TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BEDRİ BALABAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3168)
Karar Tarihi: 21/1/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Murat ŞEN
Başvurucu
:
Bedri BALABAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, tutukluluktageçirdiği sürenin uzun olduğunu, müdafi yardımından faydalandırılmadığını,gereğinden daha uzun süre yüksek güvenlikli cezaevinde tutulduğunu ve denetimliserbestlik hükümlerinden faydalanması gerekirken faydalandırılmadığını bunedenle özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 2/5/2013 tarihindeBakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılanön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 31/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 23/1/2014tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına vebir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 24/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. AdaletBakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü 26/3/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 4/4/2014 tarihinde tebliğedilmiş ancak başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, başvuru tarihindeSilivri 4 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarakbulunmaktadır.
9. Başvurucu, suç işlemekamacıyla kurulan örgüt yöneticisi olmak, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretiyapmak suçlamaları ile 2/5/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve Balıkesir 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 5/5/2008 tarihli kararı ile tutuklanmıştır.
10. Başvurucu ve yedi arkadaşıhakkındaki dosya Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 25/6/2008 tarihli fezlekesiile haklarında iddianame düzenlenerek kamu davası açılması için İstanbulCumhuriyet Başsavcılığına (CMK 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili)gönderilmiştir.
11. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 10/7/2008 tarihli iddianamesi ile başvurucunun örgüt yöneticisiolmak, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapmak suçlarından cezalandırılmasıiçin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250. Maddesi ile Görevli veYetkili) kamu davası açılmıştır.
12. İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesi 5/12/2008 tarihli kararı ile yetkisizlik kararı ile dosyayı Van 3.Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili) göndermiştir.Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 4/2/2009 tarihinde karşı yetkisizlik kararı vererekolumsuz yetki uyuşmazlığını çözmek amacıyla dosyayı Yargıtay 5. Ceza Dairesinegöndermiştir. Daire, 8/6/2009 tarihli ilamı ile İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
13. İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesinin 6/5/2011 tarih ve E.2009/208, K.2011/79 sayılı kararı ilebaşvurucunun toplam 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edilmesine ve tutuklulukhalinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, 27/7/2011 tarihinde kararıtemyiz etmiştir.
14. Başvurucun cezaevindebulunduğu sırada 5/4/2012 tarihli ve 6291 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerininİnfazı Hakkında Kanun ile Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile KorumaKurulları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 13/12/2004 tarihli ve5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a eklenen105/A maddesi ve 24/1/2013 tarihli ve 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ileCeza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik YapılmasınaDair Kanun ile aynı Kanun’a eklenen geçici madde 4 ve 2/7/2012 tarihli ve 6352sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava veCezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesi çerçevesindehükümlülerin herhangi bir süre öngörülmeden açık ceza infaz kurumlarınaayrılmaları ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyihâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihinekadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazınaimkân tanıyan düzenlemeler yapılmıştır.
15. Başvurucu, tutuklu olduğumahkûmiyet kararının onanması halinde 27/2/2014 tarihinde koşullu salıverilmeyehak kazanacağını ve anılan yasal düzenlemelerden yararlanması halinde koşullusalıverilme tarihinden bir yıl önce denetimli serbestlik tedbirindenyararlanarak cezaevinden çıkması gerektiğini belirterek 18/11/2012 tarihindeSilivri İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur.
16. İnfaz hâkimliği, 9/11/2012tarihli kararı ile yasal düzenlemelerin hükümlüler için olduğu ve tutuklularıkapsamadığı gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.
17. Başvurucunun ret kararınayaptığı itiraz da Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin 28/11/2012 tarihli kararı ilereddedilmiştir.
18. Bunun üzerine başvurucu,temyiz talebini inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesine hitaben yazdığı 11/2/2013tarihli dilekçesi ile denetimli serbestlik tedbirinden yararlanma talebinininfaz hâkimliğince reddedildiğini ve bu düzenlemeden yararlanması için ilgilimercilere bildirimde bulunulmasını ve bihakkın tahliyesini talep etmiştir.Dilekçeye herhangi bir cevap verilmemiştir.
19. Başvurucunun temyiz talebineilişkin olarak Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 23/1/2013 tarihli ilamı ilemahkûmiyet kararını onamıştır. Karar, 6/3/2013 tarihinde İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesince kesinleştirilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmiştir.
20. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı, Silivri Ceza infaz Kurumlarının devredilmesi üzerine 14/3/2013tarihinde ilamı Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. İlam,başvurucuya 3/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu, 2/5/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
22. Bireysel başvuru yapıldıktansonra Silivri İnfaz Hâkimliğinin 17/5/2013 tarihli kararı ile başvurucununkoşullu salıverme tarihi olan 27/2/2014 tarihine kadar kalan süresinindenetimli serbestlik tedbiri altında infaz etmesine karar verilmiştir.Başvurucunun uyumlu tutum ve davranış sergilemesi üzerine de Balıkesir 2. AğırCeza Mahkemesinin 26/2/2014 tarihli kararı ile başvurucu 27/2/2014 tarihindenitibaren koşullu salıverilmiştir.
B. İlgiliHukuk
23. 5275 sayılı Kanun’un 105/Amaddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak,aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla;
a) Açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayınıkesintisiz olarak geçiren,
b) Çocuk eğitimevinde toplamcezasının beşte birini tamamlayan,
koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az sürekalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilmetarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyleinfazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanandeğerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından kararverilebilir.”
24. 6411 sayılı Kanun ile 5275sayılı Kanun’a eklenen geçici madde 4 şöyledir:
“Bu Kanunun 105/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeve ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık süre şartı ile birinci fıkrasının(b) bendinde belirtilen cezanın belirli bir süre infaz edilmesine ilişkin şart31/12/2015 tarihine kadar uygulanmaz.”
25. 6352 sayılı Kanun’un geçici3. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(2) Terör suçları, örgüt faaliyetikapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariçolmak üzere;
a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya dahaaz hapis cezasına mahkûm olanların,
b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya dahaaz süreyle hapis cezasına mahkûm olanların,
c) Adli para cezasının infazı sürecinde tazyikhapsine tabi tutulanların,
cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir. Bu fıkrahükümleri 3l/l2/2017 tarihine kadar uygulanır."
26. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150. maddesi şöyledir:
“(Değişik madde: 6/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’un21.md)
(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesiistenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyanederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheliveya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsizise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirensuçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmüuygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, TürkiyeBarolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
27. 26/9/2004 tarihli ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgütkuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araçve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldanaltı yıla kadar- hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı içinüye sayısının en az üç kişi olması gerekir.”
28. 18/6/2014 tarihli ve 6545sayılı Kanun’un ile değiştirilmeden önce başvurucu hakkında yapılan yargılamatarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı Kanun’un 188. maddesinin (3), (4) ve (5)numaralı fıkraları şöyledir:
“…
(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsataaykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden,nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibingüne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfinveya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralaragöre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, suç işlemekiçin teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde,verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
29. Mahkemenin 21/1/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/5/2013 tarih ve 2013/3618 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
30. Başvurucu, gözaltınaalındığı 2/5/2008 tarihinden ilk celsenin yapıldığı 4/12/2009 tarihe kadargeçen 19 aylık tutukluluk süresinde kendisinin hâkim veya mahkeme huzurunaçıkarılmaksızın haksız yere uzun tutulduğunu, ayrıca hakkında yapılanyargılamada ilk celseden kararın onandığı tarihe kadar Ceza Muhakemesi Kanunuhükümleri uyarınca kendisine müdafi tayin edilmesi gerekirken müdafiyardımından faydalandırılmadığını, maddi durumu olmadığından bahisle avukatatanması talebinin de karşılanmadığını, 2/7/2012 tarihinde açık cezaevineçıkmaya hak kazanması gerektiği halde Yargıtay’da bulunan dosyanın görüşülüpkarara bağlanamaması nedeniyle açık cezaevine ayrılamadığını ve 1/3/2013tarihinde denetimli serbestlik hükümlerinden faydalanıp serbest bırakılmasıgerektiği halde denetimli serbestlik hükümlerinden faydalandırılmadığını,Yargıtay Dairesinin 23/1/2013 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onadığıhalde kesinleştirme ve diğer işlemlerin geç yapılması nedeniyle başvurununyapıldığı 2/5/2013 tarihi itibariyle hiçbir infaz işleminin yapılmadığını veböylelikle gereğinden daha uzun süre yüksek güvenlikli cezaevinde tutulduğunubelirterek Anayasa’nın 19., 36. ve 38. maddelerinde tanımlanan özgürlük vegüvenlik hakkı ile adil yargılanma haklarının ve suç ve cezada kanunilikilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
31. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde, başvurunun, tutukluluk ve bunun infazı ile yargılamadakendisine müdafii atanmamasına ilişkin olarak kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına yönelik olduğu görülmektedir. Başvurucu her ne kadar Anayasa’nın 38.maddesinde düzenlenen suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmüş ise de bu iddianın özü, tutukluluk kararının infazında daha erkencezaevinden çıkabileceğinin gözetilmeyerek olması gerekenden daha uzun sürecezaevinde tutulması iddiası ile ilgilidir. Bu kapsamda, başvurunun konusu,koşullu salıverme tarihine bir yıl ve daha az kalan hükümlülerin denetimliserbestlik tedbirinden yararlanabilmelerine rağmen başvurucunun tutuklu olmasınedeniyle açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve daha sonra denetimli serbestliktedbirinden yararlanma taleplerinin reddedilmesi ve ilam kesinleşip hükümlüstatüsüne geçtikten sonra başvuru tarihi itibarıyledenetimli serbestlikten yararlandırılmamasıdır.
