TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BEDRETTİN SUMBÜL VE MÜRÜVET SUMBÜL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/4664)
Karar Tarihi: 11/10/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. Bedrettin SUMBÜL
2. Mürüvet SUMBÜL
Vekili
:
Av. Evin BARTAN TURHAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığınabağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık sonucunda ölüm olayının meydanagelmesi nedeniyle yaşam hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasının altıyılı aşkın bir sürede kesinleşmesi nedeniyle de makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamışlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu dava dosyası içeriğindentespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucuların beyanına göre 15/4/2000 tarihinde dünyayagelen müşterek çocukları E.S., kızamık aşısı olmasına rağmen 2004 yılında subakut sklerozan panensefalit (SSPE)hastalığına yakalanmış ve 2008 yılının Nisan ayında hayatını kaybetmiştir(Başvuru formunda E.S.nin 2008 yılının Nisan ayındayaşamını yitirdiği ifade edilmiş ise de başvurucuların nüfus kayıt örneğinegöre E.S. 1/7/ 2007 tarihinde yaşamını yitirmiştir.).
10. Başvurucular, çocuklarının SSPE hastalığına yakalanmasındave bu nedenle hayatını kaybetmesinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek4/9/2008 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyleortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
11. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı TemelSağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl SağlıkMüdürlüğü tarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır. Buinceleme kapsamında Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinden hasta dosyasıörneği istenmiştir. Bu hasta dosyasına göre E.S. belli bir dönem Diyarbakır ÇocukHastalıkları Hastanesinde SSPE hastalığı kapsamında tedavi görmüştür. Konuhakkında ayrıca E.S.nin bağlı olduğu sağlık ocağıkayıtları araştırılmıştır. Silvan Kaymakamlığı İlçe Sağlık Grup Başkanlığının5/11/2008 tarihli yazısıyla E.S.ye ait aşı kaydının bulunmadığı SağlıkBakanlığına bildirilmiştir.
12. Sağlık Bakanlığı yukarıdaki araştırmaları yaptıktan sonraSSPE ve diğer kızamığa bağlı komplikasyonların aşılanmamış, aşılandığı hâldeyeterli bağışıklık düzeyine ulaşmamış veya aşılanmadan önce kızamık hastalığıgeçirmiş çocuklarda ortaya çıktığını, somut olayda "yanlış ve eksik aşı sistemi olmasının" söz konusuolmadığını, SSPE hastalığının ortaya çıkmasında hizmet kusurunun bulunmadığınıbelirterek 10/10/2008 tarihinde başvurucuların isteminin reddine kararvermiştir.
13. Başvurucular, bunun üzerine Diyarbakır 2. İdare Mahkemesindedava açmış ve 60.000 TL maddi, 60.000 TL manevi tazminat talebindebulunmuşlardır. Başvurucular ayrıca 10.000 TL tutarındaki tedavi ve cenazemasraflarının taraflarına ödenmesi isteminde bulunmuşlardır.Başvuruculardava dilekçesinde özetle kızları E.S.ye dokuz aylıkken bağlı oldukları sağlıkocağında kızamık aşısı yaptırdıklarını ancak kızlarının bir buçuk yaşında ikenkızamık hastalığına yakalandığını, kızamık hastalığını atlatan kızlarının 2004yılının son aylarında SSPE hastalığına yakalandığını, akabinde ise yatağabağımlı hâle gelerek hayatını kaybettiğini belirtmişlerdir. Başvurucularkızamık aşısının yaygın, yeterli ve uygun koşullarda yapılması hâlinde SSPEhastalığına yakalanma riskinin büyük ölçüde azalacağını ifade etmişlerdir.Başvurucular 1987-1998 yılları arasında tek doz kızamık aşısı uygulamasınınülkemizin koşulları nedeniyle yetersiz kaldığını, bu nedenle birçok çocuğunSSPE hastalığına yakalandığını, kızlarına kızamık aşısı yaptırdıkları hâlde buaşının ülke genelinde yaygın, yeterli dozda ve uygun koşullarda yapılmamasınedeniyle önleyici etki göstermediğini, kızlarının bu sebeple SSPE hastalığınayakalandığını ileri sürmüşlerdir.
14. SağlıkBakanlığı, dava tarihindenönce Sağlık Bakanlığı onayıyla oluşturulmuş ve SSPE hastalığı hakkında çeşitliaraştırmalar yapmış olan SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonunca (Komisyon)hazırlanan rapordaki verilere dayanarak dava konusu olayda hizmet kusurubulunmadığını savunmuştur.
15. Dava dosyasında da bir örneği bulunan bu rapor, 1970yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamık aşısı ile SSPE hastalığıarasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanının 1/7/2005 tarihli ve 6888sayılı oluru ile kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Bu Komisyon,Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalında görevliProf. Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin Çocuk Nörolojisi BilimDalında görevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynı ÜniversiteninÇocuk Enfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C., ayrıca GaziÜniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalındagörevli Prof. Dr. U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları ve KlinikMikrobiyoloji Ana Bilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul Üniversitesi ÇocukSağlığı Enstitüsünde görevli Prof. Dr. G.G.denoluşmaktadır. Komisyon rapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanısıra Dünya Sağlık Örgütü tarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takviminive uygulamalarını incelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulananülkelerdeki SSPE görülme sıklığını araştırmış, ayrıca Türkiye'deki üniversiteve eğitim hastanelerinde takip/tedavi edilen SSPE olgularının sayısını tespitetmeye çalışmıştır.
16. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli birrapor hazırlamıştır. Raporda;
i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağıhastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'undabir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardanbirinin de SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.
ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPEolgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığınıaçıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel DanışmaKomitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'ninazalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamıkaşısının neden olmadığını açıklamıştır.
iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılanincelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarınınsaptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.
iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığıkomplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkinaşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.
v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafındanönerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları (good manufacturing practices)kurallarına göre üretilmiş ve uluslararası referans laboratuvarlarında testedilmiş aşılar olduğu belirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanımasunulmadan önce Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygunolduğu kanıtlanan aşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılarüretici firmadan alınıp aşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlıkkuruluşlarında soğuk zincir sistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta vesistem sürekli olarak izlenmektedir.
vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının, hastalıkların görülmesıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama DanışmaKurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordaki bilgilere görekızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütü tarafından bebeklikçağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yine rapordaki bilgileregöre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları arasındadokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında da dokuzuncu aydatek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya Sağlık Örgütü 2000yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarak çocuklara ikincidoz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da bu önerisini tekraretmiştir.
vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığıtarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamıkaşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileridoğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifadeedilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yıllarıarasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeyeindirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamıkaşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşı oranlarının isesırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiğiifadeedilmiştir.
viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesineyönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamıkaşısının 2. dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifadeedilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren onikinci ayda uygulanmış, ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısına da devamedilmiştir.
ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarakyapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ileüniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılındanbu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının1.131 olduğu belirtilmiştir. Raporda, bu olguların %56'sının kızamık hastalığıgeçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin bildirildiği, %33'üile ilgili bilgiye ulaşılamadığı, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığınınbildirildiği ifade edilmiştir.
x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğudönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanmaoranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanmaoranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamıkolgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanmaoranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfusbulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlıSSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.
xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamıkhastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiğibelirtilmiştir.
17. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarakaşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:
"Sonuç olarak;
1. Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBPkapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimdenkullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.
2. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamıkaşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek dozuygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönemolmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemekamacıyla ilköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.
3. Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halenuygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararasıuygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.
4. SSPE hastalığı kızamık aşısının değilkızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığıvirüsü sorumludur.
5. Ülkemizde aşılanma oranları göz önünealındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çokfarklı olmadığı görülmektedir.
6. Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarınınve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gorülen kızamık olgularından kaynaklanmaktadır.
Öneriler;
1. Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülkegenelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdurülmelidir.
2. Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeyeyönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplumkatılımının sağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusundabilgilendirme yapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğine gidilmelidir.
3. Kızamık ve SSPE sürveyansve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.
4. İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyonoluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvencekapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.
5. Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bukonularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenleseçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılmasıönerilir.
(...)"
18. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi 26/5/2009 tarihli kararladavanın reddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"(...)
Davada her şeyden önce davacılarınçocuklarının davalı idareye bağlı ekiplerce aşılanıp aşılanmadığı ya da aşılamayapıldı ise söz konusu aşılar içerisinde kızamık aşısının bulunup bulunmadığı,başka bir deyişle ortada idarenin bir fiilinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.Bu konuda, davalı idarece savunma ekinde sunulan belgelerde Silvan Kaymakamlığıİlçe Sağlık Grup Başkanlığı'nın 05.11.2008 tarih ve 694 sayılı yazısındadavacıların çocuğuna aşı yapıldığına dair kayda rastlanılmadığınınbelirtildiği, davacı vekili tarafından ise davacıların çocuğuna aşı yapıldığınıgösteren herhangi bir bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığı görülmüştür. Buaçıdan, idareye bağlı ekiplerce davacıların çocuğuna kızamık aşısı yapılmadığısonucuna ulaşılmış olup ortada idarenin bir fiilinin bulunduğubelirlenememekte, davacı tarafça da idarenin kusurlu fiilinin olduğu ortayakonulamamaktadır.
Söz konusu aşının yapıldığının kabul edilmesihalinde bile aşının bahsi geçen hastalığa sebep olup olmayacağını, başka birdeyişle idarenin fiilinin kusurlu olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir.Davacılar tarafından hastalığın kızamık aşısından kaynaklandığı iddiaedilmektedir. SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonra ortaya çıkan birhastalıktır. Davalı idareye bağlı olmayan ve çeşitli üniversitelerde görevyapan akademisyenlerce hazırlanan 05.04.2006 tarihli raporda, SSPE hastalığıkızamık aşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, SSPEhastalığının yapıldığı iddia edilen aşıdan kaynaklandığı hususu bilimsel olarakkabul edilemeyecek nitelikte olduğu,GenişletilmişBağışıklama Programı kapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrollerininyapıldığı ve üretimden kullanıcıya dek soğuk zincir sistemi içerisinde güvenleulaştırıldığı, bu açıdan aşının kendisinde bir bozukluk olması hususunun dakabul edilemeyecek bir durum olduğu belirtilmiştir.
Aşının iki doz yerine tek doz yapılmasıhususuna gelince; hem raporun hem de savunmadilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998 yılına kadar tek doz, buyıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir.
Bunların dışında, idarece sunulan aşıuygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asılolarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılmasıgerekmektedir. İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ancak bu aşının bozukolması durumunda kusurlu olduğunun, bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmamaaçısından ise asıl sorumluluğun ailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Davakonusu olayda ise eğer bir aşı yapılmış ise bu aşının bozuk olma ihtimalininbulunmadığı yukarıda açıklanmıştır. Ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsabile davacıların çocuklarının kızamık hastalığına yakalanması durumunda buhususun bahsi geçen kişinin yeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasındankaynaklandığının kabulü gerekeceğinden, bu konuda da idareye atfedilecek birkusur bulunmamaktadır.
Bütün bu nedenlerle, davacıların çocuklarınındavalı idareye bağlı ekiplerce aşılandığının kanıtlanamaması, aşı yapılmış olsabile SSPE hastalığına yakalanılmasına kızamık aşısının sebep olamayacağı,hastalığa ancak kızamık hastalığı virüsünün neden olabileceği, aşının bozukolma ihtimalinin bulunmadığı anlaşıldığından, davacıların çocuğunun bahsi geçenhastalığa yakalanması karşısında ortada idareye atfedilebilecek bir kusurbulunmadığından davacıların tazminat taleplerinin kabulüne olanakbulunmamaktadır."
