TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BAYRAM KELEŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6163)
Karar Tarihi: 1/12/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucu
:
Bayram KELEŞ
Vekili
:
Av. Kudret HATİPOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru;kasten öldürme suçu işlendiği iddiasıyla açılan ceza davasının ve haksıztutuklama nedeniyle açılan tazminat davasının makul sürede sonuçlanmadığı,haksız tutuklama nedeniyle tazminat davasında hatalı değerlendirmeleryapıldığı, bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru,24/7/2013 tarihinde Düzce 2. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurununKomisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinciBölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. BölümBaşkanı tarafından 6/3/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurubelgelerinin bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlığın 19/3/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesininönceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkındagörüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerden tespit edilen ilgili olaylar özetleşöyledir:
7. Başvurucukasten öldürme suçunu işlediği iddiasıyla 3/4/2002 tarihinde tutuklanmış,hakkında Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 10/5/2002 tarihli iddianamesi ileDüzce Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
8. Yargılamadevam ederken 21/4/2003 tarihinde başvurucunun, 10.000 TL nakdî kefalet iletahliye edilmesine karar verilmiş, başvurucu aynı tarihte “Seri No: D.C., SıraNo: 781507, Özel No: 733” olarak kayıtlarla alınan makbuz karşılığı 10.000 TLadli teminatı Adliye veznesine yatırmış ve tutuksuz yargılanmak üzere tahliyeedilmiştir.
9. Yapılanyargılama sonunda Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, 15/7/2004 tarihli ve E.2002/145,K.2004/119 sayılı kararı ile başvurucunun 24 yıl ağır hapis cezası ilecezalandırılmasına ve tutuklanmasına, kefalet konusu 10.000 TL’nin başvurucuyaiadesine karar vermiştir.
10. Başvurucununyeniden tutuklanması üzerine Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, Düzce Vergi DairesiMüdürlüğüne yazdığı 27/6/2005 tarihli müzekkere ile 10.000 TL nakdî kefaletinbaşvurucu vekiline iade edilmesini istemiştir.
11. İlkDerece Mahkemesinin mahkumiyet kararının temyizedilmesi sonucu Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 21/7/2005 tarihli ve E.2004/4988,K.2005/2305 sayılı ilamı ile kararı bozmuştur.
12. Bozmaüzerine dosyayı yeniden inceleyen Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, 4/4/2006 tarihlive E.2005/255, K.2006/75 sayılı kararı ile başvurucunun ağırlaştırılmış müebbethapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir.
13. Temyizincelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararı, Yargıtay 1. CezaDairesinin, 11/12/2007 tarihli ve E.2007/2255, K.2007/9257 sayılı ilamı ilebozulmuştur.
14. Bozmayauyarak dosyayı yeniden inceleyen Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, 29/4/2008 tarihlive E.2008/25, K.2008/102 sayılı kararı ile başvurucunun beraatına hükmetmiş; bukarar Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 17/5/2010 tarihli ve E.2010/2311,K.2010/3578 sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.
15. Başvurucu,beraat etmesi üzerine 16/7/2008 tarihinde Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde haksıztutuklama nedeniyle tazminat davası açmış; ceza yargılaması sırasında 3/4/2002tarihinde tutuklandığını, 21/4/2003 tarihinde 10.000 TL nakdî kefaletle tahliyeedildiğini, daha sonra 15/7/2004 tarihinde hükümle birlikte tekrartutuklandığını, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 11/12/2007 tarihli ilamına kadartutukluluk hâlinin devam ettiğini, yargılama sonunda beraat etmesinden dolayıtoplam 4 yıl 5 ay 15 gün haksız olarak tutuklu kaldığını, bu süreçte maddi vemanevi olarak kayba uğradığını, tahliye edildiği dönemlerde devam eden suçisnadı nedeniyle iş bulmakta zorlandığını, yargılama masraflarına katlanmakzorunda kaldığını, tutuklu kaldığı sürede de cezaevi nakilleri ve aylıkgiderleri nedeniyle masrafları olduğunu, buna ilişkin masrafların da cezaevikayıtlarında mevcut olduğunu, 21/6/2003 tarihinde yatırdığı 10.000 TL nakdîkefaletin kendisine 21/4/2006 tarihinde geri verildiğini ancak aradaki reeskontfaizinin kazanç kaybı olduğunu belirterek olay tarihinden itibaren bankalarcauygulanan en yüksek temerrüt faizi oranında hesaplanacak faizi ile birliktemaddi ve manevi toplam 222.090 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
16. Yargılamadevam ederken Bolu Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun tutuklu kaldığı süreiçinde oluşan maddi ve manevi zararlarının tespit edilmesi için bilirkişiraporu alınmasına karar vermiş; üç kişilik bilirkişi heyetince düzenlenen5/11/2010 tarihli rapor Mahkemeye sunulmuştur.
17. Sözkonusu bilirkişi raporuna taraflarca itiraz edilmesi üzerine Bolu Ağır CezaMahkemesi yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.
18. Yenidenoluşturulan üç kişilik bilirkişi heyetince 22/4/2011 tarihli yeni bir rapordüzenlenmiş ve Mahkemeye sunulmuştur.
