledir:
“İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme,işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde, bunu en azotuz gün önceden bir yazı ile işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölgemüdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir.
İşyerinde çalışan işçi sayısı:
a) 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin,
b) 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranındaişçinin,
c) 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin,
İşine 17 nci madde uyarınca ve biraylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son verilmesi toplu işçiçıkarma sayılır.
Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimde işçi çıkarmanınsebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe son vermeişlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkin bilgilerinbulunması zorunludur.
Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri ile işverenarasında yapılacak görüşmelerde, toplu işçi çıkarmanın önlenmesi ya daçıkarılacak işçi sayısının azaltılması yahut çıkarmanın işçiler açısındanolumsuz etkilerinin en aza indirilmesi konuları ele alınır. Görüşmelerinsonunda, toplantının yapıldığını gösteren bir belge düzenlenir.
Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi çıkarma isteğinibölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur.
İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve devamlı suretlefaaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az otuz gün öncedenilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmek ve işyerinde ilanetmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibarenaltı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi almak istediği takdirdenitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır.
Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin iştençıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarakyapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz.
İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkin hükümleri 18, 19,20 ve 21 inci madde hükümlerinin uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz;aksi halde işçi bu maddelere göre dava açabilir.”
19. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İşMahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (okanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilenişlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdindenveya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukukuyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde işmahkemeleri kurulur.”
20. 5521 sayılı Kanun'un geçici1. maddesi şöyledir:
“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek görevebaşlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları,kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkındaİş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyizeilişkin hükümleri uygulanır.”
21. 5521 sayılı Kanun'un 2/3/2005 tarih ve 5308 sayılı Kanun ile yapılandeğişiklikten önceki 8. maddesi şöyledir:
“İş Mahkemesinin nihai kararları tefhimtarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.
İş Mahkemelerinden verilen kararlar, Yargıtayca iki ay içinde tetkik olunarak karara bağlanır.
Yargıtay'ın bu kararlarına karşı karar tashihiistenemez.”
22. 5521 sayılı Kanun'un 15.maddesi şöyledir:
“Bu Kanunda sarahat bulunmıyanhallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”
23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316. maddesi şöyledir:
“(1) Basityargılama usulü, kanunlarda açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlardauygulanır:
…
d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar.
…
g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulüdışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler.”
24. 6100 sayılı Kanun’un 447.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Diğer kanunların sözlü yahut seriyargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ileilgili hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
25. Mahkemenin 8/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun21/1/2013 tarihli ve 2013/1015 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
26. Başvurucu, İzmir 10. İşMahkemesinde açtığı iş akdinin feshinin geçersizliği ve işe iade davası sonundadavanın kabulüne hükmedildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinceİlk Derece Mahkemesinin kararı ortadan kaldırılarak davanın reddine kesinolarak karar verildiğini, Yargıtayın, İlk DereceMahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının adil yargılanma hakkını ihlalettiğini, bu kararın esas yönünden de doğru olmadığını, İzmir ilinde çalıştığısırada işverenin İstanbul ilinde çalışma yönünde duyuru yaptığını, işşartlarında esaslı değişiklik olan bu durumun 4857 sayılı Kanun’un 22.maddesine göre yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırıolarak, nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyleyapılan feshin geçerli olmayacağını, Yargıtayın budurumu dikkate almadığını ve kanuna aykırı karar verdiğini, tanık H.G.’nin beyanlarını değerlendirmediğini, işyerine aynınitelikte işçi alınmadığı iddiasının da gerçeğe uygun olmadığını, iş akdininfeshinden sonra aynı işyerine dört aşçı alındığını, ayrıca fesihten sonra onbeş yeni işçinin daha düşük ücretlerle işe başlatıldığını, işverenin amacınınücretleri düşürmek olduğunu, davalı şirketin işletmeselkarar almasını gerektiren mali güçlüğünün de bulunmadığını, işyerinde aynı andayaklaşık elli işçinin işine son verildiğini, toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857sayılı Kanun’un 29. maddesine de aykırı olduğunu, feshin esas amacınınücretleri düşürmek olduğunu, ayrıca benzer davalarda Yargıtay tarafından, ilkderece mahkemelerince verilen işe iade davalarının kabulüne dair kararlarınonanmasına rağmen, açtığı dava sonunda verilen kararın ortadan kaldırılmasınave davanın reddine karar verildiğini belirterek, adil yargılanma, çalışma vesosyal güvenlik hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27. Başvuru dilekçesi ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun, İzmir 10. İş Mahkemesinde açtığı davanın kabulüneve işe iadesine karar verildiği halde Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, farklıdavacılar tarafından açılan davalarda verilen davanın kabulüne dair kararlaronandığı halde, Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılarak davanın reddinekarar verilmesinin, çalışma, sosyal güvenlik ve adil yargılanma hakları ileeşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesibaşvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukukinitelendirmeyi kendisi yapar. Başvurucunun anılan iddiaları, Yargıtaytarafından verilen kararın gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiası kapsamında kabul edilerek bu yönden değerlendirmeyapılmıştır. Başvurucunun, Yargıtay tarafından davanın kesin olarak reddinekarar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıcaincelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Nihai Kararın Yargıtay Tarafından VerilmesiNedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
28. Başvurucu, İzmir 10. İşMahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın temyizi üzerine Yargıtay 22.Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararının ortadan kaldırılarak davanınkesin olarak reddine karar verildiğini, Yargıtayın,İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının adil yargılanma hakkınıihlal ettiğini ileri sürmüştür.
29. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, iş mahkemelerinde ayrı bir yargılama usulü uygulandığını, budavaların yazılı yargılama usulünden farklı olarak 4857 sayılı Kanun'a göreseri yargılama usulüne göre yapıldığını, 6100 sayılı Kanun'un yürürlüğegirmesinden sonra basit yargılama usulünün uygulanmaya başlandığını, diğerdavalara göre işçinin mağduriyetinin kısa sürede bitirilmesi amacıyla farklıyargılama usulünün uygulandığını, bu amaca uygun olarak 4857 sayılı Kanun'un20. maddesine göre Yargıtay tarafından uyuşmazlığın kesin olarak kararabağlanması gerektiğini, bu durumun tabi hâkim ilkesini de ihlal etmediğini, işeiade davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılmasının amaçlandığını,dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğinin, bu hususlardikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirmiştir.
30. Başvurucu, Adalet Bakanlığıgörüşüne katılmadığını, Yargıtay tarafından davanın kesin olarak reddine kararverilmesi nedeniyle başvurabileceği hiçbir yol kalmadığını belirtmiş ve başvurudilekçesindeki ihlal iddialarını tekrar etmiştir.
31. Anayasa'nın 36. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
32. Anayasa'nın 141. maddesininson fıkrası şöyledir:
“Davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
33. Anayasa'nın 142. maddesişöyledir:
“Mahkemelerinkuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunladüzenlenir.”
34. 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebilir.”
35. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. AnayasaMahkemesi, adil yargılanma hakkının ihlaline yönelik açık ve görünür birbelirti bulunmadığı hallerde, açık ve görünür bir ihlalin olmadığı gerekçesiyleaçıkça dayanaktan yoksunluk kararı verebilir.
36. Somut olayda, İzmir 10. İşMahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın temyizi üzerine Yargıtay 22.Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesinin kararının ortadan kaldırılmasına vedavanın kesin olarak reddine karar verilmesi, adil yargılanma hakkının ihlaliiddiası kapsamında değerlendirilmiştir.
37. Anayasa’da, mahkemelerinkuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerininkanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Buna göre, usul kanunlarının Anayasa’yauygun olmak koşuluyla düzenlenmesi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır (Tufan Şahin, B. No: 2012/799, 26/3/2013, § 19).
38. Başvuru konusu olayda, işakdi feshedilen başvurucunun, feshin geçerli olmadığını ileri sürerek açtığıbir iş uyuşmazlığı sorunu bulunmakta olup, Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi uyarınca somut yargılamafaaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğundakuşku bulunmamaktadır.
39. Adil yargılanma hakkıDevlete uyuşmazlıkların makul süre içinde nihai olarak sonuçlandırılmasınıgaranti edecek bir yargı sistemi kurma ödevi yükler. İş akdinin işverentarafından haksız yere feshedildiğini düşünen bir çalışanın, bu işlemin hukukauygunluğu hakkında derhal bir yargı kararı verilmesinde önemli bir kişiselyararı bulunmaktadır. Zira işten çıkarılmak suretiyle geçim kaynağını kaybedenbir bireyin hukuki durumunun ivedilikle açıklığa kavuşturulması gerekir. Birbireyin geçim kaynağı olmaksızın hukuki durumunun uzun süre belirsizbırakılması halinde bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Bu nedenle işuyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir itinagöstermesi gerekir (Nesrin Kılıç, B.No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).
40. Bu nedenle kanun koyucu işhukukunun çalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkatealarak genel mahkemelerin dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş veiş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit veucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Özellikle işe iadedavalarında yargılamanın uzaması her iki taraf için de hukuki belirsizliğindevamına sebep olduğundan bu davaların ivedilikle sonuçlandırılması ayrı biröneme sahiptir. Bu durum iş sözleşmesi feshedilen fakat bir an önce eski işinedönme beklentisi taşıyan ve bu yüzden yeni bir işe başlamakta tereddüt edenişçi açısından önemli olduğu gibi, sözleşmesini feshettiği işçi yerine yeni birişçi istihdam ederek iş organizasyonunu tamamlamak isteyen işveren açısından daönemlidir. Dolayısıyla iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısasürede sonuçlandırılması hem çalışan hem de işverenin yararınadır (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 60).
41. Kanun koyucu, feshe itirazdavalarının özel önemini dikkate alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlıbir şekilde karara bağlanması için 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinde özelhükümlere yer vermiştir. 4857 sayılı Kanun'un “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenarbaşlıklı 20. maddesine göre, iş güvencesi hükümlerine tabi işçinin belirsizsüreli iş sözleşmesi, işveren tarafından feshedilirse işçi, bu feshin geçerlinedene dayanmadığı iddiasıyla feshin kendisine tebliğ edildiği tarihtenitibaren 1 aylık hak düşürücü süre içinde iş mahkemesinde feshingeçersizliğinin tespiti ve işe iade davası açabilmektedir. Kanun koyucu,işe iade davalarının yukarıda bahsedilen özel önemine binaen 4857 sayılıKanun'un 20. maddesi gereğince seri muhakeme usulüyle mahkemelerce iki ayiçinde; bu davaların temyiz incelemesinin de bir ay içinde sonuçlandırılmasıyönünde düzenleme yapmıştır.