19. Başvurucular; Türkiye'nin taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'de devletlere çocuk sağlığı açısından birçokyükümlülük getirilmiş olmasına rağmen davalı idare tarafından kızlarına aşıyapıldığının kanıtlanamadığını, olayda idarenin ihmali olduğunu, uluslararasımetinlerle koruma altına alınan sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkının ihlaledildiğini, davalı idare tarafından hazırlatılan raporun hükme esas alınmasınınhukuka aykırı olduğunu belirterek kararı temyiz etmişlerdir. Başvuruculartemyiz dilekçesinde ayrıca mahkeme kararında aşı yaptırıp yaptırmama hususundaasıl sorumluluğun aileler üzerinde olduğu belirtilmiş ise de asıl sorumluluğundevlet üzerinde olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular aşı uygulamasınınyetersiz olduğuna ilişkin uzman doktorlar tarafından yapılan araştırmaverilerinin dava dosyasına eklenmesini talep etmelerine rağmen yerel mahkemecebu hususun göz ardı edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular son olarak SSPEhastalığına yakalanma nedeninin aşının yapılması değil aşının uygun koşullarda,yeterli dozda ve ülke genelinde yaygın olarak yapılmaması olduğunubelirtmişlerdir.
20. Danıştay Onbeşinci Dairesi25/4/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına kararvermiştir.
21. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin18/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
22. Bu karar 11/2/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
23. Başvurucular 12/3/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
24. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi HıfzıssıhhaKanunu’nun 1. maddesi şöyledir:
"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah vemilletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerlemücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkıtıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."
25. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletibütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudandoğruya ifa eder:
(...)
3 -Memlekete sari vesalgın hastalıkların hulülüne mümanaat.
4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çokmiktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzıramillerle mücadele.
(...)
6 -ilaçları ve bütün zehirli müessir veuyuşturucu maddelerle yalnız hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariçolmak üzere her nevi serum ve aşıları murakabe."
26. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:
"Kolera, veba (Bübonveya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayitiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoithumması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi saribeyin humması (İltihabı sahayai dimağiişevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusahumması (Hummai nifası)ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummairacia ve malta humması hastalıklarından biri zuhureder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vukubulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüpheolunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayıhaber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafındanısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı damecburidir."
27. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"57 ncimaddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiğitakdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:
(...)
2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.
(...)"
28. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilenhastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafıhaşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabibinalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve nesuretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."
29. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:
"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısıile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamedezikredilir."
30. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:
"Sarihastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzaredilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayinolunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeriserum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine vemurakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayin olunur."
31. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme vesıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir içinkitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatıyapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimlerigösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtalarıhaiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkilolunur."
32. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanunu’nun "Temel esaslar" kenarbaşlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının "k"bendinin ilgili kısmı şöyledir:
“Sağlıkhizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:
(...)
k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum vebenzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esasolup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakopemamülleri, kozmetikler ve bunların üretimindekullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım vetüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapanveya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojikmaddeler ile diğer terkiplerin kontroluna,murakabesine ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalitekontrollerini yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyatverme işlerini yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.
(...)”
33. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık HizmetlerininSosyalleştirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesindebir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygunbir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet vetababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir programdahilinde sosyalleştirilecektir."
34. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerininsosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ileamme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisineyapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.
Sağlık ocağı: Takriben 5000- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyükkasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların iliçinde idari taksimata uyması icabetmez."
35. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetiteşkilatı: Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri,çeşitli koruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzeden yerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlıkmüdürlükleri, bölge hastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeliyetiştiren eğitim müesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkezteşkilatı ve diğer Bakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ileişbirliği yapmak üzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."
36. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bir sağlık ocağının hizmeti en az birhekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekiptarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlıkevlerinde yardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.
Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucuhekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlışahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendiocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."
37. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiğiyerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.
Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliğihizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerineverilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlısağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."
38. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerindenfaydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvelasağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağıhekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumlarısağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."
39. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat veGörevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:
a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyalbakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplumsağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak vekurdurmak,
b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarlasavaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetleriniyapmak,
c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aileplanlaması hizmetlerini yapmak,
d) İlaç, uyuşturucu ve psikotropmaddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,
e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri veilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,
(...)"
40. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:
a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
(...)
c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,
(...)
e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması GenelMüdürlüğü,
(...)"
41. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Temel Sağlık Hizmetleri GenelMüdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) (Değişik bent: 08/06/1984- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığınıilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, buhizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,
b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama vebağışıklık hizmetlerini yürütmek,
(...)
f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi vehayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,
(...)"
42. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğününgörevleri şunlardır :
a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçlarınimalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteliolarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, buamaçla gerekli kontrolleri yapmak,
(...)"
43. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesişöyledir:
"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile PlanlamasıGenel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlamasıhizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışmaplan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,
b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığınınkorunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,
c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleriyapmak."
44. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 39. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşlarışunlardır:
(...)
c) Refik Saydam Hıfzıssıhha MerkeziBaşkanlığı."
45. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı mülga Türkiye Cumhuriyeti RefikSaydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinebağlı, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzereteşkil edilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi)bu kanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."
46. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimaiMuavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.
Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzumüzerine:
A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacaksıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,
B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum veaşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,
C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahutyabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevimaddelerin kontrollerini yapmak,
(...)
E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sairsıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmaklamükelleftir."
47. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:
"Çocuk, küçük iken ana ve babasının velayetialtındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim,vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilen çocuklarıdahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."
48. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Çocuk, ana ve babasına riayetemecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alilveya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."
49. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haizoldukları nisbette çocuklarının kanunimümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakiminreyine ihtiyaçları yoktur."
50. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, vazifelerini ifaetmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."
51. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasınınvelâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadanalınamaz."
52. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimikonusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır veuygularlar."
53. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:
"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeyedüştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezsehâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."
54. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesitehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu anave babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."
55. Sağlık Bakanlığının 19/12/2000 tarihli ve 18679 sayılıGenişletilmiş Bağışıklama Programı Genelgesi'nin "Genişletilmiş Bagışıklama Programı"başlıklı kısmı şöyledir:
"Genişletilmiş BagışıklamaProgramı (GBP): Boğmaca, Difteri, Tetanos, Kızamık, Verem, Çocuk Felci (polio) ve Heparit-Bhastalıklarının morbidite ve mortalitesiniazaltarak, bu hastalıkları kontrol altına almak ve hatta tamamen ortadankaldırmak amacı ile, hassas yaş gruplarına enfeksiyona yakalanmalarından önceulaşıp bağışıklanmalarını sağlamak için yapılanaşılama hizmetlerini içerir. Yüksek aşılama oranlarına ulaşarak, buhastalıkların kontrol altına alınması, 2000'li yıllarda bebek ölümlerinin binde40'a düşürülmesi hedefine ulaşılmasında önemli bir adım olacaktır.