32. 6291 sayılı Kanun ile 5275sayılı Kanun’a eklenen 105/A maddesi, cezaların infazına ilişkin olarak belirlişartlar altında koşullu salıverme tarihinden bir yıl önce hükümlüleri denetimliserbestlik tedbirinden yararlandırarak bazı yükümlülükler altında erkentahliyesini öngörmektedir. Anılan kuralın uygulanması, mahkûmiyet kararınıninfazının bir kısmının ceza infaz kurumu dışında yapılmasını öngördüğündenhükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacağı sürenin belirlenmesi açısındanönemlidir (B.No: 2013/1711,23/7/2014, § 24).
33. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM), hükümlü olup olmadığına bakılmaksızın herkesin Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesi kapsamında kişi özgürlüğü vegüvenliğine sahip olduğunu, bunun da 5. maddenin birinci fıkrasında belirlenenistisnalar dışında özgürlükten yoksun bırakmama veya yoksun bırakmanındevamının engellenmesi ve uygun olduğu ölçüde tutuklama veya gözetim altınaalınma durumlarında 5. maddenin (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının sağladığıçeşitli koruma mekanizmalarının sağlanması anlamına geldiğini belirtmiştir.Hükümlülerin infaz rejimi kapsamında yararlandıkları koşullu salıverme gibicezanın infazının ceza infaz kurumları dışında gerçekleştirilmesine dair biruygulama da Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir (B.No: 2013/1711, 23/7/2014, § 25).
34. Bu çerçevede hükümlülerin,ceza infaz kurumlarında kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyendurumların Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliğihakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Başvurucunun şikâyet biçimidikkate alındığında, başvurucunun iddialarının özü, hakkında denetimliserbestlik tedbirinin geç uygulanması nedeniyle ceza infaz kurumunda kalacağısürenin kendisiyle aynı süre hapis cezası alan mahkûmlara göre daha fazlaolması hususu ile ilgili olduğundan başvurucununbu konuya ilişkin iddialarının kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesindedeğerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan başvurucunun, yargılama sürecindemüdafi atanmamasına yönelik şikayeti de Anayasa’nın36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaincelenmelidir.
1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden
35. Başvurucu, suç işlemekamacıyla kurulan örgüt yöneticisi olmak ve uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretiyapmak suçlamaları ile hakkında verilen tutuklama kararı nedeniyle uzun sürehâkim veya mahkeme huzuruna çıkarılmadan haksız yere 19 ay süre ile tutuklukaldığını ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu hakkında verilen mahkûmiyetkararının kesinleştirmesinin geç yapılarak denetimli serbestlik tedbirindenyararlanmasının engellendiğini ve tutukluluk nedeniyle açık cezaevineayrılamayarak ağır koşullarda tutulduğunu iddia etmiştir. BaşvurucununAnayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkınınihlal edildiği iddiaları tutukluluğa dair iddialar ve tutukluluğun infazınailişkin iddialar yönünden ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
a. Tutukluluğa Dair İddialar
36. Başvurucu gözaltına alındığı2/5/2008 tarihinden savunmasının alındığı 4/12/2009 tarihine kadar geçen 19aylık sürede mahkeme veya hâkim karşısına çıkartılmaksızın uzun süre ve haksıztutuklu kaldığını ileri sürmüştür.