42. Taraflar için 4857 sayılıKanun'da belirtilen süreler kural olarak kesin ve hak düşürücü nitelikteolmasına rağmen, Kanun'un 20. maddesinde mahkemeler için öngörülen süreler hakdüşürücü nitelikte değildir. İşe iade davalarının sonuçlandırılması içinöngörülen iki aylık süre, mahkemelere yönelik bir süre olduğundan düzenleyicinitelikte olup, mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonraverdikleri kararların geçerli olduğunda şüphe yoktur.
43. Bunun yanında 6100 sayılıKanun'un 30. maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş,bu amaçla 6100 sayılı Kanun'un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun'un 20.maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alansözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukukuuyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iadedavalarında da takip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun'unyürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basityargılama usulü olmuştur.
44. Basit yargılama usulü, 6100sayılı Kanun'un 316. maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkçabelirtilen bazı davalarda uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit veçabuk işleyen, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay birinceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş biryargılama usulüdür.
45. Temyiz incelemesinde ilkeolarak temyiz mercii, ilk derece mahkemesi kararının hukuka ve kanunauygunluğunu denetler ve herhangi bir aykırılık tespit etmesi halinde hükmübozarak yeniden karar verilmek üzere dosyayı ilk derece mahkemesine gerigönderir. Bu genel ilke, kanun koyucunun düzenlediği usul kanunlarıçerçevesinde tespit edildiği gibi yine usul kanunları ile bu genel ilkeye bazıhallerde istisnalar getirilmesi mümkündür. Anayasa ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinde (Sözleşme) yer verilen adil yargılanma hakkı kapsamında, temyizincelemesi sonucunda kararın hukuka aykırılığının tespit edilmesi halindeyeniden karar verilmesi için dosyanın mutlaka ilk derece mahkemesine geri gönderilmesineyönelik bir hak bulunmamaktadır.
46. Yukarıda da belirtildiğiüzere işe iade davaları başta olmak üzere iş hukukuna dayalı davalar, işçininkorunması ve mağduriyetinin önlenmesi amacıyla, kısa sürede bitirilmesiöngörülen uyuşmazlıklardır. Bu amaçla kanun koyucu işe iade davalarının dahahızlı sonuçlandırılmasına yönelik bir takım özel düzenlemeler yapmıştır. Buçerçevede 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde, işeiade davalarının temyiz aşamasında, ilk derece mahkemesinin kararının yerindeolmadığı kanaatine varıldığında, araştırılması gereken başkaca bir husus dabulunmadığının tespiti durumunda, Yargıtay tarafından işe iade talebi hakkındakesin olmak üzere karar verilmektedir.
47. Yargıtay Hukuk GenelKuruluna göre (YHGK), “İş akdinin feshiningeçersizliğine ilişkin olarak açılacak bir davanın seri yargılama usulüne görekısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirindenolanaklar ölçüsünde en kısa süre yoksun kalması ilkesinden doğmuş, bu nedenlede Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır. …Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğu, bunun için dedirenmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça,“Yargıtay’ca kesin olarak karara bağlanır” demek suretiyle, bozma kararınakarşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.” (YHGK, 3/12/2008 tarihli ve E.2008/9-716, K.2008/726 sayılıkararı).
48. Yine YHGK benzer birkararda, “Uyuşmazlık, 4857 sayılı iş Kanununun20/3. maddesinde yer alan "mahkemece verilen kararın temyizi halindeYargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması" kuralından neanlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Anılan düzenlemede yer alan,iş akdinin feshinin geçersizliğine ilişkin olarak açılacak bir davanın seriyargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi,işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde en kısa süre yoksun kalmasıilkesinden doğmuş, bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararınkesin olması amaçlanmıştır. Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca; yasanınsözünden çıkan anlam, özünden çıkan anlamla bağdaşmıyorsa kabul edilemez. Yasahükmünün özünün araştırılması ise onun amacının belirlenmesini zorunlu kılar.Bu itibarla, yorum yapılırken doğru sonuca ulaşılabilmesi için iş yasasıkuralının amacının (ratio legis)araştırılması gerekir. Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin, adil yargılanmahakkını düzenleyen 6. maddesi ile herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyleilgili uyuşmazlıklarda hakkaniyete uygun yargılama yapılmasını isteme hakkınasahiptir, iş hukuku çerçevesinde hak ve yükümlülükler, maddede belirtilen"medeni hak ve yükümlülükler" kapsamında ele alınmaktadır. Temyizüzerine önüne gelen kararı inceleyen Özel Daire, dosya içeriğini kendisinisonuca götürecek mahiyette gördüğü takdirde kararını kesin olarak verecektir.Ancak, Özel Daire dosya içeriğini, kesin olarak karar vermeye yeterlibulmadığında eksikliklerin giderilmesi amacıyla hükmü bozacak ve giderilmesiniyerel mahkemeden isteyebilecektir. Bir başka anlatımla, Yargıtay ÖzelDairesinin bu uyuşmazlığı nihai olarak neticelendirebilmesi için, iş akdininfeshinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı olgusunun, dosya içeriğinden tamolarak anlaşılır olması gerekir. Madde ile kesin olarak karar vermedenamaçlanan, yerel mahkemenin dosyasının içeriğinin Özel Daireyi karara götüreceknitelikte olmasıdır.” şeklinde içtihat ortaya koymuştur (YHGK. 1/12/2004 tarih veE.2004/9-644, K.2004/643 sayılı kararı).