Temel strateji ise her doğan bebeğin biryaşına ulaşmadan önce aşı takvimine uygun olarak bağışık kılınmasıdır.Genişletilmiş deyimi, aşısız veya eksik aşılı bebek ve çocukların tespitedildiği anda bağışıklanmasının sağlanması ve buuygulamanın ülke genelinde her yerde eşit olarak yapılması anlamını vurgulamaiçin kullanılmaktadır."
56. Anılan Genelge'nin "AşıTakvimi" başlıklı kısmı şöyledir:
"AŞI TAKVİMİ:
1) BİR YAS ALTI (0-11 ay 29 günlük)BEBEKLERE
• 2. Ayın bitiminde ( 8haftalık ) : BCG
DBT-1
POLİO-1
• 3. Ayın bitiminde ( 12 haftalık ) : DBT-2
POLİO-2
Hepatit B-1
• 4. Ayın bitiminde ( 16haftalık ) : DBT-3
POLİO-3
Hepatit B-2
• 9. Ayın bitiminde ( 36haftalık ) : KIZAMIK
Hepatit B-3
2) RAPEL DOZ
• 1,5 yaşında ( 16-24aylık ) : DBT
(DBT III-OPV III'ten1 yıl sonra) POLİO
3) OKUL AŞILAMALARl
• İlköğretim 1. sınıfta :BCG
POLİO
KlZAMIK
Td *
* Td : Erişkin Tipi Difteri- Tetanos
• İlköğretim 5. sınıfta :Td
• Lise l. sınıfta :TT (Tetanos)"
57. Anılan Genelge'nin "AşıUygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:
"[AşıUygulamalarında Genel Prensipler:]
* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenle başvuranher bebek, çocuk ve gebenin aşılama durumu kontrol edilmeli, aşı takvimine göreaşılanması gerekenler ve eksik aşı1ılar tespit edilip, aşılamak için her fırsatdeğerlendirilmelidir.
* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocukya da gebe için bir ampul yada şişe aşı açılmalıdır.
* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindekietiketi ve son kullanma tarihi kontrol edilmeli, etiketi olmayan ya da sonkullanma tarihi geçmiş aşılar ve enjektörler kullanılmamalıdır. İlk olarakmiadı önce dolacaklar kullanılmalıdır (son kullanma tarihi en yakın olan aşıilk önce kullanılmalıdır).
* Açılan aşı şişelerine açılış tarih ve saatiyazılmalıdır.
* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektör kullanılmalıdır.
(...)
* Ailelere bir sonraki aşı için gelmelerigereken zaman ve uygulanan aşının gerekliliği ile yan etkileri hakkında bilgiverilerek, mutlaka aşı kartı verilmelidir.
(...)"
58. Anılan Genelge'nin "AşıUygulamalarında Kayıt ve Bildirim Sistemi" başlıklı kısmışöyledir:
"Aşı uygulamalarının ilgili tüm formlarazamanında, tam ve doğru olarak kaydedilmesi sağlanmalıdır.
* Form 012A (0-59 ay aşı kayıt fişi)
* Form 012B (5 yaş üzeri aşı kayıt fişi)
* Form 006 (Bebek ve çocuk izleme fişi)
* Form 004 (Kişisel sağlık fişi)
* Aşı kartı
* Form 013 (Ay sonunda sağlık ocağı tarafındano ay yapılan aşılar Form 012A dan ve form 012B den, yaş grubuna göre ayrılarak,bu forma geçirilir. Bu form takip eden ayın ilk haftası içinde sağlıkmüdürlüğüne gönderilir.
(...)
59. Anılan Genelge'nin "Aşıİhtiyacının Belirlenmesi" başlıklı kısmı şöyledir:
"Aşılar, İl Sağlık Müdürlüklerine 3'eraylık, sağlık ocaklarına aylık dönemler halinde dağıtılır. Bakanlıkgönderimleri 1. dönem (Ocak-Şubat-Mart ayları) için Aralık ,II. dönem (Nisan-Mayıs-Haziran ayları) için Mart, Ill.Dönem (Temmuz-Ağustos-Eylül ayları) için Haziran ve IV. Dönem(Ekim-Kasım-Aralık ayları) için Eylül aylarında, soğutuculu kamyonlar ileyapılmaktadır.
İhtiyaçlar bu dönem süreleri dikkate alınarak,hesaplanır (...)"
60. Anılan Genelge'nin "KızamıkHastalığına Yönelik Bağışıklama Çalışmaları" başlıklı kısmışöyledir:
"Kızamık aşı ile korunabilir hastalıklariçinde en çok görülen ve en çok öldürenidir. Kızamık bulaşıcılığı çok yüksekolan bir hastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası yeterince bağışıkolmayan bir toplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.
Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçinTemel Stratejiler:
• Her il ve sağlık ocağı düzeyinde kızamıkaşılama oranlannın yükseltilmesi ve devamlılığınınsağlanması.
• Aşının etkinliğinin %85 olması dolayısıylazamanla bağışıklanamamış çocuklar birikmektedir.Hastalığa duyarlı havuz denen bu sayının artması salgın patlama tehlikesini deberaberinde getirmektedir.
• Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,kızamık 1. ve okul çağı aşılarında yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır.Ülkemizde olduğu gibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarakaşılanması hedeflenen grup 1 yaş altı bebeklerdir. Bebekleri yüksek orandaaşılama ile; hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek,ayrıca hastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubukızamığa karşı korunmuş olacaktır.
• Kızamığa duyarlı nüfusun hedef nüfussayısına ulaştığı durumlar kolayca salgın oluşacak durumlar olarakdeğerlendirilmektedir. Bu durumda duyarlı nüfusu azaltmaya yönelik olarak ekaşılama aktiviteleri düzenlenir. Bu uygulamalar Genel Müdürlüğümuzbilgisi dahilinde organize edilmelidir.