37. Bakanlık görüşünde, AnayasaMahkemesine bireysel başvuru imkânının 23/9/2012 tarihinde başladığını vebaşvurucunun iddialarının bu tarihten önce olan tutukluluk durumuna ilişkinolduğunu belirterek zaman bakımından yetki incelemesi yapılırken bu hususun gözönüne alınması gerektiğini ifade etmiştir.
38. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'ungeçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlemve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
39. Bu hüküm gereğince AnayasaMahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zamanbakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin budüzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararlarıda içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (B. No:2012/832, 12/2/2013, § 14).
40. Başvurunun kabuledilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veyakararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir.Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce kesinleştikleri tespitedildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin butespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür(B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 32).
41. Ancak kişi serbestbırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmolmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü budurumda kişinin hukuki durumu “bir suçisnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyetehükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete kararverilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğununsübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcıcezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişininkuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halisona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıcagerekmez (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).
42. Somut olayda başvurucu5/5/2008 tarihinde Balıkesir 2. Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanmış ve İstanbul14. Ağır Ceza Mahkemesince yargılandığı davada mahkûmiyet kararının verildiği6/5/2011 tarihinde başvurucunun “suçisnadına bağlı olarak tutukluluk” hali sona ermiştir.
43. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun “kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkının” ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olaydatutuklamaya ilişkin nihai kararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce verildiği anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının “zaman bakımındanyetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Tutukluk Kararının İnfazı Sürecindeki İşlemler Yönünden
44. Başvurucu, tutuklu olmasınedeniyle açık ceza infaz kurumuna ayrılma taleplerinin reddedilmesinin ve ilkderece mahkemesi kararının kesinleşmesinin gecikmesi nedeniyle denetimliserbestlik hükümlerinden faydalanamamasının kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkınıihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun iddiaları iki ayrı başlık altındaincelenmiştir.
45. Bakanlık görüşünde,başvurunun kabul edilemezliğe dair herhangi bir iddia ileri sürülmemiş Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bazı kararlarına atıfta bulunarak şikâyetinincelenmesinde anılan kararlarda belirtilen ilkelerin gözetilmesi gerektiğinibelirtmiştir.
i. TutuklulukNedeniyle Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Talebinin Reddedilmesi Yönünden
46. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenarbaşlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir."
47. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün "Başvurusüresi ve mazeret" kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir."
48. Bireysel başvurunun kabuledilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken birbaşvuru koşuludur (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).
49. Yukarıda belirtilen hükümleruyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yoluöngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmasıgerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresineilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilenhükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucununşikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözümsağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarakanlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamının tüketilmesi ibaresininkatı bir şekilde yorumlanması, bir takım başvurularaçısından bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayan neticelere yolaçabilecektir. Bu nedenle, olayın özel şartları içinde etkisiz ve yetersiz olanbir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın, her bir başvuru yolunun somutbaşvurular açısından etkili olup olmadığının münferiden denetlenmesigerekmektedir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 20).
50. Bireysel başvurunun, başvuruyolu öngörülmeyen durumlarda, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz güniçinde yapılması gerekmekle birlikte, başvuru süresinin başlangıç tarihininbelirlenmesi noktasında, başvurucunun ihlal oluşturan işlem, eylem veya kararlailgili yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır. Bu kapsamda, ilgili nihaikararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin, tebliğ öngörülmeyenhallerde ise başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihinesas alınması gerekir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 21).
51. Başvurucu, 8/11/2012 tarihlidilekçesi ile 6291 ve 6352 sayılı Kanunlardan yararlanma talebiyle Silivriİnfaz Hâkimliğine başvurmuştur. Hâkimlik 9/11/2012 tarihli kararı ile başvurucuhakkında verilen mahkûmiyet kararının henüz kesinleşmediği ve anılan kanunidüzenlemelerden hükümlülerin yararlanabileceği gerekçesiyle talebin reddinehükmetmiştir. Karara karşı başvurucunun yaptığı itiraz, Silivri Ağır CezaMahkemesinin 28/11/2012 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Ağır CezaMahkemesinin ret kararının başvurucuya ne zaman tebliğ edildiği dosyakapsamından anlaşılmamakla birlikte başvurucunun, karardan en geç 11/2/2013tarihli Yargıtay’a yazdığı dilekçe ile haberdar olduğu kabul edilmelidir.
