TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BEHÇET TAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/9815)
Karar Tarihi: 12/9/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 3/10/2019 - 30907
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Behçet TAŞ
Vekili
:
Av. Hikmet AYDIN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü mensuplarınca döşenen mayının patlamasısonucu iş gücü (efor) kaybı tazminatı ödenmesi yönündeki talebin reddedilmesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/6/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu 1960 doğumlu olup Muş ilinde ikamet etmektedir.
9. Başvurucu Muş Sağlık Müdürlüğü Sıtma Savaş biriminde sıtmaişçisi olarak görev yapmakta iken Muş'un merkez ilçesine bağlı İnardı köyünde terör örgütü mensuplarınca döşenen mayının17/9/1997 tarihinde patlaması sonucu yaralanarak sol bacağını diz altındankaybetmiştir. Sağlık Kurulunun 26/11/1998 tarihli raporuna göre başvurucununçalışma gücü kaybı %65 olarak belirlenmiştir. Başvurucu olaydan sonra aynıyerde ve aynı görev unvanıyla çalışmaya devam etmiştir.
10. Başvurucu söz konusu olayda yaralanmasından dolayı çalışmagücü kaybı nedeniyle uğradığı zararına karşılık olarak 15.000 TL maddi; çekmişolduğu acı ve ıstırabı karşılığında da 2.000 TL manevi tazminat talebiyleİçişleri Bakanlığı aleyhine Van 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargıdavası açmıştır.
11. Mahkeme 15/3/2001 tarihinde başvurucunun maddi tazminattalebinin reddine, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulüne kararvermiştir. Taraflarca temyiz edilen karar Danıştay Onuncu Dairesi (Daire)tarafından 25/12/2002 tarihinde manevi tazminatın kısmen kabulü yönündenonanmış, maddi tazminat isteminin reddi yönünden ise bozulmuştur.
12. Bozma kararının gerekçesinde, uygulamada, kişinin kalıcısakatlıkları nedeniyle oluşan beden gücü kaybı nedeniyle gelirlerinde vedolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi tazminatıngerekeceğinin kabul edildiği ve bunun, efor kaybı tazminatı olarak tanımlandığıaçıklanmıştır. Daire, beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı işi zarardanönceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir efor sarfıyla yaptığıgerçeğinden hareket edilerek bir anlamda zararı, bu fazladan sarf edilen gücünoluşturduğunun kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daireye göre mahkemeceyaptırılacak bilirkişi incelemesiyle başvurucunun çalışma gücündeki kaybınvarlığının ve bu nedenle görevini ve hayatın olağan akışı içindeki diğerişlerini yerine getirirken daha fazla güç sarfedipetmeyeceği hususunun araştırılması gerekmektedir. Daire sonuç olarak daha fazlagüç sarfedileceğinin saptanması hâlinde madditazminata hükmedilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak verilenkararda hukuki isabet olmadığını belirtmiştir.
13. Bozma kararına uyan Mahkeme 30/12/2004 tarihinde madditazminat isteminin kabulüne karar vermiştir. Ancak İçişleri Bakanlığıtarafından temyiz edilen bu karar aynı Daire tarafından 20/11/2007 tarihindebozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde;
i. İdare hukuku ilkelerine göre maddi zararın; idari işlem veyaeylem nedeniyle kişinin mal varlığının aktifinde meydana gelen azalma nedeniyleuğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucuuğranılan zarar olduğu açıklanmıştır. Bedensel nitelikteki maddi zararın isekişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücününazalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayıifade ettiği belirtilmiştir.
ii. Söz konusu olaydan önce Sıtma Savaş biriminde sıtma işçisiolarak görev yapan başvurucunun, kaza sonrasında da aynı görevi sürdürdüğüne veaylık ücretinde herhangi bir eksiklik olmadığına dikkat çekilmiştir.Başvurucunun aynı görevi yürütmeye devam ederken daha fazla efor sarfettiğini ileri sürmediğine vurgu yapılmış; başvurucuya,idarece mayın patlaması sonrası oluşan ve Sağlık Kurulu Raporu ile belirlenensakatlık durumuna uygun görev verileceği dikkate alınarak bu sebeple meslektekazanma gücü kaybı oranına göre hesaplanan efor kaybı tazminatının ödenmesiyolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı belirtilmiştir.