Ek Aşılama Aktiviteleri:
• Yakalama Aşılaması (CatchUp) : Hastalık bulaşzincirini kırmak, etkenin dolaşımını durdurmak amacıyla uygulanır. Tek dozlukbir kampanya uygulamasıdır. Bulaşın düşükolduğumevsimlerde, 9 ay ile 14 yaş arası tüm çocuklara, aşılanma durumunabakılmaksızın aşılama yapılır. Bu uygulamanın 1 hafta ile 1 ay gibi kısa süredetamamlanması gerekmektedir.
• İzleme Aşılamaları (FollowUp) : Zamanında aşılanamamaya da aşıların %100 koruyuculuğu olmaması nedeniyle hastalığa duyarlı nüfusunartışına dayalı olarak yapılan kampanya uygulamasıdır. Duyarlı nüfusunbiriktiği yaş gruplarına, birikme periyotlarına göre 4-5 yılda bir, 1 hafta ile1 ay içinde uygulanabilmektedir. 5 yaş altı duyarlı nüfus, 1 yılın doğum kohortuna eşitlenince yapılabileceği gibi okul öncesiçağlara periyodik olarak 4 - 5 yılda bir bu kampanyayapılabilir.
• Silme Aşılaması (MopUp) : Aşı oranı düşük olanbölgelerde, aşı oranını kısa sürede yükseltmek ve virusdolaşımını azaltmak amacıyla uygulanır. 1 hafta gibi kısa sürede, daha öncekiaşılanma durumuna bakılmaksızın tüm belirlenmiş duyarlı nüfusa uygulanır.
• Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalıkyönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,nüfusun yoğun oldugu bölgeler v.b.)öncelik verilmelidir.
• Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelikçalışmalar GBP'nin bir parçası olarak elealınmalıdır.
• Hastalık sürveyansınıngüçlendirilmesi sağlanmalıdır.
(...)"
61. Anılan Genelge'nin "SoğukZincir" başlıklı kısmı şöyledir:
"Soğuk zincir, bir aşının etkinliğiniüretiminden kişiye verilene kadar koruyan ve ihtiyacı olanlara yeterli miktardaetkin aşının ulaşmasını sağlayan insan ve malzemeden oluşan sistemdir.Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşı uygulamalarıaksayacaktır. Kullanılan aşılar etkin değilse de, %100aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısından hiçbiryarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir GBP'nincan alıcı komponentlerinden biri olarak büyük önemtaşımaktadır.
Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,aynca BCG ve Kızamık aşıları güneş ışığı gibiultraviyole ışınına da hassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatifetkisidir. Yani bir kerede çok yüksek (30-35 derece üzeri) sıcaklığa maruziyet kadar, bir çok kerelerdaha az sıcaklıklara (10-30 derece arası) maruziyetde aşıyı aynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya daazalırsa, aşılar eski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilikgerektirir. Öte yandan bazı aşılar dondurulabilirken (Polio,Kızamık, BCG); DBT, TT, DT, Td ve Hepatit Başılarının hiçbir zaman donmaması gerekir. Bu aşılar donduğu taktirde aşımateryali özelliğini yitirmekte, geri dönmeyecek şekilde bozunuma uğrayarak,çökeller oluşturmaktadır. Bazı donma durumlarında şiddetli çalkalamalarla yinehomojene yakın bulanıklık meydana gelebilmekte ve sanki donmamış izlenimiverebilmektedir. Bunun önüne geçebilmek için soğutucu ve dolapların belirlenmişsüreler dahilinde mutlaka izlenmeleri, olanak var ise elektronik olarakkaydedilmeleri yerinde olacaktır.
İl düzeyinde soğuk zincir uygulamalarıaşağıdaki kurallara göre düzenlenir:
• Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğukzincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarakmerkezden temini, il deposunda saklanması ve periferedağıtılmasından sorumlu, bir "İl Soğuk Zincir Sorumlusu" veyardımcısı olmalıdır.
• Aşıların dağıtımında ve kullanımında sonkullanma tarihleri mutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların öncekullanımı sağlanmalı ve miadı dolmuş ya da kullanım süresi dolmuş olanlar vakitgeçirilmeden imha edilmelidir.
• Gönderilen aşılar farklı firmalar tarafındanimal edildiğinden uygulama dozları için mutlaka prospektüslerine bakılmalıdır.
• Her sağlık ocağında aşılar buzdolabındasaklanmalı, buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişibelirlenmelidir. Soğuk zincir sorumluları Sağlık Memuru, Hemşire ya da Ebeolmalıdır.
• Buzdolaplarında mutlaka bir termometreolmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konulmalı ve buzdolabınınsıcaklığı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır. Özellikle +4 derecedekalması sağlanmalıdır.
• Buzdolabının kapısına bir sıcaklık izlemçizelgesi yapıştırılarak, dolabın sıcaklığı sabah ve akşam bu çizelgeyekaydedilmelidir. Sıcaklık izlem çizelgesinin altında soğuk zincir sorumlusu veyedeğinin adı soyadı bulunmalıdır.
• Aşıların saklandığı buzdolabı aşırı soğuk vesıcaktan korunacak, muhafazalı uygun bir odaya yerleştirilecektir. Buzdolabıgölge bir yerde, kışın ısıtılan odalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıktadüz bir zemine yerleştirilmelidir.
• Uzun tatillerde ve elektrik kesintilerinde,il ve sağlık ocağı düzeyinde soğuk zincir sorumluları dolap ısısını kontrolederek gereken önlemleri almalıdırlar.
• Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşısevkinde kullanılan soğutuculu (frigorifik) kamyonların soğutucu üniteleri ildebulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı bunun için de kamyonun parkedeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifazeelektrik hattı çekilmiş olmalıdır.
• Ankara merkez depodan kurye ile sevkyapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabıkullanılmalıdır.
• İllerden sağlık ocaklarına aylık olarakyapılan aşı sevklerinde 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakil kabıkullanılabilir.
• Çok acil durumlarda ya da nakil kabıyetmediğinde uzun ömürlü nakil kabı niteliğinde poliüretan ya da strafordan(köpük vb.) üretilmiş izolasyonlu özel aşı kapları, yeterli buz aküsü desteğiile aşı naklinde kullanılabilirler.
• Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincirmalzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzemeihtiyacı belirlenmeli, onarımı veya temini sağlanmalıdır.
(...)"