52. Dolayısıyla başvurucunun,açık ceza infaz kurumuna ayrılma taleplerinin tutuklu olması nedeniyle en sonitiraz mercii olan Silivri Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesi ilebaşvuru yollarının tüketildiği açıktır. Bu bağlamda başvurucu, anılanmahkemenin kararını öğrendiği 11/2/2013 tarihinden sonra 30 gün içinde bireyselbaşvuruda bulunması gerekirken 3/5/2013 tarihinde bireysel başvuru yaptığıgözetilerek başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan nedenlerle,başvurunun "kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının" ihlal edildiği yönündeki bu kısmının "süre aşımı" nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekmiştir.
ii. MahkûmiyetKararının Kesinleşme İşlemlerinin Geciktirilmesi Yönünden
54. Başvurucu, başvuru tarihiitibariyle Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 23/1/2013 tarihli onama ilamınınkendisine 3/4/2013 tarihinde tebliğ edildiğini, böylelikle kesinleşme işlemlerisüresinde yapılsaydı 27/2/2013 tarihinde denetimli serbestlik tedbirindenyararlanarak cezaevinden erken tahliye olacağını ileri sürmüştür.
55. Anayasa'nın 19. maddesişöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların vegüvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; . halleri dışında kimse hürriyetinden yoksunbırakılamaz."
56. Sözleşme'nin 5. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir.Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiçkimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmişmahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;
..."
57. Anayasa'nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil veşartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrumbırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişininözgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesikapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusuolabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
58. Anayasa'nın 19. maddesindetanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ilk istisnası "Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcıcezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" olarakbelirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca verilecek mahkûmiyetkararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik tedbirlerinin uygulanmasıkişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul edilmeyecektir. Diğertaraftan "suç şüphesine bağlıtutma" kapsamında olan durumdan farklı olarak anılan istisna "bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı"ifade etmektedir. (Benzer kararlar için bkz. B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41,B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 70).
59. Bir mahkûmiyet kararınınnasıl infaz edileceğine ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi ve Sözleşme’nin5. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte herkesin, kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olması ve bu hakka getirilebileceksınırlamaların ayrıntılı olarak madde metinlerinde belirtilmesi, "keyfi bir biçimde" bu haktankimsenin mahrum bırakılmaması amaçlanmaktadır. Yetkili bir mahkeme tarafındanverilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve ceza infaz kurumundatutma süresi de bu hak kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza mahkemelerininkararına uygun hareket edilmesi de hakkın korunması açısından birzorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacaklarısürenin mahkûmiyet kararına uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikincifıkrasının birinci cümlesi ve Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a)bendi kapsamında güvence altına alınmıştır (B.No: 2013/1711, 23/7/2014, § 32).
60. Diğer taraftan, Anayasa'nın19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ve Sözleşme’nin 5. maddesibirinci fıkrasının (a) bendi bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlıtahliye veya kesin tahliye durumlarından yararlanması gibi hususları güvencealtına almamaktadır. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin, bu tür bir tedbirdenfaydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese, herhangibir takdir yetkisi bulunmadan, bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları halindedurumun farklı olacağını belirtmektedir (B.No:2013/1711, 23/7/2014, § 33).
61. Başvurucu, hakkında verilenmahkûmiyet kararının kesinleştirme işlemlerinin geç yapılmasından dolayı 6411,6352 sayılı Kanun hükümleri ile 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinden geçyararlanması nedeniyle cezaevinden geç tahliye olduğunu ileri sürmüştür.
62. 6291 sayılı Kanun ile 5275sayılı Kanun'a eklenen 105/A maddesi, hükümlülerin dış dünyaya uyumlarınısağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmekamacıyla şartla tahliyelerine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâllihükümlülerin talebi halinde, cezalarının şartla tahliye tarihine kadar olankısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infazkurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkatealınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır.Sonuç olarak anılan maddenin, hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçireceklerisüreyi kısalttığı açıktır (B.No:2013/1711, 23/7/2014, § 36).