19. 22/4/2011tarihli bilirkişi raporunun, başvurucunun ceza yargılaması sırasında ödediğinakdî kefalete yönelik yasal faiz hesaplamasına ilişkin kısmı şöyledir: “… Davacı dava dilekçesinde 21.6.2003 ila 21.4.2006arasında 10.000 TL nakit teminatın kaldığını beyan etmiştir. Ancak Mahkemekararında 1.000 TL ödediği görülmektedir. Buna yasal faiz talep etmesinin hakkıolduğu bu durumda; … 924,84 TL faiz isteyebileceği görülmektedir. …”
20. Başvurucu22/4/2011 tarihli bilirkişi raporuna itirazda bulunmuş, Bolu Ağır CezaMahkemesine sunduğu 21/6/2011 tarihli itiraz dilekçesi ile çeşitliitirazlarının yanında raporun tahliye karşılığı ödenen nakdî kefaleti için faizhesaplaması yapılan kısmının, nakdî kefaletin 1.000 TL olarak kabul edilmesinedeniyle hatalı olduğunu ifade etmiştir.
21. Yargılamasonunda Bolu Ağır Ceza Mahkemesi, 28/6/2011 tarihli ve 2008/1022 Değişik İşsayılı kararı ile dosya kapsamında sunulan deliller ve hükme esas olmayaelverişli bulduğu bilirkişi raporu doğrultusunda başvurucunun açtığı davanınkısmen kabulü ile başvurucuya 21.541,78 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminatın12/12/2007 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödenmesinehükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
“…Her ne kadar dava dilekçesinde davacı BayramKeleş’in amcasına ait olduğu bildirilen şirkette araçlarda şoför olarakçalıştığı beyan edilmiş ise de, bu çalışmaya uygun belgelerin temini için D. Factoring AŞ.ne yazılan yazılarsonucu, davacının çalışmasına ilişkin herhangi bir evrakın temin edilemediği,yazılara cevap verilmediği, bu yönde davacı vekili tarafından da dosyaya yazılıbir delil ibraz edilemediği, davacının bildirmiş olduğu tanıklar Ü. O., N.K.,U.K., İ.K. ve K.K.’nın talimat yoluyla beyanlarınınalındığı, Düzce Emniyet Müdürlüğü tarafından davacının sosyal ve ekonomikdurumunun araştırılması sonucu düzenlenen tutanağa göre davacının halen 1.000 TLücret ile S.P. isimli işyerinde çalıştığı, annesine ait evde eşiyle birlikteyaşadığının belirtildiği anlaşılmıştır.
Davacının tutuklu kaldığı dönemlerde başkacezaevlerine nakil nedeniyle yapmış olduğu masraflara ilişkin cezaevi müdürlüklerineyazılan müzekkere cevapları ile bu husustaki yapılan masrafların tespiti yolunagidilmiştir.
Her ne kadar davacıtutuklanmadan önce D. Factoring AŞ.de 900 TL aylıkücretle şoför olarak çalıştığını beyan etmiş ise de,bu hususta herhangi bir belge ve delil ibraz edilemediği, bildirmiş olduğutanıkların beyanlarının çelişkili olduğu nazara alındığında davacının maddizararının asgari ücret üzerinden tespiti yoluna gidilmiş, davacının tutuklukaldığı dönemlere ilişkin asgari ücret tarifeleri SGK Müdürlüğünden celbedilmiştir.
… Davacı vekili ve davalı vekilinin bilirkişiraporlarına karşı itirazları nazara alınarak, net asgari ücret tarifeleri celbedilerek yeniden talimat yoluyla bilirkişi incelemesiyaptırılmış 3 kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 22.04.2011 tarihlibilirkişi raporuna göre, davacının asgari ücret üzerinden maddi kaybının16.973,94 TL, cezaevi nakilleri nedeniyle yapmış olduğu masrafların 925,00 TL,yatırmış olduğu nakdi kefalet yönünden isteyebileceği faiz miktarının 942,84 TLolduğu, davacının kendisine tutmuş olduğu avukatlar yönünden baro tarifesiüzerinden vekalete hükmedilebileceğinin bildirildiği anlaşılmıştır.
22. 04.2011 tarihlibilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olduğu, davacının maddi zararınıntutuklu kaldığı yıllardaki çalışma sürelerine göre net asgari ücrettarifelerine göre hesap edildiği, davacının cezaevine nakilleri nedeniyleyapmış olduğu masraflar ile yargılama sırasında kefaletle tahliyesi sırasındaödemiş olduğu nakdi kefalet yönünden uğramış olduğu faiz zararının tespitedilerek maddi zararının tespit edildiği anlaşıldığından, rapor hüküm vermekiçin yeterli gerekçeye sahip görüldüğünden davacı vekilinin yeniden bilirkişiincelemesi yaptırılmasına yönelik itirazları kabul edilmemiştir.
… böylece davacıBayram Keleş’in yargılama sırasında 03.04.2002 - 21.04.2003 ve 15.07.2004 -12.12.2007 tarihleri arasındaki sürelerde haksız olarak tutuklu kaldığı, toplam1.628 gün tutuklu kaldığı, dava dilekçesinde 1.626 gün tutuklu kaldığınınbelirtildiği, bilirkişilerce davanın tutuklu kaldığı dönemlerdeki resmi tatilve bayram günleri düşülerek net asgari ücret kaybının hesap edildiği, buna göredavacının tutuklu kalması nedeniyle çalışamadığı süreler yönünden 16.973,94 TLmaddi kaybının bulunduğu, yine davacının tutuklu kaldığı sırada cezaevlerinenakil nedeniyle 925,00 TL nakil masrafları yaptığı, davacının 21.04.2003tarihinde kefaletle tahliye edildiği, kefalet parasının 21.04.2006 tarihindeödendiği, bu süre içerisindeki faiz kaybının 942,84 TL olduğu, davacının DüzceAğır Ceza Mahkemesinin 2002/145 Esas, 2005/255 Esas ve 2008/25 Esas sayılı davadosyalarında kendini farklı avukatlarla temsil ettirdiği, ancak dosyaya serbestmeslek makbuzu ibraz edilmediğinden dava dosyalarının karar tarihindekiavukatlık asgari ücret tarifelerine göre 700,00 TL + 900,00 TL + 1.100,00 TLolmak üzere hesap edilen toplam 2.700,00 TL avukatlık ücreti yönünden maddizararının söz konusu olduğu, bu şekilde davacının haksız tutuklama nedeniyle21.541,78 TL maddi zararının olduğu anlaşılmakla, davacının maddi zararınındavalı hazineden tahsiline karar verilmiştir.
