TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BEDİHA ALTUN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/6354)
Karar Tarihi: 23/10/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 13/12/2019-30977
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
Bediha ALTUN
Vekili
:
Av. Gültekin ALTUN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, sicil notu iptaline dair yargı kararının icraedilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/4/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
6. Başvurucu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İdare)bünyesinde memur olarak görev yapmakta iken hakkında düzenlenen on üç ayrısicil notunun iptali için dava açmıştır. Siciller 1998 yılı hariç olmak üzere1995 ile 2008 yılları arasında kalan döneme ilişkindir. Sicillerden yedi tanesiiyi, altı tanesi ise orta olarak düzenlenmiştir. İptali istenensiciller not olarak olumsuzdeğildir.
7. İstanbul 4. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 30/9/2010 ve 22/7/2010tarihlerinde verdiği kararlarla söz konusu sicil notlarının iptalinehükmetmiştir.
8. Mahkeme iki farklı gerekçeye dayanmıştır: Bazı yıllar için tek sicil amiri ile sicil doldurulmasının hukukaaykırı olduğu ifade edilerek,bazı yıllar için ise sicil notunun takdirinedair yeterli veri sunulmadığı ve başvurucunun da ilgili dönemde bir soruşturmageçirmediği hususlarına dayanılarakiptal hükümleri gerekçelendirilmiştir.
9. İptal hükümleri Danıştay İkinci Dairesi tarafından 3/3/2014tarihinde verilen kararlarla onanmıştır.
10. Başvurucu 3/2/2014 tarihinde idareye başvurarak iptalhükümlerinin yerine getirilmesini istemiştir.
11. İdare 6/2/2014 tarihinde verdiği cevapta ''başvurucuya sicil notu verebilecek bir sicilamirinin bulunmadığını ve geriye yönelik 1995 ile 2008 yılları arası sicil notlarınıntespit edilmesinin fiilî olarak mümkünolmadığını'' ifade etmiştir.
12. Bu cevap üzerine başvurucu 16/4/2014 tarihinde İstanbulCumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yargı kararını uygulamadığını ileri sürdüğümemurlar hakkında görevi kötüye kullanma suçu isnadıyla şikâyette bulunmuştur.
13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 9/6/2014 tarihinde suçununsurlarının oluşmadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına kararvermiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz da İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğitarafından 29/1/2015 tarihinde reddedilmiştir.
14. Başvurucu, itirazın reddine dair kararı 9/3/2015 tarihindetebliğ aldıktan sonra 8/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Anayasa Mahkemesince, başvurucunun uygulanmadığını ilerisürdüğü kararların gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ve başvurucuhakkında konuya ilişkin olarak bir işlem yapılıp yapılmadığı hususlarındaİdareden bilgi istenmiştir. İdarece gönderilen 4/12/2018 tarihli yazı veeklerinde yukarıda aktarılan olay silsilesine yer verilmiş ve nihai olarakbaşvurucu hakkında konuya ilişkin bir işlem tesis edilmediği bildirilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili mevzuat
16. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Kararların sonuçları"kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:
"Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idareve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarınınicaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmayamecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuzgünü geçemez."
17. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
" Danıştay, bölge idare mahkemeleri,idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemdebulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddive manevi tazminat davası açılabilir."
18. 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının ilgilikısımları şöyledir:
"1. İdari dava türleri şunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tamyargı davaları "
19. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nundevlet memurlarının sicil işlemlerini düzenleyen 110. ile 121. maddeleriarasında kalan maddeleri 13/12/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun'un117. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bir başka ifadeylesicil notu uygulaması mevzuattan çıkarılmıştır.
20. 657 sayılı Kanun'un 111., 115. ve 119. maddelerinin bireyselbaşvuruya konu iptal kararlarının verildiği tarihte yürürlükte bulunan hâlisırasıyla şöyledir:
"Devlet memurlarının ehliyetlerinintespitinde, kademe ilerlemelerinde, derece yükselmelerinde, emekliye çıkarmaveya hizmetle ilişkilerinin kesilmesinde özlük ve sicil dosyaları başlıcadayanaktır."
...
"Sicil amirleri maiyetlerindekimemurların sicil raporları ile birlikte, bunların genel durum ve davranışlarıbakımından da olumlu ve olumsuz nitelikleri, kusur ve eksiklikleri hakkındamütalaalarını bildirirler "
...