63. 5275 sayılı Kanun'un 105/Amaddesi uyarınca bir hükümlünün, kapalı ceza infaz kurumunda geçirmesi gerekensüreyi geçirdikten veya doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrıldıktan sonradenetimli serbestlik tedbirinden yararlanmasına infaz hâkimi tarafından kararverilebilir ve koşullu salıverilme tarihinden önce serbest kalabilir. Budurumda denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesinin yetkiliinfaz hâkiminin takdirine bırakılıp bırakılmadığının tespiti, denetimliserbestlik tedbirinden yararlanarak koşullu salıverme tarihinden öncehükümlünün serbest kalmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasınınbirinci cümlesi kapsamında güvence altına alınıp alınmadığı hususu açısındanönemlidir (B.No: 2013/1711,23/7/2014, § 39).
64. 5275 sayılı Kanun'un 105/Amaddesi infaz hâkiminin takdir yetkisi ve belirlenecek yükümlülüklerçerçevesinde hükümlülerin infaz rejiminin şeklini belirleyip cezalarının birkısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak ceza infaz kurumu dışındageçirmelerini sağlamaktadır. Anılan kural uyarınca, hükümlünün talebi ve kanunişartlar oluşmuş olsa dahi infaz hâkimi keyfi olmadığı sürece tedbirinuygulanması talebini reddedebilecektir. Dolayısıyla bütün hükümlüler içinAnayasa'nın 19. maddesi kapsamında hapis cezasının tamamının veya bir kısmınındenetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle infaz edilmesizorunluluğu bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile denetimli serbestlik tedbirikararının yetkili infaz hâkiminin takdir yetkisinde olduğundan Anayasa'nın 19.maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ve Sözleşme’nin 5. maddesi birincifıkrasının (a) bendi kapsamında güvence altına alındığından bahsetmek mümkündeğildir (§ 60). Ancak bu durumun kişi hürriyeti ve güvenliği açısından infazhâkimlerine açıkça keyfi bir şekilde karar vermesi sonucunu doğurduğu dasöylenemez. Öte yandan başvurucunun denetimli serbestlikten yararlanamamasıhakkında verilen mahkûmiyet hükmünün süresini de uzatmamaktadır.
65. Somut olayda başvurucuhakkındaki mahkûmiyet kararı Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 23/1/2013 tarihliilamı ile onanmış ve 6/3/2013 tarihinde de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesincekesinleştirilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. İstanbulCumhuriyet Başsavcılığı, Silivri Ceza İnfaz Kurumlarının devredilmesi üzerineilamı 14/3/2013 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. İlambaşvurucuya 3/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Daha sonra başvurucu, başvurutarihi ile denetimli serbestlikten yararlanamamış ise de Silivri İnfazHâkimliğinin 17/5/2013 tarihli kararı ile başvurucunun koşullu salıverme tarihiolan 27/2/2014 tarihine kadar kalan süresinin denetimli serbestlik tedbirialtında infaz etmesine karar verilmiş ve başvurucunun uyumlu tutum ve davranışsergilemesi üzerine Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2014 tarihlikararı ile başvurucu 27/2/2014 tarihinden itibaren koşullu salıverilmiştir.
66. Başvurucu, 27/2/2014tarihinde koşullu salıverilmeye hak kazanacağından 5275 sayılı Kanun’un 105/Amaddesi uyarınca 27/2/2013 tarihinde denetimli serbestlik tedbirindenyararlanması mümkündü. Ancak denetimli serbestlik tedbiri mahkûmlar içinAnayasa’nın 19. maddesi gereğince mutlak olarak güvence altına alınmış birtedbir değildir. Bununla birlikte tedbirin uygulanmasında kanuna aykırı vekeyfi bir tutum içinde bulunulmamalıdır. Başvuru konusu olayda, başvurucuhakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleştirilip ceza infaz kurumuna gönderildiktensonra başvurucu denetimli serbestlik tedbirinden yararlandırılmıştır.Başvurucunun denetimli serbestlik tedbirinden yararlanacağı süre başvurucununkoşullu salıverilmeden yararlanacağı süreyi de aşmamıştır. Bu bağlamdadenetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasında ilama ilişkin posta ve yetkilisavcılığın değişmesi gibi usuli işlemlerdenkaynaklanan yaklaşık üç aylık sürenin koşullu salıverme süresini de aşmadığıgözetilerek keyfi olduğu söylenemez.