14. Mahkeme bozma kararına uymuş ve 27/3/2009 tarihinde madditazminat istemine ilişkin davanın reddine karar vermiştir.
15. Başvurucunun temyiz ettiği karar Daire tarafından 20/6/2013tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin19/3/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
16. Nihai karar başvurucu vekiline 22/5/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
17. Başvurucu 8/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
18. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüHakkında Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“İdaridava türleri şunlardır:
…
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tamyargı davaları
…”
19. 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“İdarieylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bueylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihtenitibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgiliidareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Buisteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğiniizleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediğitakdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde davaaçılabilir.”
2. Danıştay İçtihadı
20. Danıştay Onuncu Dairesinin birçok kararında, tazminathukukunda çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla kişininkalıcı sakatlıkları nedeniyle oluşan beden gücü kaybı nedeniyle gelirinde vedolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi efor kaybıtazminatı diye tanımlanan tazminatın ödenmesi gerektiğinin, beden gücü kaybınauğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göredaha fazla efor sarfederek yaptığı gerçeğindenhareket edilerek kişinin bu zararını bizzat kendisinin daha fazla bir güç harcayarak gidermişolması nedeniyle ilgili idarenin tazmin sorumluluğuna gidildiğinin belirtildiğianlaşılmaktadır (Danıştay Onuncu Dairesinin 25/9/2007 tarihli ve E.2004/5845,K.2007/4387 sayılı; 22/2/2008 tarihli ve E.2007/7170, K.2008/847 sayılıkararları).
21. Danıştayın; somut olaya benzernitelikteki davalarda efor kaybı tazminatına ilişkin fiziksel bütünlüğü ihlaledilen kişinin, meydana gelen sakatlıktan sonra daha az güç harcayarakyürütebileceği bir göreve atanıp atanmadığı, aynı görevi yürütmekle birliktekalıcı sakatlığının aynı iş için daha fazla efor harcamasını gerektirecek boyutve nitelikte olup olmadığı, sakatlık durumuna uygun başka bir göreve atanıpatanmadığı gibi kriterlere göre değerlendirme yaptığı anlaşılmaktadır (DanıştayOnuncu Dairesinin 18/9/2009 tarihli ve E.2007/57, K.2009/8097 sayılı; 19/2/2010tarihli ve E.2008/191, K.2010/1355 sayılı kararları).
22. Yine Danıştay kararlarında, vücut bütünlüğü zarara uğrayanıngörev yerinin değişmesi nedeniyle aylık gelirinde meydana gelen azalmatutarının, efor kaybı tazminatı kapsamında değerlendirilmediği anlaşılmaktadır(Danıştay Onuncu Dairesinin 22/2/2008 tarihli ve E.2007/7170, K.2008/847sayılı; 19/2/2010 tarihli ve E.2008/191, K.2010/1355 sayılı kararları).
23. Danıştay Onuncu Dairesinin 6/6/2018 tarihli ve E.2017/4202, K.2018/2053sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Tazminat hukukunda çağın gereklerineuygun olarak geliştirilen içtihatlarla kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniylebeden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bireksilme meydana gelmemiş olsa dahi güç (efor) kaybı tazminatı olarakadlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Beden gücükaybına uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişileregöre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yaptığı gerçeğinden hareket edilerek,bir anlamda zararı, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esasıbenimsenmektedir.
Öte yandan, idare hukuku ilkelerine göre maddizarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle,uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucuuğranılan zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığınakavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yokolması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayıifade etmektedir.
Kamu görevlilerinin, görevlerinin neden veetkisinden kaynaklanan güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat istemleri,mahkemece aşağıda belirtilen ilkeler çerçevesinde bilirkişi incelemesiyaptırılmak suretiyle hesaplanıp karara bağlanmalıdır.