"Sicil raporlarındaki sicil notuortalaması 100 üzerinden 60 ve daha yukarı olanlar olumlu sicil almışsayılırlar. "
2. Yargı Kararları
21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yargı kararınınuygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde verilen ısrarkararının bozulmasına ilişkin 22/4/2014 tarihli ve E.2011/1088, K.2014/1787sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Anayasada ve Yasadayer alan emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göreuygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizinuygulamaktan kaçınmasının, "ağır hizmet kusuru" oluşturacağı açıkbulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyleduyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesigerekmektedir.
İncelenen olayda; davacının 2006 yılı sicilraporunun "orta" olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararıile iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyinekarşılık gelecek not seviyesinde (71 notla yine orta olarak) düzenlenmiştir.Ayrıca davacının hakkındaki soruşturma ve iddiaların sadece bununla ilgilisicil hanelerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği yönündekiiptal kararının gerekçesi dikkate alınmamış ve yeniden düzenlenen 2006 yılısicil raporunda hakkındaki soruşturma ve iddialarla ilgili olmayan sicilhaneleri aynı şekilde olumsuz değerlendirilmiş ve bunun sonucunda davacının2006 yılı sicili yine 71 notla orta olarak düzenlenmiştir.
Belirtilen durum karşısında, idarenin mevcutAnayasal ve yasal hükümleri gözardı etmek suretiyleyargı kararının uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun sonucundadavacının maenvi olarak zarara uğradığı kabuledilmelidir.
Bu itibarla; olayda manevi tazminat ödenmesinigerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararınıuygulamadığı saptanan davalı idarenin, olaydaki kusurunun niteliği veağırlığının dikkate alınarak Mahkemece takdir edilecek miktarda manevitazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmektedir. "
22. Danıştay Onbirinci Dairesininyargı kararının uygulanmaması dolayısıyla açılan tazminat davasında hükmedilentazminat miktarının yeterli olmaması nedeniyle verdiği 22/4/2014 tarihli veE.2011/1088, K.2014/1787 sayılı bozma kararının ilgili kısımları şöyledir:
"2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanununun "Kararların Sonuçları" başlıklı 28. maddesinin 4001 sayılıYasayla değişik birinci fıkrasında, "Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri,İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkinkararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye ve eylemdebulunmaya mecburdur." şeklindeki kuralıyla Anayasanın 2. maddesinde yeralan "Hukuk Devleti" ilkesine uygun bir düzenleme getirilmiş ve 3.fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerikararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idarealeyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davasıaçılabileceği belirtilmiştir.
Söz konusu ilkeler karşısında, idarenin maddive hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan yargı kararlarını"aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneğibulunmamaktadır. Dolayısıyla, bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında hukukkurallarına uyulmamasının hizmeti yürüten idarenin ağır hizmet kusuruişlediğini göstereceği ve tazmin sorumluluğunu doğuracağı kuşkusuzdur.
...
Anayasada ve Yasada yer alan emredici kurallarkarşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikteolan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan kaçınmasının,"ağır hizmet kusuru" oluşturacağı açık olup, idari işlemin tarafıolan kişinin hizmet kusuru nedeniyle duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüdenkaynaklanan manevi zararın niteliği dikkate alındığında, mahkemece davacı içintakdir edilen manevi tazminat miktarının, duyulan sıkıntı ve üzüntüyü kısmen deolsa giderecek düzeyde olmadığı görülmektedir.
Bu durumda, manevi tazminatın amaç ve niteliğidikkate alınarak, davalı idarenin olaydaki hukuk dışı ısrarlı tutum vedavranışındaki kusurun ağırlığını ifade edecek ölçüde bir tazminatahükmedilmesi gerekmektedir."
23. Danıştay Onikinci Dairesi 17/10/2017tarihli ve E.2016/8661, K.20174829 sayılı kararı ile hizmet sözleşmesinin feshiişleminin iptaline yönelik olarak verilen yargı kararının uygulanmaması üzerineaçılan tazminat davasının kabulüne ilişkin Afyonkarahisar İdare Mahkemesinceverilen 15/03/2013tarihli ve E.2012/943, K.2013/205 sayılı kararı onamıştır. Kararın ilgilikısımları şöyledir:
"...idare tarafından yargı kararınınuygulanmaması ve/veya çeşitli bahanelerle uygulanmasının geciktirilmesisonucunu doğuran ve hukuk düzeniyle bağdaşmayacak ve hatta yok denilecek kadarağır nitelikte hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin iptal edilerekhukuk düzeninden silinmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, yaklaşık 8ay gibi bir süredir yargı kararını uygulamadığı anlaşılan davalı idarenin butavrının ağır hizmet kusuru oluşturduğu sonuç ve kanaatine varıldığından,davacının yaşadığı üzüntünün karşılığı olacak ve davalı idarenin olaydakikusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde ve istemiyle sınırlıolarak 10.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasalfaiziyle birlikte davalı idareden tazmini gerektiği gerekçesiyle dava konusuişlemin iptali ve davalı idareceolayda kişisel kusuru bulunan kişi veya kişilere rücu edilmek kaydıyladavacının manevi tazminat isteminin kabulüyle,10.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihi olan 19.11.2012tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi..."