67. Açıklanan nedenlerle, "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının"ihlal edildiği yönündeki başvurunun bu kısmının açık ve görünür bir ihlalolmadığı anlaşılmakla "açıkça dayanaktanyoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden
68. Başvurucu, hakkında yapılanyargılamada isnat edilen suç için öngörülen mahkûmiyet süresine göre zorunlumüdafi atanması gerekirken atanmadığını, ayrıca maddi durumu olmadığındanavukat atanmasını talep ettiğini ancak Yargıtay aşaması da dâhil talebininkarşılanmadığını ve savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürmüştür.
69. Bakanlık görüşünde,başvurucunun yargılandığı davada ilk duruşmada haklarının hatırlatıldığını,ancak başvurucunun müdafi talebinde bulunmayarak savunmasını yaptığını, diğertaraftan müdafi hakkının kanun yolları aşamasını da kapsadığını belirtmiştir.
70. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
71. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi şöyledir:
“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgarihaklara sahiptir:
…
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafininyardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardanyoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacakbir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;”
72. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/917,16/4/2013, § 20).
73. Sözleşme’nin 6. maddesininüçüncü fıkrasının (c) bendindeki düzenlemede isnat altında bulunan kişi,savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisinibizzat savunmak, kendisinin seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve birmüdafiye sahip olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürseresen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla, suçisnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması devlet tarafındantalep edilemez (Pakelli/FederalAlmanya, B. No: 8398/78, 25/4/1983).
74. Müdafi yardımındanyararlanma hakkı, adil yargılama için suç isnadıaltındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterli olmadığınıayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları gerektiğiniortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde kullanmaimkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanmahakkının diğer bir unsuru olan “silahlarıneşitliği” ilkesinin de gereğidir (B. No: 2014/3836, 17/9/2014, §29).
75. Sözleşme’nin anılan maddesiherhangi bir istisna gözetmeksizin suç isnadı altında bulunan herkesikapsamaktadır ve ceza yargılamasının her aşamasında uygulanmaktadır.Dolayısıyla soruşturma aşamasında yapılan işlemler bakımından da bu hak güvencealtına alınmıştır. Bu kapsamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncüfıkrasının (c) bendinin etkinliğinden söz edilebilmesi için yargılama öncesiişlemler bakımından da söz konusu düzenlemenin uygulama alanı bulmasınınzorunlu olduğunu belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre,B. No: 13972/88, 24/11/1993, § 33). Diğer taraftan AİHM, müdafi ile temsilhakkının sınırsız olmadığını (Can/Avusturya,B. No: 9300/81, 30/9/1985, § 57), geçerli bir nedene dayanılıyorsa, davanınaçılmasından önceki aşamada avukata erişimin kısıtlanmasının mümkünolabileceğini (John Murray/BirleşikKrallık, B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63), önemliolanın yargılamaya bir bütün halinde bakıldığında soruşturma aşamasında buhükme aykırılığın, ciddi bir şekilde adil yargılanma hakkına engel olmasıdurumunda hak ihlalinin ortaya çıkabileceğini belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, § 36). Bu kapsamda mutlak bir hak olarak kabul edilmese de,suç isnadı altında bulunan kişinin, gerekirse resen atanan bir avukattarafından etkili bir şekilde savunulma hakkı adil yargılanma hakkının temelözelliklerinden biridir (Poitrimol/Fransa, B. No: 14032/88, 23/11/1993,§ 34).
76. Müdafi yardımındanyararlanma hakkının adil yargılanma hakkı temelinde önemi, suç isnadı altındaolan kişinin bu haktan yararlandırılması yönünde devletin pozitif biryükümlülüğü olduğunun kabul edilmesidir. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncüfıkrasının (c) bendi devletleri, suç isnadı altındaki kişiyi, bir müdafiyesahip olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesiiçin gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlandırmayükümlülüğü altına sokmuştur (B. No: 2014/3836, 17/9/2014, §31).
77. Başvuru konusu olaydabaşvurucu hakkında açılan kamu davasının ilk celsesinden mahkûmiyet kararınınYargıtay 10. Ceza Dairesinin onama kararına kadar geçen sürede kendisine talebiolmasına rağmen müdafii atanmadığını ileri sürmüştür.Başvurucu, ayrıca, 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesinin (2) ve (3) numaralıfıkraları kapsamında yasal zorunluluk olmasına rağmen müdafi yardımındanyararlandırılmamasının savunma ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddiaetmiştir.