A-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücükaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, idarecebedensel kaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylıkgelirinde bir azalma olmamış ise, mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesiile kamu görevlisi olan davacının yeni görev yerindeki aynı işi yapan emsalikamu görevlilerine nazaranne kadar daha fazla güç(efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmelive tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmaksuretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.
B-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücükaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, bedenselkaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylık gelirindebir azalma olmuş ise, davacı kamu görevlisinin önceki görev yeri aylık geliriile yeni görev yeri aylığı arasındaki 'fark'kadar veayrıca davacının yeni görev yerinde aynı işi yapan emsali kamu görevlilerinenazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceğihususu oran olarak tespit edilmeli ve davacı kamu görevlisinin aylık netgelirine tespit edilen bu oran uygulanmak suretiyle belirlenecek 'tutar' kadartoplam güç (efor) zararı bulunduğu dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır.
C-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücükaybına uğrayan davacı kamu görevlisi aynı işi yapmaya devam ediyor ise,mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile kamu görevlisi davacının aynıişi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespitedilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiylegüç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.
Nitekim, sağlık kurulu raporuna göre %20oranında çalışma gücü kaybına uğrayan bir davacının güç (efor) tazminatıödenmesi isteminin idare mahkemesince, olaydan sonra davacının aynı yerde, aynıgörev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş ve özlük haklarında her hangi birdeğişiklik olmadığı gerekçesiyle reddi ile sonuçlanan dava ile ilgili olarakyapılan bireysel başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 23/3/2016 tarih, BaşvuruNo: 2013/5670 sayılı kararında, mahkeme tarafından ulaşılan sonucunbaşvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisiz kaldığı,başvuranın Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınankişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği sonucunaulaşmıştır..."
B. Uluslararası Hukuk
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında, mülkiyethakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerininbunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerkbir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129).
26. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altınaalmadığını kabul etmektedir (Slivenko vediğerleri/Letonya [BD], B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B.No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
27. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancakmüdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesinin anlamı kapsamında bir mülkile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna görealacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyethakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98,28/9/2004, § 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98,12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlariçin Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:17849/91, 20/11/1995, § 31).
28. Arzhiyeva ve Tsadayev/Rusya(B. No: 66590/10, 3773/11, 13/11/2018) kararına konu olayda terör olaylarısebebiyle uğranılan zararlar bakımından yapılan değerlendirmede başvurucularınyerleşik idari uygulama çerçevesinde tazminat elde etme yönünde meşru bir beklentilerinin olduğu kabuledilmiştir (Arzhiyeva ve Tsadayev/Rusya,§ 48). AİHM, devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri çerçevesindekiilkelerin büyük ölçüde benzeştiğini belirtmiş, başvuruculara somut olaydatazminat ödenmemesinden dolayı Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinde güvence altına alınan mülkiyetten barışçıl yararlanmahakkından doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği sonucuna varmıştır (Arzhiyeva ve Tsadayev/Rusya,§§ 51-58).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu mayın patlaması sonucu %65 oranında efor kaybınarağmen hukuka aykırı olarak maddi tazminat talebinin reddedildiğinden yakınarakbu efor kaybının maddi bir değere tekabül etmediğinin kabul edilmesinin doğruolmadığını, Danıştay Dairesinin ilk başta ret kararını bozmuş iken sonradankararını değiştirdiğini ve hukuki güvenlik ilkesini bozduğunu belirtmiştir.Başvurucu günlük yaşamında daha fazla efor sarf etmek zorunda kaldığının gözardı edildiğini ve davanın reddedilmesiyle tazminathukukunun bütün ilke ve ölçütlerinden uzaklaşıldığını ifade ederek mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Başvurucu 25/4/2016 tarihli dilekçe ile Anayasa MahkemesininOsman Konuktar (B.No: 2013/5670, 23/3/2016) başvurusunda verdiği kararı emsal olarak sunmuştur.
B. Değerlendirme
32. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
i. Genel İlkeler
34. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35.maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olupolmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §26; İhsan Vurucuoğlu,B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
35. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bubağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul vegayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynî hakların vefikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyethakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran vediğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
36. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilenmülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlardakabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarındanbağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge, B. No:2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğluve diğerleri, § 51).
37. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -kişinin bu konudakimenfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramıiçinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyutbir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değilmülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak bellidurumlarda bir ekonomik değerveya icrası mümkün bir alacağıelde etmeye yönelik meşru bir beklentiAnayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; MehmetŞentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).
38. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıpbelirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunugösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynî menfaatle ilgili hukuki birişleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk,§ 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşrubeklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddiaedilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümlerive yargı kararları ile yapılmaktadır (ÜçgenNakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ilerisürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir(Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,§ 37).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
39. Öncelikle bir ekonomik değer ifade eden tazminat alacağınınmülkiyet hakkının konusunu teşkil edebileceğinde bir tereddüt bulunmamaktadır.Somut olayda tartışma konusu olan başvurucunun bu tazminat alacağının varlığınıkanıtlayıp kanıtlayamadığı hususudur. Başvurucunun açtığı tazminat davasıreddedildiğine göre mevcut bir mülkün varlığından söz edilemez. Ancakbaşvurucunun bu alacağı elde etmeye yönelik somut bir temele dayalı meşrubeklentisinin olup olmadığı da belirlenmelidir.
40. Anayasa Mahkemesi yukarıda da değinildiği üzere meşrubeklentinin tespiti bakımından başvurucunun talebini bir kanun hükmüne veyayerleşik bir yargısal içtihada dayandırmasını beklemektedir. Diğer bir deyişleancak böyle bir somut temelin varlığı hâlinde meşru beklentinin varlığından sözedilebilecektir (yargı kararına dayalı olarak meşru beklentinin kabul edildiğikarar için bkz. Osman Ukav,B. No: 2014/12501, 6/7/2017, §§ 55-59; buna karşılık böyle bir somut temelolmadığı için meşru beklentinin mevcut olmadığının tespit edildiği karar içinbkz. Mehmet Şentürk, §§ 40-54).
41. Somut olayda ise başvurucunun mayın patlaması sonucuyaralandığı ve %65 oranında çalışma gücü kaybına uğradığı kamu makamlarıncatespit edilmiş durumdadır. Başvurucunun efor kaybı tazminatı talebi ise derecemahkemelerince reddedilmiştir. Bununla birlikte Danıştay Onuncu Dairesininyerleşik içtihadına göre kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle oluşan bedengücü kaybı nedeniyle gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilmemeydana gelmemiş olsa dahi efor kaybı tazminatı diye tanımlanan tazminatınödenmesi gerektiğinin kabul edildiği görülmektedir. Buna göre beden gücükaybına uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişileregöre daha fazla efor sarfıyla yaptığı vurgulanarak kişinin bu zararını bizzatkendisinin daha fazla bir güçharcayarak gidermiş olması nedeniyle ilgili idarenin tazmin sorumluluğunagidildiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 20-23).
42. Dolayısıyla mayın patlaması sonucu yaralanan başvurucununuğradığı efor kaybı zararının tazmini bakımından yerleşik Danıştay içtihadınadayalı Anayasa'nın 35. maddesi anlamında meşru bir beklentisinin mevcut olduğukabul edilmelidir.
b. PozitifYükümlülüklerin İhlal Edilip Edilmediği
i. Genel İlkeler
43. Başvuru konusu olayda terör örgütü mensuplarınca döşenen birmayının patlaması sonucu yaralanan başvurucunun bu olay nedeniyle efor kaybınauğradığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun belirtilen maddi zararıyönünden mülkiyet hakkına yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan birmüdahale mevcut değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi daha önce pek çokkararında kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda dahi devletedüşen pozitif yükümlülükler olduğunu kabul etmiştir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §34; Eyyüp Boynukara, B.No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğluİnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri A.Ş., B. No: 2014/8649,15/2/2017, § 44; Selahattin Turan,B. No: 2014/11410, 22/6/2017, §§ 36-41).
44. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekildekorunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir.Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasınailişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimidurumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyethakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, §§39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda TemizlikHizmetleri A.Ş., § 44).