24. Danıştay İkinci Dairesi yargı kararının uygulanmamasınedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde verilen kararı 28/11/2017tarihli ve E.2017/1297, K.2017/7408 sayılı hükmü ile bozmuştur. Kararın ilgilikısımları şöyledir:
"Anayasada ve Yasada yer alan emredicikurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilirnitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktankaçınmasının, "ağır hizmet kusuru" oluşturacağı açık bulunduğundan,idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle duyduğu her türlüsıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi gerekmektedir.
İncelenen olayda; davacının 2006 yılı sicilraporunun "iyi" olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararıile iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyinekarşılık gelecek not seviyesinde (84,5 notla yine iyi olarak) düzenlenmesikarşısında, idarenin mevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardıetmek suretiyle yargı kararının uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bununsonucunda davacının manevi olarak zarara uğradığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla; olayda manevi tazminat ödenmesinigerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararınıuygulamadığı saptanan davalı idarenin olaydaki kusurunun niteliği veağırlığının dikkate alınarak, davacının talebini aşmayacak ve Mahkemece takdiredilecek miktarda manevi tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmekteiken, koşulları oluşmadığı gerekçesiyle istemin reddine hükmedilmesinde hukukiisabet görülmemiştir."
25. DanıştayBeşinci Dairesi girilen meslek sınavındabaşarısız sayılma işleminin iptaline dair yargı kararının uygulanmamasınedeniyle yoksun kalınan maddi hakların ve duyulan üzüntüye karşılık gelenmanevi tazminatın ödenmesine hükmeden Ankara 7. İdare Mahkemesinin8/4/2014 tarihli ve E.2014/245, K.2014/439 sayılı kararını 26/1/2015 tarihli ve E.2014/7198,K.2015/399 sayılı hükmü ile onamıştır.
26. Danıştay Sekizinci Dairesi, yargı kararının uygulanmamasınedeniyle açılan tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddi yönündeverilen İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 22/05/2015 tarihli ve E.2015/1148,K.2015/1270 sayılı kararını bozmuştur. Daire, kararında yargı kararınınuygulanması taleplerin on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu ifadeetmiştir. Bozma kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Olayda, davacı şirket tarafındanİstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin 19/07/2012 gün ve E:2011/1673,K: 2012/1601sayılı kararının 20/12/2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine, söz konusu yargıkararının uygulanması istemiyle on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde13/10/2014 tarihinde yapılan başvuruya altmış günlük cevap verme süresi ve busüreden itibaren altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra 21/04/2015 tarihliişlem ile cevap verildiği görülmektedir.
Bu durumda; dava açma süresinin, 2577 sayılıKanunun 10. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında, davacınınbaşvurusunun reddine ilişkin 21/04/2015 tarihli işlemin davacıya tebliğ edildiğitarihinden itibaren başlatılması gerektiği ve bu sonuçla da bakılmakta olandavada süre aşımı bulunmadığı anlaşıldığından, temyize konu kararda hukukiisabet bulunmadığı sonucuna varılmşıtır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasaylakurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak vemakul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
28. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargıkararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biriolarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişimhakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilenkararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması,yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan birunsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, §40).
29. AİHM'e göre herhangi bir mahkemetarafından verilen bir kararın icrası, Sözleşme'nin 6. maddesinin amaçlarıbağlamında davanın ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya (No. 1)[BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai yargı kararınauymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde 6/1. maddeninhükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olurlar (Burdov/Rusya, § 37).
30. AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacının medenihakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin yargılamalarbağlamında- daha büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir. Gerçektedavacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda bulunmaksuretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil aynızamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadankaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekildekorunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması, idari makamların kararı icraetme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan, B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32).
31. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehinekarar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumundaSözleşme'nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının biranlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin biryargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi 6. madde anlamında davanın tamamlayıcı unsuru olarakdeğerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34).
32. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir yargı yerineulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynı zamanda oyargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi dekoruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007, §54).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
33. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
34. Başvurucu; lehine verilen on üç ayrı iptal kararınınuygulanmadığını, bu nedenle mesleki ilerlemesinin ve özlük haklarındakiiyileşmenin engellendiğini, maddi yönden zarara uğradığını ve anayasal haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
35. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
36. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:
"Yasama ve yürütme organları ile idare,mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarınıhiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesinigeciktiremez."
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu çerçevede başvurucunun yukarıda yer verilenşikâyetlerinin özünün kesinleşmiş yargı kararının uygulanmadığı hususunailişkin olduğu görüldüğünden belirtilen ihlal iddiası, niteliği gereği kararınicrası hakkı bağlamında incelenmiştir.
38. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temelhak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbiridir. Bu bağlamda Anayasa'nın yasama ve yürütme organları ile idareninmahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarınındeğiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138.maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesigerektiği açıktır (Arman Mazman,B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 57).
39. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğüve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarakiddia ve savunmada bulunma hakkını değil yargılama sonunda hakkı olanı eldeetmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Bubağlamda mahkemeye erişim hakkı mahkemece verilen kararın uygulanmasını istemehaklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması yargılamanın dışındaolmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan birunsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bunedenle yargı kararlarının uygulanması mahkemeyeerişim hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılamasonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bukararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekir (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).
40. Öte yandan yargı kararlarının icrasında kararın niteliği vekapsamı, mahiyeti, icra edilebilme şekli, icra edilebilirlik hususunda açık vefiilî bir engelin varlığı gibi hususların da somut davanın koşullarına göreayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir (Megasan İnşaat Sanayi Ticaret Taahhüt A.Ş., B. No: 2013/3401,31/3/2016, § 37).
41. İdari yargı kolunda açılan davalar, idari fonksiyonun eylemya da işlem şeklinde tezahür etmesi üzerine idari fonksiyonu icra eden kamumakamına karşı açılan iptal ve tam yargı davalarıdır. Dolayısıyla iptal ya dakabul hükmünün muhatabı, organik olanı da kapsayacak şekilde fonksiyonelanlamda idare makamları olmaktadır. Bununla birlikte idarenin yargı kararınıicra etmemesi/edememesi hâli salt kendi iradesinden kaynaklanmayabilir. Lehinekarar verilen kişinin ölmesi, mirasçısının bulunmaması, statüsünün değişmesi,fiilî imkânsızlığın bulunması, uyuşmazlık konusu hukuki durumun ortadankalkması gibi örneklerin çoğaltılabileceği hâllerde kamu gücünün herhangi birdahli bulunmadan idarenin iptal ya da kabul hükmünü uygulaması fiilen mümkün olmaktançıkabilecektir. Bu gibi hâllerde kararın icrası hakkına yönelik olarak kamugücü tarafından gerçekleştirilen bir ihlalin varlığından söz edilemeyecektir.
42. Bu bağlamda kararın icrası hakkı; uyuşmazlığın mahiyeti,icra edilecek kararın niteliği, yargılama sırasında veya sonrasında meydanagelen maddi ve hukuki koşulların olası etkileri nedeniyle yargı kararınınmutlak anlamda uygulanmasının sağlanması yönünde bir güvenceyi içermemektedir.Bununla birlikte adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin gerçek birkarşılığının bulunması adına, yargı kararının kaçınılmaz olarak uygulanamadığıhâller için uygulanamayan iptal kararına konu işlemin yarattığı maddi veyamanevi zararların giderilmesine yönelik etkin hukuk yollarının temin edilmesişarttır. Aksi durumun adil yargılanma hakkının sağladığı güvenceleri anlamsızve içerikten yoksun kılacağı tartışmasızdır.
43. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendieylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Buhüküm Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğunun anayasal temelinioluşturmaktadır. 2577 sayılı Kanun'un dava türlerini belirleyen 2. maddesihükmü ile de idarenin işlem ve eylemleri nedeniyle hakları ihlal edilenlerinaçabilecekleri tam yargı davaları etkin bir iç hukuk yolu olarak açıkça güvencealtına alınmıştır. Ayrıca uygulanmayan yargı kararları nedeniyle uğranılanzararların giderimi için 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesi, tazminat davasıaçılmasına yönelik etkin bir imkân sunmaktadır (bkz. §§ 21-25). Hatta Danıştaybu gibi uyuşmazlıklarda uygulanmadığı ileri sürülen kararın tebliğindenitibaren on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde idari başvuruyapılabileceğini ve talebin reddi üzerine uğranılan zararın giderimi için tamyargı davası açılabileceğini ifade ederek kişiler lehine dava açma hakkınıgenişletici bir yorumda bulunmuştur (bkz. § 26).