49. Başvuruya konu yargılamasürecinde, İzmir 10. İş Mahkemesince yapılan yargılamada tanık beyanları vebilirkişi raporları alınmış, Yargıtayca,araştırılması gereken başkaca bir husus bulunmadığına kanaat getirilerek işeiade talebi hakkında kesin hüküm kurulmuştur.
50. Yukarıda belirtildiği üzere,4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen “mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtayilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması" kuralı ileamaçlanan husus, işe iade davalarının işçi açısından taşıdığı değer ve işçininkişisel menfaati gereği hızlı sonuçlandırılması ve işçinin korunmasıdır.Yargıtay tarafından hukuka uygun olmayan derece mahkemesi kararlarınınbozulması halinde, dava dosyasıyla ilgili olarak araştırılması gereken başkabir husus kalmadığı ve delillerin tamamlandığı anlaşıldığında davanın esasınayönelik olarak kesin olarak karar verilmesi, yargılama sürecini hızlandırmaamacına yöneliktir. Kanunla getirilen söz konusu kuralın uygulanmasının tekbaşına adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden söz edilemez. Yargıtaytarafından işin esasına girilerek kesin olarak nihai karar verilmesi hukukaaykırı ve keyfi bir uygulama niteliğinde de değildir.
51. Somut başvuruda,başvurucunun İzmir 10. İş Mahkemesinde açtığı işe iade davasının kabulüne dairkararın Yargıtay tarafından bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddinekesin olarak karar verilmesi nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkınınihlal edildiğinden söz edilemez.
52. Açıklanan nedenlerle,Yargıtay tarafından işin esasına girilerek davada nihai kararın verilmesindeadil yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığıanlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkınınİhlali İddiası
53. Başvurucu, İzmir 10. İşMahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın Yargıtay 22. HukukDairesince ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verildiğini, Yargıtaytarafından delillerin değerlendirilmediğini belirterek, Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
54. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinceverilen davanın reddine dair kararın gerekçesiz olması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmamasıve kabul edilmezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir sebep debulunmaması nedeniyle başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
55. Zühtü ARSLAN, AlparslanALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
2. Esas Yönünden
56. Başvurucu, İzmir 10. İşMahkemesinde açtığı iş akdinin feshinin geçersizliği ve işe iadesi davasısonunda davanın kabulüne hükmedildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. HukukDairesince İlk Derece Mahkemesinin kararı ortadan kaldırılarak davanın reddinekesin olarak karar verildiğini, İzmir ilinde çalıştığı sırada işvereninİstanbul ilinde çalışma yönünde duyuru yaptığını, iş şartlarında esaslıdeğişiklik olan bu durumun 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre yazılıolarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırı olarak, nereye ve kaçgün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyle yapılan feshin geçerliolmayacağını, Yargıtayın bu durumu dikkate almadığınıve kanuna aykırı karar verdiğini, tanık H.G.’ninbeyanlarını değerlendirmediğini, iş akdinin feshinden sonra aynı işyerine dörtaşçı alındığını, ayrıca fesihten sonra on beş yeni işçinin daha düşükücretlerle işe başlatıldığını, işverenin amacının ücretleri düşürmek olduğunu,davalının işletmesel karar almasını gerektiren maligüçlüğünün de bulunmadığını, işyerinde aynı anda yaklaşık elli işçinin işineson verildiğini, toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857 sayılı Kanun’un 29.maddesine de aykırı olduğunu, feshin esas amacının ücretleri düşürmek olduğunu,benzer davalarda Yargıtay tarafından, ilk derece mahkemelerince verilen işeiade davalarının kabulüne dair kararların onanmasına rağmen, açtığı davasonunda verilen kararın ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kararverildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
57. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Yargıtay tarafındandavanın reddine karar verilmesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukukkurallarının yorumlanmasına yönelik adil yargılanma hakkının ihlali iddiasıniteliğinde olduğunu bildirmiştir.
58. Başvurucu, Adalet Bakanlığıgörüşüne katılmadığını, Yargıtay tarafından delillerin değerlendirilmesininadil olmadığını, kanuna açıkça aykırı değerlendirme yapılarak davanınreddedildiğini belirtmiştir.
59. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
60. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
61. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
62. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
63. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul süredeyargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzîiçeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke vehaklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).
64. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve diğerleri, B. No:2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısıdavanın niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacakhukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır(Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 33).
65. Kararların gerekçeli olması,davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genelolarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkilibaşvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesibilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkünolmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olmasıbeklenemez (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).
66. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması yükümlülüğü Anayasa'da açıkça düzenlenmiş olmakla birliktegerekçeli karar hakkı, adil ve hakkaniyete uygun yargılama yapılmasının datemel şartları arasındadır.
67. Öte yandan derecemahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir.Bununla beraber, ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucunaetkili olması söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıtvermek zorunda olabilir (Yasemin Ekşi,B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
68. Yargılama makamlarıyargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delillerigereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkinolarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgiliolup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Yüksel Hançer, B. No.2013/2116, 23/1/2014, § 19).
69. Mahkemeler, kararlarınıhangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğüaltındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri içingerekli olmasının yanı sıra, tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleriiddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleriiçin de gereklidir. Kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğidavanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Bununla birlikte yargılama sırasındaaçık ve somut biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkiliolması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunmasıhalinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul birgerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Ancak mahkemelerin davanın taraflarıncaileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterliolmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklıve tutarlı olması da gerekir. Başka bir ifadeyle mahkemelerce belirtilengerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve diğerleri, B.No.2013/7800, 18/6/2014, §§ 34-36).
70. Makul gerekçe, davaya konuolay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hanginedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay veolgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş, B. No.2013/1235, 13/6/2013, § 24). Mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunukabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veyayanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa dair iddia veya savunmalarıncevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkı kapsamında adil yargılanma hakkınınihlaline neden olabilir.
71. Delillerin kabuledilebilirliği, öncelikle ulusal hukuk kurallarına göre milli mahkemelercedeğerlendirilir. AİHM, yargılama sürecini bütün olarak dikkate alarak, busüreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsizbir değerlendirme yapılıp yapılmadığını inceler (bkz. Schuler-Zgraggen /İsviçre, B.No:14518/89, 24/6/1993, § 66).
72. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, İzmir 10. İş Mahkemesinde açtığı davada, iş akdinin işverentarafından haklı ve geçerli bir nedene dayanılmaksızın feshedildiğini ilerisürerek, işe iadesine karar verilmesini talep etmiş, davalı işveren, feshinişyerinin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayandığını ilerisürerek davanın reddini istemiştir.
73. Mahkemece taraflarıntanıkları dinlenmiş ve bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişiler tüm delilleri değerlendirerek, başvurucunun iş akdisona erdirilmeden önce başka bir işte çalıştırma hakkında kendisine bir teklifyapılmadığı gibi, diğer işyerlerinde istihdam olanağının bulunup bulunmadığıyönünde herhangi bir çalışma yapılmaksızın başvurucunun iş akdinin sonaerdirildiğini, iş akdinin geçerli bir nedene dayalı olarak feshedildiğini ispatyükü davalı işverene ait olmasına rağmen davalının bu konudaki ispat külfetiniyerine getirmediğini, davalının, iş akdinin feshinden sonra faaliyetlerinedevam ettiğini, şirketin mali tablo verilerine göre iş kaybının bulunmadığını,yurt içi ve yurt dışı satışlarının, faaliyet kârlarının ve dönem net kârlarınındüzenli bir artış eğiliminde olduğunu, davalı şirketin ekonomik bir sıkıntıişçinde bulunmadığını, takdirin Mahkemeye ait olduğunu, feshin geçerli nedenedayandığının kabulü halinde davanın reddine, geçerli bir neden olmadığınıntespiti halinde ise feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine kararverilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.
74. Mahkemece, 24/7/2012 tarihinde, başvurucunun iş akdinin feshedilmesiningeçerli bir nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı tarafındanyapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmiştir (bkz.§ 12).
75. Davalının temyizi üzerine,Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 31/10/2012 tarihliilâmıyla “davacının iş akdinin 1/11/2011tarihinde, THY tarafından bazı illerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bununİstanbul'dan yapılmasının istenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda işkaybının olduğu, tasarruf önlemlerinin alınması gerektiği, ayrıca yapılanduyuruya rağmen İstanbul'da görev alma konusunda davacının başvurusununolmadığı ve başka bir kadroda istihdam edilmesinin de mümkün olmadığıgerekçesiyle 4857 sayılı Kanun'un 17. ve 18. maddeleri uyarınca feshedildiği,davalının, fesih bildiriminde belirttiği hususları 20/11/2011 tarihindeişyerinde tüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesindeİstanbul'da çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, davacınınbu iş teklifine başvurmadığı, fesihten sonra davalının hiçbir şekilde davacı ileaynı nitelikte işçi alımı yapmadığı gibi bilirkişi raporunda belirtildiği üzerediğer illerde çalışanların sayısını da sürekli azalttığı, bu kapsamda davalıişverenin işletmesel bir karar aldığı ve bu kararınistihdam fazlası meydana getirdiği, davalının, kararı tutarlı bir şekildeuyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla feshin geçerli birsebebe dayandığı” gerekçeleriyle davanın reddi yerine kabulüne kararverilmesinin hatalı olduğu ve bozmayı gerektirdiği belirtilerek, 4857 sayılı Kanun'un20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hükmün bozularak ortadan kaldırılmasınave davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.