78. Şüpheli veya sanığın cezamuhakemesinde savunmasını yapan avukatı olan müdafi ile temsil edilme hakkınınbir gereği olarak, 5271 sayılı Kanun 150. maddesinin (3) numaralı fıkrasıuyarınca, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardandolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanık için istemiaranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. Diğer yandan, aynı Kanun’un 150.maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince de şüpheli veya sanık, müdafiseçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafigörevlendirilir. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun, yasal zorunluluk dışındakihallerde müdafi yardımından yararlanmak için suç isnadı altındaki kişinintalebini aramıştır.
79. Başvurucu hakkında İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili) suçişlemek amacıyla kurulan örgüt yöneticisi olmak, uyuşturucu ve uyarıcı maddeticareti yapmak suçlamaları ile 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (1)numaralı fıkrası ve 188. maddesinin (3), (4) ve (5) numaralı fıkraları ilecezalandırılması için kamu davası açılmıştır. 5237 sayılı Kanun’un 220.maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre örgüt yöneticisi olmak suçunungerektirdiği ceza iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıdır. 5237 sayılıKanun’un 188. maddesinin (3), (4) ve (5) numaralı fıkralarına göre uyuşturucuve uyarıcı madde ticareti yapmak suçunun gerektirdiği ceza, başvurucu hakkındayapılan yargılama tarihi itibarıyle, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıdır. Dolayısıyla, zorunlumüdafi tayininin alt sınırı beş yılın üzerinde hapis cezasını gerektiren birsuç olması şartına bağlı olduğu gözetildiğinde soruşturma konusu suçlar, müdafigörevlendirmesini zorunlu kılan suçlardan değildir.
80. Diğer taraftan, başvurucu İstanbul 14. AğırCeza Mahkemesinin yaptığı yargılamada kendisinin talebi olmasına rağmen müdafiatanmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun sunduğu belgeler ve UYAP üzerindenyapılan incelemede, yapılan altı duruşmaya ilişkin tutanaklar ve başvurucununsavunmasına ilişkin dilekçeler çerçevesinde başvurucunun müdafi talebindebulunduğuna dair herhangi bir kayda rastlanmamıştır. 4/12/2009 tarihindeyapılan ilk duruşmada da başvurucuya hakları hatırlatılmış ve talebi halindekendisine müdafi atanacağı bildirilmiştir. Buna rağmen başvurucu müdafitalebinde bulunmamıştır. Başvurucu, 27/7/2011 tarihli temyiz dilekçesinde şuhususları ileri sürmüştür;
“Bu davayla ilgili yargılandığım özel yetkili Beşiktaş 14.Ağır Ceza Mahkemesinde, yargılamanın başladığı 4/12/2009 tarihinden kararıverildiği, 6/5/2011 tarihine kadar devam eden duruşmaların (6) hiçbirindeavukatım olmamış, avukatın hukuki desteğini alamadım, bundan dolayı yeterinceetkili savunulmadığım kanaatindeyim. Mahkeme barodan avukat temin etme cihetinegirmemiştir.”
81. Sonuçolarak başvurucuyaisnat edilen suçlar açısından zorunlu müdafiiatanması gerekmediği gibi başvurucunun kovuşturma ve temyiz aşamasında müdafitalep ettiğine dair herhangi bir hususa da rastlanmamıştır. Dolayısıylabaşvurucunun müdafi yardımından yararlanma hakkının engellendiğine dairherhangi bir durum tespit edilememiştir.
82. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun iddialarının bir ihlal içermediği anlaşıldığından, başvurunun bukısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun,
1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali iddiası kapsamında,
a. Tutukluluğa dair iddialar yönünden “zaman bakımından yetkisizlik”,
b. Tutukluluk kararının infazı sürecindeki işlemler yönünden,
i. Tutukluluk nedeniyle açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebininreddedilmesine dair iddialarının "süreaşımı",
ii. Mahkûmiyet kararının kesinleşme işlemlerinin geciktirilmesinedair iddialarının “açıkça dayanaktan yoksunolması”,
2. Adil yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” ,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerininbaşvurucu üzerinde bırakılmasına,
21/1/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.