44. Bu belirlemeler ışığında kararın icrası hakkını -uğranılanmaddi, manevi zararların yerine getirilmesi ile sınırlı da olsa- uygulama imkânıbulunmayan kararlar yönünden güvence altına alan, etkin bir hukuki yolunbulunduğu yadsınamaz. Dolayısıyla pozitif hukukumuzun yargı kararı ile iptaledilmiş olsun ya da olmasın idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemleri nedeniyleuğranılan zararların tazmini için etkili hukuki yollar temin ettiği açıktır.
45. Diğer taraftan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliğigereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusuşikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarakiletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlarasunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özenigöstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17). Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletintüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığıtakdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derecemahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincilnitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları ile çözümekavuşturulması esastır. İddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetimmekanizması içinde giderilememesi durumunda bireysel başvuru yolunabaşvurulabilir (Bayram Gök, B.No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17, 18).
46. Başvurucu 1995 ile 2008 yılları arasında (1998 yılı hariç)kalan döneme ilişkin orta ve iyi olarak düzenlenmiş sicil notlarını dava konusuetmiş ve bu siciller yargı kararları ile iptal edilmiştir. Başvurucununkararların uygulanması istemi ise fiilî olarak mümkün olmadığı gerekçesiyleİdarece reddedilmiştir. Somut başvuruya temel olan süreçte esasa ilişkin olarakverilen, kesinleşmiş fakat uygulanmamış olan bir yargı kararının varlığıhususunda tereddüt bulunmamaktadır.
47. Başvuruya konu iptal kararlarının uygulanması başvurucuyayeniden sicil notu takdir edilmesi ile mümkündür. Ancak uyuşmazlık konusuyıllara ilişkin olarak geçmişe yönelik değerlendirme veya gözlem yapılmasınınmümkün olmaması karşısında iptal kararının uygulanmasının fiilen mümkünolmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucunun ihlal iddiasına konuettiği temel husus, iptal edilen hukuka aykırı sicil notları dolayısıylamesleki ilerleme sağlayamamış ve özlük hakları yönünden geri kalmış oluşunedeniyle uğradığı zarardır. Bir başka ifadeyle başvurucu, iptal kararınınuygulanması ile elde edilecek yeni sicil notlarının getireceği olası meslekiilerlemeyi/özlük haklarındaki iyileşmeyi elde edememiş olmaktan şikâyetetmektedir. Başvurucunun iptal kararlarının uygulanmamasına bağladığı sonuçbudur. Mesleki ilerleme de sicil notlarının referans olarak alınabileceği 657sayılı Kanun uyarınca açık ise de mesleki ilerleme ve özlük haklarındakiiyileşme için idarenin farklı edimlerde bulunması, atama veya yükseltmeyeyönelik yeni işlemler tesis etmesi gerektiği açıktır. Diğer bir deyişle başvurucununiptal kararının uygulanmaması nedeniyle ulaşamadığını/elde edemediğini ilerisürdüğü hususlar, sicil notunun yeniden daha yüksek olarak belirlenmesinindoğrudan bir sonucu değildir. Bu anlamda iptal kararının uygulanmasınındoğrudan bir sonucunun elde edilmesinden değil iptal hükmünün olası/ikincilsonuçlarının elde edilememesinden kaynaklı bir zarardan şikâyet edilmektedir.Yukarıda örnek kararlar da sunularak aktarıldığı üzere idarenin hukuka aykırıişlemleri ve/veya uygulanmayan/uygulanamayan yargı kararları nedeniyleuğranılan zararların tam yargı davası yolu ile elde edilmesi mümkündür.
48. Başvurucu iptal kararının uygulanmamasının bir sonucu olarakgösterdiği ve kararın icrası hakkının ihlali iddiası ile ilintilendirdiğizararlar için 2577 sayılı Kanun'un 2. veya 28. maddesinde yer alan hak aramayollarından birine başvurarak dava açtığı yönünde bir bilgi/belge sunmamıştır.Diğer bir deyişle başvurucu; kararın icrası hakkı yönünden, uğranılanzararların giderimi adına etkin bir yol sunan tazminat davası imkânınıkullanmamıştır. Sonuç olarak başvurucu, ihlal iddiasına konu ettiği hususlarıileri sürebileceği olağan kanunyolunu tüketmeksizin bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kararın icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.