62. Anılan Genelge'de soğuk zincir ileilgili olarak ayrıca aşıların buzdolabına doğru olarak yerleştirilmesineilişkin çeşitli hükümler mevcuttur. Keza Genelge'deGenişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında çalışan personelin görev vesorumluluğuna ilişkin de çeşitli hükümler bulunmaktadır.
B. Uluslararası Hukuk
63. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesişöyledir:
“(1) Kamusalya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasamaorganları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde,çocuğun yararı temel düşüncedir.
(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak veödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği içingerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal veidari önlemleri alırlar.
(3)Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı veuygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulanölçülere uymalarını taahhüt ederler.”
64. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:
" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabileceken iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetleriniveren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbirçocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksunbırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.
2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarakuygulanmasını takip ederler ve özellikle:
a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarınındüşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın vetıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilereksağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde vebaşka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilentekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanmasıyoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönünealarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygunbakımın sağlanması:
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikleana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ilebeslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusundatemel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babayarehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı içinzararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili hertürlü önlemi alırlar.
4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkıntam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklıolarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleriözellikle gözönünde tutulur."
65. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur(...)"
66. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,27/1/2015, § 67).
67. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -isterözel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğu altındayaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiğitakdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkântanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).
68. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisigibi meselelerde taraf devletlerin yetkili makamlarının AİHM'egöre daha elverişli konumda olduklarını belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
69. Mahkemenin 11/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım TalebiYönünden
70. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak, geçimlerini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun oldukları anlaşılan başvurucuların açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesigerekir.
B. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
71. Başvurucular kızamık aşısının ülke genelinde yaygın, yeterlive uygun koşullarda yapılması hâlinde SSPE hastalığına yakalanma oranınınoldukça düşeceğini, kızamık aşısının ülkemizde 1987-1998 yılları arasında tekdoz olarak uygulandığını, tek doz kızamık aşısının ancak ülke genelinde yaygınve uygun koşullarda yapılması hâlinde koruyucu özellik göstereceğini, devletinaşılamanın doğru ve uygun koşullarda yapılmasını sağlamakla yükümlü olduğunuifade etmişlerdir. Başvurucular, müşterek çocukları E.S.ninkızamık aşısı olmasına rağmen bu aşının yeterli dozda ve uygun koşullardayapılmaması nedeniyle önleyici özellik göstermediğini, kızlarının bu sebepleSSPE hastalığına yakalandığını ve yaşamını yitirdiğini ileri sürmüşlerdir.Başvurucular; kızlarının ölümü ile neticelenen olayda Sağlık Bakanlığınınkusurlu olduğu açık iken açtıkları davadan olumlu netice alamadıklarını,davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular bunedenlerle yaşam hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
72. Bakanlık görüşünde, öncelikle başvurunun yaşam hakkıkapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş; akabinde iseyaşam hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına değinilmiştir. Bakanlıkgörüşünde, Sağlık Bakanlığından elde edilen verilere atıf yapılarak ülkemizdegeçmişte uygulanmış ve uygulanmakta olan kızamık aşılama şemalarının baştaDünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası uygulamalarla ve bilimselbulgularla uyumlu olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde;yine Sağlık Bakanlığı verilerine atıf yapılarak SSPE hastalığının kızamık aşısınındeğil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, ülkemizdeki tüm aşılarınkalite kontrollerinin yapıldığı belirtilmiştir.
73. Bakanlık görüşünde, SSPE hastalığı ile kızamık aşısıuygulamaları konusunda üniversite öğretim üyelerinin katılımıyla 27/7/2016tarihinde bir toplantı gerçekleştirildiği ve bu toplantı sonunda "Hiçbir aşının etkinliği %100 değildir. Onedenle de aşılanan çocuklarda hastalık görülebilir. Kızamık aşısı, etkinliğien yüksek aşılardan biridir. Bu nedenle uzun yıllar boyunca tek doz aşıuygulanması önerilmiştir. Kızamık aşısının uygulandığı aya bağlı olarak tek dozaşı uygulaması sonucunda koruyuculuğu %90-98 arasında değişmektedir."şeklinde tespitlerin yapıldığı ifade edilmiştir.
74. Bakanlık görüşünde; Diyarbakır İdare Mahkemesinin E.S.ye aşıyapıldığına dair sağlık ocağı kayıtlarında herhangi bir bilginin bulunmadığıtespitini yaptığı, kezabaşvurucuların da bu yöndeherhangi bir belgeyi derece mahkemelerine sunmadığı, bu durumda yasal mevzuatda dikkate alınarak aşı takip sorumluluğunun belirlenmesinin faydalı olacağıbelirtilmiştir.
75. Bakanlık görüşünde; Sağlık Bakanlığından konuya ilişkingörüş alındığı, Sağlık Bakanlığı tarafından kendilerine gönderilen görüşyazısında 4721 sayılı Kanun'un "Ana vebaba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarakgerekli kararları alır ve uygularlar." şeklindeki 339.maddesinin birinci fıkrasına atıf yapılarak aşı konusunda asıl olarakebeveynlere görev yüklenmiş olduğununun belirtildiğiifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde, nitekim Diyarbakır İdare Mahkemesinin deaşı takibi konusunda asıl sorumluluğun ailede olduğu yönünde değerlendirmeleryaptığı belirtilmiştir.
76. Bakanlık görüşünde ayrıca zorunlu aşı uygulamaları ilealakalı olarak Anayasa Mahkemesinin 11/11/2015 tarihli ve 2013/1789 bireyselbaşvuru numaralı kararına değinilmiştir.
77. Bakanlık görüşünde; somut olayda yaşam hakkının maddiboyutunun ihlal edilip edilmediğinin takdiren SağlıkBakanlığından temin edilebilecek evrakın da gözönündebulundurularak incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
78. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların bu başlık altında ilerisürdüğü iddiaların temel olarak yaşam hakkı ile ilgili olduğu değerlendirilerekincelemenin bu kapsamda yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
79. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
80. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
81. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşamhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
82. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
83. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu kesimlerindeki veözel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onlarıdenetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
84. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göredevletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumakiçin yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.
85. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlıkkuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastalarınyaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gereklitedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B.No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
86. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, yaşam hakkınıkorumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusalolsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
87. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Budurumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarınınaçık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59;Nail Artuç, § 37).
88. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleritazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamadada etkili olmasıgerekir. Bir başvuru yolunun ancakhak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermişbir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderimsunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
89. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilerisürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğübulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ileilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garantialtına almamaktadır (Aysun Okumuş ve AytekinOkumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
90. Somut olayda başvurucular, kızları E.S.ninSSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirmesi üzerine idare aleyhineaçtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonra yaşam hakkının ihlaledildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, SSPEhastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddia ilerisürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sundukları dilekçelerdegerekse bireysel başvuru formunda kızlarına kızamık aşısı yaptırdıkları hâldebu aşının yeterli dozda ve uygun koşullarda yapılmaması nedeniyle önleyici etkigösteremediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca kızamık aşısının ülkegenelinde yaygın olarak yapılmamış olmasından şikâyet etmişlerdir.
91. Bu durumda öncelikle başvurucuların kızları E.S.ye idaretarafından kızamık aşısı yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulmasıgerekir. Zira aşının uygun koşullarda yapılmadığı iddiası E.S.ye aşı yapılıpyapılmadığı hususu ile doğrudan bağlantılıdır.
92. Başvurucular bireysel başvuru formunda kızlarına kızamıkaşısı yaptırdıklarını belirtmişler ancak bu aşının nerede ve kimler tarafındanyapıldığı hususunda bir açıklamada bulunmamışlardır. Bununla birlikte başvuruformu ve eklerinin incelenmesi neticesinde başvurucuların derece mahkemelerinesundukları dilekçelerde, bağlı oldukları sağlık ocağında kızamık aşısıyaptırdıklarını iddia ettikleri görülmektedir. Başvurucuların bu iddiaları ileilgili olarak derece mahkemelerinin ise Silvan Kaymakamlığı İlçe Sağlık GrupBaşkanlığının 5/11/2008 tarihli yazısında E.S.ye kızamık aşısı yapıldığına dairherhangi bir kayda rastlanmadığının belirtildiğini ve E.S.ye aşı yapıldığınıgösteren herhangi bir bilgi ve belgenin başvurucular tarafından dava dosyasınasunulmadığını dikkate alarak sağlık ocağı ekiplerince E.S.ye kızamık aşısıyapılmadığı sonucuna ulaştığı anlaşılmaktadır.
93. Bu durumda sağlık ocağı personelinin koruyucu sağlıkhizmetlerini yürüttüğü sırada tutmakla yükümlü olduğu kayıtlara ilişkin içhukukta ne gibi düzenlemeler olduğunun açıklanması ve derece mahkemelerinceverilen kararların bu kapsamda değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
94. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında; sağlıkocakları ve evlerinin her türlü koruyucu hekimlik hizmetlerini, hastalarınmuayene ve tedavisi ile sağlık ocağına kayıtlı şahısların sağlık sicillerinitutmakla mükellef olduğu belirtilmiştir (bkz. § 36). Keza GenişletilmişBağışıklama Programı Genelgesi'nin "AşıUygulamalarında Kayıt ve Bildirim Sistemi" başlıklı kısmında,aşı uygulamalarının ilgili tüm formlara zamanında, tam ve doğru olarakkaydedilmesinin sağlanması gerektiği ifade edilmiş ve hangi forma hangibilgilerin kaydedileceği açıklanmıştır. Anılan Genelge'deayrıca ailelere mutlaka aşı kartı verilmesi gerektiği ifade edilmiştir (bkz. §§57, 58).
95. Başvurucular, yukarıda açıklanan aşı kayıt sistemininyetersiz olduğu yahut bu sistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediğiyönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde söz konususistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediğine işaret eden herhangi birveri de tespit edilememiştir.
96. Derece mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri AnayasaMahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesinin derecemahkemelerinin tespitlerinden farklı bir tespitte bulunabilmesi için bu husustaikna edici unsurların mevcut olması gerekmektedir. Derece mahkemeleri, davadosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak E.S.ye kızamık aşısıyapılmadığı sonucuna ulaşmıştır. Derece mahkemeleri bu sonuca ulaşırken E.S.yeaşı yapıldığına dair herhangi bir kayda rastlanmadığını belirten SilvanKaymakamlığı İlçe Sağlık Grup Başkanlığı yazısına ve başvurucuların E.S.ye aşıyapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgeyi dava dosyasına sunmamışolmasına dayanmıştır. Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak ele alındığındaderece mahkemeleri kararlarının dava dosyasında bulunan delillerle açıkçaçelişecek biçimde verildiğinden söz edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Budurumda somut olayda derece mahkemelerinin E.S.ye aşı yapılmadığı yönündekitespitinden ayrılmayı gerektirecek ikna edici bir nedenin bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır.
97. E.S.ye kızamık aşısı yapıldığının kanıtlanamadığı dikkatealındığında kızamık aşılarının uygun koşullarda yapılıp yapılmadığının ve aşıuygulamasında soğuk zincir sistemine uyulup uyulmadığının ayrıca incelenmesiningerekli olmadığı değerlendirilmiştir.
98. Somut olayda, kızamık aşılarının yeterli dozda yapılmadığıyönündeki iddiaya da değinmek gerekir. Başvurucular bu iddiayı kızlarınauygulandığını ifade ettikleri ilk kızamık aşısının dozajının yetersiz olduğuhususu ile bağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir. Başvurucular kızamıkaşısının yeterli dozda yapılmadığı yönündeki iddiayı, Türkiye'deki kızamıkaşılarının belli bir dönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususu ilebağlantılı olarak ileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgili olarak başvurucularınkızlarının hayatta olduğu dönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğinive ilk dozun çocuk dokuz aylıkken, ikinci dozun ise çocuk ilkokul birinci sınıftaiken yapılması gerektiğinin karara bağlandığını ancak başvurucuların kızlarınınikinci dozun yapıldığı döneme varmadan önce kızamık hastalığına ardından dadört yaşında SSPE hastalığına yakalandığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla buaşamada söz konusu iddianın üzerinde daha fazla durulmasının gerekli olmadığıdeğerlendirilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki kızamık aşılarının 1998yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna, kızamıkaşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılmadığı yönündeki iddia incelenirkenyine değinilecektir.