Davacının haksıztutuklu kaldığı 1.626 gün yönünden davacının mali ve sosyal durumu, tutuklukaldığı süre, hak ve nesafet kuralları ile manevitazminatın sebepsiz zenginleşmeye neden olmayacak şekilde belirlenmesihususları nazara alınarak, davacının haksız olarak tutuklu kaldığı süreleryönünden 20.000 TL manevi tazminata karar verilmiştir.
Davacının fazlayailişkin taleplerinin reddi ile en son tahliye tarihi olan 12.12.2007 tarihindenitibaren hükmedilen tazminata yasal faiz işletilmesine ve kabul edilen tazminatmiktarı üzerinden karar tarihinde yürürlükte olan avukatlık ücret tarifesinegöre hesap edilen nisbi vekalet ücretinin davalıdanalınarak, davacıya verilmesine karar vermek gerektiği sonucuna varılmıştır. …”
22. Başvurucu;İlk Derece Mahkemesi kararını temyiz etmiş, temyiz dilekçesinde belirttiğiçeşitli itirazlarının yanında, yargılama sırasında ödenen nakdî kefaleteilişkin faiz hesaplamasının yanlış yapıldığını da belirtmiştir.
23. Temyizincelemesi sonunda Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 14/5/2013 tarihli ve E.2013/8652,K.2013/13479 sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuş ancakyeniden yargılama yapılmasına gerek görmeksizin, tutuklu kalınan sürenin eksikhesaplanması nedeniyle maddi tazminat miktarını 22.528,38 TL’ye yükseltmiş,tazminatlara eklenecek faizin hesaplanmasında başlangıç olarak belirtilentarihi ise 3/4/2002 olarak değiştirmiş, kararı bu hâliyle düzeltilerekonamıştır.
24. Başvurucu,Yargıtay 12. Ceza Dairesinin düzelterek onama ilamını 10/7/2013 tarihindeöğrendiğini beyan etmiştir.
25. Başvurucu24/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
26. 17/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tazminat istemi” kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
(1) Suçsoruşturması veya kovuşturması sırasında;
…
e)Kanunauygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmayayer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
…
Kişiler, maddî vemanevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.
27. 5271sayılı Kanun’un “Tazminat istemininkoşulları” kenar başlıklı 142. maddesi şöyledir:
“(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir.
(2) İstem, zararauğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesitazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesiyoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.
…
(6) İstemin ve ispatbelgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerinegöre verilecek tazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü hertürlü araştırmayı yapmaya veya hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir.
(7) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/20 md.) Mahkeme,kararını duruşmalı olarak verir. İstemde bulunan ile Hazine temsilcisi,açıklamalı çağrı kâğıdı tebliğine rağmen gelmezlerse, yokluklarında kararverilebilir.
…”
28.11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Haksız fiillerden doğan borç ilişkileri” başlıklı,“A. Sorumluluk” alt başlıklı ve “I. Genelolarak” kenar başlıklı 49. maddesi şöyledir:
“Kusurlu vehukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.…”
29.6098 sayılı Kanun’un “Haksız fiillerdendoğan borç ilişkileri” başlıklı, “A.Sorumluluk” alt başlıklı ve “III.Tazminat 1. Belirlenmesi” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:
“Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenmebiçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarakbelirler. …”
30.4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkinKanun’un “Kanuni faiz” kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
“BorçlarKanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesigereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzdeoniki oranı üzerinden yapılır.
Bakanlar Kurulu, buoranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katınakadar artırmaya yetkilidir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
31. Mahkemenin1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 24/7/2013 tarihli ve2013/6163 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
32. Başvurucu;kasten öldürme suçunu işlediği iddiasıyla 3/4/2002 tarihinde tutuklandığını veyargılama sonunda beraatına karar verildiğini, yargılama sürecinde 1628 güntutuklu kaldığını, hakkında uygulanan koruma tedbirinden dolayı 16/7/2008tarihinde Maliye Hazinesi aleyhine Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde haksız tutuklamanedeniyle açtığı tazminat davasında alınan bilirkişi raporları arasındakiçelişkilerin giderilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik vehatalı olduğunu, maddi tazminata hükmedilirken gerçek durumu gözetilmeden veekonomik koşullara uymayan bir değerlendirme yapıldığını, cezaevinde kaldığısürede ve cezaevi nakillerindeki giderlerinin dikkate alınmadığını, manevitazminat hesaplamasının da eksik yapıldığını, tahliye olabilmek için 21/4/2003tarihinde yatırdığı 10.000 TL nakdî kefalete ilişkin faiz hesaplaması yapılırken1.000 TL üzerinden hesaplama yapıldığını, tutuklu kaldığı sürede yaptığımasrafların geri ödenmesine hükmedilirken yapılan faiz hesabının bankalarcauygulanan en yüksek mevduat faizi oranı üzerinden yapılmadığını ve yine faizhesaplamasının masrafların yapıldığı tarihten itibaren geçen süre dikkatealınarak ortaya çıkarılmadığını ayrıca hakkında açılan ceza davası ile korumatedbiri için açtığı tazminat davasında yargılamaların makul süredesonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) diğer maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
33. Başvurudilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun; Bolu Ağır Ceza Mahkemesindeaçtığı haksız tutuklama nedeniyle tazminat davasında alınan bilirkişi raporlarıarasındaki çelişkilerin giderilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporununeksik ve hatalı olduğunu, maddi tazminata hükmedilirken gerçek durumugözetilmeden ve ekonomik koşullara uymayan bir değerlendirme yapıldığını,cezaevinde kaldığı sürede ve cezaevi nakillerinde yapmak zorunda olduğugiderlerin dikkate alınmadığını, manevi tazminat hesaplamasının da eksikyapıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ve Sözleşme’nin diğermaddelerinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır.
34. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Anılan ihlal iddiaları haksız yere tutuklama nedeniyle hükmedilen tazminatmiktarının yetersizliğine yönelik olduğundan kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkının ihlali iddiası başlığı altında değerlendirilmiştir.
35. Öteyandan başvurucunun tutuklu kaldığı sürede yaptığı masrafların geri ödenmesinehükmedilirken yapılan faiz hesabının, masrafların yapıldığı tarihten itibarengeçen süre dikkate alınarak ortaya çıkarılmasıve bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi oranı üzerindenyapılması gerektiği şikâyeti mülkiyet hakkının ihlali iddiası; tahliyeolabilmek için 21/4/2003 tarihinde yatırdığı 10.000 TL nakdî kefalete ilişkinfaiz hesaplaması yapılırken 1.000 TL üzerinden hesaplama yapıldığı ve buitirazına cevap verilmediği şikâyeti gerekçeli karar hakkının ihlali iddiası,ceza davasına ve tazminat davasına ilişkin yargılamaların uzun sürdüğü şikâyetiise yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı iddiası başlıkları altındadeğerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
36. Başvurucututuklu kaldığı sürede yaptığı masrafların geri ödenmesine hükmedilirkenyapılan faiz hesabının, bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi oranıüzerinden ve masrafların yapıldığı tarihten itibaren geçen süre dikkate alınarakyapılmadığını belirterek mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Bu durumda öncelikle başvurucunun, başvuruya konuolayda Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıkapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılmasıgerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 25; MuzafferGölen, B.No: 2013/3430, 10/6/2015, § 32).
38. Anayasa'nın"Mülkiyet hakkı" kenarbaşlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamuyararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz."
39. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulamakonusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve30/03/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göreAnayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesiiçin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvencealtına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
41. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanındayer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir.Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Buhususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veyaicrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (KemalYeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36-37).
42. Meşrubeklenti; makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olmaşansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadınadayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Ayrıca Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); özünde “varlık” olarak kabul görebilecek birşahsi menfaatin, ulusal mahkemelerin yerleşmiş içtihadı gibi yalnızca ulusalhukukta yeterli bir temeli olması hâlinde mümkün olabileceği görüşündedir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan,B. No: 18768/05, § 103, 27/5/2010; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002,§§ 44, 45).
43. DolayısıylaAnayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalımülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyetiddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma ise mevzuat hükümleri ve yargıkararları ile yapılabilecektir (ÜçgenNakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).
44. Anayasa'nınve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkının bireylere,tazminat davalarında hükmedilen tazminatlara, banka mevduatlarına uygulanan enyüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiz tutarının eklenmesi yönünde birgüvence sağlamadığı açıktır. Bununla birlikte bu yöndeki bir talep ancak butürden bir faiz hesabı yapılması konusunda kanuni düzenleme veya içtihatlardayeterli dayanağın olması hâlinde, mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilerek güvencelerdenyararlandırılabilir. Öyleyse bu aşamada değerlendirilmesi gereken husus;başvurucunun hükmedilen tazminatlara eklenecek faiz tutarının bankalarınuyguladığı en yüksek mevduat faizi oranı üzerinden hesaplanması gerektiğiiddiasının, kanuni düzenlemeler veya yargısal içtihatlar ile desteklenipdesteklenmediği, böylece başvurucunun iddiasının Anayasa'nın 35. maddesikapsamındaki güvence hükmüne uygulama alanı sağlayacak yeterlilikte meşrubeklenti oluşturup oluşturmadığıdır (ArzuBatmaz, B. No: 2013/7915, 16/9/2015, § 39).
45. 5271sayılı Kanun uyarınca ağır ceza mahkemelerinde görülen koruma tedbirlerinedeniyle tazminat istemli davaların hukuki dayanağını, yargının ve dolayısıyladevletin haksız fiilleri oluşturmaktadır. Bu durumda devletin de özel kişilerarası ilişkilerde olduğu gibi bir kişiye karşı haksız fiilde bulunduğunun sabitolması hâlinde, talep edildiği takdirde neden olduğu zararı ödeme yükümlülüğübulunmaktadır. Çünkü asıl olan, haksızlığa uğrayan kişinin mağduriyetiningiderilmesidir.
46. 5271sayılı Kanun’un 142. maddesinin (6) numaralı fıkrası ile koruma tedbirlerinedeniyle tazminat istemlerine ilişkin davalarda tazminat miktarınınsaptanmasında tazminat hukuku genel prensiplerinin dikkate alınacağı hükümaltına alınmakla birlikte Kanun’un, koruma tedbirleri nedeniyle hükmedilecektazminata işletilecek faiz oranına ilişkin herhangi bir düzenleme içermediğigörülmektedir. Bu durumda söz konusu davaların hukuki dayanağını devletinhaksız fillerinin oluşturduğu düşünüldüğünde tazminata ilişkin hüküm kurulurken6098 sayılı Kanun’un haksız fiile ilişkin hükümlerinin dikkate alınacağıdeğerlendirilebilir. Ancak bu hâlde de başvurucunun, haksız tutuklama nedeniylehükmedilen tazminata işletilecek faizin banka mevduatlarına uygulanan en yüksekfaiz oranı üzerinden hesaplanması gerektiği şikâyetinin kanuni bir karşılığıbulunmamaktadır.