76. Başvurucunun açtığı davadaİzmir 10. İş Mahkemesi, 4857 sayılı Kanun’un 22. ve 29. maddelerine uygunbildirimin yapılmadığını kabul ederek davanın kabulüne karar vermişse deYargıtay 22. Hukuk Dairesince, davalı Şirketin fesih bildiriminde belirttiğihususları duyuru şeklinde işyerindeki tüm çalışanlarına bildirdiği, bu duyuruneticesinde de şirketin İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orada işebaşlayan işçilerin olduğu, başvurucunun ise iş teklifine müracaat etmediği,davalı işverenin işletmesel bir karar aldığı ve bukararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının, kararı tutarlı birşekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla feshingeçerli bir sebebe dayandığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
77. Bir davada, maddi olgularıbildirmek tarafların; bunları hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimingörevidir. Taraflarca bildirilip, iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddiolgular mahkemece tam olarak saptanmalı ve maddi olguların hukuksalnitelendirmesi yapılıp ilgili hukuk kuralları uygulanmalıdır.
78. Bir mahkeme kararınıngerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığınıortaya koyar, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir.Tarafların, hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıpdeğerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetimini yapabilmeleri için, ortadausulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamdaverildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta gösteren bir gerekçe bölümününbulunması zorunludur.
79. Başvuru konusu olayda İzmir10. İş Mahkemesi, işveren tarafından başvurucunun iş akdine son verilirkenİstanbul ünitesinde çalışması konusunda herhangi bir teklifte bulunulmadığını,başvurucunun niteliğine uygun başka bir işte çalışma olanağı olup olmadığıkonusunda herhangi bir çalışma yapıldığına dair bir bilgiye ulaşılamadığını,davalı tanığı H.G. işçi çıkarmalarda çıkarılan işçilerin performanslarınındeğerlendirmeye tabi tutulduğunu ifade etmişse de bu konuda davalı işverenin hangikriterlere dayanarak bu değerlendirmeyi yaptığına dairdosyada herhangi bir delil bulunmadığını belirtmiş, davalı işverenin malidurumunu gösteren bilirkişi raporunu da dikkate alarak, iş akdinin geçerlinedene dayalı olarak feshedildiğinin davalı tarafından ispat edilemediğigerekçesiyle davanın kabulüne, başvurucunun işe iadesine karar verilmiştir.
80. Tebliğ kelimesi, bildirme,duyurma, anlatma, haber verme anlamlarına gelmektedir. Hukuki bir terim olaraktebliğ, hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir hususun muhatabına bildirilmesiişlemidir. Tebliğ, konusuna göre ilgili mevzuatta, resmi ya da özel yöntemlerleve biçimsel olarak da yazılı veya ilan yöntemiyle ya da posta veya iletişimaraçları yolu ile yapılması gereken usul işlemi olarak düzenlenmiştir. Tebliğ,muhataba ulaştırılış şekline göre de doğrudan doğruya tebliğ ve vasıtalı tebliğolarak ikiye ayrılmaktadır. Tebliğin hukuken geçerli kabul edilebilmesi için,ilgili mevzuatta öngörülen yönteme uygun olarak yerine getirilmesigerekmektedir. İncelenen uyuşmazlıkta, 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesinde, “İşveren, … çalışmakoşullarında esaslı bir değişikliği ancak, durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir.”denilmek suretiyle tebliğin yöntemi bakımından işçiyi muhatap alan “yazılı bildirim” esası benimsenmiştir.Anılan cümlenin devamında “bu şekle uygunolarak yapılmayan … değişikliklerişçiyi bağlamaz.” denilerek, belirlenen tebligat yöntemi, maddededüzenlenen işçi haklarının kanuni güvencesi olarak düzenlenmiştir.
81. Davalı işverenin temyiziüzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından, başka bir araştırma yapılmadanve dosyadaki aynı deliller değerlendirilmek suretiyle, İzmir 10. İşMahkemesince verilen kararın ortadan kaldırılarak davanın reddine kararverildiği anlaşılmıştır. Başvuranın, tebliğin kanuna uygun yapılmadığınayönelik iddiasına karşılık Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, 4857 sayılı Kanun'un22. maddesinin ilk cümlesindeki “İşveren....çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumuişçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir....” şeklindekihükmün yorumlanması ve yazılı bildirimin şekli konusunda açıklama yapılmamış,ayrıca İzmir 10. İş Mahkemesince alınan ve davalı işverenin mali durumunugösteren bilirkişi raporunun hangi gerekçeyle dikkate alınmadığı, başvurucununiş akdine son verilmesinden sonra işyerine yeni işçi alınıp alınmadığıkonusunda bilirkişi raporundaki verilerin değerlendirilmediği, Mahkemecedinlenen tanık H.G.'nin beyanlarının tartışılmadığıanlaşılmıştır. Bu durum, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındagerekçeli karar hakkını ihlali sonucunu doğurmaktadır.
82. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
83. Zühtü ARSLAN, AlparslanALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
84. Başvurucu yoksun kaldığıaylık ücretlerinin ödenmesini talep etmiştir.
85. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, başvurucunun tazminat talebine yönelik değerlendirme yapılmamıştır.
86. 6216sayılı Kanun’un “Kararlar” kenarbaşlıklı 50. maddesi şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğindekarar verilemez.
Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
87. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaledildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapmak üzere kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
88. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesininihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, ihlal ve sonuçlarının ortadankaldırılması için kararın Yargıtaya gönderilmesinekarar verildiği ve maddi tazminat talepleri Yargıtay tarafındandeğerlendirilebileceği için başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
89. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Nihai kararın Yargıtaytarafından verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddiasının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
2. Gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, Zühtü ARSLAN,Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, HicabiDURSUN, Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL’ın karşı oylarıve OYÇOKLUĞUYLA,
3. Anayasa'nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLALEDİLDİĞİNE, Zühtü ARSLAN, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL’ınkarşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. İhlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararınYargıtay 22. Hukuk Dairesine gönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,
C. Başvurucunun tazminattaleplerinin reddine, OYBİRLİĞİYLE,
D. Başvurucu tarafından yapılan198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TLyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OYBİRLİĞİYLE,
8/4/2015 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, İzmir 10. İş Mahkemesinde açtığı iş akdininfeshinin geçersizliği ve işe iade davası sonunda davanın kabulünehükmedildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince bu kararın ortadankaldırılarak davanın reddine kesin olarak karar verildiğini, İzmir ilindeçalıştığı sırada işverenin İstanbul ilinde çalışma yönünde duyuru yaptığını, işşartlarında esaslı değişiklik olan bu durumun 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22.maddesine göre yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırıolarak, nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyleyapılan feshin geçerli olmayacağını, Yargıtay'ın bu durumu dikkate almayarakkanuna aykırı karar verdiğini belirterek, diğer hakları yanında, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Mahkememiz çoğunluğu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesininkararında, 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesinde belirtilen "yazılı bildirim"in ne şekilde yapılması gerektiği konusundaaçıklama yapılmadığı, teknik bilirkişi raporundaki verilerindeğerlendirilmediği ve tanık H.G.'nin beyanlarınıntartışılmadığı görüşünden hareketle, başvurucunun gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (§ 81).
3. Teknik bilirkişi raporundaki verilerin değerlendirilmesi vetanık beyanlarının tartışılması, delillerin değerlendirilmesine ilişkin olup,derece mahkemelerinin takdirinde olan hususlardır. Anayasa Mahkemesikararlarında vurgulandığı üzere, ilke olarak, derece mahkemeleri önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıveya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
4. Somut olayda başvurucunun iddiaları, tipik anlamda kanun yoluşikayetidir. İddiaların özünün Yargıtay 22. HukukDairesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır. Açıkça hukuka aykırılık bulunmadıkça,kuralların yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde derecemahkemelerinin takdir yetkisini ortadan kaldıracak nitelikte ihlal kararıverilmesi, bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz.
5. Diğer yandan, adil yargılanma hakkının bir unsuru olangerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarında hükme nasıl ulaşıldığının anlaşılırşekilde açıklanmasını gerektirir. Ancak bu hak, yargılamada ileri sürülen hertürlü iddia ve savunmaya ayrıntılı bir şekilde cevap verilmesini zorunlukılmamaktadır. Somut olayın şartlarına göre değişebilmekle birlikte, kararınhüküm kısmına dayanak oluşturacak şekilde kısa ve özet de olsa bir gerekçeninbulunması mutlaka gerekir (Vesim Parlak, B.No:2012/1034, 20/3/2014, § 33).
6. Başvuruya konu yargılamada Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, “davacının iş akdinin 1/11/2011tarihinde, THY tarafından bazı illerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bununİstanbul'dan yapılmasının istenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda işkaybının olduğu, tasarruf önlemlerinin alınması gerektiği, ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul'da görevalma konusunda davacının başvurusunun olmadığı ve başka bir kadroda istihdamedilmesinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun'un 17. ve 18.maddeleri uyarınca feshedildiği, davalının, fesih bildiriminde belirttiğihususları 20/11/2011 tarihinde işyerinde tümçalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde İstanbul'daçalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, davacınınbu iş teklifine başvurmadığı, fesihten sonra davalının hiçbir şekilde davacıile aynı nitelikte işçi alımı yapmadığı gibi bilirkişi raporunda belirtildiğiüzere diğer illerde çalışanların sayısını da sürekli azalttığı, bu kapsamdadavalı işverenin işletmesel bir karar aldığı ve bukararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının, kararı tutarlı birşekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla feshingeçerli bir sebebe dayandığı” gerekçeleriyle hükmün bozularakortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.
7. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, diğer hususlar yanında, 4857sayılı Kanun’un 22. maddesinde öngörülen feshin bildirimine ilişkin hükmü İzmir10. İş Mahkemesi’nden farklı değerlendirmiştir. Bu çerçevede davalı şirketinfesih bildiriminde belirttiği hususları duyuru şeklinde işyerindeki tümçalışanlarına bildirdiği, bu duyuru neticesinde de şirketin İstanbul ünitesindeçalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, başvurucunun ise işteklifine müracaat etmediği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.Başka bir ifadeyle, ilk derece mahkemesinin aksine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesiişyerinde tüm çalışanların ulaşabildiği şekilde duyuru yapılmasını "yazılıbildirim"in gerçekleşmesi bakımından yeterligörmüştür. Gerekçeli karar hakkının, işyerinde "duyuru asma" şeklindegerçekleştirilen bildirimin, kanunda yer alan "yazılı bildirim" şartınıkarşılayıp karşılamadığı konusunda Yargıtay'a daha ayrıntılı açıklama yapmayükümlülüğü yüklediği söylenemez.
Açıklanan gerekçelerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve Yargıtay'ın gerekçesininde yeterli olduğu anlaşıldığından, başvurunun “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Muammer TOPAL
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucu, açtığı iş akdinin feshinin geçersizliği ve işe iadedavasının iş mahkemesi tarafından kabulüne karar verildiğini, ancak temyizüzerine Yargıtay’ın, İlk Derece Mahkemesinin kararını ortadan kaldırarakdavanın reddine kesin olarak karar verdiğini, bu kararı verirken, İzmir ilindeçalıştığı sırada, işverenin İstanbul ilinde çalışmaya ilişkin duyuru yaptığını,iş şartlarında esaslı değişiklik olan bu durumun 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22.maddesine göre yazılı olarak bildirilmesinin gerektiğini, bu emredici hükmeaykırı olarak, nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyurunedeniyle yapılan feshin geçerli olmayacağını, bu durumun dikkate alınmadığınıve kanuna aykırı karar verildiğini, işyerine aynı nitelikte işçi alınmadığıiddiasının da gerçeğe uygun olmadığını, iş akdinin feshinden sonra aynıişyerine dört aşçı alındığını, davalı şirketin işletmeselkarar almasını gerektiren mali güçlüğünün de bulunmadığını, işyerinde aynı andayaklaşık elli işçinin işine son verildiğini ileri sürmüştür.
Öncelikle tespit etmek gerekir ki, ilk derece mahkemesi ileYargıtay 22. Hukuk Dairesinin, olaya uygulanacak kural olarak 4857 sayılıKanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasının ne şekilde yorumlanacağı, ne şekildeanlaşılacağı ve somut olayın bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceğikonusunda farklı görüşte oldukları anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesinin, iş verenin işyerine asarak yapmış olduğu duyurunun, 22.maddeye uygun bir bildirim olarak değerlendirilemeyeceği; Yargıtay 22. HukukDairesinin ise, işyerine asarak yapılan duyurunun, kanuna uygun bir duyuruolarak değerlendirileceği kanaatinde olduğu görülmektedir.
Mahkememizin daha önceki kararlarında da istikrarla belirtildiğiüzere: “İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olayve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasıile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönündenadil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tekistisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyuhiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariztakdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez”(B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
Somut olayda da, bir hukuk kuralının ne şekilde yorumlanacağı veolaya uygulanacağı konusu önem arz etmektedir. Kural olarak AnayasaMahkemesinin, söz konusu 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesinin ne şekildeyorumlanacağı ve olaya uygulanacağı yahut somut olayın özelliklerinin 22.maddede öngörülen gerekleri karşılayıp karşılamadığının takdirine karışması sözkonusu olamaz. Bu hususlar kanun yolunda gözetilecek hususlardır. Belirtilenkonuların değerlendirmesi Yargıtay tarafından yapılmış ve işverenin işyerindeyaptığı duyurunun da 22. maddede belirtilen yazılı tebligat yerine geçebileceğisonucuna varılmıştır. Kararda bu husus şu şekilde belirtilmiştir: “…davacının…davalının, fesih bildiriminde belirttiği hususları 20/11/2011 tarihinde işyerindetüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde İstanbul'daçalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, davacının bu işteklifine başvurmadığı, …”. Yargıtay’ın bu sonucu varırken keyfidavrandığını yahut bariz takdir hatası yapıldığını söylemek de mümkün değildir.
Başvurucu tarafından ileri sürülen, işyerine aynı nitelikte işçialınmadığı, iş akdinin feshinden sonra aynı işyerine dört aşçı alındığı, davalışirketin işletmesel karar almasını gerektiren maligüçlüğünün de bulunmadığı iddiaları da Yargıtay tarafından değerlendirilmiş vebu konuda kararda şöyle denilmiştir: “…fesihtensonra davalının hiçbir şekilde davacı ile aynı nitelikte işçi alımı yapmadığıgibi bilirkişi raporunda belirtildiği üzere diğer illerde çalışanların sayısınıda sürekli azalttığı, bu kapsamda davalı işverenin işletmeselbir karar aldığı ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının,kararı tutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu...”. Görüldüğügibi, başvurucu tarafından ileri sürülen hususlar Yargıtay kararındakarşılanmıştır. Ayrıca daha önceki kararlarımızda da belirtildiği üzere,mahkeme kararlarında, davacı tarafından ileri sürülen tüm hususların ayrı ayrıaçık bir şekilde karara bağlanması zorunlu olmayıp, bazı hususların zımnenkabulü veya reddi şeklinde cevaplandırılması da mümkündür.
Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun, yargılamanın sonucuitibariyle adil olmadığı yönündeki iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermek gerekirken, Mahkememiz çoğunluğutarafından başvurunun bu kısmının kabul edilebilirliğine ve başvurucunun sözkonusu hakkının ihlal edildiğine ilişkin kararına katılmamız mümkün olmamıştır
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Erdal TERCAN