99. Başvuru konusu olayda, kızamık aşısının ülke genelindeyaygın bir şekilde yapılmadığı yönündeki iddianın ayrıca incelenmesi gerekir.Çünkü başvurucuların bu iddiası, kızamık aşısının kendi çocuklarına yapılıpyapılmadığı hususundan bağımsız olarak incelenebilir niteliktedir. Başvurucularkızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılması hâlinde SSPEhastalığına yakalanma oranının oldukça düşeceğini, başka bir deyişle kızamıkaşısının ülke genelinde yaygın şekilde yapılarak toplumun bağışıklığınınyükseltilmesi hâlinde kızları E.S.nin kızamıkhastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına yakalanmayacağını ileri sürmüşlerdir.
100. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekildeorganize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüdepozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı birhastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistemkurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemlerialması gerekir.
101. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusalmakamların gerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne vebabaların bulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığındanşüphelendikleri çocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlıkkuruluşlarındaki görevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekliönlemleri alması gerekir.
102. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksek aşılamaoranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir. Devletinnormal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumun bağışıklığınıgüçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birlikte bu pozitifyükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmesive/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde dahagenişolacağı da muhakkaktır.
103. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümleriçeren 1593 sayılı Kanun yürürlüktedir. Bu Kanun'un 88. maddesinde çiçek aşısımecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’un 57.maddesinde kızamık hastalığı da dahil olmak üzere belirli hastalık türlerisayılmış, 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilen hastalıklardan birininortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda bir kısımtedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu tedbirler arasında hastalaraveya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanması şeklindeki tedbirede yer verilmiştir (bkz. §§ 24-31). Başvuruya konu olayların meydana geldiğidönemde yürürülükte bulunan Genelge'deise bebeklik dönemini de kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitliperiyotlar dâhilinde bazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usuller düzenlenmiştir(Halime Sare Aysal[GK], B. No:2013/1789, 11/11/2015, §§ 71, 72).
104. Kızamık aşısının ülke genelinde yaygın bir şekildeyapılmadığı yönündeki iddia ile ilgili olarak SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonuraporundaki verilere değinmek yerinde olacaktır. Başvurucular, bireysel başvuruformunda anılan rapora yönelik herhangi bir iddia ve itiraz ilerisürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde, çeşitli üniversitelerde görev yapanakademisyenlerce hazırlanan söz konusu raporun objektifliğinin ve/veyayeterliğinin sorgulanmasına neden olabilecek herhangi bir husus da tespitedilememiştir. Dolayısıyla kızamık aşısının ülke genelinde yaygın bir şekildeyapılmadığı yönündeki iddia değerlendirilirken bu rapordaki verilerdenyararlanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı kanaatine varılmıştır.
105. Derece mahkemelerince hükme esas alınan SSPE Bilimselİnceleme Komisyonu raporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığıkomplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkinaşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.Raporda; Türkiye'de 1970 yılında başlatılan rutin kızamık aşısı uygulamasınınDünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987yılından bu yana giderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında%60,7'ye, 1991-1994 yılları arasında %73,7'ye, 1995-1998 yıllarında ise %76'yaulaştığı belirtilmiştir. Raporda, başvurucuların kızlarının dünyaya geldiği2000 yılının da aralarında bulunduğu 1999-2002 döneminde %81,7 aşılama oranınaulaşıldığı ifade edilmiştir. Raporda ayrıca 2003-2005 yılları arasındagerçekleştirilen kızamık aşı günleri kapsamında 15 yaş altı 18,5 milyon çocuğaaşı yapıldığı belirtilmiştir.
106. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucularınkızları E.S.nin dünyaya geldiği dönemde kızamıkhastalığının eliminasyonu tam olarak gerçekleştirilememiş ise de kızamıkhastalığının eliminasyonu için sürekli olarak artan aşılama oranlarınaulaşıldığı ve bu kapsamda rutin aşılamaların yanı sıra çeşitli aşı kampanyalarıyürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçların öncelik sıralamasının belirlenmesindeve kamusal kaynakların hangi sağlık hizmetine ne kadar tahsis edileceğihususunda idari makamların daha elverişli konumda oldukları dikkate alındığındasomut olayda anılan dönemde kızamık hastalığının tamamen yok edilememişolmasında yetkili makamlara bir sorumluluk atfedilemeyeceğideğerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların yaşadığıbölgede başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde rutin aşılamaların yanısıra ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek bir durumun olduğuna ve buhususta o dönemde yetkili olan kamu makamlarına bildirimde bulunulduğunailişkin bir kayıt da mevcut değildir. Başvurucular da olayların meydana geldiğidönemde -E.S. henüz kızamık hastalığına yakalanmamışiken- yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesi üzerine yetkili kamumakamlarına durumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarının durumu bildiğiniancak gerekli tedbirleri almadığını ileri sürmemişlerdir. Esasında bulaşıcıhastalığa ilişkin bir vakanın görülmediği ve/veya bir salgının ya da salgıntehlikesinin olmadığı normal durumlarda derece mahkemelerinin kararlarında dabelirtildiği üzere aşı takip sorumluluğunun asıl olarak anne ve babalarüzerinde olduğu kabul edilmelidir.
107. Başvuru konusu olayda son olarak Türkiye'deki kızamıkaşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususunadeğinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporunagöre Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağındayapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yıllarıarasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş; 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tekdoz önerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk dozkızamık aşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermişve 2003 yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindekibu bilgi ve belgeler dikkate alındığında Türkiye'de belli bir dönem tek dozolarak uygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarlauyumlu olduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket edenkamu makamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağıdeğerlendirilmiştir.
108. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olaydadevletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerinegetiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsabaşvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.
109. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
C. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
110. Başvurucular, kızlarının ölümü üzerine açtıkları tam yargıdavasının makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüşlerdir.
111. Bakanlık görüşünde; yargılamanın yaklaşık 6 yıl sürdüğü, buhususun yaşam hakkının usul boyutu açısından incelenebileceği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
112. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesineilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğinitartışmıştır.
113. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkanına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağısonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,§§ 35, 36).
114. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
115. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucuların yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE11/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.