TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BAYRAM AĞAYA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5816)
Karar Tarihi: 10/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucular
:
1. Bayram AĞAYA
2. Mehmet Can AĞAYA
3. Türkan AĞAYA
4. Sabriye BULGAN
Vekilleri
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından hısımlarınınöldürülmüş olması dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındayapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma vemülkiyet haklarının; ret işlemlerine karşı açılan davaya ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğininin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/10/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 28/1/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/2/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular;29/6/1993 tarihinde hısımları olan M.A.nın terör eylemleri nedeniyleöldüğünü, 15/9/1994 tarihinde ise S.A.nın gaziolduğunu, bu nedenle babaları olan muris A.A.nın bu özeldurumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorundakaldığını iddia etmişlerdir.
8. Başvurucuların murisi olan A.A. 6/9/2007 tarihinde 5233sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle BatmanValiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. Başvurucular murisi A.A. 30/7/2009 tarihinde vefat etmiştir.
10. Komisyon 24/9/2010 tarihli ve 2010/1-248 sayılı kararında;terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan başvurudabilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde Sason ilçesi Dağçatıköyü boşalmadığından, korucu aileleri dışında köyde ikamet eden başkacaailelerin de olduğundan, nüfus sayım sonuçlarına göre köyde yoğun bir nüfusolduğundan, başvuru sahibine yönelik doğrudan bir tehdit ve saldırıbulunmadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.
11. Başvurucular tarafından belirtilen ret işlemi aleyhineBatman İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
12. Batman İdare Mahkemesinin 15/2/2012 tarihli ve E.2011/3267,K.2012/933 sayılı kararı ile "...1987-2000yılları arasında Dağçatı Köyü’nde GKK ve GÖKKgörevlendirildiği ve koruculuk sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricindeköyde 48 hanenin ikamet ettiği,köy nüfusunun 1990yılında 581, 1997 yılında 563, 2000 yılında 719 kişi olduğu,...1990-2000yılları arasında muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, ancak evrakların imhaedilmek üzere SEKA'ya gönderildiği, 2000 yılı sonrasında da seçimlerin düzenliolarak yapıldığı,...Dağçatı Köyü İlköğretim Okulu'nungüvenlik sebebiyle eğitim ve öğretime kapalı olmadığı,...DağçatıKöyü Suarkı Mezrası halkının bir kısmının güvenlikkaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılanköyün tamamen boşalmamış olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlikkaygısının yaşanmamış olması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya dasaldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarecekarşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı..." gerekçesinedayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.
13. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/4793, K.2013/692 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.
14. Başvurucular 1/8/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
18. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında murisleritarafından yapılan talebin ve akabinde açtıkları davanın reddedildiğini, köyhalkına “Köy korucusu ol ya daköyü terk et.” şeklinde idare tarafından yapılan baskı ve zorlamanın Mahkemecedikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenliknedeniyle köylerinin boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütümensuplarınca hısımları M.A.nın ölümü ve S.A.nın yaralanmasına dair özel durumları gözönünde bulundurulmadan köyün tamamen boşalmamış olduğusoyut gerekçesine ve şahıslarına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmamasına dayanılarak sundukları belgeler değerlendirilmeksizin idaretarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını ve bu belgeler tebliğedilmemek suretiyle kendilerine savunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararınadil olmadığını belirtmişlerdir.
19. Başvurucular; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sundukları belgeler dikkate alınmadan idarece sunulan belgeleredayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içindeçelişkili ve gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, aynıyerleşim yerinden önceki bir tarihte başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonuntazminat ödenmesi yönünde karar verdiği hâlde yargı mercilerince bu kararlarkonusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak davalarının reddine karar verildiğini,bu nedenle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen şahıslarınatazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldıklarını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet haklarından yoksun kaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığıhatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılıKanun’da yer almayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarıncataleplerinin reddedildiğini, ayrıca yaptıkları başvuru hakkında yürütülenişlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7.,10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini iddia etmişler ve maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
20. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucuların,5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiklerianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, Mahkemece verilen retkararları neticesinde idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünüyerine getirmemesi sonucu maruz kaldıkları mülkiyet hakkından yoksun kalmadurumu karşısında bir giderim sağlanması imkânının kendilerine tanınmadığınıbelirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet haklarının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyete uygunyargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlıolarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca incelemeyapılmamıştır. Başvurucuların diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altındaincelenmiştir:
1. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
21. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları giderimtaleplerinin mukim oldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğu gerekçesiylereddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvurudabulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini veyargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarakdavalarının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebepbulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar alındığını belirterekAnayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
23. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
25. Başvurucular, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddiaetmişlerdir.
26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
27. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
28. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemedeyargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucular; sundukları bilgi, belge, deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davalarının reddine kararverildiğini belirtmiş, bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerininihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).