47. Başvurucununşikâyetinin yargısal içtihatlar bağlamında incelenmesinde ise söz konusuiddianın kabul gördüğüne dair bir uygulamaya ulaşılamamıştır. Yargıtayın bu konuya ilişkin bir Ceza Genel Kurulukararında, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında hükmedilecektazminata haksız fiil tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi görüşünübenimsediği görülmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/9/2005 tarihli veE.2005/1-88, K.2005/98 sayılı kararı).
48.Dolayısıyla somut başvuru konusu olayda başvurucunun; 5271 sayılı Kanun’un 141.ve 142. maddeleri uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminatdavalarında hükmedilen tazminata, bankaların mevduat faizlerine uyguladıklarıen yüksek faiz oranının uygulanması yönündeki talebinin yürürlükteki kanunhükümleri veya konuyla ilgili yargı içtihatları tarafından desteklenmediği vemülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti olarak nitelendirmeye yetecek somutluktaolmadığı anlaşılmıştır. Başvurucu da söz konusu şikâyetine dayanak olacak birhukuki kural ya da yerleşik yargı içtihadı ortaya koymamıştır. Bu bağlamdabaşvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkinkorumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
49. Başvurucununhaksız tutuklama nedeniyle açtığı tazminat davasında, tutuklu kaldığı süredeyaptığı masraflar yönünden hükmedilen tazminata işletilecek faiz hesaplanırkenhesaplamanın masrafların yapıldığı tarihten başlatılması gerektiği şikâyetineilişkin ileri sürdüğü mağduriyetinin, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin düzelttiğionama ilamında faiz hesaplanmasında başlangıç tarihinin ilk tutuklama tarihiolarak değiştirilmesi suretiyle giderildiği tespit edilmiştir (bkz. § 23). Buçerçevede, başvurucunun bu şikâyeti yönündendeğerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
50. Açıklanannedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değerbir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Düzce Ağır CezaMahkemesinde Yürütülen Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası
51. Başvurucu,Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 10/5/2002 tarihli iddianamesi ile Düzce AğırCeza Mahkemesinde hakkında açılan kamu davasının makul sürede sonuçlanmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
52. 6216sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem vekararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler."
53. AnılanKanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisininbaşlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşennihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilir.Niteliği itibarıyla kamu düzenine ilişkin olan bu başvuru şartını taşımayanbireysel başvuruların incelenebilmesi mümkün değildir.
54. AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemeninyetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesiningereğidir (Zafer Öztürk, B. No.2012/51, 25/12/2012, § 18).
55. Şikâyetekonu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde başvurucu hakkında DüzceCumhuriyet Başsavcılığının 10/5/2002 tarihli iddianamesi ile Düzce Ağır CezaMahkemesinde kamu davası açıldığı, İlk Derece Mahkemesince verilen 15/7/2004 ve4/4/2006 tarihli kararların Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21/7/2005 ve 11/12/2007tarihli ilamları ile bozulduğu, 11/12/2007 tarihli ilamın ardından verilen29/4/2008 tarihli kararın ise Yargıtay 1. Ceza Dairesince Anayasa Mahkemesininzaman bakımından yetkisi dışında kalan 17/5/2010 tarihli ilamı ile onanarakkesinleştiği anlaşılmıştır.
56. Açıklanannedenle şikâyet konusu yargılama sürecinin 23/9/2012 tarihinden öncekesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde Yürütülen Yargılamanın MakulSürede Sonuçlanmadığı İddiası
57. BaşvurucununBolu Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti,açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bubölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
d. KişiÖzgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası
58. Başvurucununkişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği şikâyeti açıkça dayanaktanyoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerindenherhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu kısmıyla ilgiliolarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
e. Gerekçeli KararHakkının İhlali İddiası
59. Başvurucunun;ceza davasına ilişkin yargılama sürecinde tutuksuz yargılanabilmek amacıylaAdliye veznesine yatırdığı nakdî kefalet miktarının, haksız tutuklama nedeniyleaçtığı tazminat davasında esas alınan bilirkişi raporunda yanlış tutarüzerinden değerlendirilip faiz hesaplamasının yapıldığı ve buna yönelikitirazının İlk Derece Mahkemesi kararında ve Yargıtay ilamındakarşılanmamasından dolayı gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkinşikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenlebaşvurunun bu kısmıyla ilgili olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesigerekir.
2. EsasYönünden
a. Kişi Özgürlüğü veGüvenliği Hakkının İhlali İddiası
60. Başvurucu;Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı haksız tutuklama nedeniyle tazminatdavasında maddi tazminata hükmedilirken gerçek durumu gözetilmeden ve ekonomikkoşullara uymayan bir değerlendirme yapıldığını, cezaevinde kaldığı sürede vecezaevi nakillerinde yapmak zorunda olduğu giderlerin dikkate alınmadığını,manevi tazminat hesaplamasının da eksik yapıldığını, bu bağlamda tazminathesaplaması için alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkileringiderilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunubelirterek özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
61. Anayasa’nın19. maddesi şöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
Şekil ve şartlarıkanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmişhürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarakilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahıveya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerinegetirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu maddeveya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin birmüessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygunolarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmekisteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararıverilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimsehürriyetinden yoksun bırakılamaz.
…
Tutuklanan kişilerin,makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbestbırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılamasüresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamakiçin bir güvenceye bağlanabilir.