45. Ancak hemen belirtmek gerekir ki bazı durumlarda devletinpozitif ve negatif yükümlülüklerinin birbirinden ayrılması da mümkünolamamaktadır. Üstelik devletin ister pozitif isterse de negatif yükümlülüklerisöz konusu olsun, uygulanacak ilkeler de çoğunlukla önemli ölçüdebenzeşmektedir (Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. veTic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 70).
46. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sağlayan yargısal yolları daiçeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçevekapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olanuyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmesorumluluklarını da içermektedir (SelahattinTuran, § 41).
47. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişilerarasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücüolduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının sözkonusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığındansöz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili veyeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunlulukdavacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birliktemülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddiave itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerekkarşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,24/5/2018, § 53).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
48. Başvurucu Muş İl Sağlık Müdürlüğü Sıtma Savaş birimindesıtma işçisi olarak görev yapmakta iken terör örgütü mensuplarınca döşenen birmayının patlaması sonucu yaralanmıştır. Başvurucunun %65 oranında çalışma gücükaybına uğradığı sağlık kurulu raporu ile tespit edilmiştir.
49. Başvurucu efor kaybına uğradığını belirterek tazminattalebinde bulunmuş ancak açtığı davada ilk derece mahkemesi başvurucununolaydan sonra da aynı birimde ve aynı unvanla çalıştığı gerekçesiyle talebireddetmiştir. Bu karar Danıştay Dairesince onanmış ve karar düzeltme talebininreddiyle birlikte kesinleşmiştir.
50. Bununla birlikte yukarıda da değinildiği üzere DanıştayDairesinin diğer kararlarında kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle beden gücükaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilmemeydana gelmemiş olsa dahi efor kaybı tazminatı olarak adlandırılan tazminatınödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Buna göre Danıştay Dairesince kamugörevlilerinin, görevlerinin neden ve etkisinden kaynaklanan efor kaybınadayanan maddi tazminat istemlerinin, kararlarda belirtilen ilkeler çerçevesindebilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hesaplanıp karara bağlandığıgörülmektedir (bkz. §§ 20-23).
51. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 17. maddesininihlal edildiği iddiasına ilişkin Osman Konuktar başvurusunda derece mahkemelerinceulaşılan sonucun başvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisizkaldığı, ihlalin tespiti ve giderilmesi için devletin etkin yargılama mekanizmasıkurma ve adil bir şekilde yargılamayı yürütmeye ilişkin pozitif yükümlülüğüaçısından Anayasa’nın koruması kapsamındaki hak için öngörülen standartlarauygun bir denge sağlanmadığı sonucuna ulaşmıştır (Osman Konuktar, §§ 36-48).
52. Bu durumda mayın patlaması sonucu yaralanan başvurucununyerleşik yargısal içtihada dayalı olarak meşru beklenti teşkil ettiğinigösterdiği efor kaybı tazminatı talebinin reddedildiği olayda derecemahkemelerinin davanın reddine ilişkin gerekçelerinin konu ile ilgili veyeterli olmadığı anlaşılmakla mülkiyet hakkının pozitif yükümlülükleriçerçevesinde etkili ve adil bir karar verme yükümlülüğünün yerine getirilmediğisonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
55. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işleminve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebepolduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülendiğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
56. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasamaişlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderimyolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
57. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeyegönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §58).
58. Buna göre; Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiğihâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derecemahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararındabelirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleriyapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,§ 59).
59. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespitedilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır(Mehmet Doğan, § 60).
60. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
61. Başvurucunun yerleşik yargısal içtihada dayanan meşrubeklentisi kapsamında görülen efor kaybı tazminatı talebinin derecemahkemelerince reddedilmiş olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararındankaynaklandığı anlaşılmaktadır.
62. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucunauygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere Van 1. İdare Mahkemesine (E.2009/69,K.2009/778) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
63. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi mülkiyethakkının ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından yeterli görüldüğündenbaşvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Van 1.İdare Mahkemesine (E.2009/69, K.2009/778) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.