31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucuların usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
32. Açıklanan nedenlerle başvurucuların çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucular, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki edenhususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmişlerdir.
34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemelerikararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
35. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucularıntaleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasındaDerece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olupolmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgelerkapsamında değerlendirildiği, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hükümsonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §12), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygunbulunmak suretiyle karar ve gerekçesinin kanun yolu mahkemesinin denetimindengeçerek (bkz. § 13) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucuların,hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğineyönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini gerektiren bir yönbulunmamaktadır.
36. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli kararhaklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
d. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüklerigiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
38. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
40. Somut başvuru bakımından başvurucuların murisi A.A.nın Komisyona başvuru tarihi olan 6/9/2007 tarihi ilenihai karar tarihi olan başvurucuların temyiz talepleriüzerineverilen 31/1/2013 tarihli Danıştay OnbeşinciDairesinin hükmün onanması kararı arasında geçen 5 yıl 4 aylık sürede,uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden,başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön debulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların makul sürede yargılanmahaklarına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
e. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
42. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun 29/6/1993 tarihindeterör eylemlerinedeniyle hısımları olan M.A.nınölmesi, 15/9/1994 tarihinde ise S.A.nın yaralanmasınadair özel durumları dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim oldukları köyüntamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketlereddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
43. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esasyönünden incelenemez (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
44. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındabulundukları yerleri kendi istekleriyleterk edenlerinbu sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
45. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olmasıveya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması”şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu görerek, güvenlik kaygısınadayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması halinde o yerleşimyerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlikşartlarının idarece oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamındamaddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesinibenimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§89, 90; Cahit Tekin, §§ 84, 85).
46. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudakitakdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hakveya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı birdeğerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin,§ 88).
47. Başvurucuların ve murislerinin, hısımlarının terör nedeniyleölmesinden ve yaralanmasından kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köylerini terkettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve murislerinin vefat etmesiüzerine başvurucuların belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturmaevrakını Derece Mahkemelerine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanangüvenlik kaygısı nedeni ile yerleşim yerinin terk edildiği noktasındaki özeldurumlarının dikkate alınmasını talep ettikleri anlaşılmaktadır.
48. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların,başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,25/12/2012, § 21)
49. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
50. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için -yaşanan olaysonucunda duyulan üzüntünün ötesinde- yakınının başına gelen hadise sebebiylebaşvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özelbağ ve algının yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulmasıgerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
51. Anayasa Mahkemesinin 10/6/2015 ve 17/9/2015 tarihli yazılarıile başvuruculardan, mağdur oldukları beyan edilen, hısım oldukları iddiaedilen M.A. ve S.A. ile başvurucuların murisi A.A. arasında şahsi ve özel bağbulunduğuna dair başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeyeyönelik elverişli delilleri Mahkemeye sunmaları istenmiştir.
52. Başvurucular 8/7/2015 ve 19/10/2015 tarihli dilekçeleri ile M.A.nın; murislerinin yeğeni,kendilerinin ise amcalarının oğlu olduğunu belirtmişler, S.A.nınise yakın kan hısmı olduğunu beyan etmenin dışındabaşkaca bir husus belirtmemişlerdir.
53. Bu çerçevede başvurucuların murisleri olan A.A.nın yeğeni M.A.'nınöldürülmesi ve hısmı S.A.nınyaralanması iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından başvurucularayazılan müzekkereye cevap olarak başvurucuların murislerinin bu kişiler ilearalarındaki akrabalık ilişkisine değinmekle yetindikleri, aralarındakiilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belgesunmadıkları gibi herhangi bir beyanda da bulunmadıkları, akrabalarının başınageldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucularda oluşan algı, bu algınınoluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusundabaşvurucuların yeterli açıklıkta beyanlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Butespit karşısında başvurucuların murisi A.A.nıntalebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyleyerleşim yerini terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir karineveya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığıanlaşılmaktadır.
54. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
55. Başvurucular, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet haklarını ihlal ettiğiniiddia etmektedir.
56. Başvuru formalarının incelenmesi neticesinde başvurucularınAnayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdükleri bölümde, 5233sayılı Kanun kapsamında tanzim edilen belgelerde murislerinin maddi zararınınmevcut olduğunun belirtildiği ve tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkindavada idari yargı makamlarının söz konusu düzenlemeleri dar ve aleyheyorumlaması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğinin ilerisürüldüğü tespit edilmiştir.
57. Başvurucular tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiğihususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecineilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde başvurucularındelillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadıklarına ve yargılamaya etkinolarak katılma imkânlarının ellerinden alındığına dair bir bulgu dasaptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin adil yargılanma hakkınıngereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:2013/2263, 26/6/2014, § 43).
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
10/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.