…
Bu esaslar dışındabir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genelprensiplerine göre, Devletçe ödenir.”
62. Sözleşme’nin5. maddesi şöyledir:
“1. Herkesin kişiözgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenenyollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a. Yetkili mahkemetarafından mahkum edilmesi üzerine bir kimseninusulüne uygun olarak hapsedilmesi;
b. Bir mahkemetarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veyayasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için birkimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c. Suç işlediğihakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonrakaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunmasıdolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması vetutulması;
d. Bir küçüğüngözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereğitutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere usulüne uygun olaraktutulması;
e. Bulaşıcı hastalıkyayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu maddebağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması;
f. Bir kişininusulüne aykırı surette ülkeye girmekten alıkonması veya kendisi hakkında sınırdışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüneuygun olarak yakalanması veya tutulması;
…
3. Bu maddenin 1.cfıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen biryargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüneçıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturmasırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmadahazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
4. Yakalama veyatutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasınınyasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırıgörülmesi halinde, kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurmahakkına sahiptir.
5. Bu maddehükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutma işleminin mağduruolan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”
63. Anayasa’nın19. maddesinin son fıkrası ve Sözleşme’nin 5. maddesinin son fıkrası ile ilgilimaddelerde belirtilen durumlar dışında özgürlüğünden mahrum kalanların tazminattalebinde bulunabilecekleri belirtilmektedir. Bununla birlikte söz konusuhükümlerde- şartları oluştuğu takdirde- ödenecek tazminatın neye görebelirleneceği, nasıl hesaplanacağı gibi hususlarda açık düzenlemelere yerverilmemiştir.
64. Buhükümlere paralel olarak 5271 sayılı Kanun’un 141. ve devamı maddeleri ilehukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerin uğradıkları zararlariçin ağır ceza mahkemeleri nezdinde dava açabilecekleri, uğradıkları her türlümaddi ve manevi zararın tazminini isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır. Buşekilde açılacak olan bir davada hangi usullerin izleneceği ayrıntılı olarakdüzenlenmiştir.
65. AİHMde Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının uygulanabilir bir tazminat hakkınıiçerdiğini belirtmekle birlikte (Cumber/BirleşikKrallık, B. No: 28779/95, 27/11/1996), tazminat için Sözleşme’ninbelirli bir miktarı öngörmediğinin de altını çizmiş, ayrıca yerel mahkemelerintazminat için somut olayın koşullarına göre takdir yetkisi bulunduğunu kabuletmiştir (Damian-Burueana ve Damian/Romanya,B. No: 6773/02, 26/5/2009, § 89).
66. Bunakarşın AİHM, orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminatın, Sözleşme’nin 5.maddesinin 5. fıkrasına aykırılık oluşturacağını, böyle bir durumun söz konusufıkra kapsamında güvence altına alınan hakkın teoride kalmasına ve aldatıcıolmasına sebep olacağını da vurgulamaktadır (Cumber/Birleşik Krallık).
67. Öteyandan AİHM’e göre taraf devletin, haksız birtutulmanın mağduru olan kişiden mağduriyeti nedeniyle uğradığı zararları delillendirmesini istemesinde bir sakınca bulunmamaktadır.Ayrıca Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında kişinin mağdur statüsünün varlığıiçin ortada bir zararın mevcudiyeti şart olmamakla birlikte tazmin için maddiveya manevi zararların ortaya konulması gerekmektedir (Wassink/Hollanda, B. No: 12535/86, 27/9/1990, § 38).
68. Sanıkveya şüphelinin suç işleyip işlemediği henüz belli olmadan özellikle delillerinkorunabilmesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarının sağlıklı bir şekildetamamlanabilmesi için başvurulan ceza muhakemesi koruma tedbirleri, kişi hak veözgürlüklerine yönelik önemli sınırlamalar getiren, aynı zamanda temel hak veözgürlükleri kolayca zedeleyebilecek nitelikte işlemlerdir. Bu nedenle sözkonusu tedbirlere başvurmanın koşullarının hukuk devleti ilkesine ve insanhaklarına saygılı olma yükümlülüğüne uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
69. 5271sayılı Kanun’da öngörülen koruma tedbirlerinden biri olan tutuklama tedbiri,bireylerin kişi özgürlüğüne yönelik müdahale niteliği taşıyan bir işlemdir. Buhâlde soruşturma veya kovuşturma safhalarında kendisi hakkında tutuklamatedbiri uygulanan bireyin yargılama sonucu beraat etmesi hâli, tutuklu olarakgeçirilen sürenin haksız hâle dönüşmesi anlamına gelmektedir. Böyle bir durumdada bireye tutuklu kaldığı sürelerde uğradığı zararlar için tazminat ödenmesiadaletin gereğidir.
70. 5271sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeler ile kanuna uygun olarak yakalandıktanveya tutuklandıktan sonra beraatlarına karar verilen kişilerin tutulu kaldıklarısüreler için ikamet ettikleri yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağırceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka birağır ceza dairesi yoksa en yakın yerdeki ağır ceza mahkemesinde tazminat davasıaçabilecekleri hüküm altına alınmıştır.
71. Somutolayda başvurucu, hakkında açılan ceza davası kapsamında yargılamanın 1628gününü tutuklu olarak geçirmiş; yargılama sonunda ise beraat etmiştir.Başvurucu bunun üzerine tutuklu olarak geçirdiği günlerde uğradığı maddi vemanevi zararların tazmini için 5271 sayılı Kanun uyarınca Bolu Ağır CezaMahkemesinde dava açarak haksız tutuklama nedeniyle tazminat talebindebulunmuştur. Yapılan yargılama sırasında Bolu Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucununtutuklanmadan önce çalıştığını ileri sürdüğü işe ilişkin herhangi bir evrakaulaşamamış; başvurucu tarafından da Mahkemeye bu yönde bir belgesunulamamıştır. Aynı zamanda Mahkeme; başvurucunun tanıklarını dinlemiş, DüzceEmniyet Müdürlüğünden başvurucunun sosyal ve ekonomik durumunun araştırılmasınıistemiş, başvurucunun cezaevinde kaldığı sürede yaptığı masrafları tespitetmiş, ceza yargılaması sürecinde vekille temsil olunan başvurucunun herhangibir vekâlet sözleşmesi ibraz etmemesi nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesiüzerinden hesaplanan vekâlet ücretinin maddi zarara eklenmesi usulünü izlemiş,başvurucunun tutuklanmadan önce çalıştığı işe dair herhangi bir belgesunamaması üzerine tutuklu kalınan dönemde uğranılan zararın asgari ücretüzerinden tespiti yoluna gitmiştir. Yine Mahkeme tarafından yargılamasürecinde, iki ayrı bilirkişi raporu istenerek maddi zararlarhesaplattırılmıştır (bkz. § 21).
72. Yargılamasonunda Bolu Ağır Ceza Mahkemesi 28/6/2011 tarihli ve 2008/1022 Değişik İşsayılı kararı ile başvurucunun haksız olarak tutuklu kaldığı süre üzerindenhesaplanan 21.548,78 TL maddi ve 20.000 TL manevi zararın en son tahliyetarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile başvurucuya ödenmesinehükmetmiştir (bkz. § 21).
73. Temyizincelemesi sonucu Yargıtay 12. Ceza Dairesi 14/5/2013 tarihli ve E.2013/8652,K.2013/13479 sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararına esas alınanbilirkişi raporunda başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin eksik hesaplandığınıtespit etmiş, bu yönden maddi tazminat miktarının 22.528,38 TL’ye yükseltilmesineve hükmedilen tazminata faiz işletilen tarihin ise ilk tutuklama tarihi olarakdüzeltilmesine karar vermiş, böylece kararın düzeltilerek onanmasına hükmetmişve karar kesinleşmiştir.
74. Bireyselbaşvuruya konu edilen somut şikâyetin ve bu şikâyete ilişkin yargılamasürecinin incelenmesi neticesinde İlk Derece Mahkemesince toplanan deliller vedosya kapsamına göre verilen karar sonucu belirlenen ve Yargıtay 12. CezaDairesinin onamasından geçerek kesinleşen tazminat miktarları ile davanın koşulları ve başvurucunun uğradığı zararlararasında açık bir orantısızlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
75. Belirtilennedenlerle başvurucunun kişi özgürlüğüne yapılan müdahaleye karşılık hükmedilentazminat ile adil bir dengenin kurulduğu anlaşıldığından başvurucunun kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Bolu Ağır CezaMahkemesinde Yürütülen Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası
76. Başvurucu,Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde 16/7/2008 tarihinde açtığı haksız tutuklamanedeniyle maddi ve manevi tazminat davasının makul sürede sonuçlanmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
77. Anayasa’nın36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklereilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 49). Başvuru konusu haksız tutuklama nedeniyle açılan maddi vemanevi tazminat davasında, 5271 sayılı Kanun’dayer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medenihak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Kınyas Kaya, B. No:2013/1071, 10/3/2015, § 35).
78. Medenihak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul sürede tamamlanmadığıyönündeki iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve AnayasaMahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki yargılama süresinin makulolup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceliolduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu vebaşvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibihususların dikkate alınacağı belirtilmiştir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 34–64; HayrettinEkim, B. No: 2013/3442, 20/3/2014, §§ 33-55).
79. Başvurukonusu olayda, Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde açılan bir tazminat davası sözkonusudur. 5271 sayılı mülga Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülenve medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı kararabağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 50) bu tarihsomut başvuru açısından 16/7/2008’dir.
80. Süreninbitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanınsona erme tarihi olup (GüherErgun ve diğerleri, § 52) somut başvuru açısından söz konusu tarih, İlk Derece Mahkemesikararının Yargıtay 12. Ceza Dairesince düzelterek onandığı ve kesinleştiği14/5/2013’tür.
81. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı şikâyetinekonu yargılama sürecinin incelenmesi sonucu 16/7/2008 tarihinde Bolu Ağır CezaMahkemesinde haksız tutuklama nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminatdavasında esasa ilişkin kararın 28/6/2011 tarihinde verildiği, temyiz üzerineYargıtay 12. Ceza Dairesinin 14/5/2013 tarihli ilamıyla hükmün düzeltilerekonandığı ve aynı tarihte de kesinleştiği, bu durumda iki dereceli bir yargılamasisteminde davanın yaklaşık 5 yıllık bir sürede sonuçlandığı anlaşılmıştır.
82. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konutazminat davasının; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olaylarınkarmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibikriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır.Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken özensizdavranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek biryön bulunmadığı ve yaklaşık 5 yıl devam eden yargılama sürecinde makul olmayanbir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
83. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası
84. Başvurucu,iddialarının (bkz. § 58) İlk Derece Mahkemesi kararında ve Yargıtay ilamındakarşılanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
85. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
86. Anayasa’nın141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır.”
87. Sözleşme’nin“Adil yargılanma hakkı” kenarbaşlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
88. Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkıgibi adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (Kırmızı Gaa İnşaat TurizmGıda San. Tic. A.Ş., B.No:2013/2370, 11/12/2014, § 42). Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesiuyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesive AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme'nin lafzi içeriğindeyer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilengerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara,Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, § 38). Ayrıca hakkaniyete uygunyargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa'nın 141. maddesininbirinci fıkrasında yer verilen “Bütünmahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmüylemahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir (Muhittin Kaya, Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve TicaretLimited Şirketi, B. No:2013/1213, 4/12/2013, § 25).
89. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya, Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm PazarlamaSanayi ve Ticaret Limited Şirketi, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göredeğişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki birgerekçenin kısa da olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §33).
90. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarınınmahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıyagüven duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuruyapmalarını mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyenbir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağıgibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez(Vesim Parlak, § 34).
91. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı mercileri verdiklerikararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe gösterme yükümlülüğününkapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayın içinde bulunduğuşartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952, 19/2/1998, § 42).
92. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanır (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §53). Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin detartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucularınusule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyizincelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkatealınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması, gerekçelikarar hakkının ihlali olarak görülebilir (MustafaKahraman, B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).
93. Somut olayda başvurucu tarafından Bolu Ağır CezaMahkemesinde haksız tutuklama nedeniyle tazminat davası açıldığı, Mahkemecebaşvurucunun haksız olarak tutuklu geçirdiği sürelerde uğradığı maddi ve manevizararın tespit edilebilmesi için bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği,bilirkişi heyetince sunulan 5/11/2010 tarihli rapora taraflarca itiraz edilmesiüzerine yeni bir bilirkişi raporu alınmasına hükmedildiği ve 22/4/2011 tarihliikinci raporun dosya kapsamına uygun bulunup raporda yapılan maddi ve manevitazminat hesapları sonucu ortaya çıkan meblağların hükme esas alındığıanlaşılmıştır (bkz. § 21). Söz konusu hüküm Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafındanda düzeltilerek onanmış ve kesinleşmiştir (bkz. § 23).
94. Başvurucu ise bu süreçte Bolu Ağır CezaMahkemesine 21/6/2011 tarihinde sunduğu dilekçe ile itirazda bulunmuş,22/4/2011 tarihli bilirkişi raporuna çeşitli itirazlarını ifade etmekle birlikteraporun ceza yargılamasında tahliye karşılığı ödediği nakdî kefalet için faizhesaplaması yapılan kısmının, nakdî kefaletin 1.000 TL olarak kabul edilmesinedeniyle hatalı olduğunu belirtmiştir (bkz. §20). Başvurucu, aynı itirazını ayrıca temyiz dilekçesi ile de ortaya koymuştur(bkz. § 22).
95. Anayasa Mahkemesince dava dosyasına yönelik yapılaninceleme sonucu başvurucunun, ceza davasına ilişkin yargılama sürecinde tahliyeolarak tutuksuz yargılanabilmek için nakdî kefalet olarak Adliye veznesine10.000 TL ödeme yaptığı (bkz. § 8), yargılamanın ilerleyen aşamasında hakkındamahkûmiyet hükmü kurulması üzerine yeniden tutuklandığı ve söz konusu nakdîkefaletin 10.000 TL olarak kendisine iade edilmesine karar verildiğigörülmüştür (bkz. §§ 9, 10). Başvurucu da haksız tutuklamaya ilişkin tazminatdavasında hükme esas alınan bilirkişi raporunun bu anlamda hatalı olduğunu,raporda nakdî tazminat tutarının 1.000 TL olarak kabul edilip faiz hesaplamasıyapıldığını belirtmiştir. Bu hususu gerek İlk Derece Mahkemesi safhasındagerekse temyiz incelemesi safhasında Derece Mahkemelerine itiraz olarak sunmuşancak İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında ve Yargıtay 12. CezaDairesinin düzelterek onama ilamında bu hususa ilişkin herhangi birdeğerlendirmede bulunulmamıştır. İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararı ileYargıtay ilamında, başvurucunun hükme esas alınan bilirkişi raporunun ilgilikısmına yönelik itiraz ileri sürdüğü hususa ilişkin herhangi birdeğerlendirmeye yer verilmemesinin gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğisonucuna varılmıştır.
96. Açıklanan nedenlerle bilirkişi raporuna nakdî kefaletmiktarı yönünden yapılan itirazın İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarındatartışılmamasından dolayı başvurucunungerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
97. Başvurucu;adil yargılanma hakkının ve Sözleşme’nin diğer maddelerinin ihlal edildiğiniileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
98. 6216sayılı Kanun’un “Kararlar” kenarbaşlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimiyapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilenihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadankaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
99. BaşvurucununBolu Ağır Ceza Mahkemesinde tarafı olduğu haksız tutuklama nedeniyle tazminatdavasına ilişkin yaklaşık 5 yıllık yargılama süresi dikkate alındığındayargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 4.360 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
100.Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde gerekçeli karar hakkı yönündenAnayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilerek 6216 sayılı Kanun'un(2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması veyeniden yargılama yapılması için kararın Bolu Ağır Ceza Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
101.Başvurucu, adil yargılanma hakkının veSözleşme’nin diğer maddelerinin ihlali nedeniyle maddi tazminat talebindebulunmuş olup mevcut başvuruda Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespitedilmiş olmakla ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla yenidenyargılama yapılmak üzere kararın Bolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesinehükmedildiği için başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
102.Dosyadaki belgelerden tespitedilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TLyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Düzce Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılama bakımından makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamada makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4.Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
5.Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. 1. Bolu Ağır CezaMahkemesinde yürütülen yargılama bakımından Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
3.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C.Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya net 4.360 TLmanevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D.Gerekçeli karar hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapılmak üzere kararın Bolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
E.198,38 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına
1